Siz bizim ölümden korktuğumuzu mu zannediyorsunuz?

43133

Şeyh Yasin’in şahadetinden sonra, Siyonist İsrail’in tehditkâr açıklamalarına rağmen Abdülaziz Ali er-Rantisi görevi devraldı. Bu tehditler karşısında kameralar önünde “Siz bizim ölümden korktuğumuzu mu zannediyorsunuz? Ölüm, kanserden ölsen de apaçi ile vurulsan ya da kalp krizi geçirsen de aynıdır. Ama ben apaçi helikopterlerinden atılan füzelerle ölmeyi tercih ederim” diyerek şahadet özlemini dile getirmiştir.

 

Hayatı sürekli mücadele halinde geçen Abdülaziz Ali er-Rantisi, 23 Ekim 1947’de Filistin’in işgal edilmiş toprakları Yafa ile Uşdud arasında kalan Yebna köyünde dünyaya geldi. Ama o daha altı aylık iken köylerinin işgal edilmesi sebebiyle ailesi Gazze’nin güneyindeki Han Yunus kasabasında kurulan bir mülteci kampına yerleşti. Öncesinde ailesinin maddi durumu iyi olmasına rağmen, işgalden sonra BM Mültecilere Yardım Yüksek Komiserliği (UNRWA)’nin yardımlarına muhtaç hale geldiler. 11 kişilik bir aileye mensup olan Rantisi, ailesinin geçimine katkı sağlamak için küçük yaştan itibaren çalışmaya başladı.

 

Zor şartlarda bir çocukluk geçirmesine rağmen, öğrenimini sürdüren Rantisi, 1965’te liseyi bitirerek üniversite eğitimi için Mısıra gitti. 1970’te Kahire Tıp Fakültesi’nden başarıyla mezun oldu.  Mısır’da çocuk sağlığı alanında yüksek lisans ve doktora yaptı. 1976’dan itibaren Gazze’deki Han Yunus Nasır Hastanesi’nde çalışmaya başladı. 1978’de Gazze İslam Üniversitesinin açılmasından sonra bu üniversite de öğretim görevlisi olarak çalıştı. Bu üniversitede irsi yollardan geçen hastalıklar ve çocuk sağlığı üzerine önce doçent sonra profesör olarak dersler verdi.

 

Rantisi, mesleki çalışmalarındaki başarılarının yanında, Filistin mücadelesine verdiği destekle de kendini gösteren bir şahsiyet olmuştur. O, 1978’de Hamas’ı kuran yedi kişiden biridir. 1978 intifadasında işgal güçlerine karşı kitlesel hareket başlatma kararı alanlar arasındaydı. Halkı örgütleme faaliyetleri de Rantisi’nin öğretim görevlisi olarak çalıştığı Gazze İslam Üniversitesi’nden başlatıldı.

 

Siyonist güçler, Filistin mücadelesinde böylesi aktif rol alan birisini rahat bırakacak değillerdi. Nitekim 1978 intifadasının başlamasından 37 gün sonra 15 Ocak 1988 tarihinde gece yarısından sonra evi kuşatıldı, kapısını kırarak içeri giren askerler Rantisi’yi tutukladı. O’nun için artık hapis ve sürgün dönemi başlamış oldu. Ayrıca Rantisi, Hamas’ın resmen kuruluşunun ilan edilmesinden sonra lider kadrosundan tutuklanan ilk kişi oldu. Bir ay hapis tutulduktan sonra serbest bırakıldı. Aradan çok zaman geçmeden tekrar tutuklandı ve iki buçuk yıl hapiste kaldı. Bu süre içerisinde mahkemeye çıkartılıyor, hakkında bir karar verilmeden dava erteleniyordu. Neticede 4 Eylül 1990 tarihinde serbest bırakıldı. Ama aradan 100 gün geçtikten sonra tekrar tutuklandı ve bir yıl daha hapiste kaldı.

 

Hayatının bu döneminde ise 415 Hamas mensubuyla beraber Güney Lübnan’ın Mercu’z Zuhr bölgesine sürgüne gönderildi. İsrail’in bu 415 kişiyi sürgüne göndermesinin amacı; onların dünyanın değişik ülkelerine dağılmalarını sağlamaktı. Böylece çoğunluğu tahsilli ve üniversite hocası olan bu insanların tasfiye edilmeleriyle intifada önemli güç kaybına uğrayacaktı. Bu arada Güney Lübnan sürgünleri kabul edeceğini söylediyse de, o insanlar kendi vatanlarına dönmekten başka hiçbir öneriyi kabul etmeyeceklerini bildirdiler. Bir ara da İsrail, sürgünlerden bazılarını kabul edeceğini söyledi. Ancak geri dönmelerine izin verilenler, diğer sürgünlere de izin verilmedikçe bu teklifi kabul etmeyeceklerini söyleyerek direnişe arkadaşlarının sözcülüğünü yapmıştır.

