Yıl: 2014

  • Mürsel Hadisin Hükmü Hadis Usulü Online Oku


    Mürsel Hadisin Hükmü:

     

    Mürselin dinde hüccet olmadığını “hadis hafız ve
    münekkidleri ittifakla belirtmişlerdir.[1]
    İmam Nevevî diyor ki: “Hadisçilerin çoğunluğu, bir çok fukaha ve usulcüler
    nazarında mürsel, zayıftır ve delil gösterilemez”. İmam Şafiî de aynı
    görüştedir.[2]
    İmam Müslim de, Sahîh’inin mukaddimesinde “Rivâyetlerden mürsel, bize ve
    haberlere vakıf kimselere göre delil değildir” demektedir.[3]

    Âlimlerin bir çoğu Sahabenin mürselini zayıf
    görmeyerek onunla amel etmektedirler. Zira Rasulullah (s.a.s.)’den aldığında
    şüphe edilmeyen diğer bir sahabîden dinlemiştir ve bu sahâbînin senedden düşmüş
    olması hadise zarar vermez. Nitekim sahabînin halini bilmemek de hadisi
    zayıflatmaz. Zîra onun Rasul-i Ekrem(s.a.s.)’i görmüş olması, adaleti için
    yeterli bir sebeptir.[4]

    Sahihayn’da sayılamayacak kadar Sahabe mürseli
    vardır. Çünkü onların rivayetlerinin çoğu yine Sahabe’dendir. Sahabe’nin hepsi
    de udûldür. Onların sahabî olmayandan rivayeti ise nadirdir. Böyle bir rivayetin
    meydana gelmesi halinde ise onu kimden aldıklarını açıklarlar. Şurası muhakkak
    ki, sahabenin tabiinden rivayet ettiklerinin çoğu merfû hadisler olmayıp
    isrâiliyyât, bir takım hikayeler ve mevkuf hadislerdir.[5]

    İmam Malik, Ebu Hanîfe ve diğer bazı imamlar,
    hadisin, mahrecinin bilinmesi ve müsned olsun mürsel olsun başka bir yönden
    rivâyet edilmesiyle sahih olacağını ileri sürmüşlerdir. Aynı şekilde, genellikle
    mürseli zayıf hadislerden sayan İmam Şâfiî’de bu şartlarla Saîd b. Müseyyib’in
    mürsellerini almakta tereddüd göstermemiş ve “İbnu’l-Müseyyib’in mürselleri,
    bizim görüşümüzde güzeldir” demiştir.[6]

    Mürsel’in bir kaç derecesi vardır. Sırayla en
    çok itibar edileni Rasul-i Ekrem(s.a.s.)’den hadis dinlemiş olan sahabî’nin
    mürselidir. Sonra Rasulullah (s.a.s.)’den hadis duymayan fakat sadece onu gören
    Sahâbî’nin mürselidir. Sonra Muhadram’ın, daha sonra da Saîd b. Müseyyib gibi
    güvenilir râvilerin mürselidir. Bunları takiben de Şa’bî ve Mücâhid gibi, Hadis
    şeyhleri üzerinde titizlikle duranların mürseli gelir. Bunlardan aşağı derecede
    bulunan mürsel de Hasanu’l-Basrî gibi herkesten hadis alanların mürselidir.
    Katâde, Zührî, Humeydu’t-Tavi gibi küçük tabiîlerin mürsellerine gelince;
    bunların rivâyetlerinin çoğu Tabiîndendir.[7]

    Mürsel, sika ravilere isnad edilmiş olarak
    gelirse kuvvet kazanır ve sıhhati aşikâr olur. Bu durumda o hadiste biri
    mürsellik, diğeri müsnedlik olmak üzere iki hal birleşmiş olur. Böyle olan bir
    hadisle başka bir müsned tearuz ederse, önceki tercih edilir. Çünkü mürsel olan
    o hadîs, sonuna kadar muttasıl olan müsned bir hadiste takviye edilmiştir.[8]

    İmam Mâlik ve bir grup başkasıyla Ebu Hanîfe
    şöyle demişlerdir: “Mürsel, bir başka vecih’ten müsned olarak gelmişse veya
    önceki rivâyetten farklı bir tarikle mürsel olarak ikinci bir tarîkten gelmişse
    sahihtir”.

