Islamophobia, Batının depreşen hastalığı

41456


Otuz yıla yakın ömrünü Batıda yaşamış bir bilim adamı Dr. Salih Yücel İslamofobi ile ilgili olarak içeriden gördüklerini kitaplaştırmış. Kitaba benim küçük bir önsöz yazmamı istediği dört beş gün önce eve gelip internetimi açtığımda ilginç bir tevafuk olarak Batılı bir filozofun konuşmasından alıntılanan şu haberle karşılaştım:

“Ünlü filozoftan Batıya İslamofobi çıkışı:

Ünlü filozof Martha Nussbaum, Batı dünyasındaki İslam düşmanlığının ABD’yi zehirlemeye devam ettiğini söyledi: “Amerikalılar ve Avrupalılar, dini hoşgörü konusunda aydın tutumları için kendileri ile gurur duyuyorlar. Ancak herkes Batı tarihinin aslında yoğun bir dinsel düşmanlık ve şiddet ile karakterize edildiğini bilir” diyen Nussbaum, Amerika Birleşik Devletleri, Fransa, Belçika, Almanya ve İspanya’da Müslümanlara karşı sürdürülen bariz yasal ayrımcılıkların incelenmesi gerektiğini söyledi.

Chicago Üniversitesi’nde hukuk ve etik profesörü olan filozof, “şu anda tüm Batı toplumlarını çirkinleştiren korkuların ve şüphelerin köklerini ortaya çıkarmak için öz eleştiri içeren incelemeler yapılması gerekir” dedi.

Nussbaum, İslam hukukunun uygulamasını 15 yıla varan hapisle cezalandırmayı öngören Tennessee’deki son yasayı ve Müslüman kadınların başörtüsü nedeniyle uğradıkları tacizleri hatırlattı.

Üniversite müfredatında herkesin büyük dünya dinleri hakkında bazı bilgilere sahip olmasını sağlayacak dersler bulunmasını isteyen Nussbaum, öğrenme ve diyalog yoluyla böyle çirkin korkuların üstesinden gelinebileceğini belirtti”.

Biz de aynen bunları söylüyoruz. Batı inanç özgürlüğünün edebiyatını yaparken bu gün müslümanlara nelerin reva görüldüğünü gözden geçirmelidir, ayrıca kendi tarihine bakmalıdır diyoruz.

Şu andaki haliyle Kurtuba ile İstanbul’u, İşbiliyye ile Mardin’i, Gırnata ile Şam’ı karşılaştırmalı ve ondan sonra konuşmalıdır diyoruz.

“Bir zimmiye eza eden bana eza etmiş olur, bizim hangi haklarımız varsa onların da aynı hakları vardır, bizim hangi sorumluluklarımız varsa onların da aynı sorumlulukları vardır”, diyen İslam Peygamber’i ile yine bir kaç gün önce Batının şımarık çocuğu İsrail’in eski Başbakanı Ariel Şaron’un oğlu Gilad Şaron’un şu sözlerini yan yana okumalıdır diyoruz:

“Gazze dümdüz edilmelidir. Filistin’le savaşta orta yol yoktur. Gazze’de taş üstünde taş bırakmamalıyız. Bütün Gazze’yi dümdüz etmeliyiz. Japonlar yeterince çabuk teslim olmadıkları için Amerikalılar Hiroşima ile yetinmediler, Nagazaki’yi de vurdular. Gazze’de elektrik olmamalı, benzin olmamalı, hareket eden tek bir araç, hiçbir şey olmamalı”.

Bazı bireysel örnekleri bir tarafa bırakırsak, müslümanların tarihi, ötekine tahammül örnekleriyle doludur. Bu sayılamayacak kadar çok örnekleri Batılılar da iyi biliyor ve insaflı olanları zaman zaman dile getiriyorlar. Biz kötülüğü asla hoşgörmeyiz, ama kötülükleri kendilerini aşmadıkça kötülere de tahammül ederiz, temel hak ve özgürlüklerine asla dokunmayız, hatta koruruz.

Bizim öngördüğümüz hak ve özgürlükler daha dün 1948’de değil, 1400 yıl önce belirlenmiş özgürlüklerdir: Yaşama hakkı, mülkiyet hakkı, din özgürlüğü, düşünce özgürlüğü, evlenip neslini sürdürme özgürlüğü İslam’ın bidayetinden beri fiilen gerçekleştirilen hak ve özgürlüklerdir. Dinin temel amacının işte bu beş doğal hakkı korumak olduğu söylenip durur. Ve bunları bütün insanlar için bir hak olarak tanır.

Hz. Ömer’in sözleri herkesin malumudur: “İnsanlar annelerinden hür doğarken siz onları nasıl köleleştirirsiniz!”. Ömer’in Mısır Valisi bir tebaasına tokat atmış, o da bunu Ömer’e şikâyet etmişti. Hac zamanı Mescid-i Haram’da vali, tokat yiyenin tokadıyla cezalandırıldı ve bu sözü Ömer işte o zaman söyledi.

Bize hoşgörülü olmanın erdemleri anlatılırken müslümanların varlığına dahi tahammül edemeyenlerin, sonuçta bu tutumlarından kendileri zararlı çıkacakları açıktır.

Dr. Salih Yücel’in İslamofobya adlı kitabı bu günlerde Paradoks Yayınlarından çıkacak. Kitabının önemli bir boşluğu dolduracağını ve duymayanlara bazı şeyleri duyuracağını, görmeyenlere göstereceğini umuyorum.