Yıl: 2012

  • Sayılar Arapça Rakamlar ve Okunuşları

    Arapça Sayılar Arapça Rakamlar ve Okunuşları

    Arapça rakamlar, sayılar ve okunuşları, özellikle başlangıç düzeyinde Arapça öğrenmek isteyen kişilerin bilmesi gereken temel konular arasında yer alır. Arapça sayılar ve okunuşları, 1 ile 10 arasındaki sayıları öğrendikten sonra diğer sayıları da kolayca öğrenmeye dayanır. Çünkü 1-10 arasındaki Arapça rakamlar ve sayıların okunuşu ile diğer bütün sayılar birbirine benzer.

    Arapça dünyada en fazla konuşan diller arasında kendisine yer bulmaktadır. Bu nedenden dolayı da illaki lazım olur düşüncesi doğrultusunda en azından 1’den 100’e kadar Arapça sayıları bilmek kişilere son derece yararlı olacaktır. Sizin için Arapça sayılar okunuşları ve yazılışları konu anlatımı (1’den 100’e kadar) tüm merak edilen detayları ile birlikte derledik.

     

     Günlük yaşamda dil öğrenmek kişiye pek çok değer katar. Bu bakımdan farklı bil dil öğrenmek ya da en azından farklı dillerde sayıları öğrenmek önemli bir unsur olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu doğrultuda Arapça sayıları öğrenmek de kişilerin yaşamına önemli avantajlar katabilecek unsurların başında değerlendirilebilir. 

     Arapça Sayılar Okunuşları ve Yazılışları Konu Anlatımı (1’den 100’e Kadar) 

     Sayı Arapça Yazılışı Okunuşu 

     Arapça Dersleri 20 -100 1000 ve Sonrası Sayıları Görmek İçin Tıklayınız

    Arapçada Sıra Sayıları Müzekker Müennes

     SAYILAR

    Müennesde Sayılar

    Müzekkerde Sayılar

     

    وَاحِدَةٌ – إحْدَى

    وَاحِدٌ – أَحَدٌ

    ۱ 1

    اِثْنَتَانِ – اثْنَتَيْنِ

    اِثْنَانِ – إثْنَيْنِ

    ۲ 2

    ثَلاَثٌ

    ثَلاثَةٌ

    ۳ 3

    أرْبَعٌ

    أَربَعَةٌ

    ٤ 4

    خَمْسٌ

    خَمْسَةٌ

    ٥ 5

    سِتُّ

    سِتَّةٌ

    ٦ 6

    سَبْعٌ

    سَبْعَةٌ

    ۷ 7

    ثَمَانٍ

    ثَمَانِيَةٌ

    ۸ 8

    تِسْعٌ

    تِسْعَةٌ

    ۹ 9

    عَشْرٌ

    عَشَرَةٌ

    ۱۰ 10
     

    صِفْرٌ

    ۰ 0

     

     

     

       

    Bir Sayısı:

    وَاحِدٌ ve  وَاحِدَةٌ kelimeleri sıfat tamlaması gibi daima sayılacak olan varlığın isminden sonra gelir.

    رَجُلٌ وَاحِدٌ

    bir adam

    بِنْتٌ وَاحِدَةٌ

    bir kız

    أَحَدٌ    (Bir) çoğul halinde bulunan ismin bir tekini ayırarak gösterir. O zaman çoğul haldeki bir isimle tamlama yapar yahut (مِنْ den\dan) edatı ile gelir.

    أَحَدُ الرِّجَالِ

    adamların biri, bir adam

    أَحَدٌ مِنَ الِّرجَالِ

    adamlardan biri, bir adam

    إحْدَى النِّسَاءِ

    kadınların biri, bir kadın

    إحْدَى مِنَ النِّسَاءِ

    kadınlardan biri, bir kadın

    إحْدَاهُنَّ

    onlar (kadınlar)dan birisi

    Not: Başına اَلْ  takısı gelen  اَلْوَاحِدُ  ve اَلْأَحَدُ   Allah’ın adı olup “Tekrar etmeyen eşi dengi, benzeri olmayan Bir” manasına gelir.

     

     

    İki Sayısı:

    اِثْنَانِ   ve اِثْنَتَانِ  kelimelerine gerek olmaksızın o iki şeyin isimlerinin tesniye halindeki kaidelerine uygun halini söyleriz. Ancak اِثْنَانِ  ve اِثْنَتَانِ  vurgulama olarak kullanılır ve aynı bir sayısında olduğu gibi sıfat şeklinde sayılacak şeyin arkasından gelir.

    يَومٌ

    gün

    يَوْمَانِ

    iki gün (merfû durumu)

     

     

    يَوْمَيْنِ

    iki gün (mansûb ve mecrûr durumu)

    اَلسَّاعَةُ

    saat

    اَلسَّاعَتَانِ

    iki saat (merfû durumu)

     

     

    اَلسَّاعَتَيْنِ

    iki saat (mansûb ve mecrûr durumu)

    اَلْوَلَدُ

    çocuk

    وَلَداَنِ اثْناَنِ

    iki çocuk (merfû durumu)

     

     

    وَلَدَيْنِ اثْنَيْنِ

    iki çocuk (mansûb ve mecrûr durumu)

    اَلْبِنْتُ

    kız

    بِنْتاَنِ اثْنَتاَنِ

    iki kız (merfû durumu)

     

     

    بِنْتَيْنِ اثْنَتَيْنِ

    iki kız (mansûb ve mecrûr durumu)

     

     

    3-10 ARASI SAYILAR

    3-10 arası sayılar cinsiyet bakımından tam tersine müzekkerleri müennes gibi kullanılır. Yani müzekker isimlere ait sayılar müennes tâ-i merbutası alır. Eğer isim müennes ise sayılar tâ-i merbutasız olur. 3-10 arası sayılan şey, sayı ile isim tamlaması şeklinde gelir. Ancak sayılan şey (muzâfun ileyh) hep çoğul ve esre tenvinlidir.

    رَجُلٌ

    adam

    رِجَالُ

    adamlar

    ثَلاَثَةُ رِجَالٍ

    üç adam

    اِمْرَأَةٌ

    kadın

    نِسَاءٌ

    kadınlar

    ثَلاَثُ نِسَاءٍ

    üç kadın

    ثَلاَثُ بَنَاتٍ

    üç kız

    سَبْعُ لَيَالٍ

    yedi gece

    أرْبَعَةُ أيَّامٍ

    dört gün

      Görüldüğü gibi sayılan isim çoğul, nekre ve esre tenvinlidir.

    3 ile 10 arası sayılarda sayılan şey koyun gibi veya kavm gibi cemi bir isim olursa   مِنْ   takısı ile kullanılır.

    ثَلاَثٌ مِنَ الْغَنَمِ

    üç koyun

    أرْبَعٌ مِنَ الْقَوْمِ

    kavimden dört kişi

    3 ile 9 arasındaki belli olmayan miktar بِضْعٌ (birkaç) kelimesiyle ifade edilir.  بِضْعٌ kelimesi sayılanın aksi cinsinde olur:

    بِضْعَةُ  رِجَاَلٍ

    birkaç adam

    بِضْعُ  سِنيِنَ

    birkaç sene

    بِضْعَةُ  أَيَّامٍ

    birkaç gün

    بِضْعُ  لَياَلٍ

    birkaç gece

    3 ile 10 arasındaki kesirli sayılar فُعُلٌ  vezninde yapılır:

    ثُلُثٌ

    خُمُسٌ 

    سُبُعٌ

    تُسُعٌ  

    üçte bir 1/3

    1/5

    1/7

    1/9

    رُبُعٌ

    سُدُسٌ

    ثُمُنٌ

    عُشُرٌ  

     

    ١/٤

    ١/٦

    ١/٨

    ١/.١

     

    dörtte bir 1/4

    1/6

    1/8

    onda bir 1/10

     

     

     

     

     

     

     

     

    Üleştirme sayıları “üçer üçer”den “onar onar”a kadar فُعاَلُ  veya (مَفْعَلُ) kalıblarında yapılır. Bu kalıplarda gelen üleştirme sayıları gayr-i münsariftir (esre vetenvin almaz):

    مَوْحَدُ

    birer birer

    أُحاَدُ

    مَثْنَى

    ikişer ikişer

    ثُناَءُ

    مَثْلَثُ

    üçer üçer

    ثُلاَثُ

    مَسْبَعُ

    yedişer yedişer

    سُباَعُ

    مَعْشَرُ

    onar onar

    عُشاَرُ

    فَدَخَلُوا مَثْنَى وَ ثُلاَثَ وَ رُباَعَ

    İkişer, üçer ve dörder girdiler.

     

    Üleştirme Sayıları 

    Asıl sayıların tekrarlanmasıyla da üleştirme sayıları elde edilir                            

    Müennes 

     

    Müzekker

    واَحِدَةً واَحِدَةً

    birer birer

    واَحِداً واَحِداً

    اِثْنَتَيْنِ  اثْنَتَيْنِ

    ikişer ikişer

    إِثْنَيْنِ اثْنَيْنِ

    ثَلاَثَةً ثَلاَثَةً

    üçer üçer

    ثَلاَثاً ثَلاَثاً

    عَشْرَةً عَشْرَةً

    onar onar

    عَشْراً عَشْراً

    عِشْريِنَ  عِشْريِنَ

    yirmişer yirmişer

    عِشْريِنَ  عِشْريِنَ

    Önemli not: a) Sayı normalde kullandığımızın dışında belirli bir kelimeden sonra gelirse sıfat olur:

    اَلْأَسْماَءُ الْخَمْسَةُ

    خَمْسَةُ أَسْماَءٍ

    (beş isim)

    اَلْمُدُنُ الْأَرْبَعُ

    أَرْبَعُ مُدُنٍ

    (dört şehir)

    يَخْلُقُكُمْ فِي بُطُونِ أُمَّهَاتِكُمْ خَلْقًا مِن بَعْدِ خَلْقٍ فِي ظُلُمَاتٍ ثَلاثٍ

    Sizi annelerinizin karınlarında, üç karanlık içinde yaratıyor (Zümer 6).

    وَبَنَيْنَا فَوْقَكُمْ سَبْعًا شِدَادًا   Üstünüzde yedi sağlam (göğü) bina ettik (Nebe 12).

     

    b)  كَمْ soru edatı olarak “kaç …”  anlamındadır. Adedini öğrenmek istediğimiz isim bu edattan sonra müfred, mansûb ve nekre olarak gelir.

    *(كَمْ) in başına ( بِكَمْ kaça) gibi harf-i cer gelirse; öğrenilmek istenen miktar mansûb da okunabilir, mecrûr da okunabilir[1]. Bu kurallarla ilgili olarak aşağıdaki örnekleri inceleyiniz.

     

    Cümle Örnekleri:

    Bir ve İki Sayısı Örnekleri:

    1-كَمْ مُدِيراً فِي الْمَدْرَسَةِ ؟ فِي الْمَدْرَسَةِ مُدِيرٌ واَحِدٌ .

    2- كَمْ حَقِيبَةً اشْتَرَيْتَ ؟ إِشْتَرَيْتُ حَقِيبَةً واَحِدَةً .

    3- لِلْمُسْلِمِينَ تاَرِيخٌ واَحِدٌ – يَرْتَبِطُ[2] الْمُسْلِمُونَ بِعَقِيدَةٍ واَحِدَةٍ.

    4- تَناَوَلَ الْأَوْلاَدُ وَجْبَةً واَحِدَةً – كاَنَ[3] عاَدِلٌ يَدْرُسُ فِي أَحَدِ الْبِلاَدِ الأَجْنَبِيَّةِ[4].

    5- أَيْنَ الصَّدِيقاَنِ؟ هُماَ فِي الصَّفِّ. ماَذاَ يَفْعَلاَنِ ؟ أَحَدُهُماَ يَكْتُبُ وَ الْآخَرُ يَقْرَأُ.

    6- أَقاَمَ[5] أَبُو بَكْرٍ فِي مَكَّةَ يَوْماً واَحِداً – أَناَ أَكْتُبُ فيِ الشَّهْرِ رِساَلَةً واَحِدَةً وَ أَسْتَلِمُ[6] فيِ الشَّهْرِ رِساَلَتَيْنِ.

    7- كَمْ بِنْتاً فِي الْمَكْتَبَةِ ؟ فِي الْمَكْتَبَةِ بِنْتاَنِ اثْنَتاَنِ.

    8- قَرَأْتُ كِتاَبَيْنِ اثْنَيْنِ عَنِ الْإسْلاَمِ – يَتَحَدَّثُ[7] الناَّسُ فِي بَلَدِي لُغَتَيْنِ اثْنَتَيْنِ .

    Tercüme:

    1- Okulda kaç müdür var ? Okulda bir müdür var.

    2- Kaç çanta satın aldın? Bir çanta satın aldım.

    3- Müslümanların bir tarihi vardır. Müslümanlar tek bir akide ile (birbirine) bağlantılıdır.

    4- Çocuklar tek bir öğün yedi. Adil yabancı ülkelerin birinde okuyor idi.

    5- İki arkadaş nerede? O ikisi sınıftadır. Ne yapıyorlar? Birisi yazıyor diğeri okuyor.

    6- Ebûbekir Mekke’de bir gün ikamet etti. Ben ayda bir mektup yazıyorum ve ayda iki mektup (teslim) alıyorum.

    7- Kütüphanede kaç kız var? Kütüphanede iki kız var.

    8- İslâm hakkında iki kitap okudum. Benim ülkemde insanlar iki dil konuşuyor.

     

    Üç- On Arası Sayı Örnekleri:

    1- كَسَرَ خاَلِدٌ فِي تِلْكَ الْمَعْرَكَةِ نَحْوَ[8] سَبْعَةِ سُيُوفٍ – وُلِدَ خاَلِدٌ قَبْلَ الْإِسْلاَمِ بِنَحْوِ ثَماَنِي سَنَواَتٍ.

    2- فيِ حُجْرَةِ الْجُلوُسِ ثَلاَثَةُ كَراَسِيٍّ وَ طاَوِلَةٌ واَحِدَةٌ – قاَلَ الْمُدَرِّسُ : ” اَللُّغَةُ الْعَرَبِيَّةُ أَرْبَعُ حِصَصٍ[9] فيِ الْأُسْبوُعِ.

    3- ساَفَرَ مُحَمَّدٌ إِلَى السُّعوُدِيَّةِ قَبْلَ ثَلاثِ سَنَواَتٍ – بِكَمِ الْقَلَمُ ؟ الْقَلَمُ بِعَشْرَةِ قُروُشٍ – الْكُرَةُ بِتِسْعَةِ قُروُشٍ

    4- كَمْ صوُرَةً أَحْضَرْتِ؟ أَحْضَرْتُ ثَلاَثَ صُوَرٍ – كَمْ طاَلِباً وَجَدْتَ ؟ وَجَدْتُ سَبْعَةَ طُلاَّبٍ – كَمْ تِلْميِذاً عَرَفْتِ ؟ عَرَفْتُ خَمْسَةَ تَلاَميِذٍ  –  قَرَأْناَ خَمْسَ قِصَصٍ.

    5- كَمْ وَجْبَةً تَأْكُليِنَ فيِ الْيَوْمِ ؟ آكُلُ فيِ الْيَوْمِ ثَلاَثَ وَجَباَتٍ –  تَاْكُلُ فاَطِمَةُ فيِ الْيَوْمِ ثَلاَثَ وَجَباَتٍ.

    6- كَمْ يَوْماً تَدْرُسُ فيِ الْأُسْبوُعِ ؟ أَدْرُسُ فيِ الأُسْبوُعِ سِتَّةَ أَياَّمٍ – كَمْ حِصَّةً تَدْرُسُ فيِ الْيَوْمِ ؟ أَدْرُسُ فيِ الْيَوْمِ خَمْسَ حِصَصٍ – أَكْتُبُ فيِ الْيَوْمِ خَمْسَ ساَعاَتٍ.

    7- أَقْرَأُ فيِ الْيَوْمِ أَرْبَعَ ساَعاَتٍ  – أَقْرَأُ فيِ الْيَوْمِ أَرْبَعَ مَجَلاَّتٍ – أَقْرَأُ فيِ الْيَوْمِ ثَلاَثَ صُحُفٍ . أَكْتُبُ فيِ الْأُسْبوُعِ سِتَّةَ دُروُسٍ.

    8- أُقاَبِلُ فيِ الْأُسْبوُعِ سِتَّةَ مُدَرِّسيِنَ -كَمْ قَلَماً تَشْتَريِ فيِ الْأُسْبوُعِ ؟– أَشْتَريِ فيِ الْأُسْبوُعِ سِتَّةَ أَقْلاَمٍ –كَمْ كِتاَباً تَقْرَأُ فيِ الْأُسْبوُعِ؟ – أَقْرَأُ فيِ الْأُسْبوُعِ ثَلاَثَةَ كُتُبٍ.

    9- أُوَدِّعُ[10] فيِ الْأُسْبوُعِ سِتَّةَ مُساَفِريِنَ – كَمْ سُؤاَلاً تَسْأَلُ فيِ الْأُسْبوُعِ ؟ أَسْأَلُ فيِ الْأُسْبوُعِ ثَلاَثَةَ أَسْئِلَةٍ – كَمْ صَلاَةً تُصَليِّ[11] فيِ الْيَوْمِ ؟ أُصَليِّ فيِ الْيَوْمِ خَمْسَ صَلَواَتٍ.

    10-كَمْ رِساَلَةً يَكْتُبُ إِبْراَهيِمُ فيِ الْأُسْبوُعِ ؟ يَكْتُبُ إِبْراَهيِمُ فيِ الْأُسْبوُعِ أَحْياَناً خَمْسَ رَساَئِلَ وَ أَحْياَناً سِتَّ رَساَئِلَ – كَمْ رِساَلَةً يَسْتَلِمُ  إِبْراَهيِمُ فيِ الْأُسْبوُعِ ؟ يَسْتَلِمُ  إِبْراَهيِمُ فيِ الْأُسْبوُعِ سَبْعَ رَساَئِلَ وَ أَحْياَناً أَقَلَّ[12] وَ أَحْياَناً أَكْثَرَ.

    11- تَتَكَوَّنُ[13] عاَئِلَةُ عَبْدِ اللَّهِ مِنْ تِسْعَةِ أَشْخاَصٍ[14]- اِنْتَظَرَ الْحاَفِلَةَ خَمْسَ دَقاَئِقَ تَقْريِباً – يَقْضيِ[15] بَعْضُ الْمُسْلِمِينَ عِدَّةَ ساَعاَتٍ فِي تِلاَوَةِ الْقُرْآنِ .

    12- يَقْضِي بَعْضُ الساَّئِقِينَ[16] تِسْعَ ساَعاَتٍ فِي قِياَدَةِ السَّياَّرَةِ  – يَقْضِي بَعْضُ الطُّلاَبِ سَبْعَ سَنَواَتٍ فِي دِراَسَةِ الطِّبِّ.

    Tercüme:

    1- Hâlit o savaşta yaklaşık yedi kılıç kırdı. Hâlit İslâm’dan yaklaşık sekiz sene önce doğdu.

    2- Oturma odasında 3 sandalye ve bir masa var. Öğretmen (şöyle) dedi: “Arapça dil (dersi) haftada dört saattir.”

    3- Muhammed üç sene önce Suud(i (Arabistan)’a gitti. Kalem kaça ? Kalem on kuruştur. Top dokuz kuruştur.

    4- Kaç resim getirdin? Üç resim getirdim. Kaç öğrenci buldun? Yedi öğrenci buldum. Kaç öğrenci tanıdın? Beş öğrenci tanıdım. Beş hikâye okuduk.

    5- Günde kaç öğün yersin? Günde üç öğün yerim. Fâtıma günde üç öğün yer.

    6- Haftada kaç gün eğitim görüyorsun? Haftada altı gün eğitim görüyorum. Günde kaç saat ders yapıyorsun? Günde beş saat ders yapıyorum. Günde beş saat yazıyorum.

    7- Günde dört saat okuyorum. Günde dört dergi okuyorum. Günde üç gazete okuyorum. Haftada altı ders yazıyorum.

    8- Haftada altı öğretmenle karşılaşıyorum. Haftada kaç kalem satın alıyorsun? Haftada altı kalem satın alıyorum. Haftada kaç kitap okuyorsun? Haftada üç kitap okuyorum.

    9- Haftada altı yolcu uğurluyorum. Haftada kaç soru soruyorsun? Haftada üç soru soruyorum. Günde kaç (vakit) namaz kılıyorsun? Günde 5 (vakit) namaz kılıyorum.

    10-İbrahim haftada kaç mektup yazıyor? İbrâhim haftada bazen beş mektup bazen altı mektup yazıyor. İbrahim haftada kaç mektup (teslim) alıyor? İbrâhimhaftada yedi mektup bazen daha az bazen daha çok (mektup) (teslim) alıyor.

    11- Abdullah’ın ailesi dokuz şahıstan oluşuyor. Otobüsü yaklaşık beş dakika bekledi. Bazı müslümanlar Kur’ân tilâvetinde birkaç saat geçiriyor.

    12- Bazı şöförler araba sürümünde dokuz saat geçiriyor. Bazı öğrenciler tıp tahsilinde yedi sene geçiriyor.

     

    11-20 ARASI SAYILAR

    Müennesde

    Müzekkerde

     

     

    إحْدَى عَشَرَةَ

    أحَدَ عَشَرَ

    ١١

    11

    اِثْنَتَا عَشَرَةَ

    اِثْناَ عَشَرَ

    ١٢

    12

    ثَلاَثَ عَشَرَةَ

    ثَلاَثَةَ عَشَرَ

    ١٣

    13

    أرْبَعَ عَشَرَةَ

    أرْبَعَةَ عَشَرَ

    ١٤

    14

    خَمْسَ عَشَرَةَ

    خَمْسَةَ عَشَرَ

    ١٥

    15

    سِتَّ عَشَرَةَ

    سِتَّةَ عَشَرَ

    ١٦

    16

    سَبْعَ عَشَرَةَ

    سَبْعَةَ عَشَرَ

    ١٧

    17

    ثَمَانِيَ عَشَرَةَ

    ثَمَانِيةَ عَشَرَ

    ١٨

    18

    تِسْعَ عَشَرَةَ

    تِسْعَةَ عَشَرَ

    ١٩

    19

    عِشْرُونَ

    عِشْرُونَ

    ٢٠

    20

    Dikkat:  a) 11 sayısında (أَحَدٌ) kelimesinin müennesi (إِحْدَى) dır.

    إِحْدَى عَشرَةَ

    أَحَدَ عَشَرَ

               b) 12’nin müzekkerinde her iki sayıda tâ’sız, müennesinde her iki sayı da tâ’lıdır:

    اِثْنَتاَ عَشَرَةَ اِثْناَ عَشَرَ

    11-20 arası ma’dûd (sayılan şeyler) nekre ve fetha tenvinli olarak gelir. Sayılan şey müzekkerse sayıda müzekker, müennes ise sayıda müennes olur.

    11-19 arası rakamlar 12 nin nasb ve cer hali dışında fetha üzere mebnidir:

    أَحَدَ عَشَرَ بَيْتاً

    11 ev

    إِحْدَى عَشَرَةَ مَدِينَةً

    11 şehir

    إِنَّ أَحَدَ عَشَرَ بَيْتاً

    gerçekten 11 ev

    (nasb edatıyla)

    إِنَّ إِحْدَى عَشَرَةَ مَدِينَةً

    gerçekten 11 şehir

    (nasb edatıyla)

    مِنْ أَحَدَ عَشَرَ بَيْتاً

    11 evden

    (câr-mecrûr)

    مِنْ إِحْدَى عَشَرَةَ مَدِينَةً

    11 şehirden

    (câr-mecrûr)

    اِثْناَ عَشَرَ بَيْتاً

    12 ev

    اِثْنَتاَ عَشَرَةَ مَدِينَةً

    12 şehir

    إِنَّ اثْنَيْ عَشَرَ بَيْتاً

    gerçekten 12 ev

    (nasb edatıyla)

    إِنَّ اثْنَتَيْ عَشَرَةَ مَدِينَةً

    gerçekten 12 şehir

    (nasb edatıyla)

    مِنْ اثْنَيْ عَشَرَ بَيْتاً

    12 evden

    (câr mecrûr)

    مِنْ اثْنَتَيْ عَشَرَةَ مَدِينَةً

    12 şehirden

    (câr mecrûr)

     

     

     

     

    ثَلاَثَةَ عَشَرَ بَيْتاً

    13 ev

    ثَلاَثَ عَشَرَةَ مَدِينَةً

    13 şehir

    إِنَّ ثَلاَثَةَ عَشَرَ بَيْتاً

    gerçekten 13 ev

    (nasb edatıyla)

    إِنَّ ثَلاَثَ عَشَرَةَ مَدِينَةً

    gerçekten 13 şehir

    (nasb edatıyla)

    مِنْ ثَلاَثَةَ عَشَرَ بَيْتاً

    13 evden

    (câr-mecrûr)

    مِنْ ثَلاَثَ عَشَرَةَ مَدِينَةً

    13 şehirden

    (câr-mecrûr)

     

     

     

     

     

     

     

    إشْتَرَيْتُ أَحَدَ عَشَرَ قَلَماً

    Onbir kalem satın aldım.

    جَاءَتْ إحْدَى عَشَرَةَ تِلْمِيْذَةً

    Onbir kız öğrenci geldi.

    إشْتَرَى عَمِّي أَرْبَعَةَ عَشَرَ كِتاَباً لِلْمَدْرَسَةِ

    Amcam okul için ondört kitap aldı.

    Not: (عَشَرَ) kelimesi tek olduğu zaman (ش) harf-i cezimli okunur:

    عَشْرُ بَناَتٍ

    On kız

    عَشْرَةُ أَوْلاَدٍ

    On çocuk

    Fakat 11-19 arası sayılarda (ش) harf-i fethalı okunur:

    أَرْبَعَةَ عَشَرَ يَوْماً

    Ondört gün

    خَمْسَ عَشَرَةَ لَيْلَةً

    Onbeş gece

    Cümle Örnekleri

    1- كَمْ ناَفِذَةً لِلْمَنْزِلِ ؟ لِلْمَنْزِلِ سِتَّ عَشَرَةَ ناَفِذَةً.

    2- كَمْ سَنَةً عُمْرُكَ ؟ عُمْريِ خَمسَ عَشَرَةَ سَنَةً.

    3- الْكِتاَبُ بِخَمْسَةَ عَشَرَ قِرْشاً – تَتَكَوَّنُ الْعِماَرَةُ مِنْ أَحَدَ عَشَرَ دَوْراً.

    4- يَتَكَوَّنُ[17] الْفَريِقُ مِنْ أَحَدَ عَشَرَ لاَعِباً – يَتَكَوَّنُ الْكِتاَبُ مِنْ احْدَى عَشَرَةَ قِصَّةً.

    5- تَتَكَوَّنُ مَكْتَبَتيِ مِنْ أَحَدَ عَشَرَ كِتاَباً – فِي الْمَكْتَبَةِ أَحَدَ عَشَرَ كِتاَباً فِي الطِّبِّ.

    6- دَرَسَ ابْنُ سِيناَ أَكْثَرَ مِنْ اثْنَيْ عَشَرَ عِلْماً – زاَرَ ابْنُ سِيناَ أَكْثَرَ مِن اثْنَتَيْ عَشَرَةَ مَدِينَةً.

    7- يَتَكَوَّنُ كِتاَبُ الشِّفاَءِ مِنْ ثَماَنِيَةَ عَشَرَ مُجَلَّداً – فِي الْمُسْتَشْفَى خَمْسَةَ عَشَرَ طَبِيباً.

    8- حَفِظْتُ إِحْدَى عَشَرَةَ سُورَةً مِنَ الْقُرْآنِ – وَصَلَ اثْناَ عَشَرَ تِلْمِيذاً.

    9- كتَبْتُ اثْنَتَيْ عَشَرَةَ رِساَلَةً – فَحَصَ الطَّبِيبُ سَبْعَةَ عَشَرَ مَرِيضاً.

     10- فِي الْحُكُومَةِ أَحَدَ عَشَرَ وَزِيراً – كَمْ شَهْراً فِي السَّنَةِ ؟ فِي السَّنَةِ اثْناَ عَشَرَ شَهْراً.

    11- لِي اثْناَ عَشَرَ صَدِيقاً – قَضَيْتُ فِي الْخاَرِجِ سَبْعَةَ عَشَرَ يَوْماً

    12- وَصَلَتْ ثَلاَثَ عَشَرَةَ مُدَرِّسَةً جَدِيدَةً .

    Tercüme:

    1- Evin kaç penceresi var? Evin 16 penceresi var.

    2- Kaç yaşındasın?  15 yaşındayım. (Ömrün kaç sene? Ömrüm 15 senedir.)

    3- Kitap 15 kuruştur. Apartman 11 kattan oluşur.

    4- Takım 11 oyuncudan oluşuyor.Kitap 11 kıssadan oluşuyor.

    5- Kütüphanem 11 kitaptan oluşuyor. Kütüphanede tıp sahasında 11 kitap var.

    6- İbn Sînâ 12 den daha çok ilim (sahası) tahsil etti. İbn Sinâ 12’den daha fazla şehir ziyaret etti.

    7- (İbn Sînâ’nın) Şifâ (adlı) kitabı 18 ciltten oluşur. Hastanede 15 doktor vardır.

    8- Kur’ân’dan 11 sure ezberledim. 12 öğrenci geldi (ulaştı).

    9- 12 mektup yazdım. Doktor 17 hasta muayene etti.

    10- Devlette 11 bakan vardır. Senede kaç ay vardır? Senede 12 ay vardır.

    11- Benim 12 arkadaşım var. Dışarda 17 gün geçirdim.

    12- 13 yeni öğretmen geldi.

    ¯¯¯¯¯¯¯¯¯¯¯¯

    ÖZET

    Arapçada sayılar “adet” olarak, sayılan şeyler ise “madud” olarak anılır. Arapçada sayılar ve kullanıldıkları isimler belli kurallara göre gelirler. Örneğin “1 öğrenci” demekle, “11 öğrenci” “21 öğrenci” demek birbirinden farklıdır. Sayıları kolayca öğrenebilmek için şu dört grupta inceleyeceğiz:

    1- Müfred sayılar (1-10 arası olan sayılar)

    2- Mürekkeb sayılar (11-19 arası olan sayılar)

    3- Ukud sayılar (10’un katları olan sayılar)

    4- Matuf sayılar (20’den sonra gelen ara sayılar)

    1- MÜFRED SAYILAR: 

    1’den itibaren 10’a kadar olan sayılar, -burada 10 dâhildir- tek başına bir kelime oldukları için müfred sayılar ismini alırlar. Müfred sayıların irabı şu şekildedir: “İki” sayısı müsenna bir isim gibi irab edilir. Diğerleri ise müfred bir isim gibi irab edilir. Sonları cümledeki yerine göre değişir.

    Şimdi sayıları teker teker görelim:

    1 ve 2 sayısında önce madud sonra adet gelir. Adet, madudun sıfatı olur. İsimlerin müfredleri “bir tane” olduklarını, müsennaları da “iki tane” olduklarını gösterdiği için 1 ve 2 sayısı kullanılmasa da olur. Sadece anlamı kuvvetlendirmek için gelirler. Buna göreوَاحِدٌ  bir demektir. Müennes olarak  وَاحِدَةٌ  şeklinde söyleriz.  إِثْنَانِ İki demektir. Müennes olarak إِثْنَتَانِ  şeklinde söyleriz.

    Müfred sayılara ait kaideleri şöylece maddeleyebiliriz:

    1- Müfred sayıların irabı şu şekildedir: “İki” sayısı müsenna bir isim gibi irab edilir. Diğerleri ise müfred bir isim gibi irab edilir. Sonları cümledeki yerine göre değişir.

