Arapça GramerNahiv

Sıla Cümlesi Arapça Gramer Dersleri

  • Örnek : 1/7 ( صِرَاطَ الَّذِينَ أَنْعَمْتَ عَلَيْهِمْ غَيْرِ الْمَغْضُوبِ عَلَيْهِمْ وَلَا الضَّالِّينَ ) “Kendilerine nimet verdiğin kimselerin yoluna (eriştir) – gazaba uğrayan ve sapıtanların yoluna değil.” Ayet-i Kerimesindeki ( عَلَيْهِمْ )’deki ( هِمْ ) zamiri  Âid zamiri dir ve ism-i mevsûle döner; ( تَ ) ise muttasıl fâil zamiridir. İsm-i mevsûl ise, ( صِرَاطَ)’ın muzâfun ileyhi olduğu için mahallen mecrûrdur. (NOT : Buradaki ( تَ ) ; muttasıl fâil zamiri olarak Ayet-i Kerimeye saklı anlamlar yükler. Çünkü ( صِرَاطَ ) bir bedeldir.)
  • İsm-i mevsûle dönen  Âid zamiri fâil veya nâib-ü fâil mevkiinde ise, o zaman cümlenin sonuna -en, -an eki verilir. Örnek : ( ? )
  • İsm-i mevsûlden sonraki şibh-i cümlenin sıla cümleciği olarak gelmesi halinde, şibh-i cümlenin sonuna -ki eki verilir. Ancak bu türdeki bir sıla cümlesi, isim cümlesi olduğu için haberi takdîren ( مَوْجُودٌ حَاصِلٌ كَائِنٌ ) dir ve gizlidir. Bu nedenle de şibh-i cümlenin sonuna  olan, bulunan eki verilir. Örnek Ayet-i Kerime : ( ? )
  • Örnek : ( ?  مَنِ الَّذِى فِي الْبَيْتِ ) “Evdeki kim ?” Cümlesindeki  Âid zamiri, takdir edilen  ( مَوْجُودٌ ) gizli haberde ( هُوَ هِيَ ) şeklinde gizlidir ve fâil mevkiindedir. Bu nedenle de “Evde bulunan kim ?” diye bir mâna verilebilir.
  • İsm-i mevsûlün bir görevi de, sıla cümlesini temel cümleye bağlamaktır. Şöylede söylenebilir: Temel cümle, mârife olan ism-i mevsûl veya harf-i mevsûl ile birlikte içinde fiil de bulunabilen bir yan cümlecik daha almış ve basit cümleden mürekkeb cümle haline gelmiştir. Bu nedenle de temel cümlenin FÂİL’i, elbirliği ile BİR fâil gibi görev yapar.
  • İsm-i mevsûl, cümlenin unsurlarından biri olabilir. Yani cümlede; fâil, meful, mübteda, haber, sıfat, nevasihtan (inne, kâne ve kardeşlerinden) birinin ismi ve haberi gibi görev yapar. O zaman cümle içindeki yerine göre mahallen merfû, mahallen mansûb, veya mahallen mecrûr olur. 
  • İsm-i mevsûl’ün fâil olma durumuna örnek : Aşağıdaki 39/9’da ( يَسْتَوِي ) muzari fiilinin fâili, ( الَّذِينَ ) dir.
  • ( أَمَّنْ هُوَ قَانِتٌ ءَانَاءَ اللَّيْلِ سَاجِدًا وَقَائِمًا يَحْذَرُ الْآخِرَةَ وَيَرْجُو رَحْمَةَ رَبِّهِ قُلْ هَلْ يَسْتَوِي الَّذِينَ يَعْلَمُونَ وَالَّذِينَ لَا يَعْلَمُونَ إِنَّمَا يَتَذَكَّرُ أُولُو الْأَلْبَابِ )
  • “Amma gece vakitleri kalkıp secdeye kapanan, kıyamda duran, dâima itaatte olan, ahiretten sakınan – ve Rabbinin rahmetini uman, o kimse gibi olur mu? – De ki: Hiç bir olur mu? – bilenlerle – bilmeyenler – bunu ancak akıl sahipleri düşünür.”
