İSM-İ MEVSÛL Arapçada İsmi Mevsuller


İsm-i mevsûl, tek başına bir anlamı olmayan, ancak kendisinden sonra gelen
cümleyle birlikte bir mânâ ifade eden marife isimdir. İsm-i mevsûl genelde
marife bir isimden sonra onun sıfatı olarak gelir. Ancak cümlenin bir ögesi
olarak mübteda, haber, fâil, mef’ûl vb. bir konumda da gelebilir.
İsm-i mevsûller hâs ve müşterek olmak üzere ikiye ayrılır.
1. Hâs İsm-i Mevsûl
Müzekker ve müennesi, tekil ve çoğulu için ayrı ayrı lafzı bulunan ism-i
mevsûle hâs ism-i mevsûl denir. Bunlara özel ism-i mevsûller de
denebilir. Bunlar, cümlenin bir ögesi olarak gelebildikleri gibi, cümledeki
marife bir ögenin sıfatı olarak da gelebilirler. Bu durumda ism-i mevsûl,
öncesindeki isme, hem müzekkerlik – müenneslik hem de sayı bakımından
uyar.
68
Çoğul
الجَْمْع
(Mebnî)
İkil
الْمُثَنَّى
(Mu‘rab)
Tekil
الْمُفْرَدُ
(Mebnî)
اَلَّذِي اَللَّذَانِ / اَللَّذَيْنِ اَلَّذِينَ
Müzekker
المذكَّر
اَلَّتِي اَللَّتَانِ / اَللَّتَيْنِ اَللاَّتِي، اَللَّوَاتِي، اَللاَّئِي
Müennes
المؤنَّث
اَلَّذِي :Bu ism-i mevsûl tekil müzekker isim için kullanılır.
.رَأَيْتُ الطَّالِبَ الَّذِي ذَهَبَ إلى الْمَكْتَبَةِ
Kütüphaneye giden öğrenciyi gördüm.
Aslında burada iki ayrı cümle bulunmaktadır. Birincisi رَأَيْتُ الطَّالِبَ
“Öğrenciyi gördüm”, ikincisi ise الطَّالِبُ ذَهَبَ إلى الْمَكْتَبَةِ “Öğrenci kütüphaneye
gitti” cümlesidir. İsm-i mevsûl bu cümleleri birbirine bağlamış ve kendisi
الطالب kelimesinin sıfatı olmuştur. Mef’ûl olan الطالب kelimesinin harekesi
üstün olmasına rağmen, onun sıfatı olan الَّذِي ism-i mevsûlünün harekesinde
bir değişiklik olmamıştır. Çünkü mebnîdir. Ref, nasb ya da cer hâlinde harf
veya harekesinde herhangi bir değişiklik olmaz. Oysa normalde sıfatların
murab olduğunda öncesindeki isme hareke yönünden uyması gerekir.
اَللَّذَانِ :Bu ism-i mevsûl, tesniye (ikil) müzekker isim için kullanılır. Bunların
i‘râbı diğer ikil kelimeler gibidir, yani mebnî değil, murabdırlar. Ref hâli
اللَّذَانِ şeklinde elifle, nasb ve cer hâli ise اللَّذَيْنِ şeklinde yâ iledir.
عَادَ الطَّالِبَانِ اللَّذَانِ ذَهَبَا إِلَى الْكُلِّيَّةِ . Fakülteye giden iki öğrenci döndü.
Bu cümlede ism-i mevsûl fâil olan الطَّالِبَانِ kelimesinin sıfatı olarak
gelmiştir. Fâil ref konumunda olduğu için, ism-i mevsûl de onun sıfatı olarak
اللَّذَانِ şeklinde elif ( ا) ile ref konumunda gelmiştir.
رَأَيْتُ الطَّالِبَيْنِ اللَّذَيْنِ ذَهَبَا إِلَى الْكُلِّيَّةِ . Fakülteye giden iki öğrenciyi gördüm.
Bu cümlede ise ism-i mevsûl mef’ûl olan الطَّالِبَيْنِ kelimesinin sıfatı olarak
gelmiştir. Mef‘ûl nasb konumunda olduğu için, ism-i mevsûl de onun sıfatı
olarak اللَّذَيْنِ şeklinde nasb konumunda gelmiştir.
سَلَّمْتُ عَلَى الطَّالِبَيْنِ اللَّذَيْنِ ذَهَبَا إِلَى الْكُلِّيَّةِ . Fakülteye giden iki öğrenciye selam verdim.