    2- 1 ve 2 sayısında önce madud, sonra adet gelir. Adet, madudun sıfatı olur.

    3- İsimlerin müfredleri “bir tane” olduklarını, müsennaları da “iki tane” olduklarını gösterdiği için “bir” ve “iki” sayısı kullanılmasa da olur. Sadece anlamı kuvvetlendirmek için gelirler.

    4- وَاحِدٌ  kelimesinin müennesi وَاحِدَةٌ  ;  إِثْنَانِ kelimesinin müennesi de إِثْنَتَانِ  şeklindedir.

    Şimdi 3 ve 10 arası sayıların özelliklerini öğrenelim:

    3 ve 10 arası sayılarda şu kaideler geçerlidir:

    1- Önce adet, sonra madud gelir.

    2- Adet, madudun cinsiyet bakımından zıddı olur.

    3- Madud “cemi ve cer” durumunda gelir.

    4- Adet ile madud izafet oluştururlar.

    2- MÜREKKEB SAYILAR:

    Mürekkep sayılar, 11’den itibaren 19’un sonuna kadar olan sayılardır. Mürekkep sayılara ait kuralları şöylece maddeleyebiliriz:

    1- Bu sayılarda önce birler basamağı, sonra onlar basamağı gelir.

    2- “On iki” nin “ikisi” hariç, diğer sayılar fetha üzere mebnidirler. Yani cümledeki yerlerine göre sonları hiç değişmez. Sadece “on iki” sayısının birler basamağı olan “iki” sayısı, müsenna bir isim gibi irab edilir.

    3- Bu sayıların madudları, müfred-mensub ve nekre olarak gelir.

    4- 11 ve 12 sayıları hariç, mürekkep sayıların birler basamağı madudun cinsiyet bakımından zıddı; 10 sayısı ise madudun cinsiyet bakımından aynısı olur. 11 ve 12’nin her iki basamağı da madud ile aynı cinsten gelir.

    3- UKUD SAYILAR:

    Ukud sayılar, 10 sayısının katları olan sayılardır. Bu sayılar için geçerli olan kaideleri şöylece maddelememiz mümkündür:

    1- 3-9 arası sayıların sonuna “vav” ve fethalı nun (ونَ)  getirilerek ukud sayılar yapılır.

    2- Cemi müzekker salim kalıbında geldikleri için ref durumunda “vav”, nasb ve cer durumunda “ye” alırlar.

    3- Müzekker ve müennes isimler için aynı sayı kullanılır.

    4- Ukud sayıların madudları, 11-20 arası sayılar gibi, müfred-mensub ve nekre olarak gelir.

    4- MA’TUF SAYILAR:

    Birler basamağı, onlar basamağına “vav” atıf harfi ile bağlanarak yapıldıkları için 20’den sonraki ara sayılara matuf sayılar denir. Matuf sayıların irabı da şu şekildedir:  Birler basamağı müfred sayıların irabını ve kurallarını; onlar basamağı da ukud sayıların irabını ve kurallarını taşır. Madudları ise müfred-mensub ve nekre gelir. Bu kural 11’den 99’un sonuna kadar geçerlidir.

    100 ve katları için ise şu kuralları sayabiliriz:

    1- Yüzün katlarını ifade ederken yüz sayısı, 3-10 arası müzekker sayılarla izafet oluşturur. Yüz sayısı katlarıyla izafet oluşturduğu gibi madudlarıyla da izafet oluşturur.

    2- Madudu, müfred-mecrur olarak gelir.

    3- Müzekker ve müennes isimler için aynı sayı kullanılır.

    1000 ve katları için şu kurallar geçerlidir:

    1- 1000 ve katları, hem madudlarıyla hem de katlarıyla izafet oluştururlar.

    2- Müzekker ve müennes isimler için aynı rakamlar kullanılır.

    Şu kurala da dikkat edelim: Yüzden sonraki sayıların hepsi en büyük basamaktan en küçük basamağa doğru okunur. En sona kalan sayının kuralına göre de madud şekillenir.

     

  • Arapça Sıfat Tamlaması Sıfat Mevsuf

     

    SIFAT TAMLAMASI

    Birşeyin nasıl olduğunu gösteren kelime sıfattır. Küçük, büyük, güzel gibi.

    Arapça’da bir ismi ya da varlığı sıfatlamak için önce o sıfatlanacak isim ya da varlık yazılır. Sonra yanına sıfat konur. Sıfatlanan yani vasfedilen, anlatılan kelimeye mevsûf denir. Zamirlerden ve özel isimlerden başka bütün isimler sıfat olabilir. Örnekler:

    قَلَمٌ كَبِيرٌ

    büyük kalem

    اَلْوَلَدُ الْكَبِيرُ

    büyük çocuk

    Bu terkibe sıfat tamlaması denir.

    * Mevsûf önce sıfat sonra gelir. Sıfat asla mevsûfun önüne geçemez.

    جَمِيلٌ

    رَجُلٌ

    güzel adam

    جَمِيلةٌ

    بِنْتٌ

    güzel kız.

    sıfat

    (na’t)

    mevsûf

    (men’ût)

     

             sıfat

             (na’t)

    mevsûf

    (men’ût)

     

    müzekker

    müzekker

     

    müennes

    müennes

     

                     

    F        Arapça’da sıfat ve mevsûfa na’t ve men’ût da denir.

    مُؤْمِنًا.

    رَجُلاً

    شَاهَدْتُ

    Mü’min bir adam gördüm.

    sıfat

    mevsûf (meful)

    fiil + fâil

     

    * Sıfatlar her hususta daima mevsûfuna tâbidir. Yani şu dört hususta sıfat mevsûfuna uyar:

    1- Marifelik- Nekrelik

    Mevsûf harfi tarifliyse sıfat da harf-i tarifli, mevsûf harf-i tarifsizse sıfat da harf-i tarifsiz yani nekre gelir:

    أَحْضَرْتُ الْكُرَةَ الْجَديِدَةَ.

    Yeni topu getirdim.

    يَلْعَبُ التِّلْميِذُ الْجَديِدُ كُرَةَ الْقَدَمِ.

    Yeni öğrenci futbol oynuyor.

    هَذِهِ نَظاَّرَةٌ جَميِلَةٌ.

    Bu güzel bir gözlüktür.

    أَنْتَ رَسَمْتَ صوُرَةً جَميِلَةً.

    Sen güzel bir resim çizdin.

    أَناَ قَرَأْتُ قِصَّةً عَرَبِيَّةً.

    Ben Arapça bir hikaye okudum.

    2- Müzekkerlik- Müenneslik

    Mevsûf müennes ise sıfat da müennes, mevsûf müzekker ise sıfat da müzekkerdir.

    هَذاَ مَسْجِدٌ جَميِلٌ.

    Bu güzel bir mesciddir.

    عاَئِشَةُ طاَلِبَةٌ فيِ الْمَدْرَسَةِ الْمُتَوَسِّطَةِ.

    Aişe orta okulda öğrencidir.

    مُحَمَّدٌ طاَلِبٌ فيِ الْمَدْرَسَةِ الثاَّنَوِيَّةِ.

    Muhammed lisede öğrencidir.

    أَخيِ الْكَبيِرُ مُدَرِّسٌ فيِ الْمَدْرَسَةِ الِابْتِداَئِيَّةِ.

    Abim (büyük kardeşim) ilk okulda öğretmendir.

    تَسْكُنُ عاَئِلَةُ أَحْمَدَ فيِ بيْتٍ كَبيِرٍ ، وَهِيَ عاَئِلَةٌ نَشيِطَةٌ.

    Ahmed’in ailesi büyük bir evde oturuyor ve o çalışkan bir ailedir.

      

    3- İ’rab (Hareke)

    Mevsûf’un harekesi ne ise sıfatın da harekesi odur.

    ذَهَبَتْ تِلْميِذَةٌ صَغيِرَةٌ إِلَى مَكْتَبَةٍ كَبيِرَةٍ.

    Küçük bir öğrenci büyük bir kütüphaneye gitti.

    هُوَ يَمْلِكُ مَكْتَبَةً كَبيِرَةً فيِ الْبَيْتِ.

    O evde büyük bir kütüphaneye sahiptir.

    تَسْكُنُ جَدَّةُ خاَلِدٍ فيِ بيْتٍ جَديِدٍ.

    Hâlit’in ninesi yeni bir evde oturuyor.

    يَسْكُنُ جَدُّ خاَلِدٍ فيِ بيْتٍ صَغيِرٍ.

    Hâlit’in dedesi küçük bir evde oturuyor.

    شَرِبَ مُحَمَّدٌ عَصيِراً باَرِداً.

    Muhammed soğuk bir meyve suyu içti.

    4- Sayı

    Mevsûf müfred ise sıfat da müfred, mevsûf tesniye ise sıfat da tesniye, mevsûf cemi ise sıfat da cemi (çoğul) olur.

    اِمْرَأَةٌ  مُؤْمِنَةٌ.

    mümin kadın

    رَجُلٌ   مُؤْمِنٌ.

    mümin adam

     

    اِمْرَأَتاَنِ مُؤْمِنَتاَنِ.

    iki mü’min kadın.

    رَجُلاَنِ  مُؤْمِنَانِ.

    iki mü’min adam.

     

    نِساَءٌ مُؤْمِناَتٌ.

    mü’min kadınlar

    رِجَالٌ  مُؤْمِنوُنَ.

    mü’min adamlar

    عَبْدٌ مُخْلِصٌ ج عِباَدٌ مُخْلِصُونَ.

    ihlaslı kul (cemisi:) İhlaslı kullar

     

    أَناَ تِلْميِذٌ جَديِدٌ . اِسْميِ خاَلِدٌ.

    Ben yeni öğrenciyim. Adım Hâlit’tir.

     

    تَنْظُرُ مِنْهُ عَيْناَنِ بَراَّقَتاَنِ.

    Ondan iki parlak göz bakıyor.

     

    حَضَرَ التَّلاَمِيذُ الناَّجِحُونَ.

    Başarılı öğrenciler geldi.

     

    أَخَذْتُ مِنَ الْمَكْتَبَةِ كِتاَبَيْنِ جَدِيدَيْنِ.

    Kütüphaneden iki yeni kitap aldım.

     

    اَلْمُؤْمِنُونَ كَنَفْسٍ واَحِدَةٍ.

    Mü’minler tek bir nefis gibidir.

     

    نَجَحَتِ التِّلْمِيذاَتُ الْمُجْتَهِداَتُ فِي الِامْتِحاَنِ.

     

    Çalışkan öğrenciler imtihanda başarılı oldu.

     

                   

    *Zamir almış isim marife olduğundan sıfatlanırken, sıfat da marife olur:

    بَيْتُكَ الْكَبِيرُ فِي الْمَدِينَةِ.

    Büyük evin şehirdedir.

    بَيْتُكُمُ الْكَبِيرُ فِي الْحَيِّ.

    Büyük eviniz mahallededir.

     

    Not: İnsanlara ait kırık bir çoğul (cemi teksir) genel olarak eğer mevcut ise kırık bir sıfat alır, aksi halde kurallı bir sıfat alır:

    شُيُوخٌ كِباَرٌ   (büyük yaşlılar)                    شُيُوخٌ مُخْلِصُونَ  (ihlaslı yaşlılar)

    *Müennes şahıslara ait çoğullar kurallı dişil çoğullar alır:

    بَناَتٌ كَبِيراَتٌ  (büyük kızlar)                       نِساَءٌ مُخْلِصاَتٌ (ihlaslı kadınlar)

    *Kur’ân Arapça’sında bütün kurallı dişil çoğullar (cemi müennes sâlim) ve hatta cansız eşyalar tam uyuşma düzeninde sıfat alabilmektedir:

    آياَتٌ بَيِّناَتٌ   (açık işaretler)         جَناَّتٌ مَعْرُوشاَتٌ  (asma bahçeler)

    Fakat günümüz Arapça’sında Kur’ân Arapça’sından farklı olarak, insanların dışındaki (eşyalara ait) çoğullar, daha ziyade eksik uyuşma gösterir. İnsanlar dışındaki şeylere ait olan çoğullar eksik uyuşmalı sıfat alır, yani sıfat müfred müennestir[1]:

    مُدُنٌ كَبِيرَةٌ   (büyük şehirler)              بُيُوتٌ صَغِيرَةٌ  (küçük evler)

    Cümle örnekleri:

     

    هَذَا أَمْرُ رَسُولِ اللَّهِ.

    Bu Allah Resûlü’nün emridir.

     

     

    مُحَمَّدٌ يَشْتَرِي قَلَماً جَديِداً كُلَّ شَهْرٍ.

    Muhammed her ay yeni bir kalem satın alır.

     

     

    خاَلِدٌ يَشْتَريِ ساَعَةً جَديِدَةً كُلَّ سَنَةٍ.

    Hâlit her sene yeni bir saat satın alır.

     

     

    واَلِدِي يَشْتَريِ كِتاَباً جَميِلاً كُلَّ أُسْبوُعٍ.

    Babam her hafta güzel bir kitap satın alır.

     

     

    ماَذاَ تَدْرُسُ ؟ أَدْرُسُ اللُّغَةَ الْعَرَبِيَّةَ.

    Ne okuyorsun? Arap dili okuyorum.

     

     

    هَلْ تَفْهَمُ اللُّغَةَ الْعَرَبِيَّةَ ؟

    Arap dilini anlıyor musun?

     

     

    هُوَ يَدْرُسُ فيِ الْمَدْرَسَةِ الثاَّنَوِيَّةِ.

    O lisede okuyor.

     

     

    يَسْكُنُ جَدُّ خاَلِدٍ فيِ بيْتٍ جَميِلٍ.

    Hâlit’in dedesi güzel bir evde oturuyor.

     

     

    زَيْنَبُ وَ عاَئِشَةُ طاَلِبَتاَنِ نَشِيطَتاَنِ.

    Zeynep ve Aişe iki çalışkan talebedirler.

     

     

    كَلَّمْتُ طاَلِباً مُجْتَهِداً شَجِيعاً.

    Çalışkan ve cesur bir öğrenci(yle) konuştum[2].

     

     

    سَأُقَدِّمُ لَهُمْ صوُرَةً قَيِّمَةً.

    Onlara değerli bir resim takdim edeceğim.

     

     

    هَلْ ذَهَبْتَ إِلَى شاَطِئِ الْبَحْرِ؟

    Deniz kıyısına gittin mi? (isim taml.)

     

     

    لِماَذاَ يَذْهَبُ الناَّسُ إِلَى شاَطِئِ الْبَحْرِ؟

    İnsanlar niçin deniz kıyısına gider?

     

     

     

     

     

    اَلْبَيْتُ الْحَراَمُ قِبْلَةُ الْمُسْلِمِينَ.

    Beytü’l-Haram (Kâbe) müslümanların kıblesidir.

     

    قَضَيْناَ هُناَكَ ساَعَةً جَميِلَةً.

    Orada güzel bir saat geçirdik.

     

     

    الرَّجُلُ يَحْمِلُ حَقِيبَةً كَبِيرَةً فَوْقَ رَأْسِهِ.

    Adam başının üzerinde büyük bir çanta taşıyor.

     

     

    سَلَّمْتُ عَلَى سَيِّداَتٍ فاَضِلاَتٍ.

    Değerli bayanlara selâm verdim.

     

     

    سَأُقَدِّمُ لَهُ نَظاَّرَةً قَيِّمَةً.

    Ona değerli bir gözlük takdim edeceğim.

     

     

    هَذِهِ الْكاَتِبَةُ مَشْهُورَةٌ بِكِتاَبَتِهاَ الْعِلْمِيَّةِ.

    Bu yazar (müe.) ilmî yazısıyla meşhurdur.

     

     

    لَبِسَ عُمَرُ مَلاَبِسَهُ الْجَديِدَةَ بِسُرْعَةٍ.

    Ömer yeni elbiselerini çabucak giydi[3].

     

     

    كَتَبْتُ الْواَجِبَ الْمَطْلوُبَ.

    İstenen ödevi yazdım.

     

     

    هِي تَدْرُسُ فيِ الْمَدْرَسَةِ الْمُتَوَسِّطَةِ.

    O ortaokulda okuyor.

     

     

    زَيْنَبُ تَدْرُسُ فيِ الْمَدْرَسَةِ الِابْتِداَئِيَّةِ.

    Zeynep ilkokulda okuyor.

     

     

    شاَهَدَ الطاَّلِبُ حَديِقَةً جَميِلَةً.

    Öğrenci güzel bir bahçe gördü.

     

     

    شاَهَدَ الطُّلاَّبُ مُباَراَةً جَمِيلَةً.

    Öğrenciler güzel bir maç seyretti.

     

     

    جَلَسَ التَّلاَمِيذُ عَلَى الْأَرْضِ تَحْتَ شَجَرَةٍ كَبِيرَةٍ.

    Öğrenciler yerde büyük bir ağacın altına oturdular.

     

     

    شاَهَدْتُ مِنْ ناَفِذَةِ السَّياَّرَةِ رَجُلاً عَجُوزاً.

    Arabanın penceresinden yaşlı bir adam gördüm.

     

     

    وَصَلَ الْمُدَرِّساَنِ الْجَدِيداَنِ بِالْحاَفِلَةِ الْجَدِيدَةِ.

    İki yeni öğretmen yeni otobüsle geldiler.

     

     

    هَذِهِ رُسوُماَتٌ جَميِلَةٌ. أَنْتِ رَساَّمَةٌ جَيِّدَةٌ ياَ مَرْيَمُ.

    Bunlar güzel resimlerdir. Sen iyi bir ressamsın Ey Meryem!

     

     

    قَرَأَ الْأُسْتاَذُ الصَّحيِفَةَ وَ قاَلَ : هَذِهِ صَحيِفَةٌ جَميِلَةٌ.

    Hoca gazeteyi okudu ve “Bu güzel bir gazetedir” dedi.

     

     

    أَيْنَ تَسْكُنُ ؟ أَسْكُنُ فيِ شاَرِعِ الْمَطاَرِ.

    Nerede oturuyorsun? Hava alanı caddesinde oturuyorum.

     

     

    ماَذاَ يَعْمَلُ عُمَرُ ؟ هُوَ يَقْرَأُ فيِ كِتاَبِ اللُّغَةِ الْعَرَبِيَّةِ.

    Ömer ne yapıyor? Arapça dili kitabı(ndan) okuyor.

     

                   

      

    DOLAYLI SIFAT: Şimdiye kadar gördüğümüz ve sıfatladığı isme her bakımdan uyan böyle sıfata hakiki sıfat denir (en-Na’tü’l-Hakîkî). Bir de dolaylı sıfat (en-Na’tü’s-Sebebî) vardır ki harekesi kendinden önceki isme uyar ancak kendisi hakiki sıfatın tersine o ismi değil kendisinden sonra gelen ismi vasıflar. Sebebî sıfat daima müfred olur ve mevsûfuna marifelik-nekrelik ve irab (hareke) bakımından uyar. Kendisinden sonraki kelimeye de müzekkerlik ve müenneslik bakımından uyar:

    ساَفَرَ الْوَلَدُ الذَّكِيُّ صَدِيقُهُ.

    Arkadaşı zeki çocuk yola çıktı.

    اِشْتَرَيْتُ صُورَةً جَمِيلاً إطاَرُهاَ[4].

    Çerçevesi güzel bir resim satın aldım.

    Bu iki cümledeالذَّكِيُّ   ve جَمِيلاً  kelimeleri dolaylı sıfattır. Çünkü kendinden önceki ismi değil kendinden sonraki ismi sıfatlamaktadırlar. Benzer örnekler:

    هَذاَ رَجُلٌ عاَلِمٌ عَمُّهُ (=هَذاَ رَجُلٌ عَمُّهُ عاَلِمٌ) .

    Bu amcası alim adamdır.

    جاَءَ الرَّجُلُ العاَلِمُ عَمُّهُ.

    Amcası alim adam geldi.

    رَأَيْتُ الرَّجُلَ الْعاَلِمَ عَمُّهُ.

    Amcası alim adamı gördüm.

    رَأَيْتُ الطاَّلِبَةَ الْعاَلِمَ عَمُّهاَ.

    Amcası alim talebeyi (müe.) gördüm.

    رَأَيْتُ الطاَّلِبَتَيْنِ الْعاَلِمَ عَمُّهُماَ.

    Amcaları alim iki talebeyi gördüm.

    رَأَيْتُ رَجُلاً كَرِيمَةً خاَلَتُهُ.

    Teyzesi cömert bir adam gördüm.

    هاَتاَنِ صُورَتاَنِ جَمِيلٌ لَوْنُهُماَ.

    Bu ikisi rengi güzel iki resimdir.

    هَؤُلاَءِ بَناَتٌ عاَقِلَةٌ أُمُّهاَتُهُنَّ.

    Bunlar anneleri akıllı kızlardır.

    تَكَلَّمْتُ مَعَ رِجاَلٍ كَثِيرٍ عِلْمُهُمْ.

    İlimleri çok (olan) adamlarla konuştum.

         

    Sebebî sıfattan sonraki isim zamirli veya zamirsiz gelebilir. Sebebi sıfattan sonraki isim izafetle mecrûr (isim tamlaması) olduğu takdirde (zamir yerine isim geldiği takdirde) sebebî sıfat tıpkı hakiki sıfat gibi kendisinden önceki mevsûfa her bakımdan uyar:

    رَأَيْتُ رَجُلاً مُهَذَّبَ الْوَلَدِ.

    Oğlu terbiyeli bir adam gördüm

    Burada  مُهَذَّبَ   kelimesi sebebî sıfat olup رَجُلاً  kelimesini değil, kendinden sonraki الْوَلَدِ kelimesini vasıflamaktadır. Diğer örnekler:

    رَأَيْتُ رَجُلاً حَسَنَ[5] الْخُلُقِ.

    Ahlakı iyi bir adam gördüm.

    رَأَيْتُ رَجُلَيْنِ حَسَنَيِ الْخُلُقِ.

    Ahlakları iyi iki adam gördüm.

     

     

    رَأَيْتُ رِجاَلاً حِساَنَ الْخُلُقِ.

    Ahlakları iyi adamlar gördüm.

    رَأَيْتُ امْرَأَةً حَسَنَةَ الْخُلُقِ.

    Ahlakı iyi bir kadın gördüm.

    رَأَيْتُ نِساَءً حَسَناَتِ الْخُلُقِ.

    Ahlakları iyi kadınlar gördüm.

    Bu misallerde görüldüğü gibi sebebî sıfattan sonraki isim izafetle mecrûr ve sebebî sıfat olan حَسَنَ  kelimesi mevsûfa hakiki sıfat gibi her bakımdan uymuştur.

    Aşağıdaki örnekler konunun önemine binaen fazla verilmiştir. Dikkatle incelendiği ve örnekler yazılarak çalışıldığı takdirde zihne yerleşecektir. Çalıştıktan sonra Arapça’sına bakılarak Türkçe’si, Türkçe’sine bakılarak Arapça’sı yazılmaya çalışılması tavsiye edilir. Akılda kalmasının tek yolu tekrardır:

    Genel Cümle Örnekleri:

    1- حَضَرَتِ التِّلْميِذَةُ النَّشيِطَةُ – وَصَلَ الْمُدَرِّسُ الْجَديِدُ – شاَهَدْتُ الْفَتاَةَ النَّشيِطَةَ – ذَهَبْتُ إِلَى الْحَديِقَةِ الْجَميِلَةِ – أَكَلْتُ طَعاَماً لَذيِذاً – سَكَنَ أَخيِ فيِ بَيْتٍ واَسِعٍ.

    2- بَيْتُهُمُ الْكَبِيرُ فِي الْمَدِينَةِ – بَيْتُكُمُ الْكَبِيرُ فِي الْحَيِّ – هُوَ رَجُلٌ مُخْلِصٌ – هُماَ رَجُلاَنِ مُخْلِصاَنِ – هُماَ امْرَأَتاَنِ مُخْلِصَتاَنِ –  هُمْ مُؤْمِنُونَ مُخْلِصُونَ.

    3- فيِ كَمْ ساَعَةٍ تَذْهَبُ إِلَى الْمَدْرَسَةِ ؟ أَذْهَبُ إِلَى الْمَدْرَسَةِ فيِ ساَعَةٍ واَحِدَةٍ – شاَهَدَ عَبْدُ اللَّهِ حَرِيقاً كَبِيراً – اِشْتَرىَ ليِ أَخيِ قَميِصاً جَميِلاً.

    4- ذَهَبَتْ تِلْميِذَةٌ صَغيِرَةٌ إِلَى مَكْتَبَةٍ كَبيِرَةٍ وَ أَخَذَتْ كِتاَباً جَميِلاً وَ قَرَأَتْ قَلِيلاً ثُمَّ رَكِبَتْ فيِ سَياَّرَةٍ سَريِعَةٍ وَ رَجَعَتْ إِلَى الْبَيْتِ. هِيَ تَسْكُنُ فيِ بَيْتٍ جَميِلٍ فيِ حَيِّ الْمَطاَرِ ، فيِ شاَرِعِ الْقُدْسِ.

    5- خاَلِدٌ يَفْهَمُ الْقُرْآنَ الْكَريِمَ وَ أَحاَديِثَ الرَّسوُلِ جَيِّداً وَ يَقْرَأُ الْكُتُبَ الْعَرَبِيَّةَ وَ هُوَ يَكْتُبُ الرَّساَئِلَ إِلَى أَصْدِقاَئِهِ بِاللُّغَةِ الْعَرَبِيَّةِ أَيْضاً . اَللُّغَةُ الْعَرَبِيَّةُ الْآنَ لُغَةٌ مُهِمَّةٌ في الْعاَلَمِ ، وَهِيَ لُغَةُ الْقُرآنِ الْكَريِمِ والْإِسْلاَمِ .

    6- أَ لاَ يُكَلِّفُ[6] بَعْضُ الْمُدَرِّسِينَ التَّلاَمِيذَ الصِّغاَرَ بِواَجِباَتٍ كَثِيرَةٍ ؟ بَلَى ،  يُكَلِّفُ بَعْضُ الْمُدَرِّسِينَ التَّلاَمِيذَ الصِّغاَرَ بِواَجِباَتٍ كَثِيرَةٍ .

    7- ذَلِكَ كِتاَبٌ كَبِيرٌ لِعَبْدَيْنِ مِنْ عِباَدِ اللَّهِ – نَهَضَ الْعاَلَمُ الْإِسْلاَمِيُّ فِي الْعَصْرِ الْحَدِيثِ إِلَى السِّلْمِ لاَ إِلَى الْحَرْبِ.

    8- عُثْماَنُ طاَلِبٌ مُجْتَهِدٌ فِي دُرُوسِهِ – هَذاَ كَلاَمٌ قَيِّمٌ- تَرَكَ الْإِماَمُ الشاَّفِعِيُّ مَذْهَباً ضَخْماً- قَرَأْتُ قِصَّةً تاَرِيخِيَّةً عَنْ خاَلِدِ بْنِ الْوَلِيدِ. تَناَوَلْتُ أَمْسِ فاَكِهَةً لَذِيذَةً .

    9- سَأَذْهَبُ غَداً إِلَى الْمُتْحَفِ الْوَطَنِيِّ – أَخِي الصَّغِيرُ تِلْمِيذٌ فِي الْمَدْرَسَةِ الِابْتِداَئِيَّةِ – هَذاَ كاَتِبٌ مَشْهُورٌ- حَفِظَتِ الطاَّلِباَتُ السُّورَةَ الْمَطْلُوبَةَ .

    10- اَلْمُسْلِمُ الْقَوِيُّ يُساَعِدُ الْمُسْلِمَ الضَّعِيفَ – هَذِهِ الْمَسْرَحِيَّةُ لِكاَتِبَةٍ مَشْهُورَةٍ – اَلْحَدِيقَةُ الْجَدِيدَةُ وَسَطَ الْمَدِينَةِ – لِمَنْ هَذِهِ السَّياَّرَةُ الْجَدِيدَةُ ؟

    11- هَذاَ طاَلِبٌ ذَكِيٌّ- هَذِهِ سَياَّرَةٌ قَدِيمَةٌ – يَسْكُنُ أَخِي فِي بَيْتٍ واَسِعٍ – أَكَلْتُ طَعاَماً لَذِيذاً- ذَهَبْتُ إِلَى الْحَدِيقَةِ الْجَمِيلَةِ –  هَذِهِ الدَّراَّجَةُ الصَّغِيرَةُ لِأُخْتِي.

    12- هَذِهِ دَراَّجَةٌ جَميِلَةٌ ، هَلْ هِيَ دَراَّجَتُكَ ؟ لاَ ، هَذِهِ دَراَّجَةُ واَلِديِ ، هُوَ الْيَوْمَ فيِ عُطْلَةٍ . أَيْنَ يَعْمَلُ واَلِدُكَ ؟ واَلِديِ عاَمِلٌ فيِ مَصْنَعِ الدَّراَّجاَتِ . واَلِديِ عاَمِلٌ فيِ مَصْنَعِ السَّياَّراَتِ.

    13- كَتَبَ لَهُ صَديِقُهُ : ” اَلْكُوَيْتُ بَلَدٌ صَغيِرٌ وَجَميِلٌ  وَ الدِّراَسَةُ فيِ الْجاَمِعَةِ جَيِّدَةٌ . تَسْكُنُ عاَئِلَتِي هُناَ فيِ بَيْتٍ كَبيِرٍ.

    14- اَلْمَدْرَسَتاَنِ الثاَّنَوِيَّتاَنِ كَبِيرَتاَنِ – اَلْحُجاَّجُ واَقِفُونَ فَوْقَ جَبَلِ عَرَفاَتٍ- عَبْدُ اللَّهِ لاَ يأْخُذُ مَبْلَغاً كاَفِياً لِمَصْرُوفِ الْجَيْبِ.

    15- أَخِي اشْتَرَى دَراَّجَةً جَدِيدَةً لِوَلَدِهِ الصَّغِيرِ- هُمْ يَدْرُسوُنَ اللُّغَةَ الْعَرَبِيَّةَ- قَفَزَ اللَّاعِبُ فَوْقَ الْجَبَلِ- ساَفَرَ أَحْمَدُ بَعْدَ أَداَءِ الْعُمْرَةِ إِلىَ الطاَّئِفِ – يُساَفِرُ أَبُو بَكْرٍ إِلَى غاَناَ بَعْدَ غَدٍ.

    16- كَيْفَ وَجَدْتَ هَذاَ الْكِتاَبَ الْمَشْهُورَ- ماَ الْمِقْداَرُ الْمُناَسِبُ لِمَصْرُوفِ الْجَيْبِ لِلْأَوْلاَدِ وَ الْبَناَتِ ؟ ماَ رَأْيُكَ ؟ مُحَمَّدٌ مُدَرِّسٌ جَديِدٌ وَ يَحْضُرُ إِلَى الْمَدْرَسَةِ مُبَكِّراً .

    17- هَلْ يَلْبَسُ الرِّجاَلُ الْمُسْلِمُونَ الْمَلاَبِسَ الْحَرِيرِيَّةَ ؟ لاَ، لاَ يَلْبَسُ الرِّجاَلُ الْمُسْلِمُونَ الْمَلاَبِسَ الْحَرِيرِيَّةَ- هَذاَ الْمِيناَءُ الْكَبِيرُ مُزْدَحِمٌ بِالسُّفُنِ داَئِماً.

    18- ماَذاَ تَدْرُسُ فيِ الْمَدْرَسَةِ ؟ أَدْرُسُ فيِ الْمَدْرَسَةِ الدِّينَ الْإِسْلاَمِيَّ وَ الْعُلوُمَ وَ الرِّياَضِياَّتِ وَ التاَّريِخَ وَ الْجُغْراَفْياَ- خاَلِدٌ طاَلِبٌ فيِ الْمَدْرَسَةِ الثاَّنَوِيَّةِ.

