sayıların

  • Emsile Çekimi Emsilei Muhtelife 24 Siga

    EMSİLE – EMSİLE ÇEKİMİ EMSİLE-İ MÜHTELİFE 24 SİGA

    EMSİLE-İ MUHTELİFE çekimleriyle ilgili başlıklara tıklayarak derslere ulaşabilirsiniz.

    EMSİLE – EMSİLE ÇEKİMİ EMSİLE-İ MÜHTELİFE 24 SİGA


     

     

     

     

     

     

     

     

     

    Arapça gramerinin temelini oluşturan 24 sigaya emsile denir.  Arada başka konular işlemekle beraber bu 24 sigayı geçmiş derslerimizde öğrenmiş bulunuyoruz.

    Aşağıdaki çekimde okumak istedğiniz çekimin üzerine tıklayarak o derse geçiş yapabilirsiniz.

    KELİME SÎĞASI –  MANASI
    نَصَرَ Fi’l-i mâzî Yardım etti
    يَنْصُرُ Fi’l-i muzârî   Yardım eder/ediyor/ edecek
    نَصْراً Masdar-ı gayr-i mimî Yardım etmek

    ناَصِرٌ

    İsm-i fâil Yardım eden
    مَنْصُورٌ İsm-i mef’ûl Yardım edilen
    لَمْ يَنْصُرْ Fi’l-i muzârî cahd-i mutlak Yardım etmedi
    لَمَّا يَنْصُرْ Fi’l-i muzârî cahd-i müstağrak Henüz yardım etmedi
    ماَ يَنْصُرُ Fi’l-i muzârî nefy-i hâl Yardım etmiyor
    لاَ يَنْصُرُ Fi’l-i muzârî nefy-i istikbâl Yardım etmeyecek
    لَنْ يَنْصُرَ Fi’l-i muzârî te’kîd-i nefy-i istikbâl Asla yardım etmeyecek
    لِيَنْصُرْ Emr-i gâib Yardım etsin
    لاَ يَنْصُرْ Nehy-i gâib Yardım etmesin
    اُنْصُرْ Emr-i hâzır Yardım et
    لاَ تَنْصُرْ Nehy-i hâzır Yardım etme
    مَنْصَرٌ İsm-i zaman İsm-i mekânMasdar-ı mimî Yardım etme zamanıYardım etme mekânıYardım etmek
    مِنْصَرٌ İsm-i âlet Yardım etme aleti
    نَصْرَةً Masdar binâ-i merra Bir kere yardım etmek
    نِصْرَةً Masdar binâ-i nevi Bir nevi yardım etmek
    نُصَيْرٌ İsm-i tasğîr Küçük bir yardım
    نَصْرِيٌّ İsm-i mensûb Yardım etmeye mensup
    نَصَّارٌ Mübâlağa-i ism-i fâil Çok yardım eden
    أَنْصَرُ İsm-i tafdîl En çok yardım eden
    مَا أَنْصَرَهُ Fi’l-i taaccüb-i evvel Acaip yardım etti
    و أَنْصِرْ بِهِ Fi’l-i taaccüb-i sânî Ne acaip yardım etti

    Emsile çekimi tablo halind Pdf İndir

    Emsile çekimi Detaylı Anlatım Pdf İndir

     

     

  • İrab Alametleri

    İrab Alametleri – 10 Tane
    Damme Hareke
    Fetha
    Kesra
    Vav Harf
    Ya
    Elif
    Nun
    Hazf ül-Hareke Hazif
    Hazf ül-Ahiri
    Hazf un-Nun

     

    Mureb (İrab Yeri) – 9 Tane
    İsime Hastır Fiile Hastır
    Hareke-i Mahza Hareke-i Meâl Hazif
    Huruf-u Mahza Huruf-u Meâl Hazif
    Mureb 9 tanedir; Müfred Munsarif, Cemi Mükesser Münsarif, Gayr-ı Munsarif, Cemi Müennes Salim, Esma-i Sitte, Cemi Müzekker Salim, Ülü, Işrune ve Kardeşleri, Tesniye, İsnani, Zamire Muzaf olan Kila, Ahiri harf-i sahih olduğu halde ahirine zamir bitişmeyen Muzari fiil, Ahiri harf-i İllet olduğu halde ahirine zamir bitişmeyen Muzari Fiil, Ahirine Cemi Müennes Nun’unun gayrı zamir bitişen Muzari Fiil.

    اَلْبَابُ الثَّالِثُ فِي الْعِرَابِ. وَ هُوَ إِمَّا حَرَكَةٌ أَوْ حَرْفٌ أَوْ حَذْفٌ. وَ الْحَرَكَةُ ثَلاَثَةٌ؛ ضَمَّةٌ وَ فَتْحَةٌ وَ كَسْرَةٌ. وَ الْحَرْفُ أَرْبَعَةٌ؛ وَاوٌ وَ يَاءٌ وَ اَلِفٌ وَ نُونٌ. وَ الْحَذْفُ ثَلاَثَةٌ؛ مُخْتَصٌّ بِالْفِعْلِ حَذْفُ الْحَرَكَةِ وَ حَذْفُ الْآخِرِ وَ حَذْفُ النُّونِ. فَالْجُمْلَةُ عَشَرَةٌ. وَ أَنْوَاعُ الْمُعْرَبِ بِالْقِيَاسِ إِلَى مَا أُعْطِىَ لَهَا مِنْ هَذِهِ الْعَشَرَةِ تِسْعَةٌ، لِأَنَّ اِعْرَابَهَا إِمَّا بِالْحَرَكَةِ الْمَحْضَةِ أَوْ بِالْحُرُوفِ الْمَحْضَةِ وَ هُمَا مُخْتَصَّانِ بِالْاِسْمِ أَوْ بِالْحَرَكَةِ مَعَ الْحَذْفِ أَوْ بِالْحُرُوفِ مَعَ الْحَذْفِ وَ هُمَا مُخْتَصَّانِ بِالْفِعْلِ

    اَلْبَابُ الثَّالِثُ Amillerin üçüncü babı, فِي الْعِرَابِ irab hakkındadır. وَ هُوَ ve o irab, إِمَّا حَرَكَةٌ ya harekedir, أَوْ حَرْفٌ veya harftir, أَوْ حَذْفٌ veya haziftir, yani silinmektir. وَ الْحَرَكَةُ ثَلاَثَةٌ Harekeler 3 tanedir; ضَمَّةٌ damme, وَ فَتْحَةٌ ve fetha, وَ كَسْرَةٌ ve kesra. وَ الْحَرْفُ أَرْبَعَةٌ؛ ve Harfler 4 tanedir. وَاوٌ vav’dır, وَ يَاءٌ ve ya’dır, وَ اَلِفٌ ve elif’tir, وَ نُونٌ ve nun’dur. وَ الْحَذْفُ ثَلاَثَةٌ Hazif 3 tanedir. مُخْتَصٌّ hastır, tahsis edilir; بِالْفِعْلِ  fiile hastır. Bu fiil, sonuna cemi müennes nunu ve tekid nunu bitişmemiş fiil-i muzaridir. İşte böyle olan muzari fiildeki irab حَذْفُ الْحَرَكَةِ harekenin hazfi olarak ve وَ حَذْفُ الْآخِرِ sonunun hazfi olarak gerçekleşir. Sonunda tekid ve cemi müennes nunu olmayan muzari fiilin birinci irabı harekenin hazfiyle لَمْ يَنْصُرْ şeklinde nevasıb ve cevazım sayesinde olur. İkinci irabı ise, eğer muzari fiil nakıs ise yani sonu illetli ise o illet düşer. Misal; لَمْ يَغْزُ şeklindedir. Cezm edici edat gelmeden önce muzari fiil يَغْزُو idi. وَ حَذْفُ النُّونِ ve üçüncü irab ise nun’un hazfi olarak gerçekleşir. Buna misal; لَمْ تَنْصُرِي ve لَمَّا يَنْصُرُوا gibidir. فَالْجُمْلَةُ عَشَرَةٌ. و bu sayılanların cümlesi 10 tanedir. وَ أَنْوَاعُ الْمُعْرَبِ ve mureb’in (irab yerinin) nevleri; بِالْقِيَاسِ kıyas ile, bakmak iledir; إِلَى مَا o irablara bakılır ki, أُعْطِىَ o irablar verilir, لَهَا ona, yani murebin nevilerine. مِنْ هَذِهِ الْعَشَرَةِ bu 10 tane olan irab alameti, تِسْعَةٌ، dokuz olan irab yerlerine veriliyor. Yani 10 tane irab alametimiz var ve biz bu 10 alameti toplamda 9 olan yerde kullanabiliriz. Bu 9 tane mureb; Müfred Munsarif, Cemi Mükesser Munsarif, Cemi Müennes Salim, Gayr-ı Munsarif, Esma-i Sitte, Tesniye – Kila ve İsnani, Cemi Müzekker Salim – Ülü – Işrune ve Benzerleri ve Muzari Fiildeki Nun’un hazfi, nakıs muzarinin sonundaki harfin hazfi ve Muzari Fiilin harekesinin hazifi. لِأَنَّ اِعْرَابَهَا çünkü 9 tane mureb yerinin irabı, إِمَّا بِالْحَرَكَةِ الْمَحْضَةِ ya sadece harekedir, أَوْ بِالْحُرُوفِ الْمَحْضَةِ veya sadece harf iledir. وَ هُمَا ve o ikisi yani sıf harekeyle veye sırf harf ile olan irab, مُخْتَصَّانِ o iki hal hastır, بِالْاِسْمِ isime hastırlar. Ve 9 tane murebin irabı أَوْ بِالْحَرَكَةِ مَعَ الْحَذْفِ hazif ile beraber hareke ile de olur, أَوْ بِالْحُرُوفِ مَعَ الْحَذْفِ veya hazif ile beraber harf ile de olabilir. وَ هُمَا ve o ikisi, yani hazif ile hareke veya hazif ile harf olması; بِالْفِعْلِ fiile hastır.

    Metnin Toplu Manası; Avamil kitabı 3 ana bölümden oluşmaktadır. Üçüncü bab İrab yani Amel hakkındadır. İrab, ya harekedir, ya harftir ya da hazif (silinme, düşme)’tir. Hareke ile olan İrab 3 tanedir, Bunlar; damme, fetha ve kesradır. Harf ile olan İrab 4 tanedir, Bunlar; Vav, ya, elif ve nun harfleridir. Hazif ile olan irab 3 tanedir ve Muzari fiile hastır. Bu muzari fiil, sonuna cemi müennes nunu ve tekid nunu bitişmeyen muzari fiildir. Böyle bir muzari fiilde 3 tane hazif hali vardır, Bunlar; Muzari Fiilin son harekensinin hazfi (cezm ediciler nedeniyle), Son harfinin hazfi (eğer muzari fiil nakıs ise cezm edici edatlar o illetli harfi düşürür) ve Muzari fiilin sonuna bitişen nun harfinin düşmesidir. Bu sayılanların (3 tane hareke, 4 tane harf, 3 tane hazif) cümlesi 10 tanedir. Bu 10 irab alameti üzerinden, kendisine irab takdir edilen yerler (mureblik) 9 tanedir. Yani biz 10 tane irab alametini 9 tane irab yerinde uygularız. Çünkü bu 9 murebin (irab yerlerinin) irabı ya sadece hareke (hareke-i mahza) iledir, ya da sadece harf (huruf-u mahza) iledir. Ve bu ikisi (yani ya sadece hareke ile, ya da sadece harf ile olması) isime hastır. Veya hazif ile hareke (hareke-i meâl hazif) ya da hazif ile harf (huruf-u meâl hazif) olur. Bu ikisi de (Yani hazif ile hareke ya da hazif ile harf olması) fiile hastır.

  • NÜDBE

    NUDBE

    Herhangi birşeyden duyulan acı dolayısıyla yapılan nidâya nudbe denir. Nudbe için ياَ daha ziyâde واَ ünlem edatları kullanılır. Münâdâ’nın uyduğu kaidelere uyar.

    واَ يُوسُفُ!

    Vah YÛSUF!

    واَ رَأْسِي!

    Vah başım!

    واَ عَبْدَ اللَّهِ!

    Vah Abdullah!

     

     

    واَ nidâ harfinden sonra يُوسُفُ  ve رَأْسِي gibi nidâ edilene mendub denir[9].

    Mendub, normal münada gibi, ya da zâid bir elifle veyahut da eliften sonra sakin bir هاء  (yani هْ) ile de gelebilir.

    واَ زَيْدُ !

    (Yazık) Vah Zeyd !

     

     

    واَ زَيْداَ !

                  “

    واَ زَيْداَهْ !

                  “              
  • Mastarlar ve Vezinleri

     

     

     

     

    MASTAR المَصْدَرُ
    Mastar, zamana bağlı olmaksızın bir durum veya olayı anlatan sözdür. 

    Masdar: Bir iş ve oluşu, zamana bağlı olmadan anlatan isim cinsinden kelimelerdir. Gitmek, konuşmak, okumak, gelmek gibi kelimeler masdar grubuna giren kelimelerdir. Masdar Türkçede fiillerin sonuna  “-mek, -mak” takısı getirilerek yapılır. Arapçada ise her fiilin ayrı bir masdar şekli vardır. Üç harfli fiillerin masdarları semâidir. Ancak sözlüğe bakarak veya bir bilenden duyarak öğrenilir. Mesela:

    نَزَلَ (İndi) fiilinin masdarı  نُزُولٌ  (İnmek) şeklindedir.

    سَبَحَ (Yüzdü) fiilinin masdarı  سِبَاحَةً  (Yüzmek) şeklindedir.

