Yıl: 2014

  • Kane ve Benzerleri

    İnne gibi harf değil, fiillerdir. Fiil başına gelince yardımcı fiil, isim cümlesi başına gelince nâkıs fiil olur. Normalde bir fiilden sonra fail ve meful gelir. Kane den sonra isim ve haber gelir. Aynı şekilde harekelenir.

    Kane’nin ismi ‘merfu‘, haberi ‘mensub‘ dur.

     

    كَانَ (Kane) İdi, oldu. Lafzattullah ile beraber kullanılırsa “dir, dır” anlamı alır.

    كَانَ عَلِىٌّ طَالِباً : Ali öğrenci idi.

    كَانَتْ آعِشَةُ طَالِبَةً : Ayşe öğrenci idi.

    أَيْنَ كَانَتْ العَقْرَبُ؟ : Akrep nerede idi?

    كَانَ المُدَرِّسُ فِي الفَصْلِ قَبْلَ خَمْسِ دَقَاىِٔقَ : Öğretmen beş dakika önce sınıftaydı.

    يَقُولُونَ إنَّ الإمْتِحانَ سَيَكُونُ في الأسبوعِ الأَوَّلِ من شَهْرِ رَجَبٍ : Diyorlarki muhakkak imtihan Recep ayının ilk haftası olacak.

    كُنْتُ مُتْعَباً اليَوْمَ فَلَمْ أَذْهَبْ إلى المَدْرَسَةِ : Bugün yorgundum, okula gitmedim.

    أُرِيدُ أنْ أكُونَ مُدَرِّساً : Öğretmen olmak istiyorum.

    كُنَّا نَظُنُّهُ بَعِيداً : Biz onun uzak olduğunu zannetmiştik.

    أَبِي كَانَ يَعْمَلُ هُنَاكَ : Babam orada çalışıyor idi.

    Kane’nin Muzari Formunda; Cezim halinde bazıları aşağıdaki şekilde kullanılır;

    يَكُنْ –> يَكُ

    تَكُنْ –> تَكُ

    أَكُنْ –> أَكُ

    نَكُنْ –> نَكُ

    *(وَقَدْ خَلَقْتُكَ مِنْ قَبْلُ وَ لَمْ تَكُ شَيْىٔاً)* : Sen hiçbir şey değilken seni yarattım.

    Kane’nin haberi zamir şeklinde geldiğinde istenirse bitişik, istenirse ayrı yazılır;

    أَخْشَى أَنْ أَكُونَ إِيَّاهُ / أَكُونَهُ : O olmaktan korkuyorum.

    أصْبَحَ (Esbeha) Sabah oldu, oldu.

    كَانَ الرَجُلُ الطَالِباً أصبَحَ مُعَلِّماً : Adam öğrenci idi öğretmen oldu.

    أًصْبَحَ الرَجُلُ فِي القَرْيَةِ : Adam köyde sabahladı.

    أَظْھَرَ (Ezhera) Öğlen oldu.

    أَمْسَى (Emsâ) Akşam oldu, oldu.

    أَمْسَى الجَوُّ لَطِيفاً : Hava akşam iyi oldu.

    أَمْسَتْ المَرِيضَةُ ضَعِيفَةً : Hasta akşam zayıf düştü.

    لَيْسَ (Leyse) Değildir. Önemi kuvvetlendirilmek istenirse haberin başına “bi” harfi konur”.

    لَيْسَ الوَلَدُ بِطَالِبٍ : Çocuk kesinlikle öğrenci değildir.

    Leyse’nin Bitişik Zamirler ile Kullanımı;

    Zamirler Leyse’ye “Mazi Fiil”in bitişik zamirleri gibi bitişir.

    لَيْسَ ، لَيْسَتْ ، لَيْسُوا ، لَسْنَ ، لَسْتَ ، لَسْتِ ، لَسْتُمْ ، لَسْتُنَّ ، لَسْتُ ، لَسْنَا

    آمِنَةُ لَيْسَتْ بِطَبِيبَةٍ : Emine doktor değildir.

    لَسْتَ بِكَبِيرٍ : Sen büyük değilsindir.

    لَسْتُ بِمُدَرِّسٍ : Ben öğretmen değilim.

    ما (Mâ) Değildir. (Haberin başına ‘بِ‘ harfi gelebilir.)

    *(ما ھذا بَشَرًا)* : Bu insan değildir.

    *(وما اللهُ بِغَافِلٍ عمَّا تَعْمَلُونَ)* : Allah ne yaptığınızdan ğafil değildir.

    لا يَزَالُ (Lâ yezâlu) Halen.

    لا يَزَالُ عَمَّارٌ مَرِيضاً : Ammar halen hastadır.

    لا أَزَالُ ضَعِيفاً : Halen güçsüzüm.

    أَوْشَكَ (Ewşeke) Neredeyse, üzere

    يُوشِكُ الطُلابُ أَنْ يَرْجِعُوا إلى بِلادِھِمْ : Öğrenciler memleketlerine dönmek üzereler.

    أُوشِكُ أَنْ أَتَزَوَّجَ : Evlenmek üzereyim.

  • İnne ve Benzerleri – İnne ve Kardeşleri

    İsim cümlelerin başına gelirler (Enne ve lakinne hariç).

    İnne’nin ismi ‘mensub‘, haberi ‘merfu‘ dur. (Müptedanın harekesi “Ötre”yi “Üstün”e çevirirler.)

     

    إنَّ (İnne) Muhakkak, şüphesiz (Genellikle cümle başında kullanılır.)

    المُؤْمِنُ مُجَاھِدٌ : Mümin mücahittir.

    إنَّ المُؤْمِنَ مُجَاھِدٌ : Muhakkak ki mümin mücahittir.

    Eğer müptedanın sıfatı varsa o da mensup olur;

    إِنَّ اللُغَةَ العَرَبِيَّةَ سَھْلَةٌ : Muhakkak Arapça Dili kolaydır.

    Normalde fiilden sonra ‘Enne’ kullanılırken, ‘Qale’ fiilinden sonra ‘İnne’ kullanılır;

    سَمِعْتُ أَنَّھا أَحْسَنُ طَبِيبٍ في المُسْتَشْفى : İşittim ki muhakkak o hastanedeki en iyi doktordur.

    يَقُولُونَ إِنَّھا أَحْسَنُ طَبِيبٍ في المُسْتَشْفى : Diyorlar ki muhakkak o hastanedeki en iyi doktordur.

    Bitişik Zamirler ile Kullanımı;

    إنَّ + ھُو = إنَّهُ

    إنَّ + ھِيَ = إنَّھا

    إنَّ + أنا = إنَّني / إنِّي

    إنَّ + نَحْنُ = إنَّنا / إنَّا

    إِنَّهُ تَاجِرٌ : O muhakkak tüccardır.

    إِنَّكَ طَالِبٌ زَكِيٌّ : Sen şüphesiz zeki bir talebesin.

    (إنَّني / إنِّي deki ن kullanımı لَيتَ için zorunludur, لَعَلَّ de kullanılmaz, diğerlerinde isteğe bağlıdır.)

    أنَّ (Enne) Muhakkak, şüphesiz (Genellikle cümle ortasında kullanılır, kendisinden önce bir fiil olması gerekir.)

    تَعْلَمُ أنَّ المُعَلِّمَ عالِمٌ : Öğretmenin alim olduğunu şüphesiz(muhakkak) bilirsin.

    لِ  +  أَنَّ  =  لِأَنَّ  (Lienne) Çünkü (Çünkü muhakkak) anlamındadır. Zamirler ile ‘İnne’ gibi bitişir.

