Yıl: 2014

  • Munfasıl Zamirler

    Çoğul

    هُمْ

    هُنَّ

    أَنْتُمْ

    أَنْتُنَّ

     

    İkil

    هُمَا

    هُمَا

    أَنْتُمَا

    أَنْتُمَا

    نَحْنُ

    Tekil

    هُوَ

    هِيَ

    أَنْتَ

    أَنْتِ

    أَنَا

     

    Gaip Müzekker

     

    Gaip Müennes

     

    Muhatap Müzekker

     

    Muhatap Müennes

     

    Nefs-i Mütekellim

    İsim yada fiil, herhangi bir kelime ile birleşmezler. Kelimeden önce kendi başlarına gelirler. Gramer değeri mübtedadır.

     

    “Biz Müslümanlar”, “Biz öğrenciler”… gibi ifadeler kullanılırken ‘نَحْنُ’ den sonra gelen kelime mensup olur.

    نَحْنُ المُسْلِمِينَ لا نَأْكُلُ لَحْمَ الخِنْزِيرِ : Biz müslümanlar domuz eti yemeyiz.

    غَداً نَذْھَبُ نَحْنُ الطَلَبَةَ المُتَفَوِّقِينَ إلى مَكَّةَ : Yarın biz başarılı öğrenciler Mekke’ye gidiyoruz.

