Nakıs Fiil
NÂKIS FİİLLERİN MEÇHÛLLERİ
a) Nâkıs-i vâvî
|
يُغْزَى يَغْزُو |
savaşılıyor |
غُزِيَ غَزَا |
savaşıldı | ||
| Meçhûl Muzâri Çekimi |
Meçhûl Mâzî Çekimi |
||||
|
يُغْزَى يُغْزَيَانِ يُغْزَوْنَ |
غُزِيَ غُزِيَا غُزُوا |
||||
|
تُغْزَى تُغْزَيَانِ يُغْزَيْنَ |
غُزيَتْ غُزِيَتَا غُزِيْنَ |
||||
|
تُغْزَى تُغْزَيَانِ تُغْزَوْنَ |
غُزِيْتَ… |
||||
|
تُغْزَيْنَ تُغْزَيَانِ تُغْزَيْنَ |
|
||||
|
أُغْزَى نُغْزىَ نُغْزىَ |
|
||||
b) Nâkıs-i yâî
|
يُرْمَى يَرْمِي |
atılıyor |
رُمِيَ رَمَى |
atıldı | ||
|
Meçhûl Muzâri Çekimi |
Meçhûl Mâzî Çekimi | ||||
|
يُرْمَى يُرْمَيَانِ يُرْمَوْنَ |
رُمِىَ رُمِيَا رُمُوا |
||||
|
تُرْمَى تُرْمَيَانِ يُرْمَيْنَ |
رُمِيَتْ رُمِيَتَا رُمِيْنَ |
||||
|
تُرْمَى تُرْمَيَانِ تُرْمَوْنَ |
رُمِيْتَ… |
||||
|
تُرْمَيْنَ تُرْمَيَانِ تُرْمَيْنَ |
|
||||
|
أُرْمَى نُرْمَى نُرْمَى |
|
||||
|
يُرْضَى يَرْضَى |
razı olunur |
رُضِىَ رَضِيَ |
razı olundu | ||
|
Meçhûl Muzâri Çekimi |
Meçhûl Mâzî Çekimi | ||||
|
يُرْضَى يُرْضَيَانِ يُرضَوْنَ |
رُضِىَ رُضِيَا رُضُوا |
||||
|
تُرْضَى تُرْضَيَانِ يُرْضَيْنَ |
رُضِيَتْ رُضِيَتَا رُضِيْنَ |
||||
|
تُرْضَى تُرْضَيَانِ تُرْضَوْن |
رُضِيْتَ… |
||||
|
تُرْضَيْنَ تُرْضَيَانِ تُرْضَيْنَ |
|
||||
|
أُرْضَى نُرْضىَ نُرْضىَ |
|
||||
Not: a) Nâkıs fiilde cemî vâvı sâkin (cezimli) olduğunda kendisinden sonra hemze-i vasıl gelirse; vâv zamme ile, sakin olan muhâtaba yâ’sından sonra hemze-i vasıl gelirse, yâ kesre ile harekelenir:
|
(رَمَوْا) – رَمَوُا الْحِجاَرَةَ. |
Taşı attılar. |
|
(أَ لَمْ تَرَيْ) – أَلَمْ تَرَيِ الْوَلَدَ؟ |
Çocuğu görmedin mi? |
b) Nâkıs fiile zamir birleştiği zaman maksûre olan elif uzun elif haline gelir:
|
رَماَهُ مِنَ الناَّفِذَةِ فَسَقَطَ عَلَى الْخِزاَنَةِ. Onu pencereden attı (o da) dolabın üzerine düştü. |
Cümle Örnekleri
1- خَشِيَ (يَخْشَى)[4] الْمُؤْمِنُونَ رَبَّهُمْ – اَلْمُؤْمِنُونَ خَشُوا (يَخْشَوْنَ) رَبَّهُمْ (خَشِيَ يَخْشَى).