    كَتَبَ (Yazdı) fiilinin masdarı  كِتَابَةً  ve  كَتْبٌ (Yazmak) şeklindedir. Bazı fiillerin birden fazla masdarı olabilir.

    Sülasi fiillerin masdarları semâi iken, rubâi mücerred ve mezid babların masdarı belirli vezinlerde gelir. Masdarlar isim cinsinden oldukları için ismin bütün özelliklerini taşırlar. Örneğin harf-i tarif olan “el” takısı alabilir ya da tenvin alabilir.

    Şu noktaya da dikkat çekmek istiyoruz: Masdarlar hem malum fiilin masdarıdır, hem de meçhul fiilin masdarıdır. Meçhul fiillerin ayrı bir masdarı yoktur. Mesela:

    شَرِبَ (İçti) fiilinin masdarı  شُرْبٌ  (İçmek) şeklindedir. شَرِبَ fiilinin meçhulü olan  شُرِبَ (içildi) fiilinin masdarı yine شُرْبٌ  (içilmek) şeklindedir. Malum ve meçhul fiillerin masdarları aynı şekilde gelir.

    أَكْرَمَ (İkram etti) fiilinin masdarı  إِكْرَامٌ   (İkram etmek) şeklindedir. أَكْرَمَ  fiilinin meçhulü olan  أُكْرِمَ (İkram edildi) fiilinin masdarı yine  إِكْرَامٌ  (ikram edilmek) şeklindedir.

    Masdarlar müennes kabul edilirler. Bu yüzden cemileri “cem’i müennes-i salim” kalıbında gelir. Mesela:

    جَلَسَ (Oturdu) fiilinin masdarı  جُلُوسٌ  (Oturmak) şeklindedir. جُلُوسٌ  masdarının cem’i ise جُلُوسَاتٌ şeklindedir. Gördüğünüz gibi, masdarın cem’i, “cem’i müennes-i salim” kalıbında gelmiştir. Masdarların en çok müfredleri kullanılır.

    Şimdi de masdarların alt gruplarını öğrenelim. Üç türlü masdar vardır:

    1- Masdar-ı binâ-i merre: Bir olayın bir kere yapıldığını gösteren masdardır. Sülasi fiilden ( فَعْلَةٌ ) vezninde gelir. Sülasi fiilin dışındaki bablarda ise masdarın sonuna yuvarlak “te” ( ة ) getirilerek masdar-ı binâ-i merre elde edilir. Bu masdar çeşidi, genellikle mef’ulü mutlak olarak kullanılır. Mesela:

    “Oturdu” manasındaki  جَلَسَ fiilinin masdar-ı binâ-i merresi  جَلْسَةٌ şeklindedir ve “bir kere oturmak” manasına gelir. Gördüğünüz gibi, masdar-ı binâ-i merre ( فَعْلَةٌ ) vezninde gelmiştir.

    “Temizledi” manasındaki  نَظَّفَ  fiilinin masdar-ı binâ-i merresi  تَنْظِيفَةٌ şeklindedir.  “Bir kere temizlemek” manasına gelir. Gördüğünüz gibi, masdar-ı binâ-i merre için fiilin masdarının sonuna yuvarlak “te” eklenmiştir.

    2- Masdar-ı binâ-i nev’i: Durum bildiren masdarlara denir. Sülasi fiilden ( فِعْلَةٌ ) vezninde gelir. Diğer bablarda ise masdarın sonuna yuvarlak “te” ( ة ) getirilir. Mesela:

    جَلَسَ fiilinin masdar-ı binâ-i nev’i  جِلْسَةٌ  şeklindedir ve “oturma şekli” manasına gelir. Gördüğünüz gibi, masdar-ı binâ-i nev’i ( فِعْلَةٌ ) vezninde gelmiştir.

    شَرِبَ  fiilinin masdar-ı binâ-i nev’i  شِرْبَةٌ şeklindedir ve “içme şekli” manasına gelir. Gördüğünüz gibi, masdar-ı binâ-i nev’i ( فِعْلَةٌ ) vezninde gelmiştir.

    أَكْرَمَ  fiilinin masdar-ı binâ-i nev’iإِكْرَامَةٌ  şeklindedir ve  “ikram etme şekli” manasına gelir. Gördüğünüz gibi, masdar-ı binâ-i nev’i için, fiilin masdarının sonuna yuvarlak “te” eklenmiştir.

    3- Masdar-ı câli: “Yapma masdarı” anlamına gelir. Bazı isimlerin sonuna şeddeli bir “ye” (  ىّ ) ve yuvarlak “te” ( ة ) ilavesiyle yapılır. Sıfat anlamı veren masdardır. Mesela:

    إِنْسَانٌ kelimesinin masdar-ı câlisi  إِنْسَانِيَّةٌ  şeklindedir ve “insanlık” manasına gelir. Gördüğünüz gibi, masdar-ı câli, ismin sonuna şeddeli bir “ye” ve yuvarlak “te” ( ة ) ilavesiyle yapılmıştır.

    حُرٌّ kelimesinin masdar-ı câlisi حُرِّيَّةٌ  şeklindedir ve “özgürlük” manasına gelir. Gördüğünüz gibi, masdar-ı câli, ismin sonuna şeddeli bir “ye” ve yuvarlak “te” ( ة ) ilavesiyle yapılmıştır.

     

    MASTAR المَصْدَرُ
    Mastar, zamana bağlı olmaksızın bir durum veya olayı anlatan sözdür.
    Sülasi Mücerred Fiillerin mastarlarının birçok vezni vardır. Bunlardan
    bazıları şöyledir: 
    فِعَالَةٌ – 1 Vezni: Genellikle bir sanat ve meslek ifade etmek için kullanılır.
    صِباغَةٌ : boyacılık
    خِلافَةٌ : halifelik
    رئاسةٌ : başkanlık
    زراعةٌ : ziraat
    خِياطة : terzilik
    سِقَايةٌ : suculuk
    إمامَةٌ : imamet
    وِزارةٌ : bakanlık
    تجارةٌ : ticaret
    سِفارةٌ : sefaret
    طِباخةٌ : aşçılık
    حِراسةٌ : bekçilik
    Bu vezinden geldiği halde meslek bildirmeyen vezinler de vardır:
    عِبادَةٌ : ibadet
    قِراءةٌ : okumak
    حِضانةٌ : çocuk bakımı
    وِقايةٌ : korumak
    فِعالٌ – 2 Vezni: Genellikle uzaklaşmak, kaçmak anlamına gelen fiillerin
    mastarları bu kalıptan gelir.
    فِرارٌ : kaçmak فِراقٌ : ayrılık شِرادٌ : kaçmak, sapmak
    فَعْلانُ – 3 Vezni: bu vezinden gelen mastarlar daha çok hareket ve davranış
    anlatır.
    دَوْرانٌ : dolaşmak
    قَفْزانٌ : atlamak
    سَيْلانٌ : akmak
    طَيْرانٌ : uçmak
    ذَوْبانٌ : erimek
    فَيضانٌ : taşmak
    فُعالٌ – 4 Vezni: Genellikle ses ve hastalık bildiren fiillerin mastarı bu
    vezinden gelir.

    صُهالٌ : at kişnemek
    مُواءٌ : miyavlamak
    صُداعٌ : baş ağrısı
    مُكاءٌ : ıslık
    سُعاَلٌ : öksürük
    دُوارٌ : baş dönmesi
    فُعُولَةٌ- 5 ve فَعَالةٌ Vezinleri: فَعُلُ vezninden gelen fiillerin mastarları
    genellikle bu ölçülerde gelir.
    سٌهُولَةٌ : kolaylık
    عُذوبَةٌ : suyun tatlılığı
    لَطافَةٌ : incelik
    نظافَة : temizlik
    شَجاعةٌ : cesaret
    صَراحةٌ : açıklık
    فَعَلٌ – 6 Vezni: فَعِلَ vezninden gelen lazım fiillerin mastarları genellikle bu
    vezinden gelir.
    فَرْحٌ : sevinmek
    هَرْمٌ : ihtiyarlamak
    تَعْبٌ : yorgunluk
    فَشْلٌ : başarısızlık
    نَدَمٌ : pişmanlık
    غَرَقٌ : bayılmak
    فُعُولٌ – 7 Vezni:
    وُصولٌ : ulaşmak
    قُعُودٌ : oturmak
    خُروجٌ : çıkmak
    نُزولٌ : inmek
    رُجوعٌ : dönmek
    دُخولٌ : girmek
    مُرورٌ : uğramak
    حُضورٌ : gelmek
    سُكُونٌ : durmak, kalmak
    فَعْلٌ – 8 Vezni:
    زَرْعٌ : ekin ekmek
    بَحْثٌ : aramak
    مَكْثٌ : durmak
    نَسْفٌ : savurmak
    قَتْلٌ : öldürmek
    أخْذٌ : almak
    فَهْمٌ : anlamak
    ضَرْبٌ : vurmak
    آَسْبٌ : kazanmak
    Sülasi mezid fiilerin mastarları aynı zamanda o baba ismi olmaktadır.
    تَفْعيل  إفْعال  مُفَاعلَة  إسْتِفْعال babları gibi…

    Rubaî Mücerred Fiillerin Mastarları İki Vezinden Gelir:
    فِعْلانٌ – 1 Vezni:
    زَلْزَل يُزَلْزِلُ زِلْزالٌ : sarsıntı
    سَرْوَلَ يُسَرْوِلُ سِرْوالٌ : şalvar giymek

    فَعْلَلَةٌ – 2 Vezni:
    تَرْجَمَ يُتَرْجِمُ تَرْجَمَةٌ : terceme
    عرْبَدَ يُعَرْبِدُ عَرْبَدةٌ : arbede
    Mimli Mastarlar المصْدر الميمي
    Sülasi fiillerin bazılarının mastarları mimli gelir. Bu tür mastarlara mimi
    mastar denir. Bunların başlıca iki vezni vardır:
    مَفْعَلٌ – 1 Vezni:
    مَقْعَدٌ : oturmak
    مَطْلَبٌ : istemek
    مَقْتَلٌ : öldürmek
    يَقْعُدُ
    يطْلِبُ
    يَقْتُلُ
    قعَدَ : oturdu
    طلبَ : istedi
    قتلَ : öldürdü
    مَفْعِلٌ – 2 Vezni: Özellikle muzarisinin aynul fiili meksur olan babların minli
    nastarları bu vezinden gelir.
    مَرْجِعٌ : dönmek
    مَنْطِقٌ : söylemek
    يَرْجِعُ
    يَنْطِقُ
    رجَعَ : döndü
    نَطَقَ : söyledi
    Bazı sülasi fiillerin mimli mastarlarının sonuna bir ( ة) eklenir.
    مَوْعِظَةٌ : öğüt vermek
    مَرحَمَةٌ : acımak
    يَعِظُ
    يَرْحَمُ
    وَعَظَ : öğüt verdi
    رَحِمَ : acıdı
    Yapma Mastarlar المصْدتر الصُناعي
    Camit isimlerin sonuna ( ة) eklenerek yapılan mastarlara yapma mastar
    denilir.
    الإنسانُ  الإنسانيةُ : insanlık
    المَسؤولُ  المَسؤوليةُ : mesuliyet
    الجاهِلُ  الجاهِليةُ : cahiliyet

     

    1 Sarih (açık ) mastar.

    İnmek نُزُولٌ , anlamak فَهْمٌ

    نزوله inmesi , فهمه anlaması

     

    2 Müevvel mastar (mastar olarak tevil edilen / mastar anlamı verilen).

    Müevvel mastar أَنْ harfi ile muzari veya mazi fiilin bir araya gelmesinden oluşur.

     

    أَنْ يَنْزِلَ inmesi , أَنْ يَفْهَمَ anlaması

    بعدَ أَنْ رَجَعَ  dönmesinden sonra

     

    1 Sarih (açık ) mastar:

    Sülasi mücerred fiillerin (üç harfi de asli olan) mastarları semaidir (Araplardan işitildiği şekliyle öğrenip ezberlenilir). Bunların belirli bir kuralı yoktur.

     

    1 نَزَلَ 2 يَنْزِلُ 3 نُزُولٌ

    1 indi (mazi) 2 iniyor / iner (muzari) 3 inmek (mastar).

     

    1 فَهِمَ 2 يَِفْهَمُ 3 فَهْمٌ

     

    1 anladı (mazi) 2 anlıyor / anlar (muzari) 3 anlamak (mastar)

     

    Sülasî mücerred bir fiile bir, iki, üç … harf ilave edilek oluşturulan fiilerin mastarları ise kıyasîdir, diğer bir deyişle aynı kalıptadır. İf’âl babı, te’îl babı, mufa‘ale babı, istif’âl babı … adlarıyla anılan bu mastarlar kurallıdır. Bu baplardaki fiiller aynı kalıpta olur, mastarları tektir.

    Mesela if’âl babına giren sülasî mücerred fiillerin (sülasî iken mastarları farklı farklı da olsa) mastarları if’âl kalıbında gelir.

    1 نَزَلَ 2 يَنْزِلُ 3 نُزُولٌ ـــ 1 أَنْزَلَ 2 يُنْزِلُ 3 إِنْزَالٌ

    1 indi 2 iniyor / iner 3 inmek —— 1 indirdi 2 indiriyor 3 indirmek (if’âl babından mastar)

     

    2 Müevvel mastar

    أَنْ + mansub fiili muzari

    أَنْ + الفعلُ المضارعُ المنصوبُ … : …mak, …mek

    أُرِيدُ أَنْ أَتَعَلَّمَ … öğrenmek istiyorum

    1 تَعَلَّمَ ، 2 يَتَعَلَّمُ ، 3 تَعَلُّمٌ

    1 öğrendi (mazi) 2 öğreniyor (muzari) 3 öğrenmek (mastar )

     

     

    1 Öğrenmek istiyorum (Arapçayı).