    لِأَنَّ  +  ھو  =  لِأَنَّهٌ

    لِأَنَّ  +  أَنْتَ  =  لِأَنَّكَ

    رَجَعَ حامدٌ من المدرسةِ لِأَنَّهُ مَرِيضٌ : Hamit okuldan döndü. Çünkü o hastadır.

    كَأنَّ (Keenne) Sanki

    مَنْ ھذا الفَتًى؟ -كَأَنَّهُ أَخُوكَ : Bu genç kim? -Sanki o senin kardeşin.

    لَكِنَّ (Lakinne) Lakin, ancak, fakat

    الطُلَابُ كَثِيرٌ لَكِنَّ الفَصْلَ صَغِيرٌ : Öğrenciler çoktur lakin sınıf küçüktür.

    ھذا الدَرْسُ طَوِيلٌ لَكِنَّهُ سَھْلٌ : Bu ders uzundur ancak kolaydır.

    جَاءَ بِلَالٌ، لَكِنَّ حَامِداً لَمْ يَجِىْٔ: Bilal geldi lakin Hamit gelmedi.

    لَكِنْ (Lakin) Lakinne ile aynı anlama gelir ancak daha hafif ifadelerde kullanılır. Müpteda’yı nasb etmez, fiil cümlelerinde de kullanılabilir.

    جَاءَ المُدَرِّسُ، لَكِنْ الطُلَابُ ما جَاءُوا : Öğretmen geldi fakat öğrenciler gelmedi.

    غَابَ علِيٌّ، ولَكِنْ حَضَرَ أحمَدُ : Ali gelmedi, lakin Ahmet geldi.

    لَيْتَ (Leyte) Keşke. İmkansız yada uzak ihtimal dilekleri ifade eder.

    لَيتَ النُجُومَ قَرِيبَةٌ : Keşke yıldızlar yakın olsaydı. (İmkansız istek)

    لَيْتَنِي غَنِيٌّ : Keşke zengin olsaydım. (Uzak bir ihtimal)

    لَعَلَّ (Lealle) Umulur ki, korkarım ki

    لَعَلَّ الإِمْتِحَانَ سَهْلٌ : Umarım imtihan kolaydır.

    لَعَلَّ الإِمْتِحَانَ صَعَبٌ : Korkarım imtihan zor olacak.

    لا (Lâ) Hiç şüphesiz.

     

    Lâm-ı İbtida

    ‘ل’ harfi mubtedanın başına gelerek cümleye vurgu katar. Buna lâm-ı ibtida denir. Eğer cümlede inne de varsa inne den uzaklaştırılarak inne’nin haberinin başına yazılır ve habere vurgu katar. Bundan dolayı da bu lam-a, lam-ı muzahlaka denilir. Çünkü inne’nin başa gelmesiyle iki tekidin peşpeşe gelmesindense aralıklı gelmesi evladır.

    رَبُّكَ عَفُورٌ رَخِيمٌ : Rabbin bağışlayıcı ve merhamet sahibidir.

    لَرَبُّكَ عَفُورٌ رَخِيمٌ : Elbette Rabbin bağışlayıcı ve merhamet sahibidir.

    إنَّ رَبَّكَ لَعَفُورٌ رَخِيمٌ : Muhakkak ki Rabbin çok bağışlayan ve merhamet sahibidir.

  • Arapça Soru Edatları – Harfleri

    أَ ، هَلْ Mi, mı ekleri. Bir cümlenin başına geldiklerinde cümleyi soru cümlesine dönüştürürler.

    ھَذَا قَلَمٌ : Bu kalemdir.

    أَ ھَذَا قَلَمٌ؟ : Bu bir kalem midir?

    ھَذَا كِتَابٌ : Bu kitaptır.

    ھَلْ ھَذَا كِتَابٌ؟ : Bu bir kitap dır?

    Cümle başında و bağlacı kullanıldığı durumlarda;

    – Eğer soru cümlesi yapmak için أ kullanılıyorsa önce soru eki yazılır,

    أَوَجَاءَ المُدِيرُ؟ : Ve müdür geldi mi?

    أَفَعِشْتَ فِي فَرَنْسَا؟ : Ve sen Fransa’da yaşadın mı?

    – Eğer soru cümlesi yapmak için ھَل kullanılıyorsa önce و bağlacı yazılır,

    وھَل جَاءَ المُدِيرُ؟ : Ve müdür geldi mi?

     

    نَعَمْ (Neam) Evet (Olumlu cevap).

    أَ هذا كِتَابٌ؟ : Bu bir kitap mıdır?

    نَعَمْ، هذا كِتَابٌ : Evet, bu bir kitaptır.

    لَا (Lâ) Hayır (Olumsuz cevap).

    هَلْ هذا قَلَمٌ؟ : Bu bir kalem midir?

    لَا، هذا كِتَابٌ : Hayır, bu bir kitaptır.

    بَلَى (Belâ) Olumsuz sorulara olumlu cevap vermek için kullanılır. Bilakis öyle anlamındadır.

    أَمَا ذَھَبْتَ إِلَى المَدْرَسَةِ أَمْسِ؟ -نَعَمْ : Sen dün okula gitmedin mi? Evet, gitmedim. (Olumsuz soruya ‘Evet’ ile cevap verilirse olumsuz cevabı belirtir.)

    أَمَا ذَھَبْتَ إِلَى المَدْرَسَةِ أَمْسِ؟ -بَلَى : Sen dün okula gitmedin mi? Hayır, bilakis gittim. (Olumsuz soruya ‘Belâ’ ile cevap verilirse olumlu cevabı belirtir.)

     

    أَيْنَ (Eyne) Nerde, nerede? Cümleyi soru cümlesine dönüştürmez. Mekan zarflarının tesbiti için kullanılır.

    أَيْنَ السَيَّارَةُ؟ هي حَلْفَ البَيْتِ : Otomobil nerede? -O evin arkasındadır.

    أَيْنَ الكِتَابُ؟ -هو عَلَى المَكْتَبِ : Kitap nerede? -O masanın üzerindedir.

    مِنْ أَيْنَ أَنْتَ؟ -أَنَا مِنْ الصِينِ : Sen neredensin (nerelisin)? -Ben Çin’denim (Çinliyim).

    مَنْ (Men) Kimdir? Sadece insanlar için kullanılır.

    مَنْ أنْتَ؟ -أَنَا مُحَمَّدٌ : Sen (erkek) kimsin? -Ben Muhammed’im.

    مَنْ أنْتِ؟ أَنَا فَاطِمَةُ : Sen (bayan) kimsin? -Ben Fatma’yım.

    مَنْ ھُوَ؟ -ھُوَ مُصْطَفَى : O (erkek) kimdir? -O Mustafa’dır.

    مَنْ ھِيَ؟ -هِيَ زَيْنَبُ : O (bayan) kimdir? -O Zeynep’tir.

    مَا (Ma) Nedir? İnsanlar dışındaki varlıklar için kullanılır.

    مَا هَذَا؟ -هَذَا بَيْتٌ : Bu (müzekker) nedir? -Bu evdir.

    مَا هِيَ؟ -هِيَ شَجَرَةٌ : Bu (müennes) nedir? -Bu ağaçtır.

    لِمَاذَا (Limâzâ) Niçin?

    لِمَاذَا المُدَرِّسُ غَضْبَانُ اليَوْمَ؟ : Öğretmen bugün niçin sinirli?

    أَيُّ (Eyyu) Hangi?

    أَيُّ يَوْمٍ ھذا؟ -ھذا يَوْمُ السَّبْتِ : Bugün hangi gün? -Bugün cumartesidir.

    فِي أَيِّ مَدْرَسَةٍ أنتَ؟ : Sen hangi okuldansın?

    مِنْ أيِّ بَلَدٍ أنتَ؟ : Sen hangi beldedensin?

