A) Sahîh Hadîs: Hadis Usulü Online Oku

41737


A) Sahîh Hadîs:

 

Ameli gerektiren yani kendisiyle amel etmek
vacib olan makbul hadis.

Hadis usulü alimlerinin ittifaklı olarak
yaptıkları tarife göre sahih hadis; “Şazz ve illetli olmayarak, isnadı Rasûl-i
Ekrem’e veya Sahabeden yahut daha sonrakilerden birine varıncaya kadar adâlet ve
zabt sâhibi kimselerin yine kendileri gibi adâlet ve zabt sahibi kimselerden
muttasıl senedlerle rivayet ettikleri hadistir.”[1]

Adâlet ve zabt sahibi râvîlerin, yine aynı
durumdaki râvîler vasıtasıyla Hz. Peygamber’e kadar ulaşan kesintisiz bir
senedle rivâyet ettikleri, şâz ve illetli olmayan hadistir. Bu tür hadislerin Hz.
Peygamber’den geldiğinde herhangi bir şüphe yoktur.

Bir hadîsi sahîh kılan şartlar, “sahîh”in
târifinde tâdâd edilmiştir: “Adalet ve zabt yönünden sika olan râvilerin
muttasıl bir senetle şâz ve illetten âri olarak yaptıkları rivâyete sahîh denir.[2]

Yukarıdaki tariften de anlaşılacağı gibi, bir
hadisin sahih olabilmesi için bazı şartların bulunması lâzımdır. Bu şartlar
şunlardır:


1)

Sahih hadisin ravileri âdil yani adâlet vasfına haiz olmalıdır. Adâlet ise,
insanı takva ve mürüvvet sahibi yapan bir melekedir. Zira insanın şirk, fısk ve
bid’at gibi her türlü büyük ve küçük günahlardan sakınması, ancak bu meleke
sâyesinde mümkün olabilir. Bu nedenle takva ve mürüvvet sâhibi râvilere, hadis
ıstılahında adl veya âdil denilmiştir.[3]

Hakkında gerekli araştırmalar usûlüne uygun
şekilde yapılıp, adâlet prensibine aykırı davranışları nedeniyle “âdil’
olmadıkları anlaşılan (mecruh) râvîler ile kim oldukları bilinmeyen, ya da
durumları belirsiz olduğu için adâletleri tesbit edilemeyen kimselerin (meçhûl)
rivayet ettikleri hadisler, “sahih” hadislerin dışında kalır.


2)

Sahih hadisin râvileri zabt sâhibi kimseler olmalıdırlar. Zabt, ravinin, rivayet
ettiği hadiste, yahut hadisi yazmış ise, kitabında fazla hata yapmayacak
derecede hâfız, dikkatli ve titiz olmasını sağlayan bir melekedir.

[4]

Râvîler, rivâyet edecekleri hadisleri, doğru bir
şekilde öğrenme, aradan uzun bir zaman geçse bile aynen hatırlayabileck ölçüde
“öğrendiğini koruma” (zabt) yeteneğine sahip olmalıdır. Öğrenme ve öğrendiğini
koruma yeteneğine sahip olamayan râvîlerin naklettikleri hadisler de “sahih”
kabul edilmez.

Ravilerde zabt vasfının şart koşulması, galatı
çok, gafleti fâhiş olan kimselerin hadislerini sahihin dışında bırakmak içindir.[5] 


3)

