Peygamberler Tarihi İ.Yiğit

Hz. Şuayb (a.s.) Hayatı Kıssası

ONBEŞİNCİ BöLÜM…

HZ. ŞUAYB
(A.S.)

A. Soykütüğü.

B.
Medyenliler Ve Eykeliler
.

C. Hz. Şuayb
(A.S.)’ın Peygamber Olarak Görevlendirilişi

D. Müşriklerin
Hz. Şuayb (A.S.)’ın Davetini Engellemeleri

E.
Müşriklerin Namazla Alay Etmeleri

F. Müşrik
Elebaşıların Hz. Şuayb {A.S.) Ve Ashabını Tehditleri

G. Şiddete
Başvurma-Ölüm Tehditleri

H.
Medyenliler’in Helaki

I. Eykelilerin
Helaki

İ.
Ashabü’r-Res
.

 

 

 

ONBEŞİNCİ
BöLÜM

 

 HZ. ŞUAYB (A.S.)

 

A. Soykütüğü

 

Hz. Şuayb’ın (a.s.)
soyu hakkında ihtilaf edilmiştir. İslâmi kaynaklarda zikredilen şecerelerden
biri İbn İshâk rivayetine dayanır ve şöyledir: Şuayb b. Mikâil b. Yeşcür b.
Medyen b. İb­rahim.[1] Tevrat ise onu, Hz. Musa
(a.s.)’m kayınpederi Midyan kâhini Yetro veya Reuel olarak tanıtır.[2] Ancak
Kur’ân-ı Kerim Hz. Musa (a.s.)’dan ve Hz. Şuayb (a.s.)’dan bahsettiği yerlerde,
Hz. Musa (a.s.)’m Mısır’dan kaçarak, gittiği Medyen’de kızıyla evlendiği bu
şahsın Şuayb peygamber olduğuna dair bir bilgi vermemiştir. Bu hususta
hadislerde de malûmat yoktur. Bu ba­kımdan, Tevrat’taki bu rivayetler, tartışma
konusu olmuştur. Taberi ve İbn Kesir gibi pek çok alim, Hz. Musa (a.s.)’m
kayınpe­derinin Şuayb peygamber olduğunu bildiren rivayetlere itibar
etmemişlerdir.[3]

Ömer Ahmed Ömer de,
Hz. Musa (a.s.)’m kayınpederi olan bu sâlih kişinin Şuayb peygamber olmadığı
kanâatindedir ve görüşünü şöyle delillendirir:

“Biz, o
ihtiyarın, Şuayb peygamber olmadığı görüşünü ter­cih ediyoruz. Çünkü Hz. Şuayb
(a.s.), kendisini yalanlayan kav­minin helakine şahit olmuş, bu felaketten
sonra sâdece O ve mü’minler hayatta kalmıştır. Bu durumda, mü’min olması gere­ken
çobanların, onun kızlarının hayvanlarını sulamalarına engel olmaları mümkün
değildir. Diğer taraftan, bu kaba saba çoban­ların, umûmî felâketten önce onu
yalanlayanlardan olması da imkânsızdır, çünkü bahsedilen bu şahıs, o sırada çok
ihtiyar bir durumdaydı. Eğer bu ihtiyar bir peygamber olsaydı, yanında 10 yıl
yaşayan damadına, kendi dininden bâzı şeyleri öğrettiğini duyardık. Halbuki
Kur’ân’da bu şahıs hakkında söylenen tek şey talihlerden biri’ olduğudur. Yine
Hz. Şuayb (a.s.), kavmine söylediği, ‘Lût kavmi sizden uzak değildir’ 4
sözünden anlaşıldığı gi­bi, Hz. Lût (a.s.)’dan kısa bir süre sonra, yâni Hz.
Musa {a.s.)’dan çok önce yaşamıştır. Çünkü Hz. Lût (a.s.) ve yaklaşık aynı
yıllarda yaşayan amcası Hz. İbrahim (a.s.) zamanı ile Hz. Musa {a.s.) zamanı
arasındaki süre, pek çok tarihçinin kabulüne[4],
asırdan fazladır.”[5] 

 

B. Medyenliler Ve Eykeliler

 