    أُرِيدُ أَنْ أَتَعَلَّمَ اللُّغَةَ العَرَبِيَّةَ

    أُرِيدُ تَعَلُّمَ اللُّغَةِ العَرَبِيَّةِ

    2 Gitmek istiyorum (eve).

    أُرِيدُ أَنْ أَذْهَبَ إِلَى البَيْتِ

    أُرِيدُ الذَّهَابَ إلَى البَيْتِ

    3 Anlamak istiyorum (Kur’ân’ı).

    أُرِيدُ أَنْ أَفْهَمَ القُرْآنَ

    أُرِيدُ فَهْمَ القُرْآنِ

    4 Kalmanı istiyoruz (burada).

    نُرِيدُ أَنْ تَبْقَى هُنَا

    نُرِيدُ بَقَاءَكَ هُنَا

    Not: Sarih mastarlar şayet bir şeye muzaf değilseler el takılı olarak kullanılırlar. 2. cümlede olduğu gibi.

     

     

    Önemli not: Sarih mastarlar farklı şahıslarla da kullanılsa (sen, o, biz, onlar vb.) tek bir yazılışı vardır.

    Misal:

    خُرُوجٌ  çıkmak (sarih mastar)

     

    خُرُوجُكَ من الصَّفِّ

    Sınıftan çıkman

    خُرُوجُنَا من الصَّفِّ

    Sınıftan çıkmamız

    خُرُوجُهُمَا من الصَّفِّ

    O ikisinin sınıftan çıkması

    خُرُوجُ الطَّالِبِ من الصَّفِّ

    Öğrencinin sınıftan çıkması

    خُرُوجُ الطَّالِبَاتِ من الصَّفِّ

    Kız öğrencilerin sınıftan çıkması

     

     

    Ancak müevvel mastarın şahıslara göre fiil çekimi değişir.

     

    Misal:

     

    Sınıftan çıkmanı istiyor. (sen erkek)

    يُرِيدُ أَنْ تَخْرُجَ مِنَ الصَّفِّ.

    Sınıftan çıkmalarını istiyor. (o iki erkek)

    يُرِيدُ أَنْ يَخْرُجَا مِنَ الصَّفِّ.

    Sınıftan çıkmamı istiyor.

    يُرِيدُ أَنْ أَخْرُجَ مِنَ الصَّفِّ.

    Sınıftan çıkmalarını istiyor. (o bayanlar)

    يُرِيدُ أَنْ يَخْرُجْنَ مِنَ الصَّفِّ.

    Sınıftan çıkmanızı istiyor. (siz erkekler)

    يُرِيدُ أَنْ تَخْرُجُوا مِنَ الصَّفِّ.

     

    أَنْ  li ve أَنْ   siz olarak fiili muzarinin çekimi

     

    1هُوَ يَذْهَبُ 2 هُمَا يَذْهَبَانِ 3 هُمْ يَذْهَبُونَ

    2 هِيَ تَذْهَبُ 2 هُمَا تَذْهَبَانِ 3 هُنَّ يَذْهَبْنَ

     

    1 أَنْتَ تَذْهَبُ 2 أَنْتُمَا تَذْهَبَانِ 3 أَنْتُمْ تَذْهَبُونَ

    1 أَنْتِ تَذْهَبِينَ 2 أَنْتُمَا تَذْهَبَانِ 3 أَنْتُنَّ تَذْهَبْنَ

     

    1 أَنَا أَذْهَبُ 2 نَحْنُ نَذْهَبُ 3 نَحْنُ نَذْهَبُ

    Not: Fiili muzari normalde merfûdur (harekesi ötredir). Ancak nasb ve mastar harfi olan أَنْ harfi fiili muzarinin sonunu nasb eder. Fiili muzarinin nasblık durumu şu şekillerde olur:

    Fetha harekesi ile: أَنْ يَذْهَبَ , أَنْ تَذْهَبَ , أَنْ أَذْهَبَ , أَنْ نَذْهَبَ

    Ef’âli hamsenin (beş fiil, yukarıdaki çekimde altı çizili olanlar) nunları düşer:

     أَنْ يَذْهَبَا , أَنْ يَذْهَبُوا , أَنْ تَذْهَبَا , أَنْ تَذْهَبُوا , أَنْ تَذْهَبِي

    يَذْهَبْنَ (o bayanlar) ile تَذْهَبْنَ (siz bayanlar) mebnidir (son harekesi hiç değişmez)

     

    1 أَرَادَ 2 يُرِيدُ 3 إِرَادَةٌ

     

    1 istedi (mazi) 2 istiyor (muzari) 3 istemek (mastar)

     

    1هُوَ يُرِيدُ أَنْ يَذْهَبَ 2 هُمَا يُرِيدَانِ أَنْ يَذْهَبَا 3 هُمْ يُرِيدُونَ أَنْ يَذْهَبُوا

    1 هِيَ تُرِيدُ أَنْ تَذْهَبَ 2 هُمَا تُرِيدَانِ أَنْ تَذْهَبَا 3 هُنَّ يُرِدْنَ أَنْ يَذْهَبْنَ

     

    1 تُرِيدُ أَنْ تَذْهَبَ 2 تُرِيدَانِ أَنْ تَذْهَبَا 3 تُرِيدُونَ أَنْ تَذْهَبُوا

    1 تُرِيدِينَ أَنْ تَذْهَبِي 2 تُرِيدَانِ أَنْ تَذْهَبَا 3 تُرِدْنَ أَنْ تَذْهَبْنَ

     

    1 أُرِيدُ أَنْ أَذْهَبَ 2 نُرِيدُ أَنْ نَذْهَبَ 3 نُرِيدُ أَنْ نَذْهَبَ

    Konuyla ilgili kısa bir parça

    السلامُ عليكم.

    وعليكم السلام.

    مَنْ أَنْتَ؟

    أَنَا طَالِبٌ يَدْرُسُ فِي كُلِّيَّةِ الإِلَهِيَّاتِ.

    Ben ilahiyat fakültesinde okuyan bir öğrenciyim.

    وَمَنْ هُمْ؟

    Ya onlar kim?

    قَالُوا لِي إِنَّهُمْ مُهَنْدِسِينَ.

    Bana mühendis olduklarını söylediler.

    مَاذَا تُرِيدُ؟

    Ne istiyorsun?

    أُرِيدُ أَنْ اَتَعَلَّمَ اللُّغَةَ العَرَبِيَّةَ. / أُرِيدُ تَعَلُّمَ اللُّغَةِ العَرَبِيَّةِ.

    Arapça öğrenmek istiyorum.

    وَهُمْ مَاذَا يُرِيدُونَ؟

    Ya onlar ne istiyorlar.

    لاَ أَعْلَمُ مَاذَا يُرِيدُونَ. اِسْأَلْهُمْ فَلَمْ يَقُولُوا لِي شَيْئًا.

    Ne istediklerini bilmiyorum. Onlara sor, zira bana bir şey söylemediler.

    لِمَاذَا تُرِيدُ أَنْ تَتَعَلَّمَ اللُّغَةَ العَرَبِيَّةَ؟ / لِمَاذَا تُرِيدُ تَعَلُّمَ اللُّغَةِ العَرَبِيَّةِ.

    Niçin Arapça öğrenmek istiyorsun?

    لِأَفْهَمَ القُرْآنَ حِينَ قَرَأْتُ آيَاتِهِ. / لِفَهْمِ القُرْآنِ حِينَ قَرَأْتُ آيَاتِهِ

    Ayetlerini okuduğumda Kuranı anlamak için.

    Not: Fiili muzarinin başına li ve hatta gelince gizli bir en ile mansub olur. Burda olduğu gibi.

    ألِهذَا السَّبَبِ تُرِيدُ أنْ تَتَعَلَّمَ اللُّغَةَ العَرَبِيَّةَ؟ / ألِهذَا السَّبَبِ تُرِيدُ تَعَلُّمَ اللُّغَةِ العَرَبِيَّةِ؟

    Arapçayı bu yüzden mi öğrenmek istiyorsun?

    بِالطَّبْعِ لاَ، هُنَاكَ أَسْبَابٌ أُخْرَى.

    Tabi ki hayır. Başka sebepler de var.

    مِثْلَ مَاذَا؟

    Ne gibi?

    أُرِيدُ أَيْضًا أَنْ أَقْرَأَ الصُّحُفَ وَالجَرَائِدَ العَرَبِيَّةَ وَ (أَنْ) أَتَكَلَّمَ مَعَ الَّذِينَ يَتَكَلَّمُونَ اللُّغَةَ العَرَبِيَّةَ.

    أُرِيدُ أَيْضًا قِرَاءَةََ الصُّحُفِ وَالجَرَائِدِ العَرَبِيَّةِ وَ التَّكَلُّمَ مَعَ الَّذِينَ يَتَكَلَّمُونَ اللُّغَةَ العَرَبِيَّةَ.

    Ayrıca Arapça gazete ve dergileri okumak ve Arapça konuşanlarla konuşmak istiyorum.

    إِنِّي عَلَى يَقِينٍ مِنْ أَنَكَ سَتَنَالُ مُبْتَغَاكَ. فَلْيَكُنِ اللهُ فِي عَوْنِكَ.

    İstediğine ulaşacağına eminim. Allah yardımcın olsun.

    فَمَنْ كَانَ اللهُ فِي عَوْنِهِ فَلَنْ يَخِيبَ أَمَلُهُ.

    Zira Allahın yardımında olduğu (yardım ettiği) kişinin ümidi boşa çıkmaz.

     

     

  • Lafzi İrab- Mahalli İrab

    İrab

    İrab, kelimenin yapısına göre üç şekilde isimlendirilir:

    1-Lafzî irab: irabın açıktan olduğu durumlardır. Yani irab işareti açıkça telaffuz edilir, yazılır veya görülür. Bütün normal isimlerde irab lafzî olur. Lafzî irab almış bir kelime için lafzen merfu, lafzen mansub veya lafzen mecrur ifadeleri kullanılır.

    2- Mahallî irab: Cümle içerisindeki konumu ne olursa olsun son harekesi değişmeyen (mebni) kelimeler, diğer bir ifade ile başındaki amilin etkisi, açıkça gözükmeyen kelimelerin irabı için kullanılan bir ifadedir. Bu kelimelerin cümledeki konumları ne olursa olsun (özne, nesne vs.) son hareke şekilleri değişmez. İşte bu kelimeler için, cümle içerisinde almış oldukları irab durumlarına göre “mahallen merfû”, “mahallen mansûb”, “mahallen mecrûr” ifadeleri kullanılır.

    Mahallî irab, başta mebni kelimeler ve değişik durumlardaki cümleler ve cümlemsi yapılar için kullanılır.

    2-Takdirî İrab: Bazı kelimelerde, telaffuzun zorluğu gibi bir nedenden dolayı irab işareti açıkça görülmez veya telaffuz edilmez. Bundan dolayı irab işareti “takdir” edilir, yani öylece var sayılır. Takdirî irab, Nâkıs isimlerde, Maksûr isimlerde ve Mütekellim (ben şahsı) için olan ي (bitişik zamiri) ile isim tamlaması yapan, yani bu zamire muzaf olan isimlerde görülür.

    Değerlendirme Soruları:

     

    1- Aşağıdaki ifadelerden hangisi yanlıştır.

    a-        Cümle içerisinde hiçbir şekilde son harekesi/yapısı değişmeye kelimelere mebni denir.

    b-        Muzari fiillerin tamamı mebnidir.

    c-         Ref irab işareti hem isimlerde hem de fiillerde bulunur.

    d-        Cer işareti sadece isimlerde bulunur.

    2- Aşağıdaki ifadelerden hangisi doğrudur.

    a-        Başında nasbeden edat bulunan mazi fiiller mansub olur.

    b-        Muzari fiillerin cemi müennes nunu bitişmiş olan kipleri murebdir.

    c-         Ref işareti almış olan isim “lafzen merfu” diye nitelenir.

    d-        Bazı isimler irab işareti almaz.

    3- İsimlerde irab konusuyla ilgili olarak aşağıdakilerden hangisi söylenemez.

    a-        Bütün isimler mureb sayılmaz.

    b-        Bazı isimlerin irabı harf ile olur.

    c-         Nakıs isimlerin irabı ref ve cer durumları takdiri olur.

    d-        İsmin yapısı ne olursa olsun irabı lafzî olur.

    4- الصَّلاَةُ عِباَدَةٌ يَتَقَرَّبُ بِـهاَ الْـمُسْلِمُ إلى اللهِ، و هِيَ أساَسُ الدِّينِ، İfadesi için aşağıdakilerden hangisi doğru olur:

    a-        Bütün irab şekilleri (lafzî, mahallî ve takdirî) vardır.

    b-        Sadece takdirî irab şekli vardır.

    c-         Sadece mahallî irab şekli vardır.

    d-        Sadece lafzî ve mahallî irab şekli vardır.

    5- فَرَضَ اللهُ الصَّلاَةَ عَلَى الْـمُسْلِمِينَ cümlesinde altı çizili kelimenin irabı:

    a- Lafzen mansub, nasb işareti fethadır.                                      
    b- Lafzen mecrur, cer işareti kesredir.

    c- Lafzen mecrur, cer işareti “ye”dir.                                                             
    d- Mahallen mansubdur, çünkü mebnidir.

