Hasen Hadisin Kısımları:
Hasen hadîs de, tıpkı sahîh gibi iki kısımdır:
1- Hasen li-zâtihi, 2-Hasen li-gayrihi.
[1]
Hasen hadîs de, tıpkı sahîh gibi iki kısımdır:
1- Hasen li-zâtihi, 2-Hasen li-gayrihi.
[1]
Sözlükte “güzel, hoş” anlamına gelen “hasen”
kelimesi, hadis ıstılahında sahih hadisle zayıf hadis arasında yer alan, fakat
sahih hadîse daha yakın olan hadis türüne verilen addır. Daha açık bir ifade
ile, hasen hadisle sahih hadis arısındaki fark, hasen hadîsin râvîlerinin durumu
kesin olarak bilinmemekle birlikte, yalancılıkla suçlanmamış, dürüst ve
güvenilir olmalarına rağmen, titizlikleri (itkân) ve hâfızalarının sağlamlığı (zabt)
açısından sahih hadis râvîlerinden daha aşağı derecede bulunmasıdır. Hasen
hadis, bu iki özellik dışında sahih hadîsin bütün özelliklerini taşır. Bir de,
hasen hadislerin mütâbi’leri olmalıdır. Mütâbi’, bir râvînin naklettiği hadîsin
başka râvîler vasıtasıyla da rivâyet edilmesidir. Böylece hasen hadis
râvîlerindeki zabt eksikliği takviye edilmiş olur.
[1]
Bir hadisin “hasen” diye tanımlanması hadisin
metin veya mânâsı nedeniyle değil hadisin râvî zincirindeki kişilerin durumundan
kaynaklanmaktadır. Buna göre; “Adâlet şartını taşımakla birlikte, zabt yönünden
sahih hadis râvîlerinin derecesine ulaşamamış kimselerin muttasıl (kesintisiz)
isnatla rivâyet ettikleri, şâz ve illetten uzak hadis”[2]
“Râvîsi doğruluk ve emânetle meşhur olmakla birlikte, zabt vasfındaki kusurundan
dolayı sâhih derecesine ulaşamayan hadis”[3]
şeklinde tarifler yapılmıştır.
Hasen olup olmama râvîlerden kaynaklandığı için
bir hadis bir imama göre hasen olarak görülürken bir başkası için zayıf ve sahih
olabilir. Hadis imamlarının hadîsin râvî zincirindeki kişiler hakkındaki
kanâatleri o hadîsin sahih, hasen,… olarak farklı şekilde tanımlanması
sonucunu doğurur. Bir hadisin senedi hakkında “sahih” veya “hasen” hükmü vermek
hadîsin metnininde bu hükme girmesi anlamına gelmez. Muhadisler bu konuda şu
görüştedir: “Senedi sahih olan her hadîsin metni de sahih olmaz”[4]
Sahih veya hasen olan metin midir, yoksa sened midir bu açıklanır.[5]
Hasen sahîhle zayıf arasında yer alan bir hadîs
çeşididir. Makbûl ve muhteccünbîh gruba dâhildir. Tarifine gelince, ulemanın
ittifak ettiği bir tarif yoktur denebilir. Umumiyetle râvilerinden birinde zabt
yönünden biraz zayıflık olan hadîse hasen denmiştir. Hasen tâbirini ısrarla ve
sistemli şekilde kullanan Tirmizî’nin târifi bile herkesçe aynı şekilde
benimsenememiştir. Onun târifi şöyle: “Senedinde müttehem bi’l-kizb bulunmayan
ve şâz da olmayan, buna benzeyen bir başka vecihten de rivâyet edilmiş olan
hadîsdir. “
“Bu târifte, rivâyetin, ikinci bir târikden de
gelmiş olması şart koşulmaktadır.
Nuhbetu’l-Fiker’de İbnu Hacer’in tarifi ise
şöyledir: “Adalet şartını hâiz olmakla berâber zabt yönünden, sahîh hadîs
râvilerinin derecesine ulaşamayan kimselerin, muttasıl isnâdla rivâyet ettikleri
şâz ve illetten âri hadîslere hasen denilmiştir”.
* Görüldüğü üzere, müteahhirînin anlayışını
temsîl eden bu târîfte, Tirmizî’nin tarifinde yer verilen “ikinci bir tarikten
gelmiş olma” şartı mevcut değildir.
* Dikkat edilirse, burada sahîh hadîste aranan
bütün şartlar, bir eksiği ile, aynen aranmaktadır. Bu eksik şart, zabtla
ilgilidir: Sahîh hadîs râvilerinin zabt yönüyle mükemmel olması gerekirken
burada râvî zabt yönüyle zayıftır.