Hz. Şuayb (a.s.),
mensubu olduğu Medyenliler ve komşula­rı Eykeliler’e peygamber gönderilmiştir.
Bâzı rivayetlere göre, Hz. Hûd (a.s.), Hz. Sâlih (a.s.) ve Rasülullah (s.a.v.)
ile birlikte Arap asıllı dört peygamberden biri olan ve fesahati, belagatı ve
kavmi­ni imana davet faaliyetinde gösterdiği nezâketi sebebiyle, “Pey­gamberlerin
hatibi” unvanıyla tanınan Hz. Şuayb (a.s.), önce Medyen halkını, daha
sonra da Eyke halkını veya ikisini birlikte kurtuluşa çağırmıştır. Kur’ân-ı
Kerim, onun, üç yerde Medyen kavmine, bir yerde de Eyke halkına peygamber
gönderildiğini bildirmektedir. Bu farklı bilgi, Medyenlilerle Eykeliler’in aynı
kavim veya ayrı kavimler olduğu hususunda görüş farklılığına yol açmıştır.
İlgili âyetlerde Hz. Şuayb (a.s.)’a “Medyenlüer’in kardeşi”
denilmesine karşılık Eyke halkı için böyle bir ifade kul­lanılmamıştır. Yine,
Kur’ân-ı Kerim’de iki toplumun maruz kal­dığı ilâhî azap farklı tâbirlerle
ifâde edilmektedir. Hz. Şuayb (a.s.)’m bu iki toplumdan sâdece birine nisbet
edilmesi ve iki toplumun çarptırıldıkları azâbm farklı tâbirlerle
anlatılmasından hareket eden ilim adamları, bu iki halkın ayrı iki kavim olduğu­nu
savunurlar.[6] Ancak ilgili âyetlerde bu
iki kavim için zikredi­len ahlâkî hastalıklar ve Hz. Şuayb (a.s.)’m her iki
topluluğa ver­diği mesaj aynıdır. Bu benzerliği esas alanlar ise, onların tek
kavim  olduğu görüşünü  benimsemişlerdir. Klâsik  müfessirler içinde bu görüşü benimseyenlerin
sayısı daha fazladır.[7]

Ancak yapılan yeni
araştırmalarda elde edilen bâzı bilgiler, bu ihtilafı ortadan kaldırmıştır.
Buna göre, Medyenlilerle Eykelİler, iki ayrı toplum olmakla birlikte, yakın
bölgelerde yaşa­yan aynı soya mensup iki kardeş kabiledir. İnanç sistemleri ve
yaşayış tarzları birbirine çok yakındır. Medyenliler, Hz. İbrahim (a.s.)’m
üçüncü hanımı Katura’dan doğma oğlu Medyen’in, Eykeliler ise yine Katura’dan doğma
diğer çocuklarının soyudur­lar. Medyenliler’in merkezi, Akabe körfezinin doğu
sahillerindeki Medyen şehri, Eykeliler’in merkezi ise Kuzey Arabistan’da bugün
Tebük adını taşıyan Eyke şehridir. Coğrafyacılar, Hicaz bölgesi­nin
kuzey-batısında, Akabe körfezinin doğu sahilinde yer alan Medyen ile Eyke
arasındaki mesafenin, kervanlarla altı günde geçildiğini bildirmişlerdir.[8] Hz.
Şuayb fa.s.), bu iki halkın pey­gamberi olarak görev yapmıştır. Bâzı
kaynaklarda önce Meyden-liler’i, onların helakinden sonra da Eykeliler’i hakka
çağırdığı belirtilsede[9] bu
konuda da bir açıklık yoktur. İki toplumun pey­gamberliğini aynı sırada
yürütmüş olması da mümkündür.

Aynı soydan gelen,
aynı dili konuşan, aynı din ve kültürü paylaşan ve yakın topraklarda yaşayan’
bu iki toplumun, yoğun bir şekilde ticari ve beşerî ilişkiler kurmuş oldukları
kesindir. Her iki toplumun, ticarette ileri gitmesi, her ikisinde ticarî ha­yatta
dürüstlük ve doğruluğun kaybolması ve müşterek ahlâkî çöküntü de bunu
göstermektedir. Bu münasebetle, bu iki kardeş topluma tek peygamber gönderilmiş
olmalıdır.

