Yıl: 2014
-
Li Harfi Ceri لِ – ARAPÇA GRAMER DERSLERİ
- 1) 7/188 (قُلْ لآ اَمْلِكُ لِنَفْسِى نَفْعَّا وَ لَا ضَرَّا اِلاَّ مَا شَآءَ اللهُ
- De ki: Ellah’ın dilediğinden başka, kendime ne bir yarar sağlayabilirim ne de bir zarar verebilirim.) Mekkeliler “Ey Muhammed, Rabbin fiatlar ucuz iken sana haber vermez mi ki, yükselmeden satıp kâr edesin, …” demeleri üzerine nazil oldu.
- 2) Hadisi Şerif ( اَحَبُّ لِلنَّاسِ مَا تُحِبُّ لِنَفْسُكَ Kendi şahsın için
- sevdiğin şeyi nâs için de sev, iste)
- 3) Âvamilأَنَا عُبَيْدٌ للهِ تَعَالَىBen Ellah Teala’nın küçük bir kuluyum)
- Müteallakın, mecrura ait olduğunu ifade eder. Buradaki müteallak, mübtedanın sıfatı olan “ubeydun” kelimesidir. HATIRLATMA: Müteallak olarak da, görev yapan sekiz grup; fiil, ismi fâil, ismi meful, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, isim-fiil, zarfı müstekar
-
Ala Harfi Ceri – ARAPÇA GRAMER DERSLERİ
- Ala Harfi Ceri
- 1) 2/23(وَ اِنْ كُنْتُمْ فِي رَيْبٍ مِمَّا نَزَّلْنَا عَلَى عَبْدِنَا Eğer kulumuzun
- üzerine indirdiğimizden şüphe ediyorsanız …) Müşriklerin “Bu Ellah’ın sözüne benzemiyor. Biz doğrusu onun Ellah kelâmı olduğunda şüpheliyiz” demeleri üzerine nâzil oldu. (Nuzül sebebi)
- 2) Hadisi Şerif ( اَلْحَمْدُ عَلَى النِّعْمَةِ اَمَانٌ لِزَوَالِهَا Nimet üzerine
- hamd etmek, nimetin zavale uğramaması için bir amandır.)
- 3) Âvamil ( يَجِبُ التَّوْبَةُ عَلَى كُلِّ مُذْنِبٍ Her günah işleyici üzerine
- tövbe vacibtir.) Müteallıkın, mecrur’dan üstünlüğünü ve mecruru kapsadığını ifade eder. Bu harficer mecrurdaki fiileri işaret eder.
-
AN Harfi Ceri – Lafzî Semâi Âmil – ARAPÇA GRAMER DERSLERİ
AN Harfi Ceri
- ( عِنْ ), gözle görülmeyen kalbî ameller için kullanılır. İDRÂK etmek anlamı saklıdır. Çünkü “idrâk” kelimesinde “Ellah Teala’nın izniyle O bildirdi de bildim” anlamı saklıdır. Bu nedenle de, idrâk etmek (kalben bilmek) vehbî bir lütuftur, kesbî değildir.
- 1) (وَ إِنْ تُطِعْ اَكْثَرَ مَنْ فِي الْأَرْضِ يُضِلُّوكَ عَنْ سَبِيلِ اللهِ
- 6/116 Eğer sen yeryüzündekilerin çoğuna uyarsan, onlar seni Ellah’ın yolundan saptırırlar..) Kafirlerin, müslümanlara “Kendi öldürdüklerinizi yiyorsunuz da, Rabbinizin öldürdüğünü (ölü hayvanı) mü yemiyorsunuz?” demeleri üzerine nazil oldu. (Nuzul sebebi)
- 2) Hadisi Şerif : ( اَعْجَزُ النَّاسِ مِنْ عَجَزَ عَنِ الدُّعَآءِ Nasın en acizi,
- duadan aciz olan kimsedir.)
- 3) Âvamil,55 كُفِفْتُ عَنِ الْحَرَامِ Haramdan men olundum, engellendim.
- Müteallak’ın, mecrur’dan uzaklaştığını ifade eder.
- 4) ( مِنْ اللهِ) Ellah Teala’nın rızası ve lütfu olan fiilleri işaret eder, fâili görünendir bilgisi saklıdır. ( عِنْدَ اللهِ ) ifadesinde ise, fâili görünmeyendir bilgisi saklıdır.
-
İla harfi ceri – ARAPÇA GRAMER DERSLERİ
- 1) 2/195 ( وَ لاَ تُلْقُوا بِاَيْدِيكُمْ اِلَى التَّهْلُكَةِ … ve kendilerinizi
- ellerinizle tehlikeye atmayın …) Ebu Eyyub el-AnsârÎ r.a. “İçimizden geçirdiğimiz düşüncemize Ellah Teala cevap verdi. Ayetteki tehlike işte o bizim yapmayı düşündüğümüzdür (Nuzul Sebebi). Mecrur (tehlike) olmasaydı (içimizden geçirmeseydik), fiil de olmazdı.
- 2) ( وَ اعْلَمُوا اَنَّ اَحَبَّ الْعَمَلِ اِلَى اللهِ اَدْوَمُهُ وَ اَنْ قَلَّ
- Biliniz ki, Ellah Teala indinde amellerin en sevgilisi az olsa bile devamlı olandır.) Hadisi Şerif, 475
- 3) Âvamil,53 ( تُبْتُ إِلَى اللهِ تَعَالَى Ellah Teala’ya tövbe ettim)
- Müteallak’ın, mecrur’da sonuçlandığını ifade eder. “Mecrur olmasaydı, fiil de tarif edilemezdi” diye tanımlanabilir. Bu harficer mecrurdaki; vasıfları, izafî vasıfları, izafî sıfatları veya sıfatları işaret eder.
-
Min harfi ceri مِنْ- Lafzî Semâi Âmil – ARAPÇA GRAMER DERSLERİ
- 1) ( مِنْ ) harficeri, cümlenin başında gelirse “onlardan … kısmı vardır” anlamını verir ve kısmiyet ifade eder.
- Örnek : 2/78 : (… وَمِنْهُمْ أُمِّيُّونَ لَا يَعْلَمُونَ الْكِتَابَ ) “Onlardan ümmî kısmı vardır …” Ayet-i Kerimesindeki ( مِنْهُمْ ) car mecrurdan oluşan şibhi cümle haber-i mukaddem olup, REF mahallindedir. ( أُمِّيُّونَ ) mübtedâ muahhar olup, cemî müzekker sâlim ismin merfu hâlidir.
- 2) ( مِنْ ) harficeri ve mecrur isim, haber olarak gelirse “ondaki öncelikli (o olmaz ise, sonrakide olmaz) olan kısım dır” anlamını verir.
- Örnek : Hadisi Şerif : ( اَلْحَيآءُ مِنَ الْاِيمَانِ Hayâ, imandandır) Buradaki ( مِنْ ) de; Mübtedâ olan ( اَلْحَيآءُ ) hayâ, imânın kısımlarından biridir. Diğerlerini siz tesbit edin ve ahlâklanın (mübtedâ olun). Sadece “inandım” demekle, imân etmiş olmazsınız. ikazı saklıdır.
- 3) ( مِنْ ) harficeri, alan mecrur isim “ism-i zamanı, ism-i mekânı ve ism-i aleti” saklı olarak içinde barındırır..
- Örnek-1 : 22/75 ( اللَّهُ يَصْطَفِي مِنَ الْمَلَائِكَةِ رُسُلًا وَمِنَ النَّاسِ إِنَّ اللَّهَ سَمِيعٌ بَصِيرٌ ) “Ellah meleklerden de, insanlardan da peygamber seçer. Şüphesiz ki Ellah hakkıyla işitendir, görendir.”
- Örnek-2 : 2/23 ( فَأْتُوا بِسُورةٍ مِنْ مِثْلِهِ ) “Onun mislinde bir sûre getirin” Ayet-i Kerimesi, müşriklerin “Bu Ellah’ın sözüne benzemiyor. Biz doğrusu onun Ellah kelâmı olduğunda şüpheliyiz” demeleri üzerine nâzil oldu. (Nuzül sebebi)
- NOT: Mahmuzel_fâ ve nakıs” olan ( اَتىَ ) fiili “bi” harfi ceri ile birlikte getirmek anlamını kazanır ve “Ellah’dan bana geleni, aynen aktarın” anlamı saklıdır.
