Mânayı fiil – ARAPÇA GRAMER DERSLERİ

kendisinden fiil mânası anlaşılan lafızdır ve Lafzî Kıyasî Âmil’dir. Mânasına delalet ettiği fiilin amelini yapar, yani fâilini REF eder ve mefulünü NASB eder. Fiil çekim sığaları yoktur. Mânayı fiiller üç grubtur:

  • (1) İsm-i Fiiler, mânayı fiildir. Fiil çekimleri yoktur fakat mânasına delâlet ettiği fiilin ameli gibi amel ederler. İsm-i fiiller altı grubta toplanabilir. Bunlar :  (a) Emir mânasında olan ism-i fiil, (b) Mazi mânasında olan ism-i fiil, (c) Muzari mânasında olan ism-i fiil, (d) İsm-i mensublar, (e) İsm-i müstearlar, (f) İsm-i işâretler ve (g) İsim olmasına rağmen kendisinden sıfat mânası anlaşılan isimler.
  • (a) Emir mânasında olan ism-i fiile örnek: (*) Zeyd’i tut mânasına gelen, ( هَا زَيْداً ) terkibindeki ( هَا ) lafzı gibi. (*) Zeyd’e mühlet ver mânasına gelen, ( رُوَيْدَ زَيْداً ) terkibindeki ( رُوَيْدَ ) lafzı gibi. (*) Zeyd’i hazır kıl mânasına gelen, ( هَلُمَّ زَيْداً ) terkibindeki ( هَلُمَّ ) lafzı gibi. (*) Zeyd’i bırak mânasına gelen, ( بَلْهَ زَيْداً ) terkibindeki ( بَلْهَ ) lafzı gibi. (*) Zeyd’e yapış mânasına gelen, ( عَلَيْكَ زَيْداً ) terkibindeki ( عَلَيْكَ ) lafzı gibi. (*) Zeyd’i terket mânasına gelen, ( تَرَاكِ زَيْداً ) terkibindeki ( تَرَاكِ ) lafzı gibi. (*) Bir şey ver mânasına gelen, ( هَاتِ شَيْئاً ) terkibindeki ( هَاتِ ) lafzı gibi. (*) Çorbayı getir mânasına gelen, ( حَيَّهَلَ الثَّرِيدَ ) terkibindeki ( حَيَّهَلَ ) lafzı gibi. (*) Amr’ı tut mânasına gelen, ( دُونَكَ عَمْراً ) terkibindeki ( دُونَكَ ) lafzı gibi.
  • (*) Günahı terket mânasına gelen, ( تَرَاكِ ذَنْباً ) terkibindeki ( تَرَاكِ ) lafzı emri hazır olup, fâili tahtında müstetir ( أَنْتَ ) zamiridir. ( ذَنْباً ) lafzı ise, emir mânasında ism-i fiil ve mânayı fiil olan ( تَرَاكِ ) lafzının, mefulün bih sarihidir.
  • Kâfiye’de şu bilgiler de yazılı: (1) Diğer eserlerde mazi mânasında olduğu bildirilen ( هَيْهَاتَ ) “uzak oldu” ism-i fiili, emir mânasındadır. (2) Emir mânasında olan ( فَعَالِ ) veznindeki isimler, sülâsi mücerredlerinden türetildikleri halde lafzî kıyasi âmildir. ( اِنْزِلْ ) manasında olan ( نَزَالِ ) lafzı gibi. (3) Marife masdar manasında olan ( فَجَارِ )  lafzî kıyasi âmildir. (4) Müennesin sıfatı olan masdarlar ( يَا فَسَاقِ ) lafzı gibi,  mebnî olan lafzî kıyasi âmildir. (5) Müennes alem (özel isim), Hicazlılara göre mebnî ve Beni Temim kabilesinin kullanışına göre murebdir ( قَطَامِ ) gibi ve ( غَلاَبِ ) gibi. Ancak sonu ( ر ) olan ve ( حَضَارِ ) vezninden gelen isimler mebnî’dir.
  • 6/150 ( قُلْ هَلُمَّ شُهَدَاءَكُمُ ) “De ki haydi şâhidlerinizi getirin” Ayet-i Kerimesindeki ( هَلُمَّ ) lafzı, emir mânasında olan bir ism-i fiildir ve cümlede mânayı fiil olarak da, Lafzî Kıyasi Âmil’dir.
