Yıl: 2014

  • HAL Arapça Gramer Dersleri

     

  • Hâl Hakkında Derlenen Bilgiler : Hâl’i NASB eden âmil, fiildir veya şibhi fiildir veya mânayı fiildir. Şartı, hâlin nekre olması ve hâl_sahibinin de mârife olmasıdır. Hâl, cümle-i haberiye olur ve âmilinin hazf edilmesi câizdir.
  • Hâl; lafzi fâil, zamir veya lafzi mefulün bih veya mânevi mefulü bihin heyetini (durumunu) beyan eden mensubtur, mamuldur. Hâl’in nekire bir isim olması şarttır. Hâl sahibine zilhâl denir. Hâl sahibinin şartı ise, genellikle marife, bazan da nekire-i muhassasa olmasıdır. Çünkü hâl sahibi, mânada mübtedâdır.
  • Hâl, cümleyi haberiye olabilir. Bu takdirde cümleyi hâl sahibine bağlayacak bir rabıta (meselâ hâl vavı) gereklidir. Hâl vavından sonra gelen fiil cümlesi veya isim cümlesi, NASB mahallinde hâl cümlesidir ve cümleyi haberiyedir.  Örnek, 2/75 : “Şimdi onların (Yahudi vasıflarını taşıyanların) size inanacaklarını mı umuyorsunuz? Halbuki (gerçekte) onlardan bir grub Ellah’ın Kelâmını işitiyor, (iyice anlayıp) akıl erdirdikten sonra, onlar bile bile (bilerek) tahrif  ediyor (sözün lafzını veya mânasını değiştirip, bozuyor).” 
  • Ayet-i Kerimesindeki… وَقَدْ كَانَ فَرِيقٌ مِنْهُمْ يَسْمَعُونَ كَلَامَ اللَّهِ  … ) Hâl vavı ve sonraki fiil cümlesi, NASB mahallinde hâl cümlesidir ve cümleyi haberiyedir. NASB mahallinde oldukları için, “Yahudi vasıflarını taşıyanların  sergiledikleri davranışlar, basın yayın yoluyla herkes tarafından apaçık görülür ve bilinir. Ancak kendileri bu gerçeği fark edemez.” bilgisi saklıdır.
  • Ayet-i Kerimesindeki ( وَهُمْ يَعْلَمُونَ  … ) Hâl vavı ve sonraki isim cümlesi de NASB mahallinde hâl cümlesidir ve cümleyi haberiyedir. NASB mahallinde oldukları için, “Yahudi vasıflarını taşıyanların düşünceleri  basın yayın yoluyla herkes tarafından apaçık görülür ve bilinir. Ancak kendileri bu gerçeği fark edemez.” bilgisi saklıdır. 
  • Lafzı Fâil-hâl‘a örnek: ( أَعْبُدُ اللهَ تَعَالَى خَائِفاً رَاجِياً ) “Ellah’ü Teala’ya korkar olduğum hâlde, ümit edici olduğum hâlde ibadet ederim.” Bu örnekte;
  • ( أَعْبُدُ ) fiili muzari nefsi mütekellim ve fâili, tahtında müstetir ( أَنَا ) zamiridir. ( اللهَ ) lafzı, muzari fiilin mefulü bihi olmak üzere lafzen mensubtur. ( خَائِفاً ) lafzı birinci hâl olmak üzere lafzi bir fetha ile lafzen mensubtur. ( رَاجِياً ) lafzı ikinci hâl olmak üzere lafzi bir fetha ile lafzen mensubtur. ( أَنَا ) zamiri ise zilhâl (Hâl sahibi)’dir.
  • Zamir veya lafzi mefulün bih-hâl‘a örnek: ( ضَرَبْتُ زَيْداً قَائِماً ) “Kâim olduğu hâlde
  • Zeyd’i dövdüm.” Örneğinde ( قَائِماً ) lafzı, lafzi fâil olan mütekellim zamirinden veya lafzi meful olan ( زَيْداً ) lafzında bir hâl olabilir. Bu belirsizlik Ayet-i Kerimelerde yoktur.
  • 90/4 : ( لَقَدْ خَلَقْنَا الْإِنْسَانَ فِي كَبَدٍ ) “Gerçekten biz insanı bir sıkıntı (zorluk ve meşakkat) içinde yarattık.” İ’râbı ; ( لَ ) : Lâmu cevâbi’l kasemdir. ( قَدْ ) : Tahkik harfidir. ( خَلَقْنَا ) : Fiili mazidir ve fâil olan ( نَا ) muttasıl zamiri REF mahallindedir. ( الْإِنْسَانَ ) : Mef’ulün bih olup mansubdur. ( فِي كَبَدٍ ) : Şibh-i cümlesi (car- mecrur) NASB mahallinde olup sadece ( الْإِنْسَانَ )’dan, yani med’ulü bih’den hâl’dir. Şüphesiz ki, ( نَا ) muttasıl zamirinden hâl değildir. Ayrıca, hâl sahibi için hakikatte devamlı olan bir hâl-i dâime’dir ve âmili ( خَلَقْنَا ) mazi fiilidir.,
  • HAL ÇEŞİTLERİ
    • Mânevi meful-hâl‘a örnek: ( هَذَا زَيْدٌ قَائِماً ) İşte bu kâim olduğu hâlde Zeyd’tir. cümlesindeki
    • ( قَائِماً ) lafzı, ( أُشِيرُ ) mânasında olan ismi işaretin mânen mefulü durumundaki ( زَيْدٌ ) lafzından hâl’dir.
    • 1) Hâl-i dâime: ( إِنَّ اللهَ تَعَالَى مَوْجُودٌ قَادِراً ) “Muhakkak ki Ellah’ü Teala, kudreti her şeye yeter olduğu hâlde mevcuttur.” ( قَادِراً ) lafzı, sahibi için hakikatte devamlı olan bir hâl-i dâime’dir ve âmili ( مَوْجُودٌ ) şibhi fiilidir.
    • 2) Hâl-i müntekıle ( ضَرَبْتُ زَيْداً قَائِماً ) “Zeyd’i ayakta olduğum veya ayakta olduğu hâlde dövdüm.” ( قَائِماً ) lafzı, değişebilen bir hâl olup, âmili ( ضَرَبْتُ ) fiilidir ve hâl sahibi genellikle o hâl ile vasıflanır. Hâl sahibi, ya lafzı fâil olan mütekellim zamiridir veya lafzi mefulü bih olan ( زَيْداً ) nin hâlidir.
    • 3) Hâl-i müekkide ( زَيْدٌ أَبُوكَ عَطُوفاً ) “Zeyd acıyıcı olduğu hâlde senin babandır.” ( عَطُوفاً ) lafzı, sahibi mevcut olduğu müddetçe genellikle sahibinden ayrılmayan bir hâl’dir. Buna “Te’kit edici hâl” de denir.
    • 4) Hâl-i mukaddere: ( فَادْخُلُوهَا خَالِدِينَ ) “O cennete sizin için ebedilik takdir edildiği hâlde girin.” ( خَالِدِينَ ) lafzı takdir edilen bir hâl olup, gerçekte bulunmaz ancak onun varlığı takdir edilir.
    • 5) Hâl-i muvattıe: ( إِنَّا أَنْزَلْنَاهُ قُرْآناً عَرِبِياً ) “Biz onu Arabça Kur’an olduğu hâlde indirdik.” ( قُرْآناً ) lafzı, hazırlayıcı bir hâl’dir. Bu hâlin sahibi hariçte, o hâl ile beraber olur ve o hâl, ibarede başka bir şey ile sıfatlanır. Burada ( عَرِبِياً ) sıfatı ile sıfatlanmıştır.
    • 6) Hâl-i müteradife: ( إِذْهَبْ رَاشِداً مَهْدِيّاً ) “Dosdoğru ve hakk yola ulaşıcı olduğu hâlde git.” ( رَاشِداً ) öyle bir hâldir ki, onun sahibi tek kişi olur ve hâli ise, birden fazla olur. Buna “mânada aynı olan hâl” de denir.
    • 7) Hâl-i mütedahile: ( جَاءَ زَيْدٌ رَاكِباً مُنْحَرِفاً ) “Zeyd eğilerek binici olarak geldi.” ( مُنْحَرِفاً ) ikinci hâl, birinci olan ( رَاكِباً) hâlin, zamirinden bir hâl’dir. Buna “birbirine giren hâl” de denir.
  • MEF’ÛLÜN MEAH Arapça Gramer Dersleri

