Yıl: 2012

  • Müteaddi ve Lazım Fiiller

     

    MÜTEADDΠ VE LÂZIM FİİLLER

    (Geçişli ve geçişsiz fiiller)

    Yukarıda gördüğümüz cümlelerde bazen fiilin üstün harekeyle harekelenen açık bir meful aldığını, bazen de açık mef’ûl almayıp harf-i cerle devam ettiğini görürüz. İşte açıkça mef’ûl alan fiillere müteaddî fiil, fâiliyle yetinip mef’ûl almayan ya da mef’ûlünü harf-i cerle alan fiillere de lâzım fiiller denir.

    Müteaddi yani mef’ûl alan fiilde fâilin yaptığı iş başkasına geçer veya herhangi bir şeyle alakası bulunur. Türkçe karşılığı geçişli fiildir.

    أَكَلَ فَرِيدٌ الْخُبْزَ.         Ferit ekmeği yedi.

    Bu cümlede “Ferit neyi yedi?” sorusunu mutlaka sorarız, yani fiil mef’ûl istemektedir.

    ضَرَبَ خَالِدٌ الْوَلَدَ.         Halit çocuğu dövdü.

    Bu cümlede de “Halit kimi dövdü?” sorusunu sorarız. Halid’in yaptığı iş başkasıyla alakalı olup onlara geçmektedir.

    Lâzım fiil ise; fâiliyle yetinip mef’ûl almayan fiildir. Fiilin yaptığı iş kendisinde kalıp başkasını etkilemez. Türkçe karşılığı geçişsiz fiildir.

    جَلَسَ خَالِدٌ.  Halit oturdu.           دَخَلَ خَالِدٌ.   Halit girdi.

    Bu cümlelerde mefulü gerektiren neyi, neye ve kimi, kime gibi soru akla gelmemektedir. Yani mef’ûle gerek yoktur. Bu konuyu şu şekilde de ifade edebiliriz:

     

    KAİDE: Arapça’da fiiller mef’ûllerine göre çeşitli kısımlara ayrılırlar:

    a) Hiç mef’ûl almayan fiiller: Yukarıda işlediğimiz gibi fâiliyle yetinip mef’ûl almayan “Lâzım fiiller” bu grubtandır.

    b) Mef’ûlünü harf-i cerle alan fiiller: Bazı fiiller beraberlerindeki (kendine ait) harf-i cerle birlikte tek bir mana ifade ederler. Artık yanındaki harf-i cer aslî manasında tercüme edilmez. Dikkat edilmesi gereken nokta; bu harf-i cerlerin fâilin başında değil, mef’ûlün başında geldiğini unutmamaktır. Söz konusu bu fiiller mef’ûllerini aşağıdaki harf-i cerlerden biri ile alabilirler:

     

    بِ

    لِ

    عَلَى

    عَنْ

    فِي

    إِلَى

    مِنْ

     

     

    Örnek:

    بَحَثَ عَنْ

    aradı, araştırdı

     

     

    بَحَثَ عَلِيٌّ عَنِ الْحَقِيبَةِ فِي الصَّفِّ.

    Ali çantayı sınıfta araştırdı.

     

     

    قَالَ لِ

    (Birine) dedi, söyledi

     

     

    قَالَ اللَّهُ لِلرَّسُولِ:

    Allah peygamber’e dedi:

     

    قَالَ اللَّهُ فِي الْقُرْآنِ:

    Allah Kur’ân’da (şöyle) dedi (buyurdu)[2]:

     

                             

    c) Mef’ûlünü harf-i cersiz alan fiiller: Yukarıda örneklerini gördüğümüz müteaddî fiiller bu grubtandır. Harf-i cere ihtiyaç olmaksızın direk mefullerine bağlanırlar. İlerdeki konularda göreceğimiz gibi bazı fiiller yine harf-i cere ihtiyaç olmaksızın iki ya da üç mef’ûl alarak da tam bir cümle oluştururlar:

    وَجَدَ الْإِنْسَانُ الْعِلْمَ نَافِعًا.

    İnsan ilmi faydalı buldu.

          Şu bilgiyi akılda tutmamız bundan sonraki konular için zorunludur:

    Üstün harekeye fetha, böyle harekelenmiş kelimeye mansûb, bu duruma da nasb hali deriz. Ötre harekeye zamme, böyle harekeli kelimeye merfû veya mazmûm, bu duruma da ref hali deriz. Esre harekeye kesre, böyle harekeli kelimeye mecrûr veya meksur, bu duruma da cer hali deriz.  Aynı şekilde sükûn işaretine de cezm, böyle harekeli kelimeye de meczûm deriz. (Merfû, mansûb, mecrûr ve meczûm i’rab hâllerinin adıdır; mazmûm, meftûh, meksûr ve sâkin ise sonu değişmeyen mebnî kelimeler için kullanılır.)

  • Harfi Cerler Arapça Dersleri

    HARF-İ CERLER

    harfi-cerler

    Yalnız başına anlam ifade etmeyen, ancak isme dahil olduklarında manaya katkıda bulunan bazı kelimeler vardır.

    harfi-cerler-ve-anlamlari

    Harfi Cerler Pdf Olarak İndir

    Semai Amiller arapça

    عِنْدَ

    فِي

    إِلَىٰ

    مَعَ

    عَلَىٰ

    بِ

    مِنْ

    عَنْ

    لِ

    yanında – de, da -e, -a ile üstünde, üzerinde ile,-e,-a -den, -da hakkında -için, -e, -a

    ب = bi = ile
    من = min = ..den ..dan
    إلى = ilâ = ..e ..a
    عن = *an = ..den ..dan
    على = *alâ = üzerinde, üstünde, üzerine
    ل = li = için
    فى = fî = içinde, ..de ..da
    ك = ke = gibi
    حتـَّى = hatta = ..ıncaya kadar
    رُبَّ = rubbe = nice
    واو القسم – تاء القسم = tâü’l-kasem – vâü’l-kasem = her ikisi de yemin içindir. Vallahi, tallahi gibi…
    حاشا – خلا – عدا = *adâ – khalâ – hâşâ = bu üçü ayrıdır ama hepsi de istisna içindir
    مُذ = müsz = ..den beri
    مُنذ = münszü = ..den beri
    لولا = lev lâ = ..masaydı ..meseydi
    كَيم = keyme = niçin
    لعَلَّ = lealle = umulur ki

    Semai Amiller arapça

    Harfi Cerler:

    Âmili lafzî semâînin birinci çeşidi harfi cerlerdir. Harfi cer: “Dâhil olduğu kelimenin sonunu cer yapan harftir.” Harfi cerler toplamda yirmi tane olup, bir ismin önüne gelerek sonunu kesra yaparlar. Harfi cerre kısaca “car”, sonu kesra olan isme de “mecrur” denir. Bu harfler ve misâlleri şöyledir:

    1. Bâ (اَلْبَاءُ): Allâh’a inandım. / آمَنْتُ بِاللَّهِ

    2. Min (مِنْ): Bütün günâhlardan tövbe ettim. / تُبْتُ مِنْ كُلِّ ذَنْبٍ

    3. İlâ (إِلَى): Allâh Teâlâ’ya tövbe ettim. / تُبْتُ إلَى اللَّهِ تَعَالَى

    4. An (عَنْ): Haramdan men edildim. / كُفِفْتُ عَنِ اْلحَرَامِ

    5. Alâ (عَلَى): Her günahkâr üzerine tövbe etmek vâcibtir. /  تَجِبُ التَّوْبَةُ عَلَى كُلِّ مُذْنِبٍ

    6. Lâm (لِ): Ben Allâh Teâlâ’nın kulcağızıyım. / اَنَا عُبَيْدٌ لِلَّهِ تَعَالَى

    7. Fî (فِي): İtaat eden cennettedir. /  اَلْمُطِيعُ فِي اْلجَنَّةِ

    8. Kâf (اَلْكَافُ): O’nun benzeri gibi hiçbir şey yoktur. / لَيْسَ كَمِثْلِهِ شَيْءٌ

    9. Hattâ (حَتَّى): Ölünceye kadar Allâh’u Teâlâ’ya ibâdet ederim. /  اَعْبُدُ اللَّهَ تَعَالَى حَتَّى اْلمَوْتِ

    10. Rubbe (رُبَّ): Nice okuyucular vardır ki Kur’ân onlara lanet eder. /  رُبَّ تَالٍ يَلْعَنُهُ الْقُرْآنُ

    11. Vâvul-kasem (وَاوُ الْقَسَمِ): Allâh’a yemin ederim ki asla büyük günâhları yapmayacağım.  / وَاللَّهِ لَا اَفْعَلَنَّ اْلكَبائِرَ

    12. Tâul-kasem (تَاءُ الْقَسَمِ): Allâh’a yemin ederim ki elbette farzları yapacağım. / تَاللَّهِ لَأَفْعَلَنَّ اْلفَرَائِضَ

    13. Hâşâ (حاَشاَ): Âlim hariç, insânlar helak oldu. / هَلَكَ النَّاسُ حَاشَا اْلعَالِمِ

    14. Muz (مُذْ): Buluğ gününden beri yaptığım tüm günâhlara tövbe ettim. /  تُبْتُ مِنْ كُلِّ ذَنْبٍ فَعَلْتُهُ مُذْ يَوْمِ اْلبُلُوغِ

    15. Munzu (مُنْذُ): Buluğ gününden itibaren namaz farz olur. /  تَجِبُ الصَّلَاةُ مُنْذُ يَوْمِ اْلبُلُوغِ

    16. Halâ (خَلاَ): İlmiyle amel edenler hariç, âlimler helak oldu. /  هَلَكَ اْلعَالِمُونَ خَلَا اْلعَامِلِ بِعِلْمِهِ

    17. Adâ (عَدَا): İhlâslılar hariç, amel edenler helâk oldu. / هَلَكَ اْلعَامِلُونَ عَدَا اْلمُخْلِصِ

    18. Levlâ (لَوْلاَ): Ey Allâh’ın rahmeti, sen olmasaydın elbette insânlar helak olurdu. / لَوْلَاكَ يَا رَحْمَةَ اللَّهِ لَهَلَكَ النَّاسُ

    19. Key (كَيْ): Niçin/neden isyân ettin? (Keymihe = keymâ, eliften bedel he gelmiş) /  كَيْمَه عَصَيْتَ

    20. Lealle (لَعَلَّ): Umulur ki Allâh Teâlâ günâhımı bağışlar. /  لَعَلَّ اللَّهِ تَعَالَى يَغْفِرُ ذَنْبِي

    Bu harfler, bağlı oldukları fiil ya da fiil mânâsında olan kelimelerin mânâlarını, mecrura taşıdıklarından dolayı “izâfet harfleri” olarak da isimlendirilirler. Harfi cerlerde genel olarak izâfet bulunur. Cer etmek ise mutlaktır.

    Harfi Cerlerin Mânâları:

    1. Bâ (اَلْبَاءُ) “ile” mânâsındadır. İlsâk (bağlamak, bitiştirmek) içindir.

    2. Min (مِنْ) “den-dan” mânâsındadır.  İbtida (başlangıç) içindir.

    3. İlâ (إِلَى) “e-a” mânâsındadır. İntiha (bitiş) içindir.

    4. An (عَنْ) “den-dan” mânâsındadır. Mücaveze (uzaklaşma) içindir.

    5. Alâ (عَلَى) “üzerinde-üzerine” mânâsındadır. İstila içindir.

    6. Lâm (لِ) “için” mânâsındadır. İstihkak (hak etme) ve mülkiyet (sâhib olma) içindir.

    7. Fî (فِي) içinde, de-da mânâsındadır. Zarfiyet içindir.

    8. Kâf (اَلْكَافُ) “gibi” mânâsındadır. Teşbih (benzetme) içindir.

    9. Hattâ (حَتَّى) “…e kadar” mânâsındadır. Gaye (sona eriş, bitiş) içindir.

    10. Rubbe (رُبَّ)  “nice, bazı” mânâsındadır. Taklîl ve teksîr (azlık ve çokluk) içindir.

    11. Vâvul-kasem (وَاوُ الْقَسَمِ) “yemin” mânâsındadır. Yemin içindir.

    12. Tâul-kasem (تَاءُ الْقَسَمِ) “yemin” mânâsındadır. Yemin içindir.

    13. Hâşâ (حاَشاَ) istisna mânâsındadır. İstisna içindir.

    14. Muz (مُذْ) “… den beri” mânâsındadır. Mazi zamanda başlamak içindir.

    15. Munzu (مُنْذُ) “… den beri” mânâsındadır. Mazi zamanda başlamak içindir.

    16. Halâ (خَلاَ) “istisna” mânâsındadır. İstisna içindir. Çoğunlukla fiil olarak gelir.

    17. Adâ (عَدَا) “istisna” mânâsındadır. İstisna içindir. Çoğunlukla fiil olarak gelir.

    18. Levlâ (لَوْلاَ) “olmasaydı” mânâsındadır. Kendine zamir bitiştiğinde, başka bir şeyin mevcudiyetiyle, bir şeyin mümkün olmayacağını ifâde etmek içindir.

    19. Key (كَيْ) “için, niçin, neden” mânâsındadır. İstifham ما sı dâhil olunca illet içindir.

    20. Lealle (لَعَلَّ) “umulur ki, belki” mânâsındadır. Ukayl kabilesinin lügatinde ümit içindir.

    Harfi cerlerin mânâları bunlardan ibâret değildir. Bunların açıklanması bundan daha geniş bilgiler içeren nahiv kitâblarında bulunmaktadır.

    Harfi Cerlerin Ameli: 

    Harf-i cerlerin ameli üç türlüdür. Bunlar:

    1. Harf-i cerler, mu‘râb yani i‘râb kabul eden bir ismin başına gelip sonunu cer yaparlar. Buna “lafzî i‘râb” denir. Misâlen:  “ Ben Zeyd’e uğradım.” Cümlesinde ب harfi ceri, بِزَيْدٍ kelimesinin evveline gelerek sonunu cer etmiştir.

    2. Harf-i cerler, murab bir kelimenin sonunda illet harfi varsa takdiren cer yaparlar. Buna “takdiri irâb” denir. Misâlen: “رَضِينَا عَنِ الْقَضَا Biz kadâdan râzı olduk.” Cümlesinde عَنْ harf-i ceri, الْقَضَا kelimesinin evveline gelerek sonunu cer etmiştir.