    19- صَديِقيِ الْعَزيِزِ . اَلسَّلاَمُ عَلَيْكُمْ وَ رَحْمَةُ اللَّهِ . رِساَلَتُكَ الْأَخيِرَةُ تَأَخَّرَتْ كَثيِراً – وَصَلَتْ أُخْتُكَ الصَّغيِرَةُ مُتَأَخِّرَةً – ساَفَرَ أَمْسِ عَدَدٌ قَليِلٌ مِنَ التَّلاَميِذِ إِلَى الْعاَصِمَةِ.

     

    Tercüme:

    1- Çalışkan öğrenci geldi. Yeni öğretmen geldi. Çalışkan genç kızı gördüm. Güzel bahçeye gittim. Lezzetli bir yemek yedim. Kardeşim geniş bir evde iskan etti (oturdu).

    2- Onların büyük evi şehirdedir. Sizin büyük eviniz mahallededir. O ihlaslı bir adamdır. O ikisi ihlaslı adamlardır. O ikisi ihlaslı kadınlardır. Onlar ihlaslı mü’minlerdir.

    3- Kaç saatte okula gidiyorsun? Bir saatte okula gidiyorum. Abdullah büyük bir yangın gördü. Kardeşim bana güzel bir gömlek satın aldı.

    4- Küçük bir kız öğrenci büyük bir kütüphaneye gitti ve güzel bir kitap aldı, biraz okudu sonra hızlı bir arabaya bindi ve eve döndü. O Kudüs caddesinde, hava alanı mahallesinde güzel bir evde oturuyor.

    5- Hâlit Kur’ân-ı Kerim’i ve Peygamber’in hadislerini iyi anlıyor, Arapça kitaplar okuyor ve o arkadaşlarına Arap diliyle mektuplar da yazıyor. Arap dili şimdi dünyada mühim bir dildir ve o Kur’ân-ı Kerîm’in ve İslâm’ın dilidir.

    6- Bazı öğretmenler küçük öğrencileri çok ödevle sorumlu tutmuyor mu? Evet, bazı öğretmenler küçük öğrencileri çok ödevle sorumlu tutuyor.

    7- O Allah’ın kullarından iki kula ait büyük bir kitaptır. İslâm Dünyası modern (yeni) asırda harbe değil barışa kalkındı.

    8- Osman derslerinde çalışkan bir öğrencidir. Bu değerli bir sözdür. İmam Şafiî büyük bir mezhep bıraktı. Hâlit b. Velîd hakkında tarîhî bir hikaye okudum. Dün lezzetli bir meyve yedim.

    9- Yarın milli müzeye gideceğim. Kardeşim (küçük erkek kardeşim) ilk okulda öğrencidir. Bu meşhur bir yazardır. Kız öğrenciler istenen sureyi ezberlediler.

    10- Kuvvetli müslüman zayıf müslümana yardım eder. Bu tiyatro meşhur bir bayan yazarındır. Yeni bahçe şehrin ortasındadır. Bu yeni araba kimindir?

    11- Bu zeki bir öğrencidir. Bu eski bir arabadır. Kardeşim geniş bir evde oturuyor. Lezzetli bir yemek yedim. Güzel bahçeye gittim. Bu küçük bisiklet kızkardeşimindir.

    12- Bu güzel bir bisiklettir. Bu senin bisikletin midir? Hayır, bu babamın bisikletidir. O bugün tatildedir. Baban nerede çalışıyor? Babam bisiklet fabrikasında işçidir. Benim babam araba fabrikasında işçidir.

    13- Arkadaşı ona (şöyle) yazdı: Küveyt küçük ve güzel bir memlekettir ve üniversitedeki eğitim iyidir. Ailem burada büyük bir evde oturuyor.

    14- İki lise büyüktür. Hacılar Arafat dağının tepesinde vakfededirler. Abdullah cep harçlığı için kafi bir miktar almıyor.

    15- Kardeşim küçük çocuğu için yeni bir bisiklet satın aldı. Onlar Arap dili tahsil ediyorlar. Oyuncu dağın tepesine atladı. Ahmet umrenin edasından sonra Taif’e yolculuk yaptı. Ebûbekir yarından sonra Gana’ya gidiyor (yolculuk yapıyor).

    16- Bu meşhur kitabı nasıl buldun? Erkek çocuklar ve kızların cep harçlığı için münasip miktar nedir? Senin görüşün nedir? Muhammet yeni öğretmendir ve erkenden okula geliyor.

    17- Müslüman erkekler ipek elbiseleri giyer mi? Hayır, müslüman erkekler ipek elbiseleri giymezler. Bu büyük liman daima gemilerle doludur.

     18- Okulda ne okuyorsun (tahsil ediyorsun)? Okulda İslâm dini, (diğer) ilimler, matematik, tarih ve coğrafya okuyorum. Hâlit lisede öğrencidir.

    19- Değerli arkadaşım! Allah’ın rahmeti ve selâmı üzerinize (olsun). Son mektubun çok gecikti. Kızkardeşin geç geldi. Öğrencilerden az bir sayı (az sayıda öğrenci) dün başkente yolculuk yaptı.

     

    ZİNCİRLEME TAMLAMALAR

    Tamlamalar iki kelimeden oluştuğu gibi ikiden fazla kelimeden de oluşabilir. Ayrıca cümlenin bir kısmı sıfat tamlaması olup muzâfa bağlanabilir. Bu cümlelerde muzâfın da marife olduğu hatırlanmalıdır. Zincirleme isim ve sıfat tamlamaları için aşağıdaki örnekleri dikkatle inceleyiniz:

    بَيْتُ الرَّئِيسِ الْكَبِيرُ.

    başkanın büyük evi

    بَيْتُ الرَّئِيسِ الْكَبِيرِ.

    büyük başkanın evi

    بَيْتُ رَئِيسٍ كَبِيرٍ.

    büyük bir başkanın evi

    مَدِينَةُ الرَّئِيسِ الْكَبِيرَةُ.

    başkanın büyük şehri

    فِي بَيْتِ الرَّئِيسِ الْكَبِيرِ.

    büyük başkanın evinde (veya başkanın büyük evinde)

    Cümlenin anlamı ve siyak sibaktaki (konunun gidişatındaki) genel mana sıfatın hangi ismi nitelediğini belirler. Böyle durumlarda en uygunu sıfat ile sıfatlananı (mevsûfu) bir arada yazıp diğer kelimeyi (لِ ) li harf-i ceri ile ayırmaktır:

    فيِ الْبَيْتِ الْكَبِيرِ لِلرَّئِيسِ.

    başkanın büyük evinde

    فِي الْبَيْتِ لِلرَّئِيسِ الْكَبِيرِ.

    büyük başkanın evinde

    Genel Cümle Örnekleri:

    أَعْياَدُ كُلِّ أُمَّةٍ مُرْتَبِطَةٌ بِدِينِهاَ.

    Her ümmetin bayramları diniyle bağlantılıdır (ilgilidir) .

    حَفِظَ الطاَّلِبُ كِتاَبَ اللَّهِ الْكَرِيمِ.

    Öğrenci Yüce Allah’ın kitabını ezberledi.

    أَيْنَ دَرَسْتَ الْمَرْحَلَةَ الِابْتِداَئِيَّةَ ؟

    İlk (okul) merhalesini nerede okudun?

    هَلْ دَرَسْتَ قَبْلَ الْمَرْحَلَةِ الِابْتِداَئِيَّةِ ؟

    İlk (okul) safhasından öncesini okudun mu?

    اِسْمُ التِّلْميِذِ الْجَديِدِ أَحْمَدُ.

    Yeni öğrencinin ismi Ahmet’tir.

    أَيْنَ قَضَى واَلِدُكَ عُطْلَةَ نِهاَيَةِ الْأُسْبُوعِ ؟

    Baban hafta sonunun tatilini nerede geçirdi?

    هَذاَ مُدَرِّسُ اللُّغَةِ الْعَرَبِيَّةِ الْجَديِدُ.

    Bu Arapça (dili)nin yeni öğretmenidir (müz.) .

    هَذِهِ  مُدَرِّسَةُ اللُّغَةِ الْعَرَبِيَّةِ الْجَديِدَةُ.

    Bu Arapça dili (dersi)nin yeni  öğretmenidir (müe.) .

     

    يَسْتَلِمُ الْمُوَظَّفُ راَتِبَهُ فِي أَوَّلِ كُلِّ شَهْرٍ.

    Memur maaşını her ayın başında alır.

    دَخَلَ رَسُولُ اللَّهِ مَسْجِدَ الْمَدِينَةِ الْكَبِيرَ.

    Allah’ın Rasûlü şehrin büyük mescidine girdi.

    لَقَدْ مَنَحَناَ اللَّهُ الْفُرْصَةَ لِدِراَسَةِ لُغَةِ الْقُرْآنِ.

    Allah bize Kur’ân dilinin eğitimi için fırsat bağışlamıştır.

    ساَعَدْتُ أُمِّي فيِ إِعْداَدِ وَلِيمَةٍ كَبِيرَةٍ.

    Büyük (davet) yemeğinin hazırlanmasında anneme yardım ettim.

    ساَعَدْتُ مُدَرِّسِي فيِ تَنْظيِمِ مَعْرِضٍ عَظِيمٍ.

    Büyük serginin tanziminde öğretmenime yardım ettim.

    لاَ يُواَفِقُ عَبْدُ اللَّهِ وَ سَمِيرَةُ عَلَى كَلاَمِ الْأَبِ وَ الْأُمِّ.

    Abdullah ve Semira anne ve baba(sı)nın sözüne muvafakat etmiyor.

    مَصْرُوفُ الْجَيْبِ الْكَثِيرُ قَدْ يُفْسِدُ بَعْضَ الْأَوْلاَدِ.

    Çok cep harçlığı bazı çocukları bozabilir[7].

    هَذِهِ مُديِرَةُ الْمَدْرَسَةِ الْجَديِدَةُ ، اِسْمُهاَ فاَطِمَةُ.

    Bu okulun yeni müdürüdür. İsmi Fatıma’dır.

    هَذِهِ مُديِرَةُ الْمَدْرَسَةِ الْجَديِدَةِ، اِسْمُهاَ عاَئِشَةُ.

    Bu yeni okulun müdürüdür. İsmi Aişe’dir.

     

    نَظاَفَةُ مَصاَدِرِ[8] الْمِياَهِ مِنْ أَهَمِّ أَنْواَعِ النَّظاَفَةِ.

    Su kaynaklarının temizliği en önemli temizlik çeşitlerindendir.

     

    وَجَدَ مُوسَى عَبْداً مِنْ عِباَدِ اللَّهِ الصاَّلِحِينَ.

    Mûsâ Allah’ın sâlih kullarından bir kulu buldu.

    Ek anlatım: Sıfat tamlaması Sıfat Mevsuf

    Sıfat: Varlıkların nasıl olduğunu, yani rengini, durumunu veya sayısını bildirene kelimelere denir. Kırmızı, sarı, büyük, küçük, uzun, kısa, birinci, beşinci gibi kelimeler sıfat grubuna giren kelimelerdir. Arapça olarak birkaç örnek verecek olursak: حَرٌّ  sıcak; بَارِدٌ  soğuk; صَغِيرٌ  küçük; كَبِيرٌ  büyük; جَدِيدٌ  yeni; أَخْضَرُ  yeşil gibi kelimeler sıfat grubuna giren kelimelerdir.

    Sıfatlar isim grubunda yer alır ve ismin özelliklerini taşırlar. Yerine göre tenvin veya elif-lam takısı alırlar. Müfred, müsenna ve cemi olurlar. Müzekker veya müennes olurlar.

    Sıfat tamlaması: En az bir isim ve bir sıfattan meydana gelen tamlamadır. Arapçada sıfat tamlaması yapılırken önce isim sonra onu niteleyen sıfat gelir. Özelliği belirtilen isme mevsuf, diğer ifadeyle men’ut; özelliğe de sıfat, diğer ifadeyle na’t denilir.

    Örnekler:

    (اَلْقَلَمُ الْجَدِيدُ  ) “Yeni kalem” manasındadır ve bir sıfat tamlamasıdır. Burada “el-kalem” kelimesi “mevsuf”tur. “el-cedi:d” kelimesi ise “sıfat”tır.

    (عَذَابٌ عَظِيمٌ  ) “Büyük azap” manasında bir sıfat tamlamasıdır. Burada “azab” kelimesi “mevsuf”tur. “azim” kelimesi ise “sıfat”tır.

    (اَلطَّالِبُ الْمُجْتَهِدُ  ) “Çalışkan öğrenci” manasında bir sıfat tamlamasıdır. Burada “etta:lib” kelimesi “mevsuf”tur. “elmüctehid” kelimesi ise “sıfat”tır.

    Sıfat ve mevsuf uyumu: Sıfat mevsufa 4 yönden uyar:

    1- Sıfat mevsufa marifelik-nekralık cihetinden uyar. Eğer mevsuf marife ise sıfat marife; mevsuf nekra ise sıfat da nekra olur.

    2- Sıfat mevsufa cinsiyet cihetinden uyar: Eğer mevsuf müzekker ise sıfat da müzekker olur. Mevsuf müennes ise sıfat da müennes olur.

    3- Sıfat mevsufa sayı cihetinden uyar: Eğer mevsuf müfred ise sıfat müfred olur. Eğer mevsuf müsenna ise sıfat müsenna olur. Ve eğer mevsuf cemi ise sıfat da cemi olur.

    4- Sıfat mevsufa irab cihetinden uyar. Mevsuf merfu ise sıfat merfu olur. Mevsuf mensub ise sıfat mensub olur. Mevsuf mecrur ise sıfat da mecrur olur.

    .

    Ek anlatım: Sıfat Tamlaması Örnekleriyle – Sıfat ve Mevsuf

    Arapça’da sıfat tamlamasında sıfat vasıflandırdığı isimden önce gelir. Nasıl? sorusuna cevap verir. Sıfat Mevsufuna her bakımdan uyum sağlar. Yani müzekker müenneslikte, tekil ikil çoğullukta, marife nekrelikte, hareke bakımından uyum sağlar. ÖRNEK:
    Çalışkan bir erkek öğrenci

    SIFAT TAMLAMASI: SIFAT VE MEVSUF:
     Arapça’da Sıfat Tamlamasında vasıflanan şeye MEVSUF (NAT) denir. Arapça’da sıfat tamlamasında sıfat vasıflandırdığı isimden önce gelir. Nasıl? sorusuna cevap verir. Sıfat Mevsufuna her bakımdan uyum sağlar. Yani müzekker müenneslikte, tekil ikil çoğullukta, marife nekrelikte, hareke bakımından uyum sağlar.

    Arapça Sıfatın Detaylı Açıklaması için

     

     Arapçada Sıfat Arapça Gramer Dersleri
    SIFAT TAMLAMASINA ÖRNEK
    تِلْمِيذٌ مُجْتَهِد Çalışkan bir erkek öğrenci
    Yukarıdaki birinci örnekte مُجْتَهِد kelimesine SIFAT = NAT denir. تِلْمِيذ kelimesine ise MEVSUF = MENUT denir. Görüldüğü gibi örnekte mevsuf müzekker olunca sıfat da müzekker oldu.
    تِلْمِيذ ة مُجْتَهِد ةٌ
    مُجْتَهِدَ اَلتِّلْمِيذ
    Çalışkan bir öğrenci
    Öğrenci çalışkandır
    Kız öğrenci çalışkandır.
    (Bu cümle içinde sıfat vardır ancak bir sıfat tamlaması değildir.
    مُجْتَهِدَ ةٌ اَلتِّلْمِيذ ةُ
    Çalışkan öğrenci
    (Belirli bir öğrenci)
    اَلتِّلْمِيذ المُجْتَهِد
    Çalışkan iki öğrenci
    (Belirli iki öğrenci)
    اَلتِّلْمِيذ انِ المُجتَهِد انِ
    اَلتَّلامِيذ المُجْتَهدُونَ
    Çalışkan erkek öğrenciler.
    اَلتِّلْمِيذ اتُ المُجْتَهشد اتُ
    Çalışkan kız öğrenciler
    Mevsuf
    (Menut)
    Sıfat
    (Nat)
    تِلْمِيذٌ مُجْتَهِد
    Sıfat mevsufuna her konuda uyum sağlar.
    1.Müzekker müenneslik bakımından
    2.Marife – Nekrelik Bakımından
    3.Tekil-İkil ve Çoğulluk bakımından
    4.İrap bakımından
    Çalışkan bir erkek öğrenci
    Mevsuf
    (Menut)
    Sıfat
    (Nat)
    تِلْمِيذٌ مُجْتَهِد
    التِّلْمِيذُ الْمُجْتَهِد Çalışkan erkek öğrenci
    Mevsuf
    (Müzekker-Marife)
    Sıfat (Müzekker-Marife)
    ا لمُجْتَهِد
    تِلْمِيذة مُجْتَهِدَة Çalışkan kız öğrenci
    Mevsuf
    (Müennes-Nekre)
    Sıfat
    (Müennes-Nekre)
    مُجْتَهِد ة
    التِّلْمِيذَة الْمُجْتَهِدَة Çalışkan kız öğrenci
    Mevsuf
    (Müzekker-Marife)
    Sıfat
    (Müzekker-Marife)
    ة ة
    تِلْمِيذَانِ مُجْتَهِدَانِ
    Çalışkan İki erkek öğrenci
    Mevsuf (Müzekker-Nekre)
    Sıfat
    (MüzekkerNekre)
    انِ
    انِ
    Çalışkan iki erkek öğrenci
    Mevsuf
    (Müzekker-Marife)
    Sıfat
    (MüzekkerMarife)
    التِّلْمِيذَانِ ا لمُجْتَهِدَانِ
    Çalışkan iki kız öğrenci
    Mevsuf
    (Müzekker-Marife)
    Sıfat
    (MüzekkerMarife)
    التِّلْمِيذَتَانِ ا لمُجْتَهِدَتَانِ
    تَانِ
    تَانِ
    التَّلاَمِيذُ الْمُجْتَهِدُونَ
    Çalışkan erkek öğrenciler
    Mevsuf
    (Müzekker-Marife)
    Sıfat
    (MüzekkerMarife)
    التِّلْمِيذَاتُ الْمُجْتَهِدَاتُ
    Çalışkan kız öğrenciler
    Mevsuf
    (Müennes-Marife)
    Sıfat
    (Müennes Marife)
    اتُ
    اتُ
    Erkek öğrenci çalışkandır
    Mübteda
    (Müzekker-Marife)
    Haber
    (Müzekker-Nekre)
    التِّلْمِيذُ مُجْتَهِد التِّلْمِيذ
    Bazı sıfatlar
    جَدِيدٌ
    Yeni
    قَدِي مٌ
    Eski
    جَمِي ل )ٌث( جٌَمِيلَة
    Güzel
    حَسَنٌ
    قَبِي حٌ
    Çirkin (kötü)
    كَبِي رٌ
    Büyük
    صَغِي رٌ
    Küçük
    طَوِي لٌ
    Uzun
    قَصي رٌ
    Kısa
    وَاسِ عٌ
    Geniş
    ضَيّ قٌ
    Dar
    ثَقِي لٌ
    Ağır
    خَفِي فٌ
    Hafif
    ثَهْ لٌ
    Kolay
    صعْ بٌ
    Zor
    مُجْتَهِدٌ
    Çalışkan
    مُفِيدٌ
    Faydalı
    فَقِي رٌ
    Fakir
    غَنِيٌّ
    Zengin
    نَظِي فٌ
    Temiz
    وَسِ خٌ
    Kirli (pis)
    عَاقِ لٌ
    Akıllı
    مَجْنُو نٌ
    Deli
    نَشِيطٌ
    Dinç
    بَاردٌ
    Soğuk
    حَارٌّ
    Sıcak
    فَارِغ
    Boş
    مَمْلُو ءٌ
    Dolu
    مَرِي ضٌ
    Hasta
    صَدِي قٌ
    صَاحِ بٌ
    Dost( Arkadaş)
    عَدُوٌّ
    Düşman
    غَرِي بٌ
    Yabancı
    مَسْرُو رٌ
    Sevinçli
    آسِ فٌ
    Üzgün
    بَشُو شٌ
    Güler yüzlü
    عَابِ سٌ
    Asık suratlı
    عَمِي قٌ
    Derin
    نَائِ مٌ
    Uyuyan
    مُتَيَقِّظٌ
    Uyanık
    قَرِي بٌ
    Yakın
    بَعِيدٌ
    Uzak
    غَا لٌ
    Pahalı
    رَخِي صٌ
    Ucuz
    حَامِ ضٌ
    Ekşi
    حُلْ وٌ
    Tatlı
    مُرٌّ
    Acı
    مالِ حٌ
    Tuzlu
    مُ زٌ
    Mayhoş
    رَطْ بٌ
    Yaş
    يَابِ سٌ
    Kuru
    ضَعِي فٌ
    Zayıf
    قَوِيٌّ
    Kuvvetli
    ضَخْ مٌ ( سٌَمِي نٌ )
    Şişman
    خَشِ نٌ
    Sert
    لَيِّ نٌ
    Yumuşak
    ظَري فٌ
    Hoş (zarif)
    رَحْمَة
    Merhamet
    خَوْ فٌ
    Korku
    سَعِيدٌ
    Mutlu
    شَقِيٌّ
    Mutsuz (bedbaht)
    حُرٌّ
    Hür
    كَرِي مٌ
    Şerefli (cömert)
    سَخِيٌّ
    Cömert (eli açık)
    جَسُو رٌ
    Cesur
    جَبَا نٌ
    Korkak
    قَانِ عٌ
    Kanaatkâr
    جَيّدٌ
    İyi
    رَدِ ئٌ
    Kötü
    عا لٌ – مُرْتَفِ عٌ
    Yüksek
    سَفِي لٌ – مُنْخَفِ ضٌ
    Alçak
    رَقِي قٌ
    نَحِي فٌ
    İnce
    ثَخِي نٌ
    Kalın
    طَرِ يٌِِّ
    طَازِ جٌ
    Taze
    مُسْتَقِي مٌ
    Doğru
    أعْوَجٌُ
    Eğri
    حَدِي ثٌ
    Modern
    اَلْوَا نٌ (ج) لَوْ نٌ
    RENKLER
    BEYAZ
    بَيْضَاءُ اَبْيَضُ
    SİYAH
    اَسْوَدُ سَوْدَاءُ
    YEŞİL
    ُءا َ ر ْضَ خ اَخْضَرُ
    SARI
    اَصْفَرُ صَفْراءُ
    KIRMIZI
    حَمْرَاءُ اَحْمَرُ
    MAVİ
    زَرْقَاءُ اَزْرَقُ
    AÇIK MAVİ
    ٌحِتاَف اَزْرَقُ
    KOYU MAVİ
    ٌ ق ِ ماَغ اَزْرَقُ
    PEMBE
    وَرْدِيَّة وَرْدِيٌّ
    GRİ
    رَمَادِيٌّ رَمَادِيَّة
    MOR
    بَنَفْسَجِيٌّ بَنَفْسَجِيَّة
    KAHVE RENGİ
    بُنَّيٌّ بُنَّيَّة
    LACİVERT
    اَللاَّزَوَرْدِ ي

     

    Ek anlatım: Sıfat Tamlaması Sıfat Mevsuf

    SIFAT TAMLAMASI الصفاةُ و الموصوفُ
    Tabii olduğu kelimenin, nasıllık ve niceliğini bildiren kelimeye sıfat,
    nasıllığı bildirilen kelimeye mevsuf denir.
    Sıfat tamlamasında sıfat, daima nitelediği isimden sonra gelir ve her
    bakımdan ona tabii olur. Dolayısıyla önce mevsuf, sonra sıfat gelir.

    رجلٌ سمينٌ : şişman adam. Burada رجل kelimesi mevsuf yani nitelenen,
    سمين kelimesi ise sıfat yani niteliktir. Sıfata nat, mevsufa menut da denir.
    طالبٌ مجتهدٌ : çalışkan öğrenci
    موصوف صفة
    بنتٌ جميلةٌ : güzel kız
    موصوف صفة
    بيتٌ نطيفٌ : temiz ev
    موصوف صفة
    مسجد آبيرٌ : büyük camii
    موصوف صفة
    Yukarıda da ifade ettiğimiz gibi sıfat daima mevsuftan sonra gelir ve onunla
    aynı harekeyi taşır. Örnekler:
    جاءَ الطالبُ المجتهدُ : Çalışkan öğrenci geldi.
    آلّمتُ الطاابَ المجتهدَ : Çalışkan öğrenciyle konuştum.
    سلّمتُ على الطاابِ المجتهدِ : Çalışkan öğrenciye selam verdim.
    Sıfat her bakımdan mevsufuna uymakla beraber gayri akil( yani insan
    dışındaki) çoğulun sıfatı müfred müennes olarak gelir. Örnek:
    في الشارعِ سياراتٌ آثيرةٌ : Caddede birçok araba var.
    عنديِ أقلامٌ جميلةٌ : Bende birçok güzel kalem var.
    في إستانبول مساجدُ آبيرةٌ : İstanbul’da bir çok büyük camii var.
    في المكتَبَةِ آُتُبٌ مُفيدةٌ : Kütüphanede birçok faydalı kitap var.
    Akıllı varlıklar yani insanlar için kullanılan çoğul kelimelerin sıfatları ise
    “sıfat her konuda mevsufuna uyar” kuralı gereğince yine çoğul olarak gelir.
    Örnek cümleler:
    جاءَ طفلٌ صغيرٌ : Küçük bir çocuk geldi.
    رأيتُ طفلاً صغيراً : Küçük bir çocuk gördüm.

    جاءتْ طفلةٌ صغيرةٌ : Küçük bir kız çocuğu geldi.
    جاءَ أطفالٌ صِغَارٌ : Küçük çocuklar geldi.
    جاءتْ طَِفلاتٌ صغيراتٌ :Küçük kız çocukları geldi.

  • Arapça İsim Tamlaması Muzaf – Muzafun İleyh

    Arapça İsim Tamlaması Muzaf – Muzafun İleyh İSİM TAMLAMASI

    (Muzâf-Muzâfun İleyh)

    arapça isim tamlaması

    Birbirinin manasını tamamlamak üzere iki ismi yanyana getirmekle yapılan terkiptir. Arapça’da bu isimlerden baştakine muzâf, ikincisine muzâfun ileyh, meydana gelen terkibe de izâfet terkibi denir. İzâfet terkibi Türkçe’ye çevrilirken genellikle önce muzâfun ileyh sonra muzâf tercüme edilir. Muzâfun ileyh bağlanırken ..ın, in, ..un, ün takısı alır.

    Muzâf cümledeki yerine göre hareke alır, yani fâil olduğunda merfû ya da mef’ûl olduğunda mansûb, harfi cerden sonra geldiğinde mecrûr olur. Muzâfun ileyh’in ise sonu hep mecrûrdur (çoğunlukla esre ile). Akılda tutulması ve unutulmaması gereken önemli noktalar şunlardır:

    1. Muzâf başta el takısı  (اَلْ) almadığı gibi sonunda tenvin de almaz. Fakat muzâfun ileyh (özel isim, zamir veya nekre değilse) başına (اَلْ)   takısı, sonuna da cer alameti (çoğunlukla esre) alır.

    2. Arapça’da Türkçe’nin tersine muzâf başa muzâfun ileyh sona gelir.

     

    الْوَلَدِ

    قَلَمُ çocuğun kalemi

    الْبَيْتِ

    بَابُ evin kapısı

    Muzâfun ileyh

    Muzâf  

    Muzâfun ileyh

    Muzâf  
     

    الإِنْسَانِ

    عَقْلُ

    insan aklı
     

    Muzâfun ileyh

    Muzâf  
                         

    (Görüldüğü gibi muzâfın başında (اَلْ) takısı sonunda da tenvin yoktur)

    الْجَارِ.

    بَيْتَ

    شَاهَدْتُ

    Komşunun evini gördüm.

     

    Muzâfun ileyh

    Muzâf (meful)

    Fiil +Fâil

       

    مُحَمَّدٍ.

    قَلَمَ

    وَجَدْتُ

    Muhammed’in kalemini buldum.  

    Muzâfun ileyh

    Muzâf (meful)

    Fiil + fâil

     
                     

    (Son cümlede Muhammed özel isim olduğu için başına el takısı almamıştır.)

    3. Muzâfun ileyh daima mecrûrdur ve zamirle birleşmediği ve özel isim ya da nekre olmadığı takdirde başına (اَلْ) takısı alır:

     

    خَالِكَ.

    ابْنُ

    حَضَرَ Dayının oğlu geldi.

    Muzâfun ileyh

    Muzâf

    Fiil  (malum)
     

    واَلِدِكَ.

    قَلَمُ

    وُجِدَ Babanın kalemi bulundu.
     

    Muzâfun İleyh

    Muzâf

    (naibu’l fâil)

    Fiil  (meçhûl)  
                 

    Babanın kalemi cümlesinde muzâfun ileyh olan واَلِدِكَ)) kelimesi zamirle bitişik olduğu için harf-i tarif almamıştır.  Bu durumda gene marife sayılır çünkü zamirlidir[1].

     

    4. Muzâfun ileyh sadece zamirden de meydana gelir. Şimdiye kadar gördüğümüz muttasıl zamir birleşmiş isimler esasen muzâf-muzâfun ileyh şeklinde isim tamlamasıdır:

    أَخَذْتُ كِتاَبَكَ.    Kitabını aldım.

    5. Zarflar da bir isim olarak yanına geldiği kelimeye muzâf olur. Zarflardan sonra gelen isimlerin mecrûr olması muzâfun ileyh oluşundandır:

    شاَهَدْتُكَ أَماَمَ الْبَيْتِ.   Seni evin önünde gördüm.

    6. Muzâfun ileyh genellikle marife olur yani başına harf-i tarif alır. Fakat nekre de olabilir:

    بَيْتُ رَجُلٍ

    bir adamın evi

    بَيْتُ الرَّجُلِ

    adamın evi

    اِسْمُ نَبِيٍّ

    bir peygamberin ismi

    اِسْمُ النَّبِيِّ

    Peygamberin ismi
     

    وُجِدَ كِتاَبُ وَلَدٍ.

    Bir çocuğun kitabı bulundu.  
     

    وُجِدَ كِتاَبُ الْوَلَدِ.

    Çocuğun kitabı bulundu.  
     

    وُجِدَ كِتاَبُ وَلَدَيْنِ.

    İki çocuğun kitabı bulundu (nekre) .  
     

    وُجِدَ كِتاَبُ الْوَلَدَيْنِ.

    İki çocuğun kitabı bulundu (marife).  
                   

    Burada muzâfun ileyh tesniye olan (اَلْوَلَدَيْنِ) kelimesidir. Mecrûr hali olan (يْنِ) ile gelmiştir.

    7. Tesniye veya cemi müzekker sâlim olan muzâf ise sonundaki nun harfi düşer:

    كِتاَباَنِ – كِتاَبَيْنِ

    iki kitap

    كِتاَباَ (كِتاَبَيْ) مُحَمَّدٍ

    Muhammed’in iki kitabı

    عاَمِلُونَ – عاَمِلِينَ

    işçiler

    عاَمِلُو (عاَمِلِي) الْمَصْنَعِ

    fabrikanın işçileri

    Muzâfın Tesniye ve Cemilerinin Merfû Halleri:

    ذَهَبَ مُعَلِّماَ الْمَدْرَسَةِ.

    Okulun iki öğretmeni gitti.

    ذَهَبَتْ مُعَلِّمَتاَ الْمَدْرَسَةِ.

    Okulun iki öğretmeni gitti (müe.) .

    ذَهَبَ مُعَلِّمُو الْمَدْرَسَةِ.

    Okulun öğretmenleri gitti.

    ذَهَبَتْ مُعَلِّماَتُ الْمَدْرَسَةِ.