  • İsm-i mevsûl’ün meful olma durumuna  örnek : ( اِسْأَلْ مَنْ يَعْرِفُ ) “Bilen kimseye (kimselere) sor” Buradaki ( اِسْأَلْ ) emir fiilinin mefulü ( مَنْ ) dir
  • ( ? ) örnek Ayet-i Kerimeyi bul.
  • İsm-i mevsûl’ün mübtedâ olma durumuna örnek : ( اَلَّذِي يَقْرَأُ يَتَعَلَّمُ ) “Okuyan kimse öğrenir” Buradaki ( الَّذِي ) mübtedadır ve ( يَتَعَلَّمُ ) haberdir (Bilindiği gibi isim cümlesi, bir isimle başlar ve ism-i mevsûl de bir isimdir. Bu nedenle ( الَّذِي ) mübtedadır).
  • ( ? ) örnek Ayet-i Kerimeyi bul.
  • İsm-i mevsûl’ün haber olma durumuna örnek :  2/25’deki ( هَذَا ) mübtedâdır ve ( الَّذِي ) de haberdir.
  • ( هَذَا الَّذِي رُزِقْنَا مِنْ قَبْلُ  ) “… Bu daha önce rızıklandığımız şeydir derler …” 
  • İsm-i mevsûl’ün sıfat olma durumuna örnek : 83/1-3, hangi fiillerin “mutaffif” sıfatı ile sıfatlanmış bir kişilerce işleneceğini açıklıyor. “Kişilerin fiillerine bakarak, sıfatlarını tesbit edin ve bu ölçüye göre de kendinizde bu sıfatın olup olmadığını tesbit edin” emrini saklı olarak veriyor.
  • 83/1 : ( وَيْلٌ لِلْمُطَفِّفِينَ ) “mutaffifîn(olanların) vay haline” ve 83/2 : ( الَّذِينَ إِذَا اكْتَالُوا عَلَى النَّاسِ يَسْتَوْفُونَ ) “onlar ki nâs’a ölçtüklerinde tam alırlar”
  • ve 83/3 : ( وَإِذَا كَالُوهُمْ أَوْ وَزَنُوهُمْ يُخْسِرُونَ ) “onlara ölçtüklerinde veya tarttıkları zaman eksiltirler.”
  • ( وَيْلٌ ) mübtedâdır. ( لِلْمُطَفِّفِينَ ) haberdir ve ( الَّذِينَ ) haberin sıfatıdır. Sıla cümlesiyle de, bu sıfatin (ism-i fâilin) zuhur şekli açıklanıyor.
  • İsm-i mevsûl’ün nevâsih’in ismi olma durumuna örnek :  ( إِنَّ مَنْ يَقْرَأُ يَتَعَلَّمُ ) “Muhakkak ki okuyan kimse öğrenir.” Cümlenin harekesinden anlaşıldığı gibi ( مَنْ ) şart edatı olmayıp, bir ism-i mevsûldür. Buradaki ( مَنْ ) ism-i mevsûlü, ( إِنَّ )’nin ismidir ve mahallen mansubdur. ( يَقْرَأُ ) sıla cümlesidir; ( يَتَعَلَّمُ ) ise, ( إِنَّ )’nin haberi olup bir fiil cümlesidir.
  • ( ? ) örnek Ayet-i Kerimeyi bul.
  • İsm-i mevsûller; (A) Husûsi ism-i mevsûller, (B) Umûmi ism-i mevsûller ve (C) Diğer ism-i mevsûller olmak üzere üç grubta toplanır. İsm-i mevsûlün mânası mübhemse çoğu defa ( مِنْ ) harficerli bir isimle (hâl ile) açıklanır.
  • (A) Husûsi (Hâss) İsm-i mevsûllerin sığaları aşağıdaki tabloda verildi. Bunlar hem akıl (ilim sahibi olan), hem de gayr-i akıl (ilim sahibi olmayan) için kullanılır: 
  •  
  •   اَلْجَمْعُ
    اَلتَّثْنِيَةُ
    اَلمُفْرَدُ
       
