Yıl: 2014
-
Munfasıl Zamirler
Çoğul
هُمْ
هُنَّ
أَنْتُمْ
أَنْتُنَّ
İkil
هُمَا
هُمَا
أَنْتُمَا
أَنْتُمَا
نَحْنُ
Tekil
هُوَ
هِيَ
أَنْتَ
أَنْتِ
أَنَا
Gaip Müzekker
Gaip Müennes
Muhatap Müzekker
Muhatap Müennes
Nefs-i Mütekellim
İsim yada fiil, herhangi bir kelime ile birleşmezler. Kelimeden önce kendi başlarına gelirler. Gramer değeri mübtedadır.
“Biz Müslümanlar”, “Biz öğrenciler”… gibi ifadeler kullanılırken ‘نَحْنُ’ den sonra gelen kelime mensup olur.
نَحْنُ المُسْلِمِينَ لا نَأْكُلُ لَحْمَ الخِنْزِيرِ : Biz müslümanlar domuz eti yemeyiz.
غَداً نَذْھَبُ نَحْنُ الطَلَبَةَ المُتَفَوِّقِينَ إلى مَكَّةَ : Yarın biz başarılı öğrenciler Mekke’ye gidiyoruz.
TAM FİİL – ARAPÇA GRAMER DERSLERİ
MUTLAK FİİL ( مُطْلَقٌ ) – ARAPÇA GRAMER DERSLERİ
: Asla bir şarta bağlı olmayan ve tüm fiil çeşitlerini (müteaddi, lâzım, tam, nâkıs, malüm, meçhul, sülasi, mücerred, mezid) kapsayan ve mânası KELÂM’ın bütün unsurlarına ışın gibi yayılan fiil demektir. Mutlak fiil beş nev’i dir : 1) Mazi, 2) Muzari, 3) Emir, 4) Nehy, 5) Taaccüb.
Mutlak fiil, bir mamulü REF eder ve bir çok mamulü NASB eder. Mutlak fiil sıfat özelliğinde olduğu için, Ayet-i Kerimdeki (Kelâm’daki) saklı bilgileri ifşâ eder.
Şöyle de söylenebilir : (1) Şayet o sıfat veya o vasıf olmasaydı, o fiil işlenemezdi. (2) Mutlak fiil sıfatın zuhurudur (görülür, duyulur, bilinir hale gelmesidir). Sıfat özelliği dikkate alınmayan cümlelerde, mutlak fiil dedikodu sınıfına girer (şu, şunu dedi, gibi) Bu nedenle önemli değildir. Örnek : 2/35
… وَقُلْنَا يَاآدَمُ اسْكُنْ أَنْتَ وَزَوْجُكَ “Yâ Âdem dedik! – sen ve zevcen cennete yerleşin – ve ikiniz orada istediğiniz yerden bol bol yeyin – ve şu ağaca yaklaşmayın – sonra zalimlerden olursunuz.”
Ayet-i Kerimesindeki ( … قُلْنَا … Dedik) mutlak fiildir. Asla bir şarta bağlı olmayan bu fiilin mânası, Kelâm’ın bütün unsurlarına saklı olarak ilave anlamlar yükler. İlave anlamlardan bazıları şunlar olabilir:
(a) Her zaman diliminde mânevi olarak “Âdem Makamı”na çıkana ilk emrimiz bu Ayet-i Kerimedir.
(b) “Âdem Makamı”na çıkan her kişiye O’ndan başkası sana âmil olmasın, aksi halde munfasıl zamirin ve muttasıl zamirin ve âmil edindiğin (insan veya cin şeytanı veya nefsin) ile birlikte üçünüz birden zâlimlerden olursunuz.
(c) “Âdem Makamı”na çıkan her kişi en az bir başka kişiden de sorumlu olur.
(d) Yasaklar çok büyük bir bahçedeki bir ağaca benzer, ama “Âdem Makamı”na çıkan, çok büyük bahçeyi bırakır da tek bir ağaçla ilgilenir. Bu kıssadan ders alın ikazı vardır.
(e) Mutlak fiil ile başlayan Ayet-i Kerimelerde “Âdem Makamı”nda olanlara saklı emirler (farz, vâcib, sünnet derecesinde gibi) vardır.
(f) Önce hikaye okur gibi okuduğu bu Ayet-i Kerimeler, bu makama çıkana sorumluluk yükler.
(g) ….. tefekkür kapısı hep açık kalacak bir Ayet-i Kerimedir.
KELÂM; Kelâm-ı Kadîm (Kur’an-ı Kerim), Hadis-i Kudsî, Hadis-i Şerif ve Kelâm-ı Kibar’ı (Ellah dostlarının sözlerini) kapsar.