    6- Aşağıdaki kelime gruplarından hangisinin tamamı mebnidir:

    a- هُوَ ، هَذاَ ، كَتَبَ ، الَّذاَنِ                                                                                                
     b- هُوَ ، هَذاَ ، يَكْتُبُ ، الَّذاَنِ

          c- هِيَ ، هَذاَ ، كَتَبَ ، الَّذي                                                                                
         d- هُماَ ، هَذاَ ، يَكْتُبُونَ ، الَّتي

    7- Aşağıdaki fiillerden hangisi mebnidir:

    a- لَمْ يَكْتُبْ                                                                                                 
    b- لَنْ يَكْتُبَ

          c- يَكْتُبْنَ                                                                                                     

    d- لاَ أَكْتُبُ

    8- Aşağıdaki kelimelerden hangilerinin tamamı âmil (kendinden sonraki kelimeyi etkileyen) değildir:

         a- لَمْ ، لَنْ ، في                                                                                           

    b- لاَ ، لَمْ ، هَلْ

    c- أنْ ، إنَّ ، كاَنَ                                                                                      
    d- هَلْ ، لاَ ، أمْ

    9- Aşağıdaki ifadelerden hangisi yanlıştır.

    a- Normal isimlerin tamamı lafzî irab alırlar.                 
    b- Mebni kelimelerin bazıları takdiri irab olur.
    c- “vâv” harfi fetha yerine irab işareti olur.                                  
    d- “ye” harfi fetha veya kesre yerine irab işareti olur.

    10- Aşağıdaki hangi irab isimleriyle irab işaretlerinin eşleştirmeleri doğrudur:

    a- Ref işaret: “vav” –  “elif” – “ye”                                                    
    b- Nasb işaret: “elif” – “ye” – “fetha” “kesre”

    c- Cer işareti:  “ye” – “fetha” – “vav”                                              
    d- Cezm işareti: “harekenin hazfi” – “nun harfinin varlığı”

  • Sayıların Temyizi

    Temyiz اَلتَّمْيِيزُ

    Bir rıtl (450 gr.) üzüm satın aldım.  اِشْتَرَيْتُ رِطْلاً عِنْبًا.
    Çocuk bir bardak süt içti. شْرِب  الْوَلَدُ كَأْسًّا لَبْنًا.
    Bir karış toprağa sahip değilim. لاَ أَمْلِكُ شِبْرًا أَرْضًا.

    Yukarıda da görüldüğü gibi temyîz, kendisinden önce geçen mübhem
    (mânâsı açık olmayan) bir ismin mânâsına açıklık getiren câmid, nekre bir
    isimdir. (Harf-i cerli ve izâfetle gelmediği müddetçe) mansûbdur.
    Temyîzin mânâsını açıkladığı kelimeye Mümeyyez  denir:
    لا أَمْلِكُ                   شِبْرًا                أَرْضًا.
    Temyîz    Mümeyyez

    Temyîzin cümle içindeki durumu, mümeyyezine göredir.  Mümeyyez
    ikiye ayrılır:
    1-Melfuz mumeyyez (ُالْمُمَيِّرُ الْمَلْفُوظ Soylenmis, cumlede gorulen
    mümeyyez).
    2-Melhuz mumeyyez (ُالْمُمَيَّزُ الْمَلْحُوظ Disunulen, cumlede acik
    olarak görülemeyen mümeyyez).

    Temyîzin tarifi şöyledir: Temyîz, müphem (kapalı) olan isim (zat) veya nispeti (cümleyi) açıklamak için zikredilen nekre isimdir. شَاهَ دْتُ ثَلاَثِينَ سَائِحًا (Otuz turist gördüm) cümlesinde müphem olan isim (zat), ثَلاَثِينَ sayısıdır.

    ثَلاَثِينَ ,سَائِحًا deki kapalılığı giderdiği için temyîzdir. “Otuz” kelimesi, muhatabın zihninde sayılan şeyin ne olduğu konusunda bir açıklık sağlamaz. Bunu muhatabın zihninde netleştirecek bir kelime zikrederiz ki, bu kelimeye temyîz denir. طَابَتِ القَرْيَةُ هَوَاء (Köy hava yönünden iyidir/Köyün havası iyidir) cümlesinde هَوَاء cümledeki kapalılığı giderdiği için temyîzdir. Müphem olana da mümeyyez denilir.


    Mümeyyez iki çeşittir:

    a. Melfûz (telaffuz edilen) mümeyyez: Bu, temyîzden önce zikredilen zâhir (açık) müphem isimdir. Yukardaki örnekte geçen ثَلاَثِينَ melfuz mümeyyezdir.

    Sayı ve Temyîzi

    اَلأَعْدَادُ وَتَمْيِيزُهَا

    b. Melhûz (anlaşılan) mümeyyez: Bu, zikredilmeyen ama konuşmadan anlaşılandır. طَابَتِ القَرْيَةُ هَوَاء (Köy hava yönünden iyidir/Köyün havası iyidir) cümlesinde mümeyyez, melhûzdur.

    Dört çeşit melfûz mümeyyez vardır:

    a. Ağırlık ölçüleri. Örnek: اِشْتَرَيْتُ جِرَامًا ذَهَبًا (Bir gram altın satın aldım).

    b. Hacim ölçüleri. Örnek: شَرِبْتُ كُوبًا مَاء (Bir bardak su içtim).

    c. Uzunluk ve alan ölçüleri. Örnek: بَاعَنِي التَّاجِرُ مِتْرًا صُوفًا (Tacir bana bir metre yün sattı).

    d. Sayılar.

    Sayılar ve temyîzleri ileriki sayfalarda ayrıntılı olarak anlatılacaktır.

    Dil  Bilgisi Sayı  ve Temyizi

    Arapçada sayı ismine العَدَد , sayılan kelimeye de الم عْدُود denilir. الم عْدُود , temyîz dediğimiz kelimedir. فِي الحَدِيقَة خمَْسَ عَشْرَةَ شَجَرَةً Bahçede on beş ağaç vardır.

    Mesela burada خمس عشرة aded, شجرةً de sayısı belirlenen nesnedir (madûddur).

    Sayılar dört kısma ayrılır:

    a. Müfred sayılar: 1den 10a kadar olanlar.

    b. Mürekkep (bileşik) sayılar: 11den 19a kadar olan sayılar.

    c. Ukûd: 20, 30, 40, 50, 60, 70, 80, 90 sayıları.

    d. Atıflı (matûf) sayılar: 21 ve 99 gibi iki sayının arasına atıf vavı getirilereks öylenen sayılar.

    Arapça sayılarda, ayrıca müzekkerlik müenneslik sözkonusudur.
    Arapçada 1 ve 2 Sayıları

    Müzekker için kullanılanlar:

    İlahınız tek bir ilahtır . 1. وَاحِدٌ إَلهَكُُمْ إِلَهٌ وَاحِدٌ

    Fakülteye iki görevli geldi . 2. اِثْنَانِ وَصَلَ إِلَى الْكُلِّيَّةِ مُوَظَّفَانِ اثْنَانِ

    Müennes için kullanılanlar:

    Babamın bir arabası var . 1. وَاحِدَة لِوَالِدِي سَيَّارَةٌ وَاحِدَة

    Onun iki eli var 2. اِثْنَتَانِ لَهُ يَدَانِ اثْنَتَانِ

    Onun sadece iki çiçeği var. لَهُ زَهْرَتَانِ اثْنَتَانِ

    3 ile 10 Arasındaki Sayılar

    Müzekker için kullanılanlar:

    Onların bekleme süreleri üç aydır 3. ثَلاَثَة فَعِدَّتُهُنَّ ثَلاثَةُ أَشْهُرٍ

     

    Öyleyse dört kuş tut 4. أَرْبَعَة فَخُذْ أَرْبَعَةً مِّنَ الطَّيْرِ

    Beş kitap satın aldım 5. خمَْسَةٌ اِشْتَرَيْتُ خمَْسَةَ كُتُبٍ

    Şehirde altı gün geçirdim 6. سِتَّةٌ أَمْضَيْتُ فِي الْمَدِينَةِ سِتَّةَ أَيَّامٍ

    Yedi mektup gönderdim 7. سَبْعَة أَرْسَلْتُ سَبْعَةَ خِطَابَاتٍ

    Sekiz adam geldi 8. ثَمَانِيَة جَاءَ ثَمَانِيَةُ رِجَالٍ

    Kurandan dokuz cüz okudum 9. تِسْعَة قَرَأْتُِ تسْعَةَ أَجْزَاءٍ مِنَ القُرْآنِ

    On kişi gördüm 10 . عَشَرَةٌ رَأَيْتُ عَشَرَةَ رِجَالٍ

    Müennes için kullanılanlar:

    Dairenin üç balkonu var 3. ثَلاَتٌ لِلشَّقَّةِ ثَلاَثُ شُرَفٍ

    Şehirde dört saat 4. أَرْبَعٌ أَمْضَيْتُ فِي الْمَدِينَةِ أَرْبَعَ سَاعَاتٍ geçirdim

    Bu bilgin beş dil konuşuyor 5. خمَْسٌ يَتَكَلَّمُ هَذَ العَالِمُ خمَْسَ لُغَاتٍ

    İmtihanda altı kız öğrenci 6. سِتٌّ نَجَحَتْ سِتُّ طَالِبَاتٍ فِي الاِمْتِحَانِ başarılı oldu

    Yedi sayfa düzelttim 7. سَبْعٌ صَحَّحْتُ سَبْعَ صَفَحَاتٍ

    Hoca sekiz konferans verdi 8. ثَمَانٍ أَلْقَى الأُسْتَاذُ ثَمَانِيَ مُحَاضَرَاتٍ

    Dokuz araba kiraladık 9. تِسْعٌ اِسْتَأْجَرْنَا تِسْعَ سَيَّارَاتٍ

    Yazın on şehri ziyaret ettim 10 . عَشْرٌ زُرْتُ فِي الصَّيْفِ عَشْرَ مُدُنٍ

    11 ile 19 Arasındaki Sayılar

    Müzekker için kullanılanlar:

    Futbol takımı on bir oyuncudan 11 . أحَدَ عَشَرَ يَتَكَوَّنُ فَرِيقُ كُرَةِ القَدَمِ مِنْ أَحَدَ عَشَرَ لاَعِبًا oluşur.

    On iki adam geldi 12 . إثنَا عَشَرَ جَاءَ اِثْنَا عَشَرَ رَجُلاً

    Şu ana kadar on üç köprü 13 . ثَلاَثَةَ عَشَرَ أُنْشِأَتْ ثَلاَثَةَ عَشَرَ جِسْرًا حَتَّى الآنَ yapıldı

    Onu on dört ay bekledim 14 . أَرْبَعَةَ عَشَرَ اِنْتَظَرْتُهُ أَرْبَعَةَ عَشَرَ شَهْرًا

    On beş soruya cevap verdim 15 . خمَْسَةَ عَشَرَ أَجَبْتُ عَنْ خمَْسَةَ عَشَ رَ سُؤَالا

    Salonda on altı dinleyici var 16 . سِتَّةَ عَشَرَ فِي القَاعَةِ سِتَّةَ عَشَرَ مُسْتَمِعًا

    On yedi bakan bir araya geldi 17 . سَبْعَةَ عَشَرَ اِجْتَمَعَ سَبْعَةَ عَشَرَ وَزِيرًا

    Sınıfın kitaplığnda on sekiz kitap 18 . ثَمانِيةَ عَشَرَ فِى مَكْ تَبَةِ الفَصْلِ ثمانيةَ عَشَرَ كِتَابًا var

    Sınıfın kitaplığında on dokuz 19 . تِسْعَةَ عَشَرَ فِى مَكْتَبَةِ الفَصْلِ تِسْعَةَ عَشْرَةَ قِصَّةً hikaye var

    Müennes için kullanılanlar:

    Satıcıda on bir tavuk var. 11 . إِحْدَى عَشْرَةَ عِنْدَ البَائِعِ إِحْدَى عَشْرَةَ دَجَاجَة

    Ondan on iki pınar fışkırdı 11 . إِثْنَتَا عَشْرَةَ فَانفَجَرَتْ مِنْ هُ اثْنَتَا عَشْرَةَ عَيْن اً

    O on üç yaşındadır 13 . ثَلاَثَ عَشْرَةَ عُمْرُهُ ثَلاَثَ عَشْرَةَ سَنَة

    Apartmanın önünde 14 genç kız var 14 . أَرْبَعَ عَشْ رَةَ أَمَامَ العِمَارَةِ أَرْبَعَ عَشْرَةَ فَتَاةً

    Bu kitaptan on beş sayfa 15 . خمَْسَ عَشْرَةَ قَرَأْنَا خمَْسَ عَشْرَةَ صَفْحَةً مِنْ هَذَا الكِتَابِ okuduk

    Bu apartmanda on altı daire var 16 . سِتَّ عَشْرَةَ فِي هَذِهِ العِمَارَةِ سِتَّ عَ شْرَةَ شَقَّة

    Bu hastanede 17 bayan doktor 17 . سَبْعَ عَشْرَةَ فِي هَذَا الْمُسْتَشْفَى سَبْعَ عَشْرَةَ طَبِيبَة var

    Bu otobüste on sekiz bayan yolcu 18 . ثَمَانيَ عَشْرَةَ فِي هَذِهِ الحَْافِلَةِ ثَمَانيَ عَشْرَةَ رَاكِبَة var

    On dokuz yaşındayım 19 . تِسْعَ عَشْرَةَ سِنِّي تِسْعَ عَشْرَةَ سَنَة

    11 ile 19 arasındaki sayılar feth üzere mebnîdirler. Temyîzleri de müfred, mansub ve nekre olarak gelir.

    d.Müzeyi on üç erkek ziyaret etti.