- 4) Âvami,51 ( تُبْتُ مِنْ كُلِّ ذَنْبٍ Bütün günahlardan tövbe ettim.) Buradaki ( مِنْ ) de; Müteallak’ın (tövbe fiilinin), mecrur’dan (bütün günahlardan) başladığını ifade eder. Günahların bir kısmını terk etmekle tövbe fiili (müteallak) oluşmaz. anlamı saklıdır.
- ( مِنْ اللهِ) şibh-i cümlede hem fiili, hem de fâili görünendir bilgisi saklıdır. Ellah Teala’nın rızası ve lütfu olan fiilleri işaret eder.
- ( عِنْدَ اللهِ) şibh-i cümlede fiili görünendir, fakat fâili görünmeyendir bilgisi saklıdır. Müteallak “mevcud olmadı” fiili hazf edimiş bir fiil cümlesi olabilir. Çünkü kaide gereği mübteda, müteallak olmaz
-
Bi harfi ceri بِا – Lafzî Semâi Âmil – ARAPÇA GRAMER DERSLERİ
- Bi harfi ceri بِا – Lafzî Semâi Âmildir.
- ( بِا ) kelimesi “ilgilenmek (mülâbeset) mânasını ifade eden bir harfi cerdir ve Lafzî Semâi Âmildir.
- Örnek : 2/207 (وَ اللهُ رَؤُفٌ بِالْعِبَادِ) Suheyb b.Sinan (r.a), Hz. Resulullah a.s’ın sözünü tercih ederek, malından vaz geçtiğinde bu Ayet-i Kerime nâzil olmuş (Nüzul sebebi).
- Ayet-i Kerime’deki ( بِا ) harficerinde, “yaşadığı bir hâdise (bir sebeb) ile kalb hastalığını fark etti ve bu hâlinden kurtulmak için Hz.Resûlullah (a.s.v)’ın sıfatına bürünmeyi tercih etti” anlamı saklıdır. Şöyle de söylenebilir: Kişi, besmelesiz iş yapmama hâline yaşadığı bir hâdiseden sonra bürünür. Daha önce değil.
- 21/18 : ( بَلْ نَقْذِفُ بِالْحَقِّ عَلَى الْبَاطِلِ فَيَدْمَغُهُ فَإِذَا هُوَ زَاهِقٌ وَلَكُمُ الْوَيْلُ مِمَّا تَصِفُونَ ) “Hayır! Biz hakkı bâtılın üzerine
- musallat ederiz, böylece onu mahveder. Artık o bâtıl zâil olur. Vasıflarınızdan dolayı size yazıklar olsun.”
- Harficerlerin geliş sırasında da bilgiler saklıdır. Şöyle ki; ( بِ ) harficeri, bir sebebe bağlı olanı birdirir. ( عَلَى ) harficeri
- ise, bir fiile bağlı olanı birdirir. Önce sebebin ortaya çıkması, sonra da hades’in (öncesi niyet, sonrası hüküm olan fiilin) işlenmesi gerekir. Çünkü bâtıl zuhur etmez ise, Hakk’da zâhir olmaz. Şöyle de söylenebilir : Şâyet bir sebebe bağlı olarak kalb hastalığını fark eden kişi, tedavi için kalb doktoruna gitmez ise : “Vasıflarınızdan dolayı size yazıklar olsun.” hitabının muhatabı olur. Bu kişiler için Nasipsiz demek, “o vasıflara sahip bir kişi olduğunu gizlice bildiren bir rumuz olarak söylüyorum” anlamında olabilir.
- Aksi halde ; ( وَلَكُمُ الْوَيْلُ مِمَّا تَصِفُونَ … ) hitabını gizlice örtmek veya kişinin vasflarını saklayıp, Ellah Tealayı sorumlu
- göstermek veya 7/32 “… ve bilmediğiniz şeyleri Ellah’a isnat ederek söylemenizi (haram kıldı)” Ayet-i Kerimesini dikkate almamak, ….. gibi anlamlara gelebilir.
- Hadisi Şerif/101 (اِنَّمَا الْاَعْمَالُ بِالنِّيَّاتِ)”Muhakkak ki yapılan işler niyetlere göredir (değer kazanır).”
- 3) Âvamil’den (آمَنْتُ بِاللهِ وَ بِهِ لَاُبْعَثَنَّ) “Ellah’u Teala’ya iman ettim ve ona (yemin ederim), muhakkak diriltileceğim”
- Müteallak’ın, mecrur vasıtasıyla oluştuğunu ifade eder.
- 3.1) Ellah Lafz-ı Celâli, lafzen mecrur ve “he” zamiri ise, mahallen mecrurdur.
- 3.2) bihi deki harficer, mukadder olan ( اُقْسِمُ “yemin ederim”) fiiline müteallik. Bu fiili ile birlikte cümlenin manasını tamamlar.
- 4) ( بِاَمْرِهِ “emriyle”) ifadesindeki saklı bilgi: EMRE bağlı İŞLER bir şarta bağlı olmaksızın; fizik, kimya, biyoloji, matematik,
- astronomi kanunlarına göre geçekleşir ve bunları değiştirmeye veya engellemeye kimsenin gücü ve bilgisi yetmez. Kitab-ı Tekvîn’i okuyana HİTAB
-
Mânayı fiil – ARAPÇA GRAMER DERSLERİ
kendisinden fiil mânası anlaşılan lafızdır ve Lafzî Kıyasî Âmil’dir. Mânasına delalet ettiği fiilin amelini yapar, yani fâilini REF eder ve mefulünü NASB eder. Fiil çekim sığaları yoktur. Mânayı fiiller üç grubtur:
- (1) İsm-i Fiiler, mânayı fiildir. Fiil çekimleri yoktur fakat mânasına delâlet ettiği fiilin ameli gibi amel ederler. İsm-i fiiller altı grubta toplanabilir. Bunlar : (a) Emir mânasında olan ism-i fiil, (b) Mazi mânasında olan ism-i fiil, (c) Muzari mânasında olan ism-i fiil, (d) İsm-i mensublar, (e) İsm-i müstearlar, (f) İsm-i işâretler ve (g) İsim olmasına rağmen kendisinden sıfat mânası anlaşılan isimler.
- (a) Emir mânasında olan ism-i fiile örnek: (*) Zeyd’i tut mânasına gelen, ( هَا زَيْداً ) terkibindeki ( هَا ) lafzı gibi. (*) Zeyd’e mühlet ver mânasına gelen, ( رُوَيْدَ زَيْداً ) terkibindeki ( رُوَيْدَ ) lafzı gibi. (*) Zeyd’i hazır kıl mânasına gelen, ( هَلُمَّ زَيْداً ) terkibindeki ( هَلُمَّ ) lafzı gibi. (*) Zeyd’i bırak mânasına gelen, ( بَلْهَ زَيْداً ) terkibindeki ( بَلْهَ ) lafzı gibi. (*) Zeyd’e yapış mânasına gelen, ( عَلَيْكَ زَيْداً ) terkibindeki ( عَلَيْكَ ) lafzı gibi. (*) Zeyd’i terket mânasına gelen, ( تَرَاكِ زَيْداً ) terkibindeki ( تَرَاكِ ) lafzı gibi. (*) Bir şey ver mânasına gelen, ( هَاتِ شَيْئاً ) terkibindeki ( هَاتِ ) lafzı gibi. (*) Çorbayı getir mânasına gelen, ( حَيَّهَلَ الثَّرِيدَ ) terkibindeki ( حَيَّهَلَ ) lafzı gibi. (*) Amr’ı tut mânasına gelen, ( دُونَكَ عَمْراً ) terkibindeki ( دُونَكَ ) lafzı gibi.
- (*) Günahı terket mânasına gelen, ( تَرَاكِ ذَنْباً ) terkibindeki ( تَرَاكِ ) lafzı emri hazır olup, fâili tahtında müstetir ( أَنْتَ ) zamiridir. ( ذَنْباً ) lafzı ise, emir mânasında ism-i fiil ve mânayı fiil olan ( تَرَاكِ ) lafzının, mefulün bih sarihidir.