     

  • Mef’ulün meah, terkipte lafzan veya mânen var olan fiilin mâmulünün berâberliğini ifade etmek için vâv’dan sonra zikredilen isme denir. Özetle, berâberlik bildirir ve sadece vâvu’l-ma’iyye’den sonra gelir.
  • Sevgide fâil (seven) – mef’ul (sevilen) ilişkisini özetleyen çok güzel bir kıssa:
  • Şah-ı Nakşibend (KaddesEllahu Sırrahu), sayfa 291, Semerkant Yayını: Hace Alâüddin ksa anlatmıştı: “Şah-ı Nakşibend hazretlerine bağlanmış olduğum ilk günlerdi…. Onun beni kabul etmesiyle şereflenmiştim. Kendisine çok muhabbet duyuyor, sohbetlerinden bir an olsun ayrılmak istemiyordum. Ama bir gün, bana şöyle dedi:
  • Sen mi beni seviyorsun, yoksa ben mi seni seviyorum ?
  • Efendim, ben sizi çok seviyorum, dedim. Benim bu cevabım üzerine:
  • Peki bir süre bekle, kimin daha fazla muhabbet duyduğunu anlarsın, buyurdu.
  • Bir müddet sonra, bende Hace hazretlerine yönelik o eski muhabbetten hiç eser kalmamıştı. Bunun üzerine Hace Hazretleri, “Şimdi muhabbet ve dostluğun kimden kaynaklandığını anladın mı ? dedi ve şu şiiri söyledi:
  • Mâşuktan, âşıka bir meyil olmazsa
  • Zavallı âşıkta, arzu meydana gelmez.
  • MEF’ÛLÜN LEH Arapça Gramer Dersleri

     

  • MEF’ÛLÜN LEH (Lieclih) Hakkında Derlenen Bilgiler:
  • Mef’ulün leh, mezkur olan fiilin hadesi, kendisi için işlendiği şeyin ismidir ve NASB olmasının şart, lâm’ın takdir edilmesidir. Fiilin oluş sebebini (nedenini, niçinini) bildiren mef’ûl dur. -den dolayı, sebebiyle, -sın diye, tâ ki, zîrâ, maksadıyla, uğruna gibi mânâlara gelir.Harfi cersiz gelmesi için şu beş şartın berâber bulunması gerekir. Şâyet biri eksik olursa, mef’ûlün leh harfi cerli gelir. : (1) Masdar olmalı, ancak, fiil ile masdar aynı kökten olmamalı (2) Nekre olmalı, (3) Muzâf olmamalı, (4) Fiilin fâili ile mef’ûlün leh’in fâili aynı olmamalı, (5) Fiilin oluş zamanı ile mef’ûlün leh’in oluş zamanı aynı olmamalı. Örnek:
  • 2/207 : ( وَمِنَ النَّاسِ مَنْ يَشْرِي نَفْسَهُ ابْتِغَاءَ مَرْضَاةِ اللَّهِ وَاللَّهُ رَءُوفٌ بِالْعِبَادِ ) “İnsanlardan bazıları nefislerini satarlar – Ellah’ın rızâsına ermek (talep etmek, arzulamak, aramak) sebebiyle – Ellah kullarına karşı çok şefkatlidir.” Ayet-i Kerimesinin İ’râb’ı :
  • ( مِنَ النَّاسِ ) : Haber-i mukaddem, harfi cer ve mecrûr isimden oluşan şibhi cümle REF mahallinde. Kâide : Başa gelen harfi cer “VAR” anlamını verir.
  • ( مَنْ ) : Mübtedâ-i muahhar, ismi mevsûl, sukun üzere mebnî olduğu için REF mahallinde.
  • ( يَشْرِي ) : Sıla_fiil cümlesi, 2.BAB’dan gelen Nâkıs-ı yâî’nin muzârisi, fâili HUVE olarak takdir edilen müstetir zamir.
  • ( نَفْسَهُ ) : Mef’ûlün bih, muzaf ve fetha ile mansûb.Fâili ise muzâfun ileyh olarak görev yapan muttasıl zamir, cer mahallinde.
  • (Kâide : Muzâfun ileyh, muzaf’ın fâilidir. NOT : İsim tamlaması, nekre isim hükmündedir. Bu nedenle de “nefsini satanlar” ın niyetleri aynıdır ama ; fiilleri, vesileleri, araçları ve edâları (edebin zuhur şekli, zamanı, mekânı ve muhabbet şiddeti) farklıdır. Çünkü ; Talep etmek, arzulamak, aramak ve ermek anlamlarını kapsayan masdarın zuhur çeşidi sınırsızdır. Ellah Teala bir yarattığını, bir daha yaratmaz kâidesi (hükmü) vardır.)
  • ( ابْتِغَاء ) : Şart koşulan beş şartı da sağladığı için, Mef’ûlün leh (lieclih) olarak görev yapan, ( بغي ) kökünden ve 2.BAB’dan gelen Nâkıs-ı yâî’nin masdarı, fetha ile mansûb olup, harficer’siz gelmiştir.
  • ( مَرْضَاةِ اللَّهِ ) : muzaf ve muzâfun ileyh. ( اللَّهُ ) : Mübtedâ, merfû. ( رَءُوفٌ ) : Haber, merfû. ( بِالْعِبَادِ ) : harficer ve mecrûr isim.
  • MEF’ÛLÜN FİH Arapça Gramer Dersleri

     

  • MEF’ÛLÜN FİH (Zarfu’z Zaman ve Zarfu’l Mekân) Hakkında Derlenen Bilgiler:
  • Fiilin işlendiği zamanı ve yeri bildiren mef’ûldür. Diğer adı ise, Zarf’dır. Mef’ulün fih, ibarede mezkûr olan işin hadesin kendisinde yapıldığı zaman veya mekânın ismidir. Mef’ulün bihin NASB olmasının şartı . (a) Zaman zarfında ( فِي ) nin takdir edilmesidir. (b) Mekân zarfında, şayet mekân mübhem olmayıp, muayyer olursa ( فِي ) nin takdirini kabul etmez. Mekânların mübhem olanı altı yön ile tefsir edilir. Bunlar ; ön, arka, sağ, soli yukarı, aşağı anlamlarına gelen kelimelerdir.
  • Mefulü bih Arapça Gramer Dersleri

     