     
    اَلَّذِينَ

    اَللَّذَانِ    اَللَّذَيْنِ
     
    اَلَّذِى

    اَلْمُذَكَّرُ
     
      ki onlar ki o ki o    
     
    اَللَّوَاتِى اَللاَّتِى اَللاَّئِى

    اَللَّتَانِ    اَللَّتَيْنِ

    اَلَّتِى

    اَلْمُؤَنَّثُ
     
  • Husûsi (Hâss) İsm-i mevsûller hakkında; (1) Müfred ile cemî’si mebnî’dir (2) Tesniyesi, mu’rab’dır. (3) Tesniyenin REF hâlinin alâmeti elif ve NASB ve CER hâlinin alâmeti ye dir (Tesniye ismin i’râb alâmetleri gibidir). (4) İki müfred ve cemî müzekker sığalarda, harf-i tarif’den sonra bir adet LÂM vardır. Diğer sığalarda ise, iki adet LÂM vardır. (5) Gayr-i akıl (hayvan ve eşya, ilim sahibi olmayan)’nın cemî’si için ( اَلَّتِى ) kullanılır. (6) Müennes cemîdeki sıgalar, hem merfu hem de mansub-mecrur durumunda kullanılabilir. (7) Cümlede iki çeşit görevleri vardır. Bunlar:
  • a) Hâss ism-i mevsûlü, marife isimden sonra geldiği takdirde, o marife ismin sıfatı olur. Örnek: ( ? )
  • b) Hâss ism-i mevsûlü, fiilden sonra geldiği takdirde, o fiilin fâili (isim)olup, mahallen merfû’dur. Örnek: ( ? )
  • (B) Umûmi (Müşterek) İsm-i mevsûller  ( مَنْ  ki o kimse) ve ( مَا  ki o şey) ve (  أَىّ ٌ  ki o kimse, ki o şey, herhangi, hangi) dir. Özellikleri: (1) Müzekker, müennes, müfred, tesniye ve cemî sıgaları yoktur. (2) Hangi şahıs için kullanıldığı  Âid zamirinden anlaşılır. (3) Cümlede bir çeşit görevi vardır ve sıfat olmazlar.
  • ( مَنْ  ki o kimse) mebnî’dir ve hem müzekker, hem de müennes olan akıllı varlıklar (insanlar, ilim sahibi olanlar … ) için kullanılır. Ancak şu üç durumda, gayr-ı âkil (hayvan ve eşya, ilim sahibi olmayan) için de kullanılır. 
  • Durum-1: ( مَنْ  ki o kimse) akıllının yerini tutan bir gayr-ı âkil için kullanıldığında:
  • Örnek : 46/5’de ( وَمَنْ أَضَلُّ مِمَّنْ يَدْعُو مِنْ دُونِ اللَّهِ مَنْ لَا يَسْتَجِيبُ لَهُ إِلَى يَوْمِ الْقِيَامَةِ وَهُمْ عَنْ دُعَائِهِمْ غَافِلُونَ )
  • “O kimseden daha şaşkın kim olabilir? – Ellah’tan başkasına tapandan – kendisine kıyamet gününe kadar cevap vermeyecek olana – onlarsa bunların duâlarından habersizdir.” Ayet-i kerimesindeki ( مَنْ  ki o kimse) ism-i mevsûlü ( اَلْأَصْنَامُ  putlar) yerinde kullanılmıştır. Putlar da akılsız varlıklardır.
  • Durum-2: ( مَنْ  ki o kimse), akıllı ve gayr-ı âkilin karışık olarak bulunduğu durumlarda;
  • Örnek : 24/41’de ( أَلَمْ تَرَ أَنَّ اللَّهَ يُسَبِّحُ لَهُ مَنْ فِي السَّمَوَاتِ وَالْأَرْضِ وَالطَّيْرُ صَافَّاتٍ كُلٌّ قَدْ عَلِمَ صَلَاتَهُ وَتَسْبِيحَهُ وَاللَّهُ عَلِيمٌ بِمَا يَفْعَلُونَ )
  • “Görmedin mi? – Gerçekten gökte ve yerde olanlar ve sürüler halinde süzülen kuşlar hep Ellah’ı tesbih eder – Hepsi de gerçekten duâyı ve tesbihi bilmiştir – Ellah onların bütün yaptıklarını bilicidir.” Ayet-i Kerimesinde Ellah Teala’yı tesbih edenler içinde, hem akıllılar ve hem de gayr-ı âkil karışık olarak bulunduğu için, ( مَنْ  ki o kimse) ism-i mevsûlü kullanılmış.
