B) Ma’nen Rivayet: Hadis Usulü Online Oku

42674


B) Ma’nen Rivayet:

 

Ancak aralarında dört mezhep imamının da
bulunduğu ulema çoğunluğu, dil ve edebiyat bilgisi yerinde olan kişilerin, belli
şartlar altında hadisleri mana ile rivayet etmelerinin caiz olduğu
görüşündedirler.

Mana ile hadis rivayetine karşı çıkanların
delilleri olduğu gibi cevaz verenlerin de gayet ikna edici delilleri
bulunmaktadır.[1]
Meselenin prensip olarak tartışılması bir yana, bir de vakıa vardır ki,
hadislerin büyük çoğunluğu mana ile rivayet edilmiştir. Lafzan rivayet edilmiş
hadis sayısı, manen rivayet edilmişlere göre oldukça azdır.

Fevkalade hassas ve titiz davrandıkları tarihen
sabit olan sahabilerin ve onları takibeden nesillerin, hadisleri kelimesi
kelimesine aynen kayd ve zabtedip öylece nakletmiş olmaları ideal olmakla
beraber, gerek hadislerin fazlalığı, gerekse beşeri ve tabii şartlar dolayısıyla
bunun herkes için her zaman mümkün olmadığı ve olmayacağı da bir başka
tabiiliktir.

Öte yandan hadislerin lafzan rivayetlerini şart
koşmanın, bu işi fevkalade zorlaştıracağı da açıktır. Oysa, çoğu kere önemli
olan manalardır, lafızlar değildir.[2]

Hz. Peygamber kendisine müracaat edip hadisleri
ezberledikleri halde bir zaman sonra aynı lafızlarla hatırlamakta güçlük
çektiklerini söyleyen sahabilere; “Haramı helal, helali haram kılacak şekilde
manayı bozmadığınız sürece hadisi değişik lafızlarla (ma’nen) rivayet etmenizde
bir sakınca yoktur.”
buyurmuş[3]
rivayeti “lafzi” olma mecburiyetinden çıkarıp “ma’nanın bozulmaması” kaydına
bağlamıştır. Hz. Ali, İbn Abbas, Enes  b. Malik, Ebu’d-Derda, Vasıla b. Eska ve
Ebu Hureyre gibi sahabiler, el-Hasen el-Basri, eş-Şa’bi, Amr b. Dinar, İbrahim
en-Nehai, Mücahid ve İkrime gibi tabiiler ve daha başka bir çok alim ma’nen
hadis rivayetine ruhsat vermişlerdir. Hatta Yahya b. Said el-Kattan’a mesele
sorulunca; “Dünyada Allah’ın kitabından daha yüce hiçbir şey yoktur. Onda bile
yedi kıraata müsaade olunmuştur. Binaenaleyh işi zorlaştırmayın” cevabını vermiş
ma’nen rivayeti savunmuştur.

Ayrıca, mana ile hadis rivayetini caiz görenler
bu görüşlerine delil olarak arab olmayanlar için dini kendi lisanlarıyla
açıklamanın ittifakla caiz olmasını gösterirler ve “başka dillerle şerh mümkün
olunca aynı mananın arapça ile ifadesi haydi haydi mümkündür” derler.

Ancak ulema mana ile hadis rivayetini belli bazı
şartlara bağlamışlardır. Bunları şöylece sıralamak mümkündür:


1)

Hadisi ma’nen rivayet edecek kişi, lafızların anlamlarını bilen biri olmalıdır.


2)

Değiştirilen lafzın müradifleri kullanılmış olmalıdır; “ku’ud” yerine “culus”
kelimesini kullanmak gibi…


3)

Ma’nen rivayet edilen haber, lafzıyla ibadet olunan bir hadis olmamalı. Zira
asıl maksadın lafızlar olduğu yerde mana ile rivayet caiz değildir. Ezan ile
tahiyyat (teşehhüd) ün lafızları gibi. Bu lafızlar ile kulluk, dini gönderenin
muradına dahildir.


4)

Hadis, sıfat hadisleri gibi müteşabih olmamalı.


5)

Cevamiu’l-kelim cinsinden olmamalı.


6)

Lafızları değiştirilen haber açıklık ve kapalılık bakımından aynı seviyede
olmalı.


7)

Hadisin aslı ezberinde ise, ma’nen rivayeti caiz değildir.


8)

Bazı alimler de merfu’ hadislerde ma’nen rivayeti caiz görmezler.

Ulema arasındadaha başka açılardan başka başka
şartlar ileri sürenler de bulunmaktadır.[4]

İbnu’s-Salah konu hakkındaki şu görüşleri şu
cümlelerle bitirmektedir:

“Eğer ravi nitelediğimiz şartları taşıyor ve
kendisine ulaşan lafzın manasını tam anlamıyla ifade ettiğine kesin kanaat
getiriyorsa, ister Hz. Peygamber’in hadisi olsun, isterse başka haberler olsun
mana ile rivayet etmesinde hiçbir beis yoktur. Çünkü sahabe ve selef-i salihinin
böyle yaptığı bilinen bir husustur. Çoğu kere onların, aynı konuda çeşitli
lafızlarla aynı anlamda rivayet ettiklerini görmekteyiz. Bu da, onların,
hadisleri aynı lafızlarla değil, mana ile rivayet etme itiyadında olduklarını
gösterir. Ayrıca, bu ihtilafın hala devam ettiği de söylenemez. Çünkü hadisler
tedvin edimiş, kitaplara geçmiştir. Hiç kimse bir kitaptaki lafzı değiştirip
yerine aynı manada başka bir lafız koymayı düşünmez. Mana ile rivayete aynı
lafızları zabtetme güçlüğünden dolayı, izin veren vermiş ve bu iş artık
tamamlanmıştır. Üstelik, kişi lafzı değiştirmeye muktedir olsa bile başkasının
yazdığı lafzı değiştirmeye gücü yetmez.”[5]  