     

    e.On dört kitap tercüme ettim.

    f.On beş turist geldi.

    g.On altı öğrenci başarılı oldu.

    h.On yedi kız mezun oldu.

    i.On sekiz balık avladım.

    j.On dokuz öğrenci derse geç kaldı.

    Ukûd (onarlı sayılar) şunlardır:

    Bu sınıfta yirmi kız öğrenci var 20 . عِشْرُون فِي هَذَا الفَصْلِ عِشْرُونَ طَالِ بَة

    Otuz kitap kayboldu 30 . ثَلاَثُونَ ضَ اعَتْ ثَلاثُونَ كِتَابًا

    Kırk oyuncu ödül kazandı 40 . أَرْبَعُونَ فَازَ أَرْبَعُونَ لاَعِبًا بِالجَْائِزَةِ

    Elli erkek geldi 50 . خمَْسُونَ حضَرَ خمَْسُونَ رَجُلا

    Hastanede altmış hemşire var 60 . سِتُّونَ فِي الْمُسْتَشْفَى سِتُّونَ مُمَ رضَة

    Programda yetmiş gezi var 70 . سَبْعُونَ فِي البَرْنَامَجِ سَبْعُونَ رِحْلَة

    Listede seksen isim var 80 . ثَمَانُونَ فِي القَائِمَةِ ثَمَانُونَ اسْمًا

    Şehirde doksan cadde var 90 . تِسْعُونَ فِي الْمَدِينَةِ تِسْعُونَ شَارِعًا

    11 ile 99 arasındaki sayıların temyîzi müfred mansub olduğu gibi, ukûdun  temyîzi de aynıdır. Temyîzleri, müzekker de olsa müennes de olsa, bunlar değişmez. İrab yönünden ukûd sayıları da cemi müzekker salim gibidir.

    Geziye yirmi erkek öğrenci katıldı. اِشْتَرَكَ فِي الرِّحْلَةِ عِ شْرُونَ طَالبًا

    Onlar otuz saat içinde seksen cüneyh harcadılar. أَنْفَقُوا ثَمَانِينَ جُنَيْهًا فِي ثَلاَثِينَ سَاعَة

    Matuf (Atıflı) Sayılar ve Temyizleri

    Müzekkerin kullanımına örnekler:

    Fırında yirmi bir ekmek var 21 . وَاحِدٌ وَعِشرُونَ فِي الْمَخْبَزِ وَاحِدٌ وَعِشْرُونَ خُبْزًا

    Anaokulunda 32 çocuk var 32 . اِثْنَانِ وَثَلاثُونَ فِي رَوْضَةِ الأَطْفَالِ اِثْنَانِ وَثَلاثُونَ طِفْلا

    Havuzda kırk üç yüzücü var 43 . ثَلاَثَةٌ وَأَرْبَعُونَ فِي الحَْوْضِ ثَلاَثَةٌ وَأَرْبَعُونَ سَابِحًا

    Babam elli dört yaşındadır 54 . أَرْبَعَةٌ وَخمَْسُونَ عُمْرُ وَالِ دي أَرْبَعَةٌ وَخمَْسُونَ عَامًا

    Dedem altmış beş yaşındadır 65 . خمَْسَةٌ وَسِتُّونَ عُمْرُ جَدِّي خمَْسَةٌ وَسِتُّونَ عَامًا

    Ormanda yetmiş altı aslan var 76 . سِتَّةٌ وَسَبْعُونَ فِي الغَابَةِ سِتَّةٌ وَسَبْعُونَ أَسَدًا

    Kütüphanede 87 sandalye var 87 . سَبْعَةٌ وَثَمَانُونَ فِي الْمَكْتَبَةِ سَبْعَةٌ وَثَمَانُونَ كُرْسِيًّا

    Müzede 98 ziyaretçi var 98 . ثَمانيةٌ وتِسعُونَ فِي الْمُتْحَفِ ثَمانيةٌ وتِسعُونَ زَائِرًا

    Allahın doksan dokuz ismi var 99 . تِسْعَةٌ وَتِسْعُونَ لِلَّ ه تِسْعَ ةٌ وَتِسْعُونَ اسْمًا

    Müennesin kullanımına örnekler:

    21 kız öğrenci başarılı 21 . وَاحِدَةٌ (إِحْدَى) وَعِشْرُونَ نَجَحَتْ وَاحِدَةٌ (إِحْدَى) وَعِشْرُونَ طَالِبَة oldu

    Otuz iki gece geçti 32 . اِثْنَتَانِ وَثَلاَثُونَ مَضَتْ اِثْنَتَانِ وَثَلاَثُونَ لَيْلَة

    Okulda 43 bayan öğretmen var 43 . ثَلاَثٌ وَأَرْبَعُونَ فِي الْمَدْرَسَةِ ثَلاَثٌ وَأَرْبَعُونَ مُعَلِّمَة

    Gümrükte elli dört kamyon var 54 . أَرْبَعٌ وَخمَْسُونَ فِي الجُْمْرُكِ أَرْبَعٌ وَخمَْسُونَ شَاحِنَة

    Ağda altmış beş balık var 65 . خمَْسٌ وَسِتُّونَ فِي الشَّبَكَةِ خمَْسٌ وَسِتُّونَ سَمَكَة

    Annem yetmiş altı yaşındadır 76 . سِتٌّ وَسَبْعُونَ عُمْرُ وَالِدَتِي سِتٌّ وَسَبْعُونَ سَنَة

    Anaokulunda 87 kız öğrenci var 87 . سَبْعٌ وَثَمَانُونَ فِي رَوْضَةِ الأَطْفَالِ سَبْعٌ وَثَمَانُونَ طِفْلَة

    Salonda 98 bayan dinleyici var 98 . ثَمَانٍ وَتِسْعُونَ فِي القَاعَةِ ثَمَانٍ وَتِسْعُونَ مُسْتَمِعَة

    Sandıkta doksan dokuz portakal 99 . تِسْعٌ وَتِسْعُونَ فِي الصُّنْدُوقِ تِسْعٌ وَتِسْعُونَ بُرْتُقَالَة var 12, 62 ve 72 gibi atıflı sayılarda, temyîz ile birler basamağı müzekkerlik müenneslik yönünden uyum içinde olur.

    On iki erkek ve on iki bayan doktor mezun oldu تخَرَّجَ اِثْنَا عَشَرَ طَبِيبًا واثْنَتَا عَشْرَةَ طَبِيبَة

    62 erkek yarışmacı yola çıktı اِنْطَلَقَ اثْنَانِ وَسِتُّونَ مُتَسَابِقًا

    72 sayfa yazdım كَتَبْتُ اثْنَتَيْنِ وَسَبْعِينَ صَفْحَة

    24, 47, 57 ve 86 gibi sayıların temyîzi ile birler basamağı zıt cinste olur.

    Aşağıda bunlarla ilgili örnekler vardır:

    Bir günde 24 saat vardır فِي الْيَوْمِ أربَعٌ وعِشْرُونَ سَاعَة

    Bunlar, 47 defterdir هَذِهِ سَبْعَةٌ وَأَرْبَعُونَ دَفْتَرًا

    57 erkek öğrenci gördüm رَأَيْتُ سَبْعَةً وَخمَْسِينَ طَالِبًا

    86 kız öğrenciye rastladım مَرَرْتُ بِسِتٍّ وَثَمَانِينَ طَالِبة

    100, 1000 ve Bunların Katları

    a. Hem 100 hem 1000 sayısının tesniyelerinin ve sadece 1000in ceminin (çoğulunun) temyîzi müfred ve mecrûr olur.

    Yüz çocuk geldi 100 . مِائَة جَاءَ مِائةُ وَلَدٍ

    İki yüz misafir geldi 200 . مِائَتَانِ حَضَرَ مِائَتَا ضَيْفٍ

    Üç yüz misafir geldi 300 . ثَلاثُمِائَةٍ حَضَرَ ثَلاثُمِائَة ضَيْفٍ

    Dört yüz misafir geldi 400 . أرْبَعُمِائَةٍ حَضَرَ أَرْبَعُمِائَةِ ضَيْفٍ

    Beş yüz misafir geldi 500 . خمَْسُمِائَةٍ حَضَرَ خمَْسُمِائَةِ ضَيْفٍ

    Altı yüz misafir geldi 600 . سِتُّمِائَةٍ حَضَرَ سِتُّمِائَةِ ضَيْفٍ

    Yedi yüz misafir geldi 700 . سَبْعُمِا ئَةٍ حَضَرَ سَبْعُمِائَةِ ضَيْفٍ

    Sekiz yüz misafir geldi 800 . ثَمَانِمِائَةٍ حَضَرَ ثَمَانِمِائَةِ ضَيْفٍ

    Dokuz yüz misafir geldi 900 . تِسْعُمِائَةٍ حَضَرَ تِسْعُمِائَةِ ضَيْفٍ

    Bin turist geldi 1000 . أَلْفٌ جَاءَ أَلْفُ سَائِ ح

    İki bin turist geldi 2000 . أَلْفَانِ جَاءَ أَلْفَا سَائِ ح

    Üç bin turist geldi 3000 . ثَلاَثَةُ آلاَفٍ جَاءَ ثَلاَثَةُ آلاَفِ سَائِحٍ

    Dört bin turist geldi 4000 . أَرْبَعَةُ آلاَفٍ جَاءَ أَرْبَعَةُ آلاَفِ سَائِحٍ

    Beş bin turist geldi 5000 . خمَْسَةُ آلاَفٍ جَاء خمَْسَ ةُ آلاَفِ سَائِحٍ

    Altı bin turist geldi 6000 . سِتّةُ آلاَفٍ جَاءَ سِتّة آلاَفِ سَائِحٍ

    Yedi bin turist geldi 7000 . سَبْعَةُ آلاَفٍ جَاءَ سَبْعَةُ آلاَفِ سَائِحٍ

    Sekiz bin turist geldi 8000 . ثَمَانِيَةُ آلاَفٍ جَاءَ ثَمَانِيَةُ آلاَفِ سَائِحٍ

    Dokuz bin turist geldi 9000 . تِسْعَةُ آلاَفٍ جَاءَ تِسْعَةُ آلاَفِ سَائِحٍ

    On bin turist geldi 10000 . عَشَرَةُ آلاَفٍ جَاءَ عَشَرَةُ آلاَفِ سَائِحٍ

    Yüz bin turist geldi 100000 . مِائَةُ أَلْفٍ جَاءَ مِائَةُ أَلْفِ سَائِحٍ

    Bir milyon turist geldi 1000000 . مِلْيُونٌ جَاءَ مِلْيُونُ سَائِ ح

    b. 100, 1000 ve katlarının temyîzi, izafetle müfred mecrûr olur. Temyîzleri müzekker veya müennes olsa da, 100 ve 1000 sayılarında değişiklik olmaz.

    Yüz çocuk geldi جَاءَ مِائةُ وَلَدٍ

    Havalanında yüz uçak var فِي الْمَ طَارِ مِائَةُ طَائِرَةٍ

    Yüz yıl kaldın لَبِثْتَ مِئَةَ عَامٍ

    Bin turist geldi وَصَلَ أَلْفُ سَائِحٍ

    Bin kız öğrenci müzeyi gezdi زَارَتْ أَلْفُ طَالِبَةٍ الْمُتْحَفَ

    Şehirde yüz bin öğrenci var فِي الْمَدِينَةِ مِائَةُ أَلْفِ طَالِبٍ

    Kütüphanede üç bin kitap var فِي الْمَكْتَبَةِ ثَلاَثَةُ آلاَفِ كِتَابٍ

    Bin asker gördüm رَأَيْتُ أَلْفَ جُنْدِيٍّ

    İki yüz misafir geldi حَضَرَ مِائَتَا ضَيْفٍ

    Saraya iki bin turist geldi وَصَلَ القَصْرَ أَلْفَا سَائِحٍ

    İki yüz ağaç diktim غَرَسْتُ مِائ تَيْ شَجَرَةٍ

    İki yüz muhtaca sadaka verdim تَصَدَّقْتُ عَلَى مِائَتَيْ مُحْتَاجٍ

    İki bin ağaç diktik غَرَسْنَا أَلْفَيْ شَجَرَةٍ

    100 ve 1000 sayısı, atıflı olarak başka bir sayıyla söylenirse, temyîz en

    son söylenen sayıya uyar. Mesela, 125 sayısını şöyle söyleriz:

    جَاءَ مِائَةٌ وخمَْسَةٌ وعِشْرُونَ رَجُلا / جَاءَ خمَْسَةٌ وعِشْرُونَ ومِائَةُ رَجُلٍ

    Yüz yirmi beş adam geldi

    فِي السَّنَةِ ثَلاَثُمِائَةٍ وخمَْسَةٌ وسِتُّونَ يَوْمًا / فِي السَّنَةِ خمَْسَةٌ وسِتُّونَ وثَلا ثُمِائَةِ يَوْمٍ

    Bir yılda 365 gün vardır

    فِي الْمَدِينَةِ أَلْفٌ وتِسْعُمِائَةٍ وأَرْبَعَةٌ وعِشْرُونَ رَجُلاً / في الْمَدِينَةِ أَرْبَعَةٌ وعِشْرُونَ وتِسْعُمِائَةٍ وأَلْفُ رَجُلٍ

    Şehirde 1924 adam vardır

    فِي الْمَكْتَبَةِ ثَلاَثَةٌ وأَرْبَعُونَ وثَمَانِم ائَةٍ وأَلْفَا كِتَابٍ / فِي الْمَكْتَبَةِ أَلْفَانِ وثَمَانِمِائَةٍ وثَلاَثَةٌ وأَرْبَعُونَ كِتَابًا

    Kütüphanede 2843 kitap vardır

    Milyon ve milyar sayıları, yüz ve bin gibidir. Temyîzleri de izafetle müfred mecrur olur.