    أَيَّ سُورَةٍ حَفِظَ عليٌّ؟ : Ali hangi sureyi ezberledi?

    كَمْ (Kem)  Kaç?

    كَمْ أخاً لَكَ؟ -لي أخٌ واحِدٌ : Kaç erkek kardeşin var? -Bir erkek kardeşim var.

    كَمْ عَجَلَةً لِلدَرَّاجَةِ؟ -لَھَا عَجَلَتَانِ : Bisikletin kaç tekerleği var? -Onun iki tekerleği var.

    كَمْ عِيداً فِي السَنَةِ؟ -فِي السَنَةِ عِيدَانِ : Senede kaç bayram var? -Senede iki bayram var.

    كَمْ ثَمَنُ ھذا الكِتَابِ؟ -ثَمَنُهُ سَبْعَةُ رِيَالَاتٍ ونِصْفٌ : Bu kitabın fiyatı nedir? -Onun fiyatı yedi buçuk riyaldir.

    بِكَمْ ھذا الكِتَابُ؟ -ھُوَ بِعَشْرَةِ رِيَالَاتٍ : Bu kitap kaça? -O on riyaledir.

    مِنْ كَمْ بَاباً خَرَجَ الطُلَابُ؟ : Öğrenciler kaç kapıdan geçtiler?

    إِلَى كَمْ صَيْدَلِيَّةً ذَھَبْتَ يَا حَامِدُ؟ : Sen kaç eczaneye gittin, ey Hamit?

    فِي كَمْ صَحِيفَةً قَرَأْتَ ھذا الخَبَرَ؟ : Bu haberi kaç gazeteden okudun?

    كَيْفَ (Keyfe) Nasıl?

    كَيْفَ حَالُكَ؟ أَنَا بِحَيْرٍ : Halin nasıl (nasılsın)? – Hayır üzereyim (iyiyim).

    كَيْفَ تَكْتُبُ ھذا الإِسْمَ؟ : Bu ismi nasıl yazıyorsun?

  • Mekan Zarfları – Arapça

    Başlarına geldikleri kelimeleri mecrur (son harekelerini kesra) yaparlar.

    فَوْقَ : (Fewqa) Üstünde

    خَلْفَ : (Halfe) Arkasında

    في : (Fî) İçinde, de, da

    مَعَ : (Mea) Beraber

    أمامَ : (Emâm) Önünde

    تَحْتَ : (Tahte) Altında

    عَلى : (Ala) Üstünde

    عِنْد : (Inde) Yanında

    هُنا : (Huna) Burada

    هُناكَ : (Hunake) Orada

    هُنالِكَ : (Hunalike) Taa orada. “Lam” harfi çok uzaklığı ifade eder.

     

    Eğer bir nesne mekan ile temas halinde ise üstünde mekan zarfı olarak hem ‘Fewqa’ hem de ‘Ala’ kullanılabilir. Ama arada bir temas yok ise örneğin bir uçağın evin üzerinde olması gibi bu durumda ‘Fewqa’ kullanılır.

    الطَّااِرَةُ فَوْقَ المَدِينَةِ : Uçak şehrin üzerindedir.

    القَلَمُ عَلَى المَكْتَبِ : Kalem masanın üzerindedir.

  • Harf-i Cerler

     

    Tek başına bir anlam ifade etmemekle birlikte başlarına geldikleri kelimeleri mecrur (son harekelerini kesra) yaparlar.

    فِي (Fi) De, Da

    فِي البَيْتِ : Evde-Evin içinde.

    عَلَى (Alâ) Üstünde

    عَلَى المَكْتَبِ : Masanın üzerinde.

    دَخَلْتُ عَلَى المُدِيرِ : Müdürün odasına gittim.

    لِ (Li) İçin

    لِلهِ : Allah için.

    مِنْ (Min) İki farklı kullanımı vardır. 1- den, dan, 2- Vurgu yapmak için.

    خَرَجْتُ مِنَ البَيْتِ : Evden çıktım.(1)

    مِنْ أَيْنَ أَنْتَ؟ : Sen nerelisin? (Sen neredensin?)(1)

    أَنَا مِنْ اليَابَانِ : Japonyadanım.(1)

    مَا غَابَ مِنْ أَحَدٍ : Kimse gelmemezlik yapmadı.(2)

    لَا يَخْرُجْ مِنْ أَحَدٍ : Kimse dışarı çıkmasın.(2)

    لَا تَكْتُبْ مِنْ شَيْءٍ : Hiçbir şey yazmayın.(2)

    ھَلْ مِنْ سُؤَالٍ؟ : Sorusu olan var mı?(2)

    ھَلْ مِنْ سُؤَالٍ عِنْدَكَ؟ : Sorusu olan var mı?(2)

    إِلَى (İlâ) İki farklı kullanımı vardır. 1- e,a doğru, 2- Bitişik zamirler ile birlikte kullanılırsa ‘Al’ fiili olur.

    ذَھَبْتُ إِلَى البَيْتِ : Eve gittim.(1)

    أَيْنَ ذَھَبَ؟ : Nereye gitti?(1)

    ذَھَبَ إِلَى المُدِيْرِ : Müdüre gitti.(1)

    خَرَجَ المُدَرِّسُ مِنْ الفَصْلِ وَ ذَھَبَ إِلَى المُدِيرِ : Öğretmen sınıftan çıktı ve müdüre gitti.(1)

    إِلَيْكَ ھذا الكِتابَ : Bu kitabı al.(2)

    إِلَيْكُنَّ ھذه الدَّفَاتِرَ يا أَخَوَاتُ : Kızkardeşler, bu defterleri alın.(2)

    عَنْ (An) e, a.

    ھو بَعِيدٌ عَنْ المَدْرَسَةِ جِدّاً : O gerçekten okula uzaktır.

    بِ (Bi) İle.

    قَتَلَ الرَجُلُ الحَيَّةَ بِالحَجَرِ : Adam yılanı taş ile öldürdü.

    أَبِاللُغَةِ العَرَبِيَّةِ ھذه المَجَلَّةُ؟ : O dergi Arapça (Arap dili ile) mi?

    لا، ھي بِاللُغَةِ الاِنْكِلِيزِيَّةِ : Hayır, o İngilizce (İngiliz dili ile).

    أَنَا مَسْرُورٌ بِلِقَاىِٔكَ : Seninle karşılaştığımdan dolayı sevinçliyim.

    أَنَا مَسْرُورَةٌ بِكَ : Ben seninle (senden dolayı) memnunum.

    فَرِحَ بِيَ المُدَرِّسُ كَثِيراً : Öğretmen benimle (bana) çok sevindi.

    و (Ve) Üç farklı şekilde kullanılabilir. 1- Ve bağlacı, 2- Ant, yemin (Harf-i Cer), 3- Hal, durum (iken) (İsim cümlesi olarak kullanılır. Cümle içinde fiil kullanılmışsa muzari olur. Fiil cümlesinde kullanılacaksa قد ile birlikte kullanılır, bkz. Mazi Fiiller.)

    أُرِيدُ كِتَابًا وقَلَماً : Kitap ve kalem istiyorum.(1)

    واللهِ مَا رَأَيْتُهُ : Valla onu görmedim.(2)

    دَخَلْتُ المَسْجِدَ والإِمامُ يَرْكَعُ : İmam rukudayken camiye girdim.(3)

    مَاتَ أَبِي وأَنَا صَغِيرٌ : Babam ben çocukken öldü.(3)

    دَخَلَ المُدَرِّسُ الفَصْلَ وھو يَحْمِلُ كُتُباً كَثِيرَةً : Öğretmen birçok kitap taşıyorken sınıfa girdi.(3)

  • İşaret Zamirleri

    هذا (Hâzâ) Bu. Müzekker isimlerin gösterilmesinde kullanılır. (İkili : ھذانِ, nasb hali : ھذَيْنِ)

    ھَذَا القَلَمُ : Bu kalemdir.

