İlahiyat Haber

Mecelle Arapça Türkçe İlk 100 Maddesi Ve Açıklaması

1.703 kez okundu

 

 

 


 

1-25 Maddeleri

1. Madde

Fıkhın Tarifi

 

اَلْفِقْهُ : عِلْمٌ بِالْمَسَائِلِ الشَّرْعِيَّةِ الْعَمَلِيَّةِ الْمُكْتَسَبَةِ مِنْ اَدِلَّتِهَا التَّفْصِيلِيَّةِ

Fıkıh: şeriatın ameli meselelerini, tafsili delillerin den bilmektir.

Yani, fıkıh amellerle alakalı hususları, tafsilli delillerden bilmek, anlamaktır. Bu şekilde bilmeye fekâhat, bu kimseye de fakîh denir. Fıkıh ilmi tahsiline de tefekkuh denir.

Bir hadisi şerifte buna işaret buyurulmuştur.

Muaviye radıyellahu anhu’dan, Resulullah sallallahu aley hi ve sellem şöyle buyurdu: “Allah kim için hayır dilerse, onu dinde fâkih kılar.”

Mes’ele: Küllî -umûmî- bir kaide olup, kendisi altına pek çok cüz’î şeyler uygun gelir.

Mesela: Şartlarını toplayan bir vakıf lazım gelir -vakıf olur- denirse, bu “şartlarını cem eden bir vakıf luzum ifade eder” tarzında bir mesele olur ki, bu da bir küllî kaidedir. Buna göre Ahmet, Mehmet, Fatma gibi fertlerin yapacağı vakfın da luzum ifade edeceği zarureten anlaşılmıştır.

Kaide: Bir kat’i külli (veya ekseri) hükümdür ki, bir çok cüz’iyyatın hükmünün bilinmesi kendisi ile murad olunur.

Hüküm: Kulların fiili ile alakalı olan İlahi hitap. Yani kulların yapması veya yapmaması istenen hükümler; farz, vacib, haram, mekruh, sahih, fasit gibileri.

Fıkıh ilminin mevzusu: Mükellefin fiilleridir. Yani hayatı boyunca işleyeceği bütün hususlar, fıkhın konusu dahilindedir.

Fıkhın Gayesi: Dünya ve ahıret saadetine nail olmaktır.


Şari’:
 Hak tealadır. Bazan Peygamberimiz sallallahu aley hi ve selleme de hükümleri beyan ve tebliğ edici olması haysiy yetinden şari’ denilir.Mükellef: Allahu teala tarafından kendisine bir şeyi yap-mak veya yapmamak külfeti/zahmeti lazım getirilen akıllı ve baliğ kimsedir. Bu külfeti ona lazım getirmeye de teklif denir.

Şeriat: Din, islam, millet. Allahu tealanın kulları için tayin etmiş olduğu dini/uhrevi ve dünyevi ahkamın toplamıdır. Bazan, islamda ceza hukukuna da –şeriat- söylenir.

Ameliyye: Kulların fiilleri ile alakalı hususlar. İbadetler, muameleler, alış verişler, miras ve vasıyyet gibileri. Buna itika di hususlar dahil değildir.

Fıkhi meselelerin bazısı ahıretle alakalıdır. İbadetler bu kabildendir. Bazısı da dünya ile alakalıdır. Bunlar muameleler, nikahla alakalı hususlar ve cezalardır.

İnsan nevisinin kıyamete kadar bekası için evlilik mües-sesesi gereklidir; yaşam için sanat, ticaret, ziraat, alış veriş gereklidir;  bütün bunların düzgün işlemesi de adalete hak ve hukuka dayanır. İşte bütün bu hususları ihtiva için dinimiz dünyalık olarak gerekli düzenlemeyi tayin etmiştir. Kulluk bor-cu olan ibadetler, muameleler, akitler ve cezalar.

İslam alimleri insanların ihtiyacı olan hususlarda fetva ve hüküm vermek için kolaylık hasıl etmekte konuları/meseleleri bablara, fasıllara ayırmış, bunlarla alakalı kaideler tertible-yerek önümüze, şu ‘Mecelley-i ahkam-ı adliyye’dediğimiz eseri koymuşlardır.