 

Bir yıllık sürgün hayatının ardından, İsrail Hükümeti sürgündekilerin yeniden yurtlarına dönmelerine izin verir. Ancak Rantisi daha evine gelmeden tekrar tutuklanarak hapsedilir. Bu seferki hapis hayatı dört yıl sürer. Siyonist rejim, daha önceki tutukluluk dönemlerinde yaptığı işkencelerinin aynısıyla daha fazlasını uygular. Rantisi’yi mahkemeye çıkarmayıp, duruşmalarını basit gerekçelerle erteler. Mahkemeye çıkarıldığı zamanlarda ise hakkında bir karar çıkmaz. Tek kişilik bir hücrede elleri ve ayakları bağlı tutulur. Ailesiyle de görüşmesine izin verilmez. Rantisi, hücrede kaldığı yıllarda Kur’an-ı Kerim’i ezberlemiştir.

 

Adem Özköse’nin, Rantisi’nin küçük oğlu Ahmed Rantisi ile yaptığı röportajda bu durumu oğlu şöyle anlatır:

 

“Babamın hafızlık yapmasının da ilginç bir hikâyesi var. Babam hafız olmayı çok istiyordu. Fakat cezaevinde kaldığı koğuşta diğer İslami hareket üyelerinin başkanlığını yaptığı için hafızlık yapmaya vakit bulamıyordu. Diğer tutukluların sorunlarıyla ilgileniyor, ihtiyaçlarını karşılamaya çalışıyordu. O dönem İsrail cezaevlerinin Şarit El isminde bir sorumlusu vardı. Zalim ve kibirli bir insan olan Şarit El’den mahkûmlar korkardı. Şarit El, bir cezaevine geldiği zaman bütün mahkûmlar ayağa kalkıp ona saygı gösterirlermiş. Ayağa kalkmayan mahkûm ise şiddetli bir şekilde cezalandırılırmış.

 

Şarit El, bir gün babamın kaldığı cezaevine gelip, cezaevlerindeki Filistinli grupların temsilcileriyle görüşmeye karar vermiş. Cezaevi idaresi her gruptan üç kişiyi toplantı için bir odaya çağırmış. Babam da yanına İslami hareket üyesi iki mahkûmu alarak Hamas adına bu toplantıya gitmiş. İsrailli gardiyanlar, toplantıya katılacak herkese Şarit El geldiği zaman ayağa kalkmalarını söylemişler. Babam bunu kabul etmemiş. Şarit El geldiğinde babam ve iki arkadaşının dışında diğer grupların temsilcileri ayağa kalkmış. Şarit El bu duruma çok sinirlenmiş ve babama; “Niçin ayağa kalkmıyorsun?” diye sorunca babam cevap olarak; “Biz Müslüman’ız, bir Yahudi’nin karşısında ayağa kalkmayız.” demiş. Babamın bu cevabına daha da sinirlenen Şarit El, babama ve iki arkadaşına hücre cezası vermiş.

 

Babamın anlattığına göre bu hücre çok az bir ışığın olduğu, dar bir hücreymiş. Babam, tek başına kaldığı bu hücrede hafızlığa başlamış. Bir ay hücrede kaldıktan sonra Şarit El, babamın yanına bir gardiyan göndermiş. Gardiyan babama, Şarit El’den özür dilediklerine dair bir mektup yazarlarsa affedileceklerini söylemiş. Fakat babam bu teklifi asla kabul etmeyeceklerini belirtmiş. Bir buçuk ay sonra Şarit El yine bir gardiyanı babamın yanına gönderip mektuba gerek olmadığını, sözle özür dilerlerse hücreden çıkarılacaklarını bildirmiş. Babam, bu teklifi de reddetmiş. Babam, hücrede toplam üç ay kaldı ve bu süre zarfında Kur’ân-ı Kerim’i ezberledi. Üç ay sonunda babamın asla özür dilemeyeceğini anlayan Şarit El, babam ve iki arkadaşını hücreden çıkarttırdı.”

 

Bu işkence dolu dört yılın ardından serbest bırakılan Rantisi, 9 Nisan 1998’de Hamas askeri kanadının liderlerinden Muhyittin eş-Şerif’in şehit edilmesinde özerk yönetimin -Arafat liderliğinde kurulan yönetim- İsrail’le iş birliği yaptığını söylemesi üzerine tekrar tutuklanır. Özerk Yönetimin hapishanelerindeki işkenceler, İsrail işkencelerinden geri kalır değildir. Yine hücre cezasına çarptırılır. 2002 yılında Filistin halkını harekete geçirecek bir açıklama yapmaması şartıyla serbest bırakılır.