    Okulun öğretmenleri gitti (müe.) .

    Muzâfın Tesniye ve Cemilerinin Mansûb ve Mecrûr  Halleri:

    رَأَيْتُ كِتاَبَيْنِ.

    İki kitap gördüm.  

    رَأَيْتُ كِتاَبَيْ خاَلِدٍ.

    Hâlit’in iki kitabını gördüm.  

    رَأَيْتُ حَدِيقَتَيْنِ.

    İki bahçe gördüm.  

    رَأَيْتُ حَدِيقَتَيْ خاَلِدٍ.

    Hâlit’in iki bahçesini gördüm.  

    ماَذاَ فَعَلَ خاَلِدٌ بَعْدَ مَوْتِ واَلِدَيْهِ [2]؟

    Hâlit ana babasının ölümünden sonra ne yaptı?

    Harf-i tarifli (hemze-i vasılla başlayan) isme muzâf olan mansûb ve mecrûr tesniye isim vasıl hemzesine geçerken son harfi olan yâ’nın altına geçiş harekesi olarak esre getirilir:

    قَرَأْتُ كِتاَبَيِ الْمُعَلِّمِ.

    Öğretmenin iki kitabını okudum.

    صَلَّيْتُ فِي مَسْجِدَيِ الْمَدِينَةِ.

    Şehrin iki mescidinde namaz kıldım.

    نَظَرْتُ إِلَى مُعَلِّمَيِ الْمَدْرَسَةِ.

    Okulun iki öğretmenine baktım.

    8. İzafet ikiden fazla isimden de oluşabilir. Zincirleme isim tamlaması dediğimiz bu terkipte harf-i tarifi veya tenvini en sondaki isim alır. Aradakiler bir sonrakine muzâf olarak esre alsa da harf-i tarif almaz:

    باَبُ حَدِيقَةِ الْبَيْتِ

    evin bahçesinin kapısı

    باَبُ حَدِيقَةِ بَيْتٍ

    (herhangi bir) evin bahçesinin kapısı

    9. Mübtedâ, haber ya da fâil veya mef’ûl tek bir kelimeden oluştuğu gibi isim tamlamasından da oluşabilir:

    قَلْبُ الْمُؤْمِنِ بَيْتُ اللَّهِ.

    Mü’minin kalbi Allah’ın evidir.

    Burada (قَلْبُ الْمُؤْمِنِ) muzâf ve muzâfun ileyhten oluşan isim tamlaması olarak mübtedâ, (بَيْتُ اللَّهِ) terkibi de yine isim tamlaması olarak haberdir.

    10. Tamlamalı isimlerde harfi cerler tamlamanın önüne gelir:

    هَلْ قَرَأْتِ جَرِيدَةَ الصَّباَحِ فِي مَكْتَبَةِ الْمَدْرَسَةِ؟

    Sabah gazetesini okulun kütüphanesinde mi okudun?

    Genel Cümle Örnekleri:

    اَلْمُتْحَفُ مُمْتِعٌ.

    Müze zevklidir.

    مُتْحَفُ الْفَنِّ مُمْتِعٌ.

    Sanat müzesi zevklidir.

    اَلْمُعَسْكَرُ فَوْقَ الْجِباَلِ.

    Kamp dağların üzerindedir.

    مُعَسْكَرُ الْكَشاَّفَةِ فَوْقَ الْجِباَلِ.

    İzci kampı dağların üzerindedir.

     

     

    اَلْمَسْرَحُ واَسِعٌ.

    Tiyatro geniştir.

    مَسْرَحُ الْمَدْرَسَةِ واَسِعٌ.

    Okulun tiyatrosu geniştir.

    نَزَلَ الْمَلاَئِكَةُ مِنَ السَّمَواَتِ بِأَمْرِ الرَّبِّ.

    Melekler Rabb’in emri ile gökten indiler.

    دَخَلَ النَّبِيُّ عَلَى فُقَراَءِ الْمُؤْمِنِينَ.

    Peygamber mü’minlerin fakirlerine (yanlarına) girdi.

    أَنْتُمْ أَيْنَ سَمِعْتُمْ آياَتِ اللَّهِ؟

    Sizler Allah’ın ayetlerini nerede duydunuz?

    ماَ وَظِيفَةُ الْمَرْأَةِ فِي الْحَياَةِ؟

    Kadının hayattaki vazifesi nedir?

    هَذَا الْأَبُ رَحِيمٌ فِي تَرْبِيَةِ الْأَبْناَءِ.

    Bu baba çocukların terbiyesinde merhametlidir.

    اَلْكُتُبُ غِذاَءُ الْعُقُولِ.

    Kitaplar akılların gıdasıdır.

    يَجْمَعُ اللَّهُ الناَسَ جَمِيعاً فِي يَوْمِ الْقِياَمَةِ.

    Allah bütün insanları kıyamet gününde toplar.

    اَلْإِسْلاَمُ دِينُ الْمُساَواَةِ.

    İslâm eşitlik dinidir.

    يَسْأَلُهُ طُلاَّبُ الْمَدْرَسَةِ فِي كُلِّ عَمَلٍ.

    Okulun öğrencileri her işte ona sorarlar.

    هَذاَ الرَّجُلُ كَرِيمٌ فِي بَذْلِ الْماَلِ.

    Bu adam mal sarfetmede cömerttir.

    مَواَنِئُ الزَّيْتِ مُزْدَحِمَةٌ.

    Petrol limanları kalabalıktır.

    وَجَدْتُ ساَعَةً فِي فِناَءِ الْمَدْرَسَةِ.

    Okulun avlusunda bir saat buldum.

    أَدَّى أَحْمَدُ صَلاَةَ الْجُمْعَةِ فِي مَسْجِدِ الْمَدِينَةِ.

    Ahmet Cuma namazını şehrin mescidinde eda etti.

    فيِ أَياَّمِ الْعُطْلَةِ أَذْهَبُ مَعَ عاَئِلَتيِ إِلَى الْعاَصِمَةِ.

    Tatil günlerinde ailemle başkente giderim.

     

    إنْ يَرْجِعْ أَبِي مِنْ بَيْتِ عَمِّي يَحْضُرْ مَعَ أَخِي.

     
     

    Babam amcamın evinden dönerse kardeşimle beraber gelir.

     

    ماَ اسْمُ هَذاَ الْبَلَدِ ؟

    Bu memleketin ismi nedir?

    اِسْمُ هَذاَ الْبَلَدِ مَكَّةُ الْمُكَرَّمَةُ.

    Bu memleketin ismi Mekke-i Mükerreme’dir.

    ماَ اسْمُ هَذاَ الْمَسْجِدِ ؟

    Bu mescidin ismi nedir?

    اِسْمُ هَذاَ الْمَسْجِدِ مَسْجِدُ الْحَراَمِ.

    Bu mescidin ismi Mescid-i Haram’dır

    ماَذاَ يَلْبَسُ الْحُجاَّجُ ؟

    Hacılar ne giyer?

    يَلْبَسُ الْحُجاَّجُ مَلاَبِسَ الْإِحْراَمِ.

    Hacılar ihram elbiseleri giyer.

    اَللِّساَنُ أَداَةُ التَّسْبِيحِ.

    Lisan (dil) tesbih aracıdır.

    يَأْكُلُ الضَّيْفُ طَعاَمَ الْعَشاَءِ.

    Misafir akşam yemeği yiyor.
               

    *Aşağıdaki tipte tamlama örnekleri Arapça’da oldukça sık görülmektedir[3]. Mübtedâ ve haberden oluşan aşağıdaki cümlelerin her iki tarafı aynı manaya gelse de kalıpları farklıdır:

    1- ساَعَتِي نَوْعُهاَ جَيِّدٌ- ساَعَتِي جَيِّدَةُ النَّوْعِ[4].  (= نَوْعُ ساَعَتِي جَيِّدٌ ) .

    2- فُسْتاَنُهاَ لَوْنُهُ جَمِيلٌ- فُسْتاَنُهاَ جَمِيلُ اللَّوْنِ. (= لَوْنُ فُسْتاَنِهاَ جَمِيلٌ ) .

    3- عَصِيرُكِ طَعْمُهُ لَذِيذٌ- عَصِيرُكِ لَذِيذُ الطَّعْمِ . (= طَعْمُ عَصِيرِكِ لَذِيذٌ) .

    4- واَلِدِي إِيماَنُهُ قَوِيٌّ- واَلِدِي قَوِيُّ الْإِيماَنِ. (= إِيماَنُ واَلِدِي قَوِيٌّ) .

    5- حَدِيقَتُهُ أَشْجاَرُهاَ كَثِيرَةٌ- حَدِيقَتُهُ كَثِيرَةُ الْأَشْجاَرِ. (=أَشْجاَرُ حَدِيقَتِهِ كَثِيرَةٌ ) .

    6- مَكْتَبَتُناَ كُتُبُهاَ قَلِيلَةٌ- مَكْتَبَتُناَ قَلِيلَةُ الْكُتُبِ. (=كُتُبُ مَكْتَبَتِناَ قَلِيلَةٌ) .

    7- أُخْتِي أَخْلاَقُهاَ طَيِّبَةٌ- أُخْتِي طَيِّبَةُ الْأَخْلاَقِ. (= أَخْلاَقُ أُخْتِي طَيِّبَةٌ) .

    8- أَخِي              مَلاَبِسُهُ               نَظِيفَةٌ– أَخِي نَظِيفُ الْمَلاَبِسِ.  (= مَلاَبِسُ أَخِي نَظِيفَةٌ) .

      Haber

    Mübtedâ

    (muz. ve muz. ileyh)

    Mübtedâ
               Haber (isim cümlesi)  

    Tercüme:

    1- Saatimin cinsi iyidir. (ya da “Saatim cinsi iyi olandır”.)

    2- Elbisesinin rengi güzeldir. (ya da “Elbisesi rengi güzel olandır”.)

    3- Meyve suyunun tadı lezzetlidir. ( ya da “Meyve suyun tadı lezzetli olandır”.)

    4- Babamın imanı güçlüdür. (ya da “Babam imanı güçlü olandır”.)

    5- Bahçesinin ağaçları çoktur. (ya da “Bahçesi ağaçları çok olandır”.)

    6- Kütüphanemizin kitapları azdır. (ya da “Kütüphanemiz kitapları az olandır”.)

    7- Kızkardeşimin ahlakı iyidir. (ya da “Kızkardeşim ahlakı iyi olandır”.)

    8- Oğlan kardeşimin elbiseleri temizdir. (ya da “Oğlan kardeşim elbiseleri temiz olandır”.)

    Not: Yukarıdaki cümleler şu ana kadar kullanılan alışılmış tarzın dışında olduğu için tercümelere bakarak Arapça’larını söylemek, üzerinde biraz çalıştıktan sonra mümkün olacaktır. Esasen günlük konuşmalarda cümleleri ya da kelimeleri bildiğimiz tarzda konuşmakla da aynı maksadı elde edebiliriz. Fakat Arapça metinleri tercüme etmek için bu tarzın da olduğunu bilmemiz zorunludur.

    Muzâf Olarak Kullanılan Bazı Edatların Durumu:

    a) Genellikle muzâf olan ve müfred olarak kullanılmayan bazı edatlar vardır:

    عِنْدَ   (= لَدَى  =لَدُنْ )   katında, yanında

    اَلْغَيْبُ عِنْدَ اللَّهِ.

    Gayb Allah’ın katındadır (yanındadır) .

    بَعْضُ bazı, birkaç

    بَعْضُ الْأَوْلاَدِ يَسْبَحوُنَ فيِ الْمَسْبَحِ وَ بَعْضُهُمْ يَلْعَبوُنَ الْكُرَةَ.

    Bazı çocuklar (çocukların bazısı) havuzda yüzüyor bazısı top oynuyor.

    دُونَ…den başka, ..siz, ..sız

    (genellikle başında genel anlamını bozmayan مِنْ ile gelir).

    لاَ تَعْبُدُوا مِنْ دُونِ اللَّهِ.

    Allah’tan başkasına ibadet etmeyin (tapmayın) .

    وَجَدْتُهاَ وَ قَوْمَهاَ يَسْجُدُونَ لِلشَّمْسِ مِنْ دُونِ اللَّهِ…

    Onu ve kavmini Allah’tan başkasına güneşe secde ediyor (halde) buldum (Neml, 24) .

    وَحْدَ tek başına

    هَلْ تَسْكُنُ وَحْدَكَ فِي الْغُرْفَةِ ؟

    Odada tek başına mı oturuyorsun?

    نَعَمْ، أَسْكُنُ وَحْدِي.

    Evet, tek başıma oturuyorum.

    b) Bazı kelimeler muzâf oldukları takdirde cümle içindeki yerine göre sonlarının harekesi değişir. Tek başlarına geldikleri takdirde ise zamme üzere mebni olurlar:

    أَوَّلُ   baş, ilk

    قَرَأْتُ الْقِصَّةَ مِنْ أَوَّلِهاَ.

    Hikayeyi başından okudum.

    حَسْبُ yeter, (yalnız kullanıldığındaفَحَسْبُ  sadece)

    حَسْبُكَ دِيناَرٌ.

    Sana bir dinar yeter.

    حَسْبُناَ اللَّهُ.

    Bize Allah yeter.

    أَخَذْتُ مِنْهُ دِيناَراً فَحَسْبُ.

    Ondan sadece bir dinar aldım.

    قَبْلُ önce           بَعْدُ sonra[5]

    حَضَرْتُ مِنْ قَبْلِكُمْ.

    Sizden önce geldim.

    لِلَّهِ الْأَمْرُ مِنْ قَبْلُ وَ مِنْ بَعْدُ.

    Önce de sonra da emir Allah’ındır.

    Görüldüğü gibi harf-i cerden sonra geldikleri halde de ötredirler. Çünkü (قَبْلَ) ve (بَعْدَ)’nin muzâfun ileyhi hazfedilince zamme üzere mebnî olur.

    Not: Daha önce zikredilen diğer soru kelimeleri mebnî olup cümle içinde hiç bir şekilde harekelerini değiştirmedikleri halde (أَيُّ hangisi, hangi) soru kelimesinin son harfi cümledeki durumuna göre hareke değiştirir. Ayrıca kendinden sonra gelen kelime de esre olur:

    أَيُّ وَلَدٍ رَكِبَ الْقِطاَرَ ؟

    Hangi çocuk trene bindi?

    أَيَّ قِطاَرٍ رَكِبْتَ ؟

    Hangi trene bindin?
    (Mef’ûlü sorduğu için üstündür.)

    فيِ أيِّ قِطاَرٍ جَلَسْتِ ؟

    Hangi trende oturdun?(Harf-i cerden sonra geldiği için esredir.)

    Genel Cümle Örnekleri:

    Lütfen Bir Sonraki Sayfaya Geçiniz

  • Muzari Fiil Çekimi Tablosu Örnekleriyle

     Muzari Fiil Fiili Muzari Çekimi

    FİİL-İ MUZÂRİ

    Arapça’da iki temel farklı fiil çekimi vardır. Başına bir harf  getirilmek veya son harekede değişiklik yapmak suretiyle diğer zamanlar hep bu ikisinden türetilir. Mâzî fiil çekiminden sonra öğrenmemiz ve ezberlememiz gereken ikinci fiil çekimi muzâri fiil çekimidir. Şimdiki ve geniş zamandaki bir olayı bildiren fiillere Fiil-i muzâri denir. Fiilin sonuna …er, ….ar, …yor manası verir. Türkçe’mizdekinden farklı olarak aynı fiil Arapça’da hem şimdiki zamanı hem de geniş zamanı karşılar. Muzâri fiil أَتَيْنَ  ibaresindeki harflerden biriyle başlar.  Örnek:

    تَخْرُجُ

    (Sen) çıkıyorsun, çıkarsın

    أَخْرُجُ

    (Ben) çıkıyorum, çıkarım

    نَخْرُجُ

    (Biz) çıkıyoruz, çıkarız

    يَخْرُجُ

    (O) çıkıyor, çıkar

    يَكْتُبُ

    yazar, yazıyor

    يَعْلَمُ

    biliyor, bilir

          Fiil-i muzâride dikkat edilmesi gereken husus şudur: Yukarıda örnek olarak gösterilen ve أَتَيْنَ harflerinden biriyle başlayan sülâsi (üç harfli) fiillerin ortak noktası; muzaraat harflerinin üstünle başlaması ve hepsinin son harfinin harekesinin merfû olmasıdır. Ortadaki harfin harekesi ise değişkendir. Üstün, ötre veya esre olarak gelebilir ve bunun belli bir kaidesi yoktur. Ancak ezberlenmek ve sözlükten bakılmak suretiyle orta harfi bilinir. Sülasi mücerret dediğimiz üçlü fiillerde mâzî ile muzâri fiil aşağıdaki altı şekilden biriyle meydana gelir:

    1.  Birinci bab       -َ  -ُ  نَصَرَ يَنْصُرُ   yardım etti

    خَرَجَ  يَخْرُجُ

    çıktı

    أخَذَ  يَأْخُذُ

    aldı

    قَتَلَ  يَقْتُلُ

    öldürdü

    2.  İkinci bab      -َ  -ِ     ضَرَبَ  يَضْرِبُ  vurdu, dövdü

    رَجَعَ  يَرْجِعُ

    döndü

    ظَلَمَ  يَظْلِمُ

    zulmetti

    جَلَسَ يَجْلِسُ

    oturdu

    3.  Üçüncü bab   -َ  -َ         فَتَحَ   يَفْتَحُ  açtı

    سَأَلَ  يَسْأَلُ

    sordu

    صَنَعَ  يَصْنَعُ

    yaptı, işledi

    ذَهَبَ يَذْهَبُ

    gitti

    4.  Dördüncü bab     -ِ  -َ     عَلِمَ   يَعْلَمُ  bildi

    وَجِلَ  يَوْجَلُ

    korktu

    شَهِدَ  يَشْهَدُ

    şahit oldu

    5.  Beşinci bab   -ُ  -ُ   حَسُنَ  يَحْسُنُ  güzel oldu

    كَبُرَ  يَكْبُرُ

    büyüdü

    قَبُحَ  يَقْبُحُ

    çirkin oldu

     

    6.  Altıncı bab    -ِ  -ِ     حَسِبَ  يَحْسِبُ  saydı, zannetti

    وَرِثَ  يَرِثُ

    varis oldu

    *Ezberlenmesi tavsiye edilen ve Kur’ân’da en çok kullanılan fiillerin mâzî ve muzârileri şunlardır:

    Muzâri orta harfi ötre olanlar:

    خَرَجَ – يَخْرُجُ

    çıktı – çıkıyor

    كَتَبَ – يَكْتُبُ

    yazdı – yazıyor  

    ذَكَرَ – يَذْكُرُ

    zikretti-zikrediyor

    دَخَلَ – يَدْخُلُ

    girdi – giriyor  

    عَبَدَ – يَعْبُدُ

    ibadet etti-ibadet ediyor

    نَصَرَ- يَنْصُرُ

    yardım etti-yardım ediyor

    أَمَرَ – يَأْمُرُ

    emretti- emrediyor

    نَظَرَ – يَنْظُرُ

    baktı – bakıyor  

    سَجَدَ – يَسْجُدُ

    secde etti-secde ediyor

    أَخَذَ – يَأْخُذُ

    aldı – alıyor  

    طَلَبَ – يَطْلُبُ

    istedi – istiyor

    خَلَقَ – يَخْلُقُ

    yarattı – yaratıyor  

    شَكَرَ – يَشْكُرُ

    teşekkür etti, şükretti – teşekkür ediyor, şükrediyor

     
                 

    Muzâri orta harfi üstün olanlar:

    سَأَلَ – يَسْأَلُ

    sordu, istedi-sorar, ister

    فَتَحَ – يَفْتَحُ

    açtı – açar

    شَرِبَ – يَشْرَبُ

    içti – içer

    قَرَأَ- يَقْرَأُ

    okudu – okur

    لَعَنَ – يَلْعَنُ

    lanet etti – lanet eder

    فَعَلَ – يَفْعَلُ

    yaptı – yapar

    بَعَثَ – يَبْعَثُ

    gönderdi – gönderir

    ذَهَبَ – يَذْهَبُ

    gitti – gider

    عَمِلَ – يَعْمَلُ

    çalıştı, yaptı- çalışır, yapar

    عَلِمَ – يَعْلَمُ

    bildi – bilir

    جَعَلَ – يَجْعَلُ

    kıldı,yaptı – kılar,yapar

    سَمِعَ – يَسْمَعُ

    işitti – işitir

    مَنَعَ – يَمْنَعُ

    menetti,yasakladı-meneder, yasaklar

    فَهِمَ – يَفْهَمُ

    anladı – anlar
                     

    Muzâri orta harfi esre olanlar:

    عَقَلَ- يَعْقِلُ

    akletti – akleder

    ضَرَبَ – يَضْرِبُ

    vurdu- vurur

    غَلَبَ – يَغْلِبُ

    galib geldi – galib gelir

    جَلَسَ- يَجْلِسُ

    oturdu-oturur

    عَرَفَ – يَعْرِفُ

    bildi, tanıdı – bilir, tanır

    نَزَلَ – يَنْزِلُ

    indi – iner

    عَرَضَ – يَعْرِضُ

    arzetti, gösterdi – arzeder, gösterir  
               

      

    Fiil-i Muzâri’nin Çekim Tablosu

     

    Cemi

    Müsennâ

    Müfred

     
    Müzekker

    يَكْتُبُونَ

    يَكْتُبَانِ

    يَكْتُبُ

    Gâib
     

    (Onlar) yazıyorlar

    (O ikisi) yazıyor

    (O) yazıyor

     
    Müennes

    يَكْتُبْنَ

    تَكْتُبَانِ

    تَكْتُبُ

    Gâibe
               

     

    Müzekker

    تَكْتُبُونَ

    تَكْتُبَانِ

    تَكْتُبُ

    Muhâtab
     

    (Sizler) yazıyorsunuz

    (İkiniz) yazıyorsunuz

    (Sen) yazıyorsun

     
    Müennes

    تَكْتُبْنَ

    تَكْتُباَنِ

    تَكْتُبِينَ

    Muhâtaba
                     

     

    Müz + Müe

    نَكْتُبُ

    نَكْتُبُ

    أَكْتُبُ

    Mütekellim

     

    (Bizler) yazıyoruz

    (İkimiz)yazıyoruz

    (Ben) yazıyorum

     

                     

    Not: Mâzîdeki ilk harfi hemze olan أَكَلَ  (yedi) –أَمَرَ  (emretti)- أَخَذَ  (aldı) gibi fiillerin hemzeleri, muzâri mütekellim vahde (ben) siygalarında, iki hemze yanyana geldiği için (أَاْكُلُ) şeklinde değil, birleştirilerek آكُلُ (yerim), آمُرُ (emrederim, emrediyorum), آخُذُ (alırım, alıyorum) şeklinde uzatılan tek hemze halinde söylenir.

    Fiili Muzari iki kısımdır:

    1)      Muzari Malum

    2)      Muzari Meçhul

    Muzari malum üç şekil üzere bulunur:

    1)      يَفْعُلُ kalıbında gelir. يَكْتُبُ gibi.

    2)      يَفْعِلُ kalıbında gelir. يَغْسِلُ gibi.

    3)      يَفْعَلُ kalıbında gelir. يَعْلَمُ gibi.

    Üç kalıbın birbirinden farkı yalnız üçüncü harfin harekesinden doğuyor. Yoksa birinci harf hepsinde üstün, ikinci harf hepsinde sakin, dördüncü harf hepsinde ötredir.

    Dikkat:

    Bir fiili muzari harekeli ise harekesine bakarak falan şekildedir, deriz. Fakat harekesi yoksa hangi şekilde okunacağını sözlüğe bakarız.

    MÜZARİ MALUM

    يَفْعُلُ kalıbında bulunan يَكْتُبُ muzari fiilin çekimi şöyledir:

    جَمْعٌ Çoğul

    تَثْنِيَةٌ İkil

    مُفْرَدٌ Tekil

    يَكْتُبُونَ

    يَكْتُبَانِ

    يَكْتُبُ

    مُذَكَّرٌ Eril

    غَائِبٌ

    يَكْتُبْنَ

    تَكْتُبَانِ

    تَكْتُبُ

    مُؤَنَّثٌ Dişil

    تَكْتُبُونَ

    تَكْتُبَانِ

    تَكْتُبُ

    مُذَكَّرٌ Eril

    مُخَاطَبٌ

    تَكْتُبْنَ

    تَكْتُبَانِ

    تَكْتُبِينَ

    مُؤَنَّثٌ Dişil

    نَكْتُبُ

    اَكْتُبُ

    مُتَكَلِّمٌ

    يَفْعِلُ kalıbında bulunan يَغْسِلُ muzari fiilin çekimi şöyledir:

    جَمْعٌ Çoğul

    تَثْنِيَةٌ İkil

    مُفْرَدٌ Tekil

    يَغْسِلُونَ

    يَغْسِلاَنِ

    يَغْسِلُ

    مُذَكَّرٌ Eril

    غَائِبٌ

    يَغْسِلْنَ

    تَغْسِلاَنِ

    تَغْسِلُ

    مُؤَنَّثٌ Dişil

    تَغْسِلُونَ

    تَغْسِلاَنِ

    تَغْسِلُ

    مُذَكَّرٌ Eril

    مُخَاطَبٌ

    تَغْسِلْنَ

    تَغْسِلاَنِ

    تَغْسِلِينَ

    مُؤَنَّثٌ Dişil

    نَغْسِلُ

    اَغْسِلُ

    مُتَكَلِّمٌ

    يَفْعَلُ kalıbında bulunan يَعْلَمُ muzari fiilin çekimi şöyledir:

    جَمْعٌ Çoğul

    تَثْنِيَةٌ İkil

    مُفْرَدٌ Tekil

    يَعْلَمُونَ

    يَعْلَمَانِ

    يَعْلَمُ

    مُذَكَّرٌ Eril

    غَائِبٌ

    يَعْلَمْنَ

    تَعْلَمَانِ

    تَعْلَمُ

    مُؤَنَّثٌ Dişil

    تَعْلَمُونَ

    تَعْلَمَانِ

    تَعْلَمُ

    مُذَكَّرٌ Eril

    مُخَاطَبٌ

    تَعْلَمْنَ

    تَعْلَمَانِ

    تَعْلَمِينَ

    مُؤَنَّثٌ Dişil

    نَعْلَمُ

    اَعْلَمُ

    مُتَكَلِّمٌ

    MÜZARİ MEÇHUL

    Müzari meçhul yalnız bir şekilde bulunur ki, o da يُفْعَلُ kalıbındadır.

    Şu halde;

    يَكْتُبُ muzari fiilin meçhulü يُكْتَبُ ,

    يَغْسِلُ muzari fiilin meçhulü يُغْسَلُ ,

    يَعْلَمُ muzari fiilin meçhulü يُعْلَمُ ,  kalıbından gelir.

    يُفْعَلُ kalıbında bulunan يُكْتَبُ muzari fiili meçhulün çekimi şöyledir:

    جَمْعٌ Çoğul

    تَثْنِيَةٌ İkil

    مُفْرَدٌ Tekil

    يُكْتَبُونَ

    يُكْتَبَانِ

    يُكْتَبُ

    مُذَكَّرٌ Eril

    غَائِبٌ

    يُكْتَبْنَ

    تُكْتَبَانِ

    تُكْتَبُ

    مُؤَنَّثٌ Dişil

    تُكْتَبُونَ

    تُكْتَبَانِ

    تُكْتَبُ

    مُذَكَّرٌ Eril

    مُخَاطَبٌ

    تُكْتَبْنَ

    تُكْتَبَانِ

    تُكْتَبِينَ

    مُؤَنَّثٌ Dişil

    نُكْتَبُ

    أُكْتَبُ

    مُتَكَلِّمٌ

    يُفْعَلُ kalıbında bulunan يُغْسَلُ muzari fiili meçhulün çekimi şöyledir:

    جَمْعٌ Çoğul

    تَثْنِيَةٌ İkil

    مُفْرَدٌ Tekil

    يُغْسَلُونَ

    يُغْسَلاَنِ

    يُغْسَلُ

    مُذَكَّرٌ Eril

    غَائِبٌ

    يُغْسَلْنَ

    تُغْسَلاَنِ

    تُغْسَلُ

    مُؤَنَّثٌ Dişil

    تُغْسَلُونَ

    تُغْسَلاَنِ

    تُغْسَلُ

    مُذَكَّرٌ Eril

    مُخَاطَبٌ

    تُغْسَلْنَ

    تُغْسَلاَنِ

    تُغْسَلِينَ

    مُؤَنَّثٌ Dişil

    نُغْسَلُ

    أُغْسَلُ

    مُتَكَلِّمٌ

    يُفْعَلُ kalıbında bulunan يُعْلَمُ muzari fiili meçhulün çekimi şöyledir:

    جَمْعٌ Çoğul

    تَثْنِيَةٌ İkil

    مُفْرَدٌ Tekil

    يُعْلَمُونَ

    يُعْلَمَانِ

    يُعْلَمُ

    مُذَكَّرٌ Eril

    غَائِبٌ

    يُعْلَمْنَ

    تُعْلَمَانِ

    تُعْلَمُ

    مُؤَنَّثٌ Dişil

    تُعْلَمُونَ

    تُعْلَمَانِ

    تُعْلَمُ

    مُذَكَّرٌ Eril

    مُخَاطَبٌ

    تُعْلَمْنَ

    تُعْلَمَانِ

    تُعْلَمِينَ

    مُؤَنَّثٌ Dişil

    نُعْلَمُ

    أُعْلَمُ

    مُتَكَلِّمٌ

    Dikkat:

    1-      Fiili muzariler –gerek malum ve gerekse meçhul olsunlar- Türkçeye “şimdiki zaman” veya “geniş zaman” ile tercüme edilirler. Eğer bir işe başlamışız da henüz bitmemiş ve devam ediyorsa “şimdiki zaman” ile, eğer görünürde başlanmış bir iş yoksa “geniş zaman” ile tercüme edilir. Örnek: يَكْتُبُ kelimesi “yazıyor” yahut “yazar”; يُكْتَبُ kelimesi de “yazılıyor” yahut “yazılır” şeklinde tercüme edilirler.

    2-      Fiili muzarinin başına “istikbal: gelecek edatı” denilen سَ , yahut سَوْفَ geçerse, Türkçeye “gelecek zaman” ile tercüme edilir. Örnek: سَيَكْتُبُ (yazacak), سَيُكْتَبُ (yazılacak);سَوْفَ يَكْتُبُ (yazacak), سَوْفَ يُكْتَبُ (yazılacak), gibi. Bu سَ ve سَوْفَ çekimde hiçbir değişiklik yapmadan fiili muzarinin her çekiminin başına geçebilir.

    3-      Fiili muzarinin başına لاَمٌ مَفْتُوحَةٌ (lamı meftuha – üstün lam) gelirse, Türkçeye “şimdiki zaman” ile tercüme edilir. Örnek: لَيَكْتُبُ (yazıyor), لَيُكْتَبُ (yazılıyor),gibi. Bu لَ harfi çekimde hiçbir değişiklik getirmeden fiili muzarinin her çekiminin başına geçebilir.

    NEFY-İ HAL (MUZARİİ MENFİ)

    Fiili muzarinin başına مَا geçerse (Nefyi hal) olup Türkçeye “şimdiki zamanın olumsuzu” ile tercüme edilir. Örnek: مَا يَكْتُبُ (yazmıyor), مَا يُكْتَبُ (yazılmıyor), gibi.

    Bu مَا çekimde hiçbir değişiklik yapmadan fiili muzarinin her sigasının başına geçebilir.

    NEFYİ İSTİKBAL NEFYİ MUZARİ

    Fiili muzarinin başına لاَ geçerse Sibeveyh’e göre (Nefyi İstikbal) olup Türkçeye “geniş zamanın olumsuzu” ile tercüme edilir.