    İbnu Cerir: “Tâbiîn’in tamamı mürseli kabûl
    etmek gerektiği hususunda icma ederler ve üstelik aksini söyleyen tek rivâyet de
    gelmemiştir. İkiyüz yılının başına kadar imamlardan kimse aksini söylemedi” der.
    Burada zımnen mürselle amelî ilk reddedenin Şâfiî (radıyallahu anh) olduğu imâ
    ediliyor ise de, ondan iki farklı görüş gelmiştir:


    1-

    Saîd İbnu’l-Müseyyeb’in mürselleri hariç, diğer mürsellerle ihticacı reddederdi.
    Saîd İbnu’l-Müseyyeb’in irsallerini kabûl sebebine gelince:


    a-

    O’nun mürselleri başka tarîkten mevsûl olarak gelmiştir,


    b-

    Çünkü o, bir cemaatten veya sahâbenin büyüklerinden dinlemiş olduklarını veya en
    azından bunların sözlerince desteklenmiş olanları veya herkesçe bilinir hale
    gelmiş olanları, veya asrındaki imamların amellerine uygun olanları irsal
    ederdi.


    c-

    İbnu’l-Müseyyeb’in mürselleri incelenince bunları Ebu Hüreyre’den aldığı
    anlaşılmıştır. Ebu Hüreyre ile arasındaki sıhriyyet sebebiyle (çünkü Ebu Hüreyre
    (radıyallahu anh)’nin kızı ile evli idi) onunla irtibatı fazla idi: Bu sebeple
    onun irsalleri sanki Ebu Hüreyre (radıyallahu anh)’ye isnâd etmiş gibi
    olmaktadır.


    2-

    Ancak Şâfiî’nin mezheb-i cedid denen sonraki görüşüne göre Saîd İbnu’l-Müseyyeb’in
    mürselleri de nazarında makbûl değildir.

    Mürsel mevzuunda, Beyhakî’nin bir açıklamasını
    burada kaydetmede fayda var. Ona göre, mürsel rivâyet Tâbiîn arasında cârî idi.
    Ancak dahilî fitne hareketlerinin kızışması sonucu imanlar bozulup bid’a ve
    yalan artınca, mürsel rivâyetin zayıflığına hükmedilmiştir. Bu husûsa delîl
    zımnında Beyhakî İbnu Sîrin’in şu sözünü kaydeder: “Bir zamanlar hadîs rivâyet
    eden kimseden isnâd sorulmazdı. Ancak fitne patlak verince, hadisin isnadı
    soruldu, ehl-i sünnet rivayet etmişse hadisi alınır, ehl-i bid’a rivayet etmişse
    hadisi terkedilir”.

    Niçin mürsel rivayet?: Mürselleriyle meşhur olan
    Hasan-ı Basrî’nin sened soran bir kimseye kızarak verdiği cevap da niçin irsal
    yaptıkları hususunda bir bilgi verir: “Be adam! Ne size yalan söylüyoruz ne de
    bize yalan söylendi. Biz Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)’ın Ashabından üç
    yüz kişinin katıldığı orduyla birlikte Horasan’a gazveye çıktık (onlarla sohbet
    ettik, bu sırada çok şey öğrendik, onlar yalan söylemediler, biz de sohbetlerde
    işitmiş olduklarımızı rivâyet ediyoruz)”.

    Bu rivâyet, sohbetler yoluyla güvenilen ciddî
    zatlardan öğrenilmiş olan mesâili senetleyerek sunmanın zorluğunu
    göstermektedir. Bu mürsillerin, -belki de râvisini temyiz edememe endişesinden
    dolayı- o kıymetli bilgilerini ketmedip, rivâyet etmemeleri de uygun olmazdı.
    Nitekim bu sebeple olacak ki Tabiîn’den bir çoğu irsâl yoluyla rivâyetten geri
    durmamışlardır.

    Yine Hasan Basrî’den gelen bir başka açıklama,
    niçin? sorumuzun cevabına bir başka vüs’at kazandıracaktır: Yunus İbnu Ubeyd,
    Hasan-ı Basrî’ye sorar: – Ey Ebu Sa’îd! Sen: “Resûlullah buyurdu ki, diye
    rivâyette bulunuyorsun, halbuki sen Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)’la
    karşılaşmadın!” Hasan Basrî şu cevabı verir: – Sen bana, daha önce başkası
    tarafından sorulmayan bir şey sordun. Senin bana yakınlığın olmasa cevap
    vermezdim. Nasıl bir devirde yaşadığımızı biliyorsun. Haccâc’ın zamanında, “Hz.
    Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdu ki” diye yaptığım bütün rivâyetler
    Ali Ebî Tâlib (radıyallahu anh)’dendi. Ancak ben o zamanki terör sebebiyle
    rivâyetlerimi Hz. Ali’ye nisbet edemezdim”.