    Başkentte bir milyon kişi vardır فِي العَاصِمَةِ مِلْيُونُ (أَ لْفُ أَلْفِ ) نَسَمَةٍ

    Çinin nüfusu bir milyarı geçti زَادَ سُكَّانُ الصِّينِ عَلَى مِلْيَارِ (بِلْيُونِ ) نَسَمَة

    Arapçada Sıra Sayıları  ( (الأَعْدَادُ التَّرْتِيبِيَّة

    Müennes Müzekker

    الأولى Birinci الأَ ول

    الثَّانِيَة İkinci ال ثَّانِي

    الثَّالِثَة Üçüncü الثَّالِث

    الرَّابِعَة Dördüncü الرَّابِع

    الخَامِسَة Beşinci الخَامِس

    السَّادِسَة Altıncı السَّادِس

    السَّابِعَة Yedinci السَّابِع

    الثَّامِنَة Sekizinci الثَّامِن

    ال تَّاسِعة Dokuzuncu التَّاسِع

    العَاشِرَة Onuncu العَاشِر

    الحَادِيَةَ عَشْرَةَ Onbirinci الحَادِيَ عَشَرَ

    الثَّانِيَةَ عَشْرَة Onikinci الثَّانِيَ عَشَرَ

    الثَّالِثَةَ عَشْرَة Onüçüncü الثَّالِثَ عَشَرَ

    العِشْرُو ن Yirminci العِشْرُونَ

    الحَادِيَةُ والعِشْرُونَ Yirmibirinci الوَاحِدُ والعِشرون

    الثَّانِيَةُ والعِشْرُونَ Yirmiikinci الثَّانِي والعِشْرُونَ

    الثَّالِثَةُ والعِشْرُونَ Yirmi üçüncü الثَّالِثُ والعِشْرُونَ

    الثَّلاَثُو ن Otuzuncu الثَّلاَثُونَ

    Yüzüncü الْمِائَة

    Bininci الأَلْفُ

    İkiyüzüncü الْمِائَتَانِ

    İkibininci الأَلْفَانِ

    Üçyüzüncü الثَّلاَثُمِئَة

    Dokuzyüzüncü التِّسْعُمِئَة

    Üçbininci الثَّلاَثَةُ آلاَفٍ

    Yirmibirinci ders . الدَّرْسُ الحَادِي والعِشْرُونَ

    Yirmibirinci kız . البِنتُ الحاديَةُ والعِشرونَ

    Onbirinci erkek çocuğu gördüm. رأيتُ الطّفلَ الحَادِيَ عَشَرَ

    Bedir savaşı hicretin ikinci yılında oldu. وَقَعَتْ مَعْرَكَةُ بَدْرٍ فِي السَّنَةِ ال ثَّانِيَةِ لِلْهِجْرَةِ

    Veda haccı onuncu yıldaydı. كَانَتْ حِجَّةُ الوَدَاعِ فِي العَامِ العَاشِرِ

    Kitabın yirmi beşinci sayfasını okudum. قرأتُ الصَّفْحَةَ الخَامِسَةَ والعِشْرِينَ مِنَ الكِتَابِ

    11le 19 arasındaki sıra sayılarının da her iki cüzü feth üzere mebnîdir.

    Bu, onaltıncı gündür. هَذَا هُوَ الْيَوْمُ السَّادِسَ عَشَرَ

    Onikinci problemi çözdüm. حَلَلْتُ الْمَسْأَلَةَ الثَّانِيَةَ عَشْرَةَ

  • Fiillerde İrab

     

    Fiillerde irab denilince aklımıza muzari fiil gelmelidir. Çünkü mazi ve emir fiillerin sonu, başlarına gelen bir edattan veya herhangi bir sebepten dolayı değişmez. Muzari bir fiil, cem-i müennesleri hariç murabdırlar, yani sonları değişir. Bu değişim, başlarına gelen cezm edatları veya nasb edatlarından dolayıdır. Fiillerde irab alametleri; ref, nasb ve cezmdir.

    Muzari fiilin ref alametleri:

    Başlarında cezm edatı veya nasb edatı bulunmayan muzari fiil ref durumunda demektir. Muzari fiilin ref alametleri damme yani ötre ve “ef’âlü-l hamse” denilen beş fiilde “nun”un bulunmasıdır.

    Ef’âlü-l hamse: Cem-i müennesler hariç, sonunda “nun” bulunan muzari fiil çekimleri demektir.

    Muzari fiili cezm eden edatlar:

    Muzari bir fiil, başına gelen cezm edatları ile cezm durumunda olur. Yani meczum olur. Muzari bir fiili cezm eden edatlar şunlardır:لَمْ ، لَمَّا ، لِ ، لاَ

    Cezm alametleri şunlardır:

    1- Sükûn, yani kelimenin sonunun cezimli olmasıdır.

    2- Ef’âlü-l hamse denilen 5 fiilde, fiillerin sonundaki “nun”un düşmesidir.

    3- Sonu illetli olan fiillerde illet harfinin düşmesidir.

    Muzari fiili nasb eden edatlar:

    Muzari bir fiil, başına gelen nasb edatlarından dolayı nasb edilir yani mensub olur. Muzari bir fiili nasb eden edatlar şunlardır: اَنْ ، لَنْ ، كَىْ ، إِذَنْ

    Nasb alametleri şunlardır:

    1- Fetha, yani kelimenin sonunun üstün olmasıdır.

    2- Ef’âlü-l hamse denilen 5 fiilde, fiillerin sonundaki “nun”un düşmesidir.

     

  • Cümlelerde İrab

     İRAB HAKKINDA DETAYLI BİLGİ

    KELİMELERİN CÜMLE İÇİNDEKİ DURUMLARINA GÖRE

     İ’RÂB HALLERİNİN ÖZETİ

    Şu ana kadar adım adım işlediğimiz konulara ait genel bir değerlendirme ve bir nevi özet mahiyetinde olarak şu sınıflamayı yapmamız i’rabın (son harfin harekesi) durumunu en iyi şekilde anlamamıza yardımcı olacaktır: 

    I) MU’RAB VE MEBNİ

    MU’RAB: Cümle içindeki yerine göre i’râbı (son harfinin harekesi değişen) kelimelerdir.

    MEBNÎ: Ne olursa olsun son harfinin harekesi değişmeyen kelimelerdir.

    رَأيْتُ هَؤُلاَءِ الرِّجَالَ.

    Bu adamları gördüm

    Yukarıdaki cümlede mef’ûlün bih olan هَؤُلاَءِ  nin sonu üstün olması gerekirken harekesi değişmemiştir.

    هُمْ مُطِيعُونَ.

    Onlar itaatkardırlar

    Bu cümlede  هُمْ mübtedâdır. Son harfi ötre okunması gerekirken sakin (cezimli) okunmaktadır.  Yani sükûn üzere mebnîdir.

    جَاءَ أَحَدَ عَشَرَ شَاباًّ.

    Onbir genç geldi

    Bu cümlede  أَحَدَ عَشَرَ  fâil olduğu için sonu ötre olması gerekirken fetha üzere mebnîdir.

    Mebnîler; lâzım ve ârız mebnîler olmak üzere ikiye ayrılır:

    1) Lâzım Mebnîler: Hangi durumda olursa olsun son harfinin harekesi değişmeyen lâzım mebnî kelimeler şunlardır:

    a) İsim olarak: 1- Zamirler, 2- İsm-i İşâretler, 3- İsm-i mevsûller 4- Şart isimleri, 5- Soru isimleri, 6- Bazı zarflar, 7- İsim Fiiller, 8- Bazı kinayeler[3], 9- Savtlar[4].

    b) Fiil olarak: Mâzî ve emir fiilleri.

    c) Harf olarak: Bütün mana harfleri:  نَعَمْ –هَلْ – عَنْ – إلَى -فيِ- مِنْ  gibi.

     

    2) Ârız Mebnîler: Normalde mu’rab olduğu halde bazı şartlarda mebnî olan kelimelerdir. Bunlar; 1- Bazı münâdâlar, 2- (11-19) arası sayı isimleri, 3) Umûmî olumsuzluk bildiren (لاَ) nın ismi, 4- Bileşik isim ve zarflar, 5- Cümleye muzaf olan zarflar, 6- Nûnu nisve’nin birleştiği muzâri fiiller (يَكْتُبْنَ gibi) ve 7- Te’kit nûnunun birleştiği muzâri fiillerdir. Konular içinde ayrıntılı olarak geçtiği için burada başlıklar verilmiştir.

    II) MA’RİFE-NEKRE

    MA’RİFE İSİMLER: Belirli (muayyen) birşeyi gösteren isimlerdir ve şunlardır:

    1- Alem (özel) isimler,

    2- Harf-i tarifli isimler,

    3- Zamirler,

    4- İsm-i işâretler,

    5- İsm-i mevsûller,

    6- İzâfetle marifelik kazanan isimler,

    NEKRE İSİMLER: Belirsiz bir şeyi gösteren isimdir. (قَلَمٌ) bir kalem gibi.

    III) MERFÛLAR

    Ref (ötre ya da zamme) halindeki kelime ve cümleler şunlardır:

    1- Fâil,

    2- Nâib-i Fâil,

    3- Mübtedâ,

    4- Haber,

    5- Kâne’nin ismi,

    6- İnne’nin Haberi,

    7- Leyse’ye benzeyen harflerin ismi,

    8- Umûmî olumsuzluk bildiren (لاَ) nın haberi,

    9- Önünde nasb ve cezm edatı bulunmayan muzâri fiil.

    IV) MANSÛBLAR

    Nasb (üstün) haldeki kelime ve cümleler şunlardır:

    1- Mef’ûlün mutlak,

    2- Mef’ûlün bih,

    3- Mef’ûlün fîh,

    4- Mef’ûlün leh (lieclih),

    5- Mef’ûlün maah,

    6- Hâl,

    7- Temyîz,

    8- Müstesnâ,

    9- Kâne’nin Haberi,

    10- İnne’nin ismi,

    11- Umûmî olumsuzluk bildiren (لاَ) nın ismi,

    12- Leyse’ye benzeyen harflerin haberi,

    13- Başında nasb edatı bulunan muzârî fiil.

    V) MECZÛMLAR

    Bazı edat ve sebepler dolayısıyla cezm halinde olan kelimeler şunlardır:

    1- Açık ya da gizli başında cezm edatı bulunan muzâri fiil,

    2- Mahallen meczûm olan fiil ve cümleler.

    VI) MECRÛRLAR

    Başında bulunan kelime veya harflerle mecrûr (esre) olan isim ve tâbiler şunlardır:

    1- Muzâfun ileyh,

    2- Harf-i cerli isim.

    VII) TÂBİLER (UYANLAR)

    Kendi başına müstakil bir harekesi olmayıp kendinden önceki kelimenin harekesine uyan kelimeler şunlardır:

    1- Sıfat,  2- Te’kid,  3- Bedel,   4- Atıf.

  • Münada Arapça Dersleri

     

    MÜNÂDÂ

                Arapça’da karşı tarafa hitap ederken nidâ harfleri dediğimiz şu harflerle hitap edilir:

    أَ

    أَيْ

    هَياَ

    أَ ياَ

    ياَ

    أَيُّهاَ

    أَيَّتُهاَ

     

     

     

    En çok kulanılanı أَ, ياَ ve أَ ياَ dır.

    Kendisine ünlenen, nidâ edilen kişiyi gösteren kelimeye münâdâ denir. 

    Münâdâ şu durumlarda merfû olur ve tenvin almaz:

    1-Tek kelimeden ibaret olan özel isim ise;

    ياَ صاَدِقُ

    Ey Sâdık!

    ياَ عَلِيُّ

    Ey Ali!

    ياَ يُوسُفُ

    Ey Yusuf[2]!

    ياَ زَيْنَبُ

    Ey Zeyneb!

    2- Nekre olmakla beraber ismi söylenmeksizin bizzat karşısındaki belli kişilere hitap ediyorsa (nekre-i maksûde)

     

     (أَ رَجُلُ!) ياَ رَجُلُ!

    ياَ رَجُلاَنِ!

    ياَ نَبِيُّونَ!

    ياَ تَلاَمِيذُ!

    Ey adam!

    Ey iki adam!

    Ey peygamberler!

    Ey öğrenciler!

    ياَ رِجاَلُ!

    ياَ لاَعِبُونَ!

    ياَ وَلَدُ!

    مُسْلِمُونَ! ياَ

    Ey adamlar!

    Ey oyuncular!

    Ey çocuk!

    Ey müslümanlar!

    3- Münâdânın başında harf-i tarif (اَلْ) varsa önüne müzekker için أَيُّهاَ, müennes için أَيَّتُهاَ getirilir.

    ياَ أَيُّهاَ الْوَلَدُ!

    Ey çocuk!

    ياَ أَيُّهاَ الَّذِينَ آمَنُوا!

    Ey iman edenler[3]

    ياَ أَيُّهاَ الناَّسُ!

    Ey insanlar!

    ياَ أَيُّهاَ الْمُؤْمِنُونَ!

    Ey mü’minler!

    ياَ أَيَّتُهاَ الْكاَفِراَتُ!

    Ey inanmayanlar (müe) !  

    ياَ أَيَّتُهاَ الْمُؤْمِناَتُ!

    Ey mü’min kadınlar !

    ياَ أَيَّتُهاَ اللاَّتِي كَفَرْنَ!

    Ey inanmayanlar! (müe)

    Not: a) Münâdâ özel isim ise veya çok yakında bulunup yakın hissedilirse bazen nida harfi hazfolur (kaldırılır, yazılmaz).