  • Durum-3: Akıllı ve gayr-i âkil karışık olarak kullanıldıktan sonra, akıllı ile gayr-i âkil ayrılsalar da, gayr-i âkil için ( مَنْ  ki o kimse) kullanılır. Örnek :  24/45’de
  • ( وَاللَّهُ خَلَقَ كُلَّ دَابَّةٍ مِنْ مَاءٍ فَمِنْهُمْ مَنْ يَمْشِي عَلَى بَطْنِهِ وَمِنْهُمْ مَنْ يَمْشِي عَلَى رِجْلَيْنِ وَمِنْهُمْ مَنْ يَمْشِي عَلَى أَرْبَعٍ يَخْلُقُ اللَّهُ مَا يَشَاءُ إِنَّ اللَّهَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ )
  • “ve Ellah her canlıyı sudan yarattı – onların kimisi karnı üzerinde yürüyor – ve kimisi iki ayağı üzerinde yürüyor – ve kimisi dört üzerinde yürüyor – Ellah dilediğini yaratır – şüphesiz Ellah her şeye kadirdir.” Ayeti kerimesindeki ( مَنْ  ki o kimse) ism-i mevsûlü, ( دَابَّةٍ  yaşayan) dan ayrılan gayr-i âkil için kullanılmış.
  • ( مَا  ki o şey) mebnî’dir ve gayr-i âkil (hayvan veya eşya) için kullanılır. Örnek: 96/5 ( عَلَّمَ الْإِنْسَانَ مَا لَمْ يَعْلَمْ ) “İnsana bilmediği şeyleri öğretti”
  • Akıllı ile gayr-ı âkil karışık olduğunda ( مَنْ  ki o kimse) yerine ( مَا  ki o şey) da kullanılabilir. Örnek : 59/24 
  • ( هُوَ اللَّهُ الْخَالِقُ الْبَارِئُ الْمُصَوِّرُ لَهُ الْأَسْمَاءُ الْحُسْنَى يُسَبِّحُ لَهُ مَا فِي السَّمَوَاتِ وَالْأَرْضِ وَهُوَ الْعَزِيزُ الْحَكِيمُ )
  • “O Ellah ki – her şeyi yaratandır – yoktan var edendir – her şeye suret verendir – en güzel isimler O’nundur – göklerde ve yerde ne varsa hep O’nu tesbih eder – ve O güçlü ve hikmet sahibidir.”
  • Müşterek ism-i mevsûlü, fiilden sonra geldiği takdirde, o fiilin mefulü (isim)olup, mahallen mansûb’dur. Örnek: ( عَلَّمَ الْإِنْسَانَ مَا لَمْ يَعْلَمْ ) (Alak 96/5)
  • (  أَىّ ٌ  ki o kimse, ki o şey, hangi, herhangi) mu’râb’dır, diğer ikisi yerine kullanılır ve müennesi ( أَيَّةٌ ) dir.  Ancak, bunun yerine ( مَنْ ) veya ( مَا ) konabiliyorsa, ism-i mevsuldur. Aksi halde, sonraki isme muzaf olur. Örnek: ( ? )
  • (  أَىّ ٌ  ki o kimse, ki o şey) muayyen bir isim veya zamire muzaf olarak kullanılır. İsimlere muzaf olduğunda, anlamını muzaf olduğu isimden alır. Muzafın ileyhi cümlede yoksa hazfedilmiş kabul edilir. Muzafun ileyhi, cemî isim veya zamir olur. Sılası, muzafun ileyhten sonra gelen kısımdır. Muzafın ileyhi ile beraber mübtedası da hazfedilebilir. Zamire muzaf olup, sıla’sının zamiri olan mübtedası da hazfedilirse, zamme üzere mebnî olur. Zamire muzaf olup, sılasının mübtedası hazfedilmişse, haberi de zarf veya harficerle mecrur olursa, mu’rab olur. Mu’rab olan (  أَىّ ٌ  ki o kimse, ki o şey) ile mebnî olan ( مَنْ  ki o kimse) ve ( مَا  ki o şey) birleştirilerek iki ism-i mevsûl daha yapılır. Bunlar ( أَيُّمَا  her ne ki, her şey ki) ve ( أَيُّمَنْ  her kim ki, her insan ki) dir.
  • (C) Diğer İsm-i mevsûller Harf-i tarif olan ( اَلْ ), İşâret ismi olmayan ( ذَا ) ve Sahiblik anlamı olmayan ( ذوُ ) dur.
