A) Kudsi-Nebevi Hadis: Hadis Usulü Online Oku

46445


A) Kudsi-Nebevi Hadis:

 

Mânâsı Allah’a, lâfızları Hz. Peygamber’e âit
olan hadislere kudsi hadis; mânâ ve lâfzı Hz. Peygamber’e âit olan hadislere de
nebevî hadis denir. “İlâhî hadis” ve “Rabbânî hadis” diye de adlandırılan kudsî
hadis: Hz. Peygamber’in, anlam bakımından Allah’a dayandırdığı, başka bir
deyişle O’ndan nakiller yaparak söylediği sözdür. Kur’ân ile nebevî hadis
arasında yeralan bu tür hadislerin “kutsal”lığı, mânâsının Allah’a âit
olmasından; “hadis” diye adlandırılması ise, Hz. Peygamber tarafından dile
getirilmiş olmasından kaynaklanmaktadır.

Hz. Peygamber’in istediği ibare ile ifade etmek
üzere bazen Cibril (a.s) vasıtasıyla ve bazen de vahiy, ilham ve rüya suretiyle
Allah Teâlâ’dan rivâyet ettiği hadistir. “Kudsi hadislerin, bir taraftan ilk
kaynak olarak Allah Teâlâ’ya izafe edilmesi, diğer taraftan Hz. Peygamber’in
hadisleri arasında ve hadis lafzıyla zikredilmesi, bunların bazı yönlerinden Hz.
Peygamber’in hadislerine benzerliğini ortaya koymaktadır. Zira Kur’ân-ı Kerim
Allah kelâmı olup Hz. Peygambere vahyolunmuştur; kudsî hadislerin de ilk kaynağı
Allah Teâlâ olduğuna ve Hz. Peygamber tarafından ondan rivayet edildiğine göre,
bunlar da vahiydir. Binaenaleyh, vahiy olmak bakımından Kur’ân-ı Kerim’le
hadis-i kudsî arasında herhangi bir fark mevcut değildir. Bununla beraber Kudsî
hadisler Kur’an’dan sayılmazlar; “her ikisinin de kendilerine has özellikleri
vardır ve bu özellikler ikisinin aynı şey olmalarına engel teşkil ederler”[1]

Allah tarafından gelen vahiy olmaları
bakımından, Kur’ân âyetleriyle kutsî hadisler arasında bir fark yoktur. Fakat
Kur’ân hem anlamı, hem de lâfızları yönünden Allah’a âit iken, kutsî hadis,
sadece mânâ açısından Allah’a âittir. Kur’ân ile kutsî hadis arasındaki diğer
farklar şunlardır:


a)

Kutsî hadis, namazda okunmaz.


b)

Abdestsiz olarak dokunulması câizdir.


c)

Lâfzı Allah’a âit olmadığı için Kur’ân gibi mu’ciz değildir.


d)

Lafzî rivâyeti şart olmayıp, sadece anlam olarak rivâyet edilmesi câizdir.

Kutsî hadîsin ilk kaynağı Allah olduğu ve esasen
hitap O’ndan geldiği için, rivâyet edilirken başına, “Hz. Peygamber’in rivâyet
ettiğine göre Allahu Teâlâ şöyle buyurdu:…” veya “Rasûlullah (s.a.s),
Rabbinden rivâyet ettiği hadiste şöyle buyurdu:…” şeklinde bir rivâyet lafzı
getirilir.

Diğer hadislere göre kutsî hadislerin sayısı çok
azdır.

[2]

Kudsî hadislerle Kur’an-ı Kerîm arasındaki fark
konusunda İslâm âlimleri iki görüş beyan etmişlerdir:


A-

Kudsî hadislerin manâsı ve sözleri Allah’tandır.


1.
Bu
hadisler Allah’a nisbet edilmiş ve “Kudsî”, “ilâhî” ve “Rabbani” diye tavsif
edilmiştir.


2.

“Ey kullarım” gibi Allah’ı ifade eden birinci şahıs zamirleri kullanılmıştır.


3.