    مَحْمُودُ ! ماَذاَ تَفْعَلُ ؟

    Mahmud! Ne yapıyorsun?

    طاَهِرُ ! ماَذاَ تَقُولُ فِي هَذاَ الْأَمْر ِ؟

    Tahir! Bu mesele hakkında ne diyorsun?

    b)Münâdâ’dan sonra gelen cümleye nidâ’nın cevabı denir

    ياَ مُدَرِّسُونَ اِرْحَمُوا طُلاَّبَكُمْ!

    Ey öğretmenler! Talebelerinize merhamet edin.

    ياَ أُمُّهاَتُ اِرْحَمْنَ أَوْلاَدَكُنَّ!

    Ey anneler! Çocuklarınıza merhamet edin.

     (ياَ أَيُّهاَ)  ve (ياَ أَيَّتُهاَ) daki nidâ harfi ياَ çoğu defa hazfedilir.

    أَيُّهاَ الْوَلَدُ!

    أَيَّتُهاَ النَّفْسُ!

    c)Allah lafzının başında harf-i tarif var kabul edilir ve ياَ اَللَّهُ denilir. Çoğu zaman da duada ياَ اَللَّهُ yerine (Ey Allahım manasında)  اَللَّهُمَّ kullanılır.

     

     

    Münâdâ şu durumlarda mansûb olur:

    1-Muzaf olunca;

    ياَ عَبْدَ اللَّهِ!

    Ey Abdullah!

    ياَ رَبَّ الْعاَلَمِينَ!

    Ey alemlerin Rabbi!

    ياَ صَلاَحَ الدِّينِ!

    Ey Salâhaddîn!

    ياَ أَرْحَمَ الراَّحِمِينَ!

    Ey merhametlilerin en merhametlisi!

    ياَ حاَرِسَ الْبُسْتاَنِ!

    Ey bahçenin bekçisi!

    ياَ غَفاَّرَ الذُّنُوبِ!

    Ey günahların bağışlayıcısı!

    ياَ اِخْوَتَناَ!

    Ey kardeşlerimiz!

     

     
                 

    Burada örneğin ياَ عَبْدَ اللَّهِ  kelimesinde ياَ harfu nidâ, عَبْدَ münâdâ, اللَّهِ de muzafun ileyhdir.

    ياَ أَهْلَ الْكِتاَبِ لِمَ تَلْبِسُونَ الْحَقَّ بِالْباَطِلِ؟

    Ey Ehl-i Kitab! Niçin hakkı batılla karıştırıyorsunuz? (Âl-i İmran, 71)

    Not: Münâdâ yâ-i mütekellime muzaf olursa ي genellikle kesre şeklinde kısalır.

    ياَ رَبِّي

    yerine  →

    ياَ رَبِّ !

    Ey Rabbim!

    ياَ عِباَدِي

    yerine  →

    ياَ عِباَدِ !

    Ey kullarım!

    Bazen baştaki nida harfi de kalkabilir:

    ياَ رَبِّ

    yerine  →

    رَبِّ !

    Ey Rabbim!

    ياَ رَبَّناَ

    yerine  →

    رَبَّناَ !

    Ey Rabbimiz!

    2- Muzâfa benzer olunca (şibh-i muzaf)[4];

    ياَ مُساَفِراً إِلَى إِزْمِير!

    Ey İzmir’e yolcu olan!

    ياَ حَسَناً وَجْهُهُ!

    Ey yüzü güzel olan!

    ياَ طاَلِعاً جَبَلاً!

    Ey bir dağa tırmanan!

    3- Münâdâ kesin olarak belli değilse (nekre-i gayr-i maksude)[5];

    ياَ رَجُلاً خُذْ بِيَدِي!

    Ey (herhangi bir) adam! Elimi tut.

    ياَ جاَرِيَةً خُذِي بِيَدِي!

    Ey (herhangi bir) kadın! Elimi tut.

    ياَ مُسْرِعاً فِي الْعَجَلَةِ النَّداَمَةُ!

    Ey acele eden! Acelede pişmanlık vardır[6].

    ياَ غاَفِلاً وَ الْمَوْتُ يَطْلُبُهُ!

    Ey ölüm peşinde olduğu halde gafil olan!

    ياَ صاَئِمِينَ أَفْطِرُوا!

    Ey oruçlular! İftar ediniz.

    Not: Bütün cevap cümleleri sonra geldiği halde nidânın cevabı nidâdan önce gelebilir.

    تَباَرَكْتَ ياَ ذاَ الْجَلاَلِ وَ الْإِكْراَمِ!

    Sen yücelerden yücesin ey azamet ve ikram sahibi!

     

    MÜNÂDÂ İLE İLGİLİ AYETLER

    1- يَا بَنِي آدَمَ قَدْ أَنزَلْنَا عَلَيْكُمْ لِبَاسًا يُوَارِي سَوْءَاتِكُمْ وَرِيشًا وَلِبَاسُ التَّقْوَى ذَلِكَ خَيْرٌ ذَلِكَ مِنْ آيَاتِ اللّهِ لَعَلَّهُمْ يَذَّكَّرُونَ .

    (7/A’RÂF, 26). Ey Adem oğulları! Size ayıp yerlerinizi örtecek giysi, süslenecek elbise yarattık. Takvâ elbisesi… İşte o daha hayırlıdır. Bunlar Allah’ın âyetlerindendir. Belki düşünüp öğüt alırlar (diye onları indirdi).

    2- وَيَا قَوْمِ أَوْفُوا الْمِكْيَالَ وَالْمِيزَانَ بِالْقِسْطِ وَلاَ تَبْخَسُوا النَّاسَ أَشْيَاءَهُمْ وَلاَ تَعْثَواْ فِي الْأَرْضِ مُفْسِدِينَ .

    (11/HÛD, 85). Ve ey kavmim! Ölçüyü ve tartıyı adaletle yapın; insanlara eşyalarını eksik vermeyin; yeryüzünde bozguncular olarak dolaşmayın.

    3- وَجَاءَ مِنْ أَقْصَى الْمَدِينَةِ رَجُلٌ يَسْعَى قَالَ يَا قَوْمِ اتَّبِعُوا الْمُرْسَلِينَ .

    (36/YÂSÎN, 20). Derken şehrin öbür ucundan bir adam koşarak geldi. “Ey kavmim! dedi, bu elçilere uyunuz!”

    4- وَامْتَازُوا الْيَوْمَ أَيُّهَا الْمُجْرِمُونَ .

    (36/YÂSÎN, 59). “Ayrılın bir tarafa bugün, ey günahkârlar!”

    5- أَلَمْ أَعْهَدْ إِلَيْكُمْ يَا بَنِي آدَمَ أَنْ لاَ تَعْبُدُوا الشَّيْطَانَ إِنَّهُ لَكُمْ عَدُوٌّ مُبِينٌ .

    (36/YÂSÎN, 60). “Ey Adem oğulları! Size şeytana tapmayın, çünkü o sizin apaçık bir düşmanınızdır” demedim mi?

    6- يَا أَيَّتُهَا النَّفْسُ الْمُطْمَئِنَّةُ .

    (89/FECR, 27). Ey huzura kavuşmuş insan!

    7- يَا أَيُّهَا الْإِنْسَانُ إِنَّكَ كَادِحٌ إِلَى رَبِّكَ كَدْحًا فَمُلاَقِيهِ .

    (84/İNŞİKÂK, 6). Ey insan! Şüphe yok ki sen Rabbine karşı çaba üstüne çaba göstermektesin; sonunda O’na varacaksın.

    8- يَا أَيُّهَا الْإِنْسَانُ مَا غَرَّكَ بِرَبِّكَ الْكَرِيمِ .

    (82/İNFİTÂR, 6). Ey insan! İhsanı bol Rabbine karşı seni aldatan nedir?

    9- يَا أَيُّهَا الْمُدَّثِّرُ .

    (73/MÜDDESSİR, 1). Ey bürünüp sarınan (Resûlüm)!

    10- يَا أَيُّهَا الْمُزَّمِّلُ .

    (74/MÜZZEMMİL, 1). Ey örtünüp bürünen (Resûlüm)!

      

    11- يَا أَهْلَ الْكِتَابِ قَدْ جَاءَكُمْ رَسُولُنَا يُبَيِّنُ لَكُمْ كَثِيرًا مِمَّا كُنْتُمْ تُخْفُونَ مِنَ الْكِتَابِ وَيَعْفُو عَنْ كَثِيرٍ قَدْ جَاءَكُمْ مِنَ اللّهِ نُورٌ وَكِتَابٌ مُبِينٌ .

    (5/MÂİDE, 15). Ey ehl-i kitap ! Resûlümüz size Kitap’tan gizlemekte olduğunuz birçok şeyi açıklamak üzere geldi; birçok (kusurunuzu) da affediyor. Gerçekten size Allah’tan bir nur, apaçık bir kitap geldi.

    12- وَمَا لَكُمْ لاَ تُقَاتِلُونَ فِي سَبِيلِ اللّهِ وَالْمُسْتَضْعَفِينَ مِنَ الرِّجَالِ وَالنِّسَاءِ وَالْوِلْدَانِ الَّذِينَ يَقُولُونَ رَبَّنَا أَخْرِجْنَا مِنْ هَذِهِ الْقَرْيَةِ الظَّالِمِ أَهْلُهَا وَاجْعَلْ لَنَا مِنْ لَدُنْكَ وَلِيًّا وَاجْعَلْ لَنَا مِنْ لَدُنْكَ نَصِيرًا .

    (4/NİSÂ, 75). Size ne oldu da Allah yolunda ve “Rabbimiz! Bizi, halkı zâlim olan bu şehirden çıkar, bize tarafından bir sahip gönder, bize katından bir yardımcı yolla!” diyen zavallı erkekler, kadınlar ve çocuklar uğrunda savaşmıyorsunuz!

    13- وَإِذْ قَالَ لُقْمَانُ لِابْنِهِ وَهُوَ يَعِظُهُ يَا بُنَيَّ لاَ تُشْرِكْ بِاللَّهِ إِنَّ الشِّرْكَ لَظُلْمٌ عَظِيمٌ .

    (31/LOKMÂN, 13). Lokman oğluna öğüt vererek: Yavrucuğum! Allah’a ortak koşma! Doğrusu şirk büyük bir zulümdür, demişti.

     

  • Temyiz Arapça Dersleri

    TEMYİZ

    Çeşitli manalar kastedilmeye elverişli önceki isimden asıl maksadın ne olduğunu açıklamak üzere zikredilen mansûb ve nekre isme temyiz denir. Temyizin açıkladığı bir önceki isme de mümeyyez adı verilir.

    اِشْتَرَيْتُ  أُقَّةً   عِنَباً.

    Bir kilo üzüm satın aldım.
                                   Temyiz Mümeyyez  

    Bu cümlede اِشْتَرَيْتُ أُقَّةً dediğimiz zaman bunu duyan kimse أُقَّةً ile neyi kastettiğimizi yani bir kilo şeker mi, yağ mı üzüm mü satın aldığımızı anlayamaz. Her birini anlamak mümkündür. Fakat buna عِنَباً (üzüm) lafzını ilâve edecek olursak cümleden mübhemlik kalkar, dinleyen neyi kastettiğimizi anlar. Bu sebeple cümledeki عِنَباً lafzına temyiz adı verilir. أُقَّةً gibi müphem isme de mümeyyez adı verilir. Mümeyyezler melfûz ve melhûz olmak üzere ikiye ayrılır:

    a) Melfûz Mümeyyez:

    Ağırlık, hacim, alan ve sayıya delâlet eden isimlere melfûz mümeyyez denir.

    شَرِبَ الْوَلَدُ كُوباً لَبَناً.

    Çocuk bir bardak süt içti.

    باَعَنِي التاَّجِرُ مِتْراً حَرِيراً.

    Tüccar bana bir metre ipek sattı.

    فِي الشَّهْرِ ثَلاَثُونَ يَوْماً.

    Bir ayda otuz gün vardır.

    لِي شِبْرٌ اَرْضاً.

    Bir karış yerim var.

    Temyizler üç şekilde harekelenebilir: Ağırlık, hacim ve alana delalet eden mümeyyezlerin temyizlerini nasbetmek, izafet (isim tamlaması) veya (مِنْ) harf-i ceri ile cer etmek caizdir.

    شَرِبْتُ أُقَّةً مِنْ لَبَنٍ.

    شَرِبْتُ أُقَّةَ لَبَنٍ.

    شَرِبْتُ أُقَّةً لَبَناً.

                sıfat

       muzafun ileyh

             temyiz

    Bir kilo süt içtim.

    بِعْتُ قِنْطاَراً مِنْ حَطَبٍ.

    بِعْتُ قِنْطاَرَ حَطَبٍ.

    بِعْتُ قِنْطاَراً حَطَباً.

    Bir kantar odun sattım.

    عِنْدِي مِثْقاَلٌ مِنْ ذَهَبٍ.

    عِنْدِي مِثْقاَلُ ذَهَبٍ.

    عِنْدِي مِثْقاَلٌ ذَهَباً.

    Yanımda bir miskal altın var.

    شَرِبْتُ كُوباً مِنْ ماَءٍ.

    شَرِبْتُ كُوبَ ماَءٍ.

    شَرِبْتُ كُوباً ماَءً.

    Bir bardak su içtim.

    لاَ أَمْلِكُ شِبْراً مِنْ أَرْضٍ.

    لاَ أَمْلِكُ شِبْرَ أَرْضٍ.

    لاَ أَمْلِكُ شِبْراً أَرْضاً.

    Bir karış toprağa sahip değilim.