    Mürsel rivâyetle meşhur olanlara gelince,
    Medinelilerden Saîd İbnu Müseyyeb, Mekkelilerden Ata İbnu Ebî Rabâh,
    Basralılardan Hasanu’l-Basrî, Kûfelilerden İbrahim İbnu Yezîd en-Nehâî,
    Mısırlılardan Saîd İbnu Ebî Hilâl, Şamlılardan Mekhûl var. İbnu Maîn’e göre
    bunlardan İbnu Müseyyeb’in mürselleri en sıhhatli olanıdır. Çünkü o, sahâbe
    çocuğu olmaktan başka Aşere-i mübeşşere ile karşılaşmıştır. Ayrıca Hicaz ehlinin
    fakîh’i ve müftüsü, yedi meşhur fakîh’in birincisidir. İmam Malik bu yedilerin
    icmâını bütün ümmetin icmaı addederdi. Mütekaddimîn imamlar İbnu Müseyyeb’in
    mürsellerini tedkik edince sahîh senetlerle başkalarınca rivâyet edildiğini
    görmüşlerdir. Bu şartlar, onun dışındaki mürsellerin irsallerinde mevcut
    değildir.

    Ûlema, mürsel rivâyeti değerlendirirken, bütün
    mürselleri aynı kefeye koymamıştır. Mürsillerin durumunu nazar-ı dikkate aldığı
    gibi, aynı mürsilin mürselleri arasında da tefrik yapmıştır. Mesela Hasanu’l-Basrî’nin
    “Resûlullah buyurdu ki” şeklinde cezm sigasıyla sunduğu rivayetleri, tamrîz
    sigasıyla sunduklarından üstün tutmuştur. İrâkî der ki: “Hasanu’l-Basrî’nin
    mürselleri ûlema nazarında rüzgâr gibidir.” Nehaî’nin mürselleri için İbnu Maîn:
    “Şa’bî’nin mürsellerinden daha iyidir” demiş, Sâlîm İbnu Abdillah, Kasım ve Saîd
    İbnu’l-Müseyyeb’inkilere daha hoş olduğunu ifâde etmiştir. Ahmed İbnu Hanbel de
    “La be’se bihâ” “fena değiller” der. Yahya İbnu Sa’îd: “Zührî’nin mürseli
    başkalarının mürsellerinden fenâdır çünkü o hâfızdır, râvînin ismini söylemeye
    gücü yettikçe, isim söyler, isim vermiyorsa bu, isim söylemeyi uygun
    bulmadığından ileri gelir.” Yahya da Katâde’nin irsallerini değersiz bulur ve “O
    rüzgâr gibidir” derdi. Aynı Yahya: “Saîd İbnu Cübeyr’in mürselleri bana Ata’nın
    mürsellerinden daha iyi” derdi. Kendisine Mücâhid’in mürselleri mi, Tavus’un
    mürselleri mi daha iyi diye sorulunca: “Onlar birbirlerine çok yakın!” diye
    cevap verdi.

    Suyûtî Tedrîb’de, mürsel hakkında ulemâdan vârid
    olan hükümleri on maddede hülâsa eder:


    1-

    Mutlak olarak hüccettir.


    2-

    Bazı kayıdlarla hüccettir.


    3-

    İlk üç asrın mürselleri hüccettir.


    4-

    Adl’dan başka kimseden rivâyet etmemekle bilinen zâtın mürseli hüccettir.


    5-

    Sadece Saîd İbnu’l-Müseyyeb’in mürselleri hüccettir.


    6-

    Bir bâbda başka rivâyet yoksa mürsel hüccettir.


    7-

    Müsnedden daha kavîdir.


    8-

    İrsalle amel vâcib değildir, mendûbtur.


