Cezmetmeyen Şart Edatları Arapça Dersleri
بَيْنَماَ: …iken
Zarf olan بَيْنَ ile zâid veya masdar olan (ماَ) nın birleşmesinden meydana gelmiştir. Her yönüyle (بَيْناَ)’ya benzer.
| بَيْنَماَ الْجَوُّ حاَرٌّ إِذِ انْخَفَضَتْ دَرَجَةُ الْحَراَرَةِ. Hava sıcakken birden havanın sıcaklığı düştü. |
Genel Cümle Örnekleri
1- كَيْفَ تَكُونُ الرِّحْلَةُ مُفِيدَةً فِي نَفْسِ الْوَقْتِ ؟ تَكُونُ الرِّحْلَةُ مُفِيدَةً إِذاَ تَعَلَّمَ مِنْهاَ التِّلْمِيذُ شَيْئاً جَدِيداً .
2- إِذاَ سَمِعْتَ ماَ سَمِعْناَهُ فَسَوْفَ تَعْلَمُ لِماَذاَ غَضِبْناَ – إِذاَ سَمِعْتَ الَّذِي سَمِعْناَهُ فَسَوْفَ تَعْلَمُ لِماَذاَ غَضِبْناَ .
3- شَعَرَتِ الْأُمُّ بِالسَّعاَدَةِ عِنْدَماَ عاَدَ وَلَدُهاَ مِنَ الرِّحْلَةِ – أَصْبَحَتْ غُرْفَتِي جَمِيلَةً عِنْدَماَ طَلَيْتُهاَ بِاللَّوْنِ الْأَزْرَقِ .
4- عِنْدَماَ نَجَحَتْ فاَطِمَةُ فِي الِامْتِحاَنِ حَصَلَتْ[8] عَلَى جاَئِزَةٍ كَبِيرَةٍ – لَماَّ رَنَّ جَرَسُ الْمَدْرَسَةِ دَخَلَ التَّلاَمِيذُ الصَّفَّ.
5- لَماَّ نَجَحَتْ فاَطِمَةُ حَصَلَتْ عَلَى هَدِيَّةٍ مِنْ واَلِدِهاَ – لَماَّ وَصَلَ الضَّيْفُ قَدَّمْتُ لَهُ الْحَلْوَى.
6- لَماَّ تَأَخَّرَتِ الْحاَفِلَةُ حَضَرْتُ بِالْقِطاَرِ.
7- عاَدَتِ الْبِنْتُ مُتَأَخِّرَةً – وَجَدَتِ الْبِنْتُ أُمَّهاَ ناَئِمَةً – وَجَدَتِ الْبِنْتُ أُمَّهاَ ناَئِمَةً لَماَّ عاَدَتْ مُتَأَخِّرَةً.
8- قاَبَلَ الْعاَمِلاَنِ الْمُدِيرَ – فَرِحَ الْعاَمِلاَنِ – فَرِحَ الْعاَمِلاَنِ لَماَّ قاَبَلاَ الْمُدِيرَ.
9- أَراَدَتِ الْأُمُّ النَّوْمَ – أَغْلَقَتِ الْأُمُّ الناَّفِذَةَ لَماَّ أَراَدَتِ النَّوْمَ .
10- شاَهَدَتِ الْمُدَرِّساَتُ الْمَسْرَحِيَّةَ – ضَحِكَتِ الْمُدَرِّساَتُ كَثِيراً – ضَحِكَتِ الْمُدَرِّساَتُ كَثِيراً لَماَّ شاَهَدْنَ الْمَسْرَحِيَّةَ .
11- إِذاَ أَذَّنَ الْمُؤَذِّنُ فَقَدْ وَجَبَ عَلَيْناَ أَنْ نُصَلِّيَ – إِذاَ قَرُبَ الِامْتِحاَنُ فَقَدْ وَجَبَ عَلَيْناَ أَنْ نَسْتَذْكِرَ.