Bu cümlede ise ism-i mevsûl عَلَى harfi cerri ile mecrûr olan الطَّالِبَيْنِ
kelimesinin sıfatı olarak gelmiştir. İsm-i mevsûl de onun sıfatı olarak اللَّذَيْنِ
şeklinde cer konumunda gelmiştir.
اَلَّذِينَ : Bu ism-i mevsûl ise çoğul müzekker isim için kullanılır. الَّذِينَ de
mebnîdir Cümlede hangi konumda bulunursa bulunsun harf veya harekesinde
herhangi bir değişiklik olmaz.
رَأَيْتُ الطُّلاَّبَ الَّذِينَ ذَهَبُوا . Giden öğrencileri gördüm
اَلَّتِي :Bu ism-i mevsûl tekil müennes isim için kullanılır ve mebnîdir.
رَأَيْتُ الطَّالِبَةَ الَّتِي ذَهَبَتْ . Giden (kız) öğrenciyi gördüm.
اَللَّتَانِ :Bu ism-i mevsûl ikil müennes isim için kullanılır. İ‘rab yönünden
aynen اللَّذَانِ ism-i mevsûlü gibidir.
عَادَتِ الطَّالِبَتَانِ اللَّتَانِ ذَهَبَتَا . Giden iki (kız) öğrenci döndü.
رَأَيْتُ الطَّالِبَتَيْنِ اللَّتَيْنِ ذَهَبَتَا . Giden iki (kız) öğrenciyi gördüm.
سَلَّمْتُ عَلَى الطَّالِبَتَيْنِ اللَّتَيْنِ ذَهَبَتَا إِلَى الْكُلِّيَّةِ . Fakülteye giden iki (kız) öğrenciye selam
verdim.
اَللاَّتِي : Bu ism-i mevsûl ise çoğul müennes isim için kullanılır ve mebnîdir.
رَأَيْتُ الطَّالِبَاتِ اللاَّتِي ذَهَبْنَ . Giden (kız) öğrencileri gördüm.
Hâs İsm-i Mevsûlün Cümlenin Bir Ögesi Olması:
Yukarıda da ifade edildiği gibi hâs ism-i mevsûller mübtedâ, haber, fâil,
mef’ûl vb. bir şekilde cümlenin bir ögesi olarak da gelebilirler.
Mübteda oluşu:
اَلَّذِي نَالَ الجَْائِزَةَ كَرِيمٌ . Ödülü kazanan Kerim’dir.
Bu bir isim cümlesidir. İsm-i mevsûl mübtedâ, كَرِيمٌ lafzı da haberidir. نَالَ
الجَْائِزَةَ kısmı ise ism-i mevsûlün sıla cümlesidir.
Haber Oluşu
أُمِّي هِيَ الَّتِي تَرْعَى الْبَيْتَ . Evle ilgilenen annemdir.
Burada ise أُمِّي lafzı mübtedâ, ism-i mevsûl ise haberidir. هِيَ ise fasıl
zamiri, تَرْعَى الْبَيْتَ kısmı ise sıla cümlesidir.

Fâil Oluşu
وَصَلَ الَّذِي نَجَحَ فِي اْلاِمْتِحَانِ . Sınavda başarılı olan geldi.
Bu cümlede ise ism-i mevsûl وَصَلَ fiilinin fâilidir.
Mef’ûl Oluşu
رَأَيْتُ الَّذِينَ يَشْتَرِكُونَ فِي الْمُؤْتَمَرِ . Kongreye katılanları gördüm.
Burada ise ism-i mevsûl رَأَيْتُ fiilinin mef’ûlüdür.
Cümledeki bir Ögenin Sıfatı Olması
Yukarıda da belirtildiği gibi hâs ism-i mevsûller cümlenin ögelerinin sıfatı
olarak da gelebilirler. Bu durumda niteledikleri isme sayı ve müzekkerlikmüenneslik
bakımından uyarlar.
Mübtedanın Sıfatı
.الطَّالِبُ الَّذِي نَجَحَ فِي اْلاِمْتِحَانِ حَسَنٌ
Sınavda başarılı olan öğrenci Hasan’dır.
Haberin Sıfatı
.هَذَا هُوَ الطَّالِبُ الَّذِي نَجَحَ فِي اْلاِمْتِحَانِ
Bu, sınavda başarılı olan öğrencidir.