    ھَذَا ثَوُرٌ : Bu bir öküzdür.

    هذه (Hâzihi) Bu. Müennes isimlerin gösterilmesinde kullanılır. (İkili : ھاتانِ, nasb hali : ھتَيْنِ)

    ھَذِهِ المَدْرَسَةُ : Bu okuldur.

    ھَذِهِ البَقَرَةُ : Bu inekdir.

    ھؤُلاء (Hâulâi) Bunlar (Hâzâ ve Hâzihi’nin çoğuludur. Müzekker ve müennes ortak kullanılır.)

    مَنْ ھٰؤُلَاءِ الأَوْلَادُ؟ أَھُمْ أَبْنَاؤُكَ؟ -لَا، ھُمْ أَبْنَاءُ أَخِي : Bunlar kimin çocuklarıdır? Onlar senin oğulların mı? Hayır, onlar erkek kardeşimin oğullarıdır.

     

    ذلك (Zâlike) O (Uzakta olan birşey için bu, şu yerine kullanılır). Müzekker isimlerin gösterilmesinde kullanılır. (İkili : ذَانِكَ, nasb hali : ذَيْنِكَ)

    مَا ذٰلِكَ؟ : O nedir?

    ذٰلِكَ نَجْمٌ : O yıldızdır.

    ھذا مَسْجِدٌ وذٰلِكَ بيتٌ : Bu camidir ve o evdir.

    أَذٰلِكَ كَلْبٌ؟ : O köpek midir?

    مَنْ ھٰذَا وَمَنْ ذٰلِكَ؟ : Bu kimdir ve o kimdir?

    ھٰذَا مُدَرِّسٌ وذٰلِكَ إِمَامٌ : Bu öğretmendir ve o imamdır.

    ھذانِ مُدَرِّسانِ، وذَانِكَ طَالِبانِ : Bu ikisi öğretmendir ve o ikisi ise öğrencidir.

    اِفْتَحْ ذَيْنِكَ البَابَيْنِ وَتَيْنِكَ النَافِذَتَيْنِ : O iki kapıyı ve o iki pencereyi aç.

    تلك (Tilke) O (Uzakta olan birşey için bu, şu yerine kullanılır). Müennes isimlerin gösterilmesinde kullanılır. (İkili : تَانِكَ, nasb hali : تَيْنِكَ)

    ھٰذِهِ مِنْ الھِنْدِ وَتِلْكَ مِنْ اليَابَانِ : O Hindistanlıdır ve O Japonyalıdır.

    ھاتانِ طَبِيبَتانِ، وتَانِكَ مُمَرِّضَتَانِ : Bu ikisi doktordur ve o ikisi ise hemşiredir.

    مَنْ يَسْكُنُ فِي تَيْنِكَ الفِلَّتَيْنِ؟ : O iki villada kim oturuyor?

    أولىٔك (Ulâike) Onlar (Zâlike ve Tilke’nın çoğuludur. Müzekker ve müennes ortak kullanılır.)

    مَنْ أَولٰىِٔكَ الرِجَالُ الطِوَالُ؟ : O uzun boylu adamlar kimdir?

    ھٰؤُلَاءِ أَطِبَّاءُ وأُولٰىِٔكَ مُھَنْدِسُونَ : Bunlar doktordurlar ve onlar mühendistirler.

     

    ذاك (Zâke) Şu (Bu ile O arasındaki ifadeler için kullanılır.)

    ھٰذَا مَكْتَبُ المُدَرِّسِ وَذَاكَ كُرْسِيُّهُ : Bu öğretmenin masasıdır ve şu da onun sandalyesidir.

     

     

    İşaret Zamirleri İle İlgili Bazı Durumlar

    ‘ذَلِكَ ، تِلْكَ ، أُولىِٔكَ’ zamirlerinin sonundaki ‘كَ’ bazı durumlarda ‘كَ ، كُمْ ، كُنَّ’ ile değişebilir;

    لِمَنْ ذَلِكَ البَيْتُ يا بِلالُ؟

    لِمَنْ ذَلِكُمْ البَيْتُ يا إِخْوَانُ؟

    لِمَنْ ذَلِكِ البَيْتُ يا مَرْيَمُ؟

    لِمَنْ ذَلِكُنَّ البَيْتُ يا أَخَوَاتُ؟

    (Bu çeşit kullanım zorunlu değildir, isteğe bağlıdır. Ancak Kuran-ı Kerim’de bu tarz kullanım mevcuttur.)

     

    İşaret zamirlerinin sıfat olarak kullanılması;

    سَيَّارَةُ المُدِيرِ ھذه جَمِيلَةٌ : Müdürün bu arabası güzeldir.

    لِمَنْ جَوَازُ السَفَرِ ھذا؟ : Bu pasaport kimin?

    أَرِنِي سَاعَتُكَ ھذه : Bana şu saatini göster.

     

    Ayrıştırıcı zamir kullanımı (mübteda ve haber arasında);

    ھذا رَجُلٌ : Bu bir adamdır.

    ھذا الرَجُلُ : Bu adamdır. Bu cümle “Bu adam” şeklinde anlaşılıp, cümle eksik kaldı, devamı gelecek şeklinde yanlış anlaşılmaya neden olmaması için şu şekilde de yazılabilir;

    ھذا ھو الرَجُلُ : Bu adamdır.

    Bu tür kullanım zorunlu değildir.

    ھذه ھي السَيَّارَةُ : Bu arabadır.

    ھؤلاء ھنَّ المُسْلِمَاتُ : Bunlar Müslüman bayanlardır.

  • Bazı zarflar ve yön isimleri

     

    Yer ve zaman bildiren isimlere zarf denir. Bazı zarflar ve manaları şöyledir:

    أَمَامَ  önünde; خَلْفَ   arkasında;  بَيْنَ  arasında;  عِنْدَ  yanında;  تَحْتَ  altında; فَوْقَ   üstünde; قَبْلَ   -den önce; بَعْدَ   -den sonra;  اَلْيَوْمَ  bugün; أَمْسِ  dün;  غَدًا  yarın…

    Zarflar ikiye ayrılır:

    1- Yer zarfları: “Nerede?” sorusuna cevap veren zarflardır.

    2- Zaman zarfları: “Ne zaman?” sorusuna cevap veren zarflardır.

    NOT: Bizler Hafıza Merkezi olarak, zarfların da içinde bulunduğu tam 143 edatın hafıza teknikleriyle ezberletildiği çok özel bir eseri sizler için hazırladık. “Hafıza Teknikleriyle Arapça Edatları Ezberleme” setimizde tam 143 edatı hafıza teknikleriyle ezberletiyor ve her edatın kullanılış şeklini örnek cümlelerle gösteriyoruz. Ayrıca ezberleyip ezberleyemediğinizi de birçok test ile ölçüyoruz. Bu kıymetli esere sahip olarak zarfları ve diğer edatları kolayca ezberleyebilirsiniz.

    YÖNLER:

    Yönlerin Arapçası şu şekildedir: اَلشِّمَالُ  “Kuzey”; اَلْجَنُوبُ  “Güney”;   اَلشَّرْقُ “Doğu”;  اَلْغَرْبُ “Batı”

    HARF-İ CERLER:

    Harf-i cerler: Tek başına anlamları olmayıp, başına geldikleri isimle anlam kazanan ve sonunu cer eden kelimelerdir. Cer harfleri her zaman ismin baş tarafında bulunan bir takım takılardır. Harf-i cerlerden sonra gelen isimler genellikle marife olur ve bu harfler kendinden sonra gelen isimleri cer ederler. Cer alameti taşıyan isme de mecrur denir.

