B) Hasen Hadîs: Hadis Usulü Online Oku

43403


B) Hasen Hadîs:

 

Sözlükte “güzel, hoş” anlamına gelen “hasen”
kelimesi, hadis ıstılahında sahih hadisle zayıf hadis arasında yer alan, fakat
sahih hadîse daha yakın olan hadis türüne verilen addır. Daha açık bir ifade
ile, hasen hadisle sahih hadis arısındaki fark, hasen hadîsin râvîlerinin durumu
kesin olarak bilinmemekle birlikte, yalancılıkla suçlanmamış, dürüst ve
güvenilir olmalarına rağmen, titizlikleri (itkân) ve hâfızalarının sağlamlığı (zabt)
açısından sahih hadis râvîlerinden daha aşağı derecede bulunmasıdır. Hasen
hadis, bu iki özellik dışında sahih hadîsin bütün özelliklerini taşır. Bir de,
hasen hadislerin mütâbi’leri olmalıdır. Mütâbi’, bir râvînin naklettiği hadîsin
başka râvîler vasıtasıyla da rivâyet edilmesidir. Böylece hasen hadis
râvîlerindeki zabt eksikliği takviye edilmiş olur.

[1]

Bir hadisin “hasen” diye tanımlanması hadisin
metin veya mânâsı nedeniyle değil hadisin râvî zincirindeki kişilerin durumundan
kaynaklanmaktadır. Buna göre; “Adâlet şartını taşımakla birlikte, zabt yönünden
sahih hadis râvîlerinin derecesine ulaşamamış kimselerin muttasıl (kesintisiz)
isnatla rivâyet ettikleri, şâz ve illetten uzak hadis”[2]
“Râvîsi doğruluk ve emânetle meşhur olmakla birlikte, zabt vasfındaki kusurundan
dolayı sâhih derecesine ulaşamayan hadis”[3]
şeklinde tarifler yapılmıştır.

Hasen olup olmama râvîlerden kaynaklandığı için
bir hadis bir imama göre hasen olarak görülürken bir başkası için zayıf ve sahih
olabilir. Hadis imamlarının hadîsin râvî zincirindeki kişiler hakkındaki
kanâatleri o hadîsin sahih, hasen,… olarak farklı şekilde tanımlanması
sonucunu doğurur. Bir hadisin senedi hakkında “sahih” veya “hasen” hükmü vermek
hadîsin metnininde bu hükme girmesi anlamına gelmez. Muhadisler bu konuda şu
görüştedir: “Senedi sahih olan her hadîsin metni de sahih olmaz”[4]
Sahih veya hasen olan metin midir, yoksa sened midir bu açıklanır.[5]

Hasen sahîhle zayıf arasında yer alan bir hadîs
çeşididir. Makbûl ve muhteccünbîh gruba dâhildir. Tarifine gelince, ulemanın
ittifak ettiği bir tarif yoktur denebilir. Umumiyetle râvilerinden birinde zabt
yönünden biraz zayıflık olan hadîse hasen denmiştir. Hasen tâbirini ısrarla ve
sistemli şekilde kullanan Tirmizî’nin târifi bile herkesçe aynı şekilde
benimsenememiştir. Onun târifi şöyle: “Senedinde müttehem bi’l-kizb bulunmayan
ve şâz da olmayan, buna benzeyen bir başka vecihten de rivâyet edilmiş olan
hadîsdir. “

“Bu târifte, rivâyetin, ikinci bir târikden de
gelmiş olması şart koşulmaktadır.

Nuhbetu’l-Fiker’de İbnu Hacer’in tarifi ise
şöyledir: “Adalet şartını hâiz olmakla berâber zabt yönünden, sahîh hadîs
râvilerinin derecesine ulaşamayan kimselerin, muttasıl isnâdla rivâyet ettikleri
şâz ve illetten âri hadîslere hasen denilmiştir”.

* Görüldüğü üzere, müteahhirînin anlayışını
temsîl eden bu târîfte, Tirmizî’nin tarifinde yer verilen “ikinci bir tarikten
gelmiş olma” şartı mevcut değildir.

* Dikkat edilirse, burada sahîh hadîste aranan
bütün şartlar, bir eksiği ile, aynen aranmaktadır. Bu eksik şart, zabtla
ilgilidir: Sahîh hadîs râvilerinin zabt yönüyle mükemmel olması gerekirken
burada râvî zabt yönüyle zayıftır.

Hasen’in tarifinde düşünülen ihtilafı göstermek
için birkaç tarif daha kaydedelim: Hâttâbî “Hasen, mahreci bilinen, ricali
meşhur, hadisin ekseni bunun etrafında dönen, ulemanın çoğunluğunca kabul
edilmiş hadîstir” der. Mahrec hadîsin ilk rivayet edildiği yere (veya şahsa)
denir. Ricalin şöhretinden maksad sıdk ile şöhretidir. “Hadîsin ekseni bunun
etrafında döner” demek, bir bakıma muhâlefet edilmemiş, yani şâz olmayan
mânasına gelir. Ulemanın çoğunluğunca kabûl edilmesi râvide hem ittiham
olmadığını (zira ittiham bi’l kizb herkesçe terki gerektiren bir kusurdur) ifâde
eder hem de ufak bir kusurun varlığını; zira bu kusur sebebiyle bazılarınca
terkedilmiş olmaktadır. Esâsen, kusursuz olsa idi ulemanın hepsinin kabûlüne
mazhar olurdu ve hadîse sahîh denirdi.