- Kâfiye’de şu bilgiler de yazılı: (1) Diğer eserlerde mazi mânasında olduğu bildirilen ( هَيْهَاتَ ) “uzak oldu” ism-i fiili, emir mânasındadır. (2) Emir mânasında olan ( فَعَالِ ) veznindeki isimler, sülâsi mücerredlerinden türetildikleri halde lafzî kıyasi âmildir. ( اِنْزِلْ ) manasında olan ( نَزَالِ ) lafzı gibi. (3) Marife masdar manasında olan ( فَجَارِ ) lafzî kıyasi âmildir. (4) Müennesin sıfatı olan masdarlar ( يَا فَسَاقِ ) lafzı gibi, mebnî olan lafzî kıyasi âmildir. (5) Müennes alem (özel isim), Hicazlılara göre mebnî ve Beni Temim kabilesinin kullanışına göre murebdir ( قَطَامِ ) gibi ve ( غَلاَبِ ) gibi. Ancak sonu ( ر ) olan ve ( حَضَارِ ) vezninden gelen isimler mebnî’dir.
- 6/150 ( … قُلْ هَلُمَّ شُهَدَاءَكُمُ ) “De ki haydi şâhidlerinizi getirin” Ayet-i Kerimesindeki ( هَلُمَّ ) lafzı, emir mânasında olan bir ism-i fiildir ve cümlede mânayı fiil olarak da, Lafzî Kıyasi Âmil’dir.
- (b) Mazi mânasında olan ism-i fiile örnek-1 : ( هَيْهَاتَ الْمُذْنِبُ مِنْ اللهِ تَعَالَى ) “Günahkar, Ellah Teala(‘nın rahmet ve mağfiretin)den uzak oldu.” cümlesindeki ( هَيْهَاتَ ) “uzak oldu” mazi mânasında olan bir ismi fiildir ve fâili REF eder ve mefulü NASB eder. Bu nedenle ( الْمُذْنِبُ ) fâili, lafzen merfudur. ( مِنْ اللهِ ) mefulün bih gayri sarihi de, mahallen mensubtur. Örnek-2 : Zeyd ile Amr ayrıldılar mânasına gelen, ( شَتَّانَ زَيْدٌ وَ عَمْرٌو ) terkibindeki ( شَتَّانَ ) lafzı gibi. Örnek-3 : Zeyd ile Amr yaklaştılar mânasına gelen, ( وَشْكَانَ زَيْدٌ وَ عَمْرٌو ) terkibindeki ( وَشْكَانَ ) lafzı gibi.
- 23/36 ( هَيْهَاتَ هَيْهَاتَ لِمَا تُوعَدُونَ ) “Size vaadolunan olunan o şey ne uzak! ne uzak!” Ayet-i Kerimesindeki ( هَيْهَاتَ ) lafzı, mazi mânasında olan bir ism-i fiildir ve cümlede mânayı fiil olarak da, Lafzî Kıyasi Âmil’dir.
- (c) Muzari mânasında olan ism-i fiile örnek : 17/23 ( … فَلَا تَقُلْ لَهُمَا أُفٍّ وَلَا تَنْهَرْهُمَا … ) “Sakın onlara üf bile söyleme – onları azarlama” Ayet-i Kerimesindeki ( أُفٍّ ) lafzı, muzari olan ( أَسْأَمُ ) bıktım mânasındadır.
- (d) İsm-i mensub olan ism-i fiil : İsm-i mensub, ism-i mefule tevil edildiğinden, ism-i mefullerin ameli gibi amel eder. Bu nedenle ism-i mefulde şart olanlar, ism-i mensubun amel etmesinde de şarttır. Örnek : ( يَنْبَغِى لِلْعَالِمِ أَنْ يَكُونَ مُحَمَّدِيّاً خُلُقُهُ ) “Âlimin ahlâkının Muhammed’e (s.a.v) mensub olması gerekir.” ( خُلُقُهُ ) lafzı, ism-i mensub ve mânayı fiil olan ( مُحَمَّدِيّاً )’nin fâilidir. ( أَنْ يَكُونَ ) lafzı ise, ( خُلُقُ الْعَالِمِ ) takdirindedir ve ( يَنْبَغِى )’nin fâilidir.
- (e) İsm-i müstear olan ism-i fiile örnek : ( مَرَرْتُ بِرَجُلٍ أَسَدٍ غُلاَمُهُ ) “Kölesi aslan olan bir adama uğradım.” sözündeki ( أَسَد ) “Aslan” gibi. Buradaki ( أَسَدٍ ) lafzı, ( مُجْتَرِئٍ ) “cesur” mânasındadır.
- (f) İsm-i işâret olan ism-i fiile örnek : ( هَذَا زَيْدٌ يَوْمَ الْجُمُعَةِ أَمَامَ الْأَمِيرِ ) bu terkib ( أُشِيرُ إِلَيْهِ يَوْمَ الْجُمُعَةِ أَمَامَ الْأَمِيرِ حَالَ كَوْنِهِ جَالِساً ) “ben cuma günü emirin önünde oturucu olduğum halde işâret ediyorum” mânasındadır. ( هَذَا ) lafzı, ( أُشِيرُ ) “işâret ediyorum” mânasındadır.
- (g) İsim olmasına rağmen kendisinden sıfat mânası anlaşılan, ism-i fiile örnek : ./.. ( وَهُوَ اللهُ فِي السَّمَوَاتِ ) “Göklerde ibadet edilendir” Ayet-i kerime’sindeki ( اللهُ ) “Ellah” lafzı gibi. Bu Ayetteki ( اللهُ ) lafzı, ( الْمُعْبُودُ ) “ibadet edilen” mânasındadır.
- (2) Zarfı müstekarlar, mânayı fiildir. Şu üç özelliği olan lafızlar, bir zarfı müstekardır. (a) Müteallik’ın (hazf edilmiş bir fiilin) amelini yapan bir Âmildir. (b) Harficer ile gelen bir isimdir (car – mecrûr dur). (c) Hazfedilmiş fiilin ; hem mânasını kapsar, hem amelini yapar, hem de fâil olan müstetir zamiri (mamulu) ifşâ eder.
- Örnek-1: ( ذَيْدٌ فِي الدَّارِ ) “Zeyd evdedir.” cümlesinin aslı ( ذَيْدٌ حَصَلَ فِي الدَّارِ ) “Zeyd evde hasıldır.” dır. Buradaki ( فِي الدَّارِ ) car-mecrûr olan zarfı müstekar, hazfedilmiş olan ( حَصَلَ ) fiiline bağlıdır. Şöyle de söylenebilir. ( فِي الدَّارِ ) zarfı müstekarın müteallikı ( حَصَلَ ) dir ve bu fiilin ; hem mânasını kapsar, hem amelini yapar (fâili REF eder ve varsa mefulü NASB eder), hem de müstetir olan mamulu (fâil olan zamiri) ifşâ eder (Önemli not : İfşâ ettiği fâil, ( هُ ) merfu munttasıl zamiridir. ( هُوَ ) munfasıl zamiri değildir. Çünkü, asıl zamir muttasıl ( هُ ) olandır ve muttasıl zamirin özürlenmesi halinde munfasıl zamir ( هُوَ ) gelir. Açıklama için bakınız : Mamuller sayfası, Zamirler dosyalarına)
- Örnek-2: ( مَا فِي الّدُنْيَا رَاحَةٌ ) “Dünyada rahat olmadı.” cümlesinin aslı ( مَا حَصَلَ فِي الّدُنْيَا رَاحَةٌ ) “Dünyada rahat hasıl olmadı.” dır. Buradaki ( فِي الّدُنْيَا ) car-mecrûr olan ve fiil gibi amel eden zarfı müstekar, bağlı olduğu hazfedilmiş olan ( حَصَلَ ) fiilin amelini yapar. Şöyle de söylenebilir. ( فِي الّدُنْيَا ) zarfı müstekarın müteallikı ( حَصَلَ ) dir ve bu fiilin ; hem mânasını kapsar, hem amelini yapar (fâili REF eder ve varsa mefulü NASB eder), hem de merfû mamul olan fâili ( رَاحَةٌ ) ilân eder. (Önemli not : İlân ettiği fâil ( رَاحَةٌ “râhat”) bir isim olduğu için, bu isimle isimlen kişinin (Fâil’in) ; (a) hem zahiri ismini (Ali, Aşye, .. gibi), (b) hem ( هُوَ ) munfasıl zamirini, (c) hem ( هُ ) muttasıl zamirini, (d) hem de muttasıl zamirinin âmilini (onun bir cüzü olacak şekilde bitiştiği ismi) kapsar. Şöyle de söylenebilir : Rahat’ın hasıl olmaması, kişinin fiillerinde, hâlinde, davranışlarında görülür ve bilinir. Ayrıca vasıflarıyla ilgili şikayetlerinden öğrenilir.)