MUTLAK FİİL “Kâle”nin, fiil cümlesinin ve isim cümlesinin başlangıcında bulunduğu Ayet-i Kerimeler şu beş grub hakkında açık ve saklı bilgiler verir. Çünkü her bir grubun hem fiilerini, hem de sıfatlarını veya vasıflarını açık – saklı bildirir. Bu grublar şunlardır :
(1) Ellah Teala’nın bir velîsi olduğunu kimsenin bilemiyeceği kulları hakkında.
(2) Ellah Teala’nın bir velîsi olduğunu hem kendisi, hem de başkalarının bildiği kulları hakkında.
(3) Ellah Teala’nın bir velîsi olduğunu sadece kendisinin bildiği, başkalarının bilmediği kulları hakkında.
(4) Ellah Teala’nın bir velîsi olduğunu kendisinin bilmediği, ama başkalarının bildiği kulları hakkında.
(5) Ellah Teala’nın diğer kulları hakkında.
“Kâle”nin Fiil cümlesi olarak bulunduğu Ayet-i Kerimeye örnek, 63/1 : “Münafıklar sana geldiği vakit – “Şehâdet ederiz ki gerçekten sen Ellah’ın Resûlüsün” dediler – Ellah da biliyor ki sen hakikaten O’nun Resûlüsün – Ellah şâhid ki gerçekten münafıklar yalançıdır.”
إِذَا جَاءَكَ الْمُنَافِقُونَ قَالُوا نَشْهَدُ إِنَّكَ لَرَسُولُ اللَّهِ وَاللَّهُ يَعْلَمُ إِنَّكَ لَرَسُولُهُ وَاللَّهُ يَشْهَدُ إِنَّ الْمُنَافِقِينَ لَكَاذِبُونَ
“Kâle”nin İsim cümlesi olarak bulunduğu Ayet-i Kerimeye örnek, 44/13 ve 14 : “Onlar için düşünmek nerede? – Greçekten kendilerine apaçık anlatan bir Rasûl geldi de” ve “sonra ondan yüz çevirdiler – ve “Bu öğretilmiş bir mecnun” dediler“
ثُمَّ تَوَلَّوْا عَنْهُ وَقَالُوا مُعَلَّمٌ مَجْنُونٌ ve أَنَّى لَهُمُ الذِّكْرَى وَقَدْ جَاءَهُمْ رَسُولٌ مُبِينٌ
Lafzî Kıyasi Âmiller
| Lafzî Kıyasi Âmiller(9) |
| Fiil ve Unsurları
Mutlak Fiil .?. Tam Fiil.. ve ..Nâkıs Fiil |
| İsmi Fâil EMSİLE sayfasına bakınız |
| İsmi Meful EMSİLE sayfasına bakınız |
| Sıfatı Müşebbehe EMSİLE sayfasına bakınız |
Lafzî Semaî Âmiller
|
Lafzî Semaî Âmiller (49) |
||||
| Harfi Cer (20)
HarfiCer Genel |
İsmi Nasb ve Haberi Ref edenler (8) | İsmi Ref ve Haberi Nasb edenler (2) | Muzari fiili Nasb edenler (4) | Muzari fiili Cezm edenler (15) |
بِا ? |
إِنَّ ? ? |
مَا ? |
أَنْ ? |
لَمْ ? |
| مِنْ ? | أَنَّ ? |
لاَ ? |
لَنْ ? |
لَمَّا ? |
| إِلىَ ? | كَأَنَّ ? |
كَىْ ? |
لِ ? |
|
| عَنْ ? | لَكِنَّ ? |
إِذَنْ ? |
لاَ ? |
|
| عَلىَ ? | لَيْتَ ? |
ÂMİL olmayan EDATLAR Sebeb bildiren harfler : ( حَتَّى ) ve ( لِ )
|
إِنْ ? |
|
| لِ ? | لَعَلَّ ? |
مَهْمَا ? |
||
| فِي ? | إِلَاّ ?? |
مَا ? |
||
| كَ ? | لاَ ? |
Şart edatı : ( مَنْ ) | ||
| حَتىَّ ? | أَيْنَ ? |
|||
| رُبَّ ? | مَتَى ? |
|||
| وَ ?
|
أَنىَّ ? |
|||
| تَ ? | أَىُّ ? |
|||
| حَاشَا ?
|
حَيْثُمَا ? |
|||
| مُذْ ?
|
إِذْمَا ? |
|||
| مُنْذُ ? | إِذَامَا ? |
|||
| خَلاَ ?
|
||||
| عَدَا ?
|
||||
| لَوْلاَ ?
|
||||
| كَىْ ?
|
||||
| لَعَلَّ ?
|
||||
Mânevi ve Semâi âmil ile Kıyasi âmil arasındaki farklılıklar:
1) Manevi ve Semâi âmil, manevi beş duyu ile algılanan ve kalb ile bilinen olayları anlatan fiil cümlesinde vardır. “Dil kalbin tercümanıdır” ata sözündeki gibi. Hz.Ali (k.a.v) “Konuşanı, konuştuğu anda tanırız. Susanı da O gün tanırız.” buyurmuştur.