Hasen’in tarifinde düşünülen ihtilafı göstermek
için birkaç tarif daha kaydedelim: Hâttâbî “Hasen, mahreci bilinen, ricali
meşhur, hadisin ekseni bunun etrafında dönen, ulemanın çoğunluğunca kabul
edilmiş hadîstir” der. Mahrec hadîsin ilk rivayet edildiği yere (veya şahsa)
denir. Ricalin şöhretinden maksad sıdk ile şöhretidir. “Hadîsin ekseni bunun
etrafında döner” demek, bir bakıma muhâlefet edilmemiş, yani şâz olmayan
mânasına gelir. Ulemanın çoğunluğunca kabûl edilmesi râvide hem ittiham
olmadığını (zira ittiham bi’l kizb herkesçe terki gerektiren bir kusurdur) ifâde
eder hem de ufak bir kusurun varlığını; zira bu kusur sebebiyle bazılarınca
terkedilmiş olmaktadır. Esâsen, kusursuz olsa idi ulemanın hepsinin kabûlüne
mazhar olurdu ve hadîse sahîh denirdi.
İbnu Ebî Hâtim der ki: “Babam Ebu Hâtim’e bir
hadisin durumunu sordum. İsnâdının hasen olduğunu söyledi. Bununla ihticâc
edilir mi? diye sordum “Hayır!” dedi. Bu tarifte de hasen ile kendisiyle tek
başına amel edilemeyecek bir hadis kastedildiği görülmektedir.
İbnu’l-Cevzî, hasen’i “Göz yumulabilecek vasat
bir za’fı bulunan ve kendisiyle amel edilen” hadîs olarak tarif etmiştir.
Bütün bu târifler, hasen’i sahîhten ayıran kesin
bir vasıf, açık bir had koyamamakla tenkîd edilmiş, ayrıca aralarında yeterli
uyumun olmadığına da dikkat çekilmiştir.
En büyük tenkit de Tirmizî’ye yöneltilmiştir:
Kitabının “İlel bölümü”nde yaptığı târife -ki yukarıda kaydettik- Sahîh’inde
uymamıştır. El-Irakî: “Kendi yaptığı tarife göre, hasen hadîs en az iki ayrı
tarike sahip olması gerekirken Tirmizî, Sahîh’inde tek bir tarîk’ten gelmiş
bulunan hadîslere de “hasen” demektedir” der ve şu misali kaydeder:
“İsrail’den,
Ebu Burde’nin oğlu Yusuf’tan, onun babasından, Aişe’den Rasulullah heladan
çıktığı zaman ‘Ğufraneke’ derdi. “
Tirmizî hadîsten sonra şu değerlendirmeyi yapar:
“Bu hadîs hasendir, garibtir. Biz bunu sâdece İsrâil… hadîsi olarak
bilmekteyiz… Bu babta da Hz. Aişe’nin Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)’dan
naklettiği bu hadîsten başka rivâyet bilmiyoruz.”
Hülasa, İbnu Salâh, Tirmizî, Hattâbî ve İbnu’l-Cevzî’nin
tariflerini kaydettikten sonra şöyle bir neticeye varır: “Hasen’in tarif
mevzuunda dikkatle durdum ve bu zevatın kelamlarını etraflıca inceleyip,
kullandıkları yerleri mülahaza ettim. Şu açıklığa vardım: Hasen hadîs iki
kısımdır: Birinci kısım: Senedinde, ehliyeti iyice bilinmeyen mestûr bir râvi
bulunan, -ancak bu mestûr, rivâyetlerinde çok hata yapan (muğaffel) veya,
hadîsinde kizble müttehem birisi olmayacak, ayrıca fıskla ithamını gerektiren
bir başka kusuru da bulunmayacak- bununla birlikte, hadîsin metni, bu ayarda bir
başkasının bir başka tarîkden rivâyetiyle de kuvvetlenmiş olduğu bilinecektir,
işte bu mütabaatin desteği sâyesinde şâz ve münkerlikten kurtulmuş olur.
Tirmizî’nin tarifi bu vasıftaki hadîslerle alakalıdır. İkinci kısım: Râvileri
sıdk ve emânetle meşhur olmakla birlikte, zabt ve itkândaki kusuru sebebiyle
sahîhin derecesine ulaşamayan, fâkat durumu, münferid rivâyetinde münker
sayılanlardan daha iyi olan râvilerin hadîsleridir ki, bütün bu kayıtlarla
birlikte, hadîsin illetten şüzûzdan ve nekâretten[6]
sâlim olması da şarttır. Hattâbî’nin tarifi de bu ikinci kısımdaki hadîslerle
ilgilidir.” İbnu Salâh ilâve eder, “Bizim bu açıklamamız, hasen konusunda bize
kadar ulaşan sözlerin hepsini içine alır”.