    3. Harf-i cerler, kelimenin aslında bir illet varsa mahallen cer yaparlar. Buna “mahallî irâb” denir. Misâlen: مَنْ kelimesi, mebni (irâb kabul etmeyen) bir kelimedir. Bu sebeble evveline عَلَى gibi bir harfi cerin gelmesi sonuna tesir etmez.

    Tek başına bir anlam ifade etmemekle birlikte başlarına geldikleri kelimeleri mecrur (son harekelerini kesra) yaparlar.

    فِي (Fi) De, Da

    فِي البَيْتِ : Evde-Evin içinde.

    عَلَى (Alâ) Üstünde

    عَلَى المَكْتَبِ : Masanın üzerinde.

    دَخَلْتُ عَلَى المُدِيرِ : Müdürün odasına gittim.

    لِ (Li) İçin, aitlik

    لِلَّهِ : Allah için.

    مِنْ (Min) İki farklı kullanımı vardır. 1- den, dan, 2- Vurgu yapmak için.

    خَرَجْتُ مِنَ البَيْتِ : Evden çıktım.(1)

    مِنْ أَيْنَ أَنْتَ؟ : Sen nerelisin? (Sen neredensin?)(1)

    أَنَا مِنَ اليَابَانِ : Japonyadanım.(1)

    مَا غَابَ مِنْ أَحَدٍ : Kimse gelmemezlik yapmadı.(2)

    لَا يَخْرُجْ مِنْ أَحَدٍ : Kimse dışarı çıkmasın.(2)

    لَا تَكْتُبْ مِنْ شَيْءٍ : Hiçbir şey yazmayın.(2)

    ھَلْ مِنْ سُؤَالٍ؟ : Sorusu olan var mı?(2)

    ھَلْ مِنْ سُؤَالٍ عِنْدَكَ؟ : Sorusu olan var mı?(2)

    إِلَى (İlâ) İki farklı kullanımı vardır. 1- e,a doğru, 2- Bitişik zamirler ile birlikte kullanılırsa ‘Al’ fiili olur.

    ذَھَبْتُ إِلَى البَيْتِ : Eve gittim.(1)

    أَيْنَ ذَھَبَ؟ : Nereye gitti?(1)

    ذَھَبَ إِلَى المُدِيْرِ : Müdüre gitti.(1)

    خَرَجَ المُدَرِّسُ مِنَ الفَصْلِ وَ ذَھَبَ إِلَى المُدِيرِ : Öğretmen sınıftan çıktı ve müdüre gitti.(1)

    إِلَيْكَ ھذا الكِتابَ : Bu kitabı al.(2)

    إِلَيْكُنَّ ھذه الدَّفَاتِرَ يا أَخَوَاتُ : Kızkardeşler, bu defterleri alın.(2)

    عَنْ (An) e, a, den, dan, hakkında

    ھو بَعِيدٌ عَنِ المَدْرَسَةِ جِدّاً : O gerçekten okula uzaktır.

    بِ (Bi) İle.

    قَتَلَ الرَّجُلُ الحَيَّةَ بِالحَجَرِ : Adam yılanı taş ile öldürdü.

    أَبِاللُّغَةِ العَرَبِيَّةِ ھذه المَجَلَّةُ؟ : O dergi Arapça (Arap dili ile) mi?

    لا، ھي بِاللُّغَةِ الاِنْكِلِيزِيَّةِ : Hayır, o İngilizce (İngiliz dili ile).

    أَنَا مَسْرُورٌ بِلِقَائِكَ : Seninle karşılaştığımdan dolayı sevinçliyim.

    أَنَا مَسْرُورَةٌ بِكَ : Ben seninle (senden dolayı) memnunum.

    فَرِحَ بِيَ المُدَرِّسُ كَثِيراً : Öğretmen benimle (bana) çok sevindi.

    * Genelde cansız eşya ya da insan dışındaki varlıklar için بِ kullanılır. İnsan söz konusu olunca da مَعَ (ile, beraber) zarfı tercih edilir.

    و (Ve) Üç farklı şekilde kullanılabilir. 1- Ve bağlacı, 2- Ant, yemin (Harf-i Cer), 3- Hal, durum (iken) (İsim cümlesi olarak kullanılır. Cümle içinde fiil kullanılmışsa muzari olur. Fiil cümlesinde kullanılacaksa قد ile birlikte kullanılır, bkz. Mazi Fiiller.)

    أُرِيدُ كِتَابًا وقَلَماً : Kitap ve kalem istiyorum.(1)

    واللهِ مَا رَأَيْتُهُ : Valla onu görmedim.(2)

    دَخَلْتُ المَسْجِدَ والإِمامُ يَرْكَعُ : İmam rukudayken camiye girdim.(3)

    مَاتَ أَبِي وأَنَا صَغِيرٌ : Babam ben çocukken öldü.(3)

    دَخَلَ المُدَرِّسُ الفَصْلَ وھو يَحْمِلُ كُتُباً كَثِيرَةً : Öğretmen birçok kitap taşıyorken sınıfa girdi.(3)

     

    İsimlerin başında “harf-i cer” denen harfler olursa o ismin sonunu esre yaparlar. Bu harf-i cerler en çok kullanılış sırasına göre örnekleri ile  beraber şöyledir:

     

       

    مِنْ

    ..den, ..dan(Başlamak, kısmiyet ve açıklama için kullanılır)  

    مِنَ الْبَيْتِ

    evden →

    خَرَجْتُ مِنَ الْبَيْتِ.

    Evden çıktım.

    مِنْ ناَفِذَةٍ

    bir pencereden →

    نَظَرَ الْوَلَدُ مِنْ ناَفِذَةٍ.

    Çocuk bir pencereden baktı.

    مِنَ الْبَابِ

    kapıdan →

    مَنْ دَخَلَ مِنَ الْبَابِ ؟

    Kapıdan kim girdi?
                     

    Kâide: (مِنْ) harf-i cerinden sonra gelen isim harf-i tarif  (الْ)ile başlıyorsa nun’a cezim yerine fetha verilerek öbür kelimeye geçiş yapılır: مِنَ الْبَيْتِ (minel beyti),  مِنَ الْبَابِ(minel bâbi) gibi.

    فيِ

    ..de, ..da, içinde, hakkında(Mekan ya da zaman gibi zarfiyet bildirir)

    فِي الْبَيْتِ

    evde, evin içinde →

    جَلَسْتُ فِي الْبَيْتِ الْيَوْمَ.

    Bugün evde oturdum.

    فيِ السَّياَّرَةِ

    arabada →

    اَلْوَلَدُ لَعِبَ فيِ السَّياَّرَةِ.

    Çocuk arabanın içinde oynadı.

    فيِ الْمَدْرَسَةِ

    okulda →

    كَتَبْتُ الدَّرْسَ فيِ الْمَدْرَسَةِ.

    Dersi okulda yazdım.

    فيِ الصَّباَحِ

    sabahleyin →

    كَتَبْتُ الدَّرْسَ فيِ الصَّباَحِ.

    Dersi sabah yazdım.

    إِلَى

    ..e, ..a, ..ye, ..ya

    (Sonun bitişi için kullanılır)

    إِلَى الْمَدْرَسَةِ

    okula →

    حَضَرَ التِّلْميِذُ إِلَى الْمَدْرَسَةِ.

    Öğrenci okula geldi.
    إِلَى الْبَيْتِ eve →

    ذَهَبْتُ إِلَى الْبَيْتِ مُبَكِّراً.

    Eve erken gittim.

    إِلَى السُّوقِ

    çarşıya →

    ذَهَبَتْ زَيْنَبُ إِلَى السُّوقِ.

    Zeynep çarşıya gitti.

    عَلَى

    ..e, ..a, ..ye, ..ya, üzerine, üstünde

    عَلَى الْماَءِ

    suyun üzerinde →

    سَبَحَ الْقَلَمُ عَلَى الْماَءِ.

    Kalem suyun üzerinde yüzdü.

    عَلَى الْأَرْضِ

    yerin üzerine, yere →

    سَقَطَ الْوَلَدُ عَلَى الْأَرْضِ.

    Çocuk yere düştü.

    عَلَى الْكُرْسِيِّ

    sandalye üzerine →

    جَلَسْتُ عَلَى الْكُرْسِيِّ.

    Sandalyeye oturdum.

     

     

     

    بِ

    ile, ..le

    بِالْقَلَمِ kalem ile, kalemle → كَتَبْتُ الدَّرْسَ بِالْقَلَمِ. Dersi kalemle yazdım.  
    بِالسِّكِّينِ bıçakla →

    قَشَرْتُ الْفاَكِهَةَ بِالسِّكِّينِ.

    Meyveyi bıçakla soydum.  

    بِالْحاَفِلَةِ

    otobüsle →

    ذَهَبْتُ إِلَى الْمَدْرَسَةِ بِالْحاَفِلَةِ.

    Okula otobüsle gittim.  

    Genelde cansız eşya ya da insan dışındaki varlıklar için بِ  kullanılır.  İnsan söz konusu olunca da  مَعَ (ile, beraber)  zarfı tercih edilir:

     

    ذَهَبْتُ مَعَ خاَلِدٍ إِلَى الْمَدْرَسَةِ.

    Halit’le okula gittim.
     

    شَرِبْتَ الشاَّيَ مَعَ صَديِقٍ.

    Bir arkadaşla çay içtin.
     

    عَنْ

    den, dan, hakkında

     

    عَنْ مُعَلِّمٍ

    öğretmenden →

    سَمِعْتُ الْخَبَرَ عَنْ مُعَلِّمٍ.

    Haberi bir öğretmenden işittim.

    عَنِ الطِّفْلِ

    çocuktan →

    ذَهَبَ الْخَوْفُ عَنِ الطِّفْلِ.

    Çocuktan korku gitti.

    عَنِ التَّلاَميِذِ

    öğrencilerden, öğrenciler hakkında

    سَأَلَ الْمُديِرُ عَنِ التَّلاَميِذِ

    Müdür öğrencileri (öğrenciler hakkında) sordu.
       

    لِ

    için    
     

    لِلَّهِ

    Allah için →

    صَلَّيْتُ لِلَّهِ تَعَالَى.

    Allâhu Teala için namaz kıldım.  
      لِخَالِدٍ Halit için →

    ذَهَبْتُ إِلَى السُّوقِ لِخَالِدٍ.

    Çarşıya Halit için gittim.  
      لِلدِّراَسَةِ eğitim için →

    ذَهَبْتُ إِلَى الْمَدْرَسَةِ لِلدِّراَسَةِ.

    Okula eğitim için gittim.  
                                 

    Not: Bu harf-i cer ألْ ile ma’rife olan bir ismin başına geldiğinde harf-i tarifin elifi hazfedilir (kaldırılır, atılır): اَلْبَيْتُ  – \  لِلْبَيْتِ  اَلطاَّلِبُ  –لِلطاَّلِبِ    gibi.

    كَ

    gibi

    اَلْأَرْضُ كَالْكُرَةِ.

    Dünya top gibidir.

    أَحْمَدُ كَالْأَسَدِ.

    Ahmet arslan gibidir.

    حَتَّى

    …ceye kadar, ta ki

     

    حَتَّى الْمَوْتِ

    Ölüme kadar (ölünceye kadar)

     

    عَبَدْتُ اللهَ حَتَّى الْمَوْتِ.

    Ölüme kadar (ölünceye kadar) Allah’a ibadet ettim.

    رُبَّ

    olur ki, belki, bazı, nice vardır

     

    رُبَّ طاَلِبٍ ماَ كَتَبَ الدَّرْسَ.

    Ders yazmayan nice öğrenci vardır.

    مُذْ – مُنْذُ

    ..den beri, ..dan beri, ..den itibaren

    وَجَبَتِ الصَّلاَةُ مُنْذُ الْبُلوُغِ.

    Buluğdan itibaren namaz vacip oldu.

               

    F Mef’ûlu bihin harekesi mansûbtur (üstündür). Aslında fiil ve fâilden sonra geriye kalan kelimeler ve harf-i cerler mef’ûldür. Fakat harf-i cer alan mef’ûlü bihin son harfinin harekesi esre olur ve o kelimeye mefulun bih gayr-i sarih denir.  Harf-i cer almayan mef’ûle mef’ûlun bih sarih denir. Genellikle cümlede önce mef’ûlün bih sarih (üstün harekesini açık olarak alan mef’ûl), sonra da mef’ûlün bih gayr-i sarih (üstün harekesini açık olarak alamayan mef’ûl) yazılır.

    كَتَبَ الْوَلَدُ  الدَّرْسَ  بِالْقَلَمِ.

                 M.B.Gayr-i Sarih. M.B.Sarih

    Çocuk dersi kalemle yazdı.

     

    Sorular: 

    1. Semâî âmil ne demektir, kaç tane ve kaç çeşittirler?

    2.  Harfi cer ne demektir?

    3. Harfi cerler kaç ismi cer ederler?

    4. Harfi cerlere niçin izâfet harfi de denir? 

    5. Harfi cerler kaç tanedir?

    6. Harfi cerlerin mânâları nelerdir?

    7. Harfi cerler nasıl amel ederler?

     

     

    Harf-i Cerle İlgili Genel Cümle Örnekleri

     

    هَلْ ذَهَبْتِ إِلَى الْمَدْرَسَةِ ؟

    Okula gittin mi?
     

    نَعَمْ ، ذَهَبْتُ إِلَى الْمَدْرَسَةِ.

    Evet, okula gittim.
     

    هَلْ ذَهَبْتُمْ إِلَى الْمَدْرَسَةِ ؟

    Okula gittiniz mi?
     

    نَعَمْ ، ذَهَبْناَ إِلَى الْمَدْرَسَةِ.

    Evet, okula gittik.
     

    ذَهَبْتُماَ إِلَى الْمَدْرَسَةِ.

    İkiniz okula gittiniz.
     

    هَلْ ذَهَبْتُنَّ إِلَى الْمَدْرَسَةِ ؟

    Okula gittiniz mi?
     

    نَعَمْ ، ذَهَبْناَ إِلَى الْمَدْرَسَةِ.

    Evet, okula gittik.
     

    ذَهَبْتُ إِلَى الْمَدْرَسَةِ  لِلِامْتِحاَنِ.

    Okula imtihan için gittim.
     

    ذَهَبْتُ إِلَى الْبَيْتِ لِلِاسْتِراَحَةِ.

    Eve dinlenmek için gittim.
     

    ذَهَبْتُ إِلَى الْمَسْجِدِ لِلصَّلاَةِ.

    Mescide namaz için gittim.
     