- (3) Esmâ-i Efâl, mânayı fiildir. Cevşen-i Kebir’de geçen 1000 adet Esmâ’daki açık veya saklı fiiller, birer mânayı fiildir. Bu nedenle âmildirler ve o fiilin amelini yaparlar (fâili REF eder ve varsa mefulü NASB ederler). Esmâ-i Efâl ; Ellah lafz-ı celâl’inin hem devamlı bir hâli olmak üzere, mahallen mensûb’tur. hem de bir sıfatı olmak üzere mahallen mecrurdur. Bu durum, Lafz-ı Celâl’in bir özelliğidir. Zirâ cümle, ancak nekirenin sıfatı olarak vâki olabilir. Cümle, marifenin sıfatı olamaz.
-
Mümeyyez ve Temyiz – ARAPÇA GRAMER DERSLERİ
- Mübhem’in lügat mânası: İyice belli olmayan, mutlak aşikar olmayan, belirsiz, gizli demektir. Mukadder’in lügat mânası ise : Tâyin olunmuş, Kısmet, Kader, Miktarı tâyin ve takdir edilmiş olan, Kazâ, Kıymeti biçilmiş, Beğenilmiş, Yazılmış olan, Yazılı olmayıp da mânen murâd ettiği anlaşılan demektir.
- Yazılı olmayıp da mânen murâd ettiği anlaşılan âmil’le örnek : Kur’an-ı Kerim’deki ( … قُلْ De ki! … ) emrinde “Yâ Muhammed (s.a.v) / SEN, kullarıma de ki!” nin mânası mukadder’dir. Aynı zamanda O’nun yolunda olanlara ve bütün Vâris-i Nebî olabilen Velî kullara da aynı emir, mukadderdir.
- Çünkü, ( … قُلْ ) emir olarak hitab’dır. Hitab ise, muhakkak bir muhataba söylenir. Vahiy hitabında;
- birinci muhatab (sorumlu zat), Hz. Muhammed (s.a.v) dir.
- İkinci muhatab (sorumlu zat), Vâris-i Nebî olan bir Velî’dir.
- Üçüncü ve son muhatablar (sorumlu zatlar), Ayet-i Kerime’yi dinleyenler (Ümmet-i Muhammed) dir.
- Bu nedenle, meâlen yatmadan evvel üç ihlâs ve bir fâtiha okumayı öğütleğen Hadis-i Şerif’de, yatmadan önce nefsinize üç defa “Ey zâlim nefsim! Ellah, ahad’dir. Sen O’na muhtaçsın. O, hiç bir şeye muhtaç değildir. …. ” diyerek ( … قُلْ ) emriyle yüklendiğin sorumluluğunu yerine getir. anlamı saklıdır.
- Ayrıca, ( … قُلْ ), bir Mutlak Fiilin emri olduğu için, bu hitabla başlayan Ayet-i Kerimelerdeki emirleri, en yakınınızdan başlayarak ve onların anlayacağı bir dil ile (bir söylem ile) söylemekten sorumlusunuz bilgisi de saklıdır. “Ey zâlim nefsim! ( … قُلْ ) ile başlayan 328 Ayet-i Kerimeden kaç tanesi ezberinde ?” (Bakınız: Âmiller Sayfası, Mutlak Fiil).
- Mümeyyez, kendisinden sonra gelen ve Temyîz görevlerini yapan câmid (ruhsuz, cansız), nekre bir ismin âmilidir. Şöyle de söylenebilir:
- (1) Âmil olması Mukadder Olan Zat, Temyîz ile bildirilen görevleri “istesede – istemesede” veya “bilerek – bilmeyerek” yapar.
- (2) Temyiz, cümle içinde mukadder (takdir olunmuş) olan bir Zat’tan kapalılığı kaldırır ve mânada fâildir. Bundan dolayı âmilinin üzerine tekaddüm etmez (mümeyyez’in önüne gelmez).
- 2/74 : ( … ثُمَّ قَسَتْ قُلُوبُكُمْ مِنْ بَعْدِ ذَلِكَ فَهِيَ كَالْحِجَارَةِ أَوْ أَشَدُّ قَسْوَةً ) “Sonra bunun arkasından kalbleriniz katılaştı, artık onlar taş gibi veya katılıkça daha şiddetli … ” Ayet-i Kerimesindeki ( … قُلُوبُكُمْ … kalbleriniz), fiil cümlesinin fâili ve isim cümlesinin de ( … هِيَ … onlar) zamir olarak mübtedâsıdır. ( … قُلُوبُكُمْ …) kalbleriniz lafzının bir vasfı olan ( … أَشَدُّ … daha şiddetli) ism-i tafdili mümeyyez olup, kendisinden sonra gelen mansub isim ( … قَسْوَةً … katılıkça) temyîzdir. (Kâide: İsm-i tafdilden sonra gelen mansun isim temyîz olur.)
- Temyîz ancak nekire bir lafız olur ve mânada fâildir. Harficerli ve isim tamlamasının muzafun ileyhi olarak gelmedeği müddetçe, Temyîz daima mensubtur ve cümledeki zahirî / batinî mânaları saklar. Temyîz’in görevleri ;
- (a) Âmil’i (mümeyyez’i, seçilmiş gizli sorumluyu), belirli hâle koymak.
- (b) İyiyi, kötüden ayırmak.
- (c) Bir şeyi, diğerinden seçip tarif etmek dir.
- Temyîz ile Hâl birbirine çok benzer. Aralarındaki benzerliklerin ve farklılıkların bilinmesi ve Kelâm ile Cümle örneklerinde karşılaştırmalı olarak çalışılması gerekir.
- Temyîz ile Hâl benzerlikleri :
- (a) Nekre’dirler.
- (b) Mansub’durlar.
- (c) Önceki kelimeye mâna bakımından açıklık getrirler, ancak sakladıkları anlamlar çok farklıdır.
- (d) Cümlenin esas unsuru değildirler.
- Temyîz ile Hâl farklılıkları :
- (a) Hâl, umumiyetle müştâk olur. Temyîz ise, câmiddir.
- (b) Hâl, birden fazla gelebilir. Temyîz ise, birden fazla gelmez.
- (c) Hâl; müfred kelime, cümle, şibh-i cümle olarak gelebilir. Temyîz ise, sadece müfred isim olarak gelir.
- (d) Sayılan şeyler temyîz olur. Saylamayanlar ise, hâl olur diyebiliriz. Örnek :
- Kelâm’daki Temyîz, bu üç görevi de açıkça ve saklı olarak yapar. Saklı olan görevler, tezekkürle (yaşanılan tecrübeler ve gözlemlerindeki bilgilerle) tesbit edilir.
- Örnek : 42/23 ( … ذَلِكَ الَّذِي … … وَمَنْ يَقْتَرِفْ حَسَنَةً نَزِدْ لَهُ فِيهَا حُسْنًا ) “İşte O mârife ki, …. kim güzel bir amel işlerse, kazanırsa biz onu daha güzeli ile ziyadeleştiririz.” Ayet-i Kerimesindeki ( … حَسَنَةً … ) Temyiz’dir. Çünkü “… kazanırsa … ” kelimesini belirli hale koyar. Kelâm’a, “Kim, Hz Muhammed (s.a.v) ya ve O’na (ZÂLİKE = İşte O mârife = Herkes tarafından açıkça bilinen, Ehli Beyt’en olan ve vâris makamında görev yapana) severek hizmet edip kazanırsa … ” anlamını yükler. Çünkü Hz. Ali (k.a.v) “Bu ayeti hıfzedip, O’na gönül verenler hakiki mü’minlerdir.” diye buyurmuştur.
- Cümledeki Temyiz‘de ise, bu saklı bilgiler şartlı olarak vardır. Meselâ:
- ( طَابَ زَيْدٌ نَفْساً “Zeyd nefis cihetinden hoş oldu”) cümlesindeki ( طَابَ زَيْدٌ “Zeyd hoş oldu”) ifadesi mâna olarak kapalıdır. Fakat mukadder olan zattan bu kapalılığı kaldıran ve “Zeyd nasıl hoş oldu?” sorusunu cevaplayan ( نَفْساً ) lafzı, temyiz’dir ve “Zeyd’in bir şeyi güzel oldu” mânasını ve başka zahiri / batıni mânalarını saklamaktadır. Saklı mânaları sadece, Zeyd’i yakından tanıyanlar veya Ârif olanlar anlayabilir. gibi.