İbnu Salâh’ın bu yorumuna da itirazlar
yapılmıştır.[7]
[1]
İsmail lütfü Çakan, Akif Köten, Şamil İslam Ansiklopedisi: 2/288; Şamil
İslam Ansiklopedisi: 2/355.
[2]
İbn Hacer, Nuhbetü’l-Fiker, s. 24.
[3]
Suyuti, Tedrib, s. 89.
[4]
Subhi Salih, Hadis İlimleri ve Istılahları, terc. M. Yaşar Kandemir Ankara
1973, s. 130.
[5]
İsmail lütfü Çakan, Akif Köten, Şamil İslam Ansiklopedisi: 2/288; Şamil
İslam Ansiklopedisi: 2/355.
[6]
Açıklaması Zayıf Hadîsler kısmında geleceği üzere şüzûz “şâz olma hali”,
nekâret de “münker olma hali” dir. Yani şâzlık, münkerlik de diyebiliriz.
(İbrahim Canan)
[7]
İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 2/84-87.
1-
Sahîh’in tarifinde ulema arasında bazı farklılıklar görülür. Bu durum, bir hadîs
için verilecek “sahîh” hükmüne tesir eder. Neticede birinin sahîh kabûl ettiği
bir hadîsi bir diğeri zayıf sayabilir. Nitekim bâzı hadîsler hakkında bu
ihtilafa düşülmüştür. Ancak şunu da bilelim ki mezkûr ihtilâfın kaynağı sadece
koşulan şartlarda ortaya çıkan farklılık değildir; bâzan, konulan bu şartların
hadîste bulunup bulunmadığı hususunda da ihtilafa düşülmüştür.[1]
2-
Tarife bâzıları “şâz”dan sonra münker kelimesini de dâhil ederse de, tarifi
ortaya koyan İbnu’s-Salâh ve Nevevî nazarında şaz ve münker aynı mânaya
gelmektedir. Sonradan bu iki kelime, farklı derecelerdeki muhalefet için
kullanılmıştır. Binaenaleyh İbnu’s-Salâh’a göre şâz’ın içinde münker dâhildir.[2]
3-
Sahih hadis bir anlamda en sağlam senedle rivayet edilen hadis demek olduğu için
Senedlerin en sahihi (Esahhu’l-esanid)’nin tesbiti yoluna gidilmiştir. Bu hiç
kuşkusuz, değişik alimlerce, değişik senedler olarak belirlenmiştir.[3]
4-
“Bu mevzuda en sahih rivayet budur” gibi bir değerlendirme ile zikredilen hadis,
o konuda bilinebilen hadislerin en sahih’idir. Yoksa hadisin, mutlaka Sahih veya
“en sahih” olduğunu göstermez. “En zayıf olanı budur” demek olur.
5-
“Falan hadis sahihtir” sözü, o hadisin sıhhat şartlarını taşıdığını ifade eder.
Aslında da o hadisin sahih olabileceği konusunda oldukça kuvvetli bir zanna
sahip olunabilir. Mütevatir Hadis’te olduğu gibi kesinkes bir kanaatten söz
edilemez.[4]
Sahih hadisleri toplamak amacıyla te’lif edilen
eserlerin ilki, el-Buhari’nin (256/870) Sahih’idir. Sonra İmam Müslim’in
(261/875) Sahih’i bu konunun ikinci önemli kaynağıdır, bu iki kitab Sahihan diye
bilinirler.
Bunlardan önceki dönemde İmam Malik (179/795)’in
Muvatta’ı, daha sonraki dönemde de İbn Huzeyme (311/923) ve İbn Hibban
(354/965)’ın Sahih’leri önemli sahih hadis kaynaklarıdır.
Ayrıca Kütüb-i sitte içinde yer alan öteki
Sünen’lerde de sahih hadislere birinci derecede yer verilmiştir. Buhari ve
Müslim’in eserleri üzerine yazılmış Müstedrek ve Müstahreç’lerde de Sahih
hadisler bulunmaktadır.
Hadis külliyatında yer alan Sahih nitelikli
hadislerin hepsinin bir kitapta toplanması henüz gerçekleştirilmiş değildir.