    9-

    Sahâbi mürseli hüccettir…

    [9]

    mürsel hadisle amel edilip edilmemesi konusunda
    alimlerin görüşleri:


    1)

    Muhaddislerin ekseriyetine göre mürsel hadis zayıftır; onunla ihticac (hüküm
    çıkarma) yapılmaz. İmam Nevevi bu konuda şunları söyler: Hadisçilerin cumhuruna,
    Fıkıh ve Usul alimlerinin bir çoğuna göre mürsel hadis zayıftır.


    2)

    Mürsel hadisten kayıtsız-şartsız hüküm çıkarılabilir. İmam Ebu Hanife, İmam
    Malik ve İmam Ahmed b. Hanbel bu görüştedirler. Bunlara tabi Hadis, Fıkıh ve
    Usul alimleri de aynı görüşü benimsemişlerdir.


    3)

    Mürsel hadisten ancak âdıd bir rivayetle desteklenmesi halinde hüküm
    çıkarılabilir. Bu da İmam Şafii’nin görüşüdür.

    [10]
          



     




    [1]

    İbn Kesîr, İhtisâru Ulûmi’l-Hadîs, Kahire 1951, s. 52.



    [2]

    Suyutî, a.g.e., s.198.



    [3]

    Müslim, Sahih, Mukaddime, Nşr. Fuad Abdulbaki, İA. ters. I, 30.



    [4]

    Subhî es-Salih, Hadis İlimleri, trc. M. Yaşar Kandemir, Ankara 1980, s. 138.



    [5]

    Suyûtî, a.g.e., s. 199.



    [6]

    Suyutî, a.g.e., s. 198.



    [7]

    Sehâvî, Fethu’l-Muğîs, Beyrut 1983, 1/155.



    [8]

    el-Emîr es-San’anî, Tavzîhu’l-Efkâr, Kahire 1366, I, s. 289; Sabahaddin
    Yıldırım, Şamil İslam Ansiklopedisi: 4/367.



    [9]

    İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 2/112-114.



    [10]

    Talat Koçyiğit, Mücteba Uğur, İ. Hakkı Ünal, İmam-Hatib Liseleri İçin Hadis
    Usulü, 12. sınıf: 11.

  • Tâbiin’in Mürseli: Hadis Usulü Online Oku


    Tâbiin’in Mürseli:

     

    Muhaddis, fakîh, usulî her çeşit ulemânın
    ıstılahında yaygın olan kullanışa göre, mürsel deyince, Tâbiîn’e mensub herhangi
    bir zâtın: “Resûlullah buyurdu ki…”, “Resûlullah yaptı ki…” diyerek, hadîsi
    hangi sahâbî’den dinlediğini belirtmeden yaptığı rivâyete denir. Azınlıkta kalan
    bir kısım âlimler: “Bu çeşit rivâyet Tâbiîn’in büyüklerinden olursa mürsel’dir
    ama küçüklerinden olursa munkatı’dır mürsel değildir” demiştir. Bundan böyle
    kaydedeceğimiz açıklama bu mürselle ilgili olacaktır.

    [1]



     




    [1]

    İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 2/111-112.

  • Sahabe Mürseli Hadis Usulü Online Oku


    Sahabe Mürseli:

     

    Mürsel hadîs zayıf hadisler sınıfına girerse de,
    iltibâsa meydan vermemek için sahâbe mürseli’nin bundan müstesna tutulduğunu
    hemen belirtmemiz gerek. Çünkü bir çok sahâbe, Resûlullah (aleyhissalâtu
    vesselâm)’tan bizzat işitip görmediği bir kısım sünnet’i rivâyet etmiştir.
    Sözgelimi, İbnu Abbâs (radıyallahu anh) Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)’ın
    vefatı sırasında 8 yaşlarında bir çocuk olduğu halde, çok miktardaki rivâyetiyle
    muksirûn arasında yer alır ve üstelik kendi doğumundan önceki hâdisleri de,
    kimlerden dinlediğini belirtmeden, sanki bizzat görmüş veya dinlemiş gibi
    anlatmıştır. İbnu Abbâs (radıyallahu anh)’ın rivâyetleri üzerinde yapılan
    incelemeler, bunlar arasında sâdece yedi tânesinin şahsî görgü ve müşâhadesine
    dayandığını, gerisinin ise mürsel olduğunu ortaya koymuştur. Bu hadîslerin
    sıhhati hususunda hatıra gelebilecek suali, ûlema “sahâbe mürseli sahîhtir” diye
    cevaplar ve bu hususta hiçbir tereddüde yer bırakmaz.