  • MEF’ÛL Hakkında Derlenen Genel Bilgiler:
  • Fiil cümlesini oluşturan elemanların (unsurların, bileşenlerin) tamamı, Kur’an-ı kerim’deki her fiil cümlesinde mevcuttur, ancak bu elemanların çoğu hazf edilmiştir. KİM fiildeki hükümleri (saklı emirleri) ihyâ etmeye çabalarsa, hazf edilmiş elemanlar kendi kıssalarıyla (yaşadığı olaylarla) öğretilir.
  • 1.Eleman : Fiil : NE yaptı? 
  • 2.Eleman : Fiili yapan : KİM yaptı ? … (Fâil, Nâibu fâil, İsmi fâil, mübtedâ, ….gibi)
  • 3.Eleman : Fiile maruz kalan : KİME yaptı? … (Mef’ûlün bih)
  • 4.Eleman : Fâil ile berâberlik KİMİNLE yaptı? ………….(Mef’ûlün Maah)
  • 5.Eleman : Fiilin işlendiği zaman: NE ZAMAN yaptı? … (Mef’ûlun fih = Zarfu’z Zaman)
  • 6.Eleman : Fiilin işlendiği mekan: NEREDE yaptı ? … (Mef’ûlün fih = Zarfu’l Mekân)
  • 7.Eleman : Fiilin işleniş gerekçesi: NİÇİN yaptı? … (Mef’ûlün Leh, lieclih )
  • 8.Eleman : Fiilin işleniş araçları : NASIL yaptı? (Mef’ûlün bih gayri sarih)
  • Bu sekiz elemanı da takdir eden ve yaratanın tek bir Zat olduğu idrak edilirse, o fiil Zat’ın zuhur yeri olur. Zat, beden gözüyle görülmese de varlığını kayıtsız şartsız kabul edilir. O fiile de Zat’ın “fiili sıfatı” denir. Şöyle de söylenebilir: Bir fiilin yedi elemanından her birini ayrı ayrı yüce Hakk’a bağlayabilecek zahiri ve batınî bilgiye sahip olan kişi, Hakk Tealayı fiilinde müşahade etmiş demektir. Buna “fiillerin tecellisi” de denir. (Örnek: Âl-i İmran Suresi, 123.)
  • NOT:  İtikatları, Hakk’a değil de mahlukâta olanlar, fiillerin tecellisini asla anlayamazlar. Meselâ,  “Yağmur yağmayınca ekin bitmez” diye inananların itikatları yağmuradır, Hakk’a değildir. gibi.
  •  
  • MEF’ÛLÜN BİH
  • Mef’ulün Bih, fâilin fiilinin mef’ulünün üzerine harficer olmaksızın vukuunu bildirir. Çünkü, harficersiz olan mef’ul ile ilişkiye giren (geçiş yapan, ihtiyaç duyan) bir fiile, o mef’ul üzerine  ( وَاقِعٌ )  vâki olan fiil denir ve fiilin mansub isimle ilişkisini bildirir. Zamir, bir fiille birleşirce mef’ulü bih (Fiili Kabul Eden Mekan) olur
  • Şöyle de söylenebilir : Ellah Teala’nın emri, mefulün bih de fiil olarak görülür ve bilinir. Örnek : 4/47 ( وَكَانَ أَمْرُ اللَّهِ مَفْعُولًا …) “Ellah’ın emri, fiil olarak zâhire çıkmıştır.” Mefufulün bih bazan fiilin önüne geçer. 
  • ( وَقَعَ ) fiili, 3.BAB’dan gelir ve “Sıkıntılarla, güçlüklerle, şiddetle, felaketlerle vukû buldu  / payidar oldu / vâcib oldu / bir hakk oldu / yerleşip sâkin oldu” anlamlarını kapsar ve kalbî fiillerdendir. Fiilin dört yerde hafzedilip, sadece mef’ulün bih’in söylenmesi vâcib’dir :
  • (1) Semâi olarak gelenin fiilleri vâciben hazfedilir. Örnek : “Ehlen ve Sehlen” terkibinin anlamı : İmâr edilmiş ve harab olmayan bir yere geldin ve üzüntüsüz bir yere geldin. demektir.
  • (2) Münâda (çağırılan) da fiil vâciben hazfedilir. Bakınız : Mamuller sayfası, münâda cümlesi dosyasına.
  • (3) Kendisini NASB eden âmilin tefsir edilmesi şart ile, fiil vâciben hazf edilir.Açıklama : Mahzûf bir âmil ile mensub olan mef’ul isimden sonra bir fiil veya şibhi fiil vardır. Bunlar, mukaddem olan isme dönen bir zamirde veya zamirle ilişkiye girende amel etmekten dolayı, mukaddem olan mef’ulün bihte amel etmekten engellenmiştir. Şayet fiil veya şibhi fiilden veya şibhi fiil mânasında olan başka bir âmil, o mukaddem isim üzerine musallat edilirse, elbette o mukaddem ismi NASB ederdi.
  • (4) Tahzir’de fiil vâciben hazfedilir. Tahzir sakındırmak, kaçındırmak demektir. Tahzir ; (a) mamulden sonra gelen şeyden kaçındırmak için ( إِتَّقِِ ) takdiri ile mensub olan bir mamuldur. (b) kendisinden kaçınılanın tekrarlı olarak zikredilmesidir.
  • Müteaddi fiiller ve beş duyu (görmek, duymak, koklamak, tatmak, dokunmak) fiilleri, mef’ûlün bih alır, mefulün bih gayri sarih almaz.
  • Şayet fiil, if’âl babında gelirse ; “Fâil, vehbî olarak mef’ûle tâbi oldu, irâdesiyle değil” anlamı saklıdır. Fâili gözleyenler ise şöyle diyebilir : “Kendisi bir çaba harcamadan karşısına çıkan sebebe uydu ve gereğini yaptı.”
  • Mef’ulün bih’e, sadece ehli olan şâhidlik eder. Örnek, 87/6 : ( سَنُقْرِئُكَ فَلَا تَنْسَى ) “Seni okutacağız, artık sen unutmayacaksın.” Ayet-i Kerimesinin i’râbı ; ( سَ ) : İstikbal (gelecek zaman harfidir. ( نُقْرِؤُ ) : Fiil-i muzâri olup, fâili ( نَحْنُ ) olarak takdir edilen müstetir (gizli) zamirdir. ( كَ ) : Mef’ulün bih olup, muttasıl zamir NASB mahallindedir. Kaide : Zamir, bir fiille birleşirce mef’ulü bih (Fiili Kabul Eden Mekan) olur
  • Kâide : Harficerli mef’ul, Elif-Lâm ile mârife olan mefulün bih den önce gelirse, cümlede fâil’e ait bir özellik gizlidir.Örnek : Türkçedesi “Ahmet, babasından bir bisiklet istedi.” terkibini Arapçaya çevirdiğimizde, bu kâideye göre takdir edilen saklı anlam “Ahmet (bu güne kadar) babasından (hiç bir şey isteyemez iken, bu gün) bir bisiklet istedi.” olur ve bu terkipte fâile ait bir özelliği gizlemiştir. Benzer yapıdaki Ayet-i Kerimede ; tezekkür, tefekkür, tedebbür ve muhabbet tâlimlerinin hepsi yapılabilir.
  • Örnek 7/160 ( وَأَوْحَيْنَا إِلَى مُوسَى إِذِ اسْتَسْقَاهُ قَوْمُهُ أَنِ اضْرِبْ بِعَصَاكَ الْحَجَرَ) “ve Mûsâ’ya vahyettik – onunkavmi su istediği vakit” – “asân ile taşa vur.” Ayeti Kerimesinde harficerli mef’ul ( بِعَصَاكَ ), Elif-Lâm ile mârife olan mefulün bih ( الْحَجَرَ ) den önce gelmiş. Şimdi tezekkür, tefekkür, tedebbür ve muhabbet tâlimlerine başlayabiliriz.
  • Kâide : Elif-Lâm ile mârife olan mefuldeki Elif-Lâm, ismi- mevsul olarak da görev yapar. Bu durumda, daha öncede peydah olmuş ve o mefulün yanından ayrılmayan bir mânevi vücudlanmanın; görünür, bilinir veya hissedilir hâle geldiğini saklı olarak haber verir. Artık o kişi mânevi vücudlanma ile müsemmâdır (isimlendirilendir). Halk arasındaki davranışlarından dolayı “eşşek” denilen kişinin hali gibi. 
  • Örnek 3/78 ( … وَإِنَّ مِنْهُمْ لَفَرِيقًا يَلْوُونَ أَلْسِنَتَهُمْ بِالْكِتَابِ ) “Ehli kitabtan bir fırka vardır ki, kitabta olanı dilleri ile eğer bükerler.” Ayeti Kerimesindeki dilleri kelimesinin ilk harfi olan ( س )  şeddeli okunması gerektiği halde, şeddesiz okunmaktadır. Bu kâide tüm Elif-Lâm dan sonra gelipte şeddesiz okunan tüm kelimeler içinde geçerlidir. Örnek: “Elhamdu-lillah” için de geçerlidir, ancak mânevi vücud görünmez ama hissedilir.