[1]
Sahih hadisleri 10 dereceye çıkarırlar. 5’i
ittifaklı, 5’i ihtilaflıdır. Birinci derecede sahih hadisler: Buhari (194- 256),
Müslim (206- 264) dir ki, hadislerin yekunu on bini bulmaz. Bunlar içinde en
sahihi müttefekun-aleyhi olanlarıdır. Bunlardan sonra: Ebu Davud (202-275),
Tirmizi (209-279), Nesei (216-303) ve İbn-i Mace (209-273) dir. Ayrıca zevaitler
Busiri (?-780), Heysemi (735-807), İbn-i Hacer (773-852), Kutlu Buga (820-879),
Suyuti (849-911), Bezzar, Ebu Ya’la ve Ahmed b. Hanbel (164-241) in Müsned’leri,
Mu’cem-i Kebir, Mu’cemü’l-Bahreyn, Mu’cemü’z-Zevaid, Zevaidü’l-Hilye, Zevaidü’t-Temam
gibi eserler vardır.[2]
[1]
Hadis kitapları hakkında bilgi için bk. Sıddıki, hadis Edebiyatı Tarihi,
Tercüme Y. Z. Kavakçı, İstanbul 1966; Çakan Hadis Edebiyatı: 60; İsmail
Lütfi Çakan, Hadis Usulü, Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Yayınları:
126.
[2]
Aliyyu’l-Kari, Mevzu Hadisler, İlim Yayınları (çevrin M. Yaşar Kandemir):
15.
Hadisçiler ve hadisçi sayılan fukaha ve
usulcüler, Sahih Hadisin hüccet ve gereğince amel etmenin vacib olduğu
görüşündedirler. Sahih hadisin ravisinin tek bir kişi olması ya da tevatür
derecesine varamayan iki-üç kişi olması arasında bir fark yoktur.
Alimler Sahih Hadis ile itikadi konuların sabit
olması ve bu konuda Sahih Hadisin muktezasınca amel edilmesi hakkında farklı
görüşler ileri sürmektedirler. Çoğunluk, inanç konularının ancak, Kur’an ve
Mütevatir Hadis’ten ibaret olan kesin delil ile sabit olacağı görüşündedirler.
İbn Hazm ve bazı bilginler de Sahih Hadisin kesin ilim ifade ettiğini ve inanç
konularında da hükmüyle amel etmenin gerekeceğini söylerler.[1]
Ancak sika da olsa, hiçbir ravinin hataya düşmekten korunmuş (ma’sum) olmadığı
hatırdan çıkarılmamalıdır.[2]
Sahih hadisle amel etmek, zorunlu olan bir
husustur. Alimlerin ittifakına göre, şartlarını taşıyan Sahih bir hadis,
işitende bilgi ve kat’î kanaat meydana getirir ve kişinin, hadisin gereği ile
amel etmesini zorunlu kılar. İsterse bu tür bir sahih, mütevatir değil ahad
hadis olsun. Haber-i vahidlerin de bilgi ifade ettiklerini savunan alimler
bulunmaktadır. Burada mühim olan, bilgi ifadesi değil, sahih haberin amelde esas
olmasıdır.[3]
[1]
Bk. Itr, Menhec: 244-245.
[2]
İsmail Lütfi Çakan, Hadis Usulü, Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi
Yayınları: 125.
[3]
İbn Hazm, El-İhkam fî Usulil Ahkam, Beyrut 1983, 1/119; Serahsi, Usul,
İstanbul (t.y), 1/112; Ali Osman Koçkuzu, Hadis İlimleri ve Hadis Tarihi,
İstanbul 1983, s. 112; Sabahaddin Yıldırım, Şamil İslam Ansiklopedisi:
5/318-319.
Sıhhat şartlarından bazıları eksik olmakla
birlikte dıştan gelen bir destekle derecesi yükselen ve “sahih” addedilen
hadîstir. Kusurlu hadîse destek olan ikinci rivâyete âzıd (destekçi) denir.
Meselâ Muhammed İbnu Amr İbni Alkame Ebu Seleme’den o da Ebu Hüreyre (radıyallahu
anh)’den Resul-i Ekrem (aleyhissalâtu vesselâm)’in “Ümmetime meşakkat
vereceğimi bilmesem her namaz vaktinde misvâk kullanmalarını emrederdim”[1]
buyurduklarını rivayet ediyor. Bu hadîsi rivayet edenlerden Muhammed İbnu Amr
adâlet yönü mükemmel olmakla birlikte zabt; yönüyle zayıftır. (Bu kişide hafıza
kusuru vardır (su-i hıfz). Bazı cârihler bu sebeple onu zayıf addetmişlerdir.
dolayısıyla yukarıdaki hadîs bu senedle zayıf kabûl edilmiştir. Ancak aynı hadîs
Muhammed İbnu Amr’ın yer almadığı başka senedle de gelmiştir. Bu ikinci rivâyet,
birinci rivayetin hâsıl ettiği şüpheyi izâle etmekte böylece birinci rivayet’e
olan güven artmakta ve derecesi yükselmektedir. Bir başka ifadeyle, hadîs
zayıfken sahîh li gayrihi olmuştur. Rivâyetin derecesini yükselten bu ikinci
hadîse âzıd denir.