    نَظَرَ التِّلْميِذُ إِلَى الصُّورَةِ.

    (Erkek) Öğrenci resme baktı.
     

    نَظَرَتِ التِّلْميِذَةُ إِلَى الصُّورَةِ.

    (Kız) Öğrenci resme baktı.
     

    نَظَرْتُ  إِلَى الصُّورَةِ.

    Resme baktım.
     

    سَبَحَ الْوَلَدُ فِي هَذاَ الشاَّطِئِ.

    Çocuk bu kıyıda yüzdü.
     

    عَمِلَ خاَلِدٌ الشَّايَ فِي الْمَطْبَخِ.

    Halit mutfakta çay yaptı.
     

    قَرَأْتُ الدَّرْسَ فِي الْحَدِيقَةِ.

    Dersi bahçede okudum.
     

    قَرأْناَ الْكِتاَبَ فِي الْمَكْتَبَةِ.

    Kitabı kütüphanede okuduk.
     

    ذَهَبْناَ إِلَى الْمَدْرَسَةِ بِالْحاَفِلَةِ.

    Okula otobüsle gittik.
     

    وَصَلَ أَحْمَدُ إِلَى الْمَطاَرِ بِالسَّياَّرَةِ.

    Ahmet hava alanına arabayla gitti (ulaştı, vardı).
     

    نَزَلَ أَحْمَدُ عَنِ الْحِصَانِ.

    Ahmet attan indi.
     

    رَفَعَ الْإِسلاَمُ الظُّلْمَ عَنِ الْمَرْأَةِ.

    İslam kadından zulmü kaldırdı.
     

    سَأَلْتُ عَنِ الْماَلِ.

    Mal hakkında sordum.
     

    سَأَلَ الطَّبِيبُ عَنِ الْمَرِيضِ.

    Doktor hastadan (hasta hakkında) sordu.
     

    اَلْأُمُّ عَمِلَتِ الطَّعاَمَ فِي الْمَطْبَخِ.

    Anne yemeği mutfakta yaptı.
     

    جَلَسَ مُحَمَّدٌ فِي الْبَيْتِ.

    Muhammed evde oturdu.
     

    جَلَسَتْ عاَئِشَةُ فِي الْغُرْفَةِ.

    Aişe odada oturdu.
     

    خَرَجَ التَّلاَمِيذُ مِنَ الصَّفِّ.

    Öğrenciler sınıftan çıktı.
     

    اَلتَّلاَمِيذُ خَرَجُوا  مِنَ الصَّفِّ.

    (aynı manada isim cümlesi)
     

    رَفَعَ الْوَلَدُ الْحَقِيبَةَ مِنَ الْأَرْضِ.

    Çocuk çantayı yerden kaldırdı.
     

    نَزَلَ الْمَطَرُ مِنَ السَّماَءِ.

    Gökten yağmur indi (Yağmur yağdı).
     

    اَلْأَوْلاَدُ سَبَحُوا فِي الْمَسْبَحِ.

    Çocuklar havuzda yüzdü.
     

    سَبَحَ الْخَشَبُ عَلَى الْماَءِ.

    Tahta suyun üzerinde yüzdü.
     

    سَقَطَ الثَّمَرُ عَلَى الْأَرْضِ.

    Meyve yere (yerin üzerine) düştü.
     

    غَضِبَ السَّيِّدُ عَلَى الْخاَدِمِ.

    Efendi (bey) hizmetçiye kızdı.
     

    اَلْوَقْتُ كاَلسَّيْفِ.

    Vakit kılıç gibidir.
     

    اَلْعِلْمُ كَالْبَحْرِ.

    İlim deniz gibidir.
     

    قَرَأْتُ كِتاَباً حَتَّى اللَّيْلِ.

    Geceye kadar kitap okudum.
     

    ماَ شَرِبْتُ الشَّايَ مُنْذُ أَمْسِ.

    Dünden beri çay içmedim.

    كَتَبْتُ الدَّرْسَ مِنَ الصَّباَحِ حَتَّى الْمَساَءِ.

    Sabahtan akşama kadar ders yazdım.

    ذَهَبَ عُمَرُ إِلَى الْمَلْعَبِ وَ لَعِبَ الْكُرَةَ.

    Ömer oyun sahasına gitti ve top oynadı.

    أَكَلْتُ فيِ الْفَطوُرِ الْبَيْضَ وَشَرِبْتُ الشاَّيَ.

    Kahvaltıda yumurta yedim ve çay içtim.

     

    Ek anlatım: Harfi Cerler

     

  • Harfi Cer‘ler, Lafzî Semâi Âmillerdir. Fiil veya fiil mânasında olan şeyin mânasını, kendilerinden sonra gelen isim veya zamire çekerler. Şöyle de söylenebilir : Harfi Cer‘ler ; 
  • (1) Fiilin mânasını mecrur_isme çeker.
  • (2) Fâile değil de, fiile muzâf görevini yükler.
  • (3) Mecrûr_ismi, muzâfun ileyh (muzafun fâili) olarak görevlendirir.
  • Bu nedenle Ayet-i Kerimenin fâil, fiilinden sorumlu değildir ama, harficer ve mecrur’un yüklediği sıfattan veya vasıfdan sorumludur. Meselâ : “Kalem ile yazdım.” terkibinde, yazma fiilinden sorumlu değilim ama, yazdıklarımdan sorumluyum. gibi. Lâzım fiil, mefulünü harficer ile alır.
  • Harfi Cer’ler, sadece bir tek ismi veya zamiri cer ederler ve bu kelimeye “Mecrur” denir. Harfi cer’in mecrur ile birlikte, mânaca alâkalı (âid, bağlı) olduğu kelimeye “Müteallak” denir.
  • Şöyle de tarif edilebilir: O kelimenin mecrur olmasına (kesre almasına) sebeb olan fiil ile bu fiilin zuhur etmesine sebeb olan fâilin ahlâkı ve/veya temel bilimlerdeki kanunların birlikte düşünüşmesi gerekir, birbirinden ayrı değillerdir.
  • Yani mecrur, fiil ve ahlâk / kanun‘dan herhangi biri olmaz ise, diğerleri oluşmaz. Mutlaka hepsinin de birlikte olması zorunludur. demektir.
  • Müteallak, hem somuttur hem de soyuttur. Tıpkı güneş ışığının hem tanecik tabiatında hem de dalga tabiatında olması gibidir. Bu nedenle de müteallak‘ın hem görünen, hem de görünmediği halde hissedilebilen özellikleri vardır.
  • Müteallak ; (a) Fiil olabilir : Mutlak fiil, Tam fiil ve Nâkıs fiil.
  • (b) Şibh-i fiil olabilir : İsmi fâil, İsmi meful, Sıfatı müşebbehe, İsmi tafdil ve Masdar.
  • (c) Fiil mânasını ifâde eden bir lafız : isim-fiil ve zarfı müstekar’dır. Zâid olarak gelen harficerin müteallakı yoktur, ancak, Kur’an-ı Kerim’de hiç bir harf zâid olarak gelmez.
  • Harficer’e (خَافِضٌ ) “Alçaltıcı, insana haddini bildiren” ve Mecrûr’una ise (مَخْفُوضٌ ) “Alçalmış, alçaltılmış” de denir.
  • Lâzım fiil mef’ulünü harficer ile alır 26/193 :
  • ( نَزَلَ بِهِ الرُّوحُ الْأَمِينُ ) “Onu Ruhu’l Emîn indirdi.” Ayet-i Kerimesinde ( نَزَلَ ) lâzım fiili, mef’ulünü ( بِ ) harficeri ile almasında “Sebep hasıl olmadan yapılan konuşmalara nefis ve şeytan dahil olur.
  • Bu nedenle, bir sebeb (ihtiyaç) ortaya çıkmadan konuşmayın” ikazı saklıdır. Şöyle de söylenebilir: “Haddini bilenler, sebebsiz yere konuşmaz.”
  • Üç çeşit mecrur vardır : Lafzen, takdiren ve mahallen mecrur. Bunların sakladıkların anlamlarda farklı olması gerekir düşüncesiyle bu saklı anlamları hâlen araştırmaktayım. Örnekler:
  • Lafzen mecrur: ( اَعُوذُ بِاللهِ ) Sonu kesreli olan mecrurdur.
  • Takdiren mecrur: 13/34( وَ مَا لَهُمْ مِنَ اللهِ مِنْ وَاقٍ ) “vâkın” ismi fâilinin sonundaki illet harfi kaide gereği hazf edildiğinden, kesre varmış gibi takdir edilir.
  • Mahallen mecrur: 9/15 ( وَ يَتُوبُ اللهُ عَلىَ مَنْ يَشَآءُ ) “men” ismi mevsul’ü, mahallen mecrurdur. (Mebnilerin i’rabı mahallidir.)
  • Bazı Harfi Cer‘lerin birbirleri yerine kullanılabilme şartlarını tesbit tablosu. (Tefekkür için hazırlandı.)
  •   ( بِ ) ( مِنْ ) ( إِلىَ ) ( عَنْ ) ( عَلىَ ) ( لِ ) ( فِي ) 
    ( بِ )   *   ** ** * *
    ( مِنْ ) **     ** ** * *
    ( إِلىَ ) **       **   **
    ( عَنْ ) ** *     ** * *
    ( عَلىَ ) **   * *     **
    ( لِ )     *   **   *
    ( فِي ) * * **   ** *  
    Genel anlam  ile, i, e den e kadar den ye için de
  • ( مِنْ ) anlamında: 76/6 ( … عَيْنًا يَشْرَبُ بِهَا عِبَادُ اللَّهِ ) “o kaynaktır ki ondan Ellah’ın kulları içerler …”
  • ( إِلىَ ) anlamında: 12/100( … وَقَدْ أَحْسَنَ بِي … ) “… Gerçekten bana ihsanda bulundu  …”
  • ( عَنْ ) anlamında: 25/59 ( فَاسْأَلْ بِهِ خَبِيرًا … ) “…  ondan haberi olandan sor.”
  • ( عَلىَ ) anlamında: örnek ( أَ رَبٌ يَبُولُ الشُّعْلَبَانِ بِرَأْسِهِ ) “Başına tilki işeyen bir put mu?”
  • ( فِي ) anlamında: 56/50 ( لَمَجْمُوعُونَ إِلَى مِيقَاتِ يَوْمٍ مَعْلُومٍ ) malûm günün belli vaktinde, … toplanacaklar.
  • ( بِ ) anlamında: 53/3 ( وَمَا يَنْطِقُ عَنِ الْهَوَى ) “o hevası ile (hevasından) konuşmuyor”
  • ( مِنْ ) anlamında: 42/25 ( وَهُوَ الَّذِي يَقْبَلُ التَّوْبَةَ عَنْ عِبَادِهِ ) “O kullarından tevbeleri kabul eder.”
  • ( بِ ) anlamında: örnek ( اِرْكَبْ عَلَى اسْمِ اللهِ ) “Ellah’ın ismiyle bin.”
  • ( مِنْ ) anlamında: 83/2 ( الَّذِينَ إِذَا اكْتَالُوا عَلَى النَّاسِ يَسْتَوْفُونَ ) “… insanlardan ölçüp aldıkları vakit …”
  • ( إِلىَ ) anlamında: Bakınız, ? dosyasına
  • ( عَنْ ) anlamında: 2/185 ( … وَلِتُكَبِّرُوا اللَّهَ عَلَى مَا هَدَاكُمْ … ) “… hidayete erdirdiğinden Ellah’ı tesbih ediniz …”
  • ( لِ ) anlamında: 57/22 ( إِنَّ ذَلِكَ عَلَى اللَّهِ يَسِيرٌ ) “… Muhakkak şu Ellah için (-e göre) kolaydır.”
  • ( فِي ) anlamında: 44/32 ( وَلَقَدِ اخْتَرْنَاهُمْ عَلَى عِلْمٍ عَلَى الْعَالَمِينَ ) “…. âlemler içinden seçtik”
  • ( عَلىَ ) anlamında: 52/2,3 ( وَكِتَابٍ مَسْطُورٍ فِي رَقٍّ مَنْشُورٍ ) Yayılmış ince deriye satır satır yazılmış kitaba.
  • ( إِلىَ ) anlamında: 2/144 ( قَدْ نَرَى تَقَلُّبَ وَجْهِكَ فِي السَّمَآءِ … yüzünü göğe çevirdiğini görüyoruz
  • Harfi Cer‘i ile zamirler arasındaki ilişkiyi anlatmaya ve tefekküre örnek olarak, 2/40 Ayet-i Kerimesi seçildi.
  • NOT:  Nahiv’de, harficerlerin Lafzî Semâî Âmil olarak görevleri vardır ve bu görevleri de tefekkür ile buluruz. 
  • ( … يَابَنِي إِسْرَائِيلَ اذْكُرُوا نِعْمَتِيَ الَّتِي أَنْعَمْتُ عَلَيْكُمْ  )
  • “Ey İsrail oğulları! – Nimetlerimi hatırlayın – ki onları size nimet olarak verdim – Benim ahdimi yerine getiriniz ki Bende sizin ahdinizi yerine getireyim – ve yalnız Benden korkun”
  • ( عَلىَ ) anlamında: Ayeti kerimenin muhatabının; aklı, nefsi ve ruhunun ortak bir söylemde (hedefte, anlamda) buluştuğu andaki zamiri, ( كُمْ )’dür ve ( ك ) değildir. ( كُمْ )’e verilen nimetin hesabından, ( عَلَيْكُمْ ) car-mecrurundaki ( ي ) sorumludur.” bilgisi saklıdır.   Çünkü;
  • a) Muttasıl ( ي ) zamiri, ( كُمْ )’e örnek olur ve sizden sorumlu olan kişidir. Hz. Mûsâ a.s, Tur dağına giderken kavminin gözetimini, Hz. Hârun a.s’a bırakmıştı ve döndüğü zaman da bazılarının İCLE’ye (buzağ’a benzeyen bir heykele) tapınmasından da Hz. Hârun a.s’ı sorumlu tutmuştu.
  • b) Muttasıl  ( ي ) zamiri, ( كُمْ )’ün anlayacağı şekilde konuşur. Hz. Hârun a.s, davranışlarından vaz geçirmek için onlarla konuştu, ancak bir kısmı söz dinlemedi.
  • ( بِ ) anlamında olduğunda işaret ( أَنْعَمْتُ ) kelimesindeki ( تُ ) taûl fâiledir. Ayeti Kerimeyi okuyanın “Bu Ayet, ( كُمْ ) ile bana ve benim gibilerine emrediyor” dediği vakitteki saklı bilgisidir.
  • Asr-ı Saadette, mealen; “Yâ Hz. Rasulullah, kimden isteyeceğiz” diye soran sahabeye (rh.a), “Mülk, Ellah Teala’nın. Ben, taksim ediciyim.” buyurdu. Günümüzdeki ( تُ ) taûl fâil, Mürşid-i Kâmil-i Mükemmil’dir.
  • ( مِنْ ) anlamında olduğunda, “içinizden her kim nimetimden yüz çevirirse, onları yine sizden olanlarla cezalandırırım” bilgisi saklıdır. İCLE’ye tapınma cezası olarak gelen “nefsinizi katledin” emrinden sonra İsrail oğulları, birbirlerini öldürdüler.
  • ( إِلىَ ) anlamında olduğunda hitap ( نِعْمَتِيَ ) kelimesindeki ( تِيَ ) taûl fâildir. Karşınızdaki ( كُمْ ) sıfatında olduğunda verdiğiniz nimetin sorumluluğunu ve karşılığını isteyin anlamını verir.
  • ( عَنْ ) anlamında olduğunda ( كُمْ )’ün idrakı kadar nimetin karşılığını verir anlamı saklıdır.
  • ( لِ ) anlamında olduğunda, “Bu nimetleri, sadece sizin için (Peygamberime inanlar için) verdim. Hz. Ali (k.a.v), anlam olarak “İlmi, ….. boynuna takmayınız” buyurmuştur. bilgisi saklıdır.
  • ( فِي ) anlamı olduğunda ( كُمْ ) sıfatını kazanan nimeti anlar ve onu zikreder (anlatır, anar) anlamı saklıdır.
  • Mazi Fiil Çekim Tablosu Arapça Dersleri