  • İhtimal : Elif-Lâm dan sonra gelipte şeddesiz okunan tüm kelimeler, Hakikat’a açılan birer kapının varlığını işâret eder. (a) Hz. İbrahim (a.s)’ın kurban-bıçak kıssası ve (b) Hz. Musa a.s’ın asasını taşa vurduğunda taştan 12 pınar çıkması hakkındaki kıssa incelenmeli.
  • Masdarlaşmış isim cümlelerindeki Ma’mûlün bihi ( مَعْمُولٌ بِهِ ), kendisi ile amel olunan Ellah Teala’nın hukukudur ve ihsân ile ifâ edilir.Örnek : ( يَسُرُ ّنِي أَنَّكَ صَدْقٌ Doğru olman beni sevindirir.) terkibindeki ma’mulün bih; ( أَنَّ )  nin ismi ve haberi ( أَنَّكَ صَدْقٌ ) olan isim cümlesidir ve (… يَسُرُ ّ ) fiil cümlesinin mef’ûlü bih’idir. Bu terkip, olaydan sonra ve muhatabına (dinleyene) “doğruluğunun mükafatını kazanırsın, adaletin tecellisi kaçınılmazdır.” müjdesi için kullanılır bilgileri saklıdır.
  • İhsân; Ellah Teala’ya O’nu görüyormuş gibi ibadet etmendir. Her ne kadar sen O’nu göremiyorsan da, O seni görmektedir. olarak açıklanmıştır.
  • MEF’ÛLÜN BİH GAYRİ SARİH Hakkında Derlenen Bilgiler:
  • Mef’ulün bih gayri sarih, açıkça üstün harekesini almayan mef’uldür ama, fiilin mecrur isimle ilişkisini bildirmez. Harficerli olan mef’ul ile ilişkiye giren fiile, o mef’ule mültebis olan fiil denir. (Mültebis’in Lügat anlamı : Birini, öteki zannetmiş. Karıştırmış olan. Karışık, şüpheli ve benzer olan). Harficerli isim, müfrede te’vil edilen cümleler ve masdarı müevvel, mef’ulün bih gayri sarih olarak görev yaparlar. Lâzım fiil, m.b.g. sarih alır, mefulün bih almaz. Harficerler cümle başına geldiğinde ilave anlamlar yükler ; var anlamı, aid olma anlamı, *dır anlamı … gibi
  • Mef’ulün bih gayrı sarih’e, herkes şâhidlik eder. Örnek, 87/8 : ( وَنُيَسِّرُكَ لِلْيُسْرَى ) “ve seni en kolay (olan) için başarılı kılacağız.” Ayet-i Kerimesinin i’râbı ; ( وَ ) : Atıf harfidir. ( نُيَسِّرُ ) : Fiil-i muzâri olup, fâili ( نَحْنُ ) olarak takdir edilen müstetir (gizli) zamirdir. ( كَ ) : Mef’ulün bih olup, muttasıl zamir NASB mahallindedir. ( لِلْيُسْرَى ) : Mef’ulün bih gayrı sarih olup ; ( لِ ) : Harf-i cerdir. ( الْيُسْرَى ) : Maksur isim olduğu için, takdir edilen kesra ile mecrûrdur.
  • MEF’ÛLÜN FİH (Zarfu’z Zaman ve Zarfu’l Mekân) Hakkında Derlenen Bilgiler:
  • Fiilin işlendiği zamanı ve yeri bildiren mef’ûldür. Diğer adı ise, Zarf’dır. Mef’ulün fih, ibarede mezkûr olan işin hadesin kendisinde yapıldığı zaman veya mekânın ismidir. Mef’ulün bihin NASB olmasının şartı . (a) Zaman zarfında ( فِي ) nin takdir edilmesidir. (b) Mekân zarfında, şayet mekân mübhem olmayıp, muayyer olursa ( فِي ) nin takdirini kabul etmez. Mekânların mübhem olanı altı yön ile tefsir edilir. Bunlar ; ön, arka, sağ, soli yukarı, aşağı anlamlarına gelen kelimelerdir.
  • MEF’ÛLÜN LEH (Lieclih) Hakkında Derlenen Bilgiler:
  • Mef’ulün leh, mezkur olan fiilin hadesi, kendisi için işlendiği şeyin ismidir ve NASB olmasının şart, lâm’ın takdir edilmesidir. Fiilin oluş sebebini (nedenini, niçinini) bildiren mef’ûl dur. -den dolayı, sebebiyle, -sın diye, tâ ki, zîrâ, maksadıyla, uğruna gibi mânâlara gelir.Harfi cersiz gelmesi için şu beş şartın berâber bulunması gerekir. Şâyet biri eksik olursa, mef’ûlün leh harfi cerli gelir. : (1) Masdar olmalı, ancak, fiil ile masdar aynı kökten olmamalı (2) Nekre olmalı, (3) Muzâf olmamalı, (4) Fiilin fâili ile mef’ûlün leh’in fâili aynı olmamalı, (5) Fiilin oluş zamanı ile mef’ûlün leh’in oluş zamanı aynı olmamalı. Örnek:
  • 2/207 : ( وَمِنَ النَّاسِ مَنْ يَشْرِي نَفْسَهُ ابْتِغَاءَ مَرْضَاةِ اللَّهِ وَاللَّهُ رَءُوفٌ بِالْعِبَادِ ) “İnsanlardan bazıları nefislerini satarlar – Ellah’ın rızâsına ermek (talep etmek, arzulamak, aramak) sebebiyle – Ellah kullarına karşı çok şefkatlidir.” Ayet-i Kerimesinin İ’râb’ı :
  • ( مِنَ النَّاسِ ) : Haber-i mukaddem, harfi cer ve mecrûr isimden oluşan şibhi cümle REF mahallinde. Kâide : Başa gelen harfi cer “VAR” anlamını verir.
  • ( مَنْ ) : Mübtedâ-i muahhar, ismi mevsûl, sukun üzere mebnî olduğu için REF mahallinde.
  • ( يَشْرِي ) : Sıla_fiil cümlesi, 2.BAB’dan gelen Nâkıs-ı yâî’nin muzârisi, fâili HUVE olarak takdir edilen müstetir zamir.
  • ( نَفْسَهُ ) : Mef’ûlün bih, muzaf ve fetha ile mansûb.Fâili ise muzâfun ileyh olarak görev yapan muttasıl zamir, cer mahallinde.
  • (Kâide : Muzâfun ileyh, muzaf’ın fâilidir. NOT : İsim tamlaması, nekre isim hükmündedir. Bu nedenle de “nefsini satanlar” ın niyetleri aynıdır ama ; fiilleri, vesileleri, araçları ve edâları (edebin zuhur şekli, zamanı, mekânı ve muhabbet şiddeti) farklıdır. Çünkü ; Talep etmek, arzulamak, aramak ve ermek anlamlarını kapsayan masdarın zuhur çeşidi sınırsızdır. Ellah Teala bir yarattığını, bir daha yaratmaz kâidesi (hükmü) vardır.)
  • ( ابْتِغَاء ) : Şart koşulan beş şartı da sağladığı için, Mef’ûlün leh (lieclih) olarak görev yapan, ( بغي ) kökünden ve 2.BAB’dan gelen Nâkıs-ı yâî’nin masdarı, fetha ile mansûb olup, harficer’siz gelmiştir.
  • ( مَرْضَاةِ اللَّهِ ) : muzaf ve muzâfun ileyh. ( اللَّهُ ) : Mübtedâ, merfû. ( رَءُوفٌ ) : Haber, merfû. ( بِالْعِبَادِ ) : harficer ve mecrûr isim.
  • MEF’ÛLÜN MEAH Hakkında Derlenen Bilgiler:
  • Mef’ulün meah, terkipte lafzan veya mânen var olan fiilin mâmulünün berâberliğini ifade etmek için vâv’dan sonra zikredilen isme denir. Özetle, berâberlik bildirir ve sadece vâvu’l-ma’iyye’den sonra gelir.
  • Sevgide fâil (seven) – mef’ul (sevilen) ilişkisini özetleyen çok güzel bir kıssa:
  • Şah-ı Nakşibend (KaddesEllahu Sırrahu), sayfa 291, Semerkant Yayını: Hace Alâüddin ksa anlatmıştı: “Şah-ı Nakşibend hazretlerine bağlanmış olduğum ilk günlerdi…. Onun beni kabul etmesiyle şereflenmiştim. Kendisine çok muhabbet duyuyor, sohbetlerinden bir an olsun ayrılmak istemiyordum. Ama bir gün, bana şöyle dedi:
  • Sen mi beni seviyorsun, yoksa ben mi seni seviyorum ?
  • Efendim, ben sizi çok seviyorum, dedim. Benim bu cevabım üzerine:
  • Peki bir süre bekle, kimin daha fazla muhabbet duyduğunu anlarsın, buyurdu.
  • Bir müddet sonra, bende Hace hazretlerine yönelik o eski muhabbetten hiç eser kalmamıştı. Bunun üzerine Hace Hazretleri, “Şimdi muhabbet ve dostluğun kimden kaynaklandığını anladın mı ? dedi ve şu şiiri söyledi:
  • Mâşuktan, âşıka bir meyil olmazsa
  • Zavallı âşıkta, arzu meydana gelmez.
  • Mefulü Mutlak Arapça Gramer Dersleri

