DİYANET ANSİKLOPEDİSİ MUHAMMED MADDESİ Hz Muhammed

50470

Hazreti  Muhammed Sallalahu Aleyhi Ve Sellem

DİYANET ANSİKLOPEDİSİ MUHAMMED MADDESİ

MUHAMMED

(ö. 11/632) Son peygamber.

I. Hayatı

II. Şahsiyeti

III. Dindeki Yeri

IV. İslâm Kültüründe Hz. Muhammed

V. Literatür

VI. Hz. Peygamber Devri Kronolojisi

I. Hayatı

Hz. Muhammed, Hz. İbrahim’in oğlu İsmail’e nisbetle Jsmâilîler diye de anılan ve iki büyük Arap topluluğundan birini teşkil eden Adnânîler’e [37] mensuptur.[38] Soy kütüğünün yirmi birinci göbekten atası olan Adnan’a kadar uza­nan kısmı güvenilir bulunarak zikredil­miş, ondan sonrası Hz. Peygamber’in de işaretiyle yaygınlık kazanmamıştır.[39] Bizzat kendisi tarafından kabul edilip bütün İslâm kaynaklanınca zikredilen soy kütüğü şöyledir: Muhammed b. Abdullah b. Abdülmuttalib (Şeybe) b. Hâşim b. Abdümenâf b. Kusay b. Kilâb b. Mürre b. Kâ’b b. Lüey b. Gâlib b. Fihr (Kureyş) b. Mâlik b. Nadr b. Kinâne b. Huzeyme b. Müdrike b. İlyâs b. Mudar b. Nizâr b. Mead b. Adnan.

A) Nübüvvet Öncesi.

Hz. Muhammed, farklı rivayetler arasında genel kabul gö­ren kanaate göre Fil Vak’ası’ndan elli veya elli beş gün sonra Rebîülevvel ayının 12′-sinde Pazartesi günü [40] Adnânîler’in ana yurdu ka­bul edilen Mekke’de dünyaya geldi. Astro­nomi âlimi Mahmûd Paşa el-Felekî, Hz. Peygamber’in oğlu İbrahim’in vefatı es­nasında vuku bulan güneş tutulmasından Safâ-Merve arasında sa’vvapılan yerin karşısında, Hz. Mu-hammed’ln doğduğu evin yerine yapılan ve bugün kü­tüphane olarak kullanılan bina

hareketle bu tarihi Fil Vak’ası’nın meyda­na geldiği yılın 9 Rebîülevvel’i [41] olarak tesbit etmiş [42] Muhammed Hamîdullah ise Câhiliye dönemi Araplarında carî oian nesf uygulamasını göz önüne alarak yaptığı hesaplamada doğum tarihini hicretten önce 53. yılın 12 Rebîülevvel’i [43] şeklinde belirlemiştir.[44] Hz. Muhammed’in babası Ab­dullah akranları arasında çok beğenilen bir gençti. Dedesi Abdülrnuttalib, Zem­zem Kuyusu’nu yeniden ortaya çıkarıp onardığı sırada Kureyş’in bir kısım eşrafı tarafından rencide edilince on oğlu oldu­ğu takdirde birini kurban etmeyi adamış, daha sonra çocukları arasında çektiği ku­ra o esnada en küçük oğlu Abdullah’a çı­kınca onu kurban etmeye karar vermişti. Buna başta kızları olmak üzere pek çok kimse karşı çıkmış, Abdülmuttalib de oğ­lunun yerine 100 deve kurban etmişti. Bundan dolayı Hz. Peygamber, hem bu olayı hem de büyük ceddi Hz. İbrahim’in oğlu İsmail’i kastederek. “Ben iki kurban­lığın çocuğuyum” demiştir.[45] Abdullah on sekiz yaşlarında iken Âmine ile evlenmiştir. Yaygın olan rivayete göre ticaret için git­tiği Suriye’den dönerken Yesrib’e (Medi­ne) uğramış ve orada hastalanarak vefat etmiştir.

Annesi Âmine, Kureyş kabilesinin Benî Zühre koluna mensup Vehb b. Abdümenâf’ın kızıdır. İslâm kaynaklarında, Hz. Muhammed’in ana rahmine intikalinden doğumuna kadar geçen zaman içinde ba­zı fevkalâde olayların meydana geldiğine dair rivayetler yer almaktadır. Kendisinin peygamberlerin sonuncusu olduğunu ifa­de ettiği bir konuşmasında annesinin bir rüya gördüğünden bahsetmekte ve bun­dan önemli bir kişiye hamile olduğu so­nucunu çıkardığını, doğacak çocuğa Muhammed veya Ahmed adını vermesinin telkin edildiğini belirtmektedir.[46] Doğum esnasında diğer anne­lerin çektiği sancıları çekmeyen Âmine, kayınpederi Abdülmuttalib’e haber gön­dererek bir torunu olduğunu müjdele­miştir. Abdülmuttalib torununun doğu­mu şerefine verdiği ziyafette ona Muham-med adını vermiştir. Bazı rivayetlerde bu ziyafet sırasında Muhammed’in dedesi tarafından sünnet ettirildiği nakledilirse de kendisinin sünnetli olarak doğduğu rivayeti daha meşhurdur.[47]