  • TAM FİİL – ARAPÇA GRAMER DERSLERİ

  • Gerçekleşme durumlarına göre FİİLLER ikiye ayrılır.
  • (a) İhbâri fiiller: Mânası gerçekleşmiş veya gerçekleşmesi mümkün olan fiillerdir ve 7 sıgası vardır : 1. Mazi, 2. Muzari, 3. Cahd-ı mutlak, 4. Cahd-ı müstağrak, 5. Nefyi hâl, 6. Nefyi istikbal ve 7. Te’kidi nefyi istikbal.
  • (b) İnşâi fiiller: Mânası gerçekleşmemiş veya gerçekleşmesi şüpheli olan fiillerdir ve 6 sıgası vardır : 1. Emri gâib, 2. Nehyi Gâib, 3. Emri hazır, 4. Nehyi hazır, 5. Teaccübü evvel ve 6. Teaccübü sâni. Şayet bir emiri, Ellah Teala’ya karşı söylüyorsak acziyetimizi, çaresizliğimizi, muhtaçlığımızı … bilerek yapılan bir duâ, bir yalvarış ve dilek anlamı saklıdır. Örnek, Fatiha suresindeki ( إِهْدِنَا) nın anlamında “Yâ Rabbi, sıratı müstakim REHBERİMİZ OL” anlamı saklıdır.
  • Fâili ilân etmesi veya gizlemesine göre FİİLLER ikiye ayrılır.
  • (a) Malûm fiiller: Fâili ilân edilen / Şüphe götürmeyecek derecede bilinen / Fâilin yaptığına şâhitlik edilendir.
  • (b) Meçhul fiiller: Fâili şeriat ehlinden gizlenen / Fâili tarikat ehlince bilinen / Fâili olduğuna hakikat ehlince şâhitlik edilendir.
  • Fiili kabul eden mahalle göre FİİLLER ikiye ayrılır. (a) Lâzım fiillerde : Fiili kabul eden mahal, fâil’dir. (b) Müteaddi fiillerde : Fiili kabul eden mahal, meful’dür.
  • Örnek : 21/87 (وَذَا النُّونِ إِذْ ذَهَبَ مُغَاضِبًا ……. إِنِّي كُنْتُ مِنَ الظَّالِمِينَ) “Zunnûn’u da hatırla – gazablanarak gitmişti de – kendisinin asla sıkıştırılmayacağını sanmıştı – zulumatın içinden nidâ etti – Senden başka hiç bir ilâh yok – Sübhân’sın – şüphesiz zâlimlerden oldum.” Ayet-i Kerimesindeki (ذَهَبَ مُغَاضِبًا) “Gazablanarak gitti” lâzım fiilini kabul eden mahal, Hz. Yunus a.s’ın kendisidir. Kendisine zülm ettiği için de ( إِنِّي كُنْتُ مِنَ الظَّالِمِينَ) “şüphesiz zâlimlerden oldum.” diye nidâ etmiştir.
  • 4/110’da (وَمَنْ يَعْمَلْ سُوءًا أَوْ يَظْلِمْ نَفْسَهُ ثُمَّ يَسْتَغْفِرِ اللَّهَ يَجِدِ اللَّهَ غَفُورًا رَحِيمًا) Ayet-i Kerimede; kişi kendine (nefsine) hem zulüm ederek zâlim olur, hem de kötülük eder bilgisi verilmektedir. Hangi fiillerin zulüm (يَظْلِمْ ) kapsamına ve hangilerinin kötülük (سُوءًا) kapsamına girdiği araştırılmalıdır.
  • ……………………………………………………………………………………………..
  • Lâzım (geçişsiz) fiil Hakkında Derlenenler:
  • 1) Lâzım fiilin masdarından gelen mânasının fâiline etkilerini, ilgili Ayet-i Kerimeleri ve yaşadığımız olayları (anıları) birlikte tefekkür ederer anlayabiliriz.
  • Örnek :  ( قوم  ) kökünden gelen ( قَامَ  يَقُومُ  قَوْماً  قِيَاماً  Kalktı) fiilinde iki masdar vardır. Bu nedenle fiil’de iki farklı bilgi saklıdır. Şayet Fiil ( قَوْماً  ) masdarın türemiş ise, fiilin mânasını sadece fâil bilir ama hades (iş) ile, başkasına göstermez bilgisi saklıdır. Fiil ( قِيَاماً  ) masdarından türemiş ise, fiilin mânasını yine sadece fâil bilir ama hades (iş) ile de başkalarına gösterir, bilgisi saklıdır. Bu durumun anlamı “Ey kulum! Tercihin senin bir imtihanındır ve muradıma uygun olanı bul ve uygula” ikazıdır denilebilir.
  • ( قوم  ) kökünden türeyen Lâzım fiil ; 2/20’de “ibadete karar vermek” anlamındadır. 4/142’de “kalkıp, başlamak” anlamındadır. 18/14’de “huzurda durmak” anlamındadır. ve 72/19’da “kalkıp, ibadet etmek” anlamındadır. Hadis-i Şerifde ise,  Ellah Teala’nın emirlerini yaşamak ve yaşatmak için çaba harcamak anlamıdadır.
  • Şayet bir kişi mazi ve cemî müzekker olan ( قَامُوا  kalktılar) hitabını duyarsa, beş anlamı da kapsayan şu bilgiler kendisine iletilmiş denilebilir : “Ey muhatab! İnsanların dinî ve dünyevî işlerini tanzim edip düzeltmeye, âsâyişin ve emniyetin tesisine görevli olanlar kalktılar. Sen de onlara destek olmak için kalk ve gücün yettiğince bu dört Ayet-i Kerimedeki saklı hükümleri hem yaşa ve hem de yaymaya çabala.”
  • Yoksa, ( قَامُوا  kalktılar) cümlesine, sarf kâidelerine göre sadece fiilin bittiğini bildiren bir cümle olarak anlam vermek, o hitabın niçin geldiğini anlamamak demektir.
  • 2) Lâzım fiilin mânası, hades’in (iş’in) fâili gerçek ise bilinir. Bize fâili tanıtır / Bana beni tanıtır. Şayet fâil ; roman, tiyatro veya dizi kahramanları gibi hayâli bir fâil ise, Lâzım fiilin mânası (neden’i / niçin’i) doğru olarak anlaşılamaz. Ayrıca mazi, muzari ve masdar’ın konuşma ve yazmalardaki anlamları ile Kelâm’daki anlamları çok farklıdır. Bu nedenle sadece Kelâm’lar tefekkür edilmelidir. Şöyle ki :
  • Mazi fiil cümlesindeki fiillerden, fâilin ismini tanırız (Mü’min, müttakî, … gibi). Ayrıca, Ellah Teala’nın iradesini bildiren ve niçin sorusunun cevabı olan hüküm, mazi fiilde saklı emir olan hadesdir. Mazi cümledeki fâil, kendimiz de olabilir veya görüp tanıdığımız bir başkası da olabilir. (NOT : İsm-i meful, mazi-meçhul gibi kullanılabilir.)
  • Muzari fiil cümlesindeki fiillerden, fâilin munfasıl zamirini tanırız (Zahiri beş duyu organının yükümlülüklerini). Ayrıca, Ellah Teala’nın muradını bildiren ve nasıl sorusunun cevabı olan hüküm, muzari fiilde saklı edep olan hadesdir. Bu edebin nasıl yapılacağını ise, önce ilgili Hadis-i Şerifden veya REHBER’den görerek öğren (örnek al) ve aynen yapmaya çabala. Yoksa, kendince doğru zannettiğin bir uygulamayı başlatma ikazı da saklıdır. Muzari fiil cümleleri  “Allâhümme! beni de bu fiilleri işleyenlerden eyle. veya Allâhümme! şu fiilleri işlemekten sana sığınırım.” gibi, birer gizli duâdır. (NOT : İsm-i fâil, muzari-malum gibi kullanılabilir.)
  • Masdardan, fâilin muttasıl zamirini tanırız (Batınî beş duyu organının yükümlülüklerini). Ayrıca, Ellah Teala’nın muhabbetini bildiren ve hem niçin, hem de nasıl sorularının cevabı olan hüküm, masdarda saklı muhabbet olan hadesdir. Örnek:
  • 7/56 (  إِنَّ رَحْمَةَ اللَّهِ قَرِيبٌ مِنَ الْمُحْسِنِينَ … ) “… şüphesiz Ellah’ın rahmeti iyilik edenlere yakındır.” Ayet-i Kerimesindeki ( قَرِيبٌ  ) masdarının mânası hakkında, Azîz Mahmud Hudâî (k.s.a) : “Tahkik”, şöyle ki, bu üslûb üzere kul efendisine ikbâl ede. “Hakk’ın rahmeti ehl-i ihsan olanlara ‘garîb‘ dir” der. “Karîbetun” denmez. Muktezâyı kurbiyyet böyle iken, ulemâ-ı zâhir birkaç vecihle cevap vermişlerdir. Bu emr-i mukadder, gözetile.” Emr-i kurbiyyet takdîr olunca yerleşir ve yakınlık sıfat-ı müşebbehe vezni üzere olur. açıklamasını yapmıştır.
