2- Kırâat Ala’ş-Şeyh (Arz, Sunma, Okuma): Hadis Usulü Online Oku

42580


2- Kırâat Ala’ş-Şeyh (Arz, Sunma, Okuma):

 

Talebe, ezberinde veya elindeki bir kitaptan
hocanın huzurunda hadis okur. Hoca da ya ezbere veya elindeki bir nüshadan takip
ederek dinler. Gerekirse, düzeltme yapar. Böylece öğrenci hocadan o hadisleri
öğrenmiş olur. Bu usûle kıraat veya arz denir. Kıraât yoluyla öğrenilen bir
hadis rivâyet edilirken “Kare’tû alâ fülan ve huve yesme’u” (…nın huzurunda bu
hadisi okudum) ifadesi kullanılır. Eğer hadis, kıraât meclisinde hazır bulunan
ve fakat sadece dinlemiş olan biri tarafından rivâyet edilirse, bu takdirde, “Kurie
alâ fülan ve ene esme’u” (…nın huzurunda bu hadisi okunurken dinledim) ifadesi
kullanılır.

Bu yolla elde edilen hadis, “haddesenâ fülân,
kıraeten aleyh” terimiyle de rivâyet edilir. Ancak burada “kıraaten aleyh” kaydı
mutlaka konulmalıdır. Aksi halde semâ, yoluyla alınmış olanlarla karıştırılır.
Bu da doğru değildir. İmam Müslim, ahberana lafzını bu yolla aldığı hadisleri
rivayet ederken özellikle kullanmaya çalışmıştır.[1]

Burada tâlib, şeyhten öğrendiği hadîsleri,
bilâhare rivâyet edebilmek için, şeyhin huzurunda okumasıdır. Tıpkı, Kur’an-ı
Kerim’in mukriye arzına benzediği için çoğu âlimler buna arz da demiştir. Ancak
İbnu Hacer, Kıraâtlı arz’ı iki ayrı tahammül yolu kabul edip, aralarında
umum-husus münasebeti görür. “Zira, der, kırâet, “arz”dan ve diğer tahammül
yollarından daha umumîdir, arz ancak kırâetle mümkündür…”

Her hal u kârda kırâet’in vukuu, tâlibin,
şeyhten tahammül etmiş bulunduğu merviyyatı şeyhin huzurunda, ezberden veya
elindeki nüshasından şahsen okuması, veya mecliste hazır bulunan bir başkasının
okuması, şeyhin de bunu, ezberden veya elindeki yazılı nüshadan bizzat veya
mecliste hazır bulunan bir başkası tarafından tâkip edilmesiyle meydana gelir.
Bu işe, kırâet veya arz ala’ş-şeyh, okuyan kişiye de kârî denir.

Görüldüğü üzere, okunanın ezberden tâkibi câiz
addedilip, fiilen de çokça tatbik edilmiş ise de, İbnu Hacer, takip işinin elde
bulundurulacak kitaptan yapılmasının daha uygun olacağını, hâfızanın kişiyi
aldatabileceğini söyler. Ahmed İbnu Hanbel ise, Kâri’nin okuduğunu bilip ve
anlayacak seviyede olmasını şart koşar. İmamu’l-Harameyn ise şeyh’in, kâri
herhangi bir tahrîf ve tashif yapacak olsa derhal müdâhale edecek uyanıklık ve
kapasitede olması şartını koşar. Bu şartlar yerine gelmedikçe, kırâet yoluyla
tahammül sahîh olmaz.

Tedrîb’de “rivâyet sahîhse” kaydıyla zikredilmiş
bulunan birkaç istisna dışında[2]
selef ulemasının, arz’ı, muteber bir tahammül yolu kabul ettiği belirtilir.
Bunlar arasında başta Kütüb-i Sitte imamları, dört mezhep imamları, Saîd İbnu’l-Müseyyib,
Ebu Seleme İbnu Abdirrahman, Sâlim İbnu Abdillah İbni Ömer, Hârice İbnu Zeyd,
Urve İbnu’z-Zübeyr, Zührî, Atâ İbnu Ebî Rebâh, Mekhûl, Hasan Basri, Ebu Ubeyd
el-Kâsım İbnu Sellam vs.