    MÂZÎ FİİL ÇEKİM TABLOSU

     

    Sona eklenen    zamir

    Fiil-i Mâzî

    Manası

    Gramer kaidesine göre deyimi

     

     

    نَصَرَ

    Yardım etti

    Müfred müzekker gâib

     

    ا

    نَصَراَ

    İkisi yardım etti

    Tesniye müzekker gâib

     

    وُا

    نَصَرُوا

    Yardım ettiler

    Cemi müzekker gâib

     

    تْ

    نَصَرَتْ

    Yardım etti

    Müfred müennes gâibe

     

    تَا

    نَصَرَتَا

    İkisi yardım etti

    Tesniye müennes gâibe

     

    نَ

    نَصَرْنَ

    Yardım ettiler

    Cemi müennes gâibe

     

    تَ

    نَصَرْتَ

    Yardım ettin

    Müfred müzekker muhatap

     

    تُمَا

    نَصَرْتُمَا

    İkiniz yardım ettiniz

    Tesniye müzekker muhatap

     

    تُمْ

    نَصَرْتُمْ

    Yardım ettiniz

    Cemi müzekker muhatap

     

    تِ

    نَصَرْتِ

    Yardım ettin

    Müfred müennes muhâtaba

     

    تُمَا

    نَصَرْتُمَا

    İkiniz yardım ettiniz

    Tesniye müennes muhâtaba

     

    تُنَّ

    نَصَرْتُنَّ

    Yardım ettiniz

    Cemi müennes muhâtaba

     

    تُ

    نَصَرْتُ

    Yardım ettim

    Müfred mütekellim vahde

     

    نَا

    نَصَرْنَا

    İkimiz yardım ettik

    Tesniye mütekellim

     

    نَا

    نَصَرْنَا

    Yardım ettik

    Cemi mütekellim

               

    Tablo hali:

    نَصَرُوا

    نَصَراَ

    نَصَرَ

    نَصَرْنَ

    نَصَرَتَا

    نَصَرَتْ

    نَصَرْتُمْ

    نَصَرْتُمَا

    نَصَرْتَ

    نَصَرْتُنَّ

    نَصَرْتُمَا

    نَصَرْتِ

     

    نَصَرْنَا

    نَصَرْتُ

     

    Fiili Mazi iki kısımdır:

     

    a)      Mazi Malum

     

    b)      Mazi Meçhul

     

    MAZİ MALUM:

     

    Mazi malum üç şekil üzere bulunur:

     

    1)      فَعَلَ kalıbında gelir. كَتَبَ gibi.

     

    2)    فَعِلَ kalıbında gelir. عَلِمَ gibi.

     

    3)    فَعُلَ kalıbında gelir. كَبُرَ gibi.

     

    Üç şekli birbirinden ayıran ikinci harfin harekesidir. Birinci ve üçüncü harf üç şekilde de üstündür.

     

    Dikkat:

     

    Bir fiili mazi harekeli ise harekesine bakarak hangi kalıptan geldiğini anlarız. Eğer harekesi yoksa nasıl okunacağını sözlükten öğreniriz.

     

    فَعَلَ kalıbında bulunan كَتَبَ mazifiilin çekimi şöyledir:

     

    جَمْعٌ Çoğul تَثْنِيَةٌ İkil مُفْرَدٌ Tekil    
    كَتَبُوا كَتَبَا كَتَبَ مُذَكَّرٌ Eril غَائِبٌ
    كَتَبْنَ كَتَبَتَا كَتَبَتْ مُؤَنَّثٌ Dişil
    كَتَبْتُمْ كَتَبْتُمَا كَتَبْتَ مُذَكَّرٌ Eril مُخَاطَبٌ
    كَتَبْتُنَّ كَتَبْتُمَا كَتَبْتِ مُؤَنَّثٌ Dişil
    كَتَبْنَا   كَتَبْتُ   مُتَكَلِّمٌ

     

    فَعَلَ kalıbında bulunan ضَرَبَ mazi fiilin çekimi şöyledir:

     

    جَمْعٌ Çoğul تَثْنِيَةٌ İkil مُفْرَدٌ Tekil    
    ضَرَبُوا ضَرَبَا ضَرَبَ مُذَكَّرٌ Eril غَائِبٌ
    ضَرَبْنَ ضَرَبَتَا ضَرَبَتْ مُؤَنَّثٌ Dişil
    ضَرَبْتُمْ ضَرَبْتُمَا ضَرَبْتَ مُذَكَّرٌ Eril مُخَاطَبٌ
    ضَرَبْتُنَّ ضَرَبْتُمَا ضَرَبْتِ مُؤَنَّثٌ Dişil
    ضَرَبْنَا   ضَرَبْتُ   مُتَكَلِّمٌ

     

    فَعَلَ kalıbında bulunan فَتَحَ mazi fiilin çekimi şöyledir:

     

    جَمْعٌ Çoğul تَثْنِيَةٌ İkil مُفْرَدٌ Tekil    
    فَتَحُوا فَتَحَا فَتَحَ مُذَكَّرٌ Eril غَائِبٌ
    فَتَحْنَ فَتَحَتَا فَتَحَتْ مُؤَنَّثٌ Dişil
    فَتَحْتُمْ فَتَحْتُمَا فَتَحْتَ مُذَكَّرٌ Eril مُخَاطَبٌ
    فَتَحْتُنَّ فَتَحْتُمَا فَتَحْتِ مُؤَنَّثٌ Dişil
    فَتَحْنَا   فَتَحْتُ   مُتَكَلِّمٌ

     

    فَعِلَ kalıbında bulunan عَلِمَ mazi fiilin çekimi şöyledir:

     

    جَمْعٌ Çoğul تَثْنِيَةٌ İkil مُفْرَدٌ Tekil    
    عَلِمُوا عَلِمَا عَلِمَ مُذَكَّرٌ Eril غَائِبٌ
    عَلِمْنَ عَلِمَتَا عَلِمَتْ مُؤَنَّثٌ Dişil
    عَلِمْتُمْ عَلِمْتُمَا عَلِمْتَ مُذَكَّرٌ Eril مُخَاطَبٌ
    عَلِمْتُنَّ عَلِمْتُمَا عَلِمْتِ مُؤَنَّثٌ Dişil
    عَلِمْنَا   عَلِمْتُ   مُتَكَلِّمٌ

     

    فَعُلَkalıbında bulunan كَبُرَ mazi fiilin çekimi şöyledir:

     

    جَمْعٌ Çoğul تَثْنِيَةٌ İkil مُفْرَدٌ Tekil    
    كَبُرُوا كَبُرَا كَبُرَ مُذَكَّرٌ Eril غَائِبٌ
    كَبُرْنَ كَبُرَتَا كَبُرَتْ مُؤَنَّثٌ Dişil
    كَبُرْتُمْ كَبُرْتُمَا كَبُرْتَ مُذَكَّرٌ Eril مُخَاطَبٌ
    كَبُرْتُنَّ كَبُرْتُمَا كَبُرْتِ مُؤَنَّثٌ Dişil
    كَبُرْنَا   كَبُرْتُ   مُتَكَلِّمٌ

     

    فَعِلَ kalıbında bulunan حَسِبَ mazi fiilin çekimi şöyledir:

     

    جَمْعٌ Çoğul تَثْنِيَةٌ İkil مُفْرَدٌ Tekil    
    حَسِبُوا حَسِبََا حَسِبَ مُذَكَّرٌ Eril غَائِبٌ
    حَسِبْنَ حَسِبَتَا حَسِبَتْ مُؤَنَّثٌ Dişil
    حَسِبْتُمْ حَسِبْتُمَا حَسِبْتَ مُذَكَّرٌ Eril مُخَاطَبٌ
    حَسِبْتُنَّ حَسِبْتُمَا حَسِبْتِ مُؤَنَّثٌ Dişil
    حَسِبْنَا   حَسِبْتُ   مُتَكَلِّمٌ

     

    MAZİ MEÇHUL:

     

    –          Mazi meçhul fiili sadece فُعِلَ kalıbında bulunur.

     

    –          فَعُلَ kalıbında (5. bab) bulunan mazi malumların meçhulü yoktur.Bu kalıp üzerinde bulunan tüm fiillerin hepsi lazımdır. Lazım fiilin meçhulü olmaz.

     

    –         Fakatفَعَلَ yahut فَعِلَ kalıbında bulunup ta müteaddi olan mazi malumların meçhulünü elde etmek için o mazi malumları فُعِلَ şeklinde okumalıyız.

     

    Örnek: كَتَبَ mazi fiilin meçhulü كُتِبَ dir. عَلِمَ mazi fiilin meçhulü عُلِمَ dir.

     

    فَعَلَ kalıbında bulunan كُتِبَ mazi meçhul fiilin çekimi şöyledir:

     

    جَمْعٌ Çoğul تَثْنِيَةٌ İkil مُفْرَدٌ Tekil    
    كُتِبُوا كُتِبَا كُتِبَ مُذَكَّرٌ Eril غَائِبٌ
    كُتِبْنَ كُتِبَتَا كُتِبَتْ مُؤَنَّثٌ Dişil
    كُتِبْتُمْ كُتِبْتُمَا كُتِبْتَ مُذَكَّرٌ Eril مُخَاطَبٌ
    كُتِبْتُنَّ كُتِبْتُمَا كُتِبْتِ مُؤَنَّثٌ Dişil
    كُتِبْنَا   كُتِبْتُ   مُتَكَلِّمٌ

     

    فَعَلَ kalıbında bulunan ضُرِبَ mazi meçhul fiilin çekimi şöyledir:

     

    جَمْعٌ Çoğul تَثْنِيَةٌ İkil مُفْرَدٌ Tekil    
    ضُرِبُوا ضُرِبَا ضُرِبَ مُذَكَّرٌ Eril غَائِبٌ
    ضُرِبْنَ ضُرِبَتَا ضُرِبَتْ مُؤَنَّثٌ Dişil
    ضُرِبْتُمْ ضُرِبْتُمَا ضُرِبْتَ مُذَكَّرٌ Eril مُخَاطَبٌ
    ضُرِبْتُنَّ ضُرِبْتُمَا ضُرِبْتِ مُؤَنَّثٌ Dişil
    ضُرِبْنَا   ضُرِبْتُ   مُتَكَلِّمٌ

     

    فَعَلَ kalıbında bulunan فُتِحَ mazi meçhul fiilin çekimi şöyledir:

     

    جَمْعٌ Çoğul تَثْنِيَةٌ İkil مُفْرَدٌ Tekil    
    فُتِحُوا فُتِحَا فُتِحَ مُذَكَّرٌ Eril غَائِبٌ
    فُتِحْنَ فُتِحَتَا فُتِحَتْ مُؤَنَّثٌ Dişil
    فُتِحْتُمْ فُتِحْتُمَا فُتِحْتَ مُذَكَّرٌ Eril مُخَاطَبٌ
    فُتِحْتُنَّ فُتِحْتُمَا فُتِحْتِ مُؤَنَّثٌ Dişil
    فُتِحْنَا   فُتِحْتُ   مُتَكَلِّمٌ

     

    فَعِلَ kalıbında bulunan عُلِمَ mazi meçhulün çekimi şöyledir:

     

    جَمْعٌ Çoğul تَثْنِيَةٌ İkil مُفْرَدٌ Tekil    
    عُلِمُوا عُلِمَا عُلِمَ مُذَكَّرٌ Eril غَائِبٌ
    عُلِمْنَ عُلِمَتَا عُلِمَتْ مُؤَنَّثٌ Dişil
    عُلِمْتُنَّ عُلِمْتُمَا عُلِمْتَ مُذَكَّرٌ Eril مُخَاطَبٌ
    عُلِمْتُنَّ عُلِمْتُمَا عُلِمْتِ مُؤَنَّثٌ Dişil
    عُلِمْنَا   عُلِمْتُ   مُتَكَلِّمٌ

     

    فَعُلَ kalıbında bulunan كَبُرَ mazi meçhul fiilin çekimi olmaz!… Çünkü lazım fiillerdir.