  • Bu açıklamayı “Lafzatullâha muzaf olan garîb’dir. Sen de garîb’lerden olmaya çabala ki “Ehl-i ihsan” listesine giresin ikazı saklıdır” diye de özetleyebiliriz.
  • Lâzım fiiller, üç grubta toplanabilir :
  • (A) Bedenin tümüyle yapılan fiillerdir ve 1.ci ve 2.ci ve 3.cü BAB’dan gelirler. Örnekler : ( خَرَجَ  Çıktı) ve ( جَلَسَ  Oturdu) ve ( ذَهَبَ  Gitti) ve ( قَامَ  Kalktı) ve ( نَامَ  Uyudu) gibi.
  • (B) Devamlı olmayan bir hâle delâlet eden fiillerdir ve 4.cü BAB’dan gelirler. Örnekler : ( وَجِلَ  Korktu) ve ( فَرِحَ  Sevindi) ve ( شَبِعَ  Doydu) ve ( مَرِضَ  Hastalandı) ve ( ظَمِئَ  Susadı) gibi. Ayrıca, renk ve kusura delâlet eden fiiller de umumiyetle, 4.cü BAB’dan gelen lâzım fiillerdir.
  • (C) Devamlı olan bir hâle delâlet eden (seciye, karakter, huy, tabiat gibi) fiillerdir ve 5.ci BAB’dan gelirler. Örnekler : ( كَرُمَ  Cömert oldu) ve ( شَرُفَ  Mertebesi güzel oldu) ve ( جَمُلَ  ahlâkı ve yaradılışı güzel oldu) ve ( حَسُنَ güzel oldu) ve ( قَبُحَ  Çirkin oldu) gibi.
  • Lâzım fiiller, hakkındaki bir nahiv kâidesine örnek : “Zeyd kalktı”  ( قَامَ زَيْدٌ ) cümlesinde ; kalkmak fiilini işleyen fâil ( زَيْدٌ )’de fiilin sonuçları, yani ( قَامَ )’nin etkileri kendisinde gizli kalır, görülmez ve bilinmez. Bu nedenle de harekesi merfû (ötre) dir.
  • Şöyle de söylenebilir : Fiilin, fâilde kalan ve görülemeyen ve bilinemeyen etkilerine, fâilin REF hâli denir. “Zeyd kalktı” diyen kişi, sadece fâili ve fiilin bittiğini bildirir. Nasıl ve niçin sorularının cevaplarını cümle bildirmez. Bu durum Kelâm için geçerli değildir.
  • Lâzım fiiller, şu üç yöntemin biriyle müteadi fiil hâline çevrilir.
  • A) Evveline ( أ  ) ilave edilerek. (Sülâsi Mücerred Lâzım fiil, İF’ÂL BAB’ına sokularak) Örnek :  36/15 ( وَمَا أَنْزَلَ الرَّحْمَنُ مِنْ شَيْءٍ إِنْ أَنْتُمْ إِلَّا تَكْذِبُونَ  … ) “… Rahmân da hiçbir şey indirmemiştir – Siz ancak yalan söylüyorsunuz”. Burada ( نَزَلَ  indi) Lâzım fiilinin evveline ( أ  ) ilave edilerek müteaddi (indirdi) yapılmıştır.
  • B) Sonuna harficer ( بِهِ  gibi) eklenerek. Örnek : 26/193 ( نَزَلَ بِهِ الرُّوحُ الْأَمِينُ  ) “Onu Ruh-ul Emin vasıtasıyla indirdi”. Burada ( نَزَلَ  indi) Lâzım fiilinin sonuna ( بِهِ ) eklenerek, müteaddi (indirdi) yapılmıştır.
  • C) Aynel fiili şeddelenerek. (Sülâsi Mücerred Lâzım fiil, TEF’ÎL BAB’ına sokularak) Örnek : 17/106 ( وَقُرْءَانًا فَرَقْنَاهُ لِتَقْرَأَهُ عَلَى النَّاسِ عَلَى مُكْثٍ وَنَزَّلْنَاهُ تَنْزِيلًا  ) “Biz onu ayet ayet ayırdık – NÂS’a belli aralıklarla onu okuyasın diye – ve onu yavaş yavaş indirdik.” Burada ( نَزَلَ  indi) Lâzım fiili şeddelenerek ( نَزَّلْنَاهُ  onu indirdik) diyerek, müteaddi fiil yapılmış.
  • (Uyarı : Bir Nahiv kitabında Lâzım fiil ile ilgili şu örnek cümle terkibi ( نَزَلَ الْقُرْأَنُ نُزُولاً  Kur’an-ı Kerim, inmekle indi.) verilmiş. Nahiv kâidesine göre doğru olan bu cümle, itikâden yanlıştır.  Doğrusu: 17/106 ( وَنَزَّلْنَاهُ تَنْزِيلًا  … ve onu (hiçbir yaratılmışın yapamayacağı, engel olamayacağı ve hattâ hayal bile edemiyeceği) bir indirişle indirdik) Ayet-i Kerimesinde ise; lâzım fiil, müteaddi fiile çevrildikten sonra meful-u mutlak almıştır.
  • …………………………………………………………………………………….
  • Müteaddi (geçişli) fiil Hakkında Derlenenler : 
  • Müteaddi fiilin eseri (etkileri), fâilden mefule geçer. Bu nedenle, Kur’an-ı Kerim’deki müteaddi fiilin eseri (etkileri), dinleyende mutlaka görülür, duyulur, bilinir, idrâk edilir ve şâhid olunur. Kur’an-ı Kerim’i dinlemeyen de ise, asla görülmez.
  • Çünkü, Ellah Teala dâima mütekellimdir (dâima fâil’dir), başkası değil. Dinleyen de dâima muhatabdır ( dâima meful’dur), başkası değil.
  • Müteaddi fiil lafzında saklı olan bu bilgi; eserin (etkilerin) ikinci ve üçüncü mefule geçişi için de geçerlidir. Bakmak, söylemek gibi fiiller müteaddidir.)
  • A) Bir mefule geçişli olanlardır. Bir mefule geçişli olanlarda, fiildeki Hükümden fâil sorumludur. Örnek-1 : 2/9 (… اشْتَرَوُا الضَّلَالَةَ بِالْهُدَى …) “Delâleti hidayet karşılığında satın aldılar” Fiildeki hükümden (satınalma işinden) sorumlu olan Fâildir.
  • Örnek -2: Bir nahiv kitabında geçen, “TAM FİİL : Meful’e ihtiyaç duymayandır.” ifâdesinden sonra  ( عَلِمَ اللهُ تَعَالَى ) “Ellah’ü Teala bildi.” Terkibi örnek olarak verilmiş. Bir müteaddi fiil cümlesidir ve mefulü mevcuttur.  Çünkü ( تَعَالَى ), fiil ve fâil’den oluşan bir cümledir. ( تَعَالَى ) cümlesi ;
  • (1) Lafz-ı Celâl’den devamlı hâl olmak üzere mahallen mansub’tur.
  • (2) Merfu olan (  اللهُ  ) Lafz-ı Celâl’nin sıfatı olmak üzere mahallen merfudur.
  • (3) Mecrur olan ( لِلهِ ) Lafz-ı Celâl’nin sıfatı olmak üzere de mahallen mecrurdur.
  • Bu durum, Lafz-ı Celâl’in özelliklerindedir. Zira cümle, ancak nekirenin sıfatı olarak vâki olabilir ve marifenin sıfatı olamaz. (NOT : ( عَلِمَ اللهُ تَعَالَى ) bir terkibin söylenmesi edeben yanlıştır ve Kur’an-ı Kerim’den bir ayet değildir.)
  • B) İki mefule geçişli olanlardır. İki mefule geçişli olanlarda, fiildeki Hükümden birinci meful sorumludur. Örnek : 2/10 (… فَزَادَهُمُ اللَّهُ مَرَضًا …) “Ellah da hastalıklarını artırmıştır.” Fiildeki hükümden (kalbî / zihinsel hastalığın artmasından) sorumlu olan ( هُمْ ) zamiridir ve mahallen mansubtur.
  • Buradaki ( فَ ), bu kalb hastalığının bir oluşum olduğunu bildirir. Bu nedenle de, hastalık nasıl oluşuyor ? ve kaç unsurdan meydana geliyor ? sorularının cevabını tezekkür ve tefekkürle ile tesbit edin ikazı saklıdır. 
  • Buradaki ( زَادَ ) Fiil-i mazidir ve mazi fiillerdeki saklı bilgileri hatırlayın ikazı vardır.  ( هُمُ ) Birinci mefulün bihdir ve mazi fiildeki saklı bilgiler ; kendilerinde görülür, duyulur, bilinir, idrâk edilir ve şâhid olunur. “Geçmiş yaşantımdaki hangi davranışlarımı anlatıyor ve bunları şimdi terk ettim mi?” diyerek tezekkür etmeliyim. ( اللَّهُ ) Fâil, merfu olduğu için hastalığımı bilen, bana bildiren ve başkasına örtendir anlamı saklıdır. ( مَرَضًا ), İkinci mefulün bihdir ve mansub olduğu için, başkasına örtülü olan bu kalb hastalığının söylenmemesini (kendini şikâyet veya reklam ederek, başkalarının şahid tutulmamasını) ikaz ediyor.
  • C) Üç mefule geçişli olanlardır. Örnek :
  • MUTLAK FİİL ( مُطْلَقٌ ) – ARAPÇA GRAMER DERSLERİ