Fâilin Sıfatı
.وَصَلَ الطَّالِبُ الَّذِي نَجَحَ فِي اْلاِمْتِحَانِ
Sınavda başarılı olan öğrenci geldi.
Mef’ûlün Sıfatı
.رَأَيْتُ الطَّالِبَ الَّذِي نَجَحَ فِي اْلاِمْتِحَانِ
Sınavda başarılı olan öğrenciyi gördüm.
İkil (müsennâ) olanlar hariç bütün ism-i mevsûller mebnîdir. İkil olanlar ise
mu‘rabdır. Verilen örneklerde de görüldüğü üzere, diğer ikil lafızlarda olduğu
gibi bunların da ref hâli elif’le ( اَللَّذَانِ – اللَّتَانِ ), nasb ve cer hâli ise yâ iledir( اَللَّذَيْنِ
اللَّتَيْنِ –) . Ayrıca ikillerle müennes çoğul için kullanılan ism-i mevsûller çift
lâm’la yazılırken, diğerleri tek lâm’la yazılır.

Yukarıda verilen örnek cümleler ışığında siz de aşağıdaki cümlelerdeki ism-i
mevsûllerin ikil ve çoğul hâllerini, gerekli değişiklikleri yaparak yazınız
رَأَيْتُ الطِّفْلَ الَّذِي يَقْرَأُ الْقُرْآنَ الْكَرِيمَ . Kur’ân-ı Kerîm okuyan (erkek) çocuğu gördüm
رَأَيْتُ الْبِنْتَ الَّتِي تَنْصُرُ صَدِيقَتَهَا . Arkadaşına yardım eden kızı gördüm
2. Müşterek İsm-i Mevsûl
Müzekker ve müennesi, tekil ve çoğulu için ayrı ayrı lafzı bulunmayıp hepsi
için ortak kullanılan ism-i mevsûle müşterek ism-i mevsûl denir. Bunlara
genel ya da ortak ism-i mevsûller de denebilir. Bunların başlıcaları iki
tanedir: مَنْ ve مَا . Her ikisi de mebnîdir yani ref‘, nasb ve cer durumlarında
şekilleri, yapıları değişmez. Müşterek ism-i mevsûller, hâs olanlardan farklı
olarak sadece cümlenin bir ögesi olarak gelebilirler.
: مَنْ
Bu ism-i mevsûl akıllılar için kullanılır. Mebnî olduğu için ref, nasb ya da
cer konumu aynıdır.
Ref konumu:
جَاءَ مَنْ حَفِظَ القرآنَ الكريمَ . Kur’ân-ı Kerim’i ezberleyen geldi.
Burada ism-i mevsûl جَاءَ fiilinin fâili olarak ref konumunda gelmiştir.
Nasb konumu:
رَأَيْتُ مَنْ حَفِظَ القرآنَ الكريمَ . Kur’ân-ı Kerim’i ezberleyeni gördüm.
Burada ise ism-i mevsûl رَأَيْتُ fiilinin mef’ûlü olarak nasb konumunda
gelmiştir.
Cer konumu:
مَرَرْتُ بِمَنْ حَفِظَ القرآنَ الكريمَ . Kur’ân-ı Kerim’i ezberleyene uğradım.
Burada ise ism-i mevsûlün başında بِ harfi cerri gelmiştir. Harfi cerler
normalde murab bir ismin başına geldiğinde son harekesini esre yapmaktadır.
Ancak مَنْ ism-i mevsûlü mebnî olduğu için, harfi cerden dolayı son
harekesinde herhangi bir değişiklik meydana gelmemiştir.
Aşağıdaki cümlelerde ise ism-i mevsûl ref konumunda tekil-çoğul,
müennes-müzekker için ortak olarak kullanılmıştır.
نَجَا مَنْ عَبَدَ اللهَ . Allah’a kulluk eden kurtuldu (Erkek).
نَجَا مَنْ عَبَدَوا اللهَ . Allah’a kulluk edenler kurtuldu (Erkek).

نَجَتْ مَنْ عَبَدَتْ اللهَ . Allah’a kulluk eden kurtuldu (Bayan).
نَجَتْ مَنْ عَبَدْنَ اللهَ . Allah’a kulluk edenler kurtuldu (Bayan).
: مَا
Bu ism-i mevsûl ise akılsızlar için kullanılır ve bu da mebnîdir
يَقُولُ الرَّجُلُ مَا لاَ يَفْعَلُهُ . Adam yapmadığını söylüyor.
