İnne ve Kardeşleri İnne ve Benzerleri

 İnne ve Kardeşleri İnne ve Benzerleri

İsim cümlelerin başına gelirler (Enne ve lakinne hariç).

İnne’nin ismi ‘mensub‘, haberi ‘merfu‘ dur. (Müptedanın harekesi “Ötre”yi “Üstün”e çevirirler.)

 

إنَّ (İnne) Muhakkak, şüphesiz (Genellikle cümle başında kullanılır.)

المُؤْمِنُ مُجَاھِدٌ : Mümin mücahittir.

إنَّ المُؤْمِنَ مُجَاھِدٌ : Muhakkak ki mümin mücahittir.

Eğer müptedanın sıfatı varsa o da mensup olur;

إِنَّ اللُغَةَ العَرَبِيَّةَ سَھْلَةٌ : Muhakkak Arapça Dili kolaydır.

Normalde fiilden sonra ‘Enne’ kullanılırken, ‘Qale’ fiilinden sonra ‘İnne’ kullanılır;

سَمِعْتُ أَنَّھا أَحْسَنُ طَبِيبٍ في المُسْتَشْفى : İşittim ki muhakkak o hastanedeki en iyi doktordur.

يَقُولُونَ إِنَّھا أَحْسَنُ طَبِيبٍ في المُسْتَشْفى : Diyorlar ki muhakkak o hastanedeki en iyi doktordur.

Aynı şekilde emir fiillerinden sonra da ‘İnne’ kullanılır;

قَالَ الرَسُولُ فِي غَارِ حِرَاءَ لا تَحْزَنْ إِنَّ اللهَ مَعَنَا : Hz.Muhammed Hira mağarasında (arkadaşı Ebubekir’e) “Mahzun olma! Muhakkak ki; Allah bizimle beraberdir” dedi.

Bitişik Zamirler ile Kullanımı;

إنَّ + ھُو = إنَّهُ

إنَّ + ھِيَ = إنَّھا

إنَّ + أنا = إنَّني / إنِّي

إنَّ + نَحْنُ = إنَّنا / إنَّا

إِنَّهُ تَاجِرٌ : O muhakkak tüccardır.

إِنَّكَ طَالِبٌ زَكِيٌّ : Sen şüphesiz zeki bir talebesin.

(إنَّني / إنِّي deki ن kullanımı لَيتَ için zorunludur, لَعَلَّ de kullanılmaz, diğerlerinde isteğe bağlıdır.)

أنَّ (Enne) Muhakkak, şüphesiz (Genellikle cümle ortasında kullanılır, kendisinden önce bir fiil olması gerekir.)

تَعْلَمُ أنَّ المُعَلِّمَ عالِمٌ : Öğretmenin alim olduğunu şüphesiz(muhakkak) bilirsin.

…diği, …dığı anlamında da kullanılır.

أَ لَا تَعْلَمُ أَنَّ التِلْمِيذُ يَنَامُ مَبَكِّراً : Öğrencinin erken uyuduğunu bilmiyormusun?

عَلِمْتُ أَنَّ الإِمْتِحَانَ قَرِيبٌ : İmtihanın yakın olduğunu öğrendim.

لِ  +  أَنَّ  =  لِأَنَّ  (Lienne) Çünkü (Çünkü muhakkak) anlamındadır. Zamirler ile ‘İnne’ gibi bitişir.

لِأَنَّ  +  ھو  =  لِأَنَّهٌ

لِأَنَّ  +  أَنْتَ  =  لِأَنَّكَ

رَجَعَ حامدٌ من المدرسةِ لِأَنَّهُ مَرِيضٌ : Hamit okuldan döndü. Çünkü o hastadır.

كَأنَّ (Keenne) Sanki

مَنْ ھذا الفَتًى؟ -كَأَنَّهُ أَخُوكَ : Bu genç kim? -Sanki o senin kardeşin.

لَكِنَّ (Lakinne) Lakin, ancak, fakat

الطُلَابُ كَثِيرٌ لَكِنَّ الفَصْلَ صَغِيرٌ : Öğrenciler çoktur lakin sınıf küçüktür.