    Hakkında Derlenen Bilgiler :

  • TARİF-1: Bir âmilin fâilinin yapmış olduğu iş ile AYNI mânada olan; masdar veya masdar_binai_ merre veya masdar_binai_nevi olan kelimeye “Mefulü Mutlak” denir. Örnek : ( يمشون مشياً هوناً ) Mefulu mutlak ile yapılan cümlede, fiil kesbî dir bilgisi saklıdır
  • TARİF-2: Bir âmilin fâilinin yapmış olduğu iş ile FARKLI mânada olan; masdar veya masdar_binai_ merre veya masdar_binai_nevi olan kelimeye “Mefulü Mutlak Nâibi” veya mef’ulü mutlak’ın sıfat denir. Mefulu mutlak nâibi ile yapılan cümlede, ise, fiil vehbî dir bilgisi saklıdır.
  • Örnek 25/63 ( … وَعِبَادُ الرَّحْمَنِ الَّذِينَ يَمْشُونَ عَلَى الْأَرْضِ هَوْنًا ) “Rahmân’ın kulları yerde tevazu ile yürürler.” Ayet-i Kerimesindeki ( هَوْنًا ) kelimesi, mef’ulü mutlak nâibi (sıfatı)dir ve Takdir edilen terkib ise: ( يمشون مشياً هوناً )
  • TARİF-3: Fiilin mânasını kuvvetlendirmek, çeşidini veya sayısını bildirmek için fiil ile aynı kökten gelen masdara “Mefulü Mutlak” denir, dâima müfreddir ve açık veya gizli bir fiiliden sonra gelir.  Şayet, isimden sonra gelirse, hâl olur. Mefulü Mutlak da “24 saat, ölünceye kadar o hâl üzere olmak” anlamı saklıdır. Hâl ise, geçicidir. Örnek için bakınız : Âmiller sayfasındaki “… Bâtını Fıkıh” dosyasına.
  • TARİF-4: Fiilin fâilinin yaptığı hadesin (işin) ismidir ve o fiilde isimle aynı mânadadır. Mefulü mutlak ; Te’kit veya Nevi veya Adet için olur.
  • 1. ( ضَرَبْتُ ضَرْباً ) “Dövmekle dövdüm.” örneğinde; fâilin yaptığı iş olan ( ضَرَبْتُ ) lafzıyla (fiil + fâil ile) aynı mânada, masdar ve mensub olan ( ضَرْباً ) lafzı, bir mefulü mutlak’tır.
  • 2. ( ضَرَبْتُ ضَرْبَةً ) “Bir kere dövmekle dövdüm.” örneğinde; fâilin yaptığı iş olan ( ضَرَبْتُ ) lafzıyla (fiil + fâil ile) aynı mânada, masdar_binai_merre ve mensub olan ( ضَرْبَةً ) lafzı, bir mefulü mutlak’tır.
  • 3. ( ضَرَبْتُ ضِرْبَةً ) “Bir nevi dövmekle dövdüm.” örneğinde; fâilin yaptığı iş olan ( ضَرَبْتُ ) lafzıyla (fiil + fâil ile) aynı mânada, masdar_binai_nevi ve mensub olan ( ضِرْبَةً ) lafzı, bir mefulü mutlak’tır.
  • Mefulü mutlak masdar olduğu için, bu olayın tam mânası ile anlatılamayacağını, NASB hâlinde olduğu için de, olaya herkesin şahit olacağını (apaçık göreceklerini) ifade eder. Mefulü mutlak da: “Bu güne kadar; gözlerin görmediği, kulakların işitmediği, akla hayale gelmeyen bir şekilde ….” anlamı saklıdır.
  • 26/1 : ( إِنَّا فَتَحْنَا لَكَ فَتْحًا مُبِينًا ) “Muhakkkak biz sana açtık, apaçık bir zafer verdik.” Ayet-i Kerimesindeki (  فَتْحًا  ) NASB halinde bir masdardır. Bilindiği gibi bu fetih (zafer) o güne kadar; gözlerin görmediği, kulakların işitmediği, akla hayale gelmeyen bir şekilde gerçekleşti. Nüzûl sebebi hakkında: Fetih sûresi Mekke ile Medine arasında başından sonuna kadar Hudeybiye durumu ile alâkalı olarak indirildi. dediler. Enes : Ellah Teala’nın 26/2 kavli Resûlullah’a indirildi. Onun mercii Hudeybiyedir. Nebî Aleyhisselâm : Bana arz üzerinde olandan en sevimli olan ayet indirildi. buyurdu, sonra ayeti ashabına okudu. Ashabı : Sana Henîen Merîen ey Ellah’ın Resûlu, Ellah sana ne yapacağını açıkladı. bize ne yapar? dediler. Bunun üzerine 26/5 kavli indirildi.
    • Meful-u mutlak hazf edilince, masdarın sıfatı onun yerine gelir. Bu sıfata “mef’ulü mutlak nâibi” denir.
    • 2/58 ( … فَكُلُوا مِنْهَا حَيْثُ شِئْتُمْ رَغَدًا … ) ” … ve oradan istediğiniz yerden bol bol yeyin … ” Ayet-i
    • kerimesindeki ( رَغَداً ) mef’ulü mutlak nâibidir. Çünkü, aslı olan ( أَكْلاً رَغَداً ) deki ( أَكْلاً ) hazfedilmiştir.
    • .
    • 2/73 : ( فَقُلْنَا اضْرِبُوهُ بِبَعْضِهَا كَذَلِكَ يُحْيِي اللَّهُ الْمَوْتَى وَيُرِيكُمْ ءَايَاتِهِ لَعَلَّكُمْ تَعْقِلُونَ ) “Onun için dedik ki:
    • “Sığırın bir parçası ile öldürülene vurun.” İşte böyle, Ellah akıllanmanız için ölüleri diriltir ve size ayetlerini
    • gösterir.” Ayet-i kerimesindeki ( كَذَلِكَ ) mef’ulü mutlak nâibidir ve car-mecrûrdan oluşan şibhi cümle
    • NASB mahallindedir. Çünkü ( كَ ) harficeri, mahzuf bir masdarın sıfatı olarak görülmüş ve ( مِثْلُ   gibi)
    • mânasında olan “mef’ulü mutlak nâibi” kabul edilmiştir. Takdir edilen terkib :
    • ( يُحْيِي اللهُ الْمَوْتَى إِحْيَاءً مِثْلَ ذَلِكَ الْإِحْيَاءِ ) İsm-i işâret, muzafun ileyh ve ( مِثْلَ )’de, mef’ulü mutlak.
    • .
    • 2/83 : ( … وَبِالْوَالِدَيْنِ إِحْسَانًا …) “ve anna babaya iyilik (yapacaksınız)” Buradaki ( إِحْسَانًا ) lafzı, mahzuf
    • (gizlenmiş) bir fiilin mefulü mutlak nâibi olur. Çünkü ( بِالْوَالِدَيْنِ ) harficerle mecruru, ( iyilik yapın) olarak
    • takdir edilen mahzuf bir fiile bağlıdır. ( إِحْسَانًا ) de bu fiilin, mef’ulü mutlakıdır.
    • Dolayısıyla cümle ( أَحْسِنُوا بِالْوَالِدَيْنِ إِحْسَاناً ) olarak takdir edilir.
    • .
    • 2/83 : ( … وَقُولُوا لِلنَّاسِ حُسْنًا…) “ve insanlara güzel (söz) söyleyin” Buradaki ( حُسْنًا ) mef’ulün bih’dir. Bazı
    • âlimler ise, ( قُولُوا لِلنَّاسِ قَوْلاً حُسْناً ) şeklinde düşünerek, mef’ulü mutlak nâibi de olabilir demişlerdir.
    • NOT: Buradaki gibi; mef’ulü bih, m. b. gayri sarihden sonra gelirse mef’ulü mutlak nâibi olabilir mi diye düşünmek gerekir.
  • Muzari Fiil Arapça Gramer Dersleri