12- إِذاَ حَضَرَ الضَّيْفُ فَقَدْ وَجَبَ عَلَيْناَ أَنْ نُكْرِمَهُ – عِنْدَماَ ساَفَرَ الزَّوْجُ كاَنَتْ زَوْجَتُهُ حاَمِلاً.
13- عِنْدَ وُقُوفِناَ فِي المِيناَءِ شاَهَدْناَ السُّفُنَ – عِنْدَماَ يُشاَهِدُ الْإِنْساَنُ هَيْأَتَهُ يَشْعُرُ نَحْوَهُ بِالْحُبِّ.
14- عِنْدَماَ يَحْضُرُ إِلَى الْمَدْرَسَةِ يَذْهَبُ إِلَى الصَّفِّ مُباَشَرَةً – عِنْدَماَ أَسْتَيْقِظُ فيِ الصَّباَحِ أَغْسِلُ وَجْهيِ جَيِّداً.
15- عِنْدَماَ يَغْليِ الْماَءُ تَصْنَعُ أُمِّي الشاَّيَ – إِلَى أَيْنَ تَذْهَبُ إِذاَ حاَنَ[9] الْفَجْرُ ؟ إِذاَ حاَنَ الْفَجْرُ أَذْهَبُ إِلَى الْمَسْجِدِ .
16- إِلَى أَيْنَ تَذْهَبُ إِذاَ حَضَرَ الْأُسْتاَذُ؟ إِذاَ حَضَرَ الْأُسْتاَذُ أَذْهَبُ إِلَى الْمَكْتَبَةِ.
17- إِلَى أَيْنَ تَذْهَبُ إِذاَ وَصَلَتِ الطاَّئِرَةُ ؟ إِذاَ وَصَلَتِ الطاَّئِرَةُ أَذْهَبُ إِلَى الْمَطاَرِ .
18- عِنْدَماَ يَعُودُ التَّلاَمِيذُ إِلَى بُيُوتِهِمْ يَجْتَهِدُونَ فِي أَداَءِ الْواَجِبِ – عِنْدَماَ تَرْجِعُ الْأُمُّهاَتُ إِلَى بُيُوتِهِنَّ يَبْدَأْنَ فِي إِعْداَدِ الطَّعاَمِ .
19- مَنْ يُعاَقِبُ التَّلاَمِيذَ إِذاَ لَمْ يَعْمَلُوا الْواَجِبَ ؟ اَلْمُعَلِّمُ يُعاَقِبُ التَّلاَمِيذَ إِذاَ لَمْ يَعْمَلُوا الْواَجِبَ.
20- ماَذاَ يَفْعَلُ لَكَ الْمُعَلِّمُ عِنْدَماَ لاَ تَعْمَلُ الْواَجِبَ ؟ بِماَذاَ شَعَرْتَ عِنْدَماَ شاَهَدْتَ الْكَعْبَةَ؟
21- إِذاَ كاَنَتِ الْبُيُوتُ راَحَةَ الْأَجْساَدِ فَإِنَّ الْمَساَجِدَ راَحَةُ الْقُلُوبِ – إِذاَ كاَنَتِ الْأَنْهاَرُ سَبَبَ الْحَياَةِ فَإِنَّ نَهْرَ النِّيلِ سَبَبُ الْحَضاَرَةِ .
22- لَوْلاَ الْإِيماَنُ لَماَ انْتَصَرَ الْمُسْلِمُونَ – لَوْلاَ الْإِسْلاَمُ لَماَ انْتَشَرَ النُّورُ فِي الْعاَلَمِ .
23- لَوْلاَ الصُّحُفُ لَماَ عَرَفْناَ الْأَخْباَرَ – لَوْلاَ النَّظاَّرَةُ لَماَ رَأَيْتُ الْمَنْظَرَ جَيِّداً .
24- لَوْلاَ الْماَءُ ماَ عاَشَ عَلَى الْأَرْضِ حَيَواَنٌ أَوْ نَباَتٌ – عِنْدَماَ أَذْهَبُ إِلَى الْحَديِقَةِ أَتَناَوَلُ الْعَصيِرَ.
