B) Metin: Hadis Usulü Online Oku

42736


b) Metin:

 

Hadisin yapısında asıl kısmı metin teşkil eder.
Metin, senedin, ya da râviler zincirinin kendinde son bulduğu, rivâyet edilen
asıl hadis kısmıdır. Yukarıda örnek olarak verdiğimiz sened, metni ile birlikte
şu şekilde kaydedilir: “Enes’ten Ebu’t-Teyyâh, ondan Şu’be, ondan Yahyâ, ondan
da Muhammed İbn Beşşâr naklederek, Nebi (s.a.s.)’in şöyle dediğini rivâyet
etmişlerdir:


“Kolaylaştırınız güçleştirmeyiniz, müjdeleyiniz
nefret ettirmeyiniz.”


[1]

O senedle bu metni birleştirecek olursak, hadisi
tam olarak elde etmiş olacağız.

Aslında hadis metinden ibarettir. Sened o metnin
Hz. Peygamber’e ait olup olmadığı konusunda tetkiklerde bulunma imkanı veren
raviler zinciridir.

Senedin olduğu gibi metnin de gerçekten çok
çeşitli durumları ve özellikleri bulunmaktadır. Her farklı duruma göre yeni bir
isimlendirme ve bilimsel branş geliştirilmiştir. Mesela hadis metinlerinde yer
alan anlaşılması zor ve nadir kullanılan kelimeleri Garibu’l-hadis, hadis
metinlerinin ortaya koyduğu mananın doğru anlaşılmasını sağlayan Hadislerin
vürud sebepleri Esbabu vurudu’l-hadis, Nasih-Mensuh, birbirleriyle çelişkili
gözüken hadisleri inceleyen Muhtelifu’l-hadis, muarızı olmayan hadisleri
inceleyen Muhkem gibi ilmi branşlar bunlardandır.

Ayrıca müdrec, maklub, münker, musahhaf,
muharref ve muallel gibi sened ve metin arasında müşterek olan terimler ve
inceleme konuları da bulunmaktadır.

Hadis metinleri gerek üslub ve dil bakımından
gerekse kitap ve sünnetin genel espirisine uygun olup olmamak açısından
hadisçilerce değerlendirilirler. Tarih, sosyoloji ve psikoloji de bu
değerlendirmede en çok yararlanılan ilmi branşlar olmaktadır.

Sened ve çevresindeki çalışmaları ve
geliştirilmiş branşları dikkate alarak hadisçilerin metinle pek meşgul
olmadıkları zannına kapılmamak gerekir. Zaten sened ve çevresindeki gayretler
hep metin için, ondan doğru sonuç çıkarabilmek içindir. Ancak kabul etmek
gerekir ki, oran olarak senedle daha fazla meşgul olunmuştur. Bunun sebebini de
şöylece açıklamak mümkündür:

“Hadisçiler, ilahi vahye mazhar, cevamiu’l-kelim
(az sözle çok anlam ifade etmek) özelliğine ve kanun koyma yetkisine sahip bir
peygamberin beyanlarıyla karşı karşıya olduklarını pek iyi biliyorlardı. Bu
vasıfların sahibi bir peygamber, muhtelif sebeplerle çağdaşlarının anlayışları
dışında kalacak sözler söyleyebilir, haberler verebilirdi. Bunu engelleyecek bir
şey söz konusu değildi. Kanun maddeleri gibi özlü sözlerle hukuki kaideler vaz
edebilirdi. Sözleri mecazi bir mana ifade edebilirdi. İleride keşfedebilecek bir
ilmi hakikata işaret etmiş de olabilirdi.  

Bütün bunlardan dolayı hadisçiler, diğer
kişilerin sözlerine uyguladıkları tenkidleri Hz. Peygamber’in hadisleri için
tatbik etmekte ihtiyat göstermişlerdir. Hemen inkara kalkışmamış, bazı
hadislerin anlaşılmasını zamana bırakmışlardır.

Halbuki hadislerin senedlerinde yer alan raviler
ise, nihayet kendileri gibi birer insandı. Onları araştırmak daha kolay ve daha
tehlikesizdi. Bunun için de hadisçiler, ravileri çok sıkı şekilde tetkik ederek,
verdikleri haberlerin Hz. Peygamber’e ait olup olmadığını tesbite gayret etmeyi
tercih etmişlerdir.[2]



 




[1]

Buhari, İlim: 11; Meğazi: 60; Edeb: 80; Müslim, Cihad: 4; Ebu Davud, Edeb:
17; Ahmed b. Hanbel, Müsned: 1/239, 283, 365; 3/131, 209; 4/399, 412, 417;
İsmail lütfü Çakan, Akif Köten, Şamil İslam Ansiklopedisi: 2/288; İsmail
Lütfü Çakan, Hadis Usulü, Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Vakfı
Yayınları: 35.



[2]

Bk. M. Sıbai, es-Sünne ve mekanetuha: 275-279. İsmail Lütfü Çakan, Hadis
Usulü, Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Vakfı Yayınları: 35.