    : Asla bir şarta bağlı olmayan ve tüm fiil çeşitlerini (müteaddi, lâzım, tam, nâkıs, malüm, meçhul, sülasi, mücerred, mezid) kapsayan ve mânası KELÂM’ın bütün unsurlarına ışın gibi yayılan fiil demektir. Mutlak fiil beş nev’i dir : 1) Mazi, 2) Muzari, 3) Emir, 4) Nehy, 5) Taaccüb.  

    Mutlak fiil, bir mamulü REF eder ve bir çok mamulü NASB eder. Mutlak fiil sıfat özelliğinde olduğu için, Ayet-i Kerimdeki (Kelâm’daki) saklı bilgileri ifşâ eder.

    Şöyle de söylenebilir : (1) Şayet o sıfat veya o vasıf olmasaydı, o fiil işlenemezdi. (2) Mutlak fiil sıfatın zuhurudur (görülür, duyulur, bilinir hale gelmesidir). Sıfat özelliği dikkate alınmayan cümlelerde, mutlak fiil dedikodu sınıfına girer (şu, şunu dedi, gibi) Bu nedenle önemli değildir. Örnek : 2/35

    وَقُلْنَا يَاآدَمُ اسْكُنْ أَنْتَ وَزَوْجُكَ   “Yâ Âdem dedik! – sen ve zevcen cennete yerleşin – ve ikiniz orada istediğiniz yerden bol bol yeyin – ve şu ağaca yaklaşmayın – sonra zalimlerden olursunuz.”

    Ayet-i Kerimesindeki ( … قُلْنَا … Dedik) mutlak fiildir.  Asla bir şarta bağlı olmayan bu fiilin mânası, Kelâm’ın bütün unsurlarına saklı olarak ilave anlamlar yükler.  İlave anlamlardan bazıları şunlar olabilir:

    (a) Her zaman diliminde mânevi olarak “Âdem Makamı”na çıkana ilk emrimiz bu Ayet-i Kerimedir.

    (b) “Âdem Makamı”na çıkan her kişiye O’ndan başkası sana âmil olmasın, aksi halde munfasıl zamirin ve muttasıl zamirin ve âmil edindiğin (insan veya cin şeytanı veya nefsin) ile birlikte üçünüz birden zâlimlerden olursunuz.

    (c) “Âdem Makamı”na çıkan her kişi en az bir başka kişiden de sorumlu olur.

    (d) Yasaklar çok büyük bir bahçedeki bir ağaca benzer, ama “Âdem Makamı”na çıkan, çok büyük bahçeyi bırakır da tek bir ağaçla ilgilenir. Bu kıssadan ders alın ikazı vardır.

    (e) Mutlak fiil ile başlayan Ayet-i Kerimelerde “Âdem Makamı”nda olanlara saklı emirler (farz, vâcib, sünnet derecesinde gibi) vardır.

    (f) Önce hikaye okur gibi okuduğu bu Ayet-i Kerimeler, bu makama çıkana sorumluluk yükler.

    (g) ….. tefekkür kapısı hep açık kalacak bir Ayet-i Kerimedir.

    KELÂM; Kelâm-ı Kadîm (Kur’an-ı Kerim), Hadis-i Kudsî, Hadis-i Şerif ve Kelâm-ı Kibar’ı (Ellah dostlarının sözlerini) kapsar.

    MUTLAK FİİL “Kâle”nin, fiil cümlesinin ve isim cümlesinin başlangıcında bulunduğu Ayet-i Kerimeler şu beş grub hakkında açık ve saklı bilgiler verir. Çünkü her bir grubun hem fiilerini, hem de sıfatlarını veya vasıflarını  açık – saklı bildirir. Bu grublar şunlardır :

    (1) Ellah Teala’nın bir velîsi olduğunu kimsenin bilemiyeceği kulları hakkında.

    (2) Ellah Teala’nın bir velîsi olduğunu hem kendisi, hem de başkalarının bildiği kulları hakkında.

    (3) Ellah Teala’nın bir velîsi olduğunu sadece kendisinin bildiği, başkalarının bilmediği kulları hakkında.

    (4) Ellah Teala’nın bir velîsi olduğunu kendisinin bilmediği, ama başkalarının bildiği kulları hakkında.

    (5) Ellah Teala’nın diğer kulları hakkında.

    “Kâle”nin Fiil cümlesi olarak bulunduğu Ayet-i Kerimeye örnek, 63/1 : “Münafıklar sana geldiği vakit – “Şehâdet ederiz ki gerçekten sen Ellah’ın Resûlüsün” dediler – Ellah da biliyor ki sen hakikaten O’nun Resûlüsün – Ellah şâhid ki gerçekten münafıklar yalançıdır.”

    إِذَا جَاءَكَ الْمُنَافِقُونَ قَالُوا نَشْهَدُ إِنَّكَ لَرَسُولُ اللَّهِ وَاللَّهُ يَعْلَمُ إِنَّكَ لَرَسُولُهُ وَاللَّهُ يَشْهَدُ إِنَّ الْمُنَافِقِينَ لَكَاذِبُونَ

    “Kâle”nin İsim cümlesi olarak bulunduğu Ayet-i Kerimeye örnek, 44/13 ve 14 : “Onlar için düşünmek nerede? – Greçekten kendilerine apaçık anlatan bir Rasûl geldi de” ve “sonra ondan yüz çevirdiler – ve “Bu öğretilmiş bir mecnun” dediler

    ثُمَّ تَوَلَّوْا عَنْهُ وَقَالُوا مُعَلَّمٌ مَجْنُونٌ  ve  أَنَّى لَهُمُ الذِّكْرَى وَقَدْ جَاءَهُمْ رَسُولٌ مُبِينٌ

  • Lafzî Kıyasi Âmiller

     

    Lafzî Kıyasi Âmiller(9)
    Fiil ve Unsurları

    Mutlak Fiil   .?.

    Tam Fiil.. ve ..Nâkıs Fiil

    İsmi Fâil
    EMSİLE sayfasına bakınız
    İsmi Meful
    EMSİLE sayfasına bakınız
    Sıfatı Müşebbehe
    EMSİLE sayfasına bakınız
  • Lafzî Semaî Âmiller

     

     

    Lafzî Semaî Âmiller (49)

    Harfi Cer (20)

    HarfiCer Genel

    İsmi Nasb ve Haberi Ref edenler (8) İsmi Ref ve Haberi Nasb edenler (2) Muzari fiili Nasb edenler (4) Muzari fiili Cezm edenler (15)

    بِا  ?