    Cer harfleri ve manaları şöyledir:

    بِ : ile, -de, -da, sebebiyle manalarındadır. Mesela, بِاسْمِ اللَّهِ “Allah’ın ismi ile” manasına gelmektedir. Buradaki “ile” manasını “bi” (بِ) harf-i ceri vermektedir.

    مِنْ : -den, -dan, -den dolayı, bazısı manalarındadır. Mesela, مِنَ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ “Mescid-i Haram’dan” manasına gelmektedir. Burada “dan” manasını “min” harf-i ceri vermektedir.

    إِلَى : -e, -a, -e doğru, -e kadar manalarındadır. Mesela,  إِلَى الْجَنَّةِ “Cennete” manasına gelmektedir. Burada “e” manasını “ilâ” harf-i ceri vermektedir.

    فِى : -de, -da, hakkında manalarındadır. Mesela, فِى الْجَنَّةِ “Cennette” manasına gelmektedir. Burada içinde olma manasını “fî” harf-i ceri vermektedir.

    عَنْ : -den, -dan manasındadır. Mesela, عَنِ الْمَحَطَّةِ “İstasyondan” manasına gelmektedir. Burada “dan” manasını “an” harf-i ceri vermektedir.

    عَلَى : üzerinde, aleyhinde manasındadır. Mesela, عَلَى الْقَوْمِ الْمُفْسِدِينَ “Fesat çıkartan kavmin üzerine” manasına gelmektedir. Burada “üzerine” manasını “alâ” harf-i ceri vermektedir.

    لِ : için manasındadır ve sahiplik bildirir. Mesela, لِلَّهِ “Allah için” manasına gelir. Burada “için” manasını “li” harf-i ceri vermektedir.

    كـ : gibi manasındadır. Mesela, كَالشَّمْسِ “Güneş gibi” manasına gelir. Burada “gibi” manasını “kef” harf-i ceri vermektedir.

    حَتَّى : -e kadar manasındadır. Mesela, حَتَّى الصُّبْحِ “Sabaha kadar” manasına gelir. Burada “-e kadar” manasını “hattâ” harf-i ceri vermektedir.

    رُبَّ : belki, nice manasındadır. Mesela, رُبَّ دَرْسٍ  “Nice ders” manasına gelir. Burada “nice” manasını “rubbe” harf-i ceri vermektedir.

    و  (yemin vavı): Buna “vâv-ul kasem” de denilir ve yemin için kullanılır. Mesela, الْفَجْرِ وَ “Fecre yemin olsun ki…” manasına gelir. Burada “yemin olsun ki” manasını “vav” harf-i ceri vermektedir.

    ت (yemin ta’sı): Buna “tâ-ul kasem” de denilir ve yemin için kullanılır. Mesela,  تَاللَّهِ  “Allah’a yemin olsun ki…” manasına gelir. Burada “yemin olsun ki” manasını “tâ” harf-i ceri vermektedir. Tâ harf-i ceri sadece Allah ismiyle kullanılır.

    مُذْ ، مُنْذُ : -den beri manasındadır. Mesela, مُذْ يَوَمَيْنِ “İki günden beri” manasına gelir. Burada “-den beri” manasını “mûz” harf-i ceri vermektedir.

    حَاشَا ، خَلاَ ، عَدَا : dışında, hariç, başka manalarındadır. Mesela, عَدَا مَكْتَبٍ “Bir mektep hariç”;

    خَلاَ مُوَظَّفٍ “Bir memur hariç” ;  حَاشَ عَلِىٍّ “Ali’den başka”  manalarına gelmektedir.

  • Ammice Arapça – Arapça Lehçe Dersleri

     

    Bu derslerde ürdünde konuşulan halk dili arapça gösterilmektedir. 

     

    Fasiharabic.com

     

     

    1. Parça

     

    2. Parça

    3. Parça

    4. Parça

    5. Parça

    6. Parça

    7. Parça

    8. Parça

    9. Parça

    10. Parça

    11. Parça

    12. Parça

    13. Parça

    14. Parça

    15. Parça

    16. Parça

    17. Parça

    18. Parça

    19. Parça

    20. Parça

  • Arapça Hayırlı Cumalar

     

     
     
    أَتَمَنَّى  لَكُمْ  جُمْعَة  مُبَارَكَة
     
    Etemennâ lekum Cuma mubârake
     
    Size hayırlı Cumalar dilerim. / Cumanız mübarek olsun.
     
    Kelimesi kelimesine çevirisi: Size mübarek (kutlu) bir Cuma dilerim.
     
     
     
    Dilerim, temenni ederim
     
    Etemennâ
     
    أَتَمَنَّى    
     
    Size
     
    Lekum
     
    لَكُمْ
     
    Cuma
     
    Cum’a
     
    جُمْعَة
     
    Mübarek, kutlu
     
    Mubârake
     
    مُبَارَكَة

     

  • Mefulun Fih – Arapça Zaman Zarfı

     

    Bir cümlede, fiilin işlendiği yeri ve zamanı bildiren isim, zarf veya zarf

    öbeklerine mef‘ûlün fîh adı verilir. Bunun Türkçedeki karşılığı yer, yön ve

    zaman zarflarıdır. Bir cümlede mef‘ûlün fîhleri bulmak da kolaydır.

    Okuduğumuz cümle tamamlandıktan sonra “nerede, nereye, ne tarafa” veya

    “ne zaman” sorularından cümlenin anlamına uygun olanı sorulur; alınan

    cevap o cümlenin mef‘ûl fihidir. Şu misalleri bilgilerimizin ışığında

    inceleyelim:

    Arkadaşım Perşembe günü geldi: جَاءَ صَدِيقِي يَوْمَ الخَْمِيسِ

    Ne zaman geldi? ؟ مَتَى جَاءَ

    Perşembe günü: يَوْمَ الخَمِيس

    Bu durumda cümlemizdeki mef‘ûlün fîh يَوْمَ الخَمِيس ’dir.

    Bir gün önce gitti: ذَهَبَ قَبْلَ يَوْمٍ

    Ne zaman gitti? ؟ مَتَى ذَهَبَ

    Bir gün önce: .قَبْلَ يَوْمٍ

    Yolcu köyde bir gün kaldı. مَكَثَ الْمُسَافِرُ فِي القَرْيَةِ يَوْمًا

    Zaman zarfı Yer zarfı

    Kervan şehre sabahleyin girdi. دَخَلَتِ القَافِلَةُ المَدِينَةَ صَبَاحًا

    Zaman zarfı Yer zarfı

    Cümlede mef‘ûlün fîh olan öge eylemin yapıldığı zamanı gösteriyorsa

    buna zaman zarfı ( ظرف الزمان ) eylemin gerçekleştiği yeri/mekânı gösteriyorsa

    buna da mekân zarfı ( ظرف المكان ) denir.

    Başında cer harfi bulunmayan mef‘ûlün fîhler i‘râb bakımından

    mansûbtur. Harf-i cerlerden (-de, -da) في harfi, zarf oluşu ifadede birinci

    derecede olduğundan bu mef‘ûle mef‘ûlün fîh denmiştir. Bu yüzden mef‘ûlün

    fîhlerin başında zarfiyet anlamında olmak üzere, en çok ب , في ve ل harf-i

    cerleri bulunur. Başında harf-i cer bulunan mef‘ûlün fîhler ise mahallen

    mansûbturlar:

    Genç denizde yüzüyor. يَعُومُ الشَّابُّ فِي البَحْرِ

    “Babalarına akşamleyin geldiler”. ﴾ ﴿وَجَاؤُو اأبَاهُمْ عِشَاءً

    Sana kitabı yarın vereceğim. سَأُعْطِيكَ الكِتَابَ غَدًا

    Gece gündüz ondan Allah’a sığın. . اِسْتَعِذْ بِاللهِ مِنْهُ لَيْلاً وَنَهَارًا

    المدَرِّسُ فِي خِلاَلِ الدَّرْسِ أَحْيَانًا قَامَ

    Öğretmen, dersi anlatırken bazen ayağı kalktı.

