HADÎS, SÜNNET, ESER, HABER, RİVAYET Hadis Usulü Online Oku

44211

HADÎS, SÜNNET, ESER,
HABER
, RİVAYET

 

HADÎS:

 

Hz. Peygamber (s.a.s)’in sözleri, fiilleri,
takrirleri ile ahlâkî ve beşerî vasıflarından oluşan sünnetinin söz veya yazı
ile ifade edilmiş şekli. Bu mânâda hadis, sünnet ile eş anlamlıdır.

Hadis kelimesi, “eski”nin zıddı “yeni” anlamına
geldiği gibi, söz ve haber anlamlarına da gelir. Bu kelimeden türeyen bazı
fiiller ise haber vermek, nakletmek gibi anlamlar ifade eder. Hadis kelimesi,
Kur’ân’da bu anlamları ifade edecek biçimde kullanılmıştır. Sözgelimi, “Demek
onlar bu söze (hadis) inanmazlarsa, onların peşinde kendini üzüntüyle helâk
edeceksin.”
(el-Kehf: 18/6) âyetinde “söz” (Kur’ân); “Musa’nın haberi (hadîsu
Mûsa) sana gelmedi mi?”
(Tâhâ: 20/9) ayetinde “haber” anlamına gelmektedir.
“Ve Rabbinin nimetini anlat (fehaddis)” fiili de “anlat, haber ver,
tebliğ et” anlamında kullanılmıştır.

Hadis kelimesi zamanla, Hz. Peygamber’den
rivâyet edilen haberlerin genel adı olarak kullanılmaya başlanmıştır. Kelime,
bizzat Rasûlullah (s.a.s) tarafından da, bu anlamda kullanılmıştır. Buhârî’de
yeralan bir hadîse göre Ebû Hüreyre, “Yâ Rasûlallah, kıyâmet günü şefâatine nâil
olacak en mutlu insan kimdir?” diye sorar. Hz. Peygamber şöyle cevap verir:
“Senin “hadîse” karşı olan iştiyakını bildiğim için, bu hadis hakkında herkesten
önce senin soru soracağını tahmin etmiştim. Kıyâmet günü şefâatime nâil olacak
en mutlu insan, “Lâ ilâhe illâllah” diyen kimsedir.”[1]

Çok eskilerde doğru-yanlış, tarihi, efsanevi her
türlü haberlere hadis, bunları anlatanlara da huddas denirdi.

Hatta Kur’an-ı Kerim bizzat kendisi için
“Ahsenu’l-hadis: Sözlerin en güzeli”
(Zümer: 39/23) ifadesini kullanmıştır.
Hz. Peygamber de bir hadis-i şerifinde Kur’an-ı Kerim’i “Sözlerin en güzeli
Allah’ın kitabıdır.”[2]

diye tanımlamıştır.

Ancak dini literatürde hadis önce Hz.
Peygamber’in sözü, daha sonra da O’nun söz söz, fiil ve takrirleri için
kullanılmıştır. Hatta sahabe ve tabiun söz ve fiillerine de –mevkuf ve maktu’
kayıtlarıyla da olsa- hadis denilmektedir.

Bu manada hadis yerine haber kelimesini
kullananlar; sahabe ve tabiun’a ait söz ve fiiller için eser terimini tahsis
edenler de bulunmaktadır.

Bugün en geniş çerçevesiyle hadis şöyle tarif
edilmektedir:

“Hadis, söz, fiil, takrir, yaratılış veya huyla
ilgili bir vasıf olarak Hz. Peygamber’e (veya sahabe ve tabiun’a) izafe edilen
her şeydir.”[3]

Hadîs, Araplar arasında İslamdan önce de
kullanılan bir kelime olarak söz demektir. Tahdîs masdarından, haber vermek
manasında bir isimdir.

Istılah olarak, İslâm âlimleri Resûlullah (aleyhissalâtu
vesselâm)’ın sözlerini ifâde için kullanmışlardır. Birçok hadîsçiler, hadîs
deyince Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)’ın, münhasıran sözlerini kastetmiş
iseler de, fukahâ ve usuliyyûn ile bazı hadîsçiler, zamanla, bu kelimeyi
sünnet’le aynı manada kullanarak Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)’a nisbet
edilen söz, fiil, takrir vs. nevinden her şeye ıtlak etmişlerdir.

Hâdis kelimesini bâzı âlimler, sonradan vukûa
gelen “yeni” manasında da görmüşlerdir. Nitekim hâdis kelimesi aynı köktendir ve
sonradan olan şey demektir. Mahlûkât hâdis’tir. Çünkü Allah tarafından zaman
içinde yaratılmıştır. Bunun zıddı kadîm’dir. Öyle ise Allah’a ait olan Kur’ân
kadîm’dir. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)’a ait olan şey ise hadîs’tir.
Âlimler, bu sebeple, Türkçemizde, Kur’an’ı kastederek ifade edeceğimiz Allah’ın
sözü manasını Arapça olarak hadîsullah tabiriyle ifâde etmekten kaçınıp
kelamullah tabirini kullanırlar.

Hadîs kelimesi lügat manasında olmak üzere
Kur’ân-ı Kerîm’de bir çok ayetlerde kullanılır.


“Ayetlerimiz hakkında (münasebetsizliğe)
dalanları gördüğün zaman onlar Kur’ân’dan başka bir sözle meşgul oluncaya kadar
kendilerinden yüz çevir.”
(En’âm:
6/68).

Kezâ şu âyette de hadîs kelimesi lügat
manasındadır:


“Allah, âyetleri birbirine benzeyen ve yer yer
tekrar eden Kitab’ı, sözlerin en güzeli olarak indirmiştir.”

(Zümer: 39/23).

Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)’ın da hadîs
kelimesini, ıstılahî manada mükerrer seferler kullandığını görürüz. Daha önce
Ebû Hüreyre’nin hayatını anlatılırken, onun hadîs öğrenme aşkını Resûlullah (aleyhissalâtu
vesselâm)’ın da bilmekte olduğunu belirtmek için, Ebû Hüreyre (radıyallahu anh)’nin:
“Ey Allah’ın Resûlü, kıyamet günü, sizin şefaatinizden en ziyâde kim istifâde
edecek?” sorusuna cevabı sırasında şöyle dediğini belirtmiştik:

Buhârî’nin Sahîh’inde de yer alan bu rivayette
hadîs kelimesi iki sefer kullanılmakta, bilhassa ikincisi tamamen ıstılahî mana
taşımaktadır, meali şöyle:


“Ey Ebû Hüreyre, bu haber (hadîs) hususunda
senden önce bir başkasının soru sormayacağını tahmîn etmiştim, zira senin
hadîs’e olan hırsını biliyordum.”

Şurası muhakkak ki, Ümmet, Resûlullah (aleyhissalâtu
vesselâm)’ın sözlerine hadîs deme âdetini Resûlullah (aleyhissalâtu
vesselâm)’dan sâdır olan bu ve benzeri kullanmalardan almış ve
ıstılahlaştırmıştır.[4]



 




[1]

Buhârî, İlim: 33; İsmail lütfü Çakan, Akif Köten, Şamil İslam Ansiklopedisi:
2/287.



[2]

Buhari, Edeb: 70; İ’tisam: 2; Müslim, Cum’a: 43.



[3]

İsmail Lütfü Çakan, Hadis Usulü, Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi
Vakfı Yayınları: 25.



[4]

İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 1/491-492.