2- صَحَتِ (تَصْحُو) الْبِنْتاَنِ مُبَكِّرَتَيْنِ – اَلْبِنْتاَنِ صَحَتاَ (تَصْحُواَنِ) مُبَكِّرَتَيْنِ (صَحا يَصْحُو).
3- رَمَتِ (تَرْمِي) اللاَّعِبَتاَنِ الْكُرَةَ – اَللاَّعِبَتاَنِ رَمَتاَ (تَرْمِياَنِ) الْكُرَةَ (رَمَى يَرْمِي ).
4- دَنَا (يَدْنُو) الْجُنُودُ مِنَ الْأَعْداَءِ – الْجُنُودُ دَنَوْا (يَدْنُونَ) مِنَ الْأَعْداَءِ (دَنَا يَدْنُو مِنْ).
5- دَعاَ (يَدْعُو) أَحْمَدُ وَ عَلِيٌّ أَصْدِقاَئَهُماَ إِلَى الْعَشاَءِ – أَحْمَدُ وَ عَلِيٌّ دَعَواَ (يَدْعُواَنِ) أَصْدِقاَئَهُماَ إِلَى الْعَشاَءِ (دَعاَ يَدْعُو).
6- رَمَى (يَرْمِي) الْكُرَةَ بَعِيداً – نَحْنُ رَمَيْناَ (نَرْمِي) الْكُرَةَ بَعِيداً – دَنَا (يَدْنُو) مِنَ الْبَحْرِ – هُنَّ دَنَوْنَ (تَدْنُونَ) مِنَ الْبَحْرِ.
7- مَشَى (يَمْشِي) مُسْرِعاً إِلَى مَنْزِلِهِ – أَنْتُماَ مَشَيْتُماَ (تَمْشِياَنِ) مُسْرِعَيْنِ إِلَى مَنْزِلِكُماَ (مَشَى يَمْشِي).
8- بَكَى (يَبْكِي) عِنْدَماَ ذَهَبَتْ أُمُّهُ – هُنَّ بَكَيْنَ (يَبْكِيْنَ) عِنْدَماَ ذَهَبَتْ أُمُّهُنَّ (بَكَى يَبْكِي).
9- بَنَى (يَبْنِي) الْمَنْزِلَ فِي سَنَةٍ كاَمِلَةٍ – بَنَيْناَ الْمَنْزِلَ فِي سَنَةٍ كاَمِلَةٍ (بَنَى يَبْنِي).
10- خَشِيَ (يَخْشَى) الْوُصُولَ مُتَأَخِّراً – هُماَ خَشِياَ (يَخْشَياَنِ) الْوُصُولَ مُتَأَخِّرَيْنِ.
11- أَصْبَحَتْ غُرْفَتِي جَمِيلَةً عِنْدَماَ طَلَيْتُهاَ بِاللَّوْنِ الْأَزْرَقِ (طَلَى يَطْلِي) – ذَهَباَ إِلَى الْمَنْزِلِ الَّذِي أَتَى مِنْهُ صَوْتُ الْخَرُوفِ (أَتَى يَأْتِي).
12- دَعَوْتُ (أَدْعُو) صَدِيقِي إِلَى مَنْزِلِي (دَعاَ يَدْعُو) – سَعَيْناَ (نَسْعَى) بَيْنَ الناَّسِ بِالْحَقِّ (سَعَى يَسْعَى).
13- اَلْأَوْلاَدُ دَعَوْا (يَدْعُونَ) أَصْدِقاَئَهُمْ – اَلْوَلَداَنِ رَمَياَ (يَرْمِياَنِ) الْكُرَةَ .
14- اَلبَناَتُ مَضَيْنَ إِلَى مَناَزِلِهِنَّ مُسْرِعاَتٍ (مَضَى يَمْضِي) – مَشَيْناَ إِلَى مَنْزِلِناَ مُسْرِعِينَ (مَشَى يَمْشِي).
15- اَلْبَناَتُ صَحَوْنَ مُبَكِّراَتٍ (صَحاَ يَصْحُو)- اَلرِّجاَلُ دَنَوْا مِنَ الْبِئْرِ (دَنا يَدْنُو).
