Peygamberler Tarihi M.Asım Köksal

Davud Aleyhisselâm

DAVUD
ALEYHİSSELÂM

 

Dâvûd
Aleyhısselamın Soyu:

Dâvûd
Aleyhisselâmın Şekil Ve Şemaili:

Dâvûd
Aleyhisselâmın Hor Görülüşü Ve Kendisine Davar Güttürülüşü:

Dâvûd
Aleyhisselâmın Davar Güderken Karşılaştığı Haller:

Dâvûd
Aleyhisselâmın Câlût’la Karşılaşıp Onu Öldürüşü:

Tâlût’un Dâvûd
Aleyhisselâmı Kıskanarak Öldürmeğe Kalkışı:

Dâvûd
Aleyhisselâmın Peygamber Oluşu Ve Bazı Faziletleri:

Dâvûd
Aleyhisselâmın Mescidi Aksâ’yı Yaptırmağa Teşebbüs Edişi:

Kur’ân-I
Kerimin Dâvûd Aleyhisselâm Hakkındaki Açıklaması :

Dâvûd
Aleyhisselâmın Vefatı:

Dâvûd
Aleyhisselâma Peygamberimiz Ve Ümmeti Hakkında İnen Vahy:

 

 

Dâvûd Aleyhısselamın Soyu:    Başa
Dön

 

Dâvûd b.İşâ[1]
Aleyhisselâm; Yehûza b.Yâkub, b.İshak, b.İbrahim Aleyhisselâmın soyundandır. [2]

 

Dâvûd Aleyhisselâmın Şekil Ve
Şemaili:
    Başa Dön

 

Dâvûd Aleyhisselâm: kısa boylu[3],
hastalıklı, ak tenli, mavi gözlü, kırmızı yüz­lü, ince bacaklı, düz[4]
ve az saçlı idi. [5]

Tepesinin saçı dökülüp açılmıştı. [6]

Gür ve güzel sesli, güzel huylu[7],
temiz kalbli[8] ve çok
anlayışlı idi. [9]

 

Dâvûd Aleyhisselâmın Hor Görülüşü
Ve Kendisine Davar Güttürülüşü:
    Başa Dön

 

İsa’nın, Dâvûd Aleyhisselâmdan
başka, duvar gibi on iki oğlu daha vardı.

Dâvûd Aleyhisselâm, kısa boylu ve
vücudca, çelimsiz olduğu için, babası İşa, onu, hor görür, insanlar arasına
çıkarmaktan utanır, ona, davarlarını güttürürdü.

Onu, Şemûyel Aleyhisselâma da,
öteki oğullarıyla birlikte göstermek iste-memişti. [10]

 

Dâvûd Aleyhisselâmın Davar Güderken
Karşılaştığı Haller:
   
Başa Dön

 

Dâvûd Aleyhisselâm, bir gün[11],
babasının yanına gelip[12]:

“Ey Babacığım! Ben, şu
sapanımla, attığım her şeyi, muhakkak, vuruyor, yere düşürüyorum!” dedi. [13]

Babası:

“Ey oğulcuğum! Seni,
müjdelerim: Allah, senin rızkını, Sapanının içine, koy­muştur!” dedi.

Dâvûd Aleyhisselâm, başka bir gün,
yine, babasının yanına gelip

“Ey babacığım! [14]
Dağlar arasına girdiğimde, yuvasında duran bir arslana rastladım! Hiç
korkmadan, onun üzerine binip kulaklarını tuttum!” dedi[15]

Babası:

“Müjdelerim seni ey oğulcuğum!
Hiç şüphesiz, bu da, Allanın, sana verdiği bir hayırdır.” dedi. [16]

Dâvûd Aleyhisselâm, yine, başka bir
gün de, babasına gelip[17]:

“Ey babacığım! [18]
Ben, dağların arasında yürüyüp giderken, Allâhı, Teşbih ediyor (Sübhânallâh!)
diyorum.

Hiç bir dağ kalmamak üzere, bütün
dağlar, benimle birlikte, Allah’ı Teşbih edi­yor, (Sübhânallâh!)
diyorlar.” dedi.

Babası:

“Müjdelerim seni ey oğulcuğum!
Hiç şüphesiz, bu da, Allanın, sana verdiği bir hayırdır.” dedi. [19]

Dâvûd Aleyhisselâmın babası, çok
yaşlı bir ihtiyardı,

Dâvud Aleyhisselâmın kardeşleri,
Câlut’la savaşmak üzre, Tâlut’la birlikte git­mişlerdi.

Dâvûd Aleyhisselâm, babasının
davarlarını gütmek üzere, geride kalmıştı.

İsrail oğullarıyla Amâlıkalar,
çarpışmak için, birbirlerine yaklaşmış bulunu­yorlardı.

Dâvûd Aleyhisselâm, davarlarını
yayarken, kendisine bir ses geldii ki: “Ey Dâvûd! Sen, Câlût’u,
öldüreceksin!

Sen, şurada durup ne yapacaksın?
Haydi, davarlarını, Rabb’ına, emânet et de, kardeşlerine kavuş!