İbnu Ebî Hâtim der ki: “Babam Ebu Hâtim’e bir
hadisin durumunu sordum. İsnâdının hasen olduğunu söyledi. Bununla ihticâc
edilir mi? diye sordum “Hayır!” dedi. Bu tarifte de hasen ile kendisiyle tek
başına amel edilemeyecek bir hadis kastedildiği görülmektedir.

İbnu’l-Cevzî, hasen’i “Göz yumulabilecek vasat
bir za’fı bulunan ve kendisiyle amel edilen” hadîs olarak tarif etmiştir.

Bütün bu târifler, hasen’i sahîhten ayıran kesin
bir vasıf, açık bir had koyamamakla tenkîd edilmiş, ayrıca aralarında yeterli
uyumun olmadığına da dikkat çekilmiştir.

En büyük tenkit de Tirmizî’ye yöneltilmiştir:
Kitabının “İlel bölümü”nde yaptığı târife -ki yukarıda kaydettik- Sahîh’inde
uymamıştır. El-Irakî: “Kendi yaptığı tarife göre, hasen hadîs en az iki ayrı
tarike sahip olması gerekirken Tirmizî, Sahîh’inde tek bir tarîk’ten gelmiş
bulunan hadîslere de “hasen” demektedir” der ve şu misali kaydeder:

İsrail’den,
Ebu Burde’nin oğlu Yusuf’tan, onun babasından, Aişe’den Rasulullah heladan
çıktığı zaman ‘Ğufraneke’ derdi.

Tirmizî hadîsten sonra şu değerlendirmeyi yapar:
“Bu hadîs hasendir, garibtir. Biz bunu sâdece İsrâil… hadîsi olarak
bilmekteyiz… Bu babta da Hz. Aişe’nin Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)’dan
naklettiği bu hadîsten başka rivâyet bilmiyoruz.”

Hülasa, İbnu Salâh, Tirmizî, Hattâbî ve İbnu’l-Cevzî’nin
tariflerini kaydettikten sonra şöyle bir neticeye varır: “Hasen’in tarif
mevzuunda dikkatle durdum ve bu zevatın kelamlarını etraflıca inceleyip,
kullandıkları yerleri mülahaza ettim. Şu açıklığa vardım: Hasen hadîs iki
kısımdır: Birinci kısım: Senedinde, ehliyeti iyice bilinmeyen mestûr bir râvi
bulunan, -ancak bu mestûr, rivâyetlerinde çok hata yapan (muğaffel) veya,
hadîsinde kizble müttehem birisi olmayacak, ayrıca fıskla ithamını gerektiren
bir başka kusuru da bulunmayacak- bununla birlikte, hadîsin metni, bu ayarda bir
başkasının bir başka tarîkden rivâyetiyle de kuvvetlenmiş olduğu bilinecektir,
işte bu mütabaatin desteği sâyesinde şâz ve münkerlikten kurtulmuş olur.
Tirmizî’nin tarifi bu vasıftaki hadîslerle alakalıdır. İkinci kısım: Râvileri
sıdk ve emânetle meşhur olmakla birlikte, zabt ve itkândaki kusuru sebebiyle
sahîhin derecesine ulaşamayan, fâkat durumu, münferid rivâyetinde münker
sayılanlardan daha iyi olan râvilerin hadîsleridir ki, bütün bu kayıtlarla
birlikte, hadîsin illetten şüzûzdan ve nekâretten[6]
sâlim olması da şarttır. Hattâbî’nin tarifi de bu ikinci kısımdaki hadîslerle
ilgilidir.” İbnu Salâh ilâve eder, “Bizim bu açıklamamız, hasen konusunda bize
kadar ulaşan sözlerin hepsini içine alır”.

İbnu Salâh’ın bu yorumuna da itirazlar
yapılmıştır.[7]

 



 




[1]

İsmail lütfü Çakan, Akif Köten, Şamil İslam Ansiklopedisi: 2/288; Şamil
İslam Ansiklopedisi: 2/355.



[2]

İbn Hacer, Nuhbetü’l-Fiker, s. 24.



[3]

Suyuti, Tedrib, s. 89.



[4]

Subhi Salih, Hadis İlimleri ve Istılahları, terc. M. Yaşar Kandemir Ankara
1973, s. 130.



[5]

İsmail lütfü Çakan, Akif Köten, Şamil İslam Ansiklopedisi: 2/288; Şamil
İslam Ansiklopedisi: 2/355.



[6]

Açıklaması Zayıf Hadîsler kısmında geleceği üzere şüzûz “şâz olma hali”,
nekâret de “münker olma hali” dir. Yani şâzlık, münkerlik de diyebiliriz.
(İbrahim Canan)



[7]

İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 2/84-87.