    لاَ يَكْتُبُ (yazmaz), لاَ يُكْتَبُ (yazılmaz) gibi. Fakat İbni Malik’e göre (Nefyi Muzari) olup Türkçeye “geniş zamanın olumsuzu” veya “şimdiki zamanın olumsuzu” ile tercüme edilebilir.

    لاَ يَكْتُبُ (yazmaz veya yazmıyor); لاَ يُكْتَبُ (yazılmaz veya yazılmıyor) gibi. Bu لاَ çekimde hiçbir değişiklik yapmadan fiili muzarinin her çekiminin başına geçebilir.

    Cümle Örnekleri:

    ماَذاَ تَأْكُلُ فيِ الْفَطوُرِ ؟

    Kahvaltıda ne yersin?

    آكُلُ الْبَيْضَ.

    Yumurta yerim.

    وَ ماَذاَ تَشْرَبُ ؟  أَشْرَبُ اللَّبَنَ.

    (Peki) Ne içersin ? Süt içerim.

    ماَذاَ تَأْكُلُ فيِ الْعَشاَءِ ؟

    Akşam yemeğinde ne yersin?

    آكُلُ الْفاَكِهَةَ.

    Meyve yerim.

    ماَذاَ تَشْرَبُ ؟ أَشْرَبُ الْقَهْوَةَ.

    Ne içersin? Kahve içerim.

    أَخيِ يَشْرَبُ الْقَهْوَةَ داَئِماً.

    (Erkek) Kardeşim daima kahve içer.

    ماَذاَ تَرْسُمُ مَرْيَمُ ؟ تَرْسُمُ شَجَرَةً.

    Meryem ne resm(i) yapıyor? Bir ağaç resmi yapıyor.

    أَنْتِ تَرْسُميِنَ جَيِّداً.

    Sen iyi resim yapıyorsun.

    ماَذاَ تَأْكُليِنَ فيِ الْغَداَءِ ؟

    Öğle yemeğinde ne yersin?

    آكُلُ الدَّجاَجَ أَوِ السَّمَكَ.

    Tavuk veya balık yerim.

    وَماَذاَ تَشْرَبيِنَ ؟ أَشْرَبُ الشاَّىَ أَوِ() الْعَصيِرَ.

    (Peki) ne içersin? Çay veya meyve suyu içerim.

    اَلْمُديِرُ يَنْزِلُ مِنَ السَّياَّرَةِ.

    Müdür arabadan iniyor.

    هَلْ تَعْرِفُ هَذاَ الْوَلَدَ ؟ نَعَمْ ، أَعْرِفُهُ.

    Bu çocuğu tanıyor musun? Evet, onu tanıyorum.

    هَلْ تَعْرِفُ الْمُدَرِّسِينَ فِي الْمَدْرَسَةِ ؟

    Okuldaki öğretmenleri tanıyor musun?

    نَعَمْ ، أَعْرِفُهُمْ.

    Evet, onları tanıyorum.

    هَلْ تَعْرِفُ هَذهِ الْبِنْتَ ؟

    Bu kızı tanıyor musun?

    نَعَمْ ، أَعْرِفُهاَ . هِيَ فاَطِمَةُ.

    Evet, onu tanıyorum. O Fatıma’dır.

    لِمَنْ تَكْتُبُ الرَّساَئِلَ ؟

    Mektupları kimin için (kime) yazıyorsun ?

    أَكْتُبُ الرَّساَئِلَ لِعاَئِلَتيِ وَلِأَصْدِقاَئيِ.

    Mektupları ailem ve arkadaşlarım için yazıyorum.

    أَناَ اَكْتُبُ لِعاَئِلَتيِ فَقَطْ.

    Ben sadece ailem için yazıyorum.

    هَلْ تَعْرِفُ هَذِهِ الْمُدَرِّسَةَ ؟

    Bu öğretmeni tanıyor musun?

    نَعَمْ ، أَعْرِفُهاَ. هِيَ عاَئِشَةُ.

    Evet, onu tanıyorum. O Aişe’dir.

    مَتَى تَرْجِعُ مِنَ الرِّحْلَةِ ؟

    Geziden ne zaman dönüyorsun?

    سَعيِدٌ يَعْمَلُ الشاَّيَ فيِ الْمَطْبَخِ.

    Said mutfakta çay yapıyor.

    بِماَذاَ يَلْعَبُ التَّلاَميِذُ ؟ هُمْ يَلْعَبُونَ بِالْكُرَةِ.

    Öğrenciler ne ile oynuyor? Onlar top ile oynuyor.

    هِشاَمٌ يَذْهَبُ مَعَ واَلِدِهِ إِلَى السُّوقِ مَساَءً.

    Hişam babasıyla akşamleyin çarşıya gidiyor.

    هَلْ تَذْهَبُ أُخْتُكَ إِلَى مَدْرَسَتِهاَ مُبَكِّرَةً.

    Kızkardeşin okuluna erken mi gider?

    ماَذاَ يَفْعَلُونَ فيِ الْمَسْجِدِ ؟

    Mescidde ne yapıyorlar?

    هُمْ يَدْرُسوُنَ الْعَرَبِيَّةَ.

    Onlar Arapça tahsil ediyorlar.

    هُنَّ يَحْفَظْنَ الْقُرْآنَ.

    Onlar Kur’ân’ı ezberliyorlar.

    هُمْ يَشْرَبوُنَ الشاَّىَ.

    Onlar çay içiyorlar.

    هُنَّ يَرْكَبْنَ الْحاَفِلَةَ.

    Onlar otobüse biniyorlar.

    يَذْهَبُ عَبْدُ اللَّهِ إِلَى الْمَصْنَعِ غَداً.

    Abdullah yarın fabrikaya gidiyor.

    أَيْنَ يَجْلِسُ الْوَلَدُ وَ واَلِدُهُ ؟

    Çocuk ve babası nerede oturuyor?

    يَجْلِساَنِ فِي الْغُرْفَةِ.

    Odada oturuyorlar.

    لِماَذاَ  يَجْلِساَنِ فِي الْغُرْفَةِ ؟

    Niçin odada oturuyorlar?

    أَكْتُبُ الدَّرْسَ قَبْلَ النَّوْمِ

    Dersi uykudan önce yazıyorum.

    ماَذاَ يَفْعَلُ الطَّبِيبُ ؟

    Doktor ne yapıyor?

    هَلْ تَسْكُنُ وَحْدَكَ فِي الْغُرْفَةِ ؟

    Odada tek başına mı oturuyorsun?

    تَنْصَحُ الْمُعَلِّمَةُ التِّلْمِيذاَتِ.

    Öğretmen kız öğrencilere nasihat ediyor.

    تَشْكُرُ الْمُدِيرَةُ الطاَّلِبَتَيْنِ.

    Müdür iki öğrenciye teşekkür ediyor.

    إِنَّهُنَّ يَعْرِفْنَ الْخَبَرَ.

    Gerçekten onlar haberi biliyorlar.

    يَفْحَصُ الطَّبِيبُ الْوَلَدَ وَ يَسْأَلُهُ عَنْ مَرَضِهِ.

    Doktor çocuğu muayene ediyor ve hastalığı hakkında soruyor.

  • Mübteda Haber – İsim Cümlesi

     

    MÜBTEDÂ – HABER

    İsim cümlesinin, isimle başlayan ve isimden sonra bazen fiille devam eden cümlelere dendiğini daha önce görmüştük. İsim cümlesinin içinde bazen fiil yer almayabilir. Yani bu cümle sadece iki veya daha fazla isimden de oluşabilir.

    Nasıl fiil cümlesinin öğelerine fiil + fâil + mef’ûl deniyorsa isim cümlesinin öğelerine de mübtedâ + haber denir.

    Mübtedâ genellikle cümlenin başında bulunur. Özel isim ya da zamir, işaret sıfatı v.b. gibi mebnî (harekesi değişmeyen) kelime değilse başına اَلْ  takısı alır. Son harfinin harekesi de elif ve yâ (ا ى) gibi illetli harf değilse ötre olur.

    جَيِّدٌ.

    اَلْقَلَمُ

    Kalem iyidir.

    جَمِيلٌ.

    اَلْوَلَدُ

    Çocuk güzeldir.

    Haber

    Mübtedâ

     

    Haber

    Mübtedâ

     
                 

    Haber kendisiyle hüküm verilen cümle parçasıdır. Tercüme olarak “..dir, ..dır, ..tür, ..tur” takısı verilir. “..güzeldir, küçüktür” gibi. Bundan dolayı “Küllü dırdırın; haber” tabiri; cümlede her …dir veya …dırla biten kelimenin haber olduğuna işaret eder.

    Örnek cümlede görüldüğü gibi mübtedâ marife, haber nekre olur. Mübtedâ ile haber arasında müzekkerlik-müenneslik, teklik-ikilik-çokluk bakımından uyum vardır. Yani mübtedâ müzekkerse haber de müzekker olur. Mübtedâ müennes ise haber de son harfin harekesini üstün yapıp yanına kapalı tâ (tâ-i merbuta ة) getirilmek suretiyle müennes yapılır. Mübtedâ tesniye ya da cemi ise haber de kaide gereği tesniye veya cemi yapılır. Örnekler:

    اَلْقَلَمُ طَويِلٌ.

    Kalem uzundur.

    اَلصُّورَةُ قَبيِحَةٌ.

    Resim çirkindir.

    اَلْبَيْتُ كَبيِرٌ.

    Ev büyüktür.

    اَلْبَيْتاَنِ كَبيِراَنِ.

    İki ev büyüktür[1].

    اَلْمُدَرِّسُ غاَئِبٌ.

    Öğretmen gâibtir (yoktur).

    اَلْمُدَرِّسُونَ غاَئِبُونَ.

    Öğretmenler yoktur[2].

    اَلصَّفُّ واَسِعٌ.

    Sınıf geniştir.

    اَلسَّياَّرَةُ جَديِدَةٌ.

    Araba yenidir.

           Özel isimler, zaten belirli oldukları için başlarına harf-i tarif almazlar. Allah kelimesi de özel isim olduğu için başına  ayrıca ( اَلْ)     takısı almaz.

    اَللَّهُ واَحِدٌ.

    Allah birdir.

    أَحْمَدُ مُدَرِّسٌ.

    Ahmet öğretmendir.

    فاَطِمَةُ مُدَرِّسَةٌ.

    Fatıma öğretmendir.

    زَيْنَبُ جَمِيلَةٌ.

    Zeynep güzeldir.

    خاَلِدٌ نَشِيطٌ.

    Halit çalışkandır.

    Zamirler ismin yerini tutan kelimelerdir. Mübtedâ oldukları takdirde özel isme işaret ettikleri için başlarına اَلْ takısı  almazlar. Mebnî olmaları dolayısıyla da son harflerinin harekesi değişmez. Mahallen merfû (ötre) olur.

    شَاعِرٌ.

    أَنَا

    Ben şairim.

    Haber

    Mübtedâ

     

    هِيَ عاَئِلَةٌ.

    O bir ailedir.

    هُوَ صاَدِقٌ وَ أَميِنٌ.

    O doğru ve emindir.

    أَنْتِ  مُمَرِّضَةٌ.

    Sen hemşiresin.

    هُوَ مُحَمَّدٌ.

    O Muhammed’dir.

    Aynı şekilde sonuna tenvin almayan (gayr-i munsarif) özel isimler, haber diye sonu ötre tenvin yapılmaz.

    هِيَ فاَطِمَةُ.

    O Fâtıma’dır.

    *Mübtedâ bu cümlelerde görüldüğü üzere munfasıl (ayrı) zamir halinde geldiği gibi, isimle birleşmiş muttasıl zamirli bir kelimeyle de gelebilir. Görüldüğü gibi mübtedâ marife olarak gelmektedir. Başında harf-i tarif olmadığı halde zamirler ve işaret isimleri belli bir varlığa delalet ettikleri için marifedirler. Sonuna zamir birleşmiş isimler de zaten marife olduklarından başlarına harf-i tarif (اَلْ) almazlar:

    قَلَمُهاَ صَغِيرٌ.

    (Onun) kalemi küçüktür.

    بَيْتُناَ جَمِيلٌ.

    Evimiz güzeldir.

    واَلِدُهُ كَرِيمٌ.

    (Onun) babası cömerttir.

    أُمُّكِ جَمِيلَةٌ.

    Annen güzeldir.

    حَدِيقَتُهُمْ واَسِعَةٌ

    Bahçeleri geniştir.

    Sonuna muttasıl zamir alan isimler aynı şekilde haber diye ötre tenvin değil, sadece ötre hareke alırlar:

    هَذِهِ صَديِقَتُكِ.

    Bu senin arkadaşındır.

    هَذِهِ صَديِقَتُهاَ.

    Bu onun arkadaşıdır.

    صَدِيقَتُكَ جَمِيلَةٌ.

    Arkadaşın güzeldir.

    Not:

    اَلْوَلَدُ رَكِبَ الْحِصاَنَ.    Çocuk ata bindi.

                                                Haber       Mübtedâ

    Bu cümlede de görüldüğü gibi; isim başa geldiğinden cümle; isim cümlesidir. İsim cümlesi olduğu için artık öğelerini fâil-fiil-mef’ûl şeklinde değil, mübtedâ-haber şeklinde söyleriz. Cümlenin öznesi mübtedâdır ve haberi de bir fiil cümlesidir.

    Akıldan çıkarılmaması gereken husus; isim cümlesinin öğeleriyle fiil cümlesinin öğelerini birbirine karıştırmamaktır. Meseleyi özetleyecek olursak cümleler şu kelime parçalarından oluşur:

    İsim Cümlesi:

    Mübtedâ+ Haber       اَلْوَلَدُ رَكِبَ الْحِصاَنَ.          →  Çocuk ata bindi.

                                           Haber         Mübtedâ

    Fiil Cümlesi:

    Fiil+ Fâil+ Mef’ûl         الْوَلَدُ  الْحِصاَنَ. رَكِبَ        →  Çocuk ata bindi.

                                         Meful      Fâil    Fiil

    Gramerde her cansız çoğul tek bir müennes hükmündedir.  Yani cansız varlıklar ya da hayvanlarda, kelimenin müfredi müzekker olsa bile çoğul yapıldığında tek bir müennese uygulanan kaide uygulanır. Örnekler:

    كِتاَبٌ    kitap (müfredi müzekker) كُتُبٌ           kitaplar
    زَهْرَةٌ     çiçek  (müfredi müennes) زُهُورٌ           çiçekler
     

    اَلْكُتُبُ كَثِيرَةٌ.

    Kitaplar çoktur.  
     

    اَلزُّهُورُ جَمِيلَةٌ.

    Çiçekler güzeldir.  
     

    اَلْأَقْلاَمُ طَوِيلَةٌ.

    Kalemler uzundur.  
     

    اَلسَّياَّراَتُ سَرِيعَةٌ.

    Arabalar hızlıdır.  
             

     

    Haberin Cümle Oluşu

    Haber bazen tek bir kelimeden (müfred  isim) oluştuğu gibi, bazen cümleden, bazen de harf-i cerli ya da zarflı cümle parçasından (şibh-i cümle) oluşabilir.

    a) Müfred Haber: Şimdiye kadar gördüğümüz cümlelerde olduğu gibi haber; sonu illetli olmayan müfred (tekil) bir isimden oluştuğu takdirde son harfi ötre tenvinlidir:

    خاَلِدٌ طاَلِبٌ.
    Halit öğrencidir.
    خَديِجَةُ مُجْتَهِدَةٌ.
    Hatice çalışkandır.

    b) Cümle olan Haber: Aşağıdaki örneklerde görüldüğü gibi mübtedâdan sonra gelen kısım başlı başına bir cümledir[3].

    اَلْوَلَدُ رَكِبَ الْحِصاَنَ.

    Çocuk ata bindi.

    اَلْأَوْلاَدُ ذَهَبُوا.

    Çocuklar gittiler.

    اَلنِّساَءُ ذَهَبْنَ.

    Kadınlar gittiler.

    c) Şibh-i Cümle olan Haber: Şibh-i cümle; cümle benzeri demektir. Harf-i cerle (yanındaki kelime olan) mecrûrundan, zarfla yanındaki kelimeden oluşan cümle parçasına tam bir cümle olmadıkları için şibh-i cümle (cümle benzeri) denir.

    1) (Şibh-i cümle) Zarf olan haber:

    اَلْغَيْبُ عِنْدَ اللَّهِ.

    Gayb Allah’ın yanındadır.

    حَقيِبَتُهُ تَحْتَ السَّياَّرَةِ.

    Çantası arabanın altındadır.

    حَقيِبَتُهُ عِنْدَ السَّياَّرَةِ.

    Çantası arabanın yanındadır.

    2) (Şibh-i cümle) Câr-mecrûr olan haber:

    هَذِهِ النَّظاَّرَةُ لِواَلِدَتِكِ.

    Bu gözlük annenindir.

    هَذاَ الْقَلَمُ لِواَلِدِهاَ.

    Bu kalem onun (müe) babasınındır.
    خَديِجَةُ فيِ الْحَديِقَةِ.
    Hatice bahçededir.

    اَلْمُؤْمِنُ فِي الْجَنَّةِ.

    Mü’min cennettedir.

    Örneklerde görüldüğü gibi haberi şibh-i cümle olan cümlelerde mübtedâ ile haber arasında müzekkerlik müenneslik vs. uyum aranmaz.

     * (هَذاَ –  هَذِهِ) işaret isimleri marife kelimenin yanında mübtedâyı işaret etmektedir ve cümleye herhangi bir etkisi yoktur. Ancak nekre kelimenin önünde gelirse tıpkı zamirde olduğu gibi kendileri mübtedâ, nekre isim ise haber olur:

    هَذاَ         تِلْمِيذٌ.

    Bu öğrencidir.
                                       Haber     Mübtedâ

    هَذاَ التِّلْمِيذُ     نَشِيطٌ.

    Bu öğrenci çalışkandır.
                                  Haber         Mübtedâ

    هَذِهِ الساَّعَةُ    لِواَلِدِي.

    Bu saat babamındır.
                                Haber          Mübtedâ

    هَذِهِ الساَّعَةُ    لَهُ.

    Bu saat onundur.
                                     Haber     Mübtedâ

    هَذِهِ لَهُ.

    Bu onundur.
                                                         Haber Mübtedâ (mahallen merfû)

    *Arapça’da haber edatı yoktur. Tercümede biz onu gerektiği şekilde ilave ederiz.

    أَناَ أَناَ.

    Ben benim.

    أَنْتَ أَنْتَ.

    Sen sensin.

    هُوَ هُوَ.

    O odur.

     

     

    Not: Başta gelen soru edatları genellikle haberdir:

    كَيْفَ أَنْتَ ؟

    Nasılsın ?

    مَنْ أَنْتَ ؟

    Sen kimsin?

    مَتَى الِامْتِحاَنُ ؟

    İmtihan ne zaman?  

    Bu cümlelerde (كَيْفَ)( مَنْ) ve (مَتَى) haber olup soru edatı olduğundan başa geçmesi zorunludur[4]. Sonra gelen kelimeler de mübtedâdır.

    Genel Cümle Örnekleri:

     

    هَذِهِ تِلْمِيذَةٌ.

    Bu öğrencidir (müe).
     

    هَذِهِ التِّلْمِيذَةُ نَشِيطَةٌ.

    Bu öğrenci çalışkandır (müe).
     

    هَذاَ الْمَكاَنُ هاَدِئٌ.

    Bu mekan sakindir.
     

    هَذِهِ مُنَظَّمَةٌ.

    Bu düzenlidir.
     

    هَذِهِ الْمَدْرَسَةُ مُنَظَّمَةٌ.

    Bu okul düzenlidir.
     

    هَذِهِ الصَّدِيقَةُ مُخْلِصَةٌ.

    Bu arkadaş ihlaslıdır.

    صَدِيقَتُكَ مُخْلِصَةٌ.

    Arkadaşın ihlaslıdır (müe).

    صَدِيقُكَ مُخْلِصٌ.

    Arkadaşın ihlaslıdır (müz).

    اَلْبِنْتُ دَخَلَتِ الْحَديِقَةَ.

    Kız bahçeye girdi.

    اَلْمُدَرِّسُ دَخَلَ الْفَصْلَ.

    Öğretmen sınıfa girdi.

    اَلْمُدَرِّسَةُ ماَ قَرَأَتِ الْقِصَّةَ.

    Öğretmen hikayeyi okumadı.

    هَذِهِ الساَّعَةُ لِواَلِدَتيِ.

    Bu saat annemindir.

    هَذِهِ الساَّعَةُ لَهاَ.

    Bu saat onundur.

    هَذِهِ  لَهاَ.

    Bu onundur.
     

    أَحْمَدُ فَقِيرٌ.

    Ahmet fakirdir.

    سَياَّرَتُكَ جَديِدَةٌ.

    Araban yenidir.
     

    مَلْعَبُناَ واَسِعٌ.

    Oyun sahamız geniştir.

    اَلشَّرِكَةُ مَشْهوُرَةٌ.

    Şirket meşhurdur.
     

    اَلزِّحاَمُ شَدِيدٌ.

    Kalabalık şiddetlidir.

    اَلْحَياَةُ سَعِيدَةٌ.

    Hayat mutludur.
     

    اَلْمَعْرِضُ مُسْتَمِرٌّ.

    Sergi devamlıdır.

    اَلسَّياَّرَةُ سَرِيعَةٌ.

    Araba hızlıdır.
     

    اَلْجَوُّ حاَرٌّ.

    Hava sıcaktır.

    اَلْحَدِيقَةُ جَمِيلَةٌ.

    Bahçe güzeldir.
     

    اَلْواَجِبُ ضَرُورِيٌّ.

    Ödev zaruridir.

    اَلْأُمُّ كَالْمَدْرَسَةِ.

    Anne okul gibidir.
     

    اَلْأُسْتاَذُ غاَئِبٌ.

    Hoca gâibtir (yoktur).

    اَلطاَّئِرَةُ سَرِيعَةٌ.

    Uçak hızlıdır.
     

    سَعيِدٌ فَقيِرٌ.

    Said fakirdir.

    أُخْتيِ نَشِيطَةٌ.

    Kızkardeşim çalışkandır.
     
    اَلْمُدَرِّسُ جَديِدٌ.

    Öğretmen yenidir.

    اَلْمُدَرِّسَةُ جَديِدَةٌ.
    (Bayan) Öğretmen yenidir.
     

    اَلْإِسْلاَمُ دِينِي.

    İslâm dinimdir.

    مَدْرَسَتُناَ قَريِبَةٌ.

    Okulumuz yakındır.
     

    اَلْكِتاَبُ مُفيِدٌ.

    Kitap faydalıdır.

    حَدِيقَتُكُمْ جَمِيلَةٌ.

    Bahçeniz güzeldir.
     
    اَلطاَّلِبُ مُجْتَهِدٌ.

    Öğrenci çalışkandır.

    اَلْبِنْتُ صَغيِرَةٌ.
    Kız küçüktür.
     

    اَلْجَوُّ لَطِيفٌ.

    Hava hoştur, güzeldir.

    سَياَّرَتُهاَ جَديِدَةٌ.

    Arabası yenidir.
     

    اَلْمَوْزُ لَذيِذٌ.

    Muz lezzetlidir.

    حَدِيقَتُهُنَّ جَمِيلَةٌ.

    Bahçeleri güzeldir.
     
    اَلْوَلَدُ صاَدِقٌ.

    Çocuk doğrudur.

    اَلطاَّئِرَةُ مُتَأَخِّرَةٌ.

    Uçak gecikmiştir.
     

    هَذاَ هُوَ.

    Bu, odur.

    هَذِهِ هِيَ.

    Bu, odur.
     
    صَديِقيِ مُخْلِصٌ.
    Arkadaşım ihlaslıdır.
    صَديِقَتِي مُخْلِصَةٌ.
    Arkadaşım ihlaslıdır.
     

    مُحَمَّدٌ نَشِيطٌ.

    Muhammed çalışkandır.

    زَيْنَبُ نَشِيطَةٌ.

    Zeyneb çalışkandır.
     
    اَلتَّاجِرُ كَرِيمٌ.

    Tacir cömerttir.

     

     
                       

     

    KONULARLA İLGİLİ AYETLER

    الْأُولَى.

    مِنَ

    لَكَ

    خَيْرٌ

    لَلْآخِرَةُ

    1- وَ

     

    Mecrûr (isim)

    Harfu cer

    Câr- mecrûr

    Haber

    Mübtedâ

    Harfu Atıf

     

     

     

     

    (لَ) Lâmü’l-ibtidâ[5]

     
                       

    (93/DUHÂ, 4) Gerçekten ahiret senin için birinciden (dünyadan) hayırlıdır.

     

    اَلْآخِرَةُ

    ahiret

    خَيْرٌ

    hayırlı, iyi, daha iyi

    لَ..

    gerçekten (Te’kîd lâmı)  

    الْأُولَى

    ilk, birinci[6].  

    2- فَأُمُّهُ هاَوِيَةٌ.

     
    (101/KARİA, 9) Onun anası (barınağı, sığınağı) hâviyedir (içi ateşle dolu uçurumdur).  

    اَلْهاَوِيَةُ

    içi ateşle dolu uçurum, çok derin çukur

    اَلْأُمُّ

    anne

     

    3- اَلشَّمْسُ وَ الْقَمَرُ بِحُسْباَنٍ.

     
    (55/RAHMÂN, 5) Güneş ve ay bir hesabladır (hesaba göredir).  

    اَلشَّمْسُ

    güneş

    الْقَمَرُ

    ay  

    حُسْباَنٌ

    saymak /azab, bela /hesap, güneş ve ayın belli bir hesaba göre hareket etmesi  

    4-… واللَّهُ غَفُورٌ رَحِيمٌ.

     
    (9/TEVBE, 27) Allah gafûrdur (bağışlayandır),  rahimdir (merhametli ve esirgeyendir).  

    غَفُورٌ

    çok bağışlayan (1. Haber)

    رَحِيمٌ

    çok merhametli, çok esirgeyen (2. Haber)  

     

     

     

       
    النَّهاَرِ[7]. وَ بِاللَّيْلِ مَناَمُكُمْ آياتِهِ مِنْ

    5- وَ

     

    Ma’tûf

    Harfu Atıf

    câr-mecrûr

    Mübtedâ muahhar

    mecrûr

    câr

    Harfu Atıf

     

     

     

    Ma’tûfun aleyh

     

    Haber mukaddem

                               

    (30/RUM, 23) Gecede ve gündüzde uyumanız  O’nun (varlığının) delillerindendir (ayetlerindendir)[8]. 

     

    مَناَمٌ

    uyku, uyumak [burada; (وَمِنْ آياتِهِ) manayı vurgulamak için öne geçmiş haber (haber mukaddem),  (مَناَمُكُمْ) de sonraya kalan mübtedâdır (mübtedâ muahhar)].

    Ayrıca atıf harfi olan (وَ) dan sonra gelen isim ma’tûftur. Kendinden önceki  harf-i cerin hükmü atıf vâvıyla (النَّهاَرِ) kelimesini de esre yapmıştır.

     

    6- وَالْعَصْرِ .  إِنَّ الْإِنْساَنَ لَفِي خُسْرٍ.

     
    (103/ASR, 1-2) Zamana (ya da ikindi vaktine) yemin olsun ki, hakikaten insan ziyandadır .  

    وَ

    …a yemin olsun ki, (وَ Yemin ifade ettiği takdirde kasem vâvıdır ve kendinden sonraki ismi esre yapar. Yemin ifade etmediği takdirde “ve” anlamındadır. Atıf vâvından sonraki isim de esreli olabildiği için (ör. وَالنَّهاَرِ) yemin vâvını diğerlerinden ayıran esre değil, yemin anlamıdır. Kasem (yemin) harfi olan vavdan sonra gelen isim daima mecrûrdur.)  

    إِنَّ

    gerçekten, hakikaten.

    İsmin önüne gelir ve sonunu üstün yapar. Sonuna mebni muttasıl zamirler birleşebilir: إِنَّهُ (gerçekten o),   إِنَّهُماَ (gerçekten o ikisi), إِنَّهُمْ (gerçekten onlar)…

     

    لَ

    te’kîd lâmı, manayı pekiştirmeye yarar, harekeye tesiri yoktur  

    اَلْخُسْرُ

    zarar, ziyan  

    7- قاَلُوا طاَئِرُكُمْ مَعَكُمْ …

     
    (36/YÂSÎN, 19) (Elçiler şöyle) dediler: Sizin uğursuzluğunuz sizinle beraberdir.  

    طاَئِرٌ

    uğursuzluk

    قاَلَ (قاَلَ – قاَلاَ – قاَلُوا \ قاَلَتْ – قاَلَتاَ ..)

    dedi, söyledi  
    (قاَلَ) den sonra iki nokta üst üste (:) varmış gibi kabul edilir ve ondan sonra gelen ibareye mekûlü’l-kavl denip yeni bir cümle olarak işlem görür. Örneğin burada (طاَئِرُكُمْ) mef’ûl ya da fâil değil mübtedâdır, (مَعَكُمْ) de haberdir.  

    8- وَماَ أَنْزَلْناَ عَلَى قَوْمِهِ مِنْ بَعْدِهِ مِنْ جُنْدٍ مِنَ السَّماَءِ …

     
    (36/YÂSÎN, 28) Biz ondan sonra onun kavminin üzerine gökten bir ordu indirmedik.  

    أَنْزَلَ

    indirdi

    مِنْ بَعْدِهِ

    ondan sonra  

    جُنْدٌ

    ordu

    قَوْمٌ

    kavim, topluluk, millet  

    9- إِناَّ جَعَلْناَ فِي أَعْناَقِهِمْ أَغْلاَلاً فَهِيَ إِلَى الْأَذْقاَنِ.

     
    (36/YÂSÎN, 8) Biz onların boyunlarında bağlar yaptık ve o (halka)lar çeneleri(n)e (kadar dayanmaktadır).  

    إِناَّ

    gerçekten biz

    جَعَلَ

    kıldı, yaptı, yarattı  

    اَلْأَعْناَقُ

    boyunlar

    اَلْأَذْقاَنُ

    çeneler  

    اَلْأَغْلاَلُ

    halkalar, bağlar

     

     

     

    10- خَلَقَ الْإِنْساَنَ مِنْ صَلْصاَلٍ كَالْفَخاَّرِ وَ خَلَقَ الْجاَنَّ مِنْ ماَرِجٍ مِنْ ناَرٍ.

     
    (55/RAHMÂN, 14, 15) İnsanı (başlangıçta) pişmiş çamur gibi bir kuru çamurdan yarattı ve cinleri ateşten dumansız bir alevden yarattı.  

    صَلْصاَلٌ

    (kuruluğundan dolayı kendisine vurulduğunda ses çıkaran) kuru çamur  

    كَ

    gibi (harf-i cer)

    الْماَرِجُ

    parlak alev, dumansız alev  

    اَلْفَخاَّرُ

    pişmiş çamur; tuğla ve kiremit cinsinden bir madde

    اَلْجاَنُّ

    cinler  

    11- خَلَقْتَنِي مِنْ ناَرٍ وَ خَلَقْتَهُ مِنْ طِينٍ.

     
    (7/A’RÂF, 12) (Şeytan Allah’a şöyle dedi:) Beni ateşten yarattın onu çamurdan yarattın…  
     

    اَلطِّينُ

    çamur

    خَلَقَ

    yarattı
     

    12- … عَلَّمَ آدَمَ الْأَسْماَءَ كُلَّهاَ ثُمَّ عَرَضَهُمْ عَلَى الْمَلاَئِكَةِ …

      (2/BAKARA, 31) (Allah) Adem’e bütün isimleri öğretti sonra onları meleklere gösterdi..
     