     

    جَمْعٌ Çoğul تَثْنِيَةٌ İkil مُفْرَدٌ Tekil    
    yok yok yok مُذَكَّرٌ Eril غَائِبٌ
    yok yok yok مُؤَنَّثٌ Dişil
    yok yok yok مُذَكَّرٌ Eril مُخَاطَبٌ
    yok yok yok مُؤَنَّثٌ Dişil
    yok yok yok   مُتَكَلِّمٌ

     

    فَعِلَkalıbında bulunan حَسِبَ mazi meçhul fiilin çekimi olmaz!…

     

    جَمْعٌ Çoğul تَثْنِيَةٌ İkil مُفْرَدٌ Tekil    
    حَسُِوا حَسِبَا حَسِبَ مُذَكَّرٌ Eril غَائِبٌ
    حَسِبْنَ حَسِبَتَا حَسِبَتْ مُؤَنَّثٌ Dişil
    حَسِبْتُمْ حَسِبْتُمَا حَسِبْتَ مُذَكَّرٌ Eril مُخَاطَبٌ
    حَسِبْتُنَّ حَسِبْتُمَا حَسِبْتِ مُؤَنَّثٌ Dişil
    حَسِبْنَا   حَسِبْتُ   مُتَكَلِّمٌ

     

    Dikkat:

     

    A-      Fiili maziler –gerek malum ve gerekse meçhul olsunlar- Türkçeye en çok “diligeçmiş zaman” ile bazen de “mişligeçmiş zaman” ile tercüme edilir. Demek oluyor ki, hangisi daha uygun düşerse öyle tercüme edilir. Mesela كَتَبَ : yazdı yahut yazmış, كُتِبَ:yazıldı yahutyazılmış. Fiili maziler bazen de “dua kipi” anlamında gelir. Mesela رَحِمَ اللهُ : Allah rahmet etsin, قَتَلَ اللهُ : Allah öldürsün.

     

    كَتَبَ : yazdı yahut yazmış

    كُتِبَ : yazıldı yahut yazılmış

    رَحِمَ اللهُ : Allah rahmet etsin

    قَتَلَ اللهُ : Allah öldürsün

     

    B-      Fiili mazinin başına olumsuzluk edatı denilen مَا yahut لاَ gelirse, Türkçeye “diligeçmiş” veya “mişligeçmiş” zamanın olumsuzu ile tercüme edilir. Mesela: مَا كَتَبَ: yazmadı yahut yazmamış, مَا كُتِبَ : yazılmadı yahut yazılmamış, لاَ كَتَبَ : yazmadı yahut yazmamış, لاَ كُتِبَ : yazılmadı yahut yazılmamış.

     

    مَا كَتَبَ : yazmadı yahut yazmamış

    مَا كُتِبَ : yazılmadı yahut yazılmamış

    لاَ كَتَبَ : yazmadı yahut yazmamış

    لاَ كُتِبَ : yazılmadı yahut yazılmamış

     

    Not: مَا ile لاَharflerinin çekimde hiçbir değişiklik yapmadan fiili mazinin her çekiminin başına geçebilir. Ancak mazi menfinin مَا ile kullanılması daha çoktur.

     

    Dikkat:

     

    Ancak harfi cer veya zarf vasıtasıyla lazım fiillerden de meçhul yapılabilir. Örnek: غُشِىَ عَلَيْهِ (bayıldı),ذُهِبَ مَعَهُ (onunla gidildi) gibi.

     

    a)     Harfi cer vasıtasıyla lazım fiilin çekimi:

     

    جَمْعٌ Çoğul تَثْنِيَةٌ İkil مُفْرَدٌ Tekil    
    غُشِىَ عَلَيْهِمْ غُشِىَ عَلَيْهِمَا غُشِىَ عَلَيْهِ مُذَكَّرٌ Eril غَائِبٌ
    غُشِىَ عَلَيْهِنَّ غُشِىَ عَلَيْهِمَا غُشِىَ عَلَيْهَا مُؤَنَّثٌ Dişil
    غُشِىَ عَلَيْكُمْ غُشِىَ عَلَيْكُمَا غُشِىَ عَلَيْكَ مُذَكَّرٌ Eril مُخَاطَبٌ
    غُشِىَ عَلَيْكُنَّ غُشِىَ عَلَيْكُمَا غُشِىَ عَلَيْكِ مُؤَنَّثٌ Dişil
    غُشِىَ عَلَيْنَا   غُشِىَ عَلَىَّ   مُتَكَلِّمٌ

     

    b)     Zarf vasıtasıyla lazım fiilin çekimi de şöyledir:

     

    جَمْعٌ Çoğul تَثْنِيَةٌ İkil مُفْرَدٌ Tekil    
    ذُهِبَ مَعَهُمْ ذُهِبَ مَعَهُمَا ذُهِبَ مَعَهُ مُذَكَّرٌ Eril غَائِبٌ
    ذُهِبَ مَعَهُنَّ ذُهِبَ مَعَهُمَا ذُهِبَ مَعَهَا مُؤَنَّثٌ Dişil
    ذُهِبَ مَعَكُمْ ذُهِبَ مَعَكُمَا ذُهِبَ مَعَكَ مُذَكَّرٌ Eril مُخَاطَبٌ
    ذُهِبَ مَعَكُنَّ ذُهِبَ مَعَكُمَا ذُهِبَ مَعَكِ مُؤَنَّثٌ Dişil
    ذُهِبَ مَعَنَا   ذُهِبَ مَعِى   مُتَكَلِّمٌ

     

  • Fail ve Mefulun Bih

    FÂİL (Özne)

    Fâil (özne), bir işi yapana denir. Harekesi ötre ya da ötre tenvin olur. Fiile kim ya da ne sorusunu sorduğumuzda aldığımız cevap fâildir. Fiil ile fâil arasında müzekkerlik (erkeklik), müenneslik (dişilik) bakımından uyum aranır; fâil fiilden sonra açıkça geldiğinde, ikil veya çoğul olsa bile fiil tekil kalır.

     

    Fâil

    Fiil

    Çocuk gitti (Kim gitti?)

    الْوَلَدُ.

    ذَهَبَ

    Kız okudu (Kim okudu?)

    الْبِنْتُ.

    قَرَأَتِ

    Öğrenci oturdu (Kim oturdu?)

    التِّلْمِيذُ.

    جَلَسَ

    Bir adam çıktı (Kim çıktı ?)

    رَجُلٌ.

    خَرَجَ

           

    Not: Yukarıdaki örneklerde olduğu gibi harf-i tarifli kelime cümle ortasında geldiği takdirde geçiş önceki kelimenin harekesiyle olur.

    MEF’ÛLUN BİH (Tümleç)

    Mef’ûlun bih; kendisine iş yapılanı bildiren isimdir. Harekesi üstün (َ-) ya da üstün tenvin olur ( اً). Fiile ne, kimi, neyi, neye sorusunu sorduğumuzda aldığımız cevap mef’ûldür. Fiil ile fâil arasında olması gereken müzekker-müennes uyumu şartı mef’ûlün bihle diğerleri arasında yoktur. Yâni mef’ûlün bih’in fiil ya da fâil ile müzekkerlik müenneslik, tekillik çoğulluk vs. açısından uyumlu olma şartı aranmaz.

     

    Meful

    Fâil

    Fiil

    Öğrenci dersi yazdı  (Neyi yazdı?)

    الدَّرْسَ.

    التِّلْميِذُ

    كَتَبَ

    Baba suyu içti (Neyi içti?)

    الْماَءَ.

    الْاَبُ

    شَرِبَ

    Öğrenci bir kitap okudu (Ne okudu?)

    كِتاَباً.

    التِّلْمِيذُ

    قَرَأَ

    Halit öğrenciye vurdu (Kime vurdu?)

    التِّلْمِيذَ.

    خاَلِدٌ

    ضَرَبَ

    Yukarıdaki örneklerde görüldüğü gibi fâilin açıkça yazılışı (öğrenci, baba, Halit gibi) gâib fiil kullanıldığında gerçekleşir. Muhâtab ve mütekellim fiillerde fiil ve fâil birarada olur. Yine de fiile aynı sorular (ne, neyi, kimi kime) sorulduğunda alınan cevap mef’ûldür ve harekesi üstündür:

    Dersi yazdım (Neyi yazdım?) الدَّرْسَ. كَتَبْتُ
    Suyu içtiniz (Neyi içtiniz?) الْماَءَ. شَرِبْتُنَّ
    Halid’e sordun (Kime sordun?) خاَلِداً. سَأَلْتَ
    Bir kitap okudunuz (Ne okudunuz)(belirtisiz nesne) كِتاَباً. قَرَأْتُمْ
    Öğrenciye vurdun (Kime vurdun?) التِّلْمِيذَ. ضَرَبْتَ

  • Mazi Fiil Çekim Tablosu Örnekleri

    MAZİ FİİL FİİLİ MAZİ MAZİ FİİL ÇEKİMİ TABLOLARI

    Mazi Fiil Çekimi Okunur Mazi Fiil Cümle Örnekleri

    FİİL

    Zamana bağlı olarak bir işin, bir halin veya bir hareketin oluşunu belirten kelimelere fiil denir. Arapça’da iki temel fiil çekimi vardır. Diğer kalıplar bu ikisinden türetilir. Bunlar fiil-i mâzî (geçmiş zaman) ve fiil-i muzâri (geniş zaman, şimdiki zamanın karşılığı)dır.

    FİİL-İ MÂZİ

    Türkçe’mizdeki –di’li geçmiş zamana denir. Geçmişte daha önce yapılmış bir işi bildirir. (Türkçe’deki …di-dı, dü-du, ti-tı, tü-tu eklerini sağlar).

    كَتَبَ

    yazdı

    عَلِمَ

    bildi

    نَصَرَ

    yardım etti

    أَكَلَ

    yedi

    شَرِبَ

    içti

    فَتَحَ

    açtı

    حَضَرَ

    geldi

    وَجَدَ

    buldu

    ضَرَبَ

    vurdu

    كَسَرَ

    kırdı

    رَكِبَ

    bindi

    شَكَرَ

    teşekkür etti, şükretti

    سَمِعَ

    duydu, işitti

    دَخَلَ

    girdi

    دَرَسَ

    ders yaptı, eğitim gördü

    ذَهَبَ

    gitti

    نَشَرَ

    yaydı

    قَطَعَ

    kesti

    Yukarıda fiile örnek olarak gösterilen kelimeler geçmişte yapılmış bir işi bildirmekte ve erkek için kullanılmaktadır. Kadın için kullanıldıklarında yukarıdaki fiillerin sonuna cezimli تْ harfi eklenir. Erkekte kullanılanlara Arapça’da müzekker (eril), kadında kullanılanlara müennes (dişi) denir. Örnekler:

    كَتَبَ

    den →

    كَتَبَتْ

    (o kadın) yazdı

    أَكَلَ

    den →

    أَكَلَتْ

    (o kadın) yedi

    وَجَدَ

    den →

    وَجَدَتْ

    (o kadın) buldu
             

    Arapça’da kendinden bahsedilene yani üçüncü şahsa; erkek için gâib, kadın için gâibe denir.

    Cemi Müsennâ (İkil)Tesniye Müfred (Tekil)
    (Çoğul)
    Müzekker كَتَبوُا كَتَباَ كَتَبَ
    Müennes كَتَبْنَ كَتَبَتاَ كَتَبَتْ
    Müzekker كَتَبْتُمْ كَتَبْتُماَ كَتَبْتَ
    Müennes كَتَبْتُنَّ كَتَبْتُماَ كَتَبْتِ
    Müzek.+Müe. كَتَبْناَ كَتَبْناَ كَتَبْتُ

    FİİL-İ MAZİ ÇEKİM TABLOSU

     

    Cemi

    (Çoğul)

    Müsennâ (İkil)Tesniye

    Müfred (Tekil)

     

    Müzekker

    كَتَبوُا

    كَتَباَ

    كَتَبَ

    Gâib (3. şahıs)
     

    (Onlar) yazdılar

    (O ikisi) yazdı

    (O) yazdı

     
    Müennes

    كَتَبْنَ

    كَتَبَتاَ

    كَتَبَتْ

    Gâibe
    Müzekker

    كَتَبْتُمْ

    كَتَبْتُماَ

    كَتَبْتَ

    Muhâtab (2. şahıs)
     

    (Sizler) yazdınız

    (Siz ikiniz) yazdınız

    (Sen) yazdın

       
    Müennes

    كَتَبْتُنَّ

    كَتَبْتُماَ

    كَتَبْتِ

    Muhâtaba  
                       
    Müzek.+Müe.

    كَتَبْناَ

    كَتَبْناَ

    كَتَبْتُ

    Mütekellim (1.şahıs)

     

    (Bizler) yazdık

    (İkimiz) yazdık

    (Ben) yazdım

     

    Fiili Mazi iki kısımdır:

    a)      Mazi Malum

    b)      Mazi Meçhul

    MAZİ MALUM:

    Mazi malum üç şekil üzere bulunur:

    1)      فَعَلَ kalıbında gelir. كَتَبَ gibi.

    2)    فَعِلَ kalıbında gelir. عَلِمَ gibi.

    3)    فَعُلَ kalıbında gelir. كَبُرَ gibi.

    Üç şekli birbirinden ayıran ikinci harfin harekesidir. Birinci ve üçüncü harf üç şekilde de üstündür.

    Dikkat:

    Bir fiili mazi harekeli ise harekesine bakarak hangi kalıptan geldiğini anlarız. Eğer harekesi yoksa nasıl okunacağını sözlükten öğreniriz.