Usulcüler, bu meselede, Hz. Enes, İbnu Abbâs ve
Ebu Hüreyre gibi Ashab’ın ileri gelenlerinden (radıyallahu anhüm ecmaîn)
bazılarının da arz’ı fiilen kabul ettiklerini belirttikten sonra Resûlullah’tan
da örnek verirler. Buna göre, Benû Sa’d İbnu Bekr kabîlesinden elçi olarak gelen
Zımâm İbnu Sa’lebe, İslâm üzerine öğrenmiş bulunduğu esâsları, Resûlullah (aleyhissalâtu
vesselâm)’a teker teker arzeder ve doğru olup olmadığını sorar. Resûlullah (aleyhissalâtu
vesselâm) her seferinde sadece “evet” cevabını verir “…Senin ve senden
evvelkilerin Rabbi aşkına söyle bütün halka seni Allah mı gönderdi? dedi.
Resûlullah: “Evet” buyurdu. Zımâm: “Allah aşkına söyle senenin, şu mâlum
ayında oruç tutmayı sana Allah mı emretti?” dedi. Resûlullah: “Evet”
buyurdu…”

Âlimler, arz mı yoksa şeyhin kendisini dinlemek
mi daha üstün, yoksa ikisi de eşit mi? diye münakaşa etmişlerdir:


1-

İmâm Mâlik, ashâbı, Medineli şeyhleri, Hicaz ve Kûfe ulemasının çoğu, Buhârî;
ikisi de mertebece eşittir, aralarında fark yoktur demiştir. Râmahurmuzî İbnu
Abbas ve Hz. Ali’nin de bu görüşte olduklarını belirttikten sonra Hz. Ali’nin:
“Alim üzerine kıraat, kendisinden dinlemek gibidir” dediğini kaydeder. İbnu
Abbas da şöyle buyurmuştur: “(Benden öğrendiklerinizi) bana okuyun, zira sizin
bana okumanız benim sizlere okumam gibidir”. Buna yakın bir ifâde Şâfiî
hazretlerinden (radıyallahu anh) rivayet edilmiştir. Arzın semadan farksız
olduğuna inanan İmam Mâlik, şeyhine arzettiği kitapları rivâyet ederken tâlibin:
 حدثنيdemesini
de tecvîz etmiştir.


2-

İbnu Salah, el-Irâkî, Nevevi, Suyûtî gibi meşrıklıların cumhûru, sema’ı arz’a
tercih etmiş bu görüşün en doğru görüş olduğunu söylemiştir.


3-

Ebu Hanîfe, İbnu Ebî Zi’b ve başkalarının görüşüne göre arz, semâ’dan üstündür.
Dârakutnî, İbnu Fâris ve Hâtîbu’l-Bağdadî’nin rivayetlerine göre İmam Mâlik de
bu görüşte imiş. Keza Dârakutnî, Leys İbnu Sa’d, Şu’be, İbnu Lehî’a, Yahya İbnu
Sa’îd Ebû Hâtim, Yahya İbnu Abdillah, Abbas İbnu’l-Velîd İbni Yezid vs. bir
çoklarının da bu görüşte olduklarını anlatmıştır.

Kitâbu’l-Bedî’in sâhibi Muzafferuddîn Ahmed İbnu
Ali el-Bağdadî (694/ 1294) arz ve kıraatın eşit mertebede olduğunu belirttikten
sonra şunu söyler: “İhtilâf edilen husûs şeyhin kendi kitabından okumasıdır.
Zira o da tâlib gibi hata yapabilir. Öyle ise yanında okunması ile kendisinin
okuması arasında fark kalmaz. Ancak şeyh hıfzından okuyacak olursa bu,
bilittifak arzdan üstündür”. İbni Hacer de: “Sema’ı tercih’in yeri, tâlib ile
şeyhin eşit olması veya tâlibin daha âlim olması durumundadır. Çünkü talebe
işittiğini daha iyi öğrenir. Tâlibin ilmi daha az olduğu takdirde okuyup
arzetmesi uygundur. Zirâ bu, zabtına daha ziyâde yardım eder. Bu sebepten,
tâlibin, imlâ hâlinde şeyhi dinlemesi en üstün dereceyi teşkil eder. Çünkü bu
takdirde şeyh ve talebe her ikisi de dikkatli bulunurlar” der.