ھذا الدَرْسُ طَوِيلٌ لَكِنَّهُ سَھْلٌ : Bu ders uzundur ancak kolaydır.

جَاءَ بِلَالٌ، لَكِنَّ حَامِداً لَمْ يَجِىْٔ: Bilal geldi lakin Hamit gelmedi.

لَكِنْ (Lakin) Lakinne ile aynı anlama gelir ancak daha hafif ifadelerde kullanılır. Müpteda’yı nasb etmez, fiil cümlelerinde de kullanılabilir.

جَاءَ المُدَرِّسُ، لَكِنْ الطُلَابُ ما جَاءُوا : Öğretmen geldi fakat öğrenciler gelmedi.

غَابَ علِيٌّ، ولَكِنْ حَضَرَ أحمَدُ : Ali gelmedi, lakin Ahmet geldi.

لَيْتَ (Leyte) Keşke. İmkansız yada uzak ihtimal dilekleri ifade eder.

لَيتَ النُجُومَ قَرِيبَةٌ : Keşke yıldızlar yakın olsaydı. (İmkansız istek)

لَيْتَنِي غَنِيٌّ : Keşke zengin olsaydım. (Uzak bir ihtimal)

يَا لَيْتَ أَبَاهُ لَمْ يَضْرِبْهُ : Keşke babası onu dövmeseydi. (Başına ünlem edatı olan يَا eklenirse; üzüntü, pişmanlık manası meydana gelir.)

لَعَلَّ (Lealle) Umulur ki, korkarım ki, belki

لَعَلَّ الإِمْتِحَانَ سَهْلٌ : Umarım imtihan kolaydır.

لَعَلَّ الإِمْتِحَانَ صَعَبٌ : Korkarım imtihan zor olacak.

لَعَلَّ المَرِيضَ نَاىِٔمٌ : Belki hasta uyuyordur.

لا (Lâ) Hiç bir, hiç. Olumsuzluk edatını tekip eden belirsiz haldeki mensup isim bu ismin ait olduğu grubun toptan yokluğunu gösterir. Buna “Lâ en-Nâfiye li’l-Cinsi” denir. İnne gibi ismini nasb, haberini ref eder. Şartları; – Hem ismi, hem haberi nekre (belirsiz) olmalı, – İsmi hemen kendisinden sonra gelmeli, – Kendisinden önce harfi cer bulunmamalıdır.

لَا إِلٰهَ إِلَّا الله : Allah’tan başka ilah yoktur.

لَا كَاذِبَ مَحْبُوبٌ : Sevilen yalancı yoktur.

لَا مَانِعَ لَنَا : Hiçbir engelimiz yoktur.

لَا أَخَ لِي : Hiç kardeşim yok.

لَا فَاعِلَ خَيْرٍ نَادِمٌ : İyilik işleyen hiçbir kimse pişman olmaz.

لَا حَوْلَ ولَا قُوَّةَ إِلَّا بِاللهِ : Allah’tan başka hiçbir güç ve kuvvet yoktur.

 

Lâm-ı İbtida

‘ل’ harfi mubtedanın başına gelerek cümleye vurgu katar. Buna lâm-ı ibtida denir. Eğer cümlede inne de varsa inne den uzaklaştırılarak inne’nin haberinin başına yazılır ve habere vurgu katar. Bundan dolayı da bu lam-a, lam-ı muzahlaka denilir. Çünkü inne’nin başa gelmesiyle iki tekidin peşpeşe gelmesindense aralıklı gelmesi evladır.

رَبُّكَ عَفُورٌ رَخِيمٌ : Rabbin bağışlayıcı ve merhamet sahibidir.

لَرَبُّكَ عَفُورٌ رَخِيمٌ : Elbette Rabbin bağışlayıcı ve merhamet sahibidir.

إنَّ رَبَّكَ لَعَفُورٌ رَخِيمٌ : Muhakkak ki Rabbin çok bağışlayan ve merhamet sahibidir.