    [1]

    Bazı alimler “Sahabinin sahabi raviyi atlaması
    kusur teşkil etmez” derler ve sahabe mürselini zayıf hadis saymazlar.

    [2]

    Sahabenin hepsi tam adaletli sayıldığı için
    onların mürselleri mevsul (isnadı kesiksiz) kabul edilmiştir.

    [3]
     


     



     




    [1]

    İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 2/111.



    [2]

    İsmail Lütfi Çakan, Hadis Usulü, Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi
    Yayınları: 133.



    [3]

    Talat Koçyiğit, Mücteba Uğur, İ. Hakkı Ünal, İmam-Hatib Liseleri İçin Hadis
    Usulü, 12. sınıf: 11.

  • 2) İrsâl-i Hafi: Hadis Usulü Online Oku


    2) İrsâl-i Hafi:

     

    İrsâl, sâdece hadîs mütehassıslarının
    anlayabileceği kadar kapalılık arzediyorsa buna irsâl-i hafi denir. Râvinin
    karşılaştığı kimseden dinlememiş olduğu hadîsi rivâyet etmesi gibi. İrsalin bu
    çeşidi daha ziyâde tedlîs bahsine girdiği için, bazı açıklamaları müdelles hadîs
    bahsine bırakıyoruz.

    [1]



     




    [1]

    İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 2/111.

  • Mürsel Hadislerin Dereceleri Hadis Usulü Online Oku


    Mürsel Hadislerin Dereceleri:

     

    Hadis alimleri mürsel hadisleri birkaç dereceye
    ayırmışlardır. Bu derecelendirme şöyledir:


    1)

    Hz. Peygamber’den hadis işitmiş olan bir sahabinin mürseli,


    2)

    Allah Rasulü’nden hadis işitmemiş bulunan sahabinin mürseli.


    3)

    Muhadramun denilen ve Hz. Peygamber henüz hayatta iken müslüman oldukları halde
    onu göremeyenlerden birinin mürseli.


    4)

    Kibar-ı tabiin denilen ve Said b. Müseyyeb gibi tabiilerin önde gelenlerinden
    birinin mürseli.


    5)

    Diğer tabiilerin mürseli.

    [1]
       



     




    [1]

    Talat Koçyiğit, Mücteba Uğur, İ. Hakkı Ünal, İmam-Hatib Liseleri İçin Hadis
    Usulü, 12. sınıf: 10.

  • İrsalin Çeşitleri Hadis Usulü Online Oku


    İrsalin Çeşitleri:

     


    1) İrsâl-i Celî:

     

    Hadisteki irsâl, hemen görülüp anlaşılabilecek
    durumda ise buna irsal-i celî denir. Kişinin muâsırı olmayandan veya
    karşılaşmadığı kimseden yaptığı rivâyet gibi.

    [1]



     




    [1]

    İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 2/111.

  • A) Mürsel Hadîs: Hadis Usulü Online Oku


    A) Mürsel Hadîs:

     

    Mürsel, lügat olarak irsâl kökünden gelir, bu da
    göndermek mânâsındadır. Böyle olunca, ıstılahta, “asıl kaynağını görmeden
    yapılan rivâyet” mânâsına gelir.

    [1]

    Muhaddislerin genel tarifine göre mürsel hadis,
    isnâdında sahabî râvisi düşmüş olan hadistir. Tabiun neslinden birisinin hadis
    aldığı sahabî ravînin adını anmadan, onu atlayarak doğrudan doğruya “Rasûlullah
    (s.a.s.) buyurdu ki…” diyerek rivâyet ettikleri hadislere “mürsel”
    denilmiştir. Usul alimleri kelimenin sözlük anlamını ele alarak, onunla “munkatı”,
    hattâ “mu’dal” arasında hiç bir ayırım yapmazlar.[2]

    Hadis âlimlerinden Hatîb el-Bağdâdî de mürsel
    hadisin tarifinde usul alimlerinin görüşünü paylaşmaktadır.[3]

    Muhaddisler “mürsel” lafzını Tabiun’un Hz.
    Peygamber(s.a.s.)’den rivayet ettikleri hadislere tahsis etmişlerdir. Fukaha ve
    usulcüler ise, bunu daha genel anlamda kullanarak munkatı hadisleri de bu
    kapsama almışlardır.[4]

    Mürsel hadisin zayıf sayılmasının sebebi,
    senedinin muttasıl olmayışıdır.