    Şehirde yeni bir okul yapıldı. أُنْشِئَتْ مَدْرَسةٌ جَدِيدَةٌ فِي الْمَدِينَةِ

    el-Mef‘ûl fîh edatı olarak, بِ ve لِ cer harflerinin kullanılmasına örnekler:

    O kitap Kâhire’de basıldı. طُبِعَ هَذَا الكِتَابُ بِالقَاهِرَةِ

    Şam’da doğdu. وُلِدَ بِدِمَشْقَ

    ﴿أقِمِ الصَّلاَةَ لِدُلُوكِ الشِّمْسِ إِلَى غَسَقِ اللَّيْلِ﴾

    “Güneş battığı zaman, gece karanlığına kadar namaz kıl”.

    Zi’l-ka‘de’nin üçünde. لِثَلاَثِ لَيَالٍ مِنْ ذِي القَعْدَةِ

    Görüldüğü gibi el-mef‘ûl fîh, cer harfi ile kullanılırsa, mecrûr olur.

    Bazı kelimelerin, el-mef‘ûl fîh olarak kullanılması ve bunların mansûb oluşu:

    1. Yer ve zaman zarfına muzâf olan كُلَّ ve بَعْضَ

    Sporcu mesâfenin hepsini koştu. جَرَى الرِّيَاضِيُّ كُلَّ المسََافَةِ

    Gecenin bir kısmında kar yağdı. نَزَل الثَّلْجُ بَعْضَ اللَّيْلِ

    2. Zarf manâsı taşıyan masdar.

    Gemi güneş doğarken yola çıktı. سَافَرْتِ السَّفِينَةُ طُلُوعَ الشَّمْسِ

    İkindi namazı vaktinde öldü. مَاتَ صَلاَةَ العَصْرِ

    3. Sayı:

    Onları beş gün bekledik. اِنْتِظَرْنَاهُمْ خمَْسَةَ أَيَّامٍ

    Tren 90 km. yol aldı. قَطَعَ القِطَارُ تِسْعِينَ كِيلُومِتْرًا

    Aşağıda Arapça cümlelerde yaygın olarak kullanılan mef‘ûlün fîhlerden

    zaman ve mekân zarfları haftanın günleri, yılın mevsim ve ayları tablolar

    halinde kaydedilmiştir. Arapçayı öğrenme azminde olanların bunları iyi

    öğrenip kendi kuracakları cümlelerde kullanmaları gerekmektedir. Zira

    herhangi bir dilin kurallarını öğrenirken en önemlisi onları cümleler içinde

    öğrenci tarafından kullanılabilmesidir. Çünkü bir öğrencinin öğrendiklerini

    kendisinin uyguladığını görmesi kadar öğrendiği dile istek ve ilgisini

    artıracak bir şey yoktur.


    Yaygın Olarak Kullanılan Zaman Zarfları

    Anlamları ve Örnek Cümleler Zaman Zarfları

    Akşamleyin, akşam, akşam vakti(nde)

    Akşamleyin yağmur yağdı : نَزَلَ المطََرُ مَسَاءً

    مَسَاءً

    Bir an, bir an için

    Adam bir an duraksadı : تَوَقَّفَ الرَّجُلُ لحَْظَةً

    لحْظَةً

    Bir ay

    Kardeşimi tam bir ay bekledim : اِنْتَظَرْتُ أَخِي شَهْرًا كَامِلاً

    شَهْرًا

    Bir sene

    Amman’da bir sene kaldı : أَقَامَ فِي عَمَّانَ سَنَةً

    سَنَةً ، عَامًا

    Bir süre, bir müddet, … boyunca

    Uzun süre arkadaşıyla konuşmadı : لَمْ يَتَكَلَّمْ مَعَ صَدِيقِهِ مُدَّةً طَوِيلَةً

    مُدَّةً …

    Bir zaman, bir zamanlar

    Bir süre o yazarın romanlarını okudum:

    قَرَأْتُ رِوَايَاتِ هَذَا الكَاتِبِ زَمَنًا

    زَمَنًا، زَمَانًا

    Bir zaman, bir zamanlar

    Bir süre sustular sonra konuştular : صَمَتُوا دَهْرًا ثمَُّ نَطَقُوا

    دَهْرًا

    Birgün, günün birinde, günlerden bir gün

    Günün birinde döneceğiz : سَنَرْجِعُ يَوْمًا

    يَوْمًا

    Bugün, günümüzde

    Bugün çarşıda amcamı gördüm : رَأَيْتُ عَمِّي فِي السُّوقِ اليَوْم

    اليَوْمَ

    -den önce, bir müddet, … boyunca

    Yemekten önce ellerimi yıkarım : .أَغْسِلُ يَدَيَّ قَبْلَ الأكْلِ

    قَبْلَ …

    -den sonra, -in sonrasında

    Yemekten sonra ellerimi yıkarım : .أَغْسِلُ يَدَيَّ بَعْدَ الأَكْلِ

    بَعْدَ …

    Dün

    Dün deniz kenarında dolaştım : .تَجَوَّلْتُ أَمْسِ فِي شَاطِئِ البَحْرِ

    أمْسِ

    Dün gece

    Dün gece çok az uyudum : .نِمْتُ البَارِحَةَ قَلِيلاً

    البَارِحَةَ

    Geceleyin, gece, gece vakti(nde)

    Küçük çocuklar geceleyin evden dışarı çıkmazlar

    الأَوْلاَدُ الصِّغَارُ لاَ يَخْرُجُونَ مِنَ البَيْتِ لَيْلاً

    لَيْلاً

    Gün doğmadan, şafak vakti, tan vakti

    Çiftçi tarlasına gün doğmadan gider : يَذْهَبُ الفَلاَّحُ إلَى حَقْلِهِ فَجْرًا

    فَجْرًا

    İkindileyin, ikindi vakti(nde)

    Çocuklar ikindileyin eve dönüyorlar: يَرْجِعُ الأَوْلاَدُ إِلَى المنَْزِلِ عَصْرًا

    عَصْرًا

    Öğlenleyin, öğlen, öğle vaktinde

    Öğleden sonra nereye gideceksiniz: ؟ إلَى أَيْنَ سَتَذْهَبُونَ ظُهْرًا

    ظُهْرًا

    Sabahleyin, sabah, sabah vaktinde

    Fakültede dersler sabah başlar. تَبْدَأُ الْمُحَاضَرَاتُ فِي الكُلِّيَّةِ صَبَاحًا

    صَبَاحًا

    Şimdi, şu anda

    Şu an kiminle konuşuyorsun? ؟ مَعَ مَنْ تَتَكَلَّمُ حَالِيًا

    حَالاً ، حَالِيًا

    Şimdi, şu anda, şu sıralarda

    Şimdi çok meşgulüm. الآنَ أنَا مَشْغُولٌ جِدًّا

    الآنَ

    Yarın

    Yarın arkadaşımı ziyaret edeceğim : سَأَزُورُ صَدِيقِي غَدًا

    غَدًا

    Yatsıda, yatsı vakti(nde)

    Yatsı vaktinde hastaneden döndük. . رَجَعْنَا مِنَ المسُْتَشْفَى عِشَاءً

    عِشَاءً

    Yaygın Olarak Kullanılan Mekan Zarfları Anlamları Mekan Zarfları

    -in önüne, -in önünde

    Arabasını okulun önünde durdurdu: وَقَّفَ سَيَّارَتَهُ أَمَامَ الْمَدْرَسَةِ

    أمَامَ

    -in önüne, -in önünde

    Hastane okulun önünde. الْمُسْتَشْفَى يُوجَدُ قُدَّامَ الْمَدْرَسَةِ

    قُدَّامَ

    -in arkasına, -in arkasında

    Adam duvarın arkasına saklandı: اِخْتَبَأَ الرَّجُلُ خَلْفَ الجِدَارِ

    خَلْفَ

    -in arkasına, -in arkasında

    [﴿كَانَ وَرَاءَهُمْ مَلِكٌ يَأْخُذُ كُلَّ سَفِينَةٍ غَصْبًا﴾ [سورة الكهف: 79

    “(Çünkü) varacakları yerde her gemiyi zorla almakta olan

    bir kral vardı”.