Tercüme:
1- Gezi aynı zamanda nasıl faydalı olur? Gezi öğrenci ondan yeni birşey öğrendiği zaman faydalı olur.
2- Bizim işittiğimiz şeyleri duyduğun zaman niçin kızdığımızı bileceksin.(Diğeri aynı manadadır.)
3- Çocuğu geziden döndüğü zaman anne saadet (mutluluk) hissetti. Mavi renkle boyadığım zaman odam güzel oldu.
4- Fatıma imtihanda başardığı zaman büyük bir ödül kazandı. Okulun zili çaldığı zaman öğrenciler sınıfa girdi.
5- Fâtıma başarınca babasından bir hediye elde etti. Misafir geldiği zaman ona tatlı takdim ettim.
6- Otobüs gecikince trenle geldim.
7- Kız geç döndü. Kız annesini uyur buldu. Kız geç (vakit) döndüğü zaman annesini uyur buldu.
8- İki işçi müdürle karşılaştı. İki işçi sevindi. Müdürle karşılaşınca iki işçi sevindi.
9- Anne uyumak istedi. Uyumak isteyince anne pencereyi kapattı.
10- Öğretmenler tiyatroyu seyretti. Öğretmenler çok güldü. Tiyatroyu seyredince öğretmenler çok güldü.
11- Müezzin ezanı okuduğu zaman namaz kılmak üzerimize vacip olur. İmtihan yaklaştığı zaman (dersleri) müzakere etmemiz gerekir.
12- Misafir geldiği zaman ona ikram etmemiz gerekir. Koca sefere çıktığı zaman eşi hamileydi.
13- Limanda duruşumuz esnasında gemileri gördük. İnsan onu (heyetini şeklini) gördüğü zaman ona karşı sevgi hisseder.
14- Okula geldiği zaman doğruca sınıfa gider. Sabahleyin uyandığım zaman iyice yüzümü yıkarım.
15- Su kaynayınca annem çay yapar. Fecr olduğu zaman nereye gidersin? Fecr (sabah namazı vakti) olunca mescide giderim.
16- Hoca geldiği zaman nereye gidersin? Hoca geldiği zaman kütüphaneye giderim.
17- Uçak geldiği zaman nereye gidersin? Uçak geldiği zaman hava alanına giderim.
18- Öğrenciler evlerine döndükleri zaman ödevin edasına çalışırlar.Anneler evlerine döndükleri zaman yemeğin hazırlanmasına başlarlar.
19- Ödev yapmadıkları zaman öğrencilere kim ceza verir? Ödev yapmadıkları zaman öğrencilere öğretmen ceza verir.
20- Ödevi yapmadığın zaman öğretmen sana ne yapar? Kabe’yi gördüğün zaman ne hissettin?
21- Evler bedenlerin rahatı ise muhakkak ki mescidler de kalplerin rahatıdır. Nehirler hayatın sebebi ise nil nehri de medeniyetin sebebidir.
22- İman olmasaydı Müslümanlar galip gelemezdi. İslam olmasaydı nur (ışık) dünyada yayılmazdı.
23- Gazeteler olmasaydı haberleri bilemezdik. Gözlük olmasaydı manzarayı iyice göremezdim.
24- Su olmasaydı yeryüzünde hayvan veya bitki yaşamazdı. Bahçeye gittiğim zaman meyve suyu içerim.
¯¯¯¯¯¯¯¯¯¯¯¯
Cezmetmeyen Şart Edatları ve Konularla İlgili Ayetler
1- طَاعَةٌ وَقَوْلٌ مَعْرُوفٌ فَإِذَا عَزَمَ الْأَمْرُ فَلَوْ صَدَقُوا اللَّهَ لَكَانَ خَيْرًا لَهُمْ .
