66- Selef Devrinde Usûl-i Hadîs Hadis Usulü Online Oku


6- Selef Devrinde Usûl-i Hadîs

 

Usûl-i hadîs ilminin, asırları içine alan bir
gelişme vetîresi takip ederek kemâlini yedinci asırda bulduğunu, en mükemmel
usûl kitabının, vefatı 643/1245 olan İbnu’s-Salâh tarafından yazıldığını
belirttik. Mevzu üzerine bu kadarcık bir bilgi, okuyucunun hatırına bazı sorular
getirebileceği gibi, bâzılarını yanlış hükümlere de götürebilir. Hatta bu nâkıs
bilgiyi istismar etmek isteyen sûiniyet sâhipleri de çıkabilir. Çünkü, İslâm
şerîatinde, Sünnetin kullanılmış bulunduğu en hassâs saha fıkıh sahasıdır. Haram
ve helallerin tesbîti, vâcib, sünnet ve nâfile hükümleri, ferdî hukuk ve
ukûbâtın tedvini hep fıkhın mevzuudur ve fakîhler İslâm fıkhını tedvînde geniş
çapta sünnetten istifâde etmişlerdir. Bu durumda şu soru hatıra gelebilecektir:

Fıkıh mezhepleri ikinci ve üçüncü asırlarda
tedvîn edildiğine, hadîslerden istifâde işi de öncelikle usûl kaidelerine
dayandığına göre ortada bir tezâd yok mu? Yedinci asırda kemâline eren bir
ilimden ikinci, üçüncü asırlarda nasıl istifâde edilmiş olabilir, aradaki boşluk
ne ile nasıl kapatılmıştır?

Tabii ki böyle bir soru, bu mevzuyu yeterince
tanımayanlar nazarında yerinde ve mâkul bir sorudur. Aslında ise değildir.
Çünkü:


1-

Hadîslerin değerlendirilmesine mahsus usûl kaideleri daha Ashâb devrinden
itibaren teşekküle başlamış ve Tâbiîn devrinde istikrarını hemen hemen
bulmuştur. Sonradan ilâve edilen mesail tâlidir ve teferruata mütealliktir.


2-

Mezhep imamları, aynı zamanda muhaddistir. İmam Mâlik ve Ahmed İbnu Hanbel
hakkında “Bunlar önce fakîh mi, yoksa muhaddis mi?” hangi tarafları galebe çalar
sorusu bile sorulabilir. Nitekim Abdurrahman İbnu Mehdî’nin İmam Mâlik
hakkındaki şu sözü konumuz açısından çok mânidardır ve son cümlesini diğer
mezhep imamları hakkında aynen tekrar etmemize hiçbir mâni de yoktur:

“Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)’ın
hadîsleri hususunda kendisine güvenebileceğim kimselerden yeryüzünde sadece
Mâlik İbnu Enes kaldı. Rivayet ettiği hadislerin sıhhati hususunda kimseyi ona
takdim etmem, onun rivayetleri başkalarının rivayetinden daha sahihtir.
Hadîsleri ondan daha sağlam zabtedmiş birini bilmiyorum.” İbnu Mehdî şu
mukayeseyi yapar: “Süfyanu’s-Sevrî hadîs’te imamdı, fakat sünnet’te (fıkıh)
değil. Evzâî ise Sünnet’te imamdı, hadîs’te değil. Mâlik ise her ikisinde de
imâmdı.”[1]

Evet, İmam Mâlik hakkında yapılan bu
değerlendirmeyi diğer mezhep imamlarına da teşmîl ederek diyoruz ki gerek Ahmed
İbnu Hanbel ve gerekse Şâfiî ve İmam A’zam Hazretleri (radıyallahu anhüm ecmaîn)
zülcenâheyn idiler: Fakîh oldukları kadar muhaddîs, muhaddis oldukları kadar da
fakîh idiler. Bu hususu göstermek üzere, mezhep imamlarının ilki ve sahâbelerden
bâzılarıyla da karşılaşma şerefine ermiş bulunan İmam Azam’ın muhaddislik yönünü
belirtmeye çalışacağız.

Ebû Hanîfe (radıyallahu anh) Hazretleri’ni kendi
devrinin birçok büyükleri hem fıkıh ve hem de hadîs yönüyle takdir edip medh ü
sena etmişlerdir: İbnu Abdilberr’in kaydına göre Yezîd İbnu Hârûn: “Bin kişi ile
karşılaştım, ekserisinden hadîs yazdım, onlar arasında şu beşten daha fakîh,
daha vera sâhibi, daha âlim birisine rastlamadım: Birincileri Ebû Hanîfe’dir.”

Hâtîbu’l-Bağdadî, İsrail İbnu Yûnus’un İmam
A’zam hakkındaki şu takdirlerini kaydeder: “Nu’man ne iyi adamdır. Fıkha ait
hadisleri hıfzedenlerin ahfazı (en çok ezberleyeni), onları tedkikte en ziyade
titizlik göstereni, onlardaki fıkhı en iyi bileni idi”.

Buhârî’nin şeyhlerinden olan İbnu Âdem de
şunları söylemiştir: “Nu’mân kendi beldesinde bilinen bütün hadîsleri topladı ve
Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)’in vefatı sırasında amel etmekte olduğu
sünnete birinci derecede atf-ı nazar etti.”

Ebû Hanîfe’nin, tasnîflerinde yedibin küsur
hadîs zikrettiğini, asârını kırk bin hadîsten intihab ettiğini Muhammed İbnu
Sema’a belirtmiştir.

Süfyan İbnu Uyeyne, kendisini ilk muhaddis
yapanın Ebû Hanîfe olduğunu belirtir.

Yahya İbnu Ma’în, de şöyle der: “Ebû Hanîfe
sikadır, ezberlediğinden başkasını rivâyet etmez, iyice ezberlemediğini hiç
rivâyet etmez.”

Cerh ve ta’dil uleması arasında teşeddüdüyle
(yani ufak bir kusuru sebebiyle râviyi şiddetle cerhetme) meşhur Şu’be İbnu’l-Haccâc
el-Vasıtî de İmam Azam’ı tevsîk edenler, takdir edenler arasında yer alır.

Ebû Hanîfe’nin muhaddisliği çok yönlüdür: Hem
çok sayıda hadîs hıfz edip rivâyet etmiş, hem cerh ve ta’dîl’de bulunmuş, hem de
bir kısım “usûl kaideleri” çerçevesinde hadîsleri değerlendirmiştir. Rivâyet
yönünü aydınlatan bazı şehâdetleri yukarıda kaydettik.

Cerh ve ta’dille meşguliyetini açıklayan bir
iktibası, Yeni Usul-i Hadîs adlı tercümemizden aynen kaydediyoruz:[2]



 




[1]

İbnu’s-Salah’a “Bu sözden maksad nedir?” diye sorulunca “sünnet burada
zıddu’l-bid’a’dır, insan hadisi bilir de sünneti bilmeyebilir” diye cevap
vermiştir. Cevap, bizce, yeterince açık değildir, mübhemdir. Sünnet’ten “fıkh”ı
anlamak, târihî vak’aya daha uygun düşmektedir (Allâhu a’lem). (İbrahim
Canan)



[2]

İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 1/481-483.