     

  • Muzari malum : يَنْصُرُ  Yardım eder / ediyor.
  • Muzari meçhul : يُنْصَرُ  Yardım edilir/ediliyor. Muzari mutlak fiildir
  • 1) Muzari fiil, şimdiki ve gelecek bir zamana (bir emir’e) bağlı olarak, bir işin / bir hâlin / olaydaki bir sahnenin oluşmakta olduğunu bildirir.
  • Muzari fiil‘in anlamı : Ayet-i Kerime’deki hükmü (Emr-i ilâhiyi) idrâk ettiği ânı Referans Noktası (VAKİT, Oluş ânı) olarak kabul edip, bu oluşum sürecindeki fiilleri anlatan bir sığa’dır. Örnek:  
  • (لاَ يَزَالُ لِسَانُكَ رَطْباً مِنْ ذِكْرِ اللهِ) “Ellah Teala’nın zikrinden, dilinin nemi zâil olmasın.” (Hadislerle İlim ve Hikmet, Cild,3 Sayfa,289).
  • Hadis-i şerifi, bir muzari fiil cümlesidir. Fiil idrak edildikten sonraki her an için (hatırladıkça) yapılması gerekeni bildirir.
  • ( لاَ يَزَالُ ) nefyi-istikbal fiilindeki hükümden (emriden) sorumluyum diyen kişi, bu emri bilmiş ama henüz idrâk etmemiştir.
  • Emri sadece uygularken (dilini damağına yapıştırıp Ellah, Ellah, Ellah … zikrini devamlı yaparken) saklı anlamlarını idrâk eder, daha önce değil.
  • Meselâ bu Hadis-i Şerifin ; hem bir duâ olduğunu, hem de “İlmi ölmeyenden alınız” öğütünün ilk dersi olduğunu, hem de bir sünneti ihyâ etmenin yaşantısındaki etkilerini görür ve şâhidlik derecesinde bildiği VAKİT, o kişi için bir referans noktasıdır ve idrâk’ın başlangıcıdır.
  • Ayrıca zikre başladığı an ile idrâkın başlangıcı arasındaki süreçte edindiği ; denemeler, mücadeleler, zorlanmalar, zikri engelleyen veya unutturan sebebler, … vb tecrübelerle edindiği bilgiler, ( لاَ يَزَالُ ) nefyi-istikbal fiilinin saklı anlamını öğretir.
  • Bu anlam, lügattaki anlamından çok farklıdır. Özetle: Muzari fiilin anlamını, fiili yaşarken öğreniriz.
  • 2) Muzaraat harflerinden biri, muzarinin başında bulunması sebebiyle, “isme benzeyen” fiildir.
  • BAB’ların kalıpları, taşıdıkları anlamlarla birlikte öğrenilmesi, sakladıkları mânaların tesbitine yardımcı olur. Ayrıca, her harfin harekesinde ayrı bir anlam saklıdır.
  • 3) ( يُحِبُّ اللهُ تَعَالَى التَّوَاضُعَ  “Ellah’ü Teala tevazuyu sever.”) gibi, başında nasbedici ve cezm edici bulunmayan muzari fiil ;
  •  
  • *) Mânevi âmil ile lafzen merfu olan bir mamuldur.
  • *) Fâilini REF eder ve Mefulün bihini de NASB eder.
  • Kur’an-ı Kerim ve Hadis-i Şeriflerdeki muzari anlatım:
  • (**) Fiili, idrak edildikten sonra yapılacak ve hiç terk edilmeyecek bilgisini saklar.
  • (**) Fâili örnek al veya alma ikazını, hüküm fiildedir ve fâil yükümlüdür  bilgisini saklar.
  • (**) Edebi örneklerle tarif eder ve tezekkür edenlere (yaşadıklarını gözden geçirenlere) edebi öğretir.
  • (**) Bana, hâllerimi seyrettirir (Bana, beni anlatır).
  • (**) Ellah Teala’nın rızasının olup – olmadığı bilgisini bildirir.
  • (**) Ellah lafz-ı celâli ile ilgili esmâ-i sıfat ve esmâ-i fiillerin zuhuru (görülür, bilinir hâle gelmesi) muzari sıgasında aranır.
  • (**) İhbâri fiil olduğu için, mânası gerçekleşmiş veya gerçekleşmesi mümkün olduğu bilgisi saklar
  • (**) Kur’an-ı Kerimde bildirilen azab çeşitlerinin (1. Azîm azab, 2. Elîm azab, 3. Muhîn azab, 4. Ğalîz azab gibi) muzari fiille bildirilmesi, bu azabları kazanmak için hâlâ çok çaba harcadığımızı ikaz eder.
  • (**) Muzari fiil cümlesi bulunan Ayet-i Kerimeler, edeple yapılan duâ’lardır.
  • (**) Fâilin niyeti okuyana ve dinleyenlere bildirilmiştir (Maide Suresi, 31) : Karganın niçin eşelendiğini bildiren,
  • ( لِيُرِيَهُ كَيْفَ يُوَارِى سَوْاَةَ اخِيهِ “kardeşinin cesedini nasıl saklayacağını ona göstermesi için”) cümlesinde; karganın ( يُرِيَهُ ) muzari fiili, fâil olduğu için merfudur. ( كَيْفَ يُوَارِى ) muzâri fiili, bir hâli bildirdiği için de mansubtur.
  • Burada, eşelenmenin amacını Kâbil’e bildiren karga, işi yaparak gösterdiği için merfu ve ayrıca, Kâbil’e hizmet ettiği için de mansubdur. Burada niyet okuyana bildirilmiş demektir.
  • Muzâri Fiilin Çekimi :
  • Malum Fiil-i Muzari’nin, alameti: muzaraat harfleri daima meftuhdur. Müfred, müzekker, gaib’in mânası: (O er kişi) YARDIM EDER / YARDIM EDİYOR.
  • يَنْصُرُ  يَنْصُرَانِ  يَنْصُرُونَ  |||  تَنْصُرُ  تَنْصُرَانِ  يَنْصُرْنَ
  • تَنْصُرُ  تَنْصُرَانِ  تَنْصُرُونَ  |||  تَنْصُرِينَ  تَنْصُرَانِ  تَنْصُرْنَ
  • اَنْصُرُ  نَنْصُرُ  نَنْصُرُ
  • Meçhul Fiil-i Muzari’nin, alameti: muzaraat harflerinin mazmum ve aynel fiilin meftuh olmasıdır. Müfred, müzekker, gaib’in mânası: (O er kişiye) YARDIM EDİLİR / YARDIM EDİLİYOR.
  • يُنْصَرُ  يُنْصَرَانِ  يُنْصَرُونَ  |||  تُنْصَرُ  تُنْصَرَانِ  يُنْصَرْنَ
  • تُنْصَرُ  تُنْصَرَانِ  تُنْصَرُونَ  |||  تُنْصَرِينَ  تُنْصَرَانِ  تُنْصَرْنَ
  • اُنْصَرُ  نُنْصَرُ  نُنْصَرُ
  • مَا ، لاَ İsmi Arapça Gramer Dersleri