1) Kıyasi âmil, zahiri beş duyu ile algılanan ve akıl ile bilinen olayları anlatan fiil cümlelerinde vardır.
…………..
2) Manevi ve Semâi amil ile REF edilmiş muzari fiilin önünde, nasb edici veya cezm edici bir edat bulunmaz. Hem fiili hem de fâilini REF eder ve mefulünü NASB eder.
2) Kıyasi âmil, fiili REF etmez, fakat, fâilini REF eder ve mefulünü NASB eder.
…………..
3) Manevi ve Semâi amil ile REF edilmiş muzari fiil cümlesinde, aynı zamanda kıyasi âmil ile REF edilmiş fâil ve nasb edilmiş meful bulunur. Bu nedenle, muzâri fiil cümlesi hem akla hitap eder, hem de kalbe hitap eder.
3) Kıyasi âmil bulunan fiil cümlesi, sadece akla hitap eder, kalbe hitap etmez.
……………
4) Manevi ve Semâi amil ile REF edilmiş muzari fiilin doğruluğundan şüphe edilmez. Çünkü, haber verdiği olay, sıfat veya vasıflarla ilişkilidir ve sebeplerle ilişkili değildir. Bu nedenle de fiil “ma’lum” olmasına rağmen, içinde “meçhul” manası saklıdır.
4) Kıyasi âmil ile REF edilmiş fâil, henüz oluşmakta olan olayın aktörlerinden biridir. Fiilin haber verdiği olay, sebeplerle ilişkilidir. Ancak, sebeblerin hepsi sıralanamaz. Çünkü zahiri beş duyu ile algılanan olayı oluşturan faktörleri ve her birinin sebeblerini bilmemiz mümkün değildir.Bu nedenle; bizim hayır dediğimiz, şer olabilir veya tersi olabilir.
……………
Mânevi ve Semâi âmil ile Kıyasi âmil’in ortak tarafları:
.
Ellah Teala her soruya mukabil bir Ayet-i Kerime indirmiştir. Saklı olan soru, şu kâide ile bulunabilir. Kâide : Âmillerle (60 âmilden biri ile) kurulan cümle, mutlaka takdir edilen saklı bir sorunun cevabıdır. Takdir isabetli olursa, Ayet-i Kerimenin nuzül sebebi de bilinmiş olur.
Saklı soruyu takdir etmeye bir örnek :
( قَرَأْتِ التِّلْمِيذَاتُ الْقِِصَّةَ حَتَّى فَهِمْنَ ) “Kız öğrenciler kıssayı anlayıncaya kadar okudular.” terkibinde saklı olan soru cümlesi ise ;
( حَتَّى مَتَى قَرَأْتِ التِّلْمِيذَاتُ الْقِِصَّةَ ؟ ) “Ne zamana kadar kız öğrenciler kıssayı okudular ?” şeklinde olabilir.
Manevi âmiller Arapça
Âmil sebeptir. İ’rab ise hem sonuçtur hem de sebebi işaret eden bir alâmettir. Manevi âmil, “Mâna-yı harf” olarak da tanımlanır. Mâna-yı harf ise; bir şeyin kendisini değil de, sahibini bildiren, mânadır. Kalble (manevi beş duyu ile) bilinir. Mâna-yı harfi seven, Cn.Hakk’a muhabbet eder ve gördükleri için “ne güzel yapılmış” der. Mâna-yı ismi seven, nefsine muhabbet eder ve gördükleri için “ne kadar güzeldir” der. Mâna-yı ismi seven, kalbine başka muhabbetlerin girmesine meydan vermiş demektir. İki çeşit mânevi âmil vardır:
Birincisi : Mübteda ve haberi REF eden manevi âmildir.İsim cümlesindeki manevi âmilde, delil ile isnat vardır. Şöyle de söylenebilir:
a)Bir şeyin, bir şeye isnadı için kurulan isim cümlesinde bir manevi âmil saklıdır. Gavs-ıl Âzam Seyyid Abdulkâdir Geylâni (k.s) “Besmelenin ism-i âzam duâsına yakınlığı, gözün beyazının siyahına yakınlığı gibidir.” diyerek, mânevi âmil’in anlamını zarif bir dille açıklamış.