    إِنَّ  ? ?

    مَا  ?

    أَنْ  ?

    لَمْ  ?
    مِنْ ?
    أَنَّ  ?

    لاَ  ?

    لَنْ  ?

    لَمَّا  ?
    إِلىَ ?
    كَأَنَّ   ?
     
    كَىْ ?

    لِ  ?
    عَنْ ?
    لَكِنَّ   ?

    إِذَنْ ?

    لاَ  ?
    عَلىَ ?
    لَيْتَ   ?

    ÂMİL olmayan EDATLAR

    ( إِذْ ) ve ( إِذَا )

    Sebeb bildiren harfler : ( حَتَّى ) ve ( لِ )


    إِنْ  ?
    لِ ?
    لَعَلَّ   ?

    مَهْمَا  ?
    فِي ?
    إِلَاّ   ??

    مَا  ?
    كَ ?
    لاَ   ?
    Şart edatı : ( مَنْ )
    حَتىَّ ?  
    أَيْنَ  ?
    رُبَّ ?
    مَتَى  ?
    وَ ?


    أَنىَّ  ?
    تَ ?
    أَىُّ  ?
    حَاشَا ?


    حَيْثُمَا  ?
    مُذْ ?


    إِذْمَا  ?
    مُنْذُ ?
    إِذَامَا  ?
    خَلاَ ?

           
    عَدَا ?

           
    لَوْلاَ ?

           
    كَىْ ?

           
    لَعَلَّ ?

           
  • Mânevi ve Semâi âmil ile Kıyasi âmil arasındaki farklılıklar:

     

    1) Manevi ve Semâi âmil, manevi beş duyu ile algılanan ve kalb ile bilinen olayları anlatan fiil cümlesinde vardır. “Dil kalbin tercümanıdır” ata sözündeki gibi. Hz.Ali (k.a.v) “Konuşanı, konuştuğu anda tanırız. Susanı da O gün tanırız.” buyurmuştur.

    1) Kıyasi âmil, zahiri beş duyu ile algılanan ve akıl ile bilinen olayları anlatan fiil cümlelerinde vardır.

    …………..

    2) Manevi ve Semâi amil ile REF edilmiş muzari fiilin önünde, nasb edici veya cezm edici bir edat bulunmaz. Hem fiili hem de fâilini REF eder ve mefulünü NASB eder.

    2) Kıyasi âmil, fiili REF etmez, fakat, fâilini REF eder ve mefulünü NASB eder.

    …………..

    3) Manevi ve Semâi amil ile REF edilmiş muzari fiil cümlesinde, aynı zamanda kıyasi âmil ile REF edilmiş fâil ve nasb edilmiş meful bulunur. Bu nedenle, muzâri fiil cümlesi hem akla hitap eder, hem de kalbe hitap eder.

    3) Kıyasi âmil bulunan fiil cümlesi, sadece akla hitap eder, kalbe hitap etmez.

    ……………

    4) Manevi ve Semâi amil ile REF edilmiş muzari fiilin doğruluğundan şüphe edilmez. Çünkü, haber verdiği olay, sıfat veya vasıflarla ilişkilidir ve sebeplerle ilişkili değildir. Bu nedenle de fiil “ma’lum” olmasına rağmen, içinde “meçhul” manası saklıdır.

    4) Kıyasi âmil ile REF edilmiş fâil, henüz oluşmakta olan olayın aktörlerinden biridir. Fiilin haber verdiği olay, sebeplerle ilişkilidir. Ancak, sebeblerin hepsi sıralanamaz. Çünkü zahiri beş duyu ile algılanan olayı oluşturan faktörleri ve her birinin sebeblerini bilmemiz mümkün değildir.Bu nedenle; bizim hayır dediğimiz, şer olabilir veya tersi olabilir.

    ……………

     Mânevi ve Semâi âmil ile Kıyasi âmil’in ortak tarafları:

    .

    Ellah Teala her soruya mukabil bir Ayet-i Kerime indirmiştir. Saklı olan soru, şu kâide ile bulunabilir. Kâide : Âmillerle (60 âmilden biri ile) kurulan cümle, mutlaka takdir edilen saklı bir sorunun cevabıdır. Takdir isabetli olursa, Ayet-i Kerimenin nuzül sebebi de bilinmiş olur.

    Saklı soruyu takdir etmeye bir örnek :

    ( قَرَأْتِ التِّلْمِيذَاتُ الْقِِصَّةَ حَتَّى فَهِمْنَ ) “Kız öğrenciler kıssayı anlayıncaya kadar okudular.” terkibinde saklı olan soru cümlesi ise ;

    ( حَتَّى مَتَى قَرَأْتِ التِّلْمِيذَاتُ الْقِِصَّةَ ؟ ) “Ne zamana kadar kız öğrenciler kıssayı okudular ?” şeklinde olabilir.

  • Manevi âmiller Arapça

     

    Âmil sebeptir. İ’rab ise hem sonuçtur hem de sebebi işaret eden bir alâmettir. Manevi âmil, “Mâna-yı harf” olarak da tanımlanır. Mâna-yı harf ise; bir şeyin kendisini değil de, sahibini bildiren, mânadır. Kalble (manevi beş duyu ile) bilinir. Mâna-yı harfi seven, Cn.Hakk’a muhabbet eder ve gördükleri için “ne güzel yapılmış” der. Mâna-yı ismi seven, nefsine muhabbet eder ve gördükleri için “ne kadar güzeldir” der. Mâna-yı ismi seven, kalbine başka muhabbetlerin girmesine meydan vermiş demektir. İki çeşit mânevi âmil vardır:

    Birincisi : Mübteda ve haberi REF eden manevi âmildir.İsim cümlesindeki manevi âmilde, delil ile isnat vardır. Şöyle de söylenebilir:

    a)Bir şeyin, bir şeye isnadı için kurulan isim cümlesinde bir manevi âmil saklıdır. Gavs-ıl Âzam Seyyid Abdulkâdir Geylâni (k.s) “Besmelenin ism-i âzam duâsına yakınlığı, gözün beyazının siyahına yakınlığı gibidir.” diyerek, mânevi âmil’in anlamını zarif bir dille açıklamış.