    “Mürsel” adını alışının sebebi de, ravisinin onu
    Rasul-i Ekrem(s.a.s.)’den dinlemiş olan sahabîyi söylemeden doğrudan doğruya
    Rasulullah (s.a.s.)’a bağlamasıdır.[5]

    Mürsel’in çoğulu, merasil’dir. Mürsel Hadis
    rivayet eden tabiiye de Mürsil denir.[6]

    Hatîbu’l-Bağdâdî, Kîfâye’de, munkatı olarak
    yapılan bütün rivâyetleri irsâl’le ifâde eder. Onun açıklamasına göre inkıta
    mânâsındaki irsâl üç sûrette vukua gelmektedir.


    1-

    Râvînin, muasırı olmadığı kimseden, rivâyette bulunması. Arada zaman bakımından
    fark olduğu için buradaki inkıta ve irsâli anlamak, görmek zor değildir.


    2-

    Râvi, muâsırı olmakla beraber, hiç karşılaşmadığı kimseden rivayet yapacak
    olursa bu da bir irsâl’dir.


    3-

    Râvi, bazan, karşılaştığı bir kimseden işitmediği hadîsi rivâyet edebilir. Bu da
    bir irsâl olur ve irsâl’in en kötüsüdür. Çünkü önceki iki durumda irsâl’i görüp,
    inkita’ya ve dolayısıyla hadîsin zayıflığına hükmetmek zor olmaz.

    [7]

    Mürsel hadisin zayıf olması, isnaddan sahabinin
    atlanması sonucu, raviler zincirinde kopukluk meydana gelmesi yüzündendir.
    Tabiinin sahabiyi atlayıp hadisi Hz. Peygamber’den rivayet etmesine irsal denir.

    Mesela: Said b. Müseyyeb’den “Rasulullah’ın
    (s.a.v.) canlı hayvan karşılığı et satışını yasakladığı” rivayet edilmiştir.

    Hadisin isnadına dikkat edilirse derhal göze
    çarpar. Said b. el-Müseyyib tabii olduğu ve Hz. Peygamber’i görmediği halde bu
    hadisi kendisi doğrudan doğruya Hz. Peygamber’den rivayet etmişcesine
    nakletmiştir. Dolayısıyla hadis almış olduğu sahabiyi atlamış, başka deyişle
    irsal yapmıştır. Hadisi de bu yüzden mürsel olmuştur.

    “Ata b. Yesar’dan rivayet edilmiştir. Rasulullah
    (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

    “Bir kul hastalandığında Allah ona iki melek
    gönderir, “Bakın ziyaretçilerine ne diyor?” buyurur. (Onlar bakarlar)
    ziyaretçileri geldiğinde Allah’a hamd ve sena ediyor; -Allah en iyi bilen olduğu
    halde- hemen O’na ulaştırırlar. O zaman Cenab-ı Hak şöyle buyurur: “Kulumun
    ölmesini takdir etmişsem Cennet’e koymam onun üzerindeki hakkıdır. Eğer
    sağlığına yeniden kavuşturursam beden ve kanını daha hayırlı bir beden ve kanla
    değiştirmem ve günahlarını bağışlamam o kulumun üzerindeki hakkıdır.”

    İmam Malik’in rivayet ettiği bu hadis Hz.
    Peygamber’den bir sahabi değil; doğrudan doğruya tabiin olan Ata b. Yesar
    tarafından rivayet edilmiştir. Dolayısıyla mürseldir.

    [8]
      

     



     




    [1]

    İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 2/110.



    [2]

    Suyûtî, Tedrîbu’r-Râvî, Neş. Abdulvehhab Abdullatif, Medine, 1972, s. 196.



    [3]

    Hatib el-Bağdadî, el-Kifâye fi İlmi’r-Rivâye, Nşr. Ahmed Ömer Hâşim, Beyrut,
    1985 s. 423.



    [4]

    Talat Koçyiğit, Hadis Istılahları, Ankara 1980,s. 292.



    [5]

    el-Emîr es-San’ânî, Tavzihu’l-Efkâr (Nşr. Muhammed Muhyiddin Abdulhamid,
    Kahire, 1366, s. 284; Sabahaddin Yıldırım, Şamil İslam Ansiklopedisi: 4/367.