- Hadis-i Şerif olan ( لاَ يَزَالُ لِسَانُكَ رَطْباً مِنْ ذِكْرِ اللهِ ) “Ellah’ın zikrinden nem senin dilinde zâil olmasın.” cümlesindeki ( لِسَانُ ) lafzı, fâildir. ( كَ ) mef’ulün bih’dir ve ( رَطْباً ) lafzı da, hâl’dir. Çünkü, dildeki nem sayılamaz.
- Mümeyyez ( اَلْمُمَيَّزُ ), söylenmiş ve düşünülen olmak üzere iki çeşittir.
- Söylenmiş mümeyyez, kapalılık tek bir kelimede olduğu zaman gelir.
- Düşünülen mümeyyez ise, kapalılık cümlede olduğu zaman gelir.
- A) Söylenmiş Mümeyyez ( اَلْمُمَيَّزُ الْمَلْفُوظُ ), cümlede açıkça görülür. Bunlar : Ağırlık, hacim, alan ve adet’dir. Üç çeşit anlatımı vardır. Örnekler:
- A.1) Cümle’de Temyîz’i, mansûb olarak söylenen mümeyyez: ( اِشْتَرَى أَبِى صَنْدُوقاً بُرْتُقَالاً ) “Babam, bir sandık potakal satınaldı.” Bu cümledeki ( صَنْدُوقاً ) lafzı, mümeyyezdir ve ( بُرْتُقَالاً ) lafzı da, temyîzdir.
- A.1) Kelâm’da Temyîz’i, mansûb olarak söylenen mümeyyez: 2/51 ( … وَإِذْ وَاعَدْنَا مُوسَى أَرْبَعِينَ لَيْلَةً ) “Bir vakit Mûsâ’yla kırk gece sözleştik … ” Ayet-i Kerimesindeki ( … لَيْلَةً … ) temyîz’dir.
- A.2) Cümle’de Temyîz’i, harficer ile mecrûr olarak söylenen mümeyyez: ( اِشْتَرَى أَبِى صَنْدُوقاً مِنْ بُرْتُقَالٍ ) “Babam, portakaldan bir sandık satınaldı.” Bu cümledeki ( صَنْدُوقاً ) lafzı, mümeyyezdir ve ( مِنْ بُرْتُقَالٍ ) lafzı da, temyîzdir.
- A.2) Kelâm’da Temyîz’i, harficer ile mecrûr olarak söylenen mümeyyeze örnek, 6/53 :
- ( وَكَذَلِكَ فَتَنَّا بَعْضَهُمْ بِبَعْضٍ لِيَقُولُوا أَهَؤُلَاءِ مَنَّ اللَّهُ عَلَيْهِمْ مِنْ بَيْنِنَا أَلَيْسَ اللَّهُ بِأَعْلَمَ بِالشَّاكِرِينَ ) “Böylece bazısını bazısı ile imtihan ettik ki – “İşte Ellah’ın aramızdan lütfuna layık gördüğü kimseler bunlar mı?” desinler – Ellah şükredenleri daha iyi bilen değil midir?” Bu Ayet-i Kerime’deki ( عَلَيْهِمْ ) lafzı, mümeyyezdir ve ( مِنْ بَيْنِنَا ) lafzı da, temyîzdir. Soru-1: Bu tesbit doğru mu?
- A.3) Cümle’de Temyîz’i, isim tamlamasının muzafun ileyhi olduğu için mecrûr olarak söylenen mümeyyez: ( اِشْتَرَى أَبِى صَنْدُوقَ بُرْتُقَالٍ ) “Babam, bir portakal sandığı satınaldı.” Bu cümlede; muzaf olan ( صَنْدُوقَ ) lafzı, mümeyyezdir ve muzafun ileyh olan ( بُرْتُقَالٍ ) lafzı da, temyîzdir.
- A.3) Kelâm’da Temyîz’i, isim tamlamasının muzafun ileyhi olduğu için mecrûr olarak söylenen mümeyyeze örnek, 6/108 :
- ( وَلَا تَسُبُّوا الَّذِينَ يَدْعُونَ مِنْ دُونِ اللَّهِ فَيَسُبُّوا اللَّهَ عَدْوًا بِغَيْرِ عِلْمٍ كَذَلِكَ زَيَّنَّا لِكُلِّ أُمَّةٍ عَمَلَهُمْ ثُمَّ إِلَى رَبِّهِمْ مَرْجِعُهُمْ فَيُنَبِّئُهُمْ بِمَا كَانُوا يَعْمَلُونَ ) “Ellah’dan başka tabtıkları şeylere sövmeyin ki – bilgileri olmama bakımından haddi aşarak Ellah’a sövmesinler – Böylece her ümmetin amellerini kendilerine süslemişizdir – sonra onların dönüşleri Rablerinedir – neler yapmışlarsa kendilerine haber verilecektir.” Bu Ayet-i Kerime’de; muzaf olan ( بِغَيْرِ ) lafzı, mümeyyezdir ve muzafun ileyh olan ( عِلْمٍ ) lafzı da, temyîzdir. Soru-1: Bu tesbit doğru mu?
- B) Düşünülen Mümeyyez ( اَلْمُمَيَّزُ الْمَلْحُوظُ ), cümlede saklıdır ve bu tür mümeyyeze melhûz denir. Şöyle de söylenebilir: Düşünülen mümeyyez, cümlede açık olarak görülmeyen ancak cümleden anlaşılan mümeyyizdir ve temyîzine de, cümleyi açıklayan temyîz denir.
- Mümeyyez melhûz (düşünülen) olduğunda, Gizli mümeyyezin anlatımı, aşağıdaki üç durumdan biri olur. Örnekler:
- B.1) Kelâm’da Temyîz’i mansûb olarak söylenen, gizli mümeyyeze örnek :
- 20/114 ( فَتَعَالَى اللَّهُ الْمَلِكُ الْحَقُّ وَلَا تَعْجَلْ بِالْقُرْءَانِ مِنْ قَبْلِ أَنْ يُقْضَى إِلَيْكَ وَحْيُهُ وَقُلْ رَبِّ زِدْنِي عِلْمًا )
- “Ellah’ın şânı çok yüce, âlemlerin hak olan tek melikidir – ve Kur’an (okuma ve hıfzın)’da acele etme – sana vahy tam olarak bitip hükme bağlanmadan önce – de ki: “Ey Rabbim ! Benim ilmimi artır.” Buradaki ( عِلْمًا ) Temyîz ve mansûbdur. Gizli mümeyyez ise ( أَنْ يُقْضَى ) dır.
- B.2) Kelâm’da Temyîz’i, harficer ile mecrûr olarak söylenen gizli mümeyyeze örnek : 9/123 “Ey iman edenler! – kâfirlerden, size yakın olan kafirlerle savaşın – onlar sizden sertlik bulsunlar – ve biliniz ki, şüphesiz Ellah müttakilerle beraberdir.”
- ,
- 9/123 ( يَاأَيُّهَا الَّذِينَ ءَامَنُوا قَاتِلُوا الَّذِينَ يَلُونَكُمْ مِنَ الْكُفَّارِ وَلْيَجِدُوا فِيكُمْ غِلْظَةً وَاعْلَمُوا أَنَّ اللَّهَ مَعَ الْمُتَّقِينَ )
- Ayet-i Kerimesindeki ( مِنَ الْكُفَّارِ ) harficer ile mecrûr olarak söylenen Temyîzdir ve kafirlerle ise, cümlede açık olarak görülmeyen ancak cümleden anlaşılan mümeyyizdir.
- A.3) Kelâm’da Temyîz’i, isim tamlamasının muzafun ileyhi olduğu için mecrûr olarak söylenen gizli mümeyyeze örnek:
- ( ? )
- Mümeyyez melhûz (düşünülen) olduğunda, Temyîz’in anlatımı, aşağıdaki dört durumdan biri olur. Örnekler :
- 1) Temyîz’in, fâilden menkûl olma durumu : Bu Temyîz (cümle), mâna bakımından fâil gibidir.
- ( طَابَ خَالِدٌ كَلاَماً ( طَابَ كَلاَمُ خَالِدٍ ) “Halid’in konuşması güzeldir.”
- 2) Temyîz’in, mefulden menkûl olma durumu : Bu Temyîz (cümle), mâna bakımından meful gibidir.