    b) İsim cümlesindeki manevi âmil; bir şeyi kendisine veya kendisini bir şeye isnat eden ESMÂ’ya ait saklı bir mânadır. Örnek : İmam-ı Mâturidî’ye göre Besmele-i Şerife, mübtedası hazf edilmiş (gizlemiş) isim cümlesinin haberidir. Haber’de de, hüküm (Emir = mânevi âmil) saklıdır.

    c) İsim cümlesinde saklı olan manevi âmil; sadece kalb ile (manevi beş duyu ile) bilinen bir mânadır, söyleyenin haz alması vesile olur fakat lisan ile anlatılamaz. Örnek : Namaz kılanın “Elhamdulillâhi Rabbil Âlemîn” derken O’nu övmesi, huzurdaki kimsenin hitabıyla değil, gâip kimsenin hitabıyla olmaktadır. Daha sonraki âyetlerde ise hitap, huzurunda bulunan Zata yapılmakdadır. (Bahrü’l Medîd ; 1.cild, sayfa, 225) 

    d) Delilini (ilgili ayet-i kerime, hadisi şerif veya temel bilimlerdeki kanunları) bilmediği bir konuda isim cümlesi kuranın sözünde manevi âmil bulunmaz, dinleyene iç sıkıntısı verir, sözünün de bir etkisi olmaz.

    İkincisi: Muzari fiili REF eden manevi âmildir.  (KAİDE: Mânevi âmil ile Ref olunmuş muzari fiilin önünde, nasb edici veya cezm edici bir edat bulunmaz.) Muzari fiili REF eden Manevi âmil, bir olay yaşandıktan sonraki şahitliğin yapılmasına sebep olan mânadır (sıfattır). REF edilmiş muzari fiilde bir hüküm saklıdır. Saklı hüküm sadece olaya şahit olana bir sorumluluk yükler. Yani, yaşanan, hissedilen fakat nasıl olduğu anlatılamayan bir olayla ilgili olarak kurulan bir fiil cümlesi, söyleyenin;

    a) şahit olduğu olayın imâsıdır (İmam-ı Eşarî’ye göre Besmele-i Şerife, fiil ve fâili hazf edilmiş fiil cümlesinin mef’ulün bih gayri sarihidir. Fiilde de hüküm (Emir = mânevi âmil) saklıdır.)

    b) olaya şahit olanın o andaki hâlini bildirir

    c) olaya şahit olanın, olaydan önce hangi sıfatla sıfatlandığını bildirir.

    d) Söyleyen, idrak ettiği hükmü inkar ederse zarar görür, ama dinleyen (muhatabı) bu hükümden sorumlu olamaz, acabaları olabilir. Çünkü olaya şahitlik yapmamıştır ve şahit olmadığı bir konuyu fiil cümlesi halinde aktaranın (taklitçinin) sözünde manevi âmil yoktur.

    e) Filimlerdeki, TV dizilerindeki, romanlardaki kahramanların ve yalancıların kurduğu fiil cümlesinde manevi âmil bulunmaz, duyanı oyalar ve hayeller kurdurur ama dinleyene iç sıkıntısı verir.

  • Âmil Arapça Ne Anlama Geliyor

     

     ( عَامِلٌ ) Âmil; mânevi, semâi ve kıyâsi olmak üzere toplam 60 adettir. Ayet-i Kerimede gizli bir İSM-İ FÂİL gibi görev yapar ve Ellah Teala’nın bu Ayeti Kerimeyi bana idrak ettirmesindeki murâdını âmillerin izlerini sürerek (fiilin oluşum sebeblerini araştırarak) tesbit etmemi kolaylaştırır. Şöyle ki ; her bir âmil, muhatab ile ilgili bir oluşumun temel unsurlarından biridir. Diğer unsurlar ilgili Ayet-i Kerimelerden bulunabilir.

    Çünkü, KUR’AN_I KERÎM’deki ZAMİRLER sorumluluklarımı SAKLI OLARAK bildirir. (Bakınız : Mamuller sayfası, Zamirler-1a dosyasına) Sorumluluklarımı yerine getirmemin de veya arkaya atmamın da bir karşılığı (mükâfaatı veya azâbı) vardır. Hz.Ali (k.a.v)nin, “İnsanın başına gelen belâların sebebi kendisidir ama bilmez.” meâlinde bir ikâzı vardır.

    Her fiilim de, kendime ait oluşumun  bir anlık fotoğrafı gibidir ve öncesi – sonrası ile ilişkilidir. Ayrıca, öncesinde NİYET / NEVÂ sonrasında da HÜKÜM vardır.  Mânevi, semâi ve kıyâsi âmillerin birbirinden farkları aşağıdaki tabloda verildi.

     TARİF: Âmil (konuşma esnasında telaffuz edilen lafızlarda), muhataba lafzen veya mânen tesir eden ŞEY’e isim yapılmıştır. Âmillerin davranışlarımızla ilişkisini anlayabilmek için DİNLEYEN olmak ön şarttır. Duyan kişide ise, âmil bilgileri birer mâlumat olarak kalır, bir süre sonra unutulur ve kendime de, muhatabıma da bir faydası görülmez.

     Bir ism-i fâil olan Âmil lafzına yüklenen mânayı anlayabilmek için, ateşe konan bir çömleği düşünelim. Görünürde ateşin sureti çömleğin dışındadır ama ateşin mânası çömleğin içindedir. Çünkü amaç çömleği değil, içindeki suyu ısıtmaktır. Suyun ısınma sebeblerinden biri olan ateşe, âmil denir.

    Diğerleri ise; sıcak su ihtiyacı, suyu kaba koyan kişi, fizik kanunları, yakacağı toplayan, yakan … vb. gibi biri olmazsa, suyun ısıtılamıyacağı sebeblerdir. Çünkü Ellah Teala her hadiseyi, sebeblere mukabil yaratmıştır. Bir Ayet-i Kerimedeki âmilde saklanan mânanın biri de “Ey kulum ! bu ayeti takdir etmemdeki sebeblerden birini âmil ile açıkladım, diğer sebebleri de tefekkür ederek muradımı anlamaya çabala.” ikazı saklı olabilir.