    وَرَاءَ

    -in sağına, -in sağında

    Bina, okulun sağındadır. .العِمَارَةُ يَمِينَ المدَْرَسَةِ

    يَمِينَ

    -in soluna, -in solunda

    Okul binanın solundadır. .المدَْرَسَةُ يَسَارَ الْعِمَارَةِ

    يَسَارَ

    -in soluna, -in solunda

    ﴿وَمَا أُوتِيَ كِتَابَهُ بِشِمَالِهِ فَيَقُولُ يَا لَيْتَنِي لَمْ أُوتَ كِتَابِيَهْ﴾

    [ [الحاقَّة: 25

    “Kitabı sol eline verilen ise ‘keşke kitabım

    verilmeseydi”…”

    شِمَالَ

    -in karşısına/hizasına, -in hizasına

    Evim onun evinin karşısındadır. بَيْتِي حِذَاءَ دَارِهِ

    حِذَاءَ

    -in karşısına, -in karşınıda, -ile yüzyüze.

    Emîrin karşısında oturdum. .جَلَسْتُ أمَامَ الأَمِيرِ

    تِجَاهَ

    -e doğru, -…yönünde

    Bebek annesine doğru koştu. جَرَتِ الطِّفْلَةُ نَحْوَ أُمِّهَا

    نَحْوَ

    -in ortasında/ortasına, -in merkezinde

    Araba yolun ortasında durdu: وَقَفَتِ السَّيَّارَةُ وَسْطَ الطَّرِيقِ

    وَسْطَ

    -in arasında, -in ortasında

    Kalemi iki kitabın arasına koydum. وَضَعْتُ القَلَمَ بَيْنَ الكِتَابَيْنِ

    بَيْنَ

    -in yanında, -in katında, -in nezdinde, -in huzurunda

    Benim yanımda kıymetli kitaplarım var. لَدَيَّ كُتُبٌ قَمِيَّةُ أي عِنْدِي

    لَدَى

    -in yanında, -in katında, -in nezdinde, -in huzurunda

    Onun yanından geldim. جِئْتُ مِنْ لَدُنْهُ

    لَدُنْ

    -in yanında, -in katında, -in nezdinde, -in huzurunda

    .وَقَفَتِ السَّيَّارَةُ عِنْدَ إِشَارَةِ الْمُرُورِ

    Araba trafik işaretlerinin yanında durdu:

    عِنْدَ

    -in altına, -in altında

    Kedi masanın altındadır. القِطَّةُ تَحْتَ الْمَائِدَةِ

    تَحْتَ

    -in üstüne, -in üstünde

    [ ﴿وَفَوْقَ كُلِّ ذِي عَلْمٍ عَلِيمٌ﴾ [سورة يوسف: 76

    “…her bilenin üstünde daha iyi bilen vardır”.

    فَوْقَ

    -in altında.

    دُونَ السَّرِيرِ هِرَّةٌ Döşeğin altında bir kedi var.

    دُونَ

    -in karşısına, -in karşısında

    Emirin karşısında oturduk. . جَلَسْنَا تِلْقَاءَ الأَمِيرِ

    تِلْقَاءَ

    -in doğusuna, -in doğusunda

    تَقَعُ مَدِينَةُ آغْرِي شَرقَ تُرْكِيَا

    Ağrı, Türkiye’nin doğusunda bulunur.

    شَرْقَ …

    -in batısına, -in batısında

    تَقَعُ مَدِينَةُ إزْمِيرَ غَرْبَ تُرْكِيَا

    İzmir, Türkiye’nin batısında bulunur .

    غَرْبَ …

    -in güneyine, -in güneyinde … جَنُوبَ

    تَقَعُ مَدِينَةُ آنطاليَا جَنُوبَ تُرْكِيَا

    Antalya, Türkiye’nin güneyinde bulunur.

    -in kuzeyine, -in kuzeyinde

    تَقَعُ مَدِينَةُ قَسْطَمُونِي شمََالَ تُرْكِيَا

    Kastamonu, Türkiye’nin kuzeyinde bulunur.

    شمََالَ …

    -in çevresinde, -in etrafında

    تَجَمَّعَ الأَوْلاَدُ حَوْلَ آبَائِهِمْ

    Çocuklar babalarının etrafında toplandılar.

    حَوْلَ…

    -…boyunca, …süresince

    Yol boyunca yürü. اِمْشِ طَوَالَ الطَّرِيقِ

    طُولَ، طَوَالَ

    -in başında, -in evvelinde

    Gençliğinin başındaydı. .هُوَ كَان إبَّانَ شَبَابِهِ

    إبَّانَ …

    -…boyunca, -…süresince

    العَالمُ يشتغِلُ مَدَى حَيَاتِهِ بِالْعِلْمِ

    Âlim hayatı boyunca ilimle meşgul olur:

    مَدَى ….

    -in esnasında, -in sırasında.

    Konuşma sırasında geldiler. جَاؤُوا أثْنَاءَ الكَلاَمِ

    أثْنَاءَ ..

    -in karşısına, -in hizasında

    Öğrenci, hocanın karşısına oturdu. .جَلَسَ الطَّالبُ إزَاءَ الأسْتَاذِ

    إزَاءَ …

    -in içinde, -in içine, -in dahilinde

    Evin içinde yemek yiyoruz. .نأْكُلُ الطَّعَامَ دَاخِلَ الدَّارِ

    دَاخِلَ ..

    -in dışında, -in dışına

    .تُصْدَرُ بَعْضُ المنُْتَجَاتِ إلَى خَارِجِ الْبِلاَدِ

    Bazı ürünler yurt dışına ihraç ediliyor:

    خارِجَ…

    -in içinden, -in arasından, -… zarfında

    Sultan yönetimi süresince âdildi. كَان السُّلْطَانُ عَادِلاً خِلاَلَ حُكْمِهِ

    خِلاَلَ…

    -den önce … قَبْلَ

    Yemekten önce ilaç alıyorum. .أَتَنَاوَلُ الدَّوَاءَ قَبْلَ الأَكْلِ

    -den sonra, -in sonrasında

    .سَأَذْهَبُ إِلَى البَيْتِ بَعْدَ أَنْ أَسْتَرِيحَ قَلِيلاً

    Biraz dinlendikten sonra eve gideceğim:

    بَعْدَ …


     