     

  • ( مَا) lafzının Görevleri Hakkında derlenen genel bilgiler :
  • (1) İstifhamiye olarak görev yapar, (2) Şart edatı olarak görev yapar, (3) Mevsul olarak görev yapar, (4) Müfret ile sıfatlanarak mevsuf olarak görev yapar, (5) Cümle ile sıfatlanarak mevsuf olarak görev yapar, (6) Sıfat olarak görev yapar. (7) Sıla’ya, sıfata ve âid zamirine ihtiyaç duymayan tam isim olarak görev yapar. Örnek 2/271
  • ( … إِنْ تُبْدُوا الصَّدَقَاتِ فَنِعِمَّا هِيَ ) “Eğer sadakaları aşikâr olarak verirseniz o ne iyi şeydir.”
  • Ayeti Kerimesindeki ( مَا ) “şey” mânasında mahallen merfu fâildir ve cümlenin anlamı ; 
  • ( نِعْمَ شَيْئاً هِيَ ) veya ( نِعْمَ الشَيْءُ هِيَ ) “o ne iyi şeydir”  
  • ( لَيْسَ) ye benzetilen ( مَا) ‘nın ismi, kendisine haberinin isnad edildiği şeydir :
  • ( لَيْسَ ) ye benzetilen ( مَا )‘nın ismi, REF mahallinde ve ( مَا )‘nın haberi NASB mahallindedir. Çünkü ( مَا ) HÂL’i nefy için gelir, ismi nefy etmez. Örnek : 2/8  ( وَمَا هُمْ بِمُؤْمِنِينَ ) Ayeti Kerimesinde “leyse” ye benzeyen “mâ” gelmesiyle, olumsuzluğun geçici ve bilinçsizce olduğunu bildirir. Eskiden bizim nesile “Amentüyü ezberleyene ve inanarak söyleyene mü’min denir.” diye öğretmişlerdi. Mü’min olmanın bu kadar kolay olmadığını çok sonra anladım. 
  • ( لَيْسَ ) ye benzetilen ( مَا ) ‘nın isminin hükmü, mübtedanın hükmü gibidir. ( مَا )‘nın haberinin hükmü de, haberin hükmü gibidir
  • .
  • ( لَيْسَ ) ye benzetilen ( مَا ) hareke değişikliği yapabilmesi için dört şart vardır ;
  • (1) ( مَا )‘nın haberinin önce gelmemesi şarttır. (2) Olumsuzluğunun ( إِلاَّ ) ile bozulmaması şarttır. Aksi halde “değil” anlamı verir. (3) Haberinden önce zâid, ( بِ ) gelebilir. Ancak, Kur’an-ı Kerim’de zâid harf-i cer yoktur. (4) ( مَا )‘nın isim cümlesinin başında gelmesi şarttır. Şayet ( مَا ) cümle ortasında gelirse, “ne / şey” anlamını verir ve sonraki kelimeyle birlikte anlam kazanır.
  • Örnek 59/18 :  ( …وَ لْتَنْظُرْ نَفْسٌ مَا قَدَّمَتْ لِغَدٍ …) “ve nefis, yarın için takdim ettiği şeye baksın / ne takdim ettiğine baksın.”
  • 81/25 : ( وَمَا هُوَ بِقَوْلِ شَيْطَانٍ رَجِيمٍ ) “O kovulmuş şeytanın sözü değildir.” Ayet-i Kerimesinin i’râbı : ( وَ ) : Atıf harfidir. ( مَا ) : Nefiy harfi, ( لَيْسَ ) gibi amel eder. ( هُوَ ) :  Munfasıl zamiri, ( مَا )‘nın ismidir ve REF mahallindedir.  ( بِ ) :  Harficer.  ( قَوْلِ ) : muzaf ve ( مَا )‘nın haberi olup lafzan mecrur ve mahallen mansub’tur. ( شَيْطَانٍ ) : muzafun ileyh, mecrur ve mevsûf’dur. ( رَجِيمٍ ) : sıfat ve mecrur’dur.
  • Âvamil,117 (مَا اللهُ تَعَالَى مُتَمَكِّناً بِمَكَانٍ) “Ellah’u Teala bir mekanda yerleşici değildir.” 1) Lafzen merfu olan ( اللهُ ), “mâ” lafzının ismi ve lafzen mensub olan ( مُتَمَكِّناً ), “mâ” lafzının haberidir.  2) Fâili, ( مُتَمَكِّناً ) ismine raci olan, tahtında müstetir ( هُوَ ) zamiridir.
  • Hud, 11/84 hk’da :  مَا لَكُمْ مِنْ “sizin için yoktur” anlamında bir kalıptır.
  • La لاَ Arapça Gramer Dersleri – Cinsin hükmünü nefy

     