  • (b) Mazi mânasında olan ism-i fiile örnek-1 : ( هَيْهَاتَ الْمُذْنِبُ مِنْ اللهِ تَعَالَى ) “Günahkar, Ellah Teala(‘nın rahmet ve mağfiretin)den uzak oldu.” cümlesindeki ( هَيْهَاتَ ) “uzak oldu” mazi mânasında olan bir ismi fiildir ve fâili REF eder ve mefulü NASB eder. Bu nedenle ( الْمُذْنِبُ ) fâili, lafzen merfudur. ( مِنْ اللهِ ) mefulün bih gayri sarihi de, mahallen mensubtur. Örnek-2 : Zeyd ile Amr ayrıldılar mânasına gelen, ( شَتَّانَ زَيْدٌ وَ عَمْرٌو ) terkibindeki ( شَتَّانَ ) lafzı gibi. Örnek-3 : Zeyd ile Amr yaklaştılar mânasına gelen, ( وَشْكَانَ زَيْدٌ وَ عَمْرٌو ) terkibindeki ( وَشْكَانَ ) lafzı gibi.
  • 23/36 ( هَيْهَاتَ هَيْهَاتَ لِمَا تُوعَدُونَ ) “Size vaadolunan olunan o şey ne uzak! ne uzak!” Ayet-i Kerimesindeki ( هَيْهَاتَ ) lafzı, mazi mânasında olan bir ism-i fiildir ve cümlede mânayı fiil olarak da, Lafzî Kıyasi Âmil’dir.
  • (c) Muzari mânasında olan ism-i fiile örnek : 17/23 ( فَلَا تَقُلْ لَهُمَا أُفٍّ وَلَا تَنْهَرْهُمَا ) “Sakın onlara üf bile söyleme – onları azarlama” Ayet-i Kerimesindeki ( أُفٍّ ) lafzı, muzari olan ( أَسْأَمُ ) bıktım mânasındadır.
  • (d) İsm-i mensub olan ism-i fiil : İsm-i mensub, ism-i mefule tevil edildiğinden, ism-i mefullerin ameli gibi amel eder. Bu nedenle ism-i mefulde şart olanlar, ism-i mensubun amel etmesinde de şarttır. Örnek :  ( يَنْبَغِى لِلْعَالِمِ أَنْ يَكُونَ مُحَمَّدِيّاً خُلُقُهُ ) “Âlimin ahlâkının Muhammed’e (s.a.v) mensub olması gerekir.” ( خُلُقُهُ ) lafzı, ism-i mensub ve mânayı fiil olan ( مُحَمَّدِيّاً )’nin fâilidir. ( أَنْ يَكُونَ ) lafzı ise, ( خُلُقُ الْعَالِمِ ) takdirindedir ve ( يَنْبَغِى )’nin fâilidir.
  • (e) İsm-i müstear olan ism-i fiile örnek :  ( مَرَرْتُ بِرَجُلٍ أَسَدٍ غُلاَمُهُ ) “Kölesi aslan olan bir adama uğradım.” sözündeki ( أَسَد ) “Aslan” gibi. Buradaki ( أَسَدٍ ) lafzı, ( مُجْتَرِئٍ ) “cesur” mânasındadır.
  • (f) İsm-i işâret olan ism-i fiile örnek : ( هَذَا زَيْدٌ يَوْمَ الْجُمُعَةِ أَمَامَ الْأَمِيرِ ) bu terkib ( أُشِيرُ إِلَيْهِ يَوْمَ الْجُمُعَةِ أَمَامَ الْأَمِيرِ حَالَ كَوْنِهِ جَالِساً ) “ben cuma günü emirin önünde oturucu olduğum halde işâret ediyorum” mânasındadır. ( هَذَا ) lafzı, ( أُشِيرُ ) “işâret ediyorum” mânasındadır.
  • (g) İsim olmasına rağmen kendisinden sıfat mânası anlaşılan, ism-i fiile örnek : ./.. ( وَهُوَ اللهُ فِي السَّمَوَاتِ ) “Göklerde ibadet edilendir” Ayet-i kerime’sindeki ( اللهُ ) “Ellah” lafzı gibi. Bu Ayetteki ( اللهُ ) lafzı, ( الْمُعْبُودُ ) “ibadet edilen” mânasındadır.