16- فاَطِمَةُ وَ لَيْلَى بَكَتاَ كَثِيراً (بَكَى يَبْكِي) – ساَلِمٌ وَ صاَلِحٌ قَضَياَ الْيَوْمَ فِي الْحَدِيقَةِ (قَضَى يَقْضِي).
Tercüme:
1- Mü’minler Rabb’lerinden korktu (korkar). (Aynı manada isim cümlesi).
2- İki kız erken uyandı (uyanır).
3- İki oyuncu topu attı (atıyor) (müe.).
4- Askerler (ordu) düşmanlara yaklaştı (yaklaşıyor-yaklaşır).
5- Ahmet ve Ali arkadaşlarını akşam yemeğine davet etti (çağırdı) (çağırıyor).
6- Topu uzağa attı (atıyor). Biz topu uzağa attık (atarız). Denize yaklaştı (yaklaşıyor). Onlar (bayanlar) denize yaklaştı (yaklaşıyor).
7- Hızlıca evine yürüdü (yürür). İkiniz hızlıca evinize yürüdünüz (yürüyorsunuz).
8- Annesi gidince ağladı (ağlar). Onlar (müe.) anneleri gidince ağladılar (ağlarlar).
9- Evi tam bir senede yaptı (yapar). Evi tam bir senede yaptık (yaparız).
10- Geç ulaşmaktan korktu (korkar). İkisi geç varmaktan korktu (korkar).
11- Mavi boyayla boyadığım zaman ev güzel oldu. İkisi kuzu sesinin geldiği eve gittiler (giderler, yürürler).
12- Arkadaşımı evime çağırdım (çağırıyorum). İnsanlar arasında hakla çalıştık (çalışıyoruz).
13- Çocuklar arkadaşlarını çağırdılar (çağırıyorıyorlar). İki çocuk topu attı (atıyor).
14- Kızlar hızlıca evlerine gittiler (gidiyorlar). Hızlıca evimize yürüdük (yürürüz).
15- Kızlar erken uyandı (uyanır). Erkekler kuyuya yaklaştı (yaklaşıyor).
16- Fâtıma ve Leylâ çok ağladı (ağlıyor). Sâlim ve Sâlih bugünü bahçede geçirdiler (geçiriyorlar).
&&&&&&&&&&
MEHMÛZE’L-FÂ VE NÂKIS
Kur’ân’da geçen أَتَى (geldi) fiili başında hemze (أ) olması dolayısıyla mehmûze’l- fa’dır. Kelimenin sonunda da ى gelmesiyle aynı zamanda nâkıstır. Onun da çekimini yapmamız konunun daha da pekişmesini sağlayacaktır:
| Muzâri Malûm Çekimi | Mâzî Malûm Çekimi | ||||||||||
|
geliyor يَأْتِى يَأْتِيَانِ يَأْتُونَ |
geldi أَتَى أَتَيَا أَتَواْ |
||||||||||
|
تَأْتِى تَأْتِيَانِ يَأْتِيْنَ |
أَتَتْ أَتَتَا أَتَيْنَ |
||||||||||
|
تَأْتِى تَأْتِيَانِ تَأْْتُونَ |
أَتَيْتَ أَتَيْتُماَ أَتَيْتُمْ |
||||||||||
|
تَأْتِينَ تَأْتِيَانِ تَأْتِيْنَ |
أَتَيْتِ أَتَيْتُماَ أَتَيْتُنَّ |
||||||||||
|
آتِي نَأْتِي نَأْتِي |
أَتَيْتُ أَتَيْناَ أَتَيْناَ |
||||||||||
|
|
|
||||||||||
|