    [6]

    İsmail Lütfi Çakan, Hadis Usulü, Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi
    Yayınları: 132.



    [7]

    İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 2/111.



    [8]

    Talat Koçyiğit, Mücteba Uğur, İ. Hakkı Ünal, İmam-Hatib Liseleri İçin Hadis
    Usulü, 12. sınıf: 9-10.

  • 1) Seneddeki İnkıta Sebebiyle Zayıf Hadis Çeşitleri: Hadis Usulü Online Oku


    1) Seneddeki İnkıta Sebebiyle Zayıf Hadis
    Çeşitleri:

     

    İnkıta’ (kopukluk), senedden en azından bir
    ravinin düşmesi demektir. Böyle bir inkıta’ varsa, senetteki bütün şahıslar sika
    olsalar bile, sırf bu inkıta’, metnin reddini gerektirir.

    İnkıta’ yüzünden zayıf kabul edilen hadisler,
    Muallak, Mürsel, Mu’dal, Munkatı’ ve Müdelles isimleriyle anılırlar.[1]



     




    [1]

    İsmail Lütfi Çakan, Hadis Usulü, Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi
    Yayınları: 131-132.

  • Hadiste Zayıflık Sebepleri Hadis Usulü Online Oku


    Hadiste Zayıflık Sebepleri:

     

    Hadiste Zayıflık genelde iki sebepten
    kaynaklanır: 1) Senette inkıta’ (kopukluk) bulunması 2) Ravide
    cerhi gerektiren bir halin bulunması.

  • Zayıf Hadisin Hükmü Hadis Usulü Online Oku


    Zayıf Hadis
    in
    Hükmü:

     

    Hadis âlimleri, zayıf hadisle amel edilip
    edilemeyeceği konusunda üç görüş ileri sürmüşlerdir.


    1)

    Hiçbir konuda zayıf hadisle amel edilmez. Yahya b. Maîn’den nakledilen bu
    görüşü, Buhârî ve Müslim’in yanısıra İbn Hazm, Kadı Ebû Bekr İbnu’l-Arabî ve Ebu
    Şammetu’l-Makdisi gibi İslam alimleri bu görüştedir. Buhari ve Müslim’insahihlik
    şartları, sahihlerinde hiçbir zayıf hadis bulunmamasının bunu gösterdiği
    söylenmiştir.


    2)

    Her konuda zayıf bir hadisle amel edilebilir. Ahmed b. Hanbel ve Ebû Dâvûd
    “zayıf hadis re’y, yani kıyas yoluyla ictihadtan daha iyidir” diyerek bu görüşü
    tercih etmişlerdir. Ancak bu alimler zayıf hadisle amel edilebilmesi için
    konusunda başka herhangi bir rivayetin olmamasını şart koşmuşlardır.


    3)

    Bazı şartları taşıması hâlinde, akait ve ahkâma ait olmaksızın va’z, amellerin
    fazileti, kıssa gibi konularda şartlı olarak zayıf hadisle amel edilebilir.

    Hafız İbn Hacer el-Askalânî (v.852/1448) bu
    şartları şöyle sıralar:


    a)

    Zayıf hadis, akait ve ahkâma ait olmayıp fedail gibi bir konuda olmalıdır. Bu
    şart üzerinde bütün alimlerin ittifakı vardır.


    b)

    Zayıf hadis, yalancı, yalancılıkla itham edilmiş veya fuhş-u galat (çok hata
    yapmak)la tanınan bir ravinin yalnız başına rivayet etmiş olması gibi aşırı
    derecede zayıf olmamalıdır.


    c)

    Zayıf hadis, kitap veya sünnete dayalı olarak amel edilen bir asıl hüküm veya
    kaidenin kapsamına girmeli; yeni bir hüküm koymamalıdır.


    d)

    Zayıf hadisle amel edilirken sâbit olduğuna kesin gözle bakmamalı, ihtiyaten
    amel edildiği bilinmelidir.

    [1]

    Bazı alimlerin ileri sürdüğü, “gerek şer’î
    hükümler ve gerekse fezâil konusunda, elimizde zayıf hadîse lüzum bırakmıyacak
    kadar çok sahih ve hasen hadis vardır” görüşü, tercihe şâyân bir görüş olsa
    gerektir.