Kudsî hadislerin ilk kaynağı Allah Teâlâ’dır, hitap O’nundur, Hz. Peygamber râvî
durumundadır. Nitekim bu tür hadislerin başında genellikle şu ibareler görülür:
“Rasûlüllah Rabbinden rivâyet ettiği hadiste şöyle buyurdu…” veya “Rasûlüllah’ın
rivayet ettiği hadiste Allah Teâlâ şöyle buyurdu… “

Bununla beraber Kur’an-ı Kerîm’in özelliklerine
sahip değillerdir. Zira; manâ ve lafız yönünden Kur’an-ı Kerîm’deki i’caz kudsî
hadislerde yoktur. Kur’an tevâtür yoluyla, kudsî hadisler âhâd yolla
nakledilmişlerdir. Kur’an âyetlerinin manâ ile rivayeti câiz değildir. Kur’an
âyetleri namazda okunur, cünüp iken okunmaz ve abdestsiz dokunulmaz. Kudsî
hadisler böyle değildir.[3]


B-

Âlimlerin çoğuna göre kudsî hadislerin manâsı Allah’a, lafzı Hz. Peygambere
aittir. Allah’ın, vahiy, ilham ve rüyâ yoluyla kendisine bildirdiği ilâhî
mesajları manâlarına uygun ifadelerle nakletmiştir.

Kudsî hadisler, Allah’ın kudret ve azametinden,
rahmetinin genişliğinden, ihsanının bolluğundan (kısacası Allah’ın
sıfatlarından) söz ederler. Helâl, haram şeklinde ahkâma taalluk etmezler. Bu
hadisler yüz adedi bulur. Bazı âlimler kudsî hadisleri ayrı eserlerde
toplamışlardır. Bunlardan Abdurraûf el-Münâvî[4]
“el-İthâfâtü’s-Seniyye bi’l-Ehâdîsi’l Kudsiyye” isimli eserinde alfabetik
sırayla tasnif etmiştir.[5]

Bazı kudsî hadisler: Ebû Hureyre Rasûlüllah’ın
(s.a.s) şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:


“Allah Teâlâ buyurdu ki; Adem oğlunun her ameli
kendisi içindir, ancak oruç böyle değildir. Çünkü o, sırf benim rızam için
yapılan bir ibadettir. Onun mükâfatını bizzat ben vereceğim.”[6]

Yine Ebû Hureyre’nin Rasûl-ü Ekrem’den
rivayetine göre, Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur:


“Kulum bir iyilik yapmaya azmeder takat bir
engelden dolayı onu yapamazsa, onun için bir hasene sevabı yazarım. Azmettiği
iyiliği yaparsa on haseneden yediyüz misline kadar sevap yazarım. Bir kötülük
yapmaya teşebbüs eder de vazgeçerse, ona hiçbir günah yazmam. Eğer niyetlendiği
kötü işi yaparsa yalnız bu günah yazarım.”[7]


“Sâlih kullarım için Cennet’te, hiçbir gözün
görmediği hiçbir kulağın işitmediği ve hiçbir insanın düşünemediği birtakım
nimetler hazırladım.”[8]



 




[1]

Talat Koçyiğit, Hadis Istılahları, Ankara 1980, s. 123-124.



[2]

İsmail lütfü Çakan, Akif Köten, Şamil İslam Ansiklopedisi: 2/289.



[3]

bk. Muhammed Accâc el-Hatîb, es-Sünnetu Kable’t-Tedvîn, Kâhire 1383/1963,
s.22.



[4]

1031/1622.



[5]

Kettânî, er-Risâletü’l-Müstatrafe, İstanbul 1986, s.81.

Abdurrauf el-Münavi’nin bu eseri Diyanet
İşleri Eski Başkanı H. Hüsnü Erdem tarafından Kırk Kudsi Hadis ve İlahi
Hadisler adıyla türkçeye çevrilmiş ve yayınlanmıştır. Kudsi hadisler
konusunda Aliyyu’l-Kari’nin Ehadisu’l-Kudsiyye adlı eseri de vardır. (İsmail
Lütfi Çakan, Hadis Usulü, Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Yayınları:
115.)



[6]

Müslim, Sıyâm: 161, 163.



[7]

Müslim, İmân: 204.



[8]

Müslim, Kitâbü’l Cenne: 2-4; Nuri Topaloğlu, Şamil İslam Ansiklopedisi:
3/399-400.