(47/MUHAMMED, 21). (Onların vazifesi) itaat ve güzel sözdür. İş ciddiye bindiği zaman Allah’a sadakat gösterselerdi, elbette kendileri için daha hayırlı olurdu.
| ciddileşmek | عَزَمَ يَعْزِمُ عَزْماً | itaat (cümlede; mübtedâsı mahzuf haberdir.) | طَاعَةٌ |
2- قَالَ ادْخُلُوا فِي أُمَمٍ قَدْ خَلَتْ مِن قَبْلِكُمْ مِنَ الْجِنِّ وَالْإِنْسِ فِي النَّارِ كُلَّمَا دَخَلَتْ أُمَّةٌ لَعَنَتْ أُخْتَهَا …
(7/A’RÂF, 38). (Allah) buyuracak ki: “Sizden önce geçmiş cin ve insan toplulukları arasında siz de ateşe girin!” Her ümmet girdikçe yoldaşlarına lânet edecek…
| gelip geçmek | خَلاَ يَخْلُو خُلُواًّ | ümmet, topluluk | أُمَّةٌ ج أُمَمٌ |
3- … أَ وَلَوْ كَانَ آبَاؤُهُمْ لاَ يَعْقِلُونَ شَيْئاً وَلاَ يَهْتَدُونَ .
(2/BAKARA, 170). ..Ya ataları bir şeye akıl erdirememiş, doğruyu da bulamamış idiyseler?
| hidayeti, hakikati bulmak | اِهْتَدَى يَهْتَدِي اِهْتِداَءً |
4- كَلاَّ لَوْ تَعْلَمُونَ عِلْمَ الْيَقِينِ .
(102/TEKÂSÜR, 5). Gerçek öyle değil! Kesin bilgi ile bilmiş olsaydınız..
5- … لَوْ كَانُوا يَفْقَهُونَ .
(9/TEVBE, 81). … Keşke anlasalardı!
| iyice anlamak | فَقِهَ يَفْقَهُ فِقْهاً |
6- وَلَوْ نَشَاءُ لَجَعَلْنَا مِنْكُمْ مَلَائِكَةً فِي الْأَرْضِ يَخْلُفُونَ .
(43/ZUHRUF, 60). Eğer dileseydik, içinizden, yeryüzünde yerinize geçecek melekler yaratırdık.
| yerine geçmek | خَلَفَ يَخْلُفُ خِلاَفَةً |
7- … وَلَوْ شَاءَ اللّهُ لَذَهَبَ بِسَمْعِهِمْ وَأَبْصَارِهِمْ إِنَّ اللَّهَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ .
(2/BAKARA, 20). … Allah dileseydi elbette onların işitmelerini ve gözlerini giderirdi (sağır ve kör ederdi). Allah şüphesiz her şeye kadirdir.
| göz | بَصَرٌ ج أَبْصَارٌ | giderdi | ذَهَبَ يَذْهَبُ بِ |
8- إِنَّمَا الْمُؤْمِنُونَ الَّذِينَ إِذَا ذُكِرَ اللّهُ وَجِلَتْ قُلُوبُهُمْ وَإِذَا تُلِيَتْ عَلَيْهِمْ آيَاتُهُ زَادَتْهُمْ إِيمَانًا وَعَلَى رَبِّهِمْ يَتَوَكَّلُونَ .
(8/ENFÂL, 2). Müminler ancak, Allah anıldığı zaman yürekleri titreyen, kendilerine Allah’ın âyetleri okunduğunda imanlarını artıran ve (yalnız) Rablerine dayanıp güvenen kimselerdir.
| kalpler, yürekler | قُلُوبٌ | titredi, korktu, ürperdi | وَجِلَ يَوْجَلُ وَجَلاً |
| dayanıp güvendi | تَوَكَّلَ يَتَوَكَّلُ | okunduğu zaman | إِذَا تُلِيَ (تَلاَ يَتْلُو) |
9- وَلَوْ يُؤَاخِذُ اللّهُ النَّاسَ بِظُلْمِهِمْ ماَ تَرَكَ عَلَيْهَا مِنْ دَآبَّةٍ وَلَكِنْ يُؤَخِّرُهُمْ إلَى أَجَلٍ مُسَمًّى فَإِذَا جَاءَ أَجَلُهُمْ لاَ يَسْتَأْخِرُونَ سَاعَةً وَلاَ يَسْتَقْدِمُونَ .