Muzâri Meçhûl Çekimi |
|
Mâzî Meçhûl Çekimi |
|||||||||
|
gelinir يُؤْتَى يُؤْتَيَانِ يُؤْتَوْنَ |
gelindi اُتِيَ اُتِيَا أُتُوا |
||||||||||
|
تُؤْتَى تُؤْتَيَانِ يُؤْتَيْنَ |
|
اُتِيَتْ اُتِيَتَا اُتِيْنَ |
|||||||||
|
تُؤْتَى تُؤْتَيَانِ تُؤْتَوْنَ |
|
اُتِيْتَ اُتِيْتُماَ اُتِيْتُمْ |
|||||||||
|
تُؤْتَيْنَ تُؤْتَيَانِ تُؤْتَيْنَ |
|
اُتِيْتِ اُتِيْتُماَ اُتِيْتُنَّ |
|||||||||
|
أُوتَى نُؤْتَى نُؤْتَى |
|
اُتِيْتُ اُتِيْناَ اُتِيْناَ |
|||||||||
|
Emr-i Hâzırı |
İsm-i Fâil |
İsm-i Mef’ûl |
|||||||||
|
يَأْتِي den تِ |
(أَتَى) dan آتٍ |
(أَتَى) dan مَأْتِيٌّ |
|||||||||
|
gel |
gelen |
gelinen, gelinmiş |
|||||||||
Emr-i Hâzır Çekimi
|
تُوا (اِيتُوا) |
تِيَا |
تِ |
|
تِيْنَ |
تِيَا |
تِي |
|
gelin |
ikiniz gelin |
gel |
&&&&&&&&&&
MEHMÛZE’L-LÂM VE ECVEF
جَاءَ (geldi) fiilinde hemze son harfte olmasından dolayı mehmûze’l-lâm ve ortası (ا) illet harfi olmasından dolayı da ecvef fiilin özellikleri biraraya gelmiştir. Her ne kadar diğerlerinde olduğu gibiyse de Kur’ân’da ve diğer yerlerde geçtiği için bunun da çekimini yapalım:
|
Muzâri Malûm Çekimi |
Mâzî Malûm Çekimi | ||||||||
|
يَجِئُ يَجِيئَانِ يَجِيئُونَ |
geliyor |
جَاءَ جَاءاَ جَاؤُوا |
geldi | ||||||
|
تَجِئُ تَجِيئَانِ يَجِئْنَ |
جَاءَتْ جَاءَتَا جِئْنَ |
||||||||
|
تَجِئُ… |
جِئْتَ… |
||||||||
|
Emr-i Hâzırı |
İsm-i Fâil |
İsm-i Mef’ûl |
|||||||
|
(يَجِئُ) danجِئْ |
(جَاءَ) den جَاءٍ |
(جَاءَ) den مَجِيئٌ |
|||||||
|
gel |
gelen |
gelinen, gelinmiş |
|||||||
Meçhûlleri:: جِيءَ (يُجاَءُ) gelindi
Ayet Örnekleri
وَأَشْرَقَتِ الْأَرْضُ بِنُورِ رَبِّهَا وَوُضِعَ الْكِتَابُ وَجِيءَ[5] بِالنَّبِيِّينَ وَالشُّهَدَاءِ وَقُضِيَ بَيْنَهُمْ بِالْحَقِّ وَهُمْ لاَ يُظْلَمُونَ.
(Mahşer) yeri, Rabbinin nûru ile aydınlanmıştır. Kitap (amel defterleri) konmuş, peygamberler ve şahidler getirilmiş ve kullar arasında adaletle hükmedilmiştir. Onlar asla zulmedilmezler (Zümer, 69).
وَجِيءَ يَوْمَئِذٍ بِجَهَنَّمَ يَوْمَئِذٍ يَتَذَكَّرُ الْإِنسَانُ وَأَنَّى لَهُ الذِّكْرَى؟
Cehennem de o gün getirilmiştir; ogün insan düşünür, fakat o düşünüp anlamaktan ona ne fayda? (Fecr, 23)
Emr-i Hâzır Çekimi: جِئْ (يَجِئُ) gel
|
جِيئُوا |
جِيئَا |
جِئْ |
||
|
جِئْنَ |
جِيئَا |
جِيئِي |
||