    Haftanın günleri

    Anlamı Kısaltılmış Form Günler

    Pazar يَوْمَ الأَحَدِ الأحَدَ

    Pazartesi يَوْمَ الاِثْنَيْنِ الاِثْنَينِ

    Salı يَوْمَ الثُّلاَثَاءِ الثُّلاَثَاء

    Çarşamba يَوْمَ الأَرْبِعَاءِ الأرْبِعَاءَ

    Perşembe يَوْمَ الخَْمِيسِ الخَمِيسَ

    Cuma يَوْمَ الجُمُعَةِ الجُمُعَةَ

    Cumartesi يَوْمَ السَّبْتِ السَّبْتَ

    Milâdî Aylar

    Anlamı Doğu Akdeniz Ülkeleri

    ve Irak

    Mısır ve Kuzey

    Afrika Ülkeleri

    Ocak يَنَايِرُ /يَنَائِرُ كَانُونُ الثَّانِي

    Şubat فَبْرَايِر/فَبْرَائِر شُبَاطُ

    Mart مَارِسُ آذَارُ

    Nisan أَبْرِيل نِيسَانُ

    Mayıs مَايُو أيَّار

    Haziran يُونِيُو حَزِيرانُ

    Temmuz يُولِيُو تَمُّوز

    Ağustos أغُسْطُس آب

    Eylül سِبْتَمْبِرُ أيْلُولُ

    Ekim أُكْتُوبِر تِشْرِينُ الأوَّلُ

    Kasım نُوفَمْبِر تِشْرِينُ الثَّانِي

    Aralık دِسَمْبِر كَانُونُ الأوَّلُ

    Şu zaman zarfı manâlı isimler, belirli bir günün sabahını ifade etmek için

    kullanılıyorlarsa tenvîn almazlar:

    بُكْرَةَ سَحَرَ سُحْرَةَ ضَحْوَةَ غُدْوَةَ

    Onunla bu seher vakti karşılaştım. لَقِيتُهُ سَحَرَ

    Onunla bir seher vakti karşılaştım. لَقِيتُهُ سَحَرًا

    Cuma günü sabahleyin geldi. جَاءَ يَوْمَ الجُمُعَةِ سَحَرَ

    Perşembe günü sabahleyin geldi. جَاء يومَ الخميسِ بُكْرَةَ

    2. Şu kelime ve tabirler de el-mef‘ûlü fîh olarak kullanılır:

    bir gece ذاتَ لَيْلَةٍ bir defasında ذَاتَ مَرَّةٍ

    sağda : ذاتَ اليَمِينَ bir gün : ذَاتَ يَوْمٍ

    solda ذَاتَ الشِّمَالِ

    Zaman ve Mekân Zarflarının Mef‘ûlün fîhin Dışında Bir Öge Olarak

    Kullanılması

    Burada zaman ve mekân zarflarının bir özelliğine temas edilmelidir. Cümlede

    geçen zaman ve mekân zarflarının hangilerinin el-mef‘ûlü fîh olabileceklerine

    yukarıda işaret etmiştik. Ancak her zaman ve mekân zarfı, sürekli el-mef‘ûlü

    fîh olmaz, buna dikkat edilmeli ve farkına varılmalıdır. Burada söz konusu

    kelimenin bir zarf mı yoksa cümlede yer alan bir başka öge mi olduğu

    birbirinden ayrılmalıdır. Söz konusu kelime, cümledeki eylemin gerçekleşme

    zaman veya mekânını bildiriyorsa bir zarf olarak “el-mef‘ûlü fîh”, böyle bir

    anlama gelmiyorsa diğer her hangi bir isim gibi, cümlede mübtedâ, haber, fâil

    vb. bir öge olabilir. Aşağıdaki cümleleri bu açıdan inceleyelim:

    يَوْمُ الأَحَدِ أَوَّلُ يَوْمٍ فِي الأُسْبُوعِ

    Pazar günü haftanın ilk günüdür (İsim/mübtedâ)

    يَوْمَ الأحَدِ سَنُسَافِرُ إلَى القاَهِرَةِ.

    Kahire’ye Pazar günü gideceğiz (Zarf/Mef‘ûlün fîh)

    طُولُ البُرْجِ سَبْعُونَ مِتْرًا بِالضَّبْطِ.

    Kulenin boyu tam olarak yetmiş metredir (İsim/Mübtedâ)

    حَرَثَ الفَلاَّحُ الحَْقْلَ طُولَ اليَوْمِ.

    Çiftçi, tarlayı gün boyu sürdü (Zarf/Mef‘ûlün fîh)

    الصَّيْفُ أَشَدُّ حَرَارَةً مِنَ الشِّتَاءِ.

    Yaz mevsimi kış mevsimi daha sıcaktır (İsim/Mübtedâ)

    نَذْهَبُ إِلَى شَوَاطِئِ الْبَحْرِ صَيْفًا.

    Yazın deniz sahillerine gideriz (Zarf/Mef‘ûlün fîh)

    اليَوْمُ يَوْمُ الاِثْنَيْنِ.

    Bu gün Pazartesi günüdür.

    Aşağıdaki cümlelerde mefûlün fîh olan zarfları bulunuz.

    1. أبْحَرَتِ السَّفِينَةُ غَرْبَ النِّيلِ.

    2. نُؤْمِنُ بِيَوْمِ القِيَامَةِ.

    3. يَوْمَ القِيَامَةِ سَتُبْعَثُ كُلُّ نَفْسٍ.

    4. اليَوْمُ يَوْمُ الأَحَدِ.

    5. الدَّوَائِرُ الرَّسمِْيَّةُ مُغْلَقَةٌ اليَوْمَ.

    6. هذَا الْيَوْمُ يَوْمُ الخَْمِيسِ.

    7. سَيُقَامُ الامْتِحَانُ النِّهَائِيُّ يَوْمَ الخَْمِيسِ.

    Aşağıdaki cümlelerde bulunan mef‘ûlün fîhlerin zaman zarfı mı yoksa mekân

    zarfı mı olduklarını söyleyiniz.

    1. دَارَتِ الْمَرْكَبَةُ الفَضَائِيَّةُ حَوْلَ الأَرْضِ.

    2. اتَّجَهَتِ السَّفِينَةُ نَحْوَ الْبَحْرِ الأَسْوَدِ.

    3. ﴿وَفَوْقَ كُلِّ ذِي عَلْمٍ عَلِيمٍ﴾

    4. ﴿كَانَ وَرَاءَهُمْ مَلِكٌ﴾.

    5. ﴿سِيرُوا فِيهَا لِيَالِيَ وَأَنْهَارًا﴾.

    Aşağıdaki cümleleri harekeleyiniz ve Türkçe çevirilerini yazınız.

    1. تعطَّلت السيَّارة في مركز المدينة .

    2. تقع كلية الإلهيات بجامعة مرمرة في الضفَّة الآسيويَّة من مضيق بسفور.

    3. يبدأ المؤتمر بعد ثلاثة أسابيع .

    4. زارنا أصدقاءنا أمس في الفندق.

    5. سنقضي هذه العطلة في أولوداغ.

    6. بعض الناس يحبون أن يقضوا عطلهم في شاطئ البحر.

    7. تحركت الحافلة فجراً (في الفجر) من المحطة.

    8. جرى الكلبُ خلف الثعلب فأمسك به.

    9. أمام كليتنا سيارة الإسعاف.

    10 . وضع الأستاذ حقيبته فوق الطاولة أثناء الدرس

    Arapça cümlelerde mef‘ûlün fîhi tanıyabilmek

    Mef‘ûlün fîh, bir fiilin kendisinde gerçekleştiği zaman veya mekânı (yeri)

    gösteren zarf veya zarf öbeklerine denir.

    Arap dilini okulda öğrendik. تَعَلَّمْنَا اللُّغَةَ الْعَرَبِيَّةَ فِي الْمَدْرَسَةِ

    Öğrenciler fakültenin önünde duruyorlar. يَقِفُ الطُّلاَّبُ أَمَامَ الْكُلِّيَّةِ

    İşçiler evlerine akşamleyin dönerler. ِمْ مَسَاءً