Tâlût; Câlût’u, öldürecek kimseye,
malının yarısını vermeyi ve kızını da, onun­la evlendirmeyi va’d etmiş
bulunmaktadır!” diyordu.

Dâvûd Aleyhisselâm, hemen,
davarlarını, Rabb’ine emânet etti. Gidip babası­nın yanına vardı.

Babası, ona:

“Sen, davarlarını, ne
yaptın?” diye sordu.

Dâvûd Aleyhisselâm:

“Ben, onlara, en koruyucu
Birini, Vekil ettim!” deyince, babası, onun bu sö­zünden, davarlara,
ancak, çoban arkadaşlarından bazısını vekil ettiğini sanmıştı.

Savaşa giden kardeşleri için azık
hazırlayıp:

“Ey oğulcuğum! Hemen,
kardeşlerinin yanına git. Düşmanları karşısında, on­ları, güçlendirmek üzere,
yaptığımız şeyleri, kendilerine teslim et!

Durumlarını, gör, benim yanıma ve
işinin başına dönmekte acele et!” dedi.

Dâvûd Aieyhisselâm, kardeşlerinin
azıklarını, asasını, torbasını ve sapanını yük­lenip hemen yola çıktı.

Yolda giderken, bir taş:

“Ey Dâvûd! Beni, götür! Senin
için -Allah’ın izniyle- Câlût’u, öldüreyim!” diye­rek seslendi.

Dâvûd Aleyhisselâm, onu, alıp
torbasına koydu. Sonra, yoluna devam etti.

Başka bir taş, ona:

“Ey Dâvûd! Beni de, al!”
diye seslendi.

Dâvûd Aleyhisselâm, ona:

“Sen, kimsin?” diye
sordu.

Taş:

“Ben, İshak’ın taşıyım ki, o,
benimle, şunları, şunları, öldürdü!

Ben -Allah’ın izniyle- Câlût’u,
öldürürüm!” dedi.

Dâvûd Aleyhisselâm, onu da, alıp
torbasına koydu.

Sonra, yoluna devam etti.

Daha başka bir taşa rastladı ki:

“Ey Dâvûd! Beni de, yanına
al!” dedi.

Dâvûd Aleyhisselâm, ona:

“Sen, kimsin?” diye
sordu.

Taş:

“Ben, Yâkub’un taşıyım. Ben
-Allah’ın izniyle- Câlût’u, öldürürüm!” dedi.

Dâvûd Aleyhisselâm, ona:

“Sen, onu, nasıl
öldüreceksin?” diye sordu. Taş:

“Ben, rüzgârdan, beni
-Câlût’un tolgasına ulaştırıp alnına değdirmesi için- yar­dım etmesini isterim
ve onu, öldürürüm!” dedi.

Dâvûd Aleyhisselâm, onu da, alıp
torbasına koydu.[20] İşte,
Dâvûd Aleyhisselâm; böylece, yolda rastlayıp:

“Ey Dâvûd! Bizi al! Câlût’u,
bizimle vurup öldürürsün!” diyerek seslenen üç taşı alıp torbasına
yerleştirmişti. [21]

 

Dâvûd Aleyhisselâmın Câlût’la
Karşılaşıp Onu Öldürüşü:
    Başa Dön

 

Dâvûd Aleyhisselâm, gelince, Tâlût,
Yağ Boynuzunu, onun başına koydu.

Boynuzdaki yağ, kaynamağa başladı.

Dâvûd Aleyhisselâm, yağdan,
süründü.

Tennûr’u da, vücûdu, doldurdu. [22]

Buna, Şemûyel Aleyhisselâm da,
Tâlût ta, İsrail oğulları da, sevindiler.[23]

Tâlût, Dâvûd Aleyhisselâma:

“Sen, Câlût’u, öldürürsen,
kızımı, seninle evlendirsem ve ülkemde senin hük­münü de, geçerli kılsam olmaz
mı?” dedi.

Dâvûd Aleyhisselâm:

“Olur!” dedi.

Tâlût; atını, zırhını ve
silahlarını, Dâvûd Aleyhisselâma verdi.

Dâvûd Aleyhisselâm, ata, bindi.
Silahlan, kuşandı.

Biraz gittikten sonra, kalbinde,
bir büyüklenme ve onurlanma his edince, ace­le, Tâlût’un yanına döndü.

Tâlût’un çevresindeki kimseler:

“Delikanlı, korktu!”
dediler.

Dâvûd Aleyhisselâm, gelip Tâlût’un
önünde durdu.

Tâlût:

“Sana, ne hal oldu?” diye
sordu.

Dâvûd Aleyhisselâm:

“Bırak beni de, onunla,
istediğim gibi, çarpışayım!” dedi.

Tâlût:

“İstediğini, yap!”
deyince, at ve silahlarını, bıraktı. Sapanını, alıp[24]
Câlût’a doğru ilerledi.

Câlût: insanların en güçlüsü ve en
katı yüreklisi idi. [25]

Başına, ağır bir demir Tolga
geçirmiş; irilikte ve güçlülükte benzeri bulunma­yan alaca bir ata da,
binmişti. [26]

Câlût, Dâvûd Aleyhisselâmı görünce,
Allah, onun kalbine bir korku düşürdü. [27]

Dâvûd Aleyhisselâma:

“Sen mi, benimle çarpışmak
için karşıma çıktın?” diye sordu.