 

Ancak o dönemde yol haritası planının gündeme gelmesi üzerine bu plana karşı olduğunu ve işgal devletiyle masa üstünde bir anlaşmayı kabul etmediğini açıklar. Bu açıklamasının ardından tekrar özerk yönetim tarafından içeri alınmak istenir. Arafat güçleri evini kuşatırlar. O sırada Gazze’deki mescitlerden “Dr.Rantisi’nin evi askerler tarafından sarıldı. Ey Müslümanlar, kardeşiniz Rantisiyi koruyun” şeklinde çağrılar yapılır. Bu çağrıya Rantisi’nin evine akın ederek karşılık veren Gazzeli’ler askerleri olay yerinden kaçırırlar. Müslümanlar, sabah namazına kadar Rantisi’nin evinde nöbet tutarak tekrar tutuklanmasına engel olurlar.

 

Rantisi’ye ilk suikast girişimi 10 Haziran 2003 sabahı apaçilerden füze atılmak suretiyle gerçekleştirilir. Saldırıda Rantisi’nin koruması şehit olur. Rantisi ve oğlu ağır yaralı olarak kurtulur. İkinci bir suikast ihtimaline karşı hastaneden çıkartılıp gizli bir yerde tedavi ettirilir.

 

Hamas’ın liderlerinden İsmail Ebu Şenneb şehit edilince, hareket liderleri daveti gizlenerek sürdürme kararı alırlar.  Bundan sonra Rantisi, basına açıklama yapacağı zamanlarda görünür.

 

Şeyh Ahmed Yasin’in şahadetinden yirmi gün sonra, gizlice ailesini ziyaret edip ayrıldıktan kısa bir zaman içinde işgal güçlerinin füzelerine hedef olur. 17 Nisan 2004 tarihinde gerçekleştirilen bu saldırıda Rantisi, iki koruma görevlisi ve 25 yaşındaki oğlu Muhammed olay yerinde şehit olurlar.

 

Allah Abdülaziz Rantisi ve tüm şehitlere rahmet etsin.

 

Filistin Başbakanı İsmail Heniyye, Rantisi’nin şehadetinin altıncı yılında Han Yunus’ta düzenlenen anma programında şunları söylemiştir:

 

“Filistin’in aslanı, Hamas’ın Siyonist düşmanla mücadelesinde tarihi dönüm noktalarına ve önemli dönüşümlerine tanık oldu. Rantisi, Filistin halkının yolunu aydınlatmaya devam edecektir. Çünkü O, bir direnişçi olarak yaşadı, öyle öldü.”

 

Hamas’ın şehit edilen lideri, Doktor Rantisi’nin önemli bir özelliği de şairliğidir. Şiirlerinin toplandığı bir de divanı bulunmaktadır. Aşağıdaki şiir Rantisinin Filistin mücadelesi için yazıya döktüğü bir şiiridir. Bu şiirinde Rantisi özgürlük savaşında görmezden gelindiklerini etkileyiciyi bir dille anlatmıştır.

 

Kalplerinizi ve vicdanınızı canlandırınız!

Şayet kalpler kalmadı ise,

Vatanların pazarlığı,

Büyük günahlardan dahi büyüktür.

Bir dönüp bakın!

Gazze çocuklarına

İşiteceksiniz ki,

Karanlığın rahminden sabah doğuyor…

Bir dönüp bakın 

Sabahın güzelliğine…

O, gecenin karanlığından sıyrılıp

Kefenlere son veriyor,

Haykırıyor…

Bedeni parçalanan Yüce Yasin’e dönüp bakın ki,

O’nun hamasetiyle

Zulmün etrafına çemberler çevrilmiştir.

 “Kâfirler Aksa’dan uzaklaşmadıkça

Barış yoktur” diyor.

 

Ey Cüceler topluluğu!

Nasıl bir toprağı halksız görüyorsunuz?

Sefalet ve yokluk olsun size!

Ey İşgalciler!

Filistin’in kervansarayları ve tatil yerleri kimindir?

Dahası galibiyet nerede, devrimci nerede?

Bizim yüz binlerce insanımızı etkileyen simgeler

Gerçeği hissetme feyzini zayıflatan şiarlar…

Görüyorsun!

Bizim nice insanlarımızı

Soğuk algınlığı yakalattı.

 

MERYEM DÜNDAR

İzdüşünce