2. Madde

 اْلاُمُورُ بِمَقَاصِدِهَا

İşler maksadlarına göredir.

Bir iş üzerine bağlanacak hüküm, o işten maksad ne ise ona göredir. Maksad kalbin yöneldiği şey/gayedir.

Mesela alırım, satarım gibi geleceğe dönük/istikbal lafzı ile, şimdiki hal kasdedilirse, ordaki satış-alış muamelesi bağlanmış/akdedilmiş olur. Zira şu lafızlardaki kasdedilen mana, şu an satmak ve almak manalarıdır.

Umur: Emir kelimesinin çoğuludur. Bu lafız fiillere ve sözlere denir.

Kast: Kalbi bir iş olmakla beraber harici bir delille belli olur. Mesela: kayıp eşya meselesinde, kişi başkalarını şahit tutup açıklama yapsa, bu, bulduğu şeyi sahibine geri verece-ğine dair bir harici delil olur. Buna binaen daha sonra bu bulan kişinin elinde bulduğu şey zayi olsa, bu kişinin bir şey öde-mesi lazım gelmez.

Bu kaide “Ameller ancak niyetlere göredir” hadisi şerifinden alınmıştır. Amellerin hükümleri, sevaba müstehak olmaları ancak niyetlere göredir. Bunlar niyete göre değişik-liğe uğrar.

Şafiilere göre amellerin sahih olması ancak niyete bağlı-dır. Niyetsiz olan bir iş sahih olamaz.

Hanefilerde abdestte niyetin farz olmaması, suyun bizzat temizleyici olmasındandır. Fakat niyet edilirse bütün beden yıkan mış gibi sevab olur.

Teyemmümde niyetin farz olmasına gelince, orda toprak niyetle temizleyicilik vasfını alır, bu da ona taharet kasdıyla yönel mekle hasıldır.

Bu asla binaen meselâ: Bir şahıs kabını, su elde etmek için yağmurun altına koysa ve ona su birikse, o suya malik olur. Daha sonra bir başkası suyu dökse bunun ücretini öde-mesi gerekir. Amma kabını yağmur altına bu niyetle koyma-mışsa, biriken suya malik olamaz, bu durumda başkaları da o suyu kullanabilir.

Aynı şekilde birisi ağını veya tuzak aletini avlanmak niyetiyle kurup hazırlasa ve o tuzağa bir kuş takılsa, kuş o ağ sahibinin mülkü olur. Amma ağı kurutmak kasdıyla ipe asmış-sa, ona takılan kuş

 

kendi malı olmaz, başkası onu alırsa ağ sahibi ondan kuşu talep edemez.

2. Maddeden Hariç Olan Hükümler

Kasıt ve niyetle değişmeyen hükümler bu kaideden hariçtir.

Meselâ, bir kişi baskasının izni okmadan malını şaka yollu alsa, bu durumda gasb edici olur ve niyetine bakılmaz. Alanın şaka niyetine bakılmaz, mal sahibinin iznine bakılır.

Meselâ, bir kişi bir sarhoşu görse ve elindeki paraların zayi olmasından korkup onları sarhoşun elinden alsa, bu du-rumda gasb edici olur ve paraları sahibine ödemekle emre-dilir.

Not: Külli kaidelerde hüküm ekseridir, bunlara zıt bazı hükümlerin bulunması külli kaidelere zarar vermez. Yukarki misallerde olduğu gibi.

3. Madde

اَلْعِبْرَةُ فِى الْعُقُودِ  لِلْمَقَاصِدِ  وَ الْمَعَانِى لا لِْلاَلْفَاظِ  وَ الْمَبَانِى

 Akitlerde itibar edilen kasıt ve manalaradır, lafız ve kalıblar değildir.

Yani; islamda kişiler arasında cari olan akitlerde (muame lelerde) itibar edilen, onlardan anlaşılan manalar ve kasdedilen şeylerdir.

Akit: Tasarrufta, icabı kabule bağlamaktır. Yani muame-le yapanların birinin teklif ifade eden sözünü, karşı tarafın kabul ifade eden sözüne eklemektir. ilk söze icab, ikinciye ka-bul denilir. Alış-verişler, nikah, kiralamak, emanet vermek gibi muameleler şer’i akitle hasıldır.