    فَعَلَ kalıbında bulunan كَتَبَ mazifiilin çekimi şöyledir:

    جَمْعٌ Çoğul تَثْنِيَةٌ İkil مُفْرَدٌ Tekil    
    كَتَبُوا كَتَبَا كَتَبَ مُذَكَّرٌ Eril غَائِبٌ
    كَتَبْنَ كَتَبَتَا كَتَبَتْ مُؤَنَّثٌ Dişil
    كَتَبْتُمْ كَتَبْتُمَا كَتَبْتَ مُذَكَّرٌ Eril مُخَاطَبٌ
    كَتَبْتُنَّ كَتَبْتُمَا كَتَبْتِ مُؤَنَّثٌ Dişil
    كَتَبْنَا   كَتَبْتُ   مُتَكَلِّمٌ

    فَعَلَ kalıbında bulunan ضَرَبَ mazi fiilin çekimi şöyledir:

    جَمْعٌ Çoğul تَثْنِيَةٌ İkil مُفْرَدٌ Tekil    
    ضَرَبُوا ضَرَبَا ضَرَبَ مُذَكَّرٌ Eril غَائِبٌ
    ضَرَبْنَ ضَرَبَتَا ضَرَبَتْ مُؤَنَّثٌ Dişil
    ضَرَبْتُمْ ضَرَبْتُمَا ضَرَبْتَ مُذَكَّرٌ Eril مُخَاطَبٌ
    ضَرَبْتُنَّ ضَرَبْتُمَا ضَرَبْتِ مُؤَنَّثٌ Dişil
    ضَرَبْنَا   ضَرَبْتُ   مُتَكَلِّمٌ

    فَعَلَ kalıbında bulunan فَتَحَ mazi fiilin çekimi şöyledir:

    جَمْعٌ Çoğul تَثْنِيَةٌ İkil مُفْرَدٌ Tekil    
    فَتَحُوا فَتَحَا فَتَحَ مُذَكَّرٌ Eril غَائِبٌ
    فَتَحْنَ فَتَحَتَا فَتَحَتْ مُؤَنَّثٌ Dişil
    فَتَحْتُمْ فَتَحْتُمَا فَتَحْتَ مُذَكَّرٌ Eril مُخَاطَبٌ
    فَتَحْتُنَّ فَتَحْتُمَا فَتَحْتِ مُؤَنَّثٌ Dişil
    فَتَحْنَا   فَتَحْتُ   مُتَكَلِّمٌ

    فَعِلَ kalıbında bulunan عَلِمَ mazi fiilin çekimi şöyledir:

    جَمْعٌ Çoğul تَثْنِيَةٌ İkil مُفْرَدٌ Tekil    
    عَلِمُوا عَلِمَا عَلِمَ مُذَكَّرٌ Eril غَائِبٌ
    عَلِمْنَ عَلِمَتَا عَلِمَتْ مُؤَنَّثٌ Dişil
    عَلِمْتُمْ عَلِمْتُمَا عَلِمْتَ مُذَكَّرٌ Eril مُخَاطَبٌ
    عَلِمْتُنَّ عَلِمْتُمَا عَلِمْتِ مُؤَنَّثٌ Dişil
    عَلِمْنَا   عَلِمْتُ   مُتَكَلِّمٌ

    فَعُلَkalıbında bulunan كَبُرَ mazi fiilin çekimi şöyledir:

    جَمْعٌ Çoğul تَثْنِيَةٌ İkil مُفْرَدٌ Tekil    
    كَبُرُوا كَبُرَا كَبُرَ مُذَكَّرٌ Eril غَائِبٌ
    كَبُرْنَ كَبُرَتَا كَبُرَتْ مُؤَنَّثٌ Dişil
    كَبُرْتُمْ كَبُرْتُمَا كَبُرْتَ مُذَكَّرٌ Eril مُخَاطَبٌ
    كَبُرْتُنَّ كَبُرْتُمَا كَبُرْتِ مُؤَنَّثٌ Dişil
    كَبُرْنَا   كَبُرْتُ   مُتَكَلِّمٌ

    فَعِلَ kalıbında bulunan حَسِبَ mazi fiilin çekimi şöyledir:

    جَمْعٌ Çoğul تَثْنِيَةٌ İkil مُفْرَدٌ Tekil    
    حَسِبُوا حَسِبَا حَسِبَ مُذَكَّرٌ Eril غَائِبٌ
    حَسِبْنَ حَسِبَتَا حَسِبَتْ مُؤَنَّثٌ Dişil
    حَسِبْتُمْ حَسِبْتُمَا حَسِبْتَ مُذَكَّرٌ Eril مُخَاطَبٌ
    حَسِبْتُنَّ حَسِبْتُمَا حَسِبْتِ مُؤَنَّثٌ Dişil
    حَسِبْنَا   حَسِبْتُ   مُتَكَلِّمٌ

    MAZİ MEÇHUL:

    –          Mazi meçhul fiili sadece فُعِلَ kalıbında bulunur.

    –          فَعُلَ kalıbında (5. bab) bulunan mazi malumların meçhulü yoktur.Bu kalıp üzerinde bulunan tüm fiillerin hepsi lazımdır. Lazım fiilin meçhulü olmaz.

    –         Fakatفَعَلَ yahut فَعِلَ kalıbında bulunup da müteaddi olan mazi malumların meçhulünü elde etmek için o mazi malumları فُعِلَ şeklinde okumalıyız.

    Örnek: كَتَبَ mazi fiilin meçhulü كُتِبَ dir. عَلِمَ mazi fiilin meçhulü عُلِمَ dir.

    فَعَلَ kalıbında bulunan كُتِبَ mazi meçhul fiilin çekimi şöyledir:

    جَمْعٌ Çoğul تَثْنِيَةٌ İkil مُفْرَدٌ Tekil    
    كُتِبُوا كُتِبَا كُتِبَ مُذَكَّرٌ Eril غَائِبٌ
    كُتِبْنَ كُتِبَتَا كُتِبَتْ مُؤَنَّثٌ Dişil
    كُتِبْتُمْ كُتِبْتُمَا كُتِبْتَ مُذَكَّرٌ Eril مُخَاطَبٌ
    كُتِبْتُنَّ كُتِبْتُمَا كُتِبْتِ مُؤَنَّثٌ Dişil
    كُتِبْنَا   كُتِبْتُ   مُتَكَلِّمٌ

    فَعَلَ kalıbında bulunan ضُرِبَ mazi meçhul fiilin çekimi şöyledir:

    جَمْعٌ Çoğul تَثْنِيَةٌ İkil مُفْرَدٌ Tekil    
    ضُرِبُوا ضُرِبَا ضُرِبَ مُذَكَّرٌ Eril غَائِبٌ
    ضُرِبْنَ ضُرِبَتَا ضُرِبَتْ مُؤَنَّثٌ Dişil
    ضُرِبْتُمْ ضُرِبْتُمَا ضُرِبْتَ مُذَكَّرٌ Eril مُخَاطَبٌ
    ضُرِبْتُنَّ ضُرِبْتُمَا ضُرِبْتِ مُؤَنَّثٌ Dişil
    ضُرِبْنَا   ضُرِبْتُ   مُتَكَلِّمٌ

    فَعَلَ kalıbında bulunan فُتِحَ mazi meçhul fiilin çekimi şöyledir:

    جَمْعٌ Çoğul تَثْنِيَةٌ İkil مُفْرَدٌ Tekil    
    فُتِحُوا فُتِحَا فُتِحَ مُذَكَّرٌ Eril غَائِبٌ
    فُتِحْنَ فُتِحَتَا فُتِحَتْ مُؤَنَّثٌ Dişil
    فُتِحْتُمْ فُتِحْتُمَا فُتِحْتَ مُذَكَّرٌ Eril مُخَاطَبٌ
    فُتِحْتُنَّ فُتِحْتُمَا فُتِحْتِ مُؤَنَّثٌ Dişil
    فُتِحْنَا   فُتِحْتُ   مُتَكَلِّمٌ

    فَعِلَ kalıbında bulunan عُلِمَ mazi meçhulün çekimi şöyledir:

    جَمْعٌ Çoğul تَثْنِيَةٌ İkil مُفْرَدٌ Tekil    
    عُلِمُوا عُلِمَا عُلِمَ مُذَكَّرٌ Eril غَائِبٌ
    عُلِمْنَ عُلِمَتَا عُلِمَتْ مُؤَنَّثٌ Dişil
    عُلِمْتُمْ عُلِمْتُمَا عُلِمْتَ مُذَكَّرٌ Eril مُخَاطَبٌ
    عُلِمْتُنَّ عُلِمْتُمَا عُلِمْتِ مُؤَنَّثٌ Dişil
    عُلِمْنَا   عُلِمْتُ   مُتَكَلِّمٌ

    فَعُلَ kalıbında bulunan كَبُرَ mazi meçhul fiilin çekimi olmaz!… Çünkü lazım fiillerdir.

    جَمْعٌ Çoğul تَثْنِيَةٌ İkil مُفْرَدٌ Tekil    
    yok yok yok مُذَكَّرٌ Eril غَائِبٌ
    yok yok yok مُؤَنَّثٌ Dişil
    yok yok yok مُذَكَّرٌ Eril مُخَاطَبٌ
    yok yok yok مُؤَنَّثٌ Dişil
    yok yok yok   مُتَكَلِّمٌ

    فَعِلَkalıbında bulunan حُسِبَ mazi meçhul fiilin çekimi şöyledir:

    جَمْعٌ Çoğul تَثْنِيَةٌ İkil مُفْرَدٌ Tekil    
    حُسِبُوا حُسِبَا حُسِبَ مُذَكَّرٌ Eril غَائِبٌ
    حُسِبْنَ حُسِبَتَا حُسِبَتْ مُؤَنَّثٌ Dişil
    حُسِبْتُمْ حُسِبْتُمَا حُسِبْتَ مُذَكَّرٌ Eril مُخَاطَبٌ
    حُسِبْتُنَّ حُسِبْتُمَا حُسِبْتِ مُؤَنَّثٌ Dişil
    حُسِبْنَا   حُسِبْتُ   مُتَكَلِّمٌ

    Dikkat:

    A-      Fiili maziler –gerek malum ve gerekse meçhul olsunlar- Türkçeye en çok “diligeçmiş zaman” ile bazen de “mişligeçmiş zaman” ile tercüme edilir. Demek oluyor ki, hangisi daha uygun düşerse öyle tercüme edilir. Mesela كَتَبَ : yazdı yahut yazmış, كُتِبَ:yazıldı yahutyazılmış. Fiili maziler bazen de “dua kipi” anlamında gelir. Mesela رَحِمَ اللهُ : Allah rahmet etsin, قَتَلَ اللهُ : Allah öldürsün.

    كَتَبَ : yazdı yahut yazmış

    كُتِبَ : yazıldı yahut yazılmış

    رَحِمَ اللهُ : Allah rahmet etsin

    قَتَلَ اللهُ : Allah öldürsün

    B-      Fiili mazinin başına olumsuzluk edatı denilen مَا yahut لاَ gelirse, Türkçeye “diligeçmiş” veya “mişligeçmiş” zamanın olumsuzu ile tercüme edilir. Mesela: مَا كَتَبَ: yazmadı yahut yazmamış, مَا كُتِبَ : yazılmadı yahut yazılmamış, لاَ كَتَبَ : yazmadı yahut yazmamış, لاَ كُتِبَ : yazılmadı yahut yazılmamış.

    مَا كَتَبَ : yazmadı yahut yazmamış

    مَا كُتِبَ : yazılmadı yahut yazılmamış

    لاَ كَتَبَ : yazmadı yahut yazmamış

    لاَ كُتِبَ : yazılmadı yahut yazılmamış

    Not: مَا ile لاَ harfleri çekimde hiçbir değişiklik yapmaz. Ancak mazi menfide asıl kullanılan مَا’dır; لاَ mazi ile genellikle dua/beddua anlamında (لاَ فُضَّ فُوكَ) veya tekrarlı olarak (فَلاَ صَدَّقَ وَلاَ صَلَّى) kullanılır.

    Dikkat:

    Ancak harfi cer veya zarf vasıtasıyla lazım fiillerden de meçhul yapılabilir. Örnek: غُشِىَ عَلَيْهِ (bayıldı),ذُهِبَ مَعَهُ (onunla gidildi) gibi.

    a)     Harfi cer vasıtasıyla lazım fiilin çekimi:

    جَمْعٌ Çoğul تَثْنِيَةٌ İkil مُفْرَدٌ Tekil    
    غُشِىَ عَلَيْهِمْ غُشِىَ عَلَيْهِمَا غُشِىَ عَلَيْهِ مُذَكَّرٌ Eril غَائِبٌ
    غُشِىَ عَلَيْهِنَّ غُشِىَ عَلَيْهِمَا غُشِىَ عَلَيْهَا مُؤَنَّثٌ Dişil
    غُشِىَ عَلَيْكُمْ غُشِىَ عَلَيْكُمَا غُشِىَ عَلَيْكَ مُذَكَّرٌ Eril مُخَاطَبٌ
    غُشِىَ عَلَيْكُنَّ غُشِىَ عَلَيْكُمَا غُشِىَ عَلَيْكِ مُؤَنَّثٌ Dişil
    غُشِىَ عَلَيْنَا   غُشِىَ عَلَىَّ   مُتَكَلِّمٌ

    b)     Zarf vasıtasıyla lazım fiilin çekimi de şöyledir:

    جَمْعٌ Çoğul تَثْنِيَةٌ İkil مُفْرَدٌ Tekil    
    ذُهِبَ مَعَهُمْ ذُهِبَ مَعَهُمَا ذُهِبَ مَعَهُ مُذَكَّرٌ Eril غَائِبٌ
    ذُهِبَ مَعَهُنَّ ذُهِبَ مَعَهُمَا ذُهِبَ مَعَهَا مُؤَنَّثٌ Dişil
    ذُهِبَ مَعَكُمْ ذُهِبَ مَعَكُمَا ذُهِبَ مَعَكَ مُذَكَّرٌ Eril مُخَاطَبٌ
    ذُهِبَ مَعَكُنَّ ذُهِبَ مَعَكُمَا ذُهِبَ مَعَكِ مُؤَنَّثٌ Dişil
    ذُهِبَ مَعَنَا   ذُهِبَ مَعِى   مُتَكَلِّمٌ

     

  • Şemsi ve Kameri Harfler

    Şemsi ve Kameri Harfler

    KAMERİ HARFLER

    Bir kelimenin başında aşağıdaki cümlenin bütününde yer alan 14 harften biri bulunursa kendisiyle birleşen اَلْ  takısının lâmı cezimli (لْ) okunur.