    [2]

    Görüldüğü gibi üçüncü görüş ve ona bağlı bu
    şartlar, dini konular arasında tahlile dayalı bir ayırım da beraberinde
    getirmektedir. Böylesi bir ayırıma taraftar olmayanlar ve zayıf hadisle amel
    edilemeyeceğini savunanlar dün olduğu gibi bugünde bulunmaktadır.[3]

    Toptan redd taraftarı olmayanlar isedaha mutedil
    ve daha ilmi bir yol tutmuş gibidirler. Bu görüştekilerin düşünceleri şöyle
    özetlenebilir:

    Iraki, terğib-terhib, kıssalar ve faziletler
    gibi ahkam ve akaid konuları dışında kalan mevzularda uydurma olmayan
    haberlerin, zayıflığına işaret edilmeden bile nakledilebileceği kanaatinde
    olanlardan bahsetmekte, ancak ahkam-ı şer’iyye ve akaid gibi konularda kimsenin
    böyle bir hoşgörüye sahip bulunmadığını belirtmektedir.

    Nevevi (v.676/1277), hadis uleması, fakihler ve
    daha başkalarının faziletler, tergib-terhib gibi konularda zayıf hadisle
    –uydurma olmamak şartıyla- amel etmek müstehaptır; ancak, helal-haram,
    alış-veriş, nikah-talak vb. ahkamda sadece Sahih ve Hasen hadisle amel olunur”
    görüşünde olduklarını belirtmektedir.

    İbnu’l-Humam (v.861/1457) “zayıf hadisle
    müstehaplık sabit olur” görüşündedir. Sehavi (v.902/1496) de şartları dahilinde
    faziletler hakkında zayıf hadisle amel edileceği konusunda cumhurun ittifakının
    bulunduğu görüşündedir.

    Ahmed b. Hanbel ve Ebu Davud es-Sicistani’ye
    izafe edilen bir görüşe göre de “başka hadis bulunmadığı takdirde ahkama ait
    meselelerde zayıf hadisle amel edilir.”[4]

    Sonuç olarak, zayıf hadisle amel konusunda
    ulemanın farklı görüşleri paylaştıkları görülmektedir. Zayıf hadisle amel etmeyi
    mutlak olarak men edenlerin görüşü zayıf bir görüştür. Mutlak olarak caiz
    görenlerin görüşü de işi iyiden iyiye gevşetmek (tevessü’) demektir. Belli
    kısımlara ayırıp belli şartlara bağlı olarak amel edilebileceğini söyleyenlerin
    görüşü ise orta ve doğru bir görüştür.[5]

    Tirmizi’ye (v.279/892) gelinceye kadar hadisler
    genelde Sahih ve Sakim (Zayıf) diye iki gruba ayrılırdı. Zayıf hadisler de
    “terkedilmiş” (Metruk) “terkedilmemiş” (Ğayr-i metruk) olmak üzere iki kısımda
    değerlendirilirdi. Tirmizi’den sonra Sahih ile Zayıf arasına bir de Hasen terimi
    girdi. “Terkedilmeyen zayıf hadisler”, hasen terimiyle zayıflar arasından
    ayrılmış oldu. O halde Tirmizi’den önce yaşamış bir hadisçinin dilindeki Zayıf
    hadis teriminin Hasen hadisleri de içine aldığı dikkatten uzak tutulmamalıdır.[6]

     



     




    [1]

    Talat Koçyiğit, Mücteba Uğur, İ. Hakkı Ünal, İmam-Hatib Liseleri İçin Hadis
    Usulü, 12. sınıf: 8-9.



    [2]

    İsmail lütfü Çakan, Akif Köten, Şamil İslam Ansiklopedisi: 2/289.



    [3]

    Suphi Salih’in konuya ait görüşleri için bk. Hadis İlimleri ve Istılahları (Terc.
    M. Yaşar Kandemir) s. 178.



    [4]

    Bk. A. Naim, Tecrid Tercemesi (Mukaddime): 343.



    [5]

    Leknevi, el-Ecvibetü’l-fadıle: 58; İsmail Lütfi Çakan, Hadis Usulü, Marmara
    Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Yayınları: 146-147.



    [6]

    İsmail Lütfi Çakan, Hadis Usulü, Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi
    Yayınları: 146-147.