Âmine’nin çocuğunu fazla emziremediği anlaşılmaktadır. Hz. Muhammed’i bir süre Ebû Leheb’in cariyesi Süveybe emzirdi; daha sonra, Mekkeli ailelerin ço­cuklarını çölün sağlıklı havasında büyüyüp fasih Arapça öğrenmeleri için bedevî ka­bilelerinden bir sütanneye teslim etme­leri geleneğine uyularak Hevâzin kabile­sinin Sa’d b. Bekir koluna mensup Halîme bint Ebû Züeyb’e verildi. Hz. Muham-med çocukluğunun ilk iki yılını sütanne-siyle ve sütbabası Haris, sütkardeşleri Ab­dullah, Üneyse ve Şeymâ ile geçirdi. Halî-me iki yıl sonunda çocuğu ailesine teslim etmek üzere Mekke’ye götürdü. Ancak Âmine çöl havasının oğluna yaradığını gördüğü, bazı rivayetlere göre ise o sıra­da Mekke’de veba salgını bulunduğu için [48] onun bir müddet daha Halîme’nin yanında kalmasını uygun bul­du. Hz. Muhammed dört veya beş yaşı­na kadar sütannesinin yanında kaldı. Kay­naklar, Halîme ve ailesinin Muhammed’i yanlarına aldıktan sonra bolluğa kavuş­tuktan başka olağan üstü nitelikte ba­zı olaylarla karşılaştıklarını kaydeder.[49]

Altı yaşına gelen Muhammed’i cariyesi Ümmü Eymen’le birlikte yanına alan Âmi­ne. Abdülmuttalib’in annesi dolayısıyla ailenin dayıları sayılan Benî Neccâr men­suplarını ve Abdullah’ın kabrini ziyaret etmek amacıyla Yesrib’e gitti. Yesrib’de bir ay kadar kaldıktan sonra dönüşte Me­dine’ye yaklaşık 190 km. mesafede bulu­nan Ebvâ’da hastalanıp vefat etti. Ümmü Eymen, Muhammed’i Mekke’ye götürüp dedesi Abdülmuttalib’e teslim etti.

Abdülmuttalib, Muhammed’e gereken ihtimamı gösterdi. Dârünnedve’deki top­lantılara başkanlık ederken yanına aldı, ona baba şefkatini ve sevgisini hissettir­di. Abdülmuttalib ölümünden önce, se­kiz yaşında olan Muhammed’in bakımını Abdullah ile anne-baba bir kardeş olan Ebû Tâlib’e vasiyet etti. Ebû Tâlib. Mu­hammed’i çocuklarından daha fazla sev­di, onun uğurlu olduğuna inandı ve iyi ye­tişmesi için gayret sarf etti. Hz. Peygamber’in ikinci annem dediği hanımı Fâtıma bint Esed de ona kendi çocuklarından da­ha çok ihtimam gösterdi. Ebû Tâlib nü­büvvetten sonra da yeğeninin yanında yer aldı ve kendisini korumak için elinden ge­leni yaptı. Hz. Muhammed, dokuz (veya on iki) yaşında İken ticaret amacıyla Suri­ye’ye giden amcasına katıldı. Kervan Su­riye topraklarındaki Busrâ’da konakladı. Hz. Muhammed’in burada rahip Bahîrâ ile görüşüp görüşmediği ve bu esnada aralarında nelerin konuşulduğu hususu tartışmalı bir konudur.[50]

Hz. Muhammed’in. kalabalık bir aileye sahip olan Ebû Tâlib’e yardım için on yaş­larında iken onun veya başkalarının ko­yunlarını güttüğü bilinmektedir. Nübüv­vetten sonra kendisine sorulan bir soru üzerine her peygamberin koyun güttü­ğünü ifade etmiştir.[51] Hz. Muhammed’in Ficâr savaşlarının ilk grubunun dördüncüsüne amcalarıyla birlikte katıldığı, fakat fiilen savaşmadığı bu konudaki farklı rivayetler içinde tercih edilen bir görüştür. Onun bu dönemdeki yaşının ön dört, on beş, on yedi veya yirmi olduğu zikredilmektedir.[52] Bu savaşın hemen ardından da Hilfü’l-fudûl toplantısına iştirak etti. Bu hareket için­de yer alanlar haksızlığa uğrayanları ko­ruyacaklarına dair yemin etmişlerdi. Hz. Peygamber nübüvvetten sonra bu itti­faktan övgüyle bahsetmiş, böyle bir fazi­let antlaşmasına tekrar çağrıldığı takdir­de tereddüt göstermeden katılabilece­ğini söylemiştir.[53]