    Sayıların temyizi ise bu kaideden hariç kendi arasında kurallara tâbidir. Daha önce sayıların temyizini ders konusu olarak işlediğimiz için burada genel bir tekrar vermek hatırlama bakımından faydalı olacaktır:

    3-10 arasındaki sayıların temyizleri cem siygası ile mecrûrdur:

    اِشْتَرَيْتُ خَمْسَةَ أَقْلاَمٍ.

    Beş kalem satın aldım.

    فِي الْأُسْبُوعِ سَبْعَةُ أَياَّمٍ.

    Haftada yedi gün vardır.

    عَلَى الشَّجَرَةِ عَشْرَةُ غِرْباَنٍ.

    Ağacın üzerinde 10 karga vardır.

    11-99 arasındaki sayıların temyizi müfred olarak mansûbtur:

    رَأَيْتُ أَحَدَ عَشَرَ كَوْكَباً.

    11 yıldız gördüm.

    فِي الشَّهْرِ ثَلاَثُونَ يَوْماً.

    Ayda otuz gün vardır.

    فِي الشَّجَرَةِ إِحْدَى وَ خَمْسُونَ رُماَّنَةً.

    Ağaçta 51 nar vardır.

    100 ve 1000 sayılarının temyizi müfred olarak mecrûrdur:

    100 sayısının temyizi:

    فِي الْقاَعَةِ مِائَةُ رَجُلٍ.

    Salonda 100 adam vardır.

    رَكِبَ الْقِطاَرَ مِائَتاَ مُساَفِرٍ.

    Trene ikiyüz yolcu bindi.

    قَطَعَتِ السَّياَّرَةُ خَمْسَمِائَةِ مِيلٍ.

    Araba 500 mil katetti.

    1000 sayısının temyizi:

    فِي الْحَدِيقَةِ أَلْفُ شَجَرَةٍ.

    Bahçede bin ağaç var.

    أَرْعَى أَلْفَ شاَةٍ.

    Bin koyun güdüyorum.

    أَرْعَى أَلْفَيْ شاَةٍ.

    İki bin koyun güdüyorum.

    فِي ساَحَةِ الْأَلْعاَبِ ثَلاَثَةُ آلاَفِ شاَبٍّ.

    Oyun sahasında üç bin genç var.

    b) Melhûz Mümeyyez: Zikredilmeksizin sözün gelişinden anlaşılan mümeyyeze melhûz mümeyyez denir. Temyizi Türkçe’ye “…bakımından, ..yönünden” şeklinde tercüme edilebilir.

    طاَبَ الْمَكاَنُ هَواَءً.

    Mekân hava bakımından iyi oldu.

    طاَبَ الْمَكاَنُ cümlesini duyan mekânın bir güzelliği olduğunu anlar. Fakat bunun su bakımından mı hava bakımından mı toprak bakımından mı olduğunu kestiremez. هَواَءًkelimesini yani temyizi zikredecek olursak maksat anlaşılmış olur ve mekânın hava bakımından güzel olduğu ortaya çıkar. Melhûz mümeyyezin temyizi daima mansûbtur. Diğer örnekler:

    حَسُنَ الْوَلَدُ كَلاَماً.

    Çocuk konuşma bakımından güzel oldu.

    تَقَدَّمَ الطاَّلِبُ عِلْماً.

    Öğrenci ilim bakımından gelişti.

    إِعْتَدَلَ الرَّجُلُ قاَمَةً.

    Adam boy bakımından orta oldu.

    فاَضَ الْقَلْبُ سُرُوراً.

    Kalp sevinç bakımından doldu taştı.

    اَلْفِيلُ أَكْبَرُ مِنَ الْجَمَلِ جِسْماً.

    Fil cisim  bakımından deveden daha büyüktür.

    اَلْحَرِيرُ أَغْلَى مِنَ الْقُطْنِ قِيْمَةً.

    İpek değer bakımından pamuktan daha pahalıdır.

    اَلْعِنَبُ مِنْ أَلَذِّ أَنْواَعِ الْفاَكِهَةِ طَعْماً.

    Üzüm tat bakımından meyve türlerinin en lezzetlisidir.

    اَلْقاَهِرَةُ أَكْثَرُ مِنَ الْإِسْكَنْدَرِيَّةِ سُكاَّناً.

    Kahire nüfus bakımından İskenderiye’den daha çoktur.

    *Melhûz mümeyyezlerin temyizi ya mübtedâdan ya fâilden ya da mef’ûlün bih’ten dönmüş olur:

    اَلْمُدَرِّسُ اَكْثَرُ مِنَ الطاَّلِبِ خِبْرَةً.

    Öğretmen tecrübe bakımından öğrenciden fazladır.

    Burada خِبْرَةً kelimesi temyiz olup mübtedâdan dönmüştür. Çünkü cümlenin aslı şudur:

    خِبْرَةُ الْمُدَرِّسِ أَكْثَرُ مِنْ خِبْرَةِ الطاَّلِبِ.

    Öğretmenin tecrübesi öğrencinin tecrübesinden daha çoktur.

    طاَبَ خاَلِدٌ كَلاَماً.

    Halit konuşma bakımından iyi oldu.

    Burada كَلاَماً kelimesi temyiz olup fâilden dönmüştür. Çünkü cümlenin aslı şudur:

    طاَبَ كَلاَمُ خاَلِدٍ.

    Halit’in konuşması iyi oldu.

    زاَدَهُ اللَّهُ عِلْماً.

    Allah onu ilim bakımından artırsın[1].

    Burada عِلْماً kelimesi temyiz olup mef’ûlden dönmüştür. Çünkü cümlenin aslı şudur:

    زاَدَ اللَّهُ عِلْمَهُ.

    Allah onun ilmini arttırsın.

    *Hiçbirşeyden çevrilmeden doğrudan da gelir:

    كَفَى بِاللَّهِ شَهِيداً.

    Şâhit olarak Allah yeter.

    كَفَى بِالْمَوْتِ واَعِظاً.

    Vâiz olarak ölüm yeter.

    &&&&&&&&&&

      

    TEMYİZ İLE İLGİLİ AYETLER

    1- … وَقُلْ رَبِّ زِدْنِي عِلْمًا .

    (20/TÂHÂ, 114). … “Rabbim, benim ilmimi artır” de.

    2- إِنَّ اللَّهَ لاَ يَسْتَحْيِي أَنْ يَضْرِبَ مَثَلاً ماَ بَعُوضَةً فَمَا فَوْقَهَا فَأَمَّا الَّذِينَ آمَنُوا فَيَعْلَمُونَ أَنَّهُ الْحَقُّ مِنْ رَبِّهِمْ وَأَمَّا الَّذِينَ كَفَرُوا فَيَقُولُونَ مَاذَا أَرَادَ اللَّهُ بِهَذَا مَثَلاً يُضِلُّ بِهِ كَثِيراً وَيَهْدِي بِهِ كَثِيراً وَمَا يُضِلُّ بِهِ إِلاَّ الْفَاسِقِينَ .

    (2/BAKARA, 26). Şüphesiz Allah (hakkı açıklamak için) sivrisinek ve onun da ötesinde bir varlığı misal getirmekten çekinmez. İman etmişlere gelince, onlar böyle misallerin Rablerinden gelen hak ve gerçek olduğunu bilirler. Kâfir olanlara gelince: Allah böyle misal vermekle ne murat eder? derler. Allah onunla birçok kimseyi saptırır, birçoklarını da doğru yola yöneltir. Verdiği misallerle Allah ancak fâsıkları saptırır (çünkü bunlar birer imtihandır).

    3- وَإِذْ وَاعَدْنَا مُوسَى أَرْبَعِينَ لَيْلَةً ثُمَّ اتَّخَذْتُمُ الْعِجْلَ مِنْ بَعْدِهِ وَأَنْتُمْ ظَالِمُونَ .

    (2/BAKARA, 51). Musa’ya kırk gece (vahyetmek üzere) söz vermiştik. Sonra haksızlık ederek buzağıyı (tanrı) edindiniz.

    4- ثُمَّ قَسَتْ قُلُوبُكُمْ مِنْ بَعْدِ ذَلِكَ فَهِيَ كَالْحِجَارَةِ أَوْ أَشَدُّ قَسْوَةً وَإِنَّ مِنَ الْحِجَارَةِ لَمَا يَتَفَجَّرُ مِنْهُ الأَنْهَارُ وَإِنَّ مِنْهَا لَمَا يَشَّقَّقُ فَيَخْرُجُ مِنْهُ الْمَاءُ وَإِنَّ مِنْهَا لَمَا يَهْبِطُ مِنْ خَشْيَةِ اللّهِ وَمَا اللّهُ بِغَافِلٍ عَمَّا تَعْمَلُونَ .

    (2/BAKARA, 74). (Ne var ki) bunlardan sonra yine kalpleriniz katılaştı. Artık kalpleriniz taş gibi yahut daha da katıdır. Çünkü taşlardan öylesi var ki, içinden ırmaklar kaynar. Öylesi de var ki, çatlar da ondan su fışkırır. Taşlardan bir kısmı da Allah korkusuyla yukardan aşağı yuvarlanır. Allah yapmakta olduklarınızdan gafil değildir.

    5- صِبْغَةَ اللّهِ وَمَنْ أَحْسَنُ مِنَ اللّهِ صِبْغَةً وَنَحْنُ لَهُ عَابِدونَ .

    (2/BAKARA, 138). Allah’ın (verdiği) rengiyle boyandık. Allah’tan daha güzel rengi kim verebilir? Biz ancak O’na kulluk ederiz (deyin).

    6- فَإِذَا قَضَيْتُمْ مَنَاسِكَكُمْ فَاذْكُرُوا اللّهَ كَذِكْرِكُمْ آبَاءَكُمْ أَوْ أَشَدَّ ذِكْرًا فَمِنَ النَّاسِ مَنْ يَقُولُ رَبَّنَا آتِنَا فِي الدُّنْيَا وَمَا لَهُ فِي الآخِرَةِ مِنْ خَلاَقٍ .

    (2/BAKARA, 200). Hac ibadetlerinizi bitirince, babalarınızı andığınız gibi, hatta ondan daha kuvvetli bir şekilde Allah’ı anın. İnsanlardan öyleleri var ki: Ey Rabbimiz! Bize dünyada ver, derler. Böyle kimselerin ahiretten hiç nasibi yoktur.

    7- وَمَنْ يَبْتَغِ غَيْرَ الإِسْلاَمِ دِينًا فَلَنْ يُقْبَلَ مِنْهُ وَهُوَ فِي الآخِرَةِ مِنَ الْخَاسِرِينَ .

    (3/ÂL-İ İMRÂN, 85). Kim, İslâm’dan başka bir din ararsa, bilsin ki kendisinden (böyle bir din) asla kabul edilmeyecek ve o, ahirette ziyan edenlerden olacaktır.

     

     

     

    8- وَاللّهُ أَعْلَمُ بِأَعْدَائِكُمْ وَكَفَى بِاللّهِ وَلِيًّا وَكَفَى بِاللّهِ نَصِيرًا .

    (4/NİSÂ, 45). Allah düşmanlarınızı sizden daha iyi bilir. Gerçek bir dost olarak Allah yeter, bir yardımcı olarak da Allah kâfidir.

    9- اُنْظُرْ كَيفَ يَفْتَرُونَ عَلَى اللّهِ الكَذِبَ وَكَفَى بِهِ إِثْمًا مُبِينًا .

    (4/NİSÂ, 50). Bak, nasıl da Allah üzerine yalan uyduruyorlar; apaçık bir günah olarak bu (onlara) yeter!

    10- فَمِنْهُمْ مَنْ آمَنَ بِهِ وَمِنْهُمْ مَنْ صَدَّ عَنْهُ وَكَفَى بِجَهَنَّمَ سَعِيرًا .

    (4/NİSÂ, 55). Onlardan bir kısmı (İbrâhim’e) inandı, kimi de ondan yüz çevirdi; (onlara) kavurucu bir ateş olarak cehennem yeter.

    11- وَمَنْ يُطِعِ اللّهَ وَالرَّسُولَ فَأُولَئِكَ مَعَ الَّذِينَ أَنْعَمَ اللّهُ عَلَيْهِمْ مِنَ النَّبِيِّينَ وَالصِّدِّيقِينَ وَالشُّهَدَاءِ وَالصَّالِحِينَ وَحَسُنَ أُولَئِكَ رَفِيقًا {4/69} ذَلِكَ الْفَضْلُ مِنَ اللّهِ وَكَفَى بِاللّهِ عَلِيمًا.

    (4/NİSÂ, 69, 70). Kim Allah’a ve Resûl’e itaat ederse işte onlar, Allah’ın kendilerine lütuflarda bulunduğu peygamberler, sıddîkler, şehidler ve salih kişilerle beraberdir. Bunlar ne güzel arkadaştır! Bu lütuf Allah’tandır. Bilen olarak Allah yeter.

    12- اَلَّذِي خَلَقَ الْمَوْتَ وَالْحَيَاةَ لِيَبْلُوَكُمْ أَيُّكُمْ أَحْسَنُ عَمَلاً وَهُوَ الْعَزِيزُ الْغَفُورُ.

    (67/MÜLK, 2). O ki, hanginizin daha güzel davranacağını sınamak için ölümü ve hayatı yaratmıştır. O, mutlak galiptir, çok bağışlayıcıdır.

    13- فَمَنْ يَعْمَلْ مِثْقَالَ ذَرَّةٍ خَيْرًا يَرَهُ {99/7} وَمَنْ يَعْمَلْ مِثْقَالَ ذَرَّةٍ شَرًّا يَرَهُ .

    (99/ZİLZÂL, 7, 8) Kim zerre miktarı hayır yapmışsa onu görür. Kim de zerre miktarı şer işlemişse onu görür.