حَكَى مَحْمُودٌ مَا شَاهَدَهُ . Mahmut gördüğünü anlattı.
Cümlenin Bir Ögesi Olması
Mübteda Oluşu
مَا قُلْتُهُ هُوَ الصَّوَابُ . Söylediğim doğrudur.
Burada ism-i mevsûl mübtedâ olarak ref konumunda gelmiştir. الصَّوَابُ
lafzı da haberidir.
Haber Oluşu
.المسُْلِمُ مَنْ سَلِمَ الْمُسْلِمُونَ مِنْ لِسَانِهِ وَيَدِهِ
Müslüman diğer Müslümanların dilinden ve elinden güvende olduğu
kimsedir.
Burada ise المسُْلِمُ lafzı mübtedâ, ism-i mevsûl de onun haberidir.
Fâil Oluşu
تَقَدَّمَ مَنْ حَصَلَ عَلَى الجَْائِزَةِ . Ödülü kazanan öne çıktı.
Mef‘ûl Oluşu
شَكَرْتُ مَنْ نَصَرَنِي . Bana yardım edene teşekkür ettim.
İsm-i mevsûllerin cümlenin bir ögesi ya da sıfat olarak kullanılmasıyla ilgili
örnekler için İ. Güler – H. Günday – Ş. Şahin’in Arapça Dilbilgisi (Nahiv Bilgisi)
kitabına bakınız.
Müşterek ism-i mevsûllerden مَنْ akıllılar, مَا da akılsızlar ve cansız varlıkları
belirtmek için kullanılırken, hâs ism-i mevsûllerin tekil ve ikilleri hem akıllılar
hem de akılsızlar için ortak kullanılır.

قَرَأْتُ الْكِتَابَ الَّذِي اشْتَرَيْتُهَا . Satın aldığım kitabı okudum.
قَرَأْتُ الْكِتَابَيْنِ اللَّذَيْنِ اشْتَرَيْتُهُمَا . Satın aldığım iki kitabı okudum.
الحَدَائِقُ الَّتِي رَأَيْتُهَا جِمِيلَةٌ . Gördüğüm bahçeler güzeldir.
الحَدِيقَتَانِ اللَّتَانِ رَأَيْتُهُمَا جِمِيلَتَانِ . Gördüğüm iki bahçe güzeldir.
وَصَلَ الطَّالِبُ الَّذِي أَعْرِفُهُ . Tanıdığım öğrenci geldi.
وَصَلَ الطَّالِبَانِ اللَّذَانِ أَعْرِفُهُمَا . Tanıdığım iki öğrenci geldi.
وَصَلَتِ الطَّالِبَةُ الَّتِي أَعْرِفُهَا . Tanıdığım (kız) öğrenci geldi.
وَصَلَتِ الطَّالِبَتَانِ اللَّتَانِ أَعْرِفُهُمَا . Tanıdığım iki (kız) öğrenci geldi.
Yukarıda geçen cümlelerde, hâs ism-i mevsûl ilk dördünde akılsızlar için,
son dördünde ise akıllılar için kullanılmıştır.
3. Sıla Cümlesi
İsm-i mevsûlden sonra gelen cümleye sıla cümlesi denir. Sıla cümlesi ism-i
mevsûlün ayrılmaz bir parçasıdır ve dâima ism-i mevsûlden sonra yer alır.
Sıla cümlesiz kullanılan ism-i mevsûl herhangi bir mânâ ifade etmemektedir.
Meselâ جَاءَ الَّذِي dense bu ifade noksandır, bunu جَاءَ الَّذِي كَتَبَ الدَّرْسَ ”Dersi
yazan geldi.” şeklinde tamamladığımızda mânâ da tamam olmaktadır.
Sıla cümlesi de isim cümlesi, fiil cümlesi ve şibhi cümle olarak üç şekilde
gelebilir.
Fiil Cümlesi
ذَهَبَ الرَّجُلُ الَّذِي رَأَيْتُهُ . Gördüğüm adam gitti.
İsim Cümlesi
جَاءَ الْوَلَدُ الَّذِي أَبُوهُ عَالِمٌ . Babası âlim olan çocuk geldi.
Şibhi Cümle
عَرَفْتُ الشَّابَّ الَّذِي عِنْدَكَ . Yanındaki genci tanıdım.
Yukarıda verilen örnekler ışığında siz de aşağıdaki cümlelerdeki sıla cümlesini
ve türünü tespit ediniz.