b) İsim cümlesindeki manevi âmil; bir şeyi kendisine veya kendisini bir şeye isnat eden ESMÂ’ya ait saklı bir mânadır. Örnek : İmam-ı Mâturidî’ye göre Besmele-i Şerife, mübtedası hazf edilmiş (gizlemiş) isim cümlesinin haberidir. Haber’de de, hüküm (Emir = mânevi âmil) saklıdır.
c) İsim cümlesinde saklı olan manevi âmil; sadece kalb ile (manevi beş duyu ile) bilinen bir mânadır, söyleyenin haz alması vesile olur fakat lisan ile anlatılamaz. Örnek : Namaz kılanın “Elhamdulillâhi Rabbil Âlemîn” derken O’nu övmesi, huzurdaki kimsenin hitabıyla değil, gâip kimsenin hitabıyla olmaktadır. Daha sonraki âyetlerde ise hitap, huzurunda bulunan Zata yapılmakdadır. (Bahrü’l Medîd ; 1.cild, sayfa, 225)
d) Delilini (ilgili ayet-i kerime, hadisi şerif veya temel bilimlerdeki kanunları) bilmediği bir konuda isim cümlesi kuranın sözünde manevi âmil bulunmaz, dinleyene iç sıkıntısı verir, sözünün de bir etkisi olmaz.
İkincisi: Muzari fiili REF eden manevi âmildir. (KAİDE: Mânevi âmil ile Ref olunmuş muzari fiilin önünde, nasb edici veya cezm edici bir edat bulunmaz.) Muzari fiili REF eden Manevi âmil, bir olay yaşandıktan sonraki şahitliğin yapılmasına sebep olan mânadır (sıfattır). REF edilmiş muzari fiilde bir hüküm saklıdır. Saklı hüküm sadece olaya şahit olana bir sorumluluk yükler. Yani, yaşanan, hissedilen fakat nasıl olduğu anlatılamayan bir olayla ilgili olarak kurulan bir fiil cümlesi, söyleyenin;
a) şahit olduğu olayın imâsıdır (İmam-ı Eşarî’ye göre Besmele-i Şerife, fiil ve fâili hazf edilmiş fiil cümlesinin mef’ulün bih gayri sarihidir. Fiilde de hüküm (Emir = mânevi âmil) saklıdır.)
b) olaya şahit olanın o andaki hâlini bildirir
c) olaya şahit olanın, olaydan önce hangi sıfatla sıfatlandığını bildirir.
d) Söyleyen, idrak ettiği hükmü inkar ederse zarar görür, ama dinleyen (muhatabı) bu hükümden sorumlu olamaz, acabaları olabilir. Çünkü olaya şahitlik yapmamıştır ve şahit olmadığı bir konuyu fiil cümlesi halinde aktaranın (taklitçinin) sözünde manevi âmil yoktur.
e) Filimlerdeki, TV dizilerindeki, romanlardaki kahramanların ve yalancıların kurduğu fiil cümlesinde manevi âmil bulunmaz, duyanı oyalar ve hayeller kurdurur ama dinleyene iç sıkıntısı verir.
Âmil Arapça Ne Anlama Geliyor
( عَامِلٌ ) Âmil; mânevi, semâi ve kıyâsi olmak üzere toplam 60 adettir. Ayet-i Kerimede gizli bir İSM-İ FÂİL gibi görev yapar ve Ellah Teala’nın bu Ayeti Kerimeyi bana idrak ettirmesindeki murâdını âmillerin izlerini sürerek (fiilin oluşum sebeblerini araştırarak) tesbit etmemi kolaylaştırır. Şöyle ki ; her bir âmil, muhatab ile ilgili bir oluşumun temel unsurlarından biridir. Diğer unsurlar ilgili Ayet-i Kerimelerden bulunabilir.
Çünkü, KUR’AN_I KERÎM’deki ZAMİRLER sorumluluklarımı SAKLI OLARAK bildirir. (Bakınız : Mamuller sayfası, Zamirler-1a dosyasına) Sorumluluklarımı yerine getirmemin de veya arkaya atmamın da bir karşılığı (mükâfaatı veya azâbı) vardır. Hz.Ali (k.a.v)nin, “İnsanın başına gelen belâların sebebi kendisidir ama bilmez.” meâlinde bir ikâzı vardır.