  • 1) ( لاَ ) irab bakımından ( إِنَّ ) gibi görev yapar. Yani ismini NASB eder ve haberi REF eder. Ancak; cinsi nefy eden değil de, cinsin hükmünü nefyeden bir harftir. ( لاَ )’nın haberinin hükmü, mübtedanın haberinin hükmü gibidir.
  • 2) ( لاَ ) amelinin şartı; (a) isminin nekre olması (b) isminin muzaf veya muzafa benzeyen olması, (c) isim ile kendisinin arası ayrılmaması ve (d) önüne harficer gelmemesidir. Şayet bunların bir tanesi mevcut ise, NASB etmeyip sadece olumsuzluk ifade eder. İsim tamlaması ve sıfat tamlaması, “nekre isim” olarak kabul edilir.
  • 3) “Şerrin fâili kurtulucu değildir.” ( لاَ فَاعِلَ شَرٍّ فَائِزٌ ) terkibindeki ( لاَ ), cinsin hükmünü nefy etmiştir (cinsini nefy etmemiştir). ( لاَ )’nın ismi olan ( فَاعِلَ شَرٍّ ) isim tamlaması NASB mahallindedir. ( لاَ )’nın haberi olan ( فَائِزٌ ) ismi fâilini ise, REF mahallindedir. şeklinde de tanımlanayan eserler var. (NOT: Bu terkip, fâili ( فَاعِلَ ) lafzına raci tahtında müstetir ( هُوَ ) zamiri olan bir fiil cümlesi gibi de düşünülebilir.)
  • 2/71 : ( … مُسَلَّمَةٌ لَا شِيَةَ فِيهَا … ) “özürsüz, kendisinde karışık renk bulunmayan (bir sığırdır).” Ayet-i Kerimesindeki ( لاَ ) cinsin hükmünü nefy etmiştirİrâbı :  ( مُسَلَّمَةٌ   özürsüz) ism-i mefulü ( بَقَرَةٌ   bir sığır) lafzının birinci sıfatı ve merfudur. ( لَا شِيَةَ   hiç alaca bulunmayan) lafzı, ( بَقَرَةٌ   bir sığır) lafzının ikinci sıfatı ve merfudur. ( شِيَةَ   alaca, karışık renk) lafzı, ( لاَ )’nın ismi olup NASB mahallindedir. ( فِيهَا   kendisinde) car-mecrurdan oluşan şibhi cümle, ( لاَ )’nın haberi olup, REF mahallindedir.
  • Burada ( بَقَرَةٌ   bir sığır)’ın vasfını (vasıf cinsini) nefy etmiyor. Sadece bu vasfınشِيَةَ   alaca) hükmünü (bir özelliğini) nefy ediyor. Vasfın diğer özelliklerinin (rengi, parlaklığı … gibi) mevcut olduğunu saklı olarak bildiriyor. NOT: Renk vasfı, bir hükümdür. Koku vasfı, bir hükümdür. Suret vasfı, bir hükümdür. … ve dâima Hüküm Koyucu’nun (Ellah Teala’nın) bir takdiridir.
  • 4) Cinsini nefy eden ( لاَ ) nın haberi mahzuf olabilir. ( لاَ حَوْلَ وَ لاَ قُوَّةَ إِلاَّ بِاللهِ “Ellah’dan başka hiç bir güç ve kuvvet yoktur.”) cümlesindeki haberler mahzufdur ve saklı mânaların tefekkür edilmesini işaret eder.
  • Burada, ” ( حَوْلَ ) ve ( قُوَّةَ ) sıfatları, sadece Ellah Teala’da vardır. Başkasında yoktur ve asla da olamaz.” diyerek, sıfatları (sıfat cinsini) nefy ediyor. Bu nedenle de, nâfiyeti li’l cinsi olarak tanımlanır.
  • 5) Grub olumsuzu olarak kullanılan ( لاَ ), genellikle ( إِلاَّ ) ile birlikte kullanılır. ( لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللهُ ) gibi
  • İnne Ve Kardeşleri Arapça Gramer Dersleri

  • ( إِنَّ ) ve kardeşlerinin İSMİ ve HABERİ hakkında derlenen bilgiler :
  • ( إِنَّ اللهَ تَعَالَى عَالِمُ كُلِّ شَيْئٍ ) “Muhakkak ki Ellah’u Teala her şeyi bilicidir.” Terkibindeki bilgiler :
  • (1) Lafzen mensub olan ( اللهَ ) Lafzı Celâl’ine, “inne’nin ismi” denir. Lafzen merfu olan ( عَالِمُ ) ism-i fâili ise, “inne’nin haberi”denir.
  • (2) Hurufu müşebbehe bil-fiil olan ( إِنَّ ) lafzında, (حَقَّقْتُ yerine getirmek, yapmak, -yi gerçekleştirmek, -yi incelemek, -yi araştırmak),  fiilinin mânaları saklıdır.
  • “(3) İnne” lafzında saklı olan (حَقَّقْتُ ) fiilinin fâili ise, ( اللهَ ) Lafzı Celâl’ine raci olan, tahtında müstetir ( هُوَ ) zamiridir. 
  • ( إِنَّ ) ve kardeşlerinin haberi, ( لَعَلَّ – لَيْتَ – لَكِنَّ – كَأَنَّ – أَنَّ – لاَ )  harflerinden biri dahil olduktan sonra isme isnâd edilendir. Bu haberin durumu (sakladığı emir), isim cümlesindeki mübtedânın haberinin durumu gibidir.
  • Ancak haberin ( إِنَّ ) nin isminin önüne geçmesi durumunda, mübtedânın haberinin durumu gibi değildir. Çünkü ( إِنَّ ) nin haberinin ismin önüne geçmesi bir şartla câiz değildir. Bu şart ise : ( إِنَّ ) nin haberi zarf olduğu vakitte haberininin, isminin önüne geçmesi câiz olur.
  • İsim cümlesinin başında bulunan ( إِنَّ ) ile isim cümlesinin içinde bulunan ( أَنَّ ) harfleri; hem ismi için, hem de haberi için dikkate alınması gereken bir tahkik edatıdır. (TAHKİK: Bir şeyin hakikatine ermek, nihayetine erişmek, doğruyu inceliyerek öğrenmek, künhüne vâkıf olmak, incelemeden körü-körüne itiraz etmemek, bir şeyi eksiksiz veya ziyadesiz yapmaya çaba harcamak ..vb anlamları kapsar.)
  • Kâide: Yemin’den, nidâ edatından, emir fiilinden ve “kâle” kelimelerinden sonra gelen ( إِنَّ ), gene başta sayılır.
  • Kâide: ( أَنَّ ) cümlede; ..ki, ..dığını, ..eceğini, .. olduğu gibi mânalarına gelir ve masdar mânasını da saklı olarak ifade eder
  • ( إِنَّ ) ve ( أَنَّ )’li cümleler, iman ve inkar konularını bildirir. Bu konulardaki düşünce ve davranışlarımızı dikkatle izlememizi saklı olarak öğütler. İman edenler, haberdeki hükümle amel etmekle yükümlüdürler. ( أَنْ ) edatı, ( أَنَّ )‘nin tahfifi’dir. Çünkü fiilin önünde bu şekilde hafifletilmiş, yani cezimli olarak gelir.
  • Kâide: (a) Mübtedâ ve haberden oluşan isim cümlesi, doğrudan doğruya bir durumu haber verir.
  • (b) Başında ( إِنَّ ) olan isim cümlesi, bir sorunun cevabı olur.
  • (c) Mübtedânın başında ( إِنَّ ) ve haberin başında ( لَ ) olan isim cümlesi, bir inkârcının inkârına cevap olur.
  • Haber başa geçerse, ( لَ ) mübtedânın başında olur ve yine haberdeki kattiyeti ifâde eder.
  • Önceki sayfa Sonraki sayfa