- ( رَفَعْتُ الرَّئِيسَ قَدْراً ( رَفَعْتُ قَدْرَ الرَّئِيسٍ ) “Başkanın değerini yükselttim.”
- 3) Temyîz’in, mübtedâdan menkûl olma durumu : Bu Temyîz (cümle), mâna bakımından mübtedâ gibidir.
- ( أَحْمَدُ اَكْبَرُ مِنْكَ سِنّاً ( سِنّ ُ أَحْمَدَ اَكْبَرُ مِنْكَ ) “Ahmed’in yaşı seninkinden daha büyüktür.”
- 4) Temyîz’in, herhangi bir şeyden menkûl olmama durumu : Bu Temyîz (cümle), zamirden sonra gelir ve zamirin bir özelliğini bildirir.
- ( حَسْبُكَ بِهِ نَاسِراً ) “Yardımcı olarak, O sana yeter.”
- Beş çeşit kelime Mümeyyez olur. Bunlar: (a) zamirler ve işaret isimleri, (b) lafzî tenvin veya takdiri tenvin alan kelimeler, (c) tesniye nunu ihtiva edenler, (d) şibhi cemi nunu ihtiva edenler. (e) isim tamlamalarıdır.
- İbn’i Hâcib (Osman bin Ömer el’Kürdî, Vefatı : Hicri 646) (rah.)’nin Tarifi ve “Kâfiye” şerhlerin’den derlenenler:
- ( وَ إِنْ كَانَ صِفَةً كَانَتْ لَهُ وَ طِبْقَهُ وَاحْتَمَلَتِ الْحَالَ ) “Şayet müştak bir sıfat temyîz olursa, o sıfat kendisinden dolayı mensub olduğu için temyîz olur ama, onun mütallâkı için olmaz. Çünkü sıfatlar ibarede mezkür bir mevsûf isterler. Müteallik ise, kendisinden dolayı mensub olduğu şeye mutabık olmakla, mezkür değildir. O sıfat olan lafız hâl olduğu zamanda, mâna doğrudur.” İbn’i Hâcib’in ifâdesi ile bu şerh’den anladığım şudur (Şayet, yanlış ise lütfen bidirin):
- Muttasıl zamir, Ellah Tealanın ahlâkıyla ahlâklanır fakat mahlukatın vasıflarıyla vasıflanmaz. Muttasıl zamirin müteallikı (âmili) ise, mahlukatın vasıflarıyla vasıflanır fakat Ellah Tealanın ahlâkıyla ahlâklanmaz ama hâl sahibi olur. Çünkü; (a) Munfasıl zamir, varlığın (ismin) fiilleriyle ilgili bilgi verir. (b) Muttasıl zamir, varlığın (ismin) sıfatlarıyla ilgili bilgi verir. (c) Muttasıl zamir, mezkûr’dur ve âmili (müteallikı) ise, değişkendir. Örnek : 7/38
- ( قَالَ ادْخُلُوا فِي أُمَمٍ قَدْ خَلَتْ مِنْ قَبْلِكُمْ مِنَ الْجِنِّ وَالْإِنْسِ فِي النَّارِ كُلَّمَا دَخَلَتْ أُمَّةٌ لَعَنَتْ أُخْتَهَا حَتَّى إِذَا ادَّارَكُوا فِيهَا جَمِيعًا قَالَتْ أُخْرَاهُمْ لِأُولَاهُمْ رَبَّنَا هَؤُلَاءِ أَضَلُّونَا فَآتِهِمْ عَذَابًا ضِعْفًا مِنَ النَّارِ قَالَ لِكُلٍّ ضِعْفٌ وَلَكِنْ لَا تَعْلَمُونَ )
- “Gerçekten sizden önce geçmiş olan, insan ve cinlerden olan ümmetlerin içinde olduğu ateş içine giriniz” buyuracak. – her ümmet ateşe girdikçe – kendini günah işlemeye sürükleyen kız kardeşine leanet eder – hatta onon içinde birikerek bir araya geldikleri vakit – sonrakiler öncekiler için der ki : Rabbimiz işte bunlar bizi saptırdılar – onlara ateşten iki kat azab ver – “Hepisine iki kat azab vardır” buyurur. – Lâkin bilmezler.” Buradaki ( … لَعَنَتْ أُخْتَهَا … ) fiil cümlesinin mefulü olan isim tamlamasındaki ( هَا ) muttasıl zamiri ; Ellah Tealanın ahlâkı ile ahlâklanmadığı gibi, müteallikı olan âmiline ( أُخْتَ ) onun bir cüzü olacak şekilde muhtaç olmuş. Bu gerçeği görünce de ona leanet eder.
- Temyîz üç yerede uygun olur : (1) Temyîz, mümeyyezin munfasıl zamirindeki bir müphemi kaldıran bir isim olarak gelir. (2) Temyîz, mümeyyezin muttasıl zamirindeki bir müphemi kaldıran bir sıfat olarak gelir. (1) Temyîz, mümeyyezin muttasıl zamirinin müteallikına ait bir müphemi kaldıran bir müştak isim olarak gelir. (Ayet-i Kerimelerden örnekler konacak)
-
Muzâf ve Muzâfun ileyh Lafzî olan izâfet, Mânevi olan izâfet, İsim Tamlaması – ARAPÇA GRAMER DERSLERİ
İsim Tamlaması, Lafzî olan izâfet, Mânevi olan izâfet, Muzâf ve Muzâfun ileyh, Hakkında derlenen bilgiler :
İsim Tamlaması ; iki veya daha fazla ismin birleşerek tek bir şey ifade etmesidir. İsim tamlaması cümlede; mübtedâ, haber, fâil ve mef’ul olarak görev alabilir. Önüne Harf-i cer gelebilir. Zincirleme isim tamlamasında, elif-lâm takısını veya tenvini en sondaki isim alır, ortadakiler bir sonrakine muzaf olarak esre alsa da, elif-lam almazlar. “Lafzi izâfet” ve “Manevî izâfet” olmak üzere iki çeşit izafet terkibi vardır. İkiside cümle değildir.
Her hangi bir mevsuf, sıfatına izâfe edilmez (isim tamlaması yapılamaz). veya Herhangi bir sıfatta, mevsufuna izâfe edilmez. Çünkü İsim tamlaması ile sıfat tamlamasının mânaları ayrı ayrıdır. En önemli anlam farkı, sıfat tamlaması “Vasfı olan bir terkiptır”. İsim tamlamasında ise, “İzâfi olan bir terkiptir.” (İzâfet : İki isimden meydana gelen bağlılık tamlaması, Bir şeyi, bir kimseye veya şeye yakın etmek, nisbet etmek…. anlamlarını kapsar.)
İsim tamlamaları, bir çeşit özel isimdir ve bir “Lakab” gibi görev yapar. (1) Atf-ı Beyan olarak görev yapar ve önceki kelimeyi izah eder, (2) Muhatabına, Lakab ile anılan kişiyi / lakabı giyineni / takılan ismi işâret eder.
İsim tamlaması, müfred (tek bir varlığı bildiren) kelime hükmündedir. Tesniye veya cemî olmaları mümkün değildir.
İsim tamlamasındaki muzaf bir masdar ise “kişiyi değil, sözünü tartın / söyleyene değil, söyletene bakın” ikazı saklıdır.
———–
Lafzi İzafet Hakkında derlenen bilgiler :
(a) Lafzî İzâfetin alâmeti; muzâf’ın ; ismi fâil, ismi meful ve sıfatı müşebbehe gibi, mâmulüne izafe edilmiş bir sıfat olmasıdır.
(b) Muzafun ileyh, muzaf’a tariflik veya tahsislik (sadece muzârun ileyhe âid olma özelliği) kazandırmaz.
(c) Lafızda olan tahfifliği ifade eder. (Tahfif ; Hafifletme, Yükünü azaltma, kolaylaştırma, Lâyıkı vechile hürmet etmemek, maddi ve mânevi bir ızdırabı azaltmak, telaffuzu kolaylaştırmak anlamlarını kapsar.)
———–
Mânevi izafet Hakkında derlenen bilgiler :
(1) Mânevi İzâfetin şartı, muzafın marifelikten soyunmasıdır.
(2) İki masdardan meydana gelen (تَنْزِيلُ الْكِتَابِ ) gibi olan mânevi isim tamlamasına, masdar izâfeti de denir ve eserlerinden tanınır.