    أَبْغِ حَجَّكَ وَ خَفْ عَقِيمَهُ

    Örnekleri:                                                  

     

    Nekre

    Ma’rife

     

     

    Nekre

    Ma’rife

     

    أَ

    أَذاَنٌ

    اَلْأَذاَنُ

    ezan

    خ

    خُبْزٌ

    اَلْخُبْزُ

    ekmek

    ب

    َبيْتٌ

    اَلْبَيْتُ

    ev

    ف

    فَرَسٌ

    اَلْفَرَسُ

    kısrak

    غ

    غَنِيٌّ

    اَلْغَنِيُّ

    zengin

    ع

    عَرَبِيَّةٌ

    اَلْعَرَبِيَّةُ

    Arapça

    ح

    حَجٌّ

    اَلْحَجُّ

    hac

    ق

    قَمَرٌ

    اَلْقَمَرُ

    ay

    ج

    جَارٌ

    اَلْجَارُ

    komşu

    ي

    يَوْمٌ

    اَلْيَوْمُ

    gün

    ك

    كَاتِبٌ

    اَلْكَاتِبُ

    katip

    م

    مَوْتٌ

    اَلْمَوْتُ

    ölüm

    و

    وَطَنٌ

    اَلْوَطَنُ

    vatan

    ه

    هِجْرَةٌ

    اَلْهِجْرَةُ

    hicret

     

    ŞEMSİ HARFLER 

    Arapça’nın geriye kalan diğer harfleri de şemsî harflerdir. اَلْ  takısından sonra gelen kelime bu harflerden biriyle başlarsa اَلْ  takısının lâmı  (ل) okunmaz, yanındaki harf şeddelenir. Fakat okunmasa bile اَل takısı gene de yazılır. Örnekleri:

     

    Nekre

    Ma’rife

     

     

    Nekre

    Ma’rife

     

    ت

    تِلْميِذٌ اَلتِّلْميِذُ öğrenci

    ث

    ثَوْبٌ

    اَلثَّوْبُ

    elbise

    د

    دِينٌ

    اَلدِّينُ

    din

    ذ

    ذِئْبٌ

    اَلذِّئْبُ

    kurt

    ز

    زَمَانٌ

    اَلزَّمَانُ

    zaman

    ر

    رَجُلٌ

    اَلرَّجُلُ

    adam

    س

    سُورَةٌ

    اَلسُّورَةُ

    sûre

    ش

    شَجَرَةٌ

    اَلشَّجَرَةُ

    ağaç

    ص

    صَديِقَةٌ

    اَلصَّديِقَةُ

    kız arkadaş

    ط

    طَائِرَةٌ

    اَلطَّائِرَةُ

    uçak

    ض

    ضَلاَلَةٌ

    اَلضَّلاَلَةُ

    dalâlet, sapıklık

    ظ

    ظَاهِرٌ

    اَلظَّاهِرُ

    zahir, açık

    ن

    نَارٌ

    اَلنَّارُ

    ateş

    ل

    لَيْلٌ

    اَللَّيْلُ

    gece

    ش

    شَمْسٌ

    اَلشَّمْسُ

    güneş

     

     

     

     

           

     

     

    Kamerî ve Şemsî harfler

    Arap alfabesinde harfler iki çeşittir: 1- Kamerî harfler 2- Şemsî harfler.

    28 harfin 14 tanesi Kamerî, 14 tanesi de Şemsî harflerdir. Harflerin bu şekilde adlarının bilinmesi, isim cinsi kelimelerde kelimenin başına harf-i tarif denen “el” ( ال ) takısı geldiğinde, “lam”ın ( ل ) okunup okunmayacağını belirler. Kameri harfler ile başlayan bir ismin başına “el” ( ال ) takısı geldiğinde, “lam” ( ل ) cezimlenmek suretiyle açığa çıkarılır. Yani “lam” okunur.

    اَلْحَمْدُ ، اَلْكَافِرُونَ ، اَلْوَسْوَاسُ ، اَلْعَصْرُ  kelimelerinde olduğu gibi, “lam” harfi cezimlenerek okunur.

    Kameri harfler şunlardır:

    ا ، ب ، ج ، ح ، خ ، ع ، غ ، فَ ، قَ ، كَ ، م ، وَ ، ه ، ى

    Bu harfleri kolay ezberlemek için, bu harflerden şu iki cümle oluşturulmuştur:

    اَبْغِ حَجَّكَ وَ خَفْ عَقِيمَهُ

    Şemsi harfler şu harflerdir:

    تَ ، ث ، د ، ذ ، ر ، ز ، س ، ش ، ص ، ض ، ط ، ظ ، ل ، ن

    Şemsî harfler ile başlayan bir ismin başına “el” ( ال )  takısı geldiğinde, “lam” ( ل )  okunmadan direk kelimenin ilk harfi olan Şemsî harfe geçilir. Şemsî harfin üzerine şedde konur.

    اَلشَّمْسُ ، اَلنَّاسُ ، اَلرَّحِيمُ ، اَلتَّوَّابُ ، اَلرِّزْقُ  kelimelerinde olduğu gibi, “lam” harfi okunmayarak, kendinden sonra gelen harf şeddeli şekilde okunur.

    Ayrıca başında elif-lam takısı bulunan isimlerin sonundaki tenvin kalkar.

     

     

    Kameri harfler اَلْحُـرُوْفُ الْقَمَـرِيَّةُ : el-hurûfu’l-Qameriyye  (ب ج ح خ ع غ ف ق ك م و هـ ىا) ile Şemsi harfler اَلْحُـرُوْفُ الشَّمْسِـيَّةُ : el-hurûfu’ş-Şemsiyye (ت ث د ذ ر ز س ش ص ض ط ظ ل ن) arasında fark okunuştaki ufak ayrıntıdır. 

     
     
     

    –  الْقَمَـرِيَّةُ kelimesindeki الْ takısı okunurken telaffuz ediliyor.

     
     
    – الشَّمْسِـيَّةُ kelimesindeki ال takısı okunurken telaffuz edilmiyor.
     
     
    – Arapça alfabesinin yarısı (14 tane) kameri harftir, diğer yarısı (14 tanesi) şemsi harftir.
     
     
    – 14 tane kameri harfin başına الْ elif-lam takısı geldiğinde bu elif-lam telaffuz edilir.
    Örnek: الْقَمَـرِيَّةُ al-kameriyye
     
     
    – 14 tane şemsi harfin başına ال elif-lam takısı geldiğinde bu elif-lam telaffuz edilmez.
    Örnek: الشَّمْسِـيَّةُ  aş-şemsiyye
     
     
    – اَلْحُـرُوْفُ الْقَمَـرِيَّةُ : el-hurûfu’l-Qameriyye
     
    (1) أ : اَلْاَبُ = el-ebu = baba 
    (2) ب : اَلْبَابُ = el-bâbu = kapı 
    (3) ج : اَلْجَنَّـةُ = el-cennetu = cennet 
    (4) ح : اَلْحِمَـارُ = el-himaru = eşek 
    (5) خ : اَلْخُـبْزُ = el-khubszu = ekmek 
    (6) ع : اَلْعَين = el-aynu = göz 
    (7) غ : اَلْغَـدَاءُ = el-ğidau 
    (8 ) ف : اَلْفَـمُ = el-femu = ağız 
    (9) ق : اَلْقَمَـرُ = el-qameru = ay 
    (10) ك : اَلْكَلْـبُ = el-kelbu = köpek 
    (11) م : اَلْمَـاءُ = el-mâu = su 
    (12) و : اَلْوَلَـد = el-veledu = çocuk 
    (13) هـ: اَلْهَـوَاءُ = el-hevâu = hava 
    (14) ى : اَلْيَـدُ = el-yedu = el
     
     
    – اَلْحُـرُوْفُ الشَّمْسِـيَّةُ : el-hurûfu’ş-Şemsiyye
     
    (1) ت : اَلتَّاجِـر = et-tâciru = tüccar
    (2) ث : اَلثَّـوبُ = es-sevbu = elbise 
    (3) د : اَلـدِّيْكُ = ed-dîku = horoz 
    (4) ذ : اَلـذَّهَبُ = ez-zehebu = altın 
    (5) ر : اَلرَّجُـلُ = er-raculu = adam,kişi 
    (6) ز : اَلزَّهْـرَةُ = ez-zehratu = çiçek 
    (7) س : اَلسَّـمَكُ = es-semeku = balık 
    (8 ) ش : اَلشَّـمْسُ = eş-şemsu = güneş 
    (9) ص : اَلصَّـدْرُ = es-sadru = göğüs 
    (10) ض : اَلضَّـيْفُ = ed-dayfu = misafir 
    (11) ط : اَلطَّـالِبُ = et-tâlibu = talebe 
    (12) ظ : اَلظَّهْـرُ = ez-zahru = sırt 
    (13) ل : اَللَّحْـمُ = el-lahmu = et 
    (14) ن : اَلنَّجْـمُ = en-necmu = yıldız

     

  • Harfler Başta Ortada ve Sonda Yazılışları

     Harfler kelime içinde birbirine bitiştirilerek yazıldıkları için başta, ortada ve sonda yazılış şekillerinde kısmen değişiklikler olur. Arapça yazılış kaidelerine göre altı harf kendinden önce gelen harflere bitişirler. Fakat kendinden sonraki harfle birleşmeyip ayrı yazılırlar.  Bunlar ا و د ذ ر ز  harfleridir. Kelime içindeki örnekleri şöyledir:

     

     

    Başta

    Ortada

                        Sonda

    Elif 

    ا أ ء

    اَلْ

    أَكَلَ

    سَأَلَ

    سُئِلَ

    بَدَأَ

    قَرَأَ

     

     

    قاَلَ

    جاَءَ

    كاَنَتاَ

    فَواَكِهَ

    سَمِعْناَ

    وَجَدْناَ

    Vâv

    و

    وَجَبَ

    وُهِبَ

    سَوَدَ

    رُوِيَ

    غَزَوَ

    وَهُوَ

    Dal

    د

    دَخَلَ

    دُفِعَ

    عَدِمَ

    عُدِلَ

    يَجِدُ

    وُلِدَ

    Zel

    ذ

    ذَهَبَ

    ذُكِرَ

    كَذَبَ

    نَذَرَ

    لَوَذَ

    أُخِذَ

    Rı

    ر

    رُمِزَ

    رَكِبَ

    عُرِضَ

    بَرَدَ

    ذَكَرَ

    بَصَرَ

    Ze

    ز

    زَرَعَ

    زُلِقَ

    وَزَنَ

    رُزِقَ

    رَمَزَ

    كَنَزَ

     Bu altı harfin geriye kalanı kendinden sonraki harfe birleştirilerek yazılır. Toplu halde yazılış örnekleri şöyledir:

     

    Sonda

    Ortada

    Başta

     

     

     

    كَتَبَ

    شَرِبَ

    سَبَقَ

    كَبُرَ

    بَدَأَ

    بَطَلَ

    ببب

    ب

    Be

    نَبَتَ

    سَكَتَ

    كُتِبَ

    هَتَفَ

    تَلِيَ

    تَرَكَ

    تتت

    ت

    Te

    بَعَثَ

    حَدَثَ

    مُثِلَ

    وَثَبَ

    ثَوَبَ

    ثَقُلَ

    ثثث

    ث

    Se

    خَرَجَ

    فَلِجَ

    رَجَعَ

    خَجِلَ

    جَعَلَ

    جَنَحَ

    ججج

    ج

    Cim

    فَلَحَ

    ذُبِحَ

    جَحَدَ

    لَحِمَ

    حَفِظَ

    حَسِبَ

    ححح

    ح

    Ha

    وَبَّخَ

    طَبَخَ

    أُخِذَ

    بَخِلَ

    خَرَجَ

    خَلَقَ

    خخخ

    خ

    Hı

    عَبَسَ

    بَئِسَ

    خُسِرَ

    حَسِبَ

    سَجَدَ

    سَمِعَ

    سسس

    س

    Sin

    غَشَّ

    فَرَشَ

    خَشِيَ

    نَشَطَ

    شَهِدَ

    شَتَمَ

    ششش

    ش

    Şın

    يَقُصُّ

    نَقَصَ

    وَصَلَ

    نُصِرَ

    صَمَدَ

    صَبَحَ

    صصص

    ص

    Sad

    مَرِضَ

    بَغُضَ

    فُضِلَ

    حَضَرَ

    ضَرَبَ

    ضَحِكَ

    ضضض

    ض

    Dat

    نُشِطَ

    بَسَطَ

    قُطِعَ

    لَطَمَ

    طُمِسَ

    طَلَعَ

    ططط

    ط

    Tı

    حُفِظَ

    غَلِظَ

    عَظُمَ

    نَظَرَ

    ظُفِرَ

    ظَلَمَ

    ظظظ

    ظ

    Zı

    رُفِعَ

    وَقَعَ

    بَعُدَ

    طَعِمَ

    عَرَفَ

    عَلِمَ

    ععع

    ع

    Ayn

    دُمِغَ

    بَلَغَ

    رَغَدَ

    بَغَرَ

    غَرِقَ

    غُلِبَ

    غغغ

    غ

    Gayn

    خُتِفَ

    عَرَفَ

    قُفِلَ

    شَفِقَ

    فَهِمَ

    فَتَحَ

    ففف

    ف

    Fe

    خُلِقَ

    رُزِقَ

    بَقِيَ

    وَقَبَ

    قَدَرَ

    قَسَمَ

    ققق

    ق

    Kaf

    مَلَكَ

    عَدَكَ

    عَكَسَ

    رَكِبَ

    كُذِبَ

    كَتَبَ

    ككك

    ك

    Kef

    نَزَلَ

    أَمَلَ

    طَلَعَ

    وُلِدَ

    لَمَعَ

    لَعِبَ

    للل

    ل

    Lâm

    لَأَمَ

    دَهِمَ

    أَسْمَرُ

    جَمَعَ

    مَرَجَ

    مَزَحَ

    ممم

    م

    Mim

    أَمِنَ

    وَزَنَ

    كَنَسَ

    مَنَغَ

    نُزِعَ

    نَدِمَ

    ننن

    ن

    Nun

    يَدَهُ

    تَلِهَ

    جَهَدَ

    ظَهَرَ

    هَدَى

    هَجَأَ

    ههه

    ه

    He

    اَيُّ

    دَعِيَ

    بَيَعَ

    كَيَدَ

    يَجِدُ

    يَكاَدُ

    ييي

    ي

    Ye

     

    Ek anlatım: Harflerin tek başına, başta, ortada ve sonda yazılışı

    a) Harfler kelime içinde birbirine bitiştirilerek yazıldıkları için başta, ortada ve sonda yazılış şekillerinde kısmen değişiklikler olur. Arapça yazılış kaidelerine göre altı harf kendinden önce gelen harflere bitişirler. Fakat kendinden sonraki harfle birleşmeyip ayrı yazılırlar.  Bunlar ا و د ذ ر ز  harfleridir. Kelime içindeki örnekleri şöyledir:

    b) Bu altı harfin geriye kalanı kendinden sonraki harfe birleştirilerek yazılır. Toplu halde yazılış örnekleri şöyledir:

  • Görmez: Mimarlık-Mühendislik Fakülteleri 80 Yıl Camiyi Görmediler

    Cami açılışında konuşma yapan Görmez, cami mimarisi üzerine yapılan tartışmalardan memnun olduğunu belirtti. Görmez, Son zamanlarda çok cami tartışmasına şahit oluyoruz. Ben de mutlu oluyorum. Hamd ediyorum Allah’a, ‘ne güzel’ diyorum. Türkiyemizin bütün yazar çizerleri, düşünürleri, gazetecileri oturmuşlar caminin ruhaniyeti üzerinde kalemlerini oynatıyorlar. Caminin daha güzel olması için eleştiriler yöneltiyorlar. Ne güzel, elhamdülillah. Cami mimarisi üzerinde tartışmalar yapılıyor son zamanlarda dedi.