Bu kaideden anlaşılan, akit anında şahısların lafızlarına bakılmaz, belki kelamlarından anlaşılan hakiki maksadlarına bakılır. Ancak lafızları tamamen boşa çıkarmamak mümkünse buna dikkat edilir.

Bunun misali, bey-i vefa dır.

Bey-i vefa, satıcı ne zaman ücreti geri verirse, müşteri de satılan malı satıcıya geri verecektir. Bu akit esnasında, müşteri tarafından satınalma sözü kullanılsa da, müşteri mala malik değildir. Zira bu akitteki kasıt satış muamelesi değildir, belki müşterinin alacağına karşılık satıcıdan rehin olarak bir mal alması ve borcu tahsil ettiği zaman malı satıcıya geri vermesidir. Bunun için garanti/rehin olarak satıcıdan bir mal almıştır. Bu akit, hakikatte satış muamelesi manasında değil-dir.

Bu muameleye vefa denilmesinin sebebi, müşterinin malı geri verme şartına riayet etmesi, vefakarlık göstermesi sebe-biyledir.

Şayet gerçekten bu muamele satış olsaydı, asla satıcı tek taraflı olarak malı müşteriden geri alamazdı.

İkinci misal: Bir şahıs bakkaldan bir şey satınalsa ve bakkal cıya, ‘Bu -satınaldığı- mal yanında bir saat emanet olarak kalsın, ben parasını getireyim’ diyerek malı bırakıp gitse; o mal bakkalın yanında emanet olmaz, belki rehin hük-münde olur. Bakkal malı yanında tutup ücreti almadan onu satıcıya vermeme hakkına sahiptir. Eğer emanet olsaydı, müşteri gelip istediğinde malı geri vermesi lazımdı.

Üçüncü misal: Bir şahıs, başkasına ‘Şu arabayı sana 5 bin liraya hibe ettim’ veya ‘Şu daireyi sana 50 bin liraya hibe ettim’ dese, bu akit satış muamelesi olur, hibe muamelesi olmaz. Bunda satış hükümleri işler. Mesela satılan şey taşın-maz mülk ise, orada şuf’a (komşunun alma) hakkı ortaya çıkar.

Dördüncü misal: Bir kişi arkadaşına ‘Şu arabayı sana emanet olarak verdim, 10 lira karşılığında bununla Üsküdar’a gidersin’ dese, bu akit kiralama aktidir, emanet değildir. Çün-kü burdaki kullanımda ücret konulmuştur, emanetlerde ise kullanım ve istifadeler ücretsiz olur.

Faide: Bu kaidede ukud/akitler lafzının zikredilmesi, maksat ve manaların yalnızca akitlerde olduğunu ifade için değil, bilakis galib/ekser olanı beyan içindir; zira bu kaide akitlerin dışında da caridir, davalarda olduğu gibi.

Misali: Yanına emanet bırakılan kişi, emanetin geri istenil mesiyle taleb edildiğinde, “Ben emaneti geri verdim” dese, emaneti bırakan da “vermedin” dese, söz emanetçinin dediği-dir, zira “ben geri verdim” sözüyle, zahirin hılafını iddia etmek tedir, fakat bu sözünden maksad, kendi üzerine ödemenin lazım gelmesidir ki kendisi bunu inkar etmektedir. İsbatı iddi-aci olan mal sahibine lazım gelir.

 

3. Maddeden Hariç Olan Hükümler

A- Bir kişi başkasına bir şey satsa ve ücret verilmeye-ceğini şart koşsa, ‘Şu malı sana ücretsiz olarak sattım’ dese, bu satış batıldır ve bunda hibe olmasına itibar edilmez.

B- Bir şahıs arabasını başkasına, ücret olmaksızın kiraya verse, bu kiralama akti fasit olur; emanet te olmaz, zira kiralama akti menfaatin ücret karşılığında olmasını ifade eder, emanetler ise menfaatin ücretsiz olmasını ifade eder. bu iki lafız (icare ve emanet) arasında zıtlık vardır, birini diğerinde kullanmak uygun olmaz.

4. Madde

İlgili Makaleler

Ücretsiz Arapça öğrenme araçlarıDerslerin yanında: seviyeni bul, kelime ezberle, okuyarak pekiştir.