  • Harf-i Tarif ( اَلْ ) şâyet : (1) Sıfat olan müştâk isimlerin (ism-i fâil, ism-i meful, sıfat-ı müşebbehe, ism-i tafdîl, …. in ) önünde bulunduğu zaman, harf-i tarif olmaktan çıkar ve ( اَلْ ) ism-i mevsûl olur. Müştak isim de şibh-i fiil olur. 
  • (2) İsm-i mevsûl olarak görev yapan ( اَلْ ) dan sonra gelen isim, şemsî harf ile başlıyorsa, harf-i tarifte olduğu gibi idgam edilir ve şeddeli okunur (اَلصَّابِرُ gibi). Dikkat : 3/78
  • ( وَإِنَّ مِنْهُمْ لَفَرِيقًا يَلْوُونَ أَلْسِنَتَهُمْ بِالْكِتَابِ )  “Ehli kitaptan bir fırka vardır ki, kitapta olanı dilleri ile eğip bükerler.” Ayeti kerimesindeki ( أَلْسِنَتَهُمْ ) kelimesinin başındaki hemze ism-i mevsûl olan ( اَلْ ) değildir; kelime ( لِسَانٌ )’ın ( أَفْعِلَةٌ ) vezninde çoğuludur, bu yüzden şedde söz konusu değildir.
  • (3) İsm-i mevsûl olarak görev yapan ( اَلْ ) ile gelen kelimenin anlamında “Okuyuşun mânasına mevsûf olanı (Mânevi vucüdlanma ile bilinir hâle geleni veya Mânevi bir cübbe gibi giyileni) seyredip, ibret alın veya örnek alın.” bilgisi saklıdır.
  • Şöyle de söylenebilir : birinci marife mef’ul olan ( أَلْسِنَتَهُمْ ), ikinci harfi cerli mef’ul olan ( بِالْكِتَابِ ) önce geldiği için, ikinci mef’ul sebebiyle mânevi vucudlanma peydah olur. (NOT : “şâyet harfi cerli meful önce gelirse, sonra gelen marife mef’ulde fâile ait gizli bir özelliği dinleyene açıklıyorum, dikkat edin.” bilgisi saklıdır.
  • İşâret ismi olmayan ( ذَا ) :  Soru ismi ( مَنْ  kim ?) ve ( مَا  ne ?)’den sonra ( ذَا ) geldiği zaman, ism-i mevsûl olur, işâret ismi olmaz.
  • Örnekler: ( ? مَاذَا فَعَلْتَ  Yaptığın nedir ? (Ne yaptın ?) ve ( ? مَنْ ذَا ذَهَبَ  Giden kimdir ? (Kim gitti ?) gibi.
  • Bu cümlelerdeki ( ذَا ) lar, ism-i mevsûldür ve mübtedâdır. ( فَعَلْتَ )  ve ( ذَهَبَ )  ise, sıla cümlesidir. ( مَا  ne ?) ve ( مَنْ  kim ?) de mukaddem haberdir.
  • Sahiblik anlamı olmayan ( ذوُ ) yu, ism-i mevsûl olarak sadece Tay kabilesi kullanmıştır. REF, NASB ve CER hâllerine örnekler:
  • Mahallen merfu olarak: ( ذَهَبَ ذوُ جَاءَ  Gelen gitti). Mahallen mansub olarak: ( رَأَيْتُ ذوُ ذَهَبَ  Giden kimseyi gördüm). Mahallen mecrur olarak: ( سَلَّمْتُ عَلَى ذوُ جَاءَ  Gelen kimseye selam verdim)
  • HARF-İ MEVSÛLler: Bunlar harftir. (  أَنْ   أَنَّ   لَوْ  مَا مِمَّا   كَىْ   أ –  هَمْزَةُ التَّسْوِيَةِ   ) Harf-i mevsûllerden sonra gelen cümleye de Sıla Cümlesi denir. İsm-i mevsûlün sıla cümlesinde âid zamiri bulunmasına rağmen, Harf-i mevsûlün sıla cümlesinde âid zamiri bulunmaz. Bu nedenle de Harf-i mevsulün sakladığı bilgiler tesbit edilmelidir. Bir diğer önemli husus da, Harf-i mevsuller aynı zamanda masdar edatı olarak da görev yaparlar. Yani sıla cümlesinin mânasını masdarlaştırır ve ilave saklı anlamlar kazandırırlar ama İsm-i mevsûllerde bu özellik yoktur.
  • Bu dersin sonunda Kendini dene testi var (3 seviye, 15 soru). Teste git →

    İlgili Makaleler