Mekke’deki Kureyş kabilesi mensupla­rının ticaretle uğraştığı bilinmektedir. Ku­maş ve tahıl ticareti yapan Ebû Tâlib’e yardım etmek suretiyle ticaret hayatına başlayan Hz. Muhammed amcasının yaş­landığı yıllarda kendisi ticarete devam et­ti ve Mekkeli bir zatla ticarî ortaklık kur­du.[54] Bu dönemde çeşit­li yerlere ticaret amacıyla seyahat etti. Ergenlik çağında Hubâşe panayırına, bir veya iki defa Yemen’e, ayrıca Doğu Ara­bistan’daki Muşakkar ve Debâ panayırla­rına, hatta Habeşistan’a gittiği bilinmek­tedir. Böylece bir taraftan ticareti öğre­nirken diğer taraftan Arabistan’ın çeşitli yerlerinde yaşayan insanları yakından ta­nıma, onların dil ve lehçelerini, dinî, siya­sî ve içtimaî durumlarını öğrenme imkâ­nını elde ediyordu.[55] Kaynakların ittifak­la belirttiğine göre Câhiliye devrinin yay­gın kötülüklerinin hiçbirine bulaşmadan temiz bir hayat yaşayan Hz. Muhammed çevresinde iffeti, mertliği, merhameti ve hak severliğinin yanı sıra ticaret hayatında güvenilirliği sebebiyle”Muhammedü’l-emîn” (el-emîn) unvanıyla temayüz etti.[56]

Hz. Muhammed yirmi yaşını geçtiği sı­rada ticarî seyahatlere çıkma teklifleri alıyordu. Hastalandığı için bizzat gideme­yen bir tüccarın mallarını götürüp başa­rılı bir sonuç elde edince yeni teklifler al­dı. Onun Hatice bint Huveylid ile evlenme­si de bu ticarî gelişmelerden sonra ger­çekleşti. Nesebi önceki kuşaklarda Hz. Muhammed’in nesebiyle birleşen, iki ko­cadan dul kalmış olup zengin ve soylu bir hanım olan Hatice tavsiye üzerine Hz. Muhammed’e ortaklık teklifinde bulun­du.[57] Yapı­lan anlaşmadan sonra Hz. Muhammed, Hatice’nin yardımcısı Meysere ile birlikte Suriye’ye gitti ve kârlı bir yolculuğun ar­dından Mekke’ye döndü. Neticeden mem­nun kalan Hatice’nin Hz. Muhammed’e güveni arttı ve ona karşı olan takdir his­leri güçlendi. Hatice bizzat kendisi [58] veya Nefise bint Ümeyye (Münye) adlı bir kadın aracı­lığıyla Hz. Muhammed’e evlilik teklifinde bulundu, Hz. Muhammed de bu teklifi kabul etti. Amcaları Hatice’yi onun am­cası Amr b. Esed’den istediler; evlilik gerçekleşince Hz. Muhammed Ebû Tâlib’in evinden Hatice’nin evine taşındı. Bu evli­lik sırasında kendisinin yirmi beş, Hati­ce’nin kırk yaşında olduğu söylenmekle birlikte Hatice’nin daha küçük yaşlarda bulunduğu da rivayet edilmektedir. İbn Abbas’tan nakledilen, Hatice’nin yirmi se­kiz yaşında olduğu yolundaki rivayet, bu evlilikten yedi (veya altı) çocuğun dünyaya gelmiş olması göz önüne alındığında da­ha isabetli görünmektedir.[59]

Hz. Muhammed’in evliliğinden kırk ya­şına kadar geçen hayatı hakkında kay­naklarda hemen hiç bilgi bulunmamaktadır. Bunun tek istisnası otuz beş yaşla­rında iken üstlendiği önemli görevdir. Mi­lâdî 605 yılında Kabe Kureyşliler tarafın­dan yeniden inşa edilirken Hacerüles-ved’İn yerine konulması hususunda an­laşmazlık çıkmış ve bu yüzden savaşı bile göze alanlar olmuştu. Kureyş ileri gelen­lerinden Ebû Ümeyye b. Muglre’nin. Be­nî Şeybe kapısından Kabe’ye ilk girecek kimsenin vereceği karara uyulması yolun­daki teklifi benimsendi. Benî Şeybe kapı­sından Kabe’ye giren Hz. Muhammed, Ha-cerülesved’i bir örtü içine koydu, bütün kabile reislerinin iştirakiyle örtüyü kaldır­dı ve taşı kendi eliyle yerine yerleştirdi.