    Mânevi âmil Lafzî Semâi âmil Lafzî Kıyasi âmil
    Vehbi olarak
    öğrenilir
    Arab’dan duyularak
    öğrenilir
    Kesbi olarak
    öğrenilir
    Manevi 5 duyu ve kalb ile bilinir, ancak tam olarak anlatılamaz Zahiri 5 duyu ve akıl ile bilinir, tam olarak
    anlatılabilinir
    Sessiz ve sözsüzdür Sesli ve sözlüdür
    Kendi söylediğini ve başkasının söylediğini DİNLEYEN anlar Kendi söylediğini ve başkasının söylediğini
    DUYAN anlar
    Kaideleri yoktur Kaideleri vardır
  • Harfi Cerler

     

  • Harfi Cer‘ler, Lafzî Semâi Âmillerdir. Fiil veya fiil mânasında olan şeyin mânasını, kendilerinden sonra gelen isim veya zamire çekerler. Şöyle de söylenebilir : Harfi Cer‘ler ; 
  • (1) Fiilin mânasını mecrur_isme çeker.
  • (2) Fâile değil de, fiile muzâf görevini yükler.
  • (3) Mecrûr_ismi, muzâfun ileyh (muzafun fâili) olarak görevlendirir.
  • Bu nedenle Ayet-i Kerimenin fâil, fiilinden sorumlu değildir ama, harficer ve mecrur’un yüklediği sıfattan veya vasıfdan sorumludur. Meselâ : “Kalem ile yazdım.” terkibinde, yazma fiilinden sorumlu değilim ama, yazdıklarımdan sorumluyum. gibi. Lâzım fiil, mefulünü harficer ile alır.
  • Harfi Cer’ler, sadece bir tek ismi veya zamiri cer ederler ve bu kelimeye “Mecrur” denir. Harfi cer’in mecrur ile birlikte, mânaca alâkalı (âid, bağlı) olduğu kelimeye “Müteallak” denir.
  • Şöyle de tarif edilebilir: O kelimenin mecrur olmasına (kesre almasına) sebeb olan fiil ile bu fiilin zuhur etmesine sebeb olan fâilin ahlâkı ve/veya temel bilimlerdeki kanunların birlikte düşünüşmesi gerekir, birbirinden ayrı değillerdir.
  • Yani mecrur, fiil ve ahlâk / kanun‘dan herhangi biri olmaz ise, diğerleri oluşmaz. Mutlaka hepsinin de birlikte olması zorunludur. demektir.
  • Müteallak, hem somuttur hem de soyuttur. Tıpkı güneş ışığının hem tanecik tabiatında hem de dalga tabiatında olması gibidir. Bu nedenle de müteallak‘ın hem görünen, hem de görünmediği halde hissedilebilen özellikleri vardır.
  • Müteallak ; (a) Fiil olabilir : Mutlak fiil, Tam fiil ve Nâkıs fiil.
  • (b) Şibh-i fiil olabilir : İsmi fâil, İsmi meful, Sıfatı müşebbehe, İsmi tafdil ve Masdar.
  • (c) Fiil mânasını ifâde eden bir lafız : isim-fiil ve zarfı müstekar’dır. Zâid olarak gelen harficerin müteallakı yoktur, ancak, Kur’an-ı Kerim’de hiç bir harf zâid olarak gelmez.
  • Harficer’e (خَافِضٌ ) “Alçaltıcı, insana haddini bildiren” ve Mecrûr’una ise (مَخْفُوضٌ ) “Alçalmış, alçaltılmış” de denir.
  • Lâzım fiil mef’ulünü harficer ile alır 26/193 :
  • ( نَزَلَ بِهِ الرُّوحُ الْأَمِينُ ) “Onu Ruhu’l Emîn indirdi.” Ayet-i Kerimesinde ( نَزَلَ ) lâzım fiili, mef’ulünü ( بِ ) harficeri ile almasında “Sebep hasıl olmadan yapılan konuşmalara nefis ve şeytan dahil olur.
  • Bu nedenle, bir sebeb (ihtiyaç) ortaya çıkmadan konuşmayın” ikazı saklıdır. Şöyle de söylenebilir: “Haddini bilenler, sebebsiz yere konuşmaz.”
  • Üç çeşit mecrur vardır : Lafzen, takdiren ve mahallen mecrur. Bunların sakladıkların anlamlarda farklı olması gerekir düşüncesiyle bu saklı anlamları hâlen araştırmaktayım. Örnekler:
  • Lafzen mecrur: ( اَعُوذُ بِاللهِ ) Sonu kesreli olan mecrurdur.
  • Takdiren mecrur: 13/34( وَ مَا لَهُمْ مِنَ اللهِ مِنْ وَاقٍ ) “vâkın” ismi fâilinin sonundaki illet harfi kaide gereği hazf edildiğinden, kesre varmış gibi takdir edilir.
  • Mahallen mecrur: 9/15 ( وَ يَتُوبُ اللهُ عَلىَ مَنْ يَشَآءُ ) “men” ismi mevsul’ü, mahallen mecrurdur. (Mebnilerin i’rabı mahallidir.)
  • Bazı Harfi Cer‘lerin birbirleri yerine kullanılabilme şartlarını tesbit tablosu. (Tefekkür için hazırlandı.)
  •   ( بِ ) ( مِنْ ) ( إِلىَ ) ( عَنْ ) ( عَلىَ ) ( لِ ) ( فِي
    ( بِ )   *   ** ** * *
    ( مِنْ ) **     ** ** * *
    ( إِلىَ ) **       **   **
    ( عَنْ ) ** *     ** * *
    ( عَلىَ ) **   * *     **
    ( لِ )     *   **   *
    ( فِي ) * * **   ** *  
    Genel anlam  ile, i, e den e kadar den ye için de
  • ( مِنْ ) anlamında: 76/6 ( … عَيْنًا يَشْرَبُ بِهَا عِبَادُ اللَّهِ ) “o kaynaktır ki ondan Ellah’ın kulları içerler …”
  • ( إِلىَ ) anlamında: 12/100( … وَقَدْ أَحْسَنَ بِي … ) “… Gerçekten bana ihsanda bulundu  …”
  • ( عَنْ ) anlamında: 25/59 ( فَاسْأَلْ بِهِ خَبِيرًا … ) “…  ondan haberi olandan sor.”
  • ( عَلىَ ) anlamında: örnek ( أَ رَبٌ يَبُولُ الشُّعْلَبَانِ بِرَأْسِهِ ) “Başına tilki işeyen bir put mu?”