  • (2) Zarfı müstekarlar, mânayı fiildir. Şu üç özelliği olan lafızlar, bir zarfı müstekardır. (a) Müteallik’ın (hazf edilmiş bir fiilin) amelini yapan bir Âmildir. (b) Harficer ile gelen bir isimdir (car – mecrûr dur). (c) Hazfedilmiş fiilin ; hem mânasını kapsar, hem amelini yapar, hem de fâil olan müstetir zamiri (mamulu) ifşâ eder.
  • Örnek-1: ( ذَيْدٌ فِي الدَّارِ ) “Zeyd evdedir.” cümlesinin aslı ( ذَيْدٌ حَصَلَ فِي الدَّارِ ) “Zeyd evde hasıldır.” dır. Buradaki ( فِي الدَّارِ ) car-mecrûr olan zarfı müstekar, hazfedilmiş olan ( حَصَلَ ) fiiline bağlıdır. Şöyle de söylenebilir. ( فِي الدَّارِ ) zarfı müstekarın müteallikı ( حَصَلَ ) dir ve bu fiilin ; hem mânasını kapsar, hem amelini yapar (fâili REF eder ve varsa mefulü NASB eder), hem de müstetir olan mamulu (fâil olan zamiri) ifşâ eder (Önemli not : İfşâ ettiği fâil, ( هُ ) merfu munttasıl zamiridir. ( هُوَ ) munfasıl zamiri değildir. Çünkü, asıl zamir muttasıl ( هُ ) olandır ve muttasıl zamirin özürlenmesi halinde munfasıl zamir ( هُوَ ) gelir. Açıklama için bakınız : Mamuller sayfası, Zamirler dosyalarına)
  • Örnek-2: ( مَا فِي الّدُنْيَا رَاحَةٌ ) “Dünyada rahat olmadı.” cümlesinin aslı ( مَا حَصَلَ فِي الّدُنْيَا رَاحَةٌ ) “Dünyada rahat hasıl olmadı.” dır. Buradaki ( فِي الّدُنْيَا ) car-mecrûr olan ve fiil gibi amel eden zarfı müstekar, bağlı olduğu hazfedilmiş olan ( حَصَلَ ) fiilin amelini yapar. Şöyle de söylenebilir. ( فِي الّدُنْيَا ) zarfı müstekarın müteallikı ( حَصَلَ ) dir ve bu fiilin ; hem mânasını kapsar, hem amelini yapar (fâili REF eder ve varsa mefulü NASB eder), hem de merfû mamul olan fâili ( رَاحَةٌ ) ilân eder. (Önemli not : İlân ettiği fâil ( رَاحَةٌ  “râhat”) bir isim olduğu için, bu isimle isimlen kişinin (Fâil’in) ; (a) hem zahiri ismini (Ali, Aşye, .. gibi), (b) hem ( هُوَ ) munfasıl zamirini, (c) hem ( هُ ) muttasıl zamirini, (d) hem de muttasıl zamirinin âmilini (onun bir cüzü olacak şekilde bitiştiği ismi) kapsar. Şöyle de söylenebilir : Rahat’ın hasıl olmaması, kişinin fiillerinde, hâlinde, davranışlarında görülür ve bilinir. Ayrıca vasıflarıyla ilgili şikayetlerinden öğrenilir.)
  • (3) Esmâ-i Efâl, mânayı fiildir. Cevşen-i Kebir’de geçen 1000 adet Esmâ’daki açık veya saklı fiiller, birer mânayı fiildir. Bu nedenle âmildirler ve o fiilin amelini yaparlar (fâili REF eder ve varsa mefulü NASB ederler).   Esmâ-i Efâl ; Ellah lafz-ı celâl’inin hem devamlı bir hâli olmak üzere, mahallen mensûb’tur. hem de bir sıfatı olmak üzere mahallen mecrurdur. Bu durum, Lafz-ı Celâl’in bir özelliğidir. Zirâ cümle, ancak nekirenin sıfatı olarak vâki olabilir. Cümle, marifenin sıfatı olamaz.