Dâvûd Aleyhisselâm:

“Evet!” dedi.

Câlût:

“Hay oğulcuğum! Köpeğe taş
atıldığı gibi, sen de, bana, Sapanla taş mı ata­caksın?!” dedi.

Dâvûd Aleyhisselâm:

“Evet! Sen, köpekten de,
kötüsün!” dedi. [28]

Câlût:

“Ey genç! Geri dön! Seni,
öldürmeye acıyorum!” dedi.

Dâvûd Aleyhisselâm:

“Hayır! Belki, ben, seni
öldüreceğim!” dedi. [29]

Câlût kızdı:

“Sen, artık, hakettin: Ben,
senin etini, vahşi hayvanlarla gök kuşları arasında bölüştürecek, onlara, yem
edeceğim!” dedi.

Dâvûd Aleyhisselâm:

“Bismillah! Belki, Allah,
senin etini, vahşi hayvanlarla gök kuşları arasında bö­lüştürecek, yem
edecektir!” dedi. [30]

Hemen, Torbasından bir taş çıkarıp
sapanına koydu. Her taşı, çıkarıp Sapanına koyarken: “Bu, Atam İbrahimin
ismiyle! Bu, Atam İshak’ın ismiyle!

Bu, Atam İsrail’in (Yâkub’un)
ismiyle![31]
diyordu. [32] Diğer rivayete göre:

Torbasından ilk taşı alırken:
(Bismillâhi İlâh-i İbrahim = İbrahimin İlâhı olan Al-lâhın ismiyle!” dedi
ve onu, Sapanına yerleştirdi.

İkinci taşı alırkan: (Bismillâhi
İlâh-i İshak = İshak’ın İlâhı olan Allah’ın ismiyle!” dedi ve onu,
Sapanına, yerleştirdi.

Üçüncü taşı alırken: Bismillâhi
İlâh-i Yâkub = Yâkubun İlâhı olan Allah’ın ismiy­le!” dedi ve onu, Sapanına
yerleştirdi. [33]

Dâvûd Aleyhisselâm, elini, Sapanın
içine soktuğu zaman,’[34],
koymuş olduğu üç taşın, bir taş halıne geldiğini gördü.[35]

Yüce Allah, Meleklerine, Vahy edip:

“Kulum Davud’a, yardım
ediniz!” buyurdu. [36]

Dâvûd Aleyhisselâm, Sapanına koyup
attığı üçüzlü taşla, Câlût’u, iki gözünün arasından vurdu!

Taş, Câlût’un başını, delip
arkasından çıktı. [37]
Câlût’u, ölü olarak yere düşürdü. [38] Ve
değdiği, herkesi de, öldürdü. Câlût’un ordusu, bozguna uğradı. [39]

Tâlût; düşmanına karşı, Allah’ın
yardımıyla muzaffer olarak İsrail oğullarıyla birlikte savaş meydanından
ayrıldı[40]

Tâlût, kızını, Dâvûd Aleyhisselâmla
evlendirdi. [41] Servetinin yarısını da, ona,
verdi[42].
Mülkünde Onun Mührünü de, geçerli kıldı. [43]

Başka rivayete göre: Tâlût,
yönetimin üçte birini de, Dâvûd Aleyhisselâma bıraktı.[44]

 

Tâlût’un Dâvûd Aleyhisselâmı
Kıskanarak Öldürmeğe Kalkışı:
    Başa Dön

 

Halkın, Dâvûd Aleyhisselâma
meyledip sevgi göstermeğe başladıklarını görün­ce, Tâlût’un, kıskançlığı tuttu,
onu, öldürmeğe kalktı. [45]

Fakat, Yüce Allah, Dâvûd
Aleyhisselâmı, onun sû-i kasdinden korudu. [46]

Dâvûd Aleyhisselâm, ona, mukabelede
bulunmaktan[47], onun
mülkünde ona, kıskançlık göstermekten kaçındı.
[48]

Ona:

“Allah, Davud’a rahmet etsin!

O, benden daha hayırlıdır!

Ben, fırsat bulunca, onu, öldürmeğe
kalkıyorum!

Halbuki, o, fırsat bulunca, beni,
öldürmekten el çekiyor!” dedirtti. [49]

Tâlût, en sonunda, yaptıklarına
pişman olup Şemûyel Aleyhisselâmın kabrine giderek tevbe etmiş, oğulları ile
birlikte katıldığı savaşta öldürüldükten sonra, Dâ­vûd Aleyhisselâm, İsrail
oğullarının yönetimini, tamamı ile ele almış[50], işi,
git­tikçe, büyümüştür. [51]

Sanıldığına göre: Dâvûd
Aleyhisselâmın hükümdarlığı; Rum kralı Dakyanus ve Eshab-ı Kehf zamanında[52],
Keyhusrev b.Syavş’in asrında idi. [53]

İlgili Makaleler