(16/NAHL, 61). Eğer Allah, insanları zulümleri (sebebi)yle cezalandıracak olsaydı, yeryüzünde hiçbir canlı bırakmazdı. Fakat onları takdir edilen bir müddete kadar erteliyor. Ecelleri geldiği zaman onlar ne bir saat geri kalabilirler ne de öne geçebilirler.
| ertelemek | أَخَّرَ يُؤَخِّرُ | isimlendirilmiş, takdir edilmiş | مُسَمًّى | cezalandırdı | آخَذَ يُؤَاخِذُ |
| geri kalmak | اِسْتأْخَرَ يَسْتَأْخِرُ | ileri geçmek | اِسْتَقْدَمَ يَسْتَقْدِمُ | ||
10- فَتَقَبَّلَهَا رَبُّهَا بِقَبُولٍ حَسَنٍ وَأَنْبَتَهَا نَبَاتًا حَسَنًا وَكَفَّلَهَا زَكَرِيَّا كُلَّمَا دَخَلَ عَلَيْهَا زَكَرِيَّا الْمِحْرَابَ وَجَدَ عِندَهَا رِزْقاً قَالَ يَا مَرْيَمُ أَنَّى لَكِ هَذَا قَالَتْ هُوَ مِنْ عِنْدِ اللّهِ إنَّ اللّهَ يَرْزُقُ مَنْ يَشَاءُ بِغَيْرِ حِسَابٍ .
(3/ÂL-İ İMRÂN, 37). Rabbi Meryem’i güzel bir kabulle kabul etti, onu güzel bir bitki gibi yetiştirdi. Zekeriyya’yı da ona (onun bakımına) görevlendirdi. Zekeriyya, onun yanına, mâbede her girişinde onun yanında bir rızık bulurdu. ve “Ey Meryem, bu sana nereden (geliyor?)” der; (o da: ) “Bu, Allah tarafındandır. Allah, dilediği kimseye sayısız rızık verir” derdi.
| yetiştirmek | أَنْبَتَ يُنْبِتُ | kabul etti | تَقَبَّلَ يَتَقَبَّلُ |
| her ne zaman girerse | كُلَّمَا دَخَلَ | görevlendirdi | كَفَّلَ يُكَفِّلُ |
| rızık vermek | رَزَقَ يَرْزُقُ | nereden, nasıl | أَنَّى |
| hesabsız, sayısız | بِغَيْرِ حِسَابٍ | ||
11- وَإِذَا سَمِعُوا اللَّغْوَ أَعْرَضُوا عَنْهُ وَقَالُوا لَنَا أَعْمَالُنَا وَلَكُمْ أَعْمَالُكُمْ سَلاَمٌ عَلَيْكُمْ …
(28/KASAS, 55). Onlar, boş söz işittikleri zaman ondan yüz çevirirler ve: “Bizim işlerimiz bize, sizin işleriniz size. Size selâm olsun. …” derler.
| yüz çevirmek | أَعْرَضَ يُعْرِضُ إِعْراَضاً عَنْ | boş söz | اَللَّغْوُ |
12- فَأَمَّا مَنْ ثَقُلَتْ مَوَازِينُهُ ¯ فَهُوَ فِي عِيشَةٍ رَاضِيَةٍ ¯ وَأَمَّا مَنْ خَفَّتْ مَوَازِينُهُ ¯ فَأُمُّهُ هَاوِيَةٌ .