(3) Mânevi İzâfetin alâmeti; muzaf’ın ; İsm-i Fâil, İsm-i Meful, Sıfat-i müşebbehe gibi (mâmülüne izafe edilmiş) bir sıfat olmamasıdır.
(4) Muzafun ileyh, muzafa tariflik veya tahsislik kazandırır.
(5) Muzafun ileyh, muzafın cinsinden başkadır.
(6) Muzafun ileyh, muzafın cins olduğu yerlerde beyan için olan ( مِنْ ) mânasındadır.
(7) Muzafun ileyh, muzafın zarfı (muzafun ileyh, muzafı içine alan bir cins isim) değil ise, ( لِ ) mânasındadır.
(8) Muzafun ileyh, muzafın zarfı ise ( فِي ) mânasındadır.
—————
Muzâfun ileyh hakkında derlenen genel bilgiler :
(1) Muzâf, kendisinden sonra gelen isme CER amelini yaparak, son harfini esreler (mecrûr yapar). Bu isme ”Muzâfun ileyh” denir ve Elif-lâm takısı alır. Sonuna zamir alırsa, elif-lâm takısı ve tenvin almaz, sadece zamirden önceki harf esrelenir. Tercüme edilirken in, ın, ün, un takısı alır. Bir isim; hem muzâf, hem de muzâfun ileyh olabilir.
(2) Muzafun ileyh, muzâf’ın fâilidir. Örnek : 25/63 ( … وَعِبَادُ الرَّحْمَنِ ) “Rahmân’ın kulları …” terkibinde; muzafun ileyh olarak görev yapan Er-RAHMÂN ( الرَّحْمَنِ ), kullarının ( عِبَادُ ) fâilidir. Bu mânevi izâfette ( لِ ) mânası olduğu için, “Rahmân’nın dediklerini, sadece Rahmân için yapanlar” anlamı saklıdır. Çünkü muzafun ileyh, muzafın zarfı değildir.
(3) Muzafun ileyh, muzâf’ın kime ait olduğunu bildirir.
——————-
Muzâf hakkında derlenen genel bilgiler :
(1) İsim tamlamasının başındaki isme “Muzâf” denir ve cümledeki görevine göre hareke alır. Fâil olduğunda, merfû’dur (REF halindedir). Mef’ul olduğunda, mansub’dur (NASB halindedir). Harf-i cer’den sonra geldiğinde mecrûr’dur. (CER halindedir.)
(2) Muzâf, Elif-Lâm harfi tarifi ve tenvin almaz. Çünkü nekre isim muzaf olmakla, zaten marife olmuştur. Şöyle de söylenebilir: Muzaf, muzafun ileyh ile bilinir hâle gelerek marife olmuştur. Tensiye veya cemi müzekker sâlim ise, sonundaki “nun” harfi düşer.
(3) Muzâf ( ضَيْفٌ misafir, gelip geçen) den türemiştir. Lügat manası: bağlı, izâfe olunmuş, bağlanmış, başka bir isme katılmış ve onu tamamlamış olan isim, bir merkezin şubesi veya kolu. Tercüme edilirken i, ı, si, sı takısını alır.
(4) Muzaf, cümlede fâil olarak görev yaptığında, tezkîr kesbeder. (TEZKÎR, Tef’il babıbda bir masdardır. Manası: Cn. Hakk’ın emirlerini hatırlatma, ikaz etme, nasihat etme demektir. KESBETMEK: Bir insanın kendi kudret ve iktidarını bir işe sarf etmesi bir maksadın meydana gelmesi için elden geleni yapması, amel ile kazanması demektir.),
(5) Muzaf, cümlede mef’ul olarak görev yaptığında ise, te’nîs kesbeder (TE’NÎS, Tef’il babıbda bir masdardır. Manası: ürkekliği gidermek, alıştırmak, bir hayvanı terbiye ederek yararlı hale getirmek demektir.) Örnek :
El-A’râf, 7/56: ( إِنَّ رَحْمَةَ اللهِ قَرِيبٌ Muhakkak ki; Lafzatullâha muzaf olan, garîb’tir.) Ayeti Kerimedeki رَحْمَةَ اللهِ mânevi izâfettir. Muzaf olan ( رَحْمَةَ ), hem inne’nin ismi olarak görev yapan bir fâil’dir, hem de Fâil olarak görev yapan muzafun ileyh’in bir mef’ulüdür. Kuldaki tezkîr ve te’nîs müsavi olunca da, o kul lafzatullâha muzaf olur. (Sohbetler, Aziz Muhmud Hüdâyî, sayfa 175) (NOT : Türkçe’de “özne” olarak tercüme ettiğimiz ; Mübtedâ, Fâil, İnne’nin ismi, Kâne’nin ismi’nin fiilleri ve hâlleri birbirinden farklıdır.)
(6) Muzaf, nekre olan bir muzafun ileyh sebebi ile hususileşir.
(7) Muzaf, muzafun ileyhe misafirdir ve onu tamamlar.
(8) Muzaf, muzafun ileyhe emanet edilmiştir.
(9) Muzaf’dan, muzafun ileyhi tanırsın. Meselâ: ( كِتَابُ الْأُسْتَاذِ ) “Üstâdın kitabı” terkibinde, “Kitabtan, görmediğimiz yazarını tanırız.” bilgisi saklıdır.
(10) Zaman ve mekan zarfları da, bir isim olarak yanına geldiği kelimeye muzâf olur. ( ZARF: Kab, kılıf, muhafaza, Gr.de: Bir fiilin veya bir sıfatın veya başka bir zarfın mânasına “yer, zaman, nicelik, nitelik” gibi cihetlerden başkalık katan kelimedir. Burada, içerde, erken, geç gibi)
(11) Bazı edatlar, muzâf olarak kullanılır. Bunlar üç grupta toplanır.
(a) Müfret olarak kullanılmayanlar.
(b) Tek başına iken zamme olan ve muzaf iken de cümledeki yerine göre son harekesi değişenler.
(c) Mebnî kelime olduğu için cümle içinde harekesi değişmediği halde, soru kelimesi olarak gelince, cümledeki yerine göre harekesi değişen ve kendinden sonraki kelimeyi esre (mecrûr) yapan “hangi, hangisi” manalarını veren edatlar. Bunlar; (c.1) Cümledeki fâili sorduğu zaman, merfûdur (ref halinde), (c.2) Cümledeki mef’ulu sorduğu zaman, mansubtur (nasb halinde), (c.3) Cümlede, harf-i cerden sonra geldiğinde mecrûrdur (car halinde).
-
NÂKIS FİİL – ARAPÇA GRAMER DERSLERİ
Hakkında Derlenen Bilgiler : (NOT: Yedi Kısım’daki “Nâkıs Fiil” lafzının tarifi farklıdır.)
- 1) NÂKIS FİİL ile kurulan cümle, bir isim cümlesidir ve hüküm haberdedir. Tam Fiil ile Nâkıs fiil arasındaki anlam ve cümle yapısı farklılıklarını açıklamak için aşağıdaki iki örnek seçildi.
- NÂKIS FİİL : Meful’e ihtiyaç duyandır : ( كَانَ اللهُ عَلِيماً ) “Ellah Teala bilici oldu” (a) Bir isim cümlesidir. (b) Hüküm ( عَلِيماً ) nâkıs fiilin haberindedir. (c) Ellah Teala’nın yapılanı ezelden beri bilici olduğundan şüphe eden hakkında ârif değil HÜKMÜ vardır. Yani, Ellah Teala’nın var olduğunu kesin biliyor, ama Esmâ-ül Hüsnâ hakkında bilgisi ve şâhidliği yok anlamı vardır.
- TAM FİİL : Meful’e ihtiyaç duymayandır : ( عَلِمَ اللهُ تَعَالَى ) “Ellah’ü Teala bildi.” (a) Bir fiil cümlesidir. (b) Hüküm ( عَلِمَ ) tam fiilindedir. (c) Ellah Teala’nın yapılanı anında bildiğinden şüphe eden hakkında câhil HÜKMÜ vardır. Örnek : Hz. Yusuf a.s, kardeşlerinin yaptıklarını câhillikle ilişkilendirmişti.