.نَصَرْتُ الْمَرْأَةَ الْعَجُوزَ الَّتِي تَعْمَلُ فِي الْبُسْتَانِ
Bahçede çalışan yaşlı kadına yardım ettim.
زُرْتُ الصَّدِيقَ الَّذِي فِي الْمُسْتَشْفَى . Hastanedeki arkadaşı ziyaret ettim.
أُحِبُّ اْلإِنْسَانَ الَّذِي خُلُقُهُ حَسَنٌ . Güzel ahlâklı insanı severim.
74
Sıla cümleleri ism-i mevsûlleriyle birlikte Türkçe’ye genelde -en, -ecek, -miş, –
diği ekleri alarak çevirilir. Bu yönüyle Türkçedeki bazı ortaçlara
benzemektedirler.
اَلَّذِي رَأَيْتُهُ عَلِيٌّ . Gördüğüm Ali’dir.
قَرَأْتُ الْكِتَابَ الَّذِي أَعْطَيْتَنِي . Bana verdiğin kitabı okudum
شَكَرْتُ الطِفْلَةَ الَّتِي سَاعَدَتْنِي . Bana yardım eden kız çocuğuna teşekkür ettim.
4. Âid Zamiri
Sıla cümlesinde bulunup onu ism-i mevsûle bağlayan zamire âid zamiri
denir. Bu zamir, ism-i mevsûle uygun olarak, gizli ya da açık bir şekilde
gelebilir. Fiillerin çekiminde yer alan merfû muttasıl zamirlerle müstetir
olanlar da âid zamiri olarak gelmektedir.
حَضَرَ اْلأُسْتَاذُ الَّذِي اسمُْهُ عَلِيٌّ . İsmi Ali olan hoca geldi.
قَرَأْتُ الْكِتَابَ الَّذِي أَرْسَلْتَهُ . Gönderdiğin kitabı okudum.
.وَصَلَ الطَّالِبُ الَّذِي نَصَرَ الْمَرْأَةَ الْعَجُوزَ
Yaşlı kadına yardım eden öğrenci geldi.
.وَصَلَ الطَّالِبَانِ اللَّذَانِ نَصَرَا الْمَرْأَةَ الْعَجُوزَ
Yaşlı kadına yardım eden iki öğrenci geldi.
.وَصَلَ الطُّلاَّبُ الَّذِينَ نَصَرُوا الْمَرْأَةَ الْعَجُوزَ
Yaşlı kadına yardım eden öğrenciler geldiler.
.وَصَلَتِ الطَّالِبَةُ الَّتِي نَصَرَتِ الْمَرْأَةَ الْعَجُوزَ
Yaşlı kadına yardım eden (kız) öğrenci geldi.
.وَصَلَتِ الطَّالِبَاتُ االلاَّتِي نَصَرْنَ الْمَرْأَةَ الْعَجُوزَ
Yaşlı kadına yardım eden (kız) öğrenciler geldi.
Yukarıdaki cümlelerden birincisinde âid zamiri, altı çizili olan اسمُْهُ
kelimesinde muzâfun ileyh olan ه zamiridir. İsm-i mevsûl, müzekker ve tekil
olduğu için zamir de ona uygun olarak gelmiştir.
İkinci cümlede أَرْسَلْتَهُ fiilinin mef’ûlü olarak ona bitişmiş olan ه âid
zamiridir.
Geri kalan cümlelerde ise âid zamiri, üçüncü cümlede, نَصَرَ fiilinin gizli
(müstetir) fâili olan هُوَ zamiri, dördüncüde merfû muttasıl zamir olan tensiye
(ikil) elifi ( ا), beşincide cemi vâvı ( و), altıncıda gizli هِيَ zamiri ve yedincide
de nûn-u nisve (cem-i müennes) ( ن) dir.

Merfû muttasıl zamirler hakkında ayrıntılı bilgi için AÖF İlahiyat Önlisans
Programı Arapça II kitabından “Zamirler” ünitesine bakınız.
Yukarıda verilen örnek cümleler ışığında siz de aşağıdaki cümlelerde geçen
âid zamirlerini tespit ediniz.
وَجَدْتُ الْكِتَابَ الَّذِي طَلَبْتُهُ . Aradığım kitabı buldum.
فَرِحَتِ الطَّالِبَةُ الَّتِي نَجَحَتْ فِي اْلامْتِحَانِ . İmtihanda başarılı olan öğrenci sevindi.