Hakim Tirmizi’nin dediği gibi duyduğu gibi
başkalarına hadis rivayet etmek isteyen için manayı değiştirmemek şartıyla,
kelimelerini değiştirmek caizdir.[6]

Bir daha tekrar edelim ki bugün ma’nen hadis
rivayeti diye bir şey söz konusu değildir. Bugün herhangi bir hadis kitabındaki
lafzın, aynen kullanılması gereklidir.

Mana ile hadis rivayeti ulema arasında belli
bazı ihtiyat cümlelerinin kullanılmasını da gelenlekleştirmiştir. Mesela “Ev
kema kale: Yahud Rasulullah’ın (s.a.v.) buyurdukları gibi”; “Ev nahvehu: Yahud
onun gibi”; “Ev ma eşbehe haza mine’l-elfazi: Yahud bu elfaza benzer lafızlarla
benzer lafızlarla buyurdu”

Mana ile hadis rivayetinin ve rivayette bazı
lahn denilen gramer yanlışlarının yapılageldiğini dikkate alan nahiv uleması,
hadis ile delil getirmekten kaçınmışlardır.[7]

Ayrıca ma’nen hadis rivayeti, rivayette ihtisar,
hadisin gereken kısmını zikretmek, bütününü sevketmemek meselesini de
beraberinde getirmiştir.

[8]

Ebu Said el-Hudri şunları söylemiştir: “Hadis
dinlemek için sekiz-on kişi Hz. Peygamber’in (s.a.v.) etrafında oturur, onu
dinlerdik. İçimizden ondan dinlediklerimizi aynen tekrar eden belki iki kişi
çıkmazdı; fakat hepimiz de tekrar ettiğimiz zaman manalarda hiçbir fark
olmazdı.”

Tanınmış tabiin el-Hasenu’l-Basri, kendisine
“Bugün bize bir hadis rivayet ediyorsun; ertesi gün aynı hadisi başka lafızlarla
naklediyorsun” diyen birine şu cevabı vermiştir: “Manada isabet etmişsem bunda
hiçbir mahzur yoktur.”

Yine meşhur tabiilerden Muhammed b. Sirin şöyle
demiştir: “On kadar sahabiden hadis işittim. Hepsi de lafızlarla ihtilaf
ederlerdi; fakat mana aynı idi.”

Buradan anlaşıldığına göre hadislerin manasını
değiştirmeden, manasıyla rivayet etmek caiz görülmüştür. Aslında hadislerin
lafzen rivayeti çok güçtür; çünkü sahabeler hadisleri gerektiğinde yıllar sonra
rivayet etmişlerdir. Tabii olarak yıllar önce söylenmiş bir sözü kelimesi
kelimesine değil, manasıyla rivayet zorunda kalmışlardır. Aradan geçen yıllar
içinde hadisin sözlerini unutanlar da olmuştur. Bunun için hadisi rivayet
ederken çok kere manasını söyleyip “Ev kema kale: Yahut bunun gibi bir söz
söyledi” veya “Ev misle haza: Yahut benzerini söyledi” gibi lafızlar
kullanmışlardır.

Bütün bunlarla birlikte hadislerin manen rivayet
ederken değişikliğe uğramaması için bazı tedbirler alınmıştır. Ravide zabt
şartının aranmasını bu tedbirler arasında saymak mümkündür. Bildiğimiz gibi zabt
ravinin, aldığı hadisi değiştirmeden hıfzedip yeri geldiğinde başkalarına aynen
rivayet edebilme özelliğidir. Bu özelliğe sahip olmayan ravinin hadisine itibar
edilmez.

Buraya kadar gördüklerimizden şu sonuca
varabiliriz. Hadisler lafzen olduğu gibi ma’nen de rivayet edilmiştir. Bununla
birlikte ma’nen rivayette mananın değişmemesi esas alınmıştır.

[9]



 




[1]

Deliller için bk. A. Naim, Tecrid Tercemesi: 1/455-466 (Mukaddime).



[2]

İsmail Lütfi Çakan, Hadis Usulü, Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi
Yayınları: 65-66.



[3]

Bk. Hatib, Kifaye: 199-200; Kasimi, Kavaidu’t-tahdis: 221-225.



[4]

Bu farklı görüşler için bk. Şevkani, İrşadu’l-fuhul: 54-55.



[5]

Ulumu’l-hadis: 191.



[6]

Bk. Kavaidu’t-tahdis: 224.



[7]

Bk. Tecrid Tercemesi: 1/461.



[8]

İsmail Lütfi Çakan, Hadis Usulü, Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi
Yayınları: 66-69.



[9]

Talat Koçyiğit, Mücteba Uğur, İ. Hakkı Ünal, İmam-Hatib Liseleri İçin Hadis
Usulü, 12. sınıf: 74-75.