Her fiilim de, kendime ait oluşumun bir anlık fotoğrafı gibidir ve öncesi – sonrası ile ilişkilidir. Ayrıca, öncesinde NİYET / NEVÂ sonrasında da HÜKÜM vardır. Mânevi, semâi ve kıyâsi âmillerin birbirinden farkları aşağıdaki tabloda verildi.
TARİF: Âmil (konuşma esnasında telaffuz edilen lafızlarda), muhataba lafzen veya mânen tesir eden ŞEY’e isim yapılmıştır. Âmillerin davranışlarımızla ilişkisini anlayabilmek için DİNLEYEN olmak ön şarttır. Duyan kişide ise, âmil bilgileri birer mâlumat olarak kalır, bir süre sonra unutulur ve kendime de, muhatabıma da bir faydası görülmez.
Bir ism-i fâil olan Âmil lafzına yüklenen mânayı anlayabilmek için, ateşe konan bir çömleği düşünelim. Görünürde ateşin sureti çömleğin dışındadır ama ateşin mânası çömleğin içindedir. Çünkü amaç çömleği değil, içindeki suyu ısıtmaktır. Suyun ısınma sebeblerinden biri olan ateşe, âmil denir.
Diğerleri ise; sıcak su ihtiyacı, suyu kaba koyan kişi, fizik kanunları, yakacağı toplayan, yakan … vb. gibi biri olmazsa, suyun ısıtılamıyacağı sebeblerdir. Çünkü Ellah Teala her hadiseyi, sebeblere mukabil yaratmıştır. Bir Ayet-i Kerimedeki âmilde saklanan mânanın biri de “Ey kulum ! bu ayeti takdir etmemdeki sebeblerden birini âmil ile açıkladım, diğer sebebleri de tefekkür ederek muradımı anlamaya çabala.” ikazı saklı olabilir.
| Mânevi âmil | Lafzî Semâi âmil | Lafzî Kıyasi âmil |
| Vehbi olarak öğrenilir |
Arab’dan duyularak öğrenilir |
Kesbi olarak öğrenilir |
| Manevi 5 duyu ve kalb ile bilinir, ancak tam olarak anlatılamaz | Zahiri 5 duyu ve akıl ile bilinir, tam olarak anlatılabilinir |
|
| Sessiz ve sözsüzdür | Sesli ve sözlüdür | |
| Kendi söylediğini ve başkasının söylediğini DİNLEYEN anlar | Kendi söylediğini ve başkasının söylediğini DUYAN anlar |
|
| Kaideleri yoktur | Kaideleri vardır | |
Harfi Cerler
| ( بِ ) | ( مِنْ ) | ( إِلىَ ) | ( عَنْ ) | ( عَلىَ ) | ( لِ ) | ( فِي ) | |
| ( بِ ) | * | ** | ** | * | * | ||
| ( مِنْ ) | ** | ** | ** | * | * | ||
| ( إِلىَ ) | ** | ** | ** | ||||
| ( عَنْ ) | ** | * | ** | * | * | ||
| ( عَلىَ ) | ** | * | * | ** | |||
| ( لِ ) | * | ** | * | ||||
| ( فِي ) | * | * | ** | ** | * | ||
| Genel anlam | ile, i, e | den | e kadar | den | ye | için | de |
Arapça Muttasıl Munfasıl Zamir Tablosu
| Zamir Kipi | Cinsi | Munfasıl (Ayrı) | Muttasıl (Bitişik) | ||||
| İsim | Mazi Fiil | Muzari Fiil | |||||
| O | Müzekker | هُوَ | ھُ | – | يَ | ||
| O | Müennes | هِيَ | ھا | تْ | تَ | ||
| O İkisi | Ortak | هُما | هُما | ا , تا | يَ انِ , تَ انِ | ||
| Onlar | Müzekker | هُم | هُم | وا | يَ ونَ | ||
| Onlar | Müennes | هُنَّ | ھُنَّ | نَ | يَ نَ | ||
| Sen | Müzekker | أنْتَ | كَ | تَ | تَ | ||
| Sen | Müennes | أنْتِ | كِ | تِ | تَ ينَ | ||
| Siz İkiniz | Ortak | أنْتُما | كُما | تُمَا | تَ انِ | ||
| Siz | Müzekker | أنْتُمْ | كُمْ | تُمْ | تَ ونَ | ||
| Siz | Müennes | أنْتُنَّ | كُنَّ | تُنَّ | تَ نَ | ||
| Ben | Ortak | أنَا | ي | تُ | أَ | ||
| Biz İkimiz | Ortak | نَحْنُ | نَا | نَا | |||