  • ( فِي ) anlamında: 56/50 ( لَمَجْمُوعُونَ إِلَى مِيقَاتِ يَوْمٍ مَعْلُومٍ ) malûm günün belli vaktinde, … toplanacaklar.
  • ( بِ ) anlamında: 53/3 ( وَمَا يَنْطِقُ عَنِ الْهَوَى ) “o hevası ile (hevasından) konuşmuyor”
  • ( مِنْ ) anlamında: 42/25 ( وَهُوَ الَّذِي يَقْبَلُ التَّوْبَةَ عَنْ عِبَادِهِ ) “O kullarından tevbeleri kabul eder.”
  • ( بِ ) anlamında: örnek ( اِرْكَبْ عَلَى اسْمِ اللهِ ) “Ellah’ın ismiyle bin.”
  • ( مِنْ ) anlamında: 83/2 ( الَّذِينَ إِذَا اكْتَالُوا عَلَى النَّاسِ يَسْتَوْفُونَ ) “… insanlardan ölçüp aldıkları vakit …”
  • ( إِلىَ ) anlamında: Bakınız, ? dosyasına
  • ( عَنْ ) anlamında: 2/185 ( … وَلِتُكَبِّرُوا اللَّهَ عَلَى مَا هَدَاكُمْ … ) “… hidayete erdirdiğinden Ellah’ı tesbih ediniz …”
  • ( لِ ) anlamında: 57/22 ( إِنَّ ذَلِكَ عَلَى اللَّهِ يَسِيرٌ ) “… Muhakkak şu Ellah için (-e göre) kolaydır.”
  • ( فِي ) anlamında: 44/32 ( وَلَقَدِ اخْتَرْنَاهُمْ عَلَى عِلْمٍ عَلَى الْعَالَمِينَ ) “…. âlemler içinden seçtik”
  • ( عَلىَ ) anlamında: 52/2,3 ( وَكِتَابٍ مَسْطُورٍ فِي رَقٍّ مَنْشُورٍ ) Yayılmış ince deriye satır satır yazılmış kitaba.
  • ( إِلىَ ) anlamında: 2/144 ( قَدْ نَرَى تَقَلُّبَ وَجْهِكَ فِي السَّمَآءِ … yüzünü göğe çevirdiğini görüyoruz
  • Harfi Cer‘i ile zamirler arasındaki ilişkiyi anlatmaya ve tefekküre örnek olarak, 2/40 Ayet-i Kerimesi seçildi.
  • NOT:  Nahiv’de, harficerlerin Lafzî Semâî Âmil olarak görevleri vardır ve bu görevleri de tefekkür ile buluruz. 
  • ( … يَابَنِي إِسْرَائِيلَ اذْكُرُوا نِعْمَتِيَ الَّتِي أَنْعَمْتُ عَلَيْكُمْ  )
  • “Ey İsrail oğulları! – Nimetlerimi hatırlayın – ki onları size nimet olarak verdim – Benim ahdimi yerine getiriniz ki Bende sizin ahdinizi yerine getireyim – ve yalnız Benden korkun”
  • ( عَلىَ ) anlamında: Ayeti kerimenin muhatabının; aklı, nefsi ve ruhunun ortak bir söylemde (hedefte, anlamda) buluştuğu andaki zamiri, ( كُمْ )’dür ve ( ك ) değildir. ( كُمْ )’e verilen nimetin hesabından, ( عَلَيْكُمْ ) car-mecrurundaki ( ي ) sorumludur.” bilgisi saklıdır.   Çünkü;
  • a) Muttasıl ( ي ) zamiri, ( كُمْ )’e örnek olur ve sizden sorumlu olan kişidir. Hz. Mûsâ a.s, Tur dağına giderken kavminin gözetimini, Hz. Hârun a.s’a bırakmıştı ve döndüğü zaman da bazılarının İCLE’ye (buzağ’a benzeyen bir heykele) tapınmasından da Hz. Hârun a.s’ı sorumlu tutmuştu.
  • b) Muttasıl  ( ي ) zamiri, ( كُمْ )’ün anlayacağı şekilde konuşur. Hz. Hârun a.s, davranışlarından vaz geçirmek için onlarla konuştu, ancak bir kısmı söz dinlemedi.
  • ( بِ ) anlamında olduğunda işaret ( أَنْعَمْتُ ) kelimesindeki ( تُ ) taûl fâiledir. Ayeti Kerimeyi okuyanın “Bu Ayet, ( كُمْ ) ile bana ve benim gibilerine emrediyor” dediği vakitteki saklı bilgisidir.
  • Asr-ı Saadette, mealen; “Yâ Hz. Rasulullah, kimden isteyeceğiz” diye soran sahabeye (rh.a), “Mülk, Ellah Teala’nın. Ben, taksim ediciyim.” buyurdu. Günümüzdeki ( تُ ) taûl fâil, Mürşid-i Kâmil-i Mükemmil’dir.
  • ( مِنْ ) anlamında olduğunda, “içinizden her kim nimetimden yüz çevirirse, onları yine sizden olanlarla cezalandırırım” bilgisi saklıdır. İCLE’ye tapınma cezası olarak gelen “nefsinizi katledin” emrinden sonra İsrail oğulları, birbirlerini öldürdüler.
  • ( إِلىَ ) anlamında olduğunda hitap ( نِعْمَتِيَ ) kelimesindeki ( تِيَ ) taûl fâildir. Karşınızdaki ( كُمْ ) sıfatında olduğunda verdiğiniz nimetin sorumluluğunu ve karşılığını isteyin anlamını verir.
  • ( عَنْ ) anlamında olduğunda ( كُمْ )’ün idrakı kadar nimetin karşılığını verir anlamı saklıdır.
  • ( لِ ) anlamında olduğunda, “Bu nimetleri, sadece sizin için (Peygamberime inanlar için) verdim. Hz. Ali (k.a.v), anlam olarak “İlmi, ….. boynuna takmayınız” buyurmuştur. bilgisi saklıdır.
  • ( فِي ) anlamı olduğunda ( كُمْ ) sıfatını kazanan nimeti anlar ve onu zikreder (anlatır, anar) anlamı saklıdır.
  • Arapça Muttasıl Munfasıl Zamir Tablosu

     

    Zamir Kipi Cinsi Munfasıl (Ayrı) Muttasıl (Bitişik)
    İsim Mazi Fiil Muzari Fiil
    O Müzekker هُوَ ھُ يَ
    O Müennes هِيَ ھا تْ تَ
    O İkisi Ortak هُما هُما ا , تا يَ انِ , تَ انِ
    Onlar Müzekker هُم هُم وا يَ ونَ
    Onlar Müennes هُنَّ ھُنَّ نَ يَ نَ
    Sen Müzekker أنْتَ كَ تَ تَ
    Sen Müennes أنْتِ كِ تِ تَ ينَ
    Siz İkiniz Ortak أنْتُما كُما تُمَا تَ انِ
    Siz Müzekker أنْتُمْ كُمْ تُمْ تَ ونَ
    Siz Müennes أنْتُنَّ كُنَّ تُنَّ تَ نَ
    Ben Ortak أنَا ي تُ أَ
    Biz İkimiz Ortak نَحْنُ نَا نَا