[2]
[1]
Buhari, Cum’a: 8; Temenni: 9; Savm: 27; Müslim, Tahare: 42; Ebu Davud,
Tahare: 25; Tirmizi, Tahare: 18; Nesai, Tahare: 6; İbn Mace, Tahare: 7;
Darimi, Salat: 168; Muvatta, Tahare: 114-115.
[2]
A. Naim, Tecrid Tercemesi: 1/201; İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve
Şerhi, Akçağ Yayınları: 2/84.
Yukarıdaki tarifte zikredilen bütün şartları
eksiksiz, en st seviyede taşıyan sahîhe denir. Bunların sıhhati hususunda ulema
arasında ihtilâf yoktur. Esâsen yapılan sahîh tarifiyle de bunlar kastedilir.
[1]
Mutlak olarak “Sahih” denilince de “Sahih li
zatihi” akla gelir
Sahih li zatihi’ye misal: Bize Kuteybe b. Said
rivayet etti, dedi ki: Bize Cerir, Umare b. Ka’ka’dan o da Ebu Zur’a’dan o da
Ebu Hureyre’den naklen rivayet etti. Ebu Hureyre (r.a.) şöyle demiş:
Rasulullah’a (s.a.v.) bir adam geldi ve sordu:
“İnsanların güzelce hizmet ve sohbet etmeme en
layık olanı kimdir?” Rasulullah:
“Annendir.”
buyurdu.
“Sonra kimdir?” dedi.
“Annendir.”
buyurdu.
“Sonra kimdir?” dedi.
“Annendir.”
buyurdu.
“Sonra kimdir?” dedi.
“Babandır.” buyurdu.[2]
Bu hadisin senedi muttasıldır. Adil ve zabıt
kişilerin kendileri gibi olanlardan sema’ı ile nakledilmiştir. Kuteybe b. Said,
Buhari ve Müslim’in hocasıdır, sikadır. Cerir b. Abdulhamid sikadır. Umare b.
Ka’ka’ aynı şekilde sikadır. Ebu Zür’a ise sika bir tabidir. Bu sened, sika
ravilerinden oluşan ve hadisçilerce bilinen bir seneddir. Hadisin metni de bir
çok delille sabit olan esaslara uygundur. Ve hadis, li zatihi sahih’tir.[3]
Sahih hadislerin Buhârî ve Müslim’in kitaplarına
göre kısımlara ayrılması da muhaddisler arasında meşhur olan bir değerlendirme
tarzıdır. Zira hadis âlimleri, Buhârî ve Müslim’in sahih hadisleri seçip
kitaplarına almak hususunda büyük dikkat ve titizlik göstermiş oldukları görüşü
üzerinde ittifak etmişlerdir. Bu sebeple Buharî ve Müslim’in “Sahih”leri, tasnif
olunmuş hadis kitapları arasında en güvenilir kitaplardır. İslâm âlimlerinden
bunun aksine bir görüş ileri süren kimse yoktur. Ancak müsteşrikler ve onların
etkisinde kalmış olan bazı yazarların görüşünde bu ittifakın bir önemi olmaz.
Mısırlı yazarlardan Mahmud Ebu Reyye, Buhârî ve Müslim’in zayıf hatta mevzû
hadislerle dolu olduğu intibaını vermek için zihin ve hakikatleri saptırmaya
başvururken hayli yorulmuştur.[1]
Araştırmacı ve gerçek hadis alimlerine göre,
Buhârî ve Müslim (Sahihayn)’deki bütün hadisler sahihtir. Hiç birinde tenkid
veya zayıflık sebebi yoktur.[2]
Darekutni ve başka hadis alimlerinin Sahihayn’ın bazı hadislerini tenkid etmiş
olmaları, o hadislerin zayıf veya mevzu olduğu anlamına gelmez. Binaenaleyh
Dârekutnî ve başkaları Buhârî ve Müslim’in kitaplarında gerekli gördükleri
hadisleri tenkit etmişlerdir. Yapılan tenkit, hadislerin isnadı ile ilgili olup
metinlere yönelik değildir.
Bilindiği gibi sahih hadisleri ilk defa toplayan
ve tasnif eden muhaddis, Buharî”dir. Buhârî’yi talebesi Müslim takib etmiştir.
Gerek Buhari’nin gerek Müslim’in kitaplarında bulunan hadislerin sıhhat
bakımından dereceleri, yine onların ittifak etmelerine ve infirad etmelerine
göre tesbit edilmiştir. Sahih hadisler için yapılan dereceler yedi kısımda
mütalaa edilmiştir. Bu dereceler şöyledir:
1.