Medyen şehri,
Kızildeniz sahilini takip eden Yemen-Medine-Suriye ticaret yolu ile Irak’tan
Mısır’a giden yolun kesişme noktasında yer alması sayesinde, ticarî sahada önem
kazanmış, dönemin büyük ticarî merkezleri arasına girmişti.[10]
Tebük şeh­rinde de ticari hayat çok canlıydı. Ancak Hz. Şuayb (a.s.)’m gön­derildiği
dönemde, her iki şehirde, ticari hayatta dürüstlük bü­yük ölçüde kaybolmuş,
ölçü ve tartı işlerinde hilekârlık alıp yü­rümüştü. Fitne ve bozgunculuk son
derece yaygınlaşmıştı.

Önceleri ataları Hz.
İbrahim (a.s.)’m dininde olan Medyen ve Eyke halkı, zamanla bu dini tahrif
etmişler, giderek bütünüy­le batıl inançlara saplanmışlardı. Tevhid inancını
terk etmişler, kendilerine uydurma ilahlar edinerek Allah’a ortak koşmaksizm
inanmaz olmuşlardı. Bilhassa ticarî faaliyetlerde hilesiz iş yap­mıyorlardı.
Ancak onlar, buna rağmen, Müslüman olduklarına inanıyorlar; bâtıl inançlarını
savunarak bunlarla övünüyorlardı. [11]

 

C. Hz. Şuayb (A.S.)’ın Peygamber Olarak Görevlendirilişi

 

Allah Teâlâ, haktan
uzaklaşarak küfre saplanmış Medyen halkına aralarından Hz. Şuayb (a.s.)’i
peygamber olarak gönder­di. Onu delil ve mucizelerle destekledi. Hz. Şuayb
(a.s.), diğer peygamberler gibi, işin başında, onları, uydurmuş oldukları sah­te
ilahları terk edip, tek olan Yüce Allah’a kulluk etmeye çağırdı. Onları, ölçü
ve tartıda dürüst davranmaya davet etti. Maddi ba­kımdan iyi bir durumda
olduklarını hatırlatarak, ölçü ve tartıyı eksik yapma alışkanlığını
bırakmalarını, aksi takdirde bu kötü adet yüzünden büyük bir azaba
çarptırılacaklarını söyledi. Helal kazancın bereket ve haynu işaret etti.
Söyledikleri gibi, gerçek Müslümanlar iseler, yeryüzünde fitne ve fesat
çıkarmayı bıraka­rak kendisine iman etmeleri gerektiğini vurguladı. Kur’ân-ı Ke­rim,
onun sözlerini şöyle aktarmaktadır:

“Medyen halkına
da kardeşleri Şuayb’i peygamber olarak gönderdik. Şuayb onlara şöyle dedi: Ey
kavmim! Allah’a kulluk edin, sizin O’ndan başka ilahınız yoktur. İşte size,
Rabbiniz tara­fından apaçık bir mucize (bir delil) gelmiştir. Ölçüyü ve tartıyı
tam tutun, insanların mallarının değerini düşürmeyin. Islah edilme­sinden sonra
yeryüzünde bozgunculuk çıkarmayın. Eğer iman ediyorsanız, bu, sizin için daha
hayırlıdır.”[12]

Hz. Şuayb (a.s.),
onlara kendiliklerinden uydurdukları tan­rıları bırakıp sadece Allah’a kulluk
etmedikleri ve içinde yüzdük­leri maddî refaha rağmen ticari hayattaki
sahtekârlıklarını bı­rakmadıkları takdirde, şiddetli bir azaba
çarptırılmalarından korktuğunu söylüyordu. Mü’minlerin ticarette dürüst davrana­rak
elde edecekleri kazancın kendileri için daha hayırlı olduğunu belirtiyor,
bununla birlikte, onların üzerinde bir gücü olmadığı­nı, onları inanmaya
zorlayamayacağını ifâde ediyordu:

“Medyen’e de
kardeşleri Şuayb’i gönderdik. Şuayb onlara, ‘Ey kavmim, Allah’a kulluk edin,
sizin O’ndan başka hiç bir ilahı­nız yoktur. Ölçüyü ve tartıyı da eksik
tutmayın; ben sizi bir refah içinde görüyorum ve ben, sizi kuşatacak bir günün
azabından korkuyorum. Ey kavmim! Ölçeği ve teraziyi tam dengi dengine tutun,
insanların eşyasına densizlik etmeyin ve yeryüzünde boz­gunculuk ederek fenalık
yapmayın! Eğer iman etmişler iseniz, Allah’ın helâlinden bıraktığı kâr, sizin
için daha hayırlıdır. Fakat ben, sizin üzerinizde bir gözcü değilim.”[13] 

İlgili Makaleler