- 2) KÂNE nâkıs fiilinin haberi, mev’suf (bir sıfat ile sıfatlanan) hk’da bilgi saklar :
- Örnek : 33/38 ( وَ كَانَ اَمْرُ اللهِ قَدَراً مَقْدُوراً ) “ve Ellah’ın emri, yerine getirilen bir kaderdir.” Ayet-i Kerimesi de, nâkıs fiile örnekdir: (a) Bir isim tamlaması olan ( اَمْرُ اللهِ ) KÂNE’nin isimidir ve REF hâlindedir. (b) KÂNE’nin haberi olan ( قَدَراً ) NASB hâlinde olduğu için ; görülür, bilinir ve şâhidlik edilir. çünkü bir mevsuf’dur. ( مَقْدُوراً ) ise, haberin (mevsuf’un) sıfatıdır.
- Şâyet Ellah’ın emri; kader değildir veya adâletli değidir … veya Ellah’ın emrini isteyen yerine getirmez diyen veya kadere inanmayan … veya kader bilinmez diyen (Çünkü emri bilen, kaderi de bilir.) ve bu anlamları davranışlarıyla sergiliyen kişi câhilliğinin pişmanlığını, gerçeği idrâk ettikten sonra yaşar. Hz. Yusuf a.s’ın kardeşlerinin duâsı (af dilemeleri) gibi
- 3) Nâkıs fiil, “Bir İSİM ile isimlenme ne demektir?” sorusunun cevabını saklı olarak verir.
- Örnek : ( مَا فِي الّدُنْيَا رَاحَةٌ ) “Dünyada rahat olmadı.” cümlesinin aslı ( مَا حَصَلَ فِي الّدُنْيَا رَاحَةٌ ) “Dünyada rahat hasıl olmadı.” dır. Buradaki ( فِي الّدُنْيَا ) car-mecrûr olan ve fiil gibi amel eden zarfı müstekar, bağlı olduğu hazfedilmiş ( حَصَلَ ) fiilin amelini yapar. Şöyle de söylenebilir. ( فِي الّدُنْيَا ) zarfı müstekarın müteallikı ( حَصَلَ ) dir ve bu fiilin ; hem mânasını kapsar, hem amelini yapar (fâili REF eder ve varsa mefulü NASB eder), hem de merfû olan fâili ( رَاحَةٌ ) ilân eder.
- İlân ettiği fâil ( رَاحَةٌ “râhat”) bir isim olduğu için RAHATLIK, “Râhat” ismiyle isimlenen Fâil’in ;
- (a) hem zahiri ismini kapsar. Yani, Ali, Ayşe, .. gibi bir varlığı (Zât’ı) ve bir nüfus cüzdanı vardır. Bu varlığı (Zât’ı) Ellah Tealanın yaratıp içine ruh üflediği boş bir kab (bebek gibi) olarak düşünebiliriz. Zât’ı değerli veya değersiz kılan, sergilediği davranışları ile olaylara tepkileridir.
- Davranışlar ve tepkiler, onun yaşına ve bulunduğu mekanına göre değişir. Zât’a değer biçmek için, zamana ve mekana göre değişmeyen ölçülere ihtiyaç vardır. Bu özelliklere sahip ölçüler ise ; sünnet, bidat ve boş iş olmak üzere üç adettir. Çünkü bunlar 1400 seneden beri değişmeyen ölçülerdir.
- (b) hem ( هُوَ ) munfasıl zamirini kapsar. Yani, hangi fiilleri sergileyeceği ve hangi fiillerin de onda görülmeyeceği Kur’an-ı Kerim ve Hadis-i Şerilerden bulunabilir.
- “Zât’ı ile fiiller birleşince, sıfat / vasıf olur.” kâidesine göre ;
- (1) Sünnetleri sergileyen, sıfat sahibidir ve ( هُوَ ) o an için Kur’an-ı Kerim ve Hadis-i Şeriflere göre değerli bir kişidir.
- (2) Bidatleri sergileyen, vasıf sahibidir ve ( هُوَ ) o an için Kur’an-ı Kerim ve Hadis-i Şeriflere göre değersiz bir kişidir.
- (3) Boş işleri sergileyen, tutuklu olduğunu bilmeyendir ve ( هُوَ ) o an için mahküm (hürriyetini bir şeye kaptırmış) olduğundan, ona değer biçilemez.
- (c) hem ( هُ ) muttasıl zamirini kapsar Yani, hangi sıfatları sergilediğinde dünya va âhirette göreceği mükafaatları ve hangi vasıfları sergilediğinde dünya va âhirette göreceği azâbları ve hangi boş işleri sergilediğinde dünya va âhirette göreceği pişmanlıkları, Kur’an-ı Kerim ve Hadis-i Şeriflerden öğreniriz.
- (d) hem de muttasıl zamirinin âmilini kapsar. Yani onun bir cüzü şekilde olan ve davranışlarından etkilendikleri kişileri de kapsar. Örnek : “O’nun oğlunun da, babasının rahatlığında payı vardır.” cümlesindeki gibi.
- Şöyle de söylenebilir : Râhat’ın hasıl olması ; kişinin fiillerinde, hâlinde, davranışlarında görülür ve bilinir. Ayrıca râhat’ın hasıl olmaması da, vasıflarla ilgili şikayetlerinden öğrenilir. Bir ESMÂ ile isimlenen için de, bu dört özellik söylenebilir. Ellahu Âlem.
- 4) İNNE’nin haberi olarak gelen KÂNE isim cümlesinin tecelli şartları, sonraki Ayet-i Kerimelerde mevcuttur.
- Örnek : 4/16 ( إِنَّ اللَّهَ كَانَ تَوَّابًا رَحِيمًا ) “Şüphesiz ki Ellah Tevbeleri kabul edicidir, çok merhametlidir.” Ayet-i Kerimesinde ( كَانَ تَوَّابًا رَحِيمًا ) inne’nin haberi olan isim cümlesi mahallen merfudur. Sonraki 17. Ayeti Kerimelerde ise, bu iki Esmâ’nın tecelli şartlarını bildirmiştir.
- Birinci şart : “Ancak Ellah’ın kabul ettiği tevbe o kimseler içindir ki, câhillik ederek bir kötülük yapanlar.(ve cahilliğini kabul edenler)”
- İkinci şart : “sonra yakın bir zamanda tevbe edenler. İşte Ellah bunların tevbelerini kabul buyurur.”
- 4/16 Ayet-i Kerimesini kalben kabul eden (tasdik eden) kişi, önce kendi câhilliğini bir olay ile idrâk ettikten sonra, “İyi ki Ellah Teala tevvâb ve Rahîmdir. Yoksa hâlim haraptı.” gibi içten ve sevinerek söyleyen olur. Yani hem şüphesiz kabul, hem de tahsîn vardır. anlamları saklıdır.
- Çünkü inne ile başlayan isim cümleleri, bir olayı yaşayan ve niçin sorusuna cevap arayana idrâk ettirilen cevap cümlesidir, daha önce değil.. Bu nedenle 4/16 ya kalben inanma ve tahsîn için bir olayın yaşanması şarttır. Hz. İbrahim a.s’ın dört kuş ile ilgili kıssasında “kalbim mutmanin olsun” demesi gibi.
- 5) KÂNE’nin haberi olan Esmâül Hüsnâ’nın tecelli şartları, sonraki Ayet-i Kerimelerde mevcuttur.
- Örnek : 4/17 ( وَكَانَ اللَّهُ عَلِيمًا حَكِيمًا ) “Ellah çok iyi bilendir, işlerinde hikmet sahibidir.” Ayeti Kerimesinde ( عَلِيمًا حَكِيمًا ) Esmâ’ları KÂNE’nin haberidir. Sonraki 18 ve 19 Ayet-i Kerimelerde ise, bu iki Esmâ’nın tecelli şartlarını bildirmiştir.
- Birinci şart : “Yoksa kötülükleri yapmakta devam eden kimselerin tevbesi kabul değildir.”
- İkinci şart : “Hatta onlardan birine ölüm gelince, “Ben işte şimdi tevbe ettim.” diyenin de tevbesi kabul değildir.”
- Üçüncü şart : “Kâfir olarak ölenin de tevbesi kabul değildir.”
- 4/17 Ayet-i Kerimesini aklen kabul eden (tasdik eden) kişi, 18 ve19 dan kendisinin ne yapması gerektiğini aklen bilir ve uygular. Aksi halde, bu iki Esmâ’sı tecelli etmez, yani kişi Ellah Telanın bilen ve hikmet sahibi olduğuna şâhidlik yapabilecek derecede tecrübe kazanamaz. anlamı saklıdır.