    عَلَّمَ

    öğretti

    الْأَسْماَءُ

    isimler
     

    كُلَّهاَ

    bütün, her (mübteda vs. olmayıp burada olduğu gibi te’kit yani pekiştirme görevi yaptığı zaman kendinden önceki ismin harekesine tâbi olur. Sonundaki zamir kendinden önceki isme aittir.)
     

    ثُمَّ

    sonra

    الْمَلاَئِكَةُ

    melekler

    عَرَضَ

    gösterdi, arzetti
     

    13-… ياَ آدَمُ إِنَّ هَذاَ عَدُوٌّ لَكَ وَلِزَوْجِكَ …

      (20/TÂHÂ, 117) (Allah Adem’e şöyle dedi:) Ey Adem! Muhakkak ki bu (şeytan) senin ve eşinin düşmanıdır.
     

    عَدُوٌّ

    düşman

    هَذاَ

    bu

    اَلزَّوْجُ

    eş, zevc
     

    14- وَ قاَسَمَهُماَ إِنِّي لَكُماَ لَمِنَ الناَّصِحِينَ.

      (7/A’RÂF, 21) Ve (şeytan) o ikisine “Gerçekten ben ikiniz için nasihat edenlerdenim” diye yemin etti.
     

    قاَسَمَ

    (Mâzî fiil) yemin etti

    اَلناَّصِحُ

    nasihat eden, öğüt veren
     

    اَلناَّصِحِينَ

    nasihat edenler, öğüt verenler
     

    إِنِّي

     gerçekten ben (إِنَّ) ye mütekellim yâ’sı birleşince (إِنِّي) olur.
     

    15- قاَلاَ رَبَّناَ ظَلَمْناَ أَنْفُسَناَ.

       (7/A’RÂF, 23) (Adem ile eşi) dediler ki: “Ey Rabbimiz! Biz kendimize zulmettik”.
     

    ظَلَمَ

    zulmetti, haksızlık etti

     

     

     

    اَلنَّفْسُ ج اَلْأَنْفُسُ

    zat, şahıs, kendi. (ج) işareti  kelimenin cemisine (çoğuluna) işaret eder.
     

    16- قاَلَ قَدْ وَقَعَ عَلَيْكُمْ مِنْ رَبِّكُمْ رِجْسٌ وَ غَضَبٌ.

      (7/A’RÂF, 71) (Hûd) dedi ki: “Üzerinize Rabbinizden bir azab ve öfke vaki oldu”.
     

    وَقَعَ

    vâki oldu, ortaya çıktı, ait oldu /düştü
     

    رِجْسٌ

    azab, ceza, (hissi olsun , manevi olsun, umûmî manada) pislik
     

    غَضَبٌ

    kızmak, hiddet göstermek, öfkelenmek (Allah hakkında: rıza göstermemek, cezalandırmak istemek)
     

    17- قَدْ جاَءَتْكُمْ بَيِّنَةٌ مِنْ رَبِّكُمْ…

      (7/A’RÂF, 73) Size Rabbinizden açık bir delil gelmiştir.
     

    بَيِّنَةٌ

    açık, apaçık delil

    جاَءَ

    geldi
     

    18- وَماَ وَجَدْناَ لِأَكْثَرِهِمْ مِنْ عَهْدٍ…

      (7/A’RÂF, 102) Onların çoğunda sözünde durmadan (birşey) bulmadık.
     

    وَجَدَ

    buldu, rastladı, karşılaştı

     

     

     

    أَكْثَرُ

    ekseriyet, çoğunluk

    عَهْدٌ

    ahd, anlaşma, sözünde durmak  
     

    19- وَ لَقَدْ ذَرَأْناَ لِجَهَنَّمَ كَثِيراً مِنَ الْجِنِّ وَ الْاِنْسِ.

      (7/A’RÂF, 179) And olsun ki, cinlerden ve insanlardan bir çoğunu cehennem için yarattık.
     

    ذَرَأَ

    yarattı, yoktan var edip etrafa dağıtarak çoğalttı.
     

    لِجَهَنَّمَ

    Cehennem için. (جَهَنَّمَ) kelimesi gayr-i munsariftir (yani esre ve tenvin almayan, sonuna esre yerine fetha alan kelimelerden biridir).

     

    Ek anlatım: İsim cümlesi / Mübteda – Haber

    Cümle iki çeşittir: İsim cümlesi ve fiil cümlesi. Türkçede cümle çeşidini belirlemek için yüklemine bakarız. Yüklem isim ise isim cümlesi; yüklem fiil ise fiil cümlesi olur. Mesela: “Ahmet sınıfa girdi.” cümlesinde yüklem “girdi” kelimesidir ve bu bir fiildir. Bu sebeple, “Ahmet sınıfa girdi.” cümlesi bir fiil cümlesidir. “Bugün hava güzel.” cümlesinde ise yüklem olan “güzel” kelimesi isimdir. Bu sebeple, “Bugün hava güzel.” cümlesi bir isim cümlesi olmuş olur.

    Arapçada ise cümlenin isim cümlesi mi yoksa fiil cümlesi mi olduğunu anlamak için cümlenin ilk kelimesine bakılır. İlk kelimesi fiil ise fiil cümlesi olur. Eğer ilk kelimesi isim cinsinden bir kelime olursa isim cümlesi olur. Başka bir deyişle, isimle başlayan cümlelere isim cümlesi, fiil ile başlayan cümlelere de fiil cümlesi denir:

    Mesela:   دَخَلَ أَحْمَدُ الصَّفَّ “Ahmed sınıfa girdi.” cümlesinde ilk kelime olan دَخَلَ   fiildir. Bu sebeple bu cümle fiil cümlesi olarak kabul edilir.  “Ali çalışkandır” manasındaki عَلِىٌّ مُجْتَهِدٌ   cümlesinde ise ilk kelime عَلِىٌّ   dur ve bu bir isimdir. Dolayısıyla bu cümle de bir isim cümlesi olur.

    İsim cümlesinin 2 temel ögesi vardır: Mübteda ve haber. Mübteda, cümlenin öznesidir. Genellikle isim cümlesinin başında bulunur ve ref durumunda gelir. Haber ise cümlenin yüklemidir ve mübtedadan sonra gelir. Haber, mübteda hakkında bilgi veren ögedir.

    Haberin özelliklerini maddeler halinde görelim:

    1- Haber tek bir kelime olarak, harf-i cerin mecruru bulunan bir isim olarak ve zarf olarak gelebileceği gibi cümle olarak da gelebilir.

    2- Haber, mübteda gibi ref durumunda gelir. Ancak harf-i cerli isim, zarf ve cümle olarak geldiğinde ref alameti açıkça görülmez. Ref alametini açıkça göremediğimiz için, “yer itibariyle merfu” anlamında “mahallen merfu” ifadesini kullanırız.

    3- Mübteda gayr-i âkıl cem’i olduğunda, yani akıl sahibi olmayan varlıkların cemisi olduğunda haber müfred-müennes olarak gelir.

    4- Haberin cümledeki yeri de şöyledir: Haber tek bir kelime olduğunda şu kaideler geçerlidir:

    A- Mübteda önce, haber sonra gelir.

    B- Mübteda marife, haber nekra olur.

    C- Haber mübtedaya cinsiyet, sayı ve irab açısından uyar.

    5- Haber, harf-i cerin mecruru olan bir isim veya zarf olduğunda haber mübtedadan önce gelebilir. Bu durumda mübteda nekra olur. Cümle Türkçeye, “Bir yerde bir kimse veya bir şey var.” şeklinde tercüme edilir.

    6- Haber bir fiil cümlesi olabilir. Bu durumda mübteda mutlaka başta gelir ve marife olur. Haber konumunda olan fiil ise cinsiyet ve sayı bakımından mübtedaya uyar.

    7- Haber isim cümlesi olarak da gelebilir.

  • Arapça Gün Ay Ve Mevsim Adları

     

    Gün Ay ve Mevsim adları:

    1-Gün Adları:

    يَوْمُ الِاثْنَيْنِ

    Pazartesi

    يَوْمُ الْجُمْعَةِ

    Cuma

    يَوْمُ الثُّلاَثاَءِ

    Salı

    يَوْمُ السَّبْتِ

    Cumartesi

    يَوْمُ الْأَرْبِعاَءِ

    Çarşamba

    يَوْمُ الْأَحَدِ

    Pazar

    يَوْمُ الْخَمِيسِ

    Perşembe

     

     

                (يَوْم) kelimesi genelde kullanılmaz:

    اَلِاثْنَيْنِ

    Pazartesi

    اَلثُّلاَثاَءُ

    Salı

    اَلْجُمُعَةُ

    Cuma

    2-Ay Adları:

    a-Milâdî yılın aylarının adları: İki türlü ifade edilebilir:

    يَناَيِر

    Ocak

    كاَنُونُ الثاَّنِي

    1. ay

    فَبْراَيِر

    Şubat

    شُباَط

    2. ay

    ماَرْس

    Mart

    آذاَر

    3. ay

    أَبْرِيل

    Nisan

    نِيساَن

    4. ay

    ماَيُو (ماَيِس)

    Mayıs

    أَياَّر

    5. ay

    يُونْيُو ( يُونِيَه)

    Haziran

    حَزِيرَان

    6. ay

    يُولْيُو (يُولِيَه)

    Temmuz

    تَمُّوز

    7. ay

    أَغُسْطُس

    Ağustos

    آب

    8. ay

    سَبْتَمْبِر

    Eylül

    أَيْلُول

    9. ay

    أُكْتُوبِر

    Ekim

    تِشْرِينُ الْأَوَّلُ

    10. ay

    نُوفِمْبِر

    Kasım

    تِشْرِينُ الثَّانِي

    11. ay

    دِيسِمْبِر

    Aralık

    كاَنُونُ الْأَوَّلُ

    12. ay

    b- Hicrî Yılın Aylarının Adları:

     (اَلْمُحَرَّمُ الْحَراَم)

    اَلْمُحَرَّمُ

    1. ay

    (صَفَرُ الْخَيْرِ)

    صَفَرٌ

    2. ay

    (رَبِيعٌ الْأَوَّلُ)

    رَبِيعُ الْأَوَّلِ

    3. ay

    (رَبِيعٌ الْآخِرُ)

    رَبِيعُ الْآخِرِ

    4. ay

     

    جُماَدَى الْأُولَى

    5. ay

     

    جُماَدَى الْآخِرَةِ

    6. ay

    (رَجَبٌ أَوْ رَجَبٌ الْفَرْدُ)

    رَجَبٌ

    7. ay

    (شَعْباَنُ الْمُعَظَّمُ)

    شَعْباَنُ

    8. ay

    (رَمَضاَنُ الْمُكَرَّمُ)

    رَمَضاَنُ

    9. ay

     

    شَوَّالٌ

    10. ay

     

    ذُو الْقَعْدَةِ

    11. ay

     

    ذُو الْحِجَّةِ

    12. ay

    Not: Ay adları genellikle شَهْر (ay) kelimesiyle tamlama halinde kullanılır:

    شَهْرُ ذِي الْقَعْدَةِ

    Zü’l-Ka’de ayı

    شَهْرُ رَمَضاَنَ

    Ramazan ayı

    Mevsimlerin Adları:

    فَصْلُ الرَّبِيعِ

    اَلرَّبِيعُ

    İlkbahar (mevsimi)

    فَصْلُ الصَّيْفِ

    اَلصَّيْفُ

    Yaz (mevsimi)

    فَصْلُ الْخَرِيفِ

    اَلْخَرِيفُ

    Sonbahar (mevsimi)

    فَصْلُ الشِّتاَءِ

    اَلشِّتاَءُ

    Kış (mevsimi)

     

     

     

     

  • Zarflar Arapça Dersleri

     ZARFLAR

    Zarflar; fiilin meydana geldiği zamanı ve mekanı belirten, “Ne zaman” ve “nerede” sorularının cevabı olan kelimelerdir. Kendinden sonra gelen ismi, cer harfleri gibi mecrûr (esreli) yapar.

    Zarflar; zaman zarfı ve mekan zarfı olmak üzere iki kısımdır:

    a) Bazı Önemli Mekan Zarfları:

    أمَامَ

    önünde

    أمَامَ الْبَابِ

    kapının önünde

    خَلْفَ

    arkasında

    خَلْفَ الْبَابِ

    kapının arkasında

    تَحْتَ

    altında

    تَحْتَ الْبَابِ

    kapının altında

    بَيْنَ

    arasında

    بَيْنَ الْبَابِ وَالنَّافِذَةِ

    kapı ve pencerenin arasında

    عِنْدَ

    yanında

    عِنْدَ الْبَابِ

    kapının yanında

    فَوْقَ

    üstünde, üzerinde

    فَوْقَ الرَّفِّ

    rafın üzerinde

    وَسَطَ

    ortasına, ortasında

    وَسَطَ الشاَّرِعِ

    caddenin ortasına

    حَوْلَ

    etrafında, çevresinde

    حَوْلَ الْكَعْبَةِ

    Kabe’nin etrafında

    مَعَ

    birlikte, beraber

    مَعَ الناَّسِ

    insanlarla beraber

    داَخِلَ

    içinde

    داَخِلَ الْمَديِنَةِ

    şehrin içinde

    خاَرِجَ

    dışında

    خاَرِجَ الْمَديِنَةِ

    şehrin dışında
                   

    *Harf-i cerden sonra gelmedikleri takdirde yukarıda verilen bu zarfların son harflerinin harekesi [merfû (ötre) durumda da olsa] daima üstün olur.

    ARAPÇA ZAAMAN ZARFLARI

    Cümle Örnekleri:

    أَيْنَ حَقيِبَتُهُ ؟

    Onun çantası nerede?

    حَقيِبَتُهُ تَحْتَ السَّياَّرَةِ.

    Çantası arabanın altındadır.

    حَقيِبَتُهُ عِنْدَ السَّياَّرَةِ.

    Çantası arabanın yanındadır.

    أَيْنَ حَقيِبَتُهاَ ؟

    Onun çantası nerede?

    حَقيِبَتُهاَ تَحْتَ السَّياَّرَةِ.

    Onun çantası arabanın altındadır.

    مَنْزِلُناَ وَسَطَ الْقَرْيَةِ.

    Evimiz kasabanın ortasındadır.

    جَلَسَ الْأَوْلاَدُ أَماَمَ الْماَئِدَةِ.

    Çocuklar sofranın önüne oturdu.

    جَلَسَ الْأَوْلاَدُ تَحْتَ الشَّمْسِ.

    Çocuklar güneşin altında oturdu.

    تَرَكَ أَحْمَدُ دَراَّجَتَهُ أَماَمَ الْمَدْرَسَةِ.

    Ahmet bisikletini okulun önünde bıraktı.

    اَلسَّياَّرَةُ خَلْفَ الْمَنْزِلِ.

    Araba evin arkasındadır.

    اَلطَّعاَمُ فَوْقَ الْماَئِدَةِ.

    Yemek sofranın üzerindedir.

    اَلْكِتاَبُ فَوْقَ الرَّفِّ.

    Kitap rafın üzerindedir.

    جَلَسَ الْأَوْلاَدُ تَحْتَ الشَّجَرَةِ.

    Çocuklar ağacın altında oturdu.

    اَلْعاَئِلَةُ أَماَمَ الْمَنْزِلِ.

    Aile evin önündedir.

    وَقَفَتِ الْحاَفِلَةُ أَماَمَ الْفُنْدُقِ.

    Otobüs otelin önünde durdu.

    ساَرَ الْقاَئِدُ حَوْلَ الْمُعَسْكَرِ.

    Komutan kampın çevresinde yürüdü.

    طاَفَ الْحُجاَّجُ حَوْلَ الْكَعْبَةِ.

    Hacılar Kabe’nin çevresinde tavaf etti.

    اِنْتَظَرَ الْعُماَّلُ أَماَمَ الشَّرِكَةِ.

    İşçiler şirketin önünde bekledi.

    نَزَلَ خاَلِدٌ مِنَ الْحاَفِلَةِ أَماَمَ الْمَدْرَسَةِ.

    Halit okulun önünde otobüsten indi.

    هَلِ الْمَطاَرُ داَخِلَ الْمَديِنَةِ ؟

    Havaalanı şehrin içinde midir?

    لاَ ، الْمَطاَرُ خاَرِجَ الْمَديِنَةِ.

    Hayır, hava alanı şehrin dışındadır.

    اَلْمَلْعَبُ وَسَطَ الْمَديِنَةِ.

    Oyun sahası şehrin ortasındadır.

    اَلْحَديِقَةُ أَماَمَ الْمَديِنَةِ.

    Bahçe şehrin önündedir.

    اَلْمَسْبَحُ خَلْفَ الْمَديِنَةِ.

    Havuz şehrin arkasındadır.

    هَلِ التِّلْميِذُ داَخِلَ الصَّفِّ ؟

    Öğrenci sınıfın içinde midir?

    اَلْكِتاَبُ داَخِلَ الْحَقيِبَةِ.

    Kitap çantanın içindedir.

    اَلْقَلَمُ خاَرِجَ الْحَقيِبَةِ.

    Kalem çantanın dışındadır.

    نَزَلَتْ زَيْنَبُ مَعَ واَلِدَتِهاَ مِنَ السَّياَّرَةِ فيِ وَسَطِ السُّوقِ.

    Zeynep annesiyle beraber çarşının ortasında arabadan indi[1]


     

    b) Bazı Önemli Zaman Zarfları:

    قَبْلَ

    önce

    فَجْرٌ

    fecr

    اَلْآنَ

    şimdi

    بَعْدَ

    sonra

    يَوْمٌ

    gün

    لَيْلَةٌ

    bir gece

    لَيْلٌ

    gece

    صَباَحٌ

    sabah

    أَمْسِ

    dün

    ساَعَةٌ

    saat

    طَواَلَ

    boyunca

    ظُهْرٌ

    öğle

    أُسْبُوعٌ

    hafta

    أَثْناَءَ

    esnasında

    عَصْرٌ

    ikindi

    شَهْرٌ

    ay

    نَهاَرٌ

    gündüz

    مَساَءٌ

    akşam

    عاَمٌ – سَنَةٌ

    yıl

    دَقِيقَةٌ

    dakika

     

     

    Cümle Örnekleri:

    مَتَى حَضَرْتَ مِنَ السوُّقِ؟

    Çarşıdan ne zaman geldin?

    حَضَرْتُ قَبْلَ  دَقِيقَةٍ.

    Bir dakika önce geldim.

    حَضَرْتُ قَبْلَ ساَعَةٍ.

    Bir saat önce geldim.

    حَضَرْتُ قَبْلَ يَوْمٍ.

    Bir gün önce geldim.

    حَضَرْتُ قَبْلَ لَيْلَةٍ.

    Bir gece önce geldim.

    حَضَرْتُ ظُهْراً.

    Öğlenleyin geldim.

    حَضَرْتُ لَيْلاً.

    Geceleyin geldim.

    حَضَرْتُ صَباَحاً.

    Sabahleyin geldim.

    حَضَرْتُ قَبْلَ أُسْبوُعٍ.

    Bir hafta önce geldim.

    حَضَرْتُ بَعْدَ سَنَةٍ.

    Bir sene sonra geldim.

    حَضَرْتُ بَعْدَ شَهْرٍ.

    Bir ay sonra geldim.

    حَضَرَ خاَلِدٌ إِلَى الْبَيْتِ بَعْدَ ساَعَةٍ.

    Halit bir saat sonra eve geldi.

    حَضَرْتُ مِنْ بَلَديِ قَبْلَ ساَعَةٍ.

    Bir saat önce memleketimden geldim.

    مَتَى وَصَلَ الْأَوْلاَدُ مِنَ الْمَدْرَسَةِ  ؟

    Çocuklar okuldan ne zaman geldi?

    وَصَلَ الْأَوْلاَدُ قَبْلَ قَليِلٍ.

    Çocuklar okuldan az önce geldi.

    أَيْنَ هُمُ الْآنَ ؟

    Onlar şimdi nerede?

    هُمُ الْآنَ فيِ الْمَنْزِلِ.

    Onlar şimdi evde.

    شاَهَدْناَ التِّلِفِزْيُونَ أَثْناَءَ الطَّعاَمِ.

    Yemek esnasında televizyon seyrettik.

    قَرَأْتُ الْكِتاَبَ أَثْناَءَ سَفَرِي.

    Yolculuğum esnasında kitap okudum.

    شاَهَدْناَ التِّلِفِزْيُونَ  طَواَلَ النَّهاَرِ.

    Gün(düz) boyunca televizyon seyrettik.

    قَرَأْتُ الْكِتاَبَ طَواَلَ الْيَوْمِ.

    Gün boyunca kitap okudum.

    دَرَسْتُ الْعَرَبِيَّةَ عاَماً.

    Bir sene Arapça tahsil ettim.

    فيِ الظُّهْرِ جَلَسَتِ الْعاَئِلَةُ حَوْلَ الْماَئِدَةِ وَ أَكَلَتِ الْغَداَءَ.

    Öğlenleyin aile sofranın etrafında oturdu ve öğle yemeği yedi.

    Ek anlatım: Zarflar

    ARAPÇA ZARFLAR

    ZARFLAR
    الظُّرُوفُ
    adet olarak (adeten)
    عَادَةً
    alt (tahte)
    تَحْتَ
    arka (halfe)
    خَلْفَ
    aşağı yukarı (Takrİben)
    تَقْرِيباً
    belki (Rubbema)
    رُبَّمَا
    biraz (Kalİl)
    قَلِيل
    burada (Huna)
    هُنَا
    daima (Daimen)
    دَائِماً
    elbette (La cerame)
    لا جَرَمَ
    ender olarak (Nadiran)
    نَادِراً
    geçmişte (Fi’l-madİ)
    في الْمَاضِي
    genelde (UmRmen)
    عُمُوماً
    hala (Ma zale)
    مَا زَالَ
    hiç bir zaman, ebediyen (Kattu, ebeden)
    قَطُّ ، أبَداً
    iyi, güzel (Ceyyid)
    جَيِّد
    kaç tane (Kem adeden)
    كَمْ عَدَداً
    kötü bir şekilde (Bişeklin seyyi’)
    بِشَكْلٍ سَيّئ
    neden (Limaza)
    لِمَاذا
    nerede (Eyne)
    أيْنَ
    oldukça (İla haddin ma)
    إلَى حَدٍّ مَا
    orada (Hunake)
    هُنَاكَ
    ön (Emam, kuddam)
    أمَام ، قُدَّام
    önce (kablu)
    قَبْلُ
    sağ (yemin)
    يَمِين
    sol (şimal)
    شِمَال
    sonra (ba’dü)
    بَعْدُ
    tabiatı ile lohMıpoiMı ‘MıJot (Tab’an)
    طَبْعاً
    uzak (baid)
    بَعِيد
    uzak mı ? (hel baidün ? )
    هَلْ بَعِيدٌ
    üst (fevk)
    فَوْق
    yakın (karib)
    قَرِيب
    yakın mı ? (hel karibün ?)
    هَلْ قَرِيبٌ ؟
    zaman zaman Aoso’j Aoso’j (ahyanen)
    أحْيَاناً
  • Munfasıl Zamirler

     MUNFASIL (AYRI) ZAMİRLER

    munfasıl zamirler 1 

    Herhangi bir kelimeye bitişmeksizin ayrı yazılan zamirlerdir. İki ayrı munfasıl zamir türü vardır. Birisi fâil olarak diğeri de meful olarak kullanılır:

    a) Fâil yerine geçen munfasıl zamirler:

    Aşağıdaki munfasıl zamirler cümlede ismin yerini tutup fâil yerine geçerler:

     

                  Çekim Tablosu

     

     
     

    Cemi

    Müsennâ

    Müfred

     
    Müzekker

    هُمْ

    هُمَا

    هُوَ

    Gâib
     

    Onlar

    O ikisi

    O

     
    Müennes

    هُنَّ

    هُمَا

    هِيَ

    Gâibe
               

     

    Müzekker

    أَنْتُمْ

    أَنْتُمَا

    أَنْتَ

    Muhâtab
     

    Siz(ler)

    İkiniz

    Sen

     
    Müennes

    أَنْتُنَّ

    أَنْتُمَا

    أَنْتِ

    Muhâtaba

     

    Müz + Müe

    نَحْنُ

    نَحْنُ

    أَنَا

    Mütekellim

     

    Biz

    İkimiz

    Ben

     

    munfasıl zamirler

     Cümle Örnekleri:

    هَلْ أَنْتَ مُدَرِّسٌ ؟

    Sen öğretmen misin?

    لاَ ، أَناَ طاَلِبٌ.

    Hayır, ben öğrenciyim.

    مَنْ ذَهَبَ إلَى الْمَدْرَسَةِ ؟

    Okula kim gitti?

    هُوَ ذَهَبَ.

    O gitti.

    أَنْتُمَا ذَهَبْتُمَا.

    Siz ikiniz gittiniz.

    هُوَ مَريِضٌ فيِ الْمَنْزِلِ.

    O evde hastadır.

    ماَذاَ فَعَلَتْ فاَطِمَةُ ؟

    Fatıma ne yaptı?

    هِيَ كَتَبَتْ رِساَلَةً إِلَى خاَلَتِهاَ.

    O, teyzesine bir mektup yazdı.

    أَناَ كَتَبْتُ رِساَلَةً إِلَى جَديِّ.

    Ben dedeme bir mektup yazdım.

    هُنَّ حَفِظْنَ الْقُرْآنَ.

    Onlar Kur’ân’ı ezberlediler.

    هُمْ دَرَسُوا الْعَرَبِيَّةَ.

    Onlar Arapça okudular (tahsil ettiler).

    هُوَ رَكِبَ الْحاَفِلَةَ.

    O otobüse bindi.

    هُنَّ شَرِبْنَ الْعَصيِرَ.

    Onlar meyve suyu içtiler.

    * Görüldüğü gibi bu fâil zamirler fiille birlikte kullanıldıklarında fiilin önüne geçerler. Normal kullanımın dışında fiilden sonra geldikleri takdirde fâiline vurgu kazandırırlar:

    كَتَبْتَ أَنْتَ لِواَلِدِكَ.

    Babana (baban için) sen yazdın.

    غَسَلْتِ أَنْتِ الْمَلاَبِسَ.

    Sen elbiseleri yıkadın (sen).

    شَرِبْتِ أَنْتِ الشاَّيَ.

    Sen çay içtin (sen) ya da “Çayı sen içtin sen”.

    * Zamirlerin pekiştirilmesi tekrar edilmek suretiyle olur.

    هُوَ هُوَ الْغَفُورُ الرَّحِيمُ.

    O, O gafurdur, rahimdir.

    Aynı şekilde muttasıl zamir birleşmiş bir isimden sonra o muttasıl zamirin mukabili olan munfasıl zamir getirilirse manayı pekiştirmiş olur:

    هَذِهِ حَقيِبَتِي أَناَ.

    Bu benim çantamdır benim.

    هَذاَ كِتاَبُكَ أَنْتَ.

    Bu senin kitabındır senin.

    Görüldüğü gibi, (حَقيِبَتِي) kelimesindeki mütekellim ya’sına uygun munfasıl zamir (أَناَ), (كِتاَبُكَ) kelimesinin sonundaki muttasıl zamirin mukabil munfasıl zamiri de (أَنْتَ) dir.

    Not:  هُمْ  ve أَنْتُمْ  munfasıl zamirlerinden sonra hemze-i vasıl (elif-lâmlı kelime) gelirse sonlarındaki cezimli mimler zamme ile harekelenir:

    هُمُ الْفُقَراَءُ.

    Onlar fakirdir.

    أَنْتُمُ الْأَغْنِياَءُ.

    Sizler zenginsiniz.

    b) Mef’ûl yerine geçen munfasıl zamirler:

    Aşağıdaki munfasıl (ayrı) zamirler cümlede mef’ûl yerine geçerler.

     

    Cemi

    Tesniye

    Müfred

     

    Müzekker

    إيَّاهُمْ

    إيَّاهُمَا

    إِياَّهُ

    Gâib
     

    onları, onlara

    o ikisini, o ikisine

    onu, ona

     
    Müennes

    إيَّاهُنَّ

    إيَّاهُمَا

    إيَّاهَا

    Gâibe
                   

     

    Müzekker

    إيَّاكُمْ

    إيَّاكُمَا

    إيَّاكَ

    Muhâtab
     

    sizi, size

    siz ikinizi, ikinize

    seni, sana

     
    Müennes

    إيَّاكُنَّ

    إيَّاكُمَا

    إيَّاكِ

    Muhâtaba
               

     

    Müz-Müe

    إيَّانَا

    إيَّانَا

    إيَّايَ

    Mütekellim
     

    bizi, bize

    ikimizi, ikimize

    beni, bana

     
               

    Cümle Örnekleri:

    أنَا رَأَيْتُكَ وَ إيَّاهُ فِي السُّوقِ.

    Ben seni ve onu çarşıda gördüm.

    ظَنَّ الرَّجُلُ خاَلِداً إِياَّكَ.

    Adam Halit’i sen zannetti.

    ظَنَّتِ الْمَرْأَةُ عاَئِشَةَ إِياَّهاَ.

    Kadın Aişe’yi o sandı.

    عَلَّمَهُ الْمُعَلِّمُ إِياَّهُ.

    Öğretmen onu ona öğretti.

    هَلْ عَلَّمَكَ الْمُعَلِّمُ إياَّهُ ؟

    Öğretmen onu sana öğretti mi?

    رَأَيْتُ خاَلِداً وَ إِياَّكُنَّ فِي السُّوقِ.

    Halit’i ve sizi çarşıda gördüm.

    زاَرَناَ وَ إِياَّهُمْ.

    (O) bizi ve onları ziyaret etti.

    وَجَدْنَا إِخْواَنَكُمْ وَإيَّاكُمْ أَغْنِيَاءَ.

    Kardeşlerinizi ve sizi zengin bulduk.

    *Mef’ûl munfasıl zamirler başa geldikleri takdirde vurguyu kuvvetlendirmek amacıyla “yalnız, ancak  sana, ancak ona..” manası verirler:

    إِياَّكَ  عَبَدْتُ ياَ رَبِّي!

    Yalnızca sana ibadet ettim ey Rabbim!

    إِياَّهُ قَصَدْتُ.

    Ben ancak onu kastettim.

    إِياَّكِ مَدَحَ الْمُدِيرُ وَ الْمُعَلِّمُ.

    Müdür ve öğretmen yalnız seni methetti.

    إِيَّايَ مَدَحَ الْأُسْتاَذُ.

    Hoca yalnız beni methetti.

    إِياَّهُمْ مَدَحَ الْمُدَرِّسُ.

    Öğretmen yalnız onları methetti.

    Ek anlatım: Munfasıl Zamirler

     

    Zamirler, ismin yerini tutan kelimelerdir. Örneğin, “Öğrenciler okula gitti.” cümlesinde, “öğrenciler” ikinci bir cümlede kullanılacaksa kolaylık olsun diye “öğrenciler” yerine “onlar” ifadesini kullanırız. Mesela: “Öğrenciler okula gitti, onlar sınıfa girdi.” deriz. Buradaki “onlar” zamirdir. Bu izahtan da anlaşılıyor ki, bir zamiri kullanabilmemiz için onunla ilgili bir ismin önceden geçmesi gerekir.

    Arapçada iki çeşit zamir vardır: 1- Munfasıl zamir. 2- Muttasıl zamir.

    Munfasıl zamir: Hiçbir kelimeye bitişmeden ayrı bir kelime olarak yazılan zamirlerdir. Bu zamirler kendi arasında ikiye ayrılırlar: 1- Merfu munfasıl zamir. 2- Mensub munfasıl zamir.

    Zamirlerin sonu aslında cümledeki yerlerine göre değişmez. Yani mebni kelimelerdir. Hemen mebninin manasını izah edelim.

