2- İsnad: Hadis Usulü Online Oku

42409


2- İsnad:

 

Rivayet lafızları ile sözü nakledenlerin
isimlerini açıklayarak söyleyenine ulaştırmak. Bu anlamıyla isnâd masdardır.
İkinci bir anlamı ise isnâd hadisin tariki yani senedini ifade eder. Senet
anlamında kullanıldığında ise isimdir.

Bu ıstılaha göre senet ile isnâd farklı
anlamlardadır. Senet ravilerin isimleri isnâd ise ravilerin isimlerini “ahberenâ”
“haddesenâ” ve “an” gibi lafızlarla birlikte zikretmektir.

Meselâ: “Ahberenâ Malik’an Nâfi”an Abdillah b.
Umer enne Resulullah sallallahu aleyhi ve’s-sellem kâle lâ yebi’ ba’dukum’ale
bey’i ba’z” (Bazılarınız diğerlerinizin alışverişi üzerine alışveriş yapmaya
kalkmasın). Bu hadiste Mâlik, Nâfi, Abdullah b. Ömer senettir. Bu senedin “ahberenâ”,
“haddesenâ” ve “‘an” lafızlarıyla zikredilmesi ise isnâddır. Ancak isnâd
ekseriyetle senedle eşanlamlı kullanılmıştır.

İsnad sistemi ilk defa müslümanlar tarafından
kullanılmış bir sistemdir. Sahâbe sonrası büyük tâbiîler dönemi râvilerin
soruşturulmaya başlandığı ve isnâdın ilk ortaya çıktığı dönemdir. Muhammed b.
Sirin (ö. 110/728) “eskiden isnâdı sormazlardı; fitne ortaya çıkınca:’bize
râvilerimizin isimlerini söyleyin’ demeye başladılar. Şimdi ehl-i sünnete dikkat
ediliyor, onların hadisleri kabul ediliyor, ehl-i bid’ate bakılıyor, onların
rivayetleri kabul edilmiyor” demiştir.[1]

Bu ifadede anlatıları fitne ile h. 37
tarihindeki Sıffin savaşı ve sonrasındaki olaylar kasdedilmiştir. Ancak bu demek
değildir ki Hz. Peygamber’in hadisleri bu tarihten önce kontrolsüz rivayet
ediliyordu. Hz. Peygamber ve Râşid halifeler döneminde bu tarihe kadar siyasî
gruplaşmalar olmadığı için yalan söyleyen olmamıştır. Bunun için hadis
rivayetinde isnâdın soruşturulması kalplerin itminanı ve Hz. Peygamber’in
hadislerinin değerinin düşmemesi için yapılmıştır.

Nitekim Berâ b. Âzib (r.a) “her birimiz
Resulullah’ı dinleyemezdik fakat o zamanlar insanlar aralarında yalan
söylemezlerdi, duyan duymayanlara anlatırdı” demiştir.[2]
Bu tarihten sonra yalancıların ortaya çıkması ile birlikte isnâd daha sistemli
bir şekilde soruşturulmaya başlanmıştır. İsnâd sonraki dönemlerde râvi adedi
arttıkça daha fazla önem kazanmıştır. Muhaddisler isnâda çok önem vermişler
isnâdı olmayan hadisleri kabul etmemişlerdir. Nitekim İmam Abdullah b. Mübarek
(ö. 181/797)’e bir hadis rivâyet edilir; Abdullah b. Mübarek “bu hadisin sağlam
direklere (isnâd) ihtiyacı var” der.[3]
Yine Abdullah b. Mübârek (ö. 81/797) “isnâd dindendir, eğer isnâd olmasaydı her
rasgelen dilediği sözü söylerdi” demiştir.[4]

Haberi nakledenlerin ne derece güvenilir
şahıslar olduğunu göstermesi bakımından muhaddisler isnâdı hadisin bir garanti
belgesi saymışlardır.[5]
Tayyib Okiç “hadis münekkidlerinin muhtelif ifadelerle ehemmiyetini anlatmaya
çalıştıkları isnâd, müslümanlar tarafından icad edilmiş olan orjinal bir
sistemdir” demiştir.[6]

İbn Hazm bu konuda şöyle der: “Hadisin Hz.
Peygamber’e varıncaya kadar muttasıl bir şekilde rivayet edilmesi, Allah’ın
yalnız müslümanlara has kıldığı bir sistemdir. Her ne kadar yahudilerde isnâda
benzer rivayet şekilleri mevcut ise de, bunlar vasıtasıyla Hz. Musa’ya
yaklaşmaları bizim Hz. Peygambere yaklaşmamız gibi değildir. İsnâd bizi tabiûn
ve sahabe vasıtasıyla Hz. Peygambere yaklaştırdığı halde, onları Hz. Musa’dan
otuz asır sonrasına kadar götürebilmiştir. Hristiyanlarda ise talâkın tahrimi
ile ilgili bir haber dışında isnâdla gelen hiç bir haber mevcut değildir.[7]

Müsteşrik 1. Horovitz İsnâdın yahudilerdeki
rivayetleri te’yid sistemine benzediğini menşe’ itibariyle oradan geldiğini
iddia etmiştir. Ancak yine kendisi bu sistemin yahudiler arasında Miladi
dokuzuncu yüzyılda müslüman memleketlerinde yaşayan yahudiler tarafından
başlatıldığını kabul eder. Yahudilerin İslâm isnâd sisteminin mükemmelliğinden
etkilenerek onları taklid etmeye başladığını da itiraf eder.[8]

Hadislerde kullanılan isnâd sisteminin
mükemmelliği hadis ilminin dışındaki ilim dallarını da etkilemiş ve şiir,
tasavvufi tarih, kıraat ve tefsir gibi İslâmi ilim disiplinlerinde de rivayetler
ile sevkedilmiştir.

Yine icazetnamelerdeki silsileler de isnâd
sistemine benzer bir sistem cahiliyye dönemi şiir rivayetlerinde de
kullanılmışsa da bu hiç bir zaman yaygınlık ve güvenirlik açısından hadislerdeki
isnâdın seviyesine ulaşmamıştır. Hadislerde uygulanan isnadın bir özelliği de
râvilerin ölüm doğum tarihlerinin yani kronolojinin dikkatle uygulanmasıdır.[9]
Bu sistem sayesinde râviler arasındaki ittisalin bulunup bulunmadığı kontrol
edilmiştir.

[10]

 



 




[1]

Müslim, Sahih, Mukaddime, I, 14.



[2]

Râmehurmüzî, Muhaddisu’l-Fâsıl, s. 235.



[3]

Tirmizî, Sahih, ilel, V, 740.



[4]

Müslim, Mukaddime, I, 12.



[5]

M. Yaşar Kandemir, Mevzu Hadisler, s. 95.



[6]

Tayyib Okiç, Bazı Hadis Meseleleri Üzerine Tetkikler, s. 8.



[7]

Suyûti, Tedribu’r-Râvi: 2/159.



[8]

Tayyib Okiç, Bazı Hadis Meseleleri Üzerinde Tetkikler, s. 8, Ayrıca Lean
Caetani’nin isnâd hakkındaki iftiralarının reddi için bk. M. Asım Köksal,
İsnâd ve İftiralara Reddiye, Ankara 1961.



[9]

Sıddıkî, Hadis Edebiyat Tarihi, s. 147.



[10]

Zübeyr Tekkeşin, Şamil İslam Ansiklopedisi: 3/203.