(101/KÂRİA, 6-9). (O gün) tartısı (ameli) ağır gelen kimseye gelince, İşte o, razı olduğu (hoşnut edici) bir yaşamdadır. Tartısı (ameli ) hafif olan kimseye gelince, (İşte) onun anası (sığınacağı kucak) Hâviye’dir.
| ağır geldi | ثَقُلَ يَثْقُلُ ثِقَلاً | hafif olmak | خَفَّ يَخِفُّ خَفاًّ | tartı | ميِزاَنٌ ج مَوَازِينُ | |
| hoşuna gitmek | رَضِيَ يَرْضَى | razı olan | اَلراَّضِي ث راضِيَةٌ | yaşayış, yaşam | عِيشَةٌ | |
| razı olacağı bir yaşamda | فِي عِيشَةٍ رَاضِيَةٍ | Hâviye (cehennem tabakalarından biri) | هَاوِيَةٌ | |||
13- … فَلَمَّا جَاءَهُ الرَّسُولُ قَالَ ارْجِعْ إِلَى رَبِّكَ فَاسْأَلْهُ مَا بَالُ النِّسْوَةِ اللاَّتِي قَطَّعْنَ أَيْدِيَهُنَّ إِنَّ رَبِّي بِكَيْدِهِنَّ عَلِيمٌ .
(12/YÛSUF, 50). …Elçi, (Yusuf’a) geldiği zaman (Yusuf) dedi ki: “Efendine dön ve ona: “Ellerini kesen o kadınların durumu neydi?” diye sor. Şüphesiz benim Rabbim onların hilesini çok iyi bilir.”
| ne haldedir, durumu nedir, manasına gelen edat | مَا بَالُ.. | ||||
| hile | كَيْدٌ ج أَكْيَادٌ | efendi, sahip | رَبٌّ | kadınlar | اَلنِّسْوَةُ |
| kesti, parçaladı | قَطَّعَ يُقَطِّعُ | Kadınların hali nedir? | مَا بَالُ النِّسْوَةِ؟ | ||
14- فَمَن ثَقُلَتْ مَوَازِينُهُ فَأُولَئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ .
(23/MÜ’MİNÛN, 102). Artık kimlerin (sevap) tartıları ağır basarsa, işte asıl bunlar kurtuluşa erenlerdir.
| kurtuluşa eren | اَلْمُفْلِحُ |
15- وَإِنْ كُلٌّ لَمَّا جَمِيعٌ لَدَيْنَا مُحْضَرُونَ.
(36/YÂSÎN, 32). Elbette onların hepsi (kıyamet gününde) karşımızda hazır bulunacaklar.
| getirmek, bulundurmak, hazırlamak. | أَحْضَرَ يُحْضِرُ |
| Burada (مُحْضَرٌ) (hazır bulundurmak) anlamında yakında işlenecek olan mezîd fiilin ism-i mefulü durumundadır. | |
16- وَإِنَّ كُلاًّ لَّمَّا لَيُوَفِّيَنَّهُمْ رَبُّكَ أَعْمَالَهُمْ إِنَّهُ بِمَا يَعْمَلُونَ خَبِيرٌ .
(11/HÛD, 111). Şüphesiz Rabbin, onların her birinin amellerinin karşılığını onlara tam olarak verecektir. Çünkü Rabbin onların yapmakta olduklarından haberdardır.
| tamamen eda etmek / yerine getirmek. (sondaki şeddeli nun te’kîd içindir.) | وَفَّى يُوَفِّي |
- Aşağıdakilerden hangisi muzariyi cezmetmeyen bir şart edatıdır?لَوْ şart anlamı verdiği hâlde cezmetmez; إِنْ, مَنْ ve مَهْمَا cezmeden şart edatlarıdır.
- لَوْ'nun cevap cümlesi (olumlu mâzî ise) çoğunlukla hangi harfle başlar?لَوْ كَتَبْتُ دَرْسِي لَعَلِمْتُ دَرْسِي: cevap lâmı.
- أَمَّا'nın cevabının başında mutlaka hangi harf bulunur?فَأَمَّا الْيَتِيمَ فَلَا تَقْهَرْ (Duhâ 9): أَمَّا'nın cevabı فَ ile başlar.
- Reklam
- لَوْلَا'nın anlamı nedir?لَوْلَا مُحَمَّدٌ لَمَا نَجَحَ خَالِدٌ: 'Muhammed olmasaydı Halit başarmazdı.'