    Mebni: Bir kelime, cümledeki yeri ne olursa olsun, mesela ister fail olsun, ister meful olsun, isterse muzafun ileyh olsun her zaman tek hal üzere bulunan kelimelere denir.

    Merfu munfasıl zamirler: Ref olmayı gerektiren durumlarda kullanılan ve ayrı yazılan zamirlerdir. Bu durumda zamir çoğu zaman karşımıza isim cümlesinin ögesi olan mübteda olarak çıkar. Munfasıl zamirler, Türkçede yalın halde gelen “ben, sen, o, biz, siz, onlar” kişi zamirleridir. Merfu munfasıl zamirleri şu tabloda toplu olarak gösterebiliriz.

    Cemi

    Müsenna

    Müfred

     

    هُمْ

    هُمَا

    هُوَ

    Gaib

    Onlar

    O ikisi

    O

     

    هُنَّ

    هُمَا

    هِىَ

    Gaibe

    Onlar

    O ikisi

    O

     

    أَنْتُمْ

    أَنْتُمَا

    أَنْتَ

    Muhatab

    Siz

    Siz ikiniz

    Sen

     

    أَنْتُنَّ

    أَنْتُمَا

    أَنْتِ

    Muhataba

    Siz

    Siz ikiniz

    Sen

     

    نَحْنُ

    نَحْنُ

    أَنَا

    Mütekellim

    Biz

    Biz ikimiz

    Ben

     

    Mansub munfasıl zamirler: Cümlede daha çok meful olarak kullanılır. Mefuller nasb durumunda olduğundan bu zamirlere mensub munfasıl zamirler denir. Mensub munfasıl zamirleri şu tabloda toplu olarak gösterebiliriz:

    Cemi

    Müsenna

    Müfred

     

    إِيَّاهُمْ

    إِيَّاهُمَا

    إِيَّاهُ

    Gaib

    Onlara, onları

    O ikisine, o ikisini

    Ona, onu

     

    إِيَّاهُنَّ

    إِيَّاهُمَا

    إِيَّاهَا

    Gaibe

    Onlara, onları

    O ikisine, o ikisini

    Ona, onu

     

    إِيَّاكُمْ

    إِيَّاكُمَا

    إِيَّاكَ

    Muhatab

    Size, sizi

    Siz ikinize, siz ikinizi

    Sana, seni

     

    إِيَّاكُنَّ

    إِيَّاكُمَا

    إِيَّاكِ

    Muhataba

    Size, sizi

    Siz ikinize, siz ikinizi

    Sana, seni

     

    إِيَّانَا

    إِيَّانَا

    إِيَّاىَ

    Mütekellim

    Bize, bizi

    Biz ikimize, biz ikimizi

    Bana, beni

     

     

    Ek anlatım: MUNFASIL Zamirler Arapça Gramer Dersleri


  • Munfasıl (ayrı) zamirler, merfu ve mansub olarak görev yapar ve mecrur olarak görev yapmaz.
  • Munfasıl zamir, başka bir kelimeye onun bir cüzü olacak şekilde muhtaç olmaz. Bilâkis ismi zâhir gibidir, âmili ile beraber de gelebilir veya gelmemiş de olabilir. Munfasıl zamir, fiil ve davranışları sergileyen zamirdir. Söz söyleyen munfasıl zamir değildir. “Aynası iştir kişinin lâfa bakılmaz.” atasözü ile işâret edilendir.
  • Merfû Munfasıl (ayrı) Zamirler
    اَلْجَمْعُ اَلتَّثْنِيَةُ اَلْمُفْرَدُ    
             
    هُمْ هُمَا هُوَ اَلْمُذَكَّرُ اَلْغَائِبُ
    onlar o ikisi o
    هُنَّ هُمَا هِىَ اَلْمُؤَنَّثُ
         
    أَنْتُمْ أَنْتُمَا أَنْتَ اَلْمُذَكَّرُ اَلْمُخَاطَبُ
    siz ikiniz sen
    أَنْتُنَّ أَنْتُمَا أَنْتِ اَلْمُؤَنَّثُ
         
    نَحْنُ نَحْنُ أَنَا اَلْمُتَكَلِّمُ
    biz ikimiz ben
  •  
  •   
    • .
    • Mansub Munfasıl Zamirler
      اَلْجَمْعُ اَلتَّثْنِيَةُ اَلْمُفْرَدُ    
               
      إِيَّاهُمْ إِيَّاهُمَا إِيَّاهُ اَلْمُذَكَّرُ اَلْغَائِبُ
      onları ikisini onu
      إِيَّاهُنَّ إِيَّاهُمَا إِيَّاهَا اَلْمُؤَنَّثُ
           
      إِيَّاكُمْ إِيَّاكُمَا إِيَّاكَ اَلْمُذَكَّرُ اَلْمُخَاطَبُ
      sizi ikinizi seni
      إِيَّاكُنَّ إِيَّاكُمَا إِيَّاكِ اَلْمُؤَنَّثُ
           
      إِيَّانَا إِيَّاىَ اَلْمُتَكَلِّمُ  
      ikimizi beni  

     

  • Dördüncü Nevi Zamir: Merfu Munfasıl Zamir cümlede ; mübteda, haber, ma’tuf, ma’tufun aleyh, müstesnâ, te’kid, müstetir zamir, fasıl zamiri, şan zamiri ve kıssa zamiri olarak görev yapar.
  • Müstetir (gizli) zamir; fâil, nâib-i fâil ve Kâne’nin ismi olarak gelir, merfudur. Zamiru’l Fasl ve Zamiru’ş Şân (kıssa) merfudur.
  • Zamiru’l fasl : Bir görüşe göre Zamiru’l fasl, mübtedadır ve kendisinden sonra gelen de onun haberidir. Diğer görüşe göre: Zamiru’l faslın i’rabtan mahalli yoktur.
  • Zamiru’l faslın gelme şartı: (a) Haber marife ise, gelir. (b) Haber bir sıfat ise, gelir. (c) Haber olarak mı geldi? yoksa sıfat olarak mı geldi? sorusuru düşündürtmek için, gelir. (d)  kendisinden sonra gelen cümle ( أَفْعَلَ مِنْ كَذَا )  cinsinden ise, gelir.
  • Zamiru’ş Şân : Gâib zamiridir ve bir cümleye tekaddüm eder. Cümlenin önünde gelen gâib zamir, müzekker olduğunda Şân Zamiri diye isimlendirilir ve müennes olduğunda ise Kıssa zamiri diye isimlendirilir. Şân zamiri, kendisinden sonra zikredilen cümle ile tefsir edilir.
  • Açıklama :
  • Şan ve kıssa hem muttasıl olur, hem de munfasıl olur. Muttasıl olduğu zaman ise, âmillerin gerektirdiği duruma göre (a) müstetir olur, (b) bâriz olur. Yani üç çeşittir:
  • (haber + mübteda + هُوَ) gibiyse merfu munfasıl, Şân zamiri olur. Örnek terkib : ( هُوَ زَيْدٌ قَائِمٌ )
  • (haber + mübteda + كَانَ) gibiyse merfu müstetir, Şân zamiri olur. “Takdir edilen âmilin” gerektirdiği duruma “huve veya hiye” dir.  Örnek terkib : ( كَانَ زَيْدٌ قَائِمٌ)
  • (haber + mübteda + إِنَّهُ ) gibiyse merfu muttasıl, Şân zamiri olur. Örnek terkib : ( إِنَّهُ زَيْدٌ قَائِمٌ )
  • … Açıklama sonu …
  • Örnekler:
  • “Fiillerini bildirmekle sorumluyum” bilgisinin saklı olduğu isim cümlelerinde; ( هُوَ ) Merfu munfasıl zamiri kullanılıyor: 
  • Buhari : ( هُوَ مُحَمَّدٌ رَسُولُ اللهِ ) “O Ellah’ın elçisi Muhammed (s.a.v)”
  • “Fiillerini bilmekle sorumluyum” bilgisinin saklı olduğu isim cümlelerinde; ( أَنْتَ ) Merfu munfasıl zamiri kullanılıyor: 
  • Müsned : ( أَنْتَ مَعَ مَنْ أَحْبَبْتَ ) “Sen sevdiğinle berabersin.”
  • “Bildiğim kadar fiillerden sorumluyum” bilgisinin saklı olduğu isim cümlelerinde; ( أَنَا ) Merfu munfasıl zamiri kullanılıyor: 
  • Buhari : ( هَا أَنَا ذَا ) “İşte! Ben oyum.”
  • Beşinci Nevi Zamir: Mansûb Munfasıl Zamir; Mefulün bih, müstenâ olur ve muhatab sıgaları (iyyake …) tahzîr (sakındırma) yapmakta kullanılır.
  • Örnekler:
  • “Fiillerin sünnete uygun olarak nasıl yapılacağını öğretmekle sorumluyum” bilgisinin saklı olduğu isim cümlelerinde;  ( إِيَّاهُ ) Mansûb munfasıl zamiri kullanılıyor: 
  • 2/172 : (  إِنْ كُنْتُمْ إِيَّاهُ تَعْبُدُونَ ) “Ey iman edenler! Size rızık olarak verdiklerimizin temiz olanlarından yiyiniz – Ellah’a şükrediniz – Eğer yalnız O’na ibadet ediyorsanız.”
  • “Fiillerin sünnete uygun olarak nasıl yapılacağını öğrenmekle sorumluyum” bilgisinin saklı olduğu isim cümlelerinde;  ( إِيَّاكَ ) Mansûb munfasıl  zamiri kullanılıyor: 
  • 1/5 : ( إِيَّاكَ نَعْبُدُ وَإِيَّاكَ نَسْتَعِينُ ) “Yalnızca sana ibadet ederiz ve yalnızca Sen’den yardım dileriz.”
  • “Fiilleri sünnete uygun olarak ifâ etmekle sorumluyum” bilgisinin saklı olduğu isim cümlelerinde;  ( إِيَّاىَ ) Mansûb munfasıl  zamiri kullanılıyor: 
  • Müslim : ( إِيَّاكِ يَا رَسُولِ اللهِ ؟ قَالَ وَإِيَّايَ ) “Ya sana Rasulullah ? – “Bana da” buyurdu.”
  • Munfasıl (ayrı) zamir,  başka bir kelimeye onun bir cüzü olacak şekilde muhtaç olmayan zamirdir ve ism-i zâhir gibidir ama ism-i zâhir değildir. Çünkü ism-i zâhir; hem munfasıl zamir, hem muttasıl zamir, hem de âmili hakkında bilgiler saklar. Kur’an-ı Kerimdeki “Hz. İsâ, Hz.Yahya a.s. …” ile diğer varlıkları isimlendiren Ellah Teala’dır.
  • Muttasıl zamir kullanmak esastır. Ancak bitişik zamir getirilmesi özürlendiği takdirde, munfasıl zamir getirilir. Aksi halde câiz olmaz. Kâne ve kardeşlerinin haberi zamir olduğunda tercih edilen durum: zamirin munfasıl  olmasıdır.
  • Muttasıl Zamir Getirilmesinin Özürlenme Şartları 6 adettir: 
  • (1) Zamirin âmili üzerine takdim edilmesi ile muttasıl zamir getirilmesi özürlenmiş olur. Çünkü âmilin üzereine tekaddüm edilirse, âmiline bitişmesi mümkün olmaz. Muttasıl olması için âmilinden sonra gelmesi lâzımdır. Bu şarta örnek olarak şu  Ayet-i Kerime verilebilir. / mi?: 2/35
  • ( وَقُلْنَا يَاآدَمُ اسْكُنْ أَنْتَ وَزَوْجُكَ الْجَنَّةَ  )
  • “Yâ Âdem dedik! – sen ve zevcen cennete yerleşin – ve ikiniz orada istediğiniz yerden bol bol yeyin – ve şu ağaca yaklaşmayın – sonra zalimlerden olursunuz.”
  • Ayet-i Kerimesindeki ( … كَ … ) muttasıl zamirinin âmili, ( … زَوْجُ … ) dir. Yukarıdaki tarife göre, Âdem ismine ait ( … كَ … ) muttasıl zamiri,  bitiştiği âmiline (eşine) onun bir cüzü olacak şekilde muhtaç olan zamirdir. Âdem ismine ait ( … أَنْتَ … ) munfasıl zamiri ise,  bir âmile onun bir cüzü olacak şekilde muhtaç olmayan zamirdir. ( … أَنْتَ وَزَوْجُكَ … ) lafzında ise, ( … أَنْتَ … )’ye  kıdem verilip, âmiline takdim edildiği için öne alınmış anlamı var denilebilir 2/30-34 arasındaki Ayet-i Kerimelerden Âdem olan ile eşi arasındaki kıdem farkı : Âdem olan, Esmâ’yı hem yaşamakla, hemde muhatabına bildirmekle sorumludur. Eşi ise, sadece yaşamakla sorumludur. 
  • Şayet âmili üzerine takdim etmek bu anlatılan ise, muttasıl zamir getirilmesinin özürlenme sebebi de : ( … كَ … ) muttasıl zamiri,  Esmâ’nın  anlamını eşine gereğince bildiremiyeceği için sorumluluğunda özürlenmiş olur. Çünkü Akıl, kalb gibi değildir. Şöyle de söylenebilir: ( … كَ … ), Esmâ’yı yaşayarak idrâk ettiği derecede bilir ama ( … أَنْتَ … ) bildiklerinin  %100’ünü bildiremez (anlatamaz). Bu nedenle de, Ellah Teala’ya hitap eden dâima ( … أَنْتَ سُبْحَانَكَ  ) der ve “Ey Ellah’ım! Seni hem bilmekte aciz kaldım, hem de tâlim ettirdiğin Esmâ’yı bildirmekte aciz kaldım.” anlamı saklıdır. Munfasıl ( أَنْتَ  ) zamirinde saklı olan bu anlam, Zamirin beşinci kademedeki tarifidir Ayrıca bu Ayet-i Kerimede: Her bir varlığın isminde, (munfasıl zamiri + muttasıl zamirleri + âmili) hakkında bilgiler saklıdır anlamı çıkıyor. 
  • (2) Bir maksat için vâki olan bir fasıl sebebi ile muttasıl zamir getirilmesi özürlenmiş olur. Yani fâsıla olmadığı zaman maksat hasıl olmaz. (Fasıl zamiri olması, özürlenme sebebidir).  
  • Örenek 2/5’de; ( وَأُولَئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ  …) “İşte  onlar felaha erenlerdir.” Ayeti Kerimesinde  ( أُولَئِكَ) Mübteda’dır.  ( هُمُ) Fasıl zamiri’dir.  ( الْمُفْلِحُونَ ) ise, hem haber’dir hem de sıfat’tır. Çünkü ( الْمُفْلِحُونَ ) olmanın mânasını, sadece sıfatlananların bilir, mevsuf âniden sıfatlanamaz. Bir eğitim ve terbiye sürecini yaşaması zorunludur ve bu fâsıla nedeniyle de, muttasıl zamir getirilmesi özürlenmiş ve ( هُمُ) munfasıl zamiri gelmiştir.
  • (3) Âmilin hazf edilmesi ile muttasıl zamir getirilmesi özürlenmiş olur. Âmil hazf edilince, zamir bitişecek bir şey bulamaz. Bu şarta örnek olarak şu Ayet-i Kerime verilebilir. / mi?: 36/69
  • ( إِنْ هُوَ إِلَّا ذِكْرٌ وَقُرْءَانٌ مُبِينٌ …) “O‘nun getirdiği sadece bir zikir ve ifâdeleri açık bir Kur’ân’dır.” 
  • Ayet-i Kerimesindeki ( إِنْ) şart edatı olarak görevli ise, kendisinden sonra gelen ve âmil olan şart fiili hazfedilmiştir. Çünkü kâidelere göre; (a) Şart edatı olan ( إِنْ)  isimlerden önce hiç gelmez, dâima fiillerden önce gelir. (b) Bazen ( إِنْ) den sonra gelen şart fiili hazfedilebilir. (c) Fiil malûm ise, yerine fâil kalır ve fiil meçhûl ise, yerine nâib-ü fâil kalır. Bu durumda ( إِنْ) şart edatı ile ( هُوَ) munfasıl zamir arasında malûm mu yoksa meçhul mu olduğu saklanmış bir fiil vardır. Dolayısıyla da ( هُوَ) ya fâildir yada nâibu fâildir. Âmilinin hazf edilmesinden doğan bu belirsizlik, bitişik zamir getirilmesini özürlemiş olabilir
  • Bu kâidelere göre ( إِنْ هُوَ إِلَّا ذِكْرٌ وَ قُرْءَانٌ مُبِينٌ …) cümlesinin anlamı “Kur’an-ı Mubîn olması sebebiyle, ( هُوَ) sadece bir zikirdir ve âmili de (fiillerinin sebebleri de) mânevidir.” Bu nedenle de, buradaki ( هُوَ )’ye, “Hüve Cümlesi   هُوَ هُوَ” denir. (Kâide: Atf-ı nesak olarak görev yapan ( وَ), bir mâna döngüsünün varlığını saklı olarak bildirir.)
  • (4) Âmilinin mânevi olmasıyla muttasıl zamir getirilmesi özürlenmiş olur. Çünkü lafzın, mânaya bitişmesi imkansızdır. Bu şarta örnek olarak şu Ayet-i Kerime verilebilir.: 40/13
  • ( هُوَ الَّذِي يُرِيكُمْ ءَايَاتِهِ  ) “Size ayetlerini gösteren O‘dur – semâdan size rızık indirir – O’na yönelenden başkası düşünmez.”
  • Bu Ayet-i Kerimede ( هُوَ ) munfasıl zamirini açıklayan sıla cümlelerindeki fiillerde saklı olan hükümler mânevi olduğu için, ( هُوَ)’nin âmilleri mânevidir. Bu nedenle de bitişik zamir getirilmesi özürlenmiştir.
  • (5) Âmil bir harf ve mamulü olan zamir de merfu ise muttasıl zamir getirilmesi özürlenmiş olur. Bu şarta örnek olarak şu Ayet-i Kerime verilebilir. 36/77 
  • ( فَإِذَا هُوَ خَصِيمٌ مُبِينٌ …) “Şimdi o açıkça bir mücadeleci kesildi.” Ayet-i kerimesinde;  isim cümlesinde mübtedâ olan ( هُوَ) den önce âmil olup, sürpriz edatı olarak görev yapan ( إِذَا ) geldiği için, bitişik zamir getirilmesi özürlenmiş oldu. (NOT: Sürpriz edatı olarak görev yapan ( إِذَا ) bir harf; (a) Kendisinden sonra devamlı isim cümlesi gelir, (b) Bir işin veya olayın ansızın meydana geldiğini bildirir.  ( إِذْ ) in kullanılış şekline benzer. (c) Bu edat, bildiğimiz veya öğle sandığımız bir durumun tam tersi ile karşılaşırsak “meğer” anlamını ifade eder)
  • (6) Zamirin ait olduğu şeylerden başkası üzerine câri olan bir sıfata, müsnedün ileyh olması ile bitişik zamir getirilmesi özürlenmiş olur. (NOT: Müsnedün ileyh : mübtedadır veya fâildir veya kendisine isnad edilendir.)
  • Bu şarta örnek olarak şu Ayet-i Kerime verilebilir.: 85/21 ( بَلْ هُوَ قُرْءَانٌ مَجِيدٌ ) “Bilakis, O Kur’an’dır Mecîd’dir” Ayet-i Kerimesinde üç farklı i’râb durumu mevcut galiba. Bunlar:
  • Haber-2 (sıfat) + Haber-1 + Mübtedâ (munfasıl Zamir) Durumu : ( هُوَ) mübtedâ, ( قُرْءَانٌ) haber-1 ve ( مَجِيدٌ ) haber-2 (sıfat)’dır. Sıfatı ikinci haber olarak alması durumunda, bitişik zamir getirilmesi özürlenmiş olur. Şöyle de söylenebilir: ( هُوَ) munfasıl zamiri, Kur’an üzerine câri olan Mecîd sıfatına mübtedâ olmuştur ve bu nedenle de bitişik zamir getirilmesi özürlenmiştir.  Saklı bilgi: ( هُوَ) munfasıl zamirine iki haber ile, iki sorumluluk yüklendiği durumunda, ( هُوَ) tarifi : Hem Kur’anın hükümlerini yerine getiren, hem de Kur’an’ın Şânını-Yüceliğini (Mecîd sıfatını) tanıtacak hizmetleri yapmakla yükümlü olandır. olabilir. Ancak bu ikisini hakkıyla yapılamıyacağı için (özür hâli nedeniyle) munfasıl zamir gelmiştir. Bu durumda Ayet-i Kerimenin meâli : “Bilakis, O Kur’an’dır Mecîd’dir” olur.
  • Haber (sıfat tamlaması) + Mübtedâ (munfasıl Zamir) Durumu :  ( هُوَ) mübtedâ ve sıfat tamlaması olan ( قُرْءَانٌ مَجِيدٌ) haberdir. Şöyle de söylenebilir: ( هُوَ) munfasıl zamirine sıfat tamlaması olan bir haber ile, bir sorumluluk yüklendiği durumunda, ( هُوَ) tarifi : Sadece Mecîd Kur’an’ı yaşamakla yükümlü olandır. denilir. Hz. Resulullah (a.s.v), Hz. Ömer (r.a)’nın Kur’an’dan başka bir kitap (kağıt tomarı) okumasını yazaklamış ve “Kur’an sana yeter” buyurmuş ve benzer bir ikazı, başka bir sahabeye yapmamıştır. Hz. Ömer (r.a) KADI olarak görev yaptığı sürece de, bir dava ile ilgili kararını vermeden önce de, Hz. Resulullah (a.sv)’e danışmıştır. Bu nedenle, muttasıl zamirin özürlenmesi, belki yanlış yaparım korkusundan kaynaklanan bir özürlenmedir. denilebilir. Bu durumda Ayet-i Kerimenin meâli : “Bilakis, O, bir Mecîd Kur’an’dır” olur.
  • Haber + Mübtedâ + Şan Zamiri Durumu :  ( هُوَ) şan zamiri olarak görev yaptığı için, muttasıl zamir getirilmesi özürlenmiş olur ve  ( قُرْءَانٌ) mübtedâdır ve ( مَجِيدٌ ) ise, haberdir. “Şan zamirinin mânası, kendisinden sonra gelen isim cümlesidir” kâidesine göre Ayet-i Kerimenin meâli : “Bilakis, O’dur. Kur’an, Mecîd’dir” olur. Bu nedenle de,  “Kur’an-ı Kerim’den yükümlüğüm” diyenler, O’nun Şân’ını yüceltmekle de yükümlüdür bilgisi saklıdır.
  • Muahhar mübtedâ + Haber-i mukaddem + Âid Zamiri  Durumu :   Örnek : 
  • 51/10 ve 11’de ( قُتِلَ الْخَرَّاصُونَ    الَّذِينَ هُمْ فِي غَمْرَةٍ سَاهُونَ ) “Kahrolsun yalancılar. – Onlar ki cehalet içinde bulunan gafillerdir.” Burada ( هُمْ) Âid zamiri olarak görev yaptığı için,  muttasıl zamir getirilmesi özürlenmiş olur. Sıla bir isim cümlesi olup, muahhar mübtedası ( سَاهُونَ) ve mukaddem haberi şibh-i cümle olan ( فِي غَمْرَةٍ) dir. Buna göre sıla’nın açıklaması “Cahiller, gafildir.” olup, apacık bir hüküm ortaya koyar. (Açıklama :  ( فِي  ) harficeri,  bir mânevi oluşumu birdirir. Yani ( غَمْرَةٍ ), tek bir vasıf olamaz çünkü masdar kalıbında gelmiştir. Oluşuma Misal : Bir çorba pişirmek oluşumdur. Tencere, su, mercimek ve ateş gerekir. Bir tanesi eksik olursa, çorba pişmez. gibi)
  • Muttasıl Zamirler

    Muttasıl Zamirler

    muttasıl zamirler

    muttasıl zamirler

     

     

    MUTTASIL (BİRLEŞİK) ZAMİRLER

    Kelimeye bitişik zamire muttasıl zamir denir. Muttasıl zamir fiile birleştiği gibi isimlerin ve (harf-i cer gibi) harflerin de sonuna birleşir.

    Fiillerin sonuna birleşen şahıs zamirleri o cümlenin fâili olur. Şimdiye kadar gördüğümüz mâzî fiillere birleşen zamirler hep fâil muttasıl şahıs zamirleridir. Örneğin;

    كَتَبْناَ (Biz yazdık) ve كَتَبْتُ (Ben yazdım) fiilindeki تُ  ve ناَ zamirleri fâildir. Halbuki fâilin harekesi merfû (zamme) hükmündedir. Ancak zamirler mebnî olduklarından mahallen merfûdurlar (son harflerinin harekesi mahalleri itibariyle ötre konumundadır).

    كَتَبْناَ   الدَّرْسَ

    Dersi yazdık.

    Mef’ûl  Fiil+Fâil

     

    Fiillere birleşen fâil muttasıl zamirler hatırlanacağı gibi toplu olarak şöyledir:

     

    Cem

    Tesniye

    Müfred

     

    Müzekker

    ـُوا

    اَ

     

    Gâib

     

    (Onlar)

    (O ikisi)

    (O)

     

    Müennes

    ْنَ

    تاَ

     

    Gâibe

               

     

    Müzekker

    تُمْ

    تُماَ

    تَ

    Muhâtab

     

    (Sizler)

    (Siz ikiniz)

    (Sen)

     

    Müennes

    تُنَّ

    تُماَ

    تِ

    Muhâtaba

     

    Müz + Müe

    ناَ

    ناَ

    تُ

    Mütekellim

     

    (Bizler)

    (İkimiz)

    (Ben)

     

    Fiillere birleşen bu fâil zamirler isimlere birleşmez. Aşağıda söz konusu edeceğimiz zamirler ise hem isimlerin sonuna hem de mef’ûl zamirler olarak fiillerin sonuna birleşirler:

     

    a) İsimlerin sonuna birleşen muttasıl zamirler:

    İsimlerin sonuna birleşen zamirler, isim tamlaması [muzâf (tamlanan)-muzâfun ileyh (tamlayan)] şeklinde o ismin kime ait olduğunu bildirir. Sonuna zamir alan kelime ise artık harf-i tarif almaz. Çünkü zaten belirli hale gelmiştir. Örnek:

    (Senin kalemin)             قَلَمُكَ

                                                 M. ileyh  Muzâf

    İsimlerin sonuna eklenen birleşik zamirlerin tablo halinde gösterimi şu şekildedir:

     

    Çekim Tablosu

     

     

    Cem

    Tesniye

    Müfred

     

     
    Müzekker

    قَلَمُهُمْ

    قَلَمُهُماَ

    قَلَمُهُ

    Gâib
     

    Onların kalemi

    O ikisinin kalemi

    Onun kalemi

     
    Müennes

    قَلَمُهُنَّ

    قَلَمُهُمَا

    قَلَمُهَا

    Gâibe
                           

     

    Müzekker

    قَلَمُكُمْ

    قَلَمُكُمَا

    قَلَمُكَ

    Muhâtab  
     

    Sizin kaleminiz

    İkinizin kalemi

    Senin kalemin

       
    Müennes

    قَلَمُكُنَّ

    قَلَمُكُمَا

    قَلَمُكِ

    Muhâtaba
                           

     

    Müz+ Müe

    قَلَمُناَ

    قَلَمُناَ

    قَلَمِي

    Mütekellim
     

    Bizim kalemimiz

    İkimizin kalemi

    Benim kalemim

     
                     

     

    Not: Zamirlerin harekesi değişmez fakat zamirden önceki ismin harekesi fâil mef’ûl vs. oluşuna yani cümledeki yerine göre hareke alır. Ancak mütekellim yâ’sı (ي) birleşen ismin son harfinin harekesi her durumda esre olarak harekelenir. (مَدْرَسَتِي) okulum, (صَدِيقِي) arkadaşım gibi.

    muttasıl zamirler 1

    Cümle Örnekleri

    حَضَرَ وَلَدُكَ مِنَ الْمَدْرَسَةِ.

    Çocuğun okuldan geldi (fâil).

    وَجَدَ أحْمَدُ قَلَمَهُ.

    Ahmed kalemini buldu (meful).

    كَتَبَ أَحْمَدُ دَرْسَهُ بِقَلَمِكَ.

    Ahmed dersini senin kaleminle yazdı (mefulün bih gayr-i sarih).
     

    وَضَعَ كِتاَبَهُ عَلَى الطاَّوِلَةِ.

    (O) kitabını masaya koydu.  
     

    فَتَحْناَ باَبَهُ.

    (Onun) kapısını açtık.  
     

    وَهَبَ خاَلِدٌ حَياَتَهُ لِلدِّينِ.

    Halit hayatını din için bağışladı.  
     

    أَخَذْنَ  كُتُبَهُنَّ.

    Kitaplarını aldılar.  
     

    شَرِبْتُ الشاَّىَ مَعَ صَديِقيِ.

    Arkadaşımla çay içtim.  
     

    فَتَحْناَ أَبْواَبَهُمْ.

    Kapılarını açtık.  
     

    قَرَأْتُ كُتُبِي فِي الْبَيْتِ.

    Evde kitaplarımı okudum.  
     

    رَكِبْتُ سَياَّرَتِي.

    Arabama bindim.  
             

     Zamirle birleşen isimlerin harf-i cerden sonra geldikleri takdirde, isimler esre olsa da zamirlerin harekesinin değişmeyeceği unutulmamalıdır. Sadece gâiblerdeki (he ه ) li zamirlerin (ه) harflerinin harekesi ses uyumundan dolayı esre olur. Diğeriyle karıştırılmaması için gâibe müennes olduğu gibi kalır:

     

    Çekim Tablosu

     

     
     

    Cem

    Tesniye

    Müfred

     
    Müzekker

    إِلَى بَيْتِهِمْ

    إِلَى بَيْتِهِماَ

    إِلَى بَيْتِهِ

    Gâib
     

    Onların evine

    İkisinin evine

    Onun evine

     
    Müennes

    إِلَى بَيْتِهِنَّ

    إِلَى بَيْتِهِماَ

    إِلَى بَيْتِهاَ

    Gâibe

     

    Müzekker

    إِلَى بَيْتِكُمْ

    إِلَى بَيْتِكُماَ

    إِلَى بَيْتِكَ

    Muhâtab
     

    Sizin evinize

    İkinizin evine

    Senin evine

     
    Müennes

    إِلَى بَيْتِكُنَّ

    إِلَى بَيْتِكُمَا

    إِلَى بَيْتِكِ

    Muhâtaba
               

     

    Müz + Müe

    إِلَى بَيْتِنَا

    إِلَى بَيْتِنَا

    إِلَى بَيْتىِ

    Mütekellim

     

    Bizim evimize

    İkimizin evine

    Benim evime

     
                   

    muttasil-zamirler

    Karşılaştırmalı Cümle Örnekleri:

     

    ذَهَبَ الْجاَرُ إِلَى بَيْتِكَ.

    Komşu senin evine gitti.
     

    ذَهَبَ الْجاَرُ إِلَى بَيْتِهِ.

    Komşu (kendi) evine gitti.
     

    مَتَى ذَهَبَ عَمُّكَ إِلَى بَيْتِهِ؟

    Amcan ne zaman evine gitti?
     

    ذَهَبَ عَمِّي إِلَى بَيْتِهِ صَبَاحاً.

    Amcam evine sabahleyin gitti.
     

    مِنْ أَيْنَ حَضَرْتَ إِلَى أَيْنَ ذَهَبْتَ ؟

    Nereden geldin nereye gittin?
     

    حَضَرْتُ مِنَ الْمَدْرَسَةِ وَذَهَبْتُ  إِلَى خَالَتِي.

    Okuldan geldim ve teyzeme gittim.
     