Arz yoluyla hadîs tahammül eden râvinin edâ
sigaları, en üstünden en düşüğe doğru tedricen şöyle sıralanır:


1-

Bizzat okumuş ise:

قرأت على فن
  Falanın huzurunda okudum. Kendi hazır iken
başkası okumuşsa:

قُرَءَ عليه وأنا اسْمَع
 Falanın
huzurunda okunurken ben de oradaydım”.

Bundan sonraki sikalarda sema bahsinde
kullanılmış olan

سمعْت
 lafzından sonra gelen elfazı hep
kırâet tâbiriyle kayıtlayarak kullanmak gerekir:


2-

حدثنا بقراءتي
 veya
حدثنا قراءة عليه وانا
اسمع


3-

اخبرنا بقراءتي
veya
اخبرنا قراءة
عليه وانا اسمع


4-

أنْبأنا
)نَبّأنا(بقراءتي
veya
اَنْبأْنا )نَبّأنا( قراءة
عليه وانا اسمع


5-

قالَ لَنا بقراءتي
veya
قال لنا قراءة
عليه وانا اسمع


6

ذكر لَنا بقراءتي
veya
ذكر لَنَا
قراءةً عليه وانا اسمع

Görüldüğü üzere arzda sâdece
سمعتُ
 lafzının kullanılması uygun görülmemiştir.

Arz yoluyla tahammül edilen hadisleri eda
ederken kırâet lafzıyla kayıtlamadan sema yoluyla tahammül edilen hadislerin
edasında kullanılan

حدثنا ، اخبرنا
 sigalarını aynen kullanma hususunda âlimler
ihtilaf etmişlerdir. İbnu’l-Mübârek, Yahya İbnu Yahya et-Temîmî, Ahmed İbnu
Hanbel ve Nesâî bu makamda bu iki siganın mutlak olarak kullanılmasını câiz
görmezler. Öte yandan Zührî, Mâlik, Süfyan İbnu Uyeyne, Yahya İbnu Saîd
el-Kattân, Buhârî, Süfyan Sevrî, Ebu Hanife, Ebu Yusuf, Muhammed Şeybânî, bir
kavle göre Mâlik, Sa’leb, Tahâvî, Ebu Nu’aym İsfehânî, bir kavle göre Ahmed İbnu
Hanbel gibi Hicazlı ve Kûfeli âlimlerin çoğu her iki siganın birbirinin yerine
kullanılmasını câiz görürler.

Üçüncü bir grup arz yoluyla tahammülde
 قرات
lafzını kullanmadan
 اخبرنا
demeyi tecvîz ederler, fakat

حدثنا
demeyi uygun bulmazlar. Şâfiî ve ashâbı ile
Müslim, İbnu’s Salâh ve Nevevî’nin dediklerine göre meşrik ulemasının cumhuru
buna kâildir.

Netice olarak denebilir ki, müteahhirin
nazarında,
 حدثنا
deyince sema,

اخبرنا
 deyince arz kastolunur.
Mütekaddimîn nazarında
 أنبأنا
 tabirî de
 اخبرنا
makamında kullanılmıştır. Aliyyül-Kârî de mütekaddimin ilk müteahhirîn arasında
orta bir tabakanın

أنبأنا
 tabirini mutlak şekliyle arzda, mukayyed olarak
da şekliyle
 أنْبأنا
اجازةً
icâzet’de kullandıklarını
belirtmiştir.[3]



 




[1]

Sabahaddin Yıldırım, Şamil İslam Ansiklopedisi: 6/87; İsmail Lütfi Çakan,
Hadis Usulü, Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Yayınları: 56.



[2]

Bunlar: Ebu Asım en-Nebil (V.212/827), Vekî İbnu’l-Cerrâh, Muhammed İbnu
Selâm el-Beykendî (225/839), Abdurrahman İbnu Sellam el-Cümehî’dir. (İbrahim
Canan)



[3]

İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 2/53-56.