- كُلَّمَا'nın anlamı nedir?كُلَّمَا رَأَيْتُ فَقِيرًا عَطَفْتُ عَلَيْهِ: 'Ne zaman bir fakir görsem ona acırım.'
- 'Muhammed olmasaydı Halit başarmazdı.' → لَوْلَا مُحَمَّدٌ ___ نَجَحَ خَالِدٌلَوْلَا'nın olumsuz mâzî cevabı cevap lâmıyla لَمَا ya da lâmsız مَا ile gelir; لَمْ ve لَنْ mâzî fiilin başına gelmez.
- خَرَجْتُ مِنَ الْبَيْتِ فَإِذَا وَلَدٌ فِي الطَّرِيقِ يَبْكِي cümlesinde إِذَا hangi türdendir?فَ ile gelip isim cümlesinden önce yer alan إِذَا sürpriz (müfâcee) bildirir.
- لَمَّا hangi fiilden önce gelirse 'henüz' anlamında cezmeden edat olur?Mâzîden önce 'dığında' anlamında zarf/şart; muzariden önce cezm edatıdır: لَمَّا يَرْجِعْ.
- Reklam
- لَمَّا رَنَّ جَرَسُ الْمَدْرَسَةِ دَخَلَ التَّلَامِيذُ الصَّفَّ cümlesinde لَمَّا ne anlama gelir?Mâzîden önce gelen لَمَّا şart ve cevabı mâzî olan zaman zarfıdır: 'Zil çalınca öğrenciler sınıfa girdi.'
- سَأُسَافِرُ إِلَى إِزْمِيرَ وَلَوْ كَانَتْ بَعِيدَةً cümlesinde وَلَوْ ne anlam verir?Başında vâv olan لَوْ cevap istemez ve 'olsa bile' anlamı verir: 'Uzak olsa da İzmir'e gideceğim.'
- 'Çalışsaydın pişman olmazdın.' → لَوِ اجْتَهَدْتَ ___لَوْ'nun cevabı لَمْ ile olumsuz muzari ise cevap lâmı gelmez.
- لَوْلَا الْمَاءُ مَا عَاشَ عَلَى الْأَرْضِ حَيَوَانٌ cümlesi hakkında hangisi doğrudur?لَوْلَا'nın olumsuz mâzî cevabı لَمَا ile de lâmsız مَا ile de gelir (derste: لَوْلَا الْمَاءُ مَا عَاشَ…). لَوْلَا'dan sonraki isim mübtedâ olarak merfûdur.
- إِنْ كُلُّ نَفْسٍ لَمَّا عَلَيْهَا حَافِظٌ (Târık 4) ayetinde لَمَّا hangi anlamdadır?إِنْ burada nefy harfidir ve لَمَّا إِلَّا anlamındadır: 'Hiçbir can yoktur ki başında bir gözetici olmasın.'
- Reklam
- بَيْنَمَا الْجَوُّ حَارٌّ إِذِ انْخَفَضَتْ دَرَجَةُ الْحَرَارَةِ cümlesindeki بَيْنَمَا … إِذْ yapısı ne anlam verir?بَيْنَمَا (بَيْنَ + مَا) ardından müfâcee bildiren إِذْ ile '…iken ansızın' anlamı verir: 'Hava sıcakken birden sıcaklık düştü.'
- لَوْ ile لَوْلَا arasındaki fark nedir? Birer örnek verin.Cevabı önce aklından söyle, sonra kontrol et.Cevap: لَوْ 'olsaydı' (varsayım): لَوِ اجْتَهَدَ الطَّالِبُ لَنَجَحَ. لَوْلَا 'olmasaydı' (bir şeyin varlığı engel): لَوْلَا مُحَمَّدٌ لَمَا نَجَحَ خَالِدٌ.لَوْلَا'dan sonra genellikle isim gelir, cevabında çoğunlukla lâm bulunur.Bildin mi?