    طَلَبَ أَحْمَدُ مِنْ واَلِدِهِ الدَّراَّجَةَ.

    Ahmet babasından bisiklet istedi.
     

    طَلَبَ الْأَوْلاَدُ مِنْ واَلِدِهِمُ الْفُلُوسَ.

    Çocuklar babalarından para istediler.
     

    كَتَبوُا دُرُوسَهُمْ فِي صَفِّهِمْ.

    (Onlar) derslerini sınıflarında yazdılar.
     

    جَلَساَ فِي سَياَّرَتِهِماَ.

    (O ikisi) arabalarında oturdular.
     

    وَضَعَ كُتُبَهُ عَلَى الطاَّوِلَةِ.

    Kitaplarını masanın üzerine koydu.
     

    وَضَعَ كُتُبَهُ فِي حَقِيبَتِهِ.

    Kitaplarını çantasına koydu.

    نَزَلْنَ مِنْ سَياَّرَتِهاَ.

    (O bayanlar) o (bayan)ın arabasından indiler.  

    فَكَّرْناَ فِي حاَلِكُمْ.

    Haliniz hakkında düşündük[3].  

    ماَ هِواَيَتُكَ ؟ هِواَيَتيِ الرَّسْمُ وَ الصِّحاَفَةُ.

    Hobin nedir? Hobim resim ve gazeteciliktir.

     

    اَلتَّلاَمِيذُ ذَهَبُوا إِلَى مَداَرِسِهِمْ فِي سَعاَدَةٍ.

    Öğrenciler okullarına saadet (mutluluk) içinde gittiler.

     

    طَلَبَ أَحْمَدُ وَ عاَدِلٌ مِنْ واَلِدِهِماَ الدَّراَّجَةَ.

    Ahmet ve Adil babalarından bisiklet istediler.

     
           

    b) Fiillerin sonuna birleşen muttasıl zamirler:

    Söz konusu bu birleşik zamirler fiillerin sonuna birleştiği takdirde o cümlenin mef’ûlü olurlar. Mâzî fiilin her sigasının sonuna gelebilecek mef’ûl zamirlerin çekim tablosunu كَتَبَ  fiilinde şöyle gösterebiliriz:

     

    Cemi

    Tesniye

    Müfred

     
    Müzekker

    كَتَبَهُمْ

    كَتَبَهُمَا

    كَتَبَهُ

    Gâib
     

    Onları/onlara yazdı

    O ikisini/o ikisine yazdı

    Onu/ona yazdı

     
    Müennes

    كَتَبَهُنَّ

    كَتَبَهُماَ

    كَتَبَهاَ

    Gâibe
                     

     

     

    Müzekker

    كَتَبَكُمْ

    كَتَبَكُماَ

    كَتَبَكَ

    Muhâtab
     

    Sizi/size yazdı

    İkinizi/ikinize yazdı

    Seni/sana yazdı

     
    Müennes

    كَتَبَكُنَّ

    كَتَبَكُماَ

    كَتَبَكِ

    Muhâtaba
                   

     

    Müz + Müe

    كَتَبَنَا

    كَتَبَنَا

    كَتَبَنِى

    Mütekellim
     

    Bizi/bize yazdı

    İkimizi/ikimize yazdı

    Beni/bana yazdı

     
                     

    Burada çekilen tablo كَتَبَ fiiline aittir. Fiilin diğer tüm siygalarına bu zamirler eklenebilir. Ancak fiillerin sonuna birleşen şahıs zamirleri (fâil zamirler) ile mef’ûl zamirler karıştırılmamalıdır. Örneğin;  كَتَبْناَ (Biz yazdık) ve كَتَبْتُ (Ben yazdım) fiilindeki تُ  ve ناَ zamirleri fâildir.

    كَتَبْناَ      الدَّرْسَ.

    Dersi yazdık.

                     Mef’ûl  Fiil+Fâil

     

    كَتَبْناَهُ.

    Onu (dersi) yazdık.
                             Fiil+Fâil+Mef’ûl

     (كَتَبْناَهُ) kelimesindeki (هُ) zamiri ise mef’ûldür. Diğer örnekler:

    كَتَبْتُكَ Seni yazdım. كَتَبْتَهُ Onu yazdın.

    شَرِبْتَهُ

    Onu  içtin.

    وَجَدْتُنَّهُمْ

    Onları buldunuz.
               

    ise muttasıl meful zamirdir.  هُمْ muttasıl fâil zamir, تُنَّ ibaresinde وَجَدْتُنَّهُمْMesela;  

    Kâide: a) Fâil durumunda olan gâib cemi müzekker zamirini (وا), mef’ûl zamire bağlarken cemi alâmeti olan vav ve elifin elifi düşer:

    وَجَدوُهُ

    Onu buldular.

    وَجَدوُهُمْ

    Onları buldular.

    شَرِبوُهُ

    Onu içtiler.

    كَتَبوُكُمْ

    Sizi yazdılar.

    b) Muhâtab cemi müzekkerin son harfi olan cezimli mimin (تُمْ  ) cezmini kaldırıp ötre ve vav koymak suretiyle meful zamire bağlarız. Yani تُمْ fâil zamirine bir başka mef’ûl zamirin bitişmesi halinde geçiş, mime eklenen bir vâv ile yapılır:

    وَجَدْتُمُوهُ Onu buldunuz. وَجَدْتُمُوهُمْ Onları buldunuz.
    شَرِبْتُمُوهُ Onu içtiniz.

    سَمِعْتُمُوهُ

    Onu duydunuz.

     

    c) كَتَبَنِي (beni yazdı) de yer alan ن harfine Arapça’da nûn-u vikâye (koruyucu nun) denir. Fiil, muttasıl mütekellim zamiri olan ي ile birleştiğinde araya bir ن gelir. كَتَبَنِي örneğindeki ن  harfi üstünle biten fiilin sonunu esreden korumuştur:

    وَجَدْتَنيِ Beni buldun. كَتَبْتُنَّنيِ Beni yazdınız.
    وَجَدوُنيِ Beni buldular.

    سَمِعْتُمُونيِ

    Beni duydunuz.
             

    d) Muttasıl…هُمْ  ve…كُمْ   zamirlerinden sonra hemze-i vasıl’dan olan harfi tarif gelirse geçiş, sonlarındaki sakin mimlerin ötre ile harekelenmesi ile olur.

    شَكَرَكُمُ الرَّجُلُ.

    Adam size teşekkür etti.

    شَكَرَهُمُ الرَّجُلُ.

    Adam onlara teşekkür etti.

    مَنَحَكُمُ اللَّهُ هَذِهِ السَّعاَدَةَ.

    Allah size bu saadeti bağışladı.

    مَنَحَهُمُ اللَّهُ هَذِهِ النِّعْمَةَ.

    Allah onlara bu nimeti bağışladı.

    Karşılaştırmalı Cümle Örnekleri:

     

    مَنَحَناَ اللَّهُ هَذِهِ الْفُرْصَةَ.

    Allah bize bu fırsatı bağışladı.
     

    شَكَرَناَ الرَّجُلُ فِي سَعاَدَةٍ.

    Adam bize saadet içinde teşekkür etti.
     

    شَكَرْتُمُوناَ فِي سَعاَدَةٍ.

    Bize saadet içinde teşekkür ettiniz.
     

    شَكَرْتُمُونِي فِي سَعاَدَةٍ.

    Bana saadet içinde teşekkür ettiniz.
     

    شَكَرْتُمُوهُ فِي سَعاَدَةٍ.

    Ona saadet içinde teşekkür ettiniz.
     

    شَكَرْتُمُوهاَ فِي سَعاَدَةٍ.

    Ona saadet içinde teşekkür ettiniz.
     

    شَكَرْتُمُوهُنَّ فِي سَعاَدَةٍ.

    O (baya)nlara saadet içinde teşekkür ettiniz.
     

    هَلْ رَكِبَ التِّلْمِيذُ الدَّراَّجَةَ ؟

    Öğrenci bisiklete bindi mi?
     

    نَعَمْ ، رَكِبَهاَ.

    Evet, ona bindi.
     

    كَيْفَ رَكِبَ التِّلْمِيذُ الدَّراَّجَةَ ؟

    Öğrenci bisiklete nasıl bindi?
     

    رَكِبَهاَ التِّلْمِيذُ كَثِيراً.

    Öğrenci ona çok bindi.
     

    ماَذاَ لَعِبَ الْفَرِيقُ ؟

    Takım ne oynadı?
     

    لَعِبَ الْفَرِيقُ الْمُباَراَةَ.

    Takım maç oynadı.
     

    هَلْ قَرَأُوا الْقِصَّةَ ؟

    Hikayeyi okudular mı?
     

    نَعَمْ ، قَرَأُوهاَ.

    Evet onu okudular.
     

    هَلْ فَتَحُوا الْكُتُبَ ؟

    Kitapları açtılar mı?
     

    نَعَمْ ، فَتَحُوهاَ.

    Evet onları açtılar
     

    سَأَلْناَهُ عَنْ حاَلِهِ.

    Ona durumu (hali) hakkında sorduk.
     

    نَصَرَكَ صَدِيقُكَ.

    Arkadaşın sana yardım etti.
     

    نَفَعَنِي الدَّواَءُ.

    İlaç bana fayda verdi.
     

    نَفَعَنِي اِجْتِهاَدِي.

    Çalışmam bana fayda verdi.
     

    شاَهَدْتُهُ[5] وَ أَصْدِقاَءَهُ فِي السُّوقِ.

    Onu ve arkadaşlarını çarşıda gördüm.
     

    ماَذاَ شاَهَدْتَ فِي الْحَدِيقَةِ ؟

    Bahçede ne gördün?
     

    شاَهَدْتُكَ فِي الْحَدِيقَةِ.

    Bahçede seni gördüm.
     

    شاَهَدْتَنِي فِي الْحَدِيقَةِ.

    Bahçede beni gördün.
     

    مَتَى زاَرَ واَلِدُكَ الطَّبِيبَ ؟

    Baban doktoru ne zaman ziyaret etti? 
     

    مَتَى زاَرَتْ واَلِدَتُكَ الطَّبِيبَ ؟

    Annen doktoru ne zaman ziyaret etti?
     

    زاَرَتْ واَلِدَتِي الطَّبِيبَ أَمْسِ.

    Annem doktoru dün ziyaret etti.

    زاَرَتْ واَلِدَتُهُ الطَّبِيبَ أَمْسِ ياَ أُسْتاَذِي!

    Annesi doktoru dün ziyaret etti  ey hocam!
     

    هَلِ الْأَوْلاَدُ زاَروُا  الْمَرِيضَ ؟

    Çocuklar hastayı ziyaret ettiler mi?
     

    نَعَمْ ،  اَلْأَوْلاَدُ زاَرُوهُ.

    Evet, çocuklar onu ziyaret ettiler.
         

     

    c) Harflerin  (örneğin harf-i cerlerin) sonuna birleşen zamirler:

                Harf-i cerler ismin önüne geldikleri gibi ismin yerini tutan zamirle de birleşir.

                Harf-i cerle birleşen zamirlerin çekimi şöyledir:

    إلَيْهِمْ

    إلَيْهِماَ

    إلَيْهِ

     

    مِنْهُمْ

    مِنْهُمَا

    مِنْهُ

    onlara

    o ikisine

    ona

    *

    onlardan

    o ikisinden

    ondan

    إلَيْهِنَّ

    إلَيْهِمَا

    إلَيْهَا

     

    مِنْهُنَّ

    مِنْهُمَا

    مِنْهَا

     

    إلَيْكُمْ

    إلَيْكُمَا

    إلَيْكَ

     

    مِنْكُمْ

    مِنْكُمَا

    مِنْكَ

    size

    ikinize

    sana

    *

    sizden

    ikinizden

    senden

    إلَيْكُنَّ

    إلَيْكُمَا

    إلَيْكِ

     

    مِنْكُنَّ

    مِنْكُمَا

    مِنْكِ

     

    إلَيْنَا

    إلَيْنَا

    إِلَيَّ

     

    مِنَّا

    مِنَّا

    مِنِّي

    bize

    ikimize

    bana

    *

    bizden

    ikimizden

    benden

     

    Kaide: لـِ harf-i ceri isme birleşirse لـِ   olarak esre ile, mütekellim ya’sı hariç zamire birleşirse لَـ   olarak üstün hareke ile bağlanır. Cümlenin başında gelirse mülkiyet (var manası) ifade eder.

    لِخَالِدٍ      Halid için, Halid’in veya Halid’in var (Halid’e ait) (isme birleşmiş),

    لَهُ        Onun için,  onun, onun var (zamire birleşmiş),

    لِي        Benim için,  benim, benim var (mütekellim ya’sına birleşmiş).

    Bu harf-i cer’in burada verilen üç manası da cümledeki yerine göre geçerli olur:

    اَلْكِتاَبُ لِخاَلِدٍ وَالْحَقِيبَةُ ليِ.

    Kitap Halit’in çanta benimdir.

    اَلْكِتاَبُ لِي وَالْحَقِيبَةُ لَهُ.

    Kitap benim çanta onundur.

    لىِ كِتاَبٌ.

    Benim bir kitabım var.

    لِ   harf-i cerinin zamirle birleşen çekim tablosu şöyledir:

    لَهُمْ

    لَهُمَا

    لَهُ

    onların

    o ikisinin

    onun

    لَهُنَّ

    لَهُمَا

    لَهَا

     

    لَكُمْ

    لَكُمَا

    لَكَ

    sizin

    ikinizin

    senin

    لَكُنَّ

    لَكُمَا

    لَكِ

     

    لَنَا

    لَنَا

    ليِ

    Bizim

    ikimizin

    benim

    ¯¯¯

       مَعَهُمْ

    مَعَهُمَا

    مَعَهُ[8]

     

    بِهِمْ

    بِهِمَا

    بِهِ

    onlarla

    o ikisiyle

    onunla

    *

    onlarla

    o ikisiyle

    onunla

       مَعَهُنَّ

    مَعَهُمَا

    مَعَهاَ

     

    بِهِنَّ

    بِهِمَا

    بِهاَ

     

      مَعَكُمْ

    مَعَكُمَا

    مَعَكَ

     

    بِكُمْ

    بِكُمَا

    بِكَ

    sizlerle

    ikinizle

    seninle

    *

    sizlerle

    ikinizle

    seninle

    مَعَكُنَّ

    مَعَكُمَا

    مَعَكِ

     

    بِكُنَّ

    بِكُمَا

    بِكِ

     

    مَعَنَا

    مَعَنَا

    مَعِي

     

    بِنَا

    بِنَا

    بِي

    bizimle

    ikimizle

    benimle

    *

    bizimle

    ikimizle

    benimle

    ¯¯¯

    فِيهِمْ

    فِيهِمَا

    فِيهِ

     

    عَلَيْهِمْ

    عَلَيْهِمَا

    عَلَيْهِ

    onlarda

    o ikisinde

    onda

    *

    onlara

    ikisine

    ona

    فِيهِنَّ

    فِيهِمَا

    فِيهاَ

     

    عَلَيْهِنَّ

    عَلَيْهِمَا

    عَلَيْهاَ

     

    فِيكُمْ

    فِيكُمَا

    فِيكَ

     

    عَلَيْكُمْ

    عَلَيْكُماَ

    عَلَيْكَ

    sizde

    ikinizde

    sende

    *

    size

    ikinize

    sana

    فِيكُنَّ

    فِيكُمَا

    فِيكِ

     

    عَلَيْكُنَّ

    عَلَيْكُماَ

    عَلَيْكِ

     

    فِيناَ

    فِيناَ

    فِيَّ

     

    عَلَيْنَا

    عَلَيْنَا

    عَلَىَّ

    bizde

    ikimizde

    bende

    *

    bize

    ikimize

    bana

    Kâide: كُمْ ve هُمْ zamirleri gibi kendinden önceki harfi ötreli olup cezimle biten kelimelerden sonra harf-i tarife geçiş ötre ile olur:

    عَلَيْكُمُ السَّلاَمُ.   Sizin üzerinize selâm olsun.

    هُمُ الْفُقَراَءُ.      Onlar fakirdirler.

     

    Cümle Örnekleri

    طَلَبَ الْمُدَرِّسُ الْواَجِبَ مِنْكُمْ.

    Öğretmen sizden ödevi istedi.

    ذَهَبوُا إِلَيْهِمْ.

    Onlara gittiler.

    كَتَبَ اسْمَكَ عَلَيْهاَ

    (Senin) ismini onun üzerine yazdı.

    أَخَذَ أَحْمَدُ مَعَهُ حَقيِبَةً.

    Ahmet beraberine bir çanta aldı.

    حَضَرْتُ لَكُنَّ إِلَى الْبَيْتِ.

    Sizin için eve geldim.

    وَجَدوُا الْقَلَمَ فيِهِ.

    Kalemi orda buldular.

    قَلَمُكَ صَغِيرٌ.

    Senin kalemin küçüktür.

    شَعْرُهُ طَوِيلٌ.

    Onun saçı uzundur.

    ضَرَبَتْنَا أُخْتُهُمْ.

    Kızkardeşleri bizi dövdü.

    قَتَلَهُمَا أَحْمَدُ.

    O ikisini Ahmet öldürdü.

    كَتَبَكُمْ أَحْمَدُ فِي الْمَدْرَسَةِ.

    Ahmet sizi okulda yazdı.

    Ek anlatım: Muttasıl Zamirler

    Kelimeden önce geçen bir ismin yerini tutan ve kelimenin sonunda ona bitişik olarak gelen zamirlere “Muttasıl Zamirler” yani “Birleşik Zamirler” denir. Muttasıl zamirler bir isme, bir harfe veya bir fiile bitişik olarak gelebilir. Muttasıl zamirler bitiştikleri kelimenin anlamına bağlı olarak anlam kazanırlar. İsimlere bitiştiklerinde “benim, senin, onun, bizim, sizin, onların” anlamlarına gelen iyelik zamirleri olurlar. “Benim evim, sizin arabanız, onların sınıfı” gibi.

    Muttasıl zamirler taşıdıkları görevlere göre üç kısma ayrılırlar:

    1- Merfu muttasıl zamirler

    2- Mensub muttasıl zamirler

    3- Mecrur muttasıl zamirler

    Merfu muttasıl zamirler: Mazi, muzari ve emir fiillere bitişip fail görevi gören zamirlerdir. Mazi fiile bitişip fail görevi gören merfu muttasıl zamirler şunlardır:

    Cemi

    Müsenna

    Müfred

     

    وا

    ا

      Gaib

    نَ

    تَا

    …

    Gaibe

    تُمْ

    تُمَا

    تَ

    Muhatab

    تُنَّ

    تُمَا

    تِ

    Muhataba

    نَا

    نَا

    تُ

    Mütekellim

    Muzari fiile bitişen muttasıl zamirler şöyledir:

    Cemi

    Müsenna

    Müfred

     

    ون

    ان

    ….

    Gaib

    نَ

    ان

    ….

    Gaibe

    ون

    ان

    ….

    Muhatab

    نَ

    ان

    ين

    Muhataba

    ….

    ….

    ….

    Mütekellim

    (Cemi müennesler hariç diğer sigaların sonundaki “nun” zamire dâhil değildir. Diğer sigalardaki zamir “nun”dan önceki harftir.)

    Emir fiile bitişen muttasıl zamirler şöyledir:

    و

    ا

    ….

    Emir muhatab

    نَ

    ا

    ى

    Emir muhataba

    Mensub muttasıl zamirler: Fiillere bitişip meful görevi gören ve fiile benzeyen harflere bitişip isimleri olan zamirlerdir. Bunlar, cümledeki yerleri nasb olmayı gerektirdiği için bu ismi alırlar. Mensub muttasıl zamirler şunlardır:

    Cemi

    Müsenna

    Müfred

     

    ـهُمْ

    ـهُمَا

    ـهُ

    Gaib

    ـهُنَّ

    ـهُمَا

    ـهَا

    Gaibe

    ـكُمْ

    ـكُمَا

    ـكَ

    Muhatab

    ـكُنَّ

    ـكُمَا

    ـكِ

    Muhataba

    ـنَا

    ـنَا

    ـى

    Mütekellim

    Mecrur muttasıl zamirlere: Mensub muttasıl zamirler tablosundaki muttasıl zamirler isimlere bitiştiklerinde muzafun ileyh olacakları için; ayrıca harf-i cerden sonra geldiklerinde mecrur olacakları için mecrur muttasıl zamirler ismini alırlar.

    Müstetir zamirler: Munfasıl ve muttasıl zamirlerin dışında, bazı fiillerin gizli faili olarak gelen ve aslında munfasıl zamir olan “müstetir zamir” yani “gizli zamir” dediğimiz bir zamir grubu daha bulunur. Şimdi fiillere göre müstetir zamirleri öğrenelim:

    Mazi fiildeki müstetir zamirlere örnek fiil üzerinde görelim:

    كَتَبَ  -müzekker için- “yazdı” manasındadır. Burada, müzekker için “o” manasındaki  هُوَ  faildir ve müstetir zamirdir.

    كَتَبَتْ  -müennes için- “yazdı” manasındadır. Burada, müennes için “o” manasındaki  هِىَ   faildir ve müstetir zamirdir.

    Muzari fiillerdeki müstetir zamirleri görelim:

    يَكْتُبُ  -müzekker için- “yazıyor, yazar” manasındadır. Burada, müzekker için “o” manasındaki  هُوَ  faildir ve müstetir zamirdir.

    تَكْتُبُ  -müennes için- “yazıyor, yazar” manasındadır. Burada, müennes için “o” manasındaki  هِىَ  faildir ve müstetir zamirdir.

    تَكْتُبُ  -müzekker için- “yazıyorsun, yazarsın” manasındadır. Burada, müzekker için “sen” manasındaki  أَنْتَ  faildir ve müstetir zamirdir.

    أَكْتُبُ  “yazıyorum, yazarım” manasındadır. Burada, “ben” manasındaki  أَنَا  faildir ve müstetir zamirdir.

    نَكْتُبُ  “yazıyoruz, yazarız” manasındadır. Burada, “biz” manasındaki  نَحْنُ  faildir ve müstetir zamirdir.

    Emr-i hazırdaki müstetir zamirleri görelim:

    أُكْتُبْ  -müzekker için- “yaz” manasındadır. Burada,  “sen” manasındaki  أَنْتَ  faildir ve müstetir zamirdir.

    Emr-i hazırın diğer sigalarında müstetir zamir yoktur; diğer sigalarda zamir açıkça gözükmektedir.

  • Müzekker ve Müennes

     

    MÜZEKKER – MÜENNES

    Müzekker; canlı ya da cansız varlıkların erkek olanını gösteren isimdir. Türkçe’dekinin aksine Arapça’da cansız varlıklar da müzekker ya da müennes kabul edilmektedir. Müzekker ismin herhangi ayırıcı bir harfi yoktur:

    أَبٌ

    baba

    اَلتِّلْميِذُ

    öğrenci

    رَجُلٌ

    adam

    اَلْحِصاَنُ

    at

    اَلْكِتاَبُ

    kitap

    باَبٌ

    kapı

    خاَلِدٌ

    Halit

    قِطٌّ

    kedi

    اَلْمُؤْمِنُ

    mü’min (erkek)

                 

    Müennes; canlı ya da cansız varlıkların dişi olanını gösterir.

    İsimlerde müenneslik alâmetleri üçtür:

    a) Tâ-i te’nis ya da tâ-i merbûta  (Bitişik, yuvarlak tâ) ة: En çok kullanılan müenneslik alâmetidir.

    اَلصُّورَةُ

    resim

    اَلتِّلْميِذَةُ

    kız öğrenci

    اَلْمَرْأَةُ

    kadın

    فاَطِمَةُ

    Fâtıma

    فاَئِدَةٌ

    fayda

    ناَفِذَةٌ

    pencere

    عاَئِشَةُ

    Ayşe

    قِطَّةٌ

    kedi (dişi)

    اَلْمُؤْمِنَةُ

    mü’min (kadın)

     

                   

    Cümlede fiil ile fâil arasındaki uygunluk gibi müzekker müennes uygunluğu istenilen durumlarda sıfatlar müzekker halden aşağıdaki örneklerde  görüldüğü gibi müennese çevrilir[3]:

    نَظيِفٌ  ← نَظيِفَةٌ

    temiz

    جَميِلٌ ← جَميِلَةٌ

    güzel

    كَبيِرٌ ← كَبيِرَةٌ

    büyük

    مُسْلِمٌ ← مُسْلِمَةٌ

    müslüman

    مُجْتَهِدٌ ← مُجْتَهِدَةٌ

    çalışkan

    نَشيِطٌ ← نَشيِطَةٌ

    neşeli, dinç

    b) Elif-i Memdûde (Uzun elif): (اء) Bu elifle biten isimlerin müennes olması için eliften sonra gelen hemzenin kelimenin kök harflerinden olmaması gerekir. Bu tür müennes isimler genelde sıfat anlamı taşıyan isimlerdir, elif ve hemze de ekleme harflerdir. 

    أَحْمَرُ ← حَمْراَءُ

    kırmızı

    أَسْمَرُ ← سَمْراَءُ

    esmer

     

    أَخْضَرُ ← خَضْراَءُ

    yeşil

    أَبْيَضُ ← بَيْضاَءُ

    beyaz

     

    أَسْوَدُ ← سَوْداَءُ

    siyah

    أَصْفَرُ ← صَفْراَءُ

    sarı

     

    أَعْرَجُ ← عَرْجاَءُ

    topal

    شَقْراَءُ

    sarışın

    اَلصَّحْراَءُ

    çöl

                       

    c) Elif-i Maksûre (Kısa elif): (ى) İsimlerin sonunda noktasız ى şeklinde yazılan ve kendisinden önceki harf fethalı olduğu için elif olarak okunan bu harf o ismin müennes olduğunu gösterir.

    سَلْمىَ

    Selma

    أَكْبَرُ ← كُبْرَى

    daha büyük

    لَيْلىَ

    Leyla

    أَصْغَرُ ← صُغْرَى

    daha küçük

    حُبْلىَ

    hamile

    عَطْشاَنُ ← عَطْشَى

    Susuz

    * Bu üç te’nis (müennes) alâmeti olmadan da müennes olan isimler vardır. Bunlar:

    1-Kadınlara ait özel isimler:

    سُعاَدُ

    Suad

    هِنْدُ

    Hint

    زَيْنَبُ

    Zeynep

    مَرْيَمُ

    Meryem

    2-Dişi varlıklara delâlet eden isimler:

    أُخْتٌ

    kızkardeş

    أُمٌّ

    anne

    3-Vücudun çift organlarının isimleri:

    أُذُنٌ

    kulak

    عَيْنٌ

    göz

    رِجْلٌ

    ayak

    4-Ülke, şehir ve kabile isimleri:

    مِصْرُ

    Mısır

    اَلشاَّمُ

    Şam

    غَطَفاَنُ

    Gatafan kabilesi

    5-Rüzgar ve çeşitli ateş isimleri:

    سَعيِرٌ

    kuvvetli ateş

    ناَرٌ

    ateş

    دَبوُرٌ

    batı rüzgarı

    6-Canlı fakat akıl sahibi olmayan topluluk isimleri:

    إِبِلٌ

    develer

    غَنَمٌ

    koyun, keçiler

    حَماَمٌ

    güvercinler

    * Bunların dışında müennes olduklarını duyarak veya sözlüklere bakmak suretiyle öğrendiğimiz bazı kelimeler vardır ki bunlara semâî müennes (işitmek suretiyle müennes olduğu bilinen) denir. Örnek:

    رُوحٌ

    ruh

    اَلْأَرْضُ

    yer

    نَفْسٌ

    can

    داَرٌ

    ev, yurt

    اَلشَّمْسُ

    güneş

     

     

    Konuyla İlgili Cümle Örnekleri

    طَلَعَتِ الشَّمْسُ.

    Güneş doğdu.

    قَرَأَتِ الْمُؤْمِنَةُ الْقُرْآنَ.

    Mü’min (kadın) Kur’ân okudu.

    عَمِلَتِ الْمُجْتَهِدَةُ الْواَجِبَ.

    Çalışkan (kadın) ödevi yaptı.

    عَمِلَ الْمُجْتَهِدُ الْواَجِبَ.

    Çalışkan (erkek) ödevi yaptı.

    سَمِعَ التِّلْميِذُ الْجَرَسَ وَ دَخَلَ الْمَدْرَسَةَ.

    Öğrenci zili duydu ve okula girdi.

    سَمِعَتِ التِّلْميِذَةُ الْجَرَسَ وَ دَخَلَتِ الْمَدْرَسَةَ.

    (Kız) öğrenci zili duydu ve okula girdi.

    Ek anlatım: Müzekker ve Müennes

    Arapçada Müzekker ve Müennes

    Arapçada isimler, cinsiyetlerine göre müzekker (eril) ve müennes (dişil) olmak üzere ikiye ayrılır. [1] Fizyolojik olarak erkek olan varlıklara müzekker, kadın varlıklara ise müennes kelimeler ayrılır. [1]

    Örnekler:

    • Müzekker:كِتَابٌ (kitap)
    • صِفٌّ (sınıf)
    • بَحْرٌ (deniz)
    • بَيْتٌ (ev) [1]
    • Müennes:طَالِبَةٌ (bayan öğrenci)
    • مُدَرِّسَةٌ (bayan doktor) [2]

    Arapçada isimlerin müzekker veya müennes olması sadece fizyolojik cinsiyete göre belirlenmez. Bazı kelimeler kabul edilişlerine göre de müzekker veya müennes olabilir. [1]

    Müzekker isimler iki kısma ayrılır:

    1. Hakiki Müzekker: Fizyolojik ve akdi erkek olan varlıklar için kullanılan isim ve sıfatlardır. [1]
    • Örnekler:حَمْزَة (Hamza)
    • طَلْحَة (Talha)
    • مُعَلِّمٌ (öğretmen)
    • أَبُو هُرَيْرَة (Ebu Hureyre)
    • حَالِبٌ (Halep) [1]
    1. Mecazi Müzekker: Fizyolojik açıdan erkek olmadığı halde Arap dili bilginleri yönünden eril kabul edilen varlıklardır. [1]
    • Örnekler:كِتَابٌ (kitap)
    • صِفٌّ (sınıf)
    • بَحْرٌ (deniz)
    • بَيْتٌ (ev) [1]

    Müennesliği belirlemek için bazı kurallar vardır:

    1. Elif’ten sonra gelen hemenzin kelimenin kök harfi olması ve fazlalık olması gerekir. [3]
    • Örnek olarak “kalp” kelimesinin akıldan kalbe dönüşümü: قَلْبٌ -> قَلْبَةٌ [3]
    1. Elif memdudenin ( ا ) zaid olup, hemenzin başına bir harften dönüşmemiş olması gerekir. [3]
    2. Kelimenin فَعْلَةٌ veya فِعْلَةٌ vezninde cem-i teksir olmaması gerekir. [3]

    Müennes isimlerin üç kısma ayrılır:

    1. Hakiki Müennes: İnsan ve hayvanlardan dişilere ayrılan isimlerdir. [4]
    • Örnekler:فَاطِمَةٌ (Fatma)
    • أُخْتٌ (kız kardeş)
    • عَيْنٌ (göz) [4]
    1. Mecazi Lafzi Müennes: Canlı veya akıl sahibi yani insan veya hayvan cinsinden olmayan dişiliği bildiren kelimelerdir. [4]
    • Örnekler:شَمْسٌ (güneş)
    • دُنْيَا (dünya)
    • فَتْوَى (fetva) [4]
    1. Mecazi Manevi Müennes: Bu kelimeler gerçekte dişi varlıklar olmayıp sonradan yazı tatbikçileri (SEMA-İ MÜENNES) tarafından müennes kabul edilen varlıklardır. [4]
    • Örnekler:نَارٌ (ateş)
    • رِيحٌ (rüzgar) [4]