Buhârî ve Müslim’in müştereken kitaplarına aldıkları hadisler bunlara “müttefakun
aleyh” denir. Bu konuda yapılmış bazı çalışmalar bulunmaktadır. En son çalışma
Muhammed Fuad Abdülbâkî tarafından “El Lü’lü vel-Mercân fima’t-tefaka aleyhiş-Şeyhân”
adıyla yapılmıştır. Bu çalışma Türkçeye de tercüme edilmiştir. Bu araştırmaya
göre müttefekun aleyh niteliğinde ve birinci derecede sahih hadis miktarı
1906’dır.
2.
Buhârî’nin yalnız başına rivâyet ettiği hadisler;
3.
Müslim’in yalnız başına rivâyet ettiği hadisler;
4.
Her ikisinin de şartlarına uymakla beraber Buhârî ve Müslim’in kitaplarına
almadıkları hadisler;
5.
Buhârî’nin, şartlarına uymakla beraber kitabına almadığı hadisler;
6.
Müslim’in, şartlarına uyduğu halde kitabına almadığı hadisler;
7.
Her ikisinin de şartlarına uymamakla beraber, diğer hadis imamlarına göre sahîh
olan hadisler.
Bu derecelere göre, her kısımda bulunan
hadisler, kendilerinden sonraki kısımlara dâhil hadislerden daha sahihtir.[3]
Sahihayn’da yer alan hadisler, sahih hadislerin
en ön sıralarını teşkil etmektedirler. Ancak unutulmamalıdır ki, Sahihayn’ın
öteki hadis kitaplarına üstünlüğü geneldir. Ayrı ayrı her hadisin durumu tetkik
edilecek olursa farklı durumlarla karşılaşılabilir. Asım b. Kutluboğa’nın çok
açık bir şekilde belirttiği gibi “Bir hadisin sıhhatı, hang kitapta bulunduğuna
bakılarak değil, onu nakledenlerin haline bakılarak tayin ve tesbit edilir.”[4]
Sahih hadislerin bu yedi kısmından her birine
40’ar hadis misal vermek suretiyle İbn Dakiki’l-İyd, el-İktirah adlı eseri
yazmıştır. Misaller için bu kitaba bakılmalıdır.[5]
[1]
Mahmud Ebu Reyye, Adva ale’s-Sünnetil-Muhammediyye, Mısır 1957, s. 296, terc.
Muharrem Tan, Muhammedî Sünnetin Aydınlatılması, İstanbul 1988, s. 355-356.
[2]
Ahmed Muhammed Şakir, el-Bâisul-Hasîs, Beyrut 1951.
[3]
Tahir el-Cezâirî Tevcîhu’n-Nazar, Beyrut (t.y)., s. 119.
[4]
Bk. Kasım, Kavaidu’t-tahdis: 59.
[5]
Beyrut, 1986; İsmail Lütfi Çakan, Hadis Usulü, Marmara Üniversitesi İlahiyat
Fakültesi Yayınları: 126.
Ameli gerektiren yani kendisiyle amel etmek
vacib olan makbul hadis.
Hadis usulü alimlerinin ittifaklı olarak
yaptıkları tarife göre sahih hadis; “Şazz ve illetli olmayarak, isnadı Rasûl-i
Ekrem’e veya Sahabeden yahut daha sonrakilerden birine varıncaya kadar adâlet ve
zabt sâhibi kimselerin yine kendileri gibi adâlet ve zabt sahibi kimselerden
muttasıl senedlerle rivayet ettikleri hadistir.”[1]
Adâlet ve zabt sahibi râvîlerin, yine aynı
durumdaki râvîler vasıtasıyla Hz. Peygamber’e kadar ulaşan kesintisiz bir
senedle rivâyet ettikleri, şâz ve illetli olmayan hadistir. Bu tür hadislerin Hz.
Peygamber’den geldiğinde herhangi bir şüphe yoktur.
Bir hadîsi sahîh kılan şartlar, “sahîh”in
târifinde tâdâd edilmiştir: “Adalet ve zabt yönünden sika olan râvilerin
muttasıl bir senetle şâz ve illetten âri olarak yaptıkları rivâyete sahîh denir.[2]
Yukarıdaki tariften de anlaşılacağı gibi, bir
hadisin sahih olabilmesi için bazı şartların bulunması lâzımdır. Bu şartlar
şunlardır:
1)
Sahih hadisin ravileri âdil yani adâlet vasfına haiz olmalıdır. Adâlet ise,
insanı takva ve mürüvvet sahibi yapan bir melekedir. Zira insanın şirk, fısk ve
bid’at gibi her türlü büyük ve küçük günahlardan sakınması, ancak bu meleke
sâyesinde mümkün olabilir. Bu nedenle takva ve mürüvvet sâhibi râvilere, hadis
ıstılahında adl veya âdil denilmiştir.[3]
Hakkında gerekli araştırmalar usûlüne uygun
şekilde yapılıp, adâlet prensibine aykırı davranışları nedeniyle “âdil’
olmadıkları anlaşılan (mecruh) râvîler ile kim oldukları bilinmeyen, ya da
durumları belirsiz olduğu için adâletleri tesbit edilemeyen kimselerin (meçhûl)
rivayet ettikleri hadisler, “sahih” hadislerin dışında kalır.