    Türkiye’de cumhuriyet dönemine özgü bir tane caminin bile yapılmadığını ifade eden Görmez, sözlerini şöyle sürdürdü:”Üniversitelerimiz, üniversitelerimizin mimarlık fakülteleri, mimarlarımız 80 sene camiye küstü. Cumhuriyet dönemine özgü bir tane cami mimarisi ihdas edemediler. Neden ihdas edememişlerdi? Çünkü küsmüşlerdi. Bu konuya küskünler. Ben şimdilerde barışmış kabul ediyorum. Bu inşallah bizi daha güzele daha doğruya yöneltir. Daha güzel camilerin, daha güzel mabetlerin ortaya çıkmasını sağlar”

    Camilere gençlerin çekilmesi gerektiğine de vurgu yapan Görmez,”Asıl olan camiyi imar etmek. İmarı için gençlerimizin camiye kazandırılması gerekiyor. Benim gibi aksakallarını bırakanlar, kusuruma bakmasınlar onlar da genç ama daha da gençleri de camiye bekliyoruz diye konuştu.

    Konuşmaların ardından caminin yapımına katkı sağlayan hayırseverlere plaket verildi.

    Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Görmez, ardından Yalova Valisi Esengül Civelek ve diğer protokol üyeleri ile birlikte açılışı yapılan camiyi gezdi.

  • İlahiyatçı Dediğin Böyle Olur!

    Erzurum Yüksek İslam Enstitüsü’nü okumadan evvel kıymet verdiği muhterem bir hocası  “ Oğlum tıp fakültesini kazanan her yüz öğrenciden 90’ı başarılı olur ama ilahiyat fakültesini kazanan her yüz öğrenciden ancak biri gerçek manada ilahiyatçı olur “ dediği yönünde  bir cümle kurdu. Ne kadar güzel bir o kadar da tesirli bir cümleydi bu. Sonra kendimi tarttım bu kefede ve hiç de umulan bir insan olmadığım yönünde kanaat oluştu kendimce. Evet  ilahiyat fakültelerine kayıt yaptıran yada bu fakülteleri kazanan veya mezun olan her insan ilahiyatçı kimliğini kazanamıyordu. Sekülerleşen dünyadan sağ çıkma yarışında bazen başarısız bazen lider çıksa da her birimize lazım olan donanımlar giderek azaldı azaldığı kadar da  önem arzetmeye başladı. Temsil tebliğden evla ise o zaman temsili en üst noktada yaşaması gereken kişiler de ilahiyatçılar ve din görevlileri değil midir?  Aslında ulaşılamayacak  meziyetler değil asgari düzeyde her müslümanın vasıfları olması gereken  şeylerdi hayatıma uygulamam gerektiğini düşündüklerim.  Ama biz ibnu’z-zaman olarak en azından ilahiyatçılarda gördüğümüzde  mutlu olacağımız “işte şimdi tam manasıyla ilahiyatçı oldum”  diyeceğimiz hasletlerdi  bunlar. O zaman ey kardeşim nefsimle beraber dinle , dinle bakalım ki ne zaman hakiki manada bir ilahiyatçı ve mütedeyyin,  ahlaklı bireyler  oluruz ;

     

    -Her şeyden önce enaniyeti bir kenara bırakıp insanlardan bir insan olmayı kabul ettiğimiz zaman

     

    -Bilmediğimiz konuda benim  bu konuda bilgim yok “ bilmiyorum” diyebildiğimiz zaman

     

    -Kur’an ile hemhâl olup her meseleye Kur’an’dan çözümler getirebildiğimiz zaman

     

    -Kur’an-ı Kerimi ramazandan ramazana hatmetmediğimiz,  işimiz düşünce bir ayeti araştırmadığımız zaman

     

    -Kur’anı, Hadisleri  ve dini haşa bir kadavraymış gibi araştırma malzemesi değil  de bir yaşam kaynağı olarak gördüğümüz zaman

     

    -Ömürlerimizi gece ibadetiyle nurlandırdığımız zaman

     

    -Hayatımıza sünneti seniyyeyi rehber aldığımız zaman

     

    -Tefsir ve Hadis külliyatlarını baştan sona tetkik edip bilgiyi amele döktüğümüz  zaman

     

    -Özümüz-sözümüz  , söylemimiz – eylemi miz, hâlimiz  -kâlimiz bir olduğu zaman

     

    -Üzerimize  aldığımız Peygamber vazifesini ne pahasına olursa olsun tam manasıyla ifa ettiğimiz zaman

     

    -Sanaldan cihad etmeyi bırakıp irşad ve tebliğ vazifesini gerçek hayata taşıdığımız zaman

     

    -Nabza göre fetva üretmediğimiz  zaman

     

    -Prof., Doç. , Dr. Müftü vs.  etiketlerini aldıktan sonra “iş bitmiştir” nazarıyla bakıp  makam odamızdaki koltuğa   yapışmadığımız, halkla iç içe olduğumuz zaman

     

    -Seneden seneye Ramazan ayında bilgimizi  dökmediğimiz  zaman

     

    -Gevezeliği bırakıp iş yaptığımız  zaman

     

    -Sabah namazında bir kez bile uykuya yenik düşmediğimiz  zaman

     

    -İslam klasiklerini duyduğumuzda   “o da ne olaki” diye kalakalmadığımız zaman

     

    -Tvlerde yarıçıplak sunucunun dini anlamak için (!) sorduğu sorularına  kalbi kırılmasın diye yamuk yumuk cevap vermediğimiz  zaman

     

    -İlimden önce edeple ,ahlaki erdemlerle bezendiğimiz  zaman

     

    -Sadece kitap okumanın ilim için yeterli olmayacağını iyi insanlardan,  kâmil mürşidlerden de feyiz alınması gerektiğini idrak ettiğimiz  zaman

     

    -Bilginin yanında aksiyonu yani iman ve salih amel kardeşliğini hayatlarımıza uygulamayı  başardığımız zaman

     

    -Hocasının ve büyüklerinin karşısında bacak bacak üstüne atıp ders dinlemediğimiz , sigaramızın dumanını hocamıza üflemediğimiz  zaman

     

    -Karşı cinsle münasebette  ölçüyü koruyabildiğimiz  zaman ,

     

    -Mezhep ayrımı yapmadan dini herkese olduğu gibi aktardığımız zaman

     

    – Irkları , milletleri kabul ettikten sonra ırkçılık ve milliyetçilik hastalığına bulaşmadığımız zaman

     

    -Tesettürümüzü  zamana göre değil Kur’an’a göre tanzim ettiğimiz zaman

     

    -Desinler diye iş yapmadığımız zaman

     

    -“Bence , bana göre” demeyi bıraktığımız zaman

     

    -En basit ilmihal sorularında bile afallamadığımız zaman

     

    -Din sömürgeni ve kemirgeni olmadığımız zaman

     

    -Dini kendi çıkarlarımıza alet edip popüler olmak için kullanmadığımız zaman

     

    -Her güne tebliğ   yapma ve irşad etme heyecanıyla uyandığımız zaman

     

    -Gece başımızı yastığa  koyduğumuzda “Bugün ALLAH için ne yaptım” diye nefisimizi  muahasebeye bihakkın çektiğimiz  zaman

     

    -Hayırda öncü olmak için yarıştığımız  zaman

     

    – “Hocanın dediğini yap yaptığını yapma” safsatasını yıktığımız zaman

     

    -Karşılıksız iyilik yaptığımız  zaman

     

    – Sorulan her soruya cevap vermek için ağzımıza  kira istermiş gibi eveleyip gevelemediğimiz  zaman

     

    -Bin bilsek de bir bilene danışmayı kendimize düstur ettiğimiz  zaman

     

    -Riya ve gösterişten sıyrılıp ALLAH rızası için iş yaptığımız zaman

     

    -Tarihimize , ecdadımıza  ve  kültürümüze  yabancılaşmadığımız  zaman

     

    -Lüksten , israftan , safahatten nefret ettiğimiz  zaman

     

    -Ukbayı  ,dünyaya tercih ettiğimiz  zaman

     

    -Ne dünyamıza  ne de ahretimize  faydası olmayan şeylerden –malayaniyattan- yüz çevirdiğimiz  zaman

     

    – Muhlis, mûti, muttaki, münib, muhsin, mütevekkil, mustağfir, munfik, taib , abid, şakir ,zakir, hafız mücahid , muksit, raşid, kâri ,  zahid , mütevekkil olduğumuz zaman kısacası etiketten çıkıp tam manasıyla İslam ahlakıyla ahlaklandığımız zaman  işte o zaman hakiki manada ilahiyatçı vasfını ondan da öte mü’min vasfını alacağız.

      İlahiyatçılar bir lokomotiftir  onlar nereye giderse mütedeyyin olsun olmasın  toplum da oraya gidecektir. Beyin ve kalp nereyi işaret ederse bedenin diğer azaları oraya yönelir. Bayezid-i Bistâmî ‘nin hayatından hayatımıza uyarlayacağımız güzel bir kıssa bize ders verir niteliktedir.  “Bayezid-i Bistâmî Hazretleri zamanında, ateşe tapan biri vardı. Birgün îmânlı bir kişi, ona dedi ki:

    «– Ne olur, müslüman olsan da selâmete ersen; şeref ve ulu­luk elde etsen…»

    Ateşe tapan kişi de şu cevabı verdi:

    «– Ey benim kurtuluşa ermemi murâd eden kişi! Her ne kadar ağzımda sağlam bir mühür varsa da, yani îmânımı açıkça söyleyemiyorsam da, gizliden gizliye ben Bâyezîd’in îmânına inanıyorum. Çünkü onda bambaşka bir güzellik ve derinlik var. Ben henüz dine, îmâna tam gönül vermiş değilim, ama onun îmânındaki yüceliğe hayrânım. O; herkesten farklı, zarîf, ince ruhlu, latîf, nûrlu, çok yüce bir numûne insan.
    Yok eğer beni dâvet ettiğin îmân, sizin îmânınız ise, ben o îmânda yokum… Zîrâ benim sizdeki îmâna ne meylim var, ne de isteğim var. Çünkü bir kimsenin gönlünde îmân etmeye yüzlerce meyil olsa da îmâna gelmek is­tese, sizin sertlik ve katılığınızdan dolayı kaskatı kesilir; soğur. Artık onda îmân etme istek ve meyli de zaafa uğrar. Zîrâ o, sizde İslâm nâmına mânâsı olmayan bir isim ve âdeta kuru bir marka görmüş olur. Bu hâl; susuz çöllere, gül, meyve-sebze yetiştirecek münbit bir arazî gözüyle bakmak kadar acaip ve mânâsızdır…

    Benim görebildiğim kadarıyla îmânın bütün câzibe ve nûrâniyeti Bayezid’in îmânında var. Onun îmânının bir zerresi, bir katreye damlasa, o, bir ummân hâline döner.

    Sizin îmânınız ise, kabukta kaldığı için riyâ ve gösterişin esaretine girmiş. Gelip geçici bir inanç, çirkin sesli ve ruhsuz bir müezzin gibidir ki, sevdireceği yerde uzaklaştırır. Yâni sizin îmânınız, gül bahçesine girse, güllere diken olup onları kurutur.

    Fakat Bayezid hazretlerinin îmân güneşi, o mübarek rûhunun feyiz semâsından doğar da bu âlemde parlarsa, bu değersiz dünya, ta yerin dibine kadar zümrüt kesilir, cennete döner; müminlerin gönül dünyaları da feyz menbaı olur. Onun için Bayezid’in îmânı ve sıdkı, benim gönlümde ve canımda îmâna karşı tarifsiz bir derinlik, iştiyak ve hasret­ler uyandırdı…»”

    Dini, İslamı , ahlakı telkin edecek kişinin taşıdığı misyonun önemine vurgu yapan  ve bir ateşgedânın ağzından ne muhteşem cümleler. ALLAH cc İsra suresinin 84. Ayet-i kerimesinde ;   Kul kullun ya’melu alâ şâkiletih…”De ki  Herkes kendi mizaç meşreb ve yaratılışına , benimsediği hayat tarzına göre , bilinçli , amaçla örtüşen niyete dayalı ameller işleyerek bir ömür geçirir..” buyurur. Bizim de mü’min olarak en büyük gayemiz Rasulullah (sav )’e uygun bir hayat tarzı yaşamak Kur’an ahlâkıyla ahlâklanmak iman ihlas ve takvâ yolunda ümmet-i Muhammed’e rehber olmalıdır. Rabbimiz cümlemizi kalıbımızın adamı yapsın.

     
  • Diyanet Cezaevi ve Hastanelerde Din Hizmetine Hazırlanıyor

     

     

    Diyanet İşleri Başkanlığı, etkin hizmet vermek için 2012’nin ikinci dönemine ilişkin planlama hazırladı. Bunden böyle Diyanet, hastanelerde ve cezaevlerinde din hizmeti verebilecek.

    Bu kapsamda etkin hizmet sunabilmek amacıyla Sağlık Bakanlığı ile bir protokol imzalayacak. İbadet için camilere gidemeyecek kesimlere, din görevlileri ulaşacak.

    Cezaevilerinde Kur’an Eğitimi

    Diyanet, cezaevleri için de özel çalışmalar gerçekleştirecek. Bu çerçevede başta cezaevleri olmak üzere vatandaşların ihtiyaçlarını karşılamaya yönelik Kur’an öğretim programları hazırlanacak. Ayrıca cezaevlerinde din hizmeti veren cezaevi vaizleri ve Diyanet İşleri Başkanlığı personeline Adalet Bakanlığı ile işbirliği yapılarak hizmet içi eğitim kursu da verilecek.

    Hizmetlerini çeşitlendirme kararı alan Diyanet, şehirlerin uygun yerlerindeki camilerde ve diyanet’in hizmet binalarında okuma salonları da açacak. 2013 yılına yönelik Diyanet takvimi ve süreli yayınların (Diyanet dergisi gibi) tirajının artırılması amacıyla reklam ve tanıtım çalışmaları yapılacak.

    Medyada yer alan dini programlarda Diyanet İşleri Başkanlığı temsilcilerinin sık sık yer alması ve Başkanlık görüşlerinin yansıması sağlanacak. Hizmet ve faaliyetlerin daha geniş toplum kesimlerine ulaştırılması amacıyla sosyal medyayı etkin kullanma kararı alan Diyanet, Facebook ve Twitter’dan da yararlanacak.