2)
Sahih hadisin râvileri zabt sâhibi kimseler olmalıdırlar. Zabt, ravinin, rivayet
ettiği hadiste, yahut hadisi yazmış ise, kitabında fazla hata yapmayacak
derecede hâfız, dikkatli ve titiz olmasını sağlayan bir melekedir.
[4]
Râvîler, rivâyet edecekleri hadisleri, doğru bir
şekilde öğrenme, aradan uzun bir zaman geçse bile aynen hatırlayabileck ölçüde
“öğrendiğini koruma” (zabt) yeteneğine sahip olmalıdır. Öğrenme ve öğrendiğini
koruma yeteneğine sahip olamayan râvîlerin naklettikleri hadisler de “sahih”
kabul edilmez.
Ravilerde zabt vasfının şart koşulması, galatı
çok, gafleti fâhiş olan kimselerin hadislerini sahihin dışında bırakmak içindir.[5]
3)
Sahih hadisin isnadı muttasıl olmalıdır. Yani isnadda yer alan ilk raviden son
ravisine varıncaya kadar isnadı muttasıl, kesintisiz olmalıdır. Hadîsi nakleden
râvîlerin her biri, kendisinden hadis naklettikleri kimseler ile bizzat
görüşerek hadis almış veya en azından, görüşme imkân ve ihtimaline sahip, çağdaş
(muâsır) kişiler olmalıdır. Bu nedenle sahih hadisin vasıfları anlatılırken
“muttasıl” veya “mevsul” ifadeleri kullanılır. İsnadda ittisalin şart koşulması
ile munkatı, mu’dal, mürsel ve müdelles gibi çeşitli inkitalarla gelen hadisler,
sahih hadis tarifi dışında bırakılmıştır. Makbul olan görüşe göre mürsel hadis
sahih değil, zayıftır. Aynı şekilde munkatı hadis de sahih değildir. Zira onun
da isnadında bir kişi düşmüştür veya senedinde müphem olan bir kişi
zikredilmiştir. Sened’de müphem bir ravinin yer alması ise, ondan bir kişinin
düşmesine benzemektedir. Mu’dal da bu durumdadır; zira mu’dal hadis, senedinden
iki veya daha fazla râvisi düşen hadistir.[6]
Râvîler arasında gizli veya açık bir kopukluğun
(inkıta’) bulunması, yani senedin muttasıl olmaması hadîsi “sahih”likten
çıkarır.
4)
Sahih hadis şazz olmamalıdır. Güvenilir (sika) bir râvî tarafından rivâyet
edilen hadis, daha güvenilir bir veya birden fazla râvînin rivayetine ters
düşerek, tek (şâzz) kalmamalıdır. Çünkü bu durum, hadîsin sihhatine engeldir.
Şazz hadis, ravileri adâlet ve zabt yönünden
güvenilir, muttasıl isnadla gelmiş olan fakat daha kuvvetli isnadla gelen aynı
hadisin diğer rivayetine veya rivayetlerine muhalefetle münferid kalan hadistir.
Böyle durumlarda, daha güvenilir olan ravinin rivayeti tercih olunur; diğer
rivayet ise sahih olma vasfını kaybeder.
5)
Sahih hadis muallel olmamalıdır. Hadîsin metin veya senedinde, onu zaafa düşüren
herhangi bir kusur bulunmamalıdır. İlletli (muallel) kabul edilen bu tür
hadisler, sahihlik vasfını kaybeder.
Muallel, dış görünüşü itibariyle (zahiren)
illetten salim gibi görünse de metni veya isnadında sıhhatini zedeleyen gizli
bir illeti ortaya çıkan hadis demektir.
İllet, hadisi zaafa düşüren bir kusurdur. Bu
kusur tesbit edilinceye kadar, zâhirî olarak sahih olduğu sanılan hadis, kusurun
anlaşılmasından sonra sahih olma özelliğini kaybeder.
İşte bu beş şartın hepsini taşıyan hadisler
sahihtir; yani teknik olarak bu hadislerin Hz. Peygamber’e âit olduğunda şüphe
yoktur.[7]
Hadis alimlerine göre, sahih hadisle ilgili
aranan bu şartları kendisinde bulunduran hadisin sahih olduğuna hükmedilir.
Diğer taraftan bazı hadislerin sıhhati üzerinde hadis alimleri arasında bir
görüş ayrılığı ortaya çıkmış olması da bir gerçektir. Bu durum, aranan bu beş
şartın o hadislerde bulunup bulunmadığı hususunda ortaya çıkan görüş
ayrılığından kaynaklanmaktadır. Çünkü bazı muhaddislerin tadil ettikleri bir
ravi, diğer bazıları tarafından cerhedilmiş ise, ravi üzerinde hasıl olan bu
görüş ayrılığı, o ravinin rivayet ettiği hadisin sıhhati üzerinde de ortaya
çıkar. Raviyi tadil edenler hadisi sahih kabul ederken; cerhedenler, onun
sıhhati üzerinde tereddüd gösterirler.
Adalet ve zabt şartı, her ravide ve her insanda
aynı derecede bulunmaz. Bazı kimseler, çok daha âdil ve çok daha hâfız oldukları
halde, diğer bazıları, bunlara nisbetle daha az âdil ve daha az hafızdır. Bu
azlık, onları zayıf hadis râvileri seviyesine düşürmese bile, diğerlerine
kıyasla daha aşağı derecede olduklarına kolayca hükmedilebilir. Bu sebeple,
denebilir ki, ne kadar sahih hadis râvisi varsa, o kadar da birbirinden farklı
adalet ve zabt dereceleri vardır. İşte râvilerin adâlet ve zabt yönünden bu
farklı durumları, onlar tarafından rivayet edilen hadislerin de birbirinden
farklı sıhhat derecelerinde bulunması sonucunu doğurur. Buna göre, ravileri
adâlet ve zabt yönünden en üstün derecede bulunan bir hadisin, sıhhat yönünden
de en üstün derecede bulunduğuna hükmedilir. Bu hüküm, bazı muhaddisleri, adâlet
ve zabt yönünden en üstün seviyede bulunan hadis ravilerinden müteşekkil
isnadları esahhu’l-esânîd (isnadların en sahîhi) vasfı ile belirtmelerine yol
açmıştır.[8]
Sahih hadis için aranan şartların her râvide
farklı şekilde olması sebebiyle, sahih hadisin de kısımları bulunabilmektedir.
İbnü’s-Salah’a göre sahih hadis; isnadı yönünden, meşhûr, azîz veya garip olur.[9]
Ancak hadis ehlinin sıhhati üzerinde ittifak ettiği (müttefekun aleyh)
hadislerin yanında, mezkûr vâsıfların bulunması üzerindeki ihtilafları sebebi
ile sıhhati üzerinde ihtilaf ettikleri (muhtelefûn fîh) hadisler de
bulunmaktadır.
Hasen hadisler de sahihin altında bulunan
hadislerdir.[10]
Sahih hadise müsned, muttasıl dendiği gibi;
mütevatir ve ahâd da denir. Ayrıca garib ve meşhur demek de mümkündür.[11]
[1]
İbn Kesir, İhtisaru Ulumil-Hadîs, thk, Ahmed Muhammed Şakir, Beyrut 1951, s.
21.
[2]
Târif İbnu’s-Salâh’a ait ise de, Suyûtî, Müslim’den almış olacağını, çünkü,
“Müslim Sahîh’inde hadisin sahîh olması için rivayeti baştan sona kadar
sika’nın sika’dan muttasıl bir senetle nakletmesini, rivâyetin şâz ve
muallel olmasını şart koşmaktadır” der. (İbrahim Canan)
[3]
Nureddin Itr, Mu’cemil-Mustalahâtil-Hadîsiyye, Dımaşk 1977, 64.
[4]
Nureddin Itr, Mu’cemil-Mustalahâtil-Hadîsiyye, Dımaşk 1977, 60.
[5]
Talat Koçyiğit, Hadis Istılahları, Ankara 1981, s. 384
[6]
Subhi Salih, Hadis İlimleri ve Hadis Istılahları, Trc. M. Yaşar Kandemir,
Ankara 1981, s. 119.
[7]
İsmail lütfü Çakan, Akif Köten, Şamil İslam Ansiklopedisi: 2/288.
[8]
Talat Koçyiğit, Hadis Istılahları, Ankara 1981, s. 386.
[9]
İbmi’s-Salah Ulumul-Hadîs, Tahkik. Nureddin Itr, Beyrut 1981, s. 11.
[10]
İbn Hacer, Nüzhetü’n-Nazar, Medine (t.y), s. 29; Kasimî, Kavaidıı’t-Tahdîs,
Dimaşk 1925, s. 56.
[11]
İbn Kesir, İhtisaru Ulumil-Hadîs, thk, Ahmed Muhammed Şakir, Beyrut 1951, s.
22.