Sahih hadisin isnadı muttasıl olmalıdır. Yani isnadda yer alan ilk raviden son
ravisine varıncaya kadar isnadı muttasıl, kesintisiz olmalıdır. Hadîsi nakleden
râvîlerin her biri, kendisinden hadis naklettikleri kimseler ile bizzat
görüşerek hadis almış veya en azından, görüşme imkân ve ihtimaline sahip, çağdaş
(muâsır) kişiler olmalıdır. Bu nedenle sahih hadisin vasıfları anlatılırken
“muttasıl” veya “mevsul” ifadeleri kullanılır. İsnadda ittisalin şart koşulması
ile munkatı, mu’dal, mürsel ve müdelles gibi çeşitli inkitalarla gelen hadisler,
sahih hadis tarifi dışında bırakılmıştır. Makbul olan görüşe göre mürsel hadis
sahih değil, zayıftır. Aynı şekilde munkatı hadis de sahih değildir. Zira onun
da isnadında bir kişi düşmüştür veya senedinde müphem olan bir kişi
zikredilmiştir. Sened’de müphem bir ravinin yer alması ise, ondan bir kişinin
düşmesine benzemektedir. Mu’dal da bu durumdadır; zira mu’dal hadis, senedinden
iki veya daha fazla râvisi düşen hadistir.[6]

Râvîler arasında gizli veya açık bir kopukluğun
(inkıta’) bulunması, yani senedin muttasıl olmaması hadîsi “sahih”likten
çıkarır.


4)

Sahih hadis şazz olmamalıdır. Güvenilir (sika) bir râvî tarafından rivâyet
edilen hadis, daha güvenilir bir veya birden fazla râvînin rivayetine ters
düşerek, tek (şâzz) kalmamalıdır. Çünkü bu durum, hadîsin sihhatine engeldir.

Şazz hadis, ravileri adâlet ve zabt yönünden
güvenilir, muttasıl isnadla gelmiş olan fakat daha kuvvetli isnadla gelen aynı
hadisin diğer rivayetine veya rivayetlerine muhalefetle münferid kalan hadistir.
Böyle durumlarda, daha güvenilir olan ravinin rivayeti tercih olunur; diğer
rivayet ise sahih olma vasfını kaybeder.


5)

Sahih hadis muallel olmamalıdır. Hadîsin metin veya senedinde, onu zaafa düşüren
herhangi bir kusur bulunmamalıdır. İlletli (muallel) kabul edilen bu tür
hadisler, sahihlik vasfını kaybeder.

Muallel, dış görünüşü itibariyle (zahiren)
illetten salim gibi görünse de metni veya isnadında sıhhatini zedeleyen gizli
bir illeti ortaya çıkan hadis demektir.

İllet, hadisi zaafa düşüren bir kusurdur. Bu
kusur tesbit edilinceye kadar, zâhirî olarak sahih olduğu sanılan hadis, kusurun
anlaşılmasından sonra sahih olma özelliğini kaybeder.

İşte bu beş şartın hepsini taşıyan hadisler
sahihtir; yani teknik olarak bu hadislerin Hz. Peygamber’e âit olduğunda şüphe
yoktur.[7]

Hadis alimlerine göre, sahih hadisle ilgili
aranan bu şartları kendisinde bulunduran hadisin sahih olduğuna hükmedilir.
Diğer taraftan bazı hadislerin sıhhati üzerinde hadis alimleri arasında bir
görüş ayrılığı ortaya çıkmış olması da bir gerçektir. Bu durum, aranan bu beş
şartın o hadislerde bulunup bulunmadığı hususunda ortaya çıkan görüş
ayrılığından kaynaklanmaktadır. Çünkü bazı muhaddislerin tadil ettikleri bir
ravi, diğer bazıları tarafından cerhedilmiş ise, ravi üzerinde hasıl olan bu
görüş ayrılığı, o ravinin rivayet ettiği hadisin sıhhati üzerinde de ortaya
çıkar. Raviyi tadil edenler hadisi sahih kabul ederken; cerhedenler, onun
sıhhati üzerinde tereddüd gösterirler.

Adalet ve zabt şartı, her ravide ve her insanda
aynı derecede bulunmaz. Bazı kimseler, çok daha âdil ve çok daha hâfız oldukları
halde, diğer bazıları, bunlara nisbetle daha az âdil ve daha az hafızdır. Bu
azlık, onları zayıf hadis râvileri seviyesine düşürmese bile, diğerlerine
kıyasla daha aşağı derecede olduklarına kolayca hükmedilebilir. Bu sebeple,
denebilir ki, ne kadar sahih hadis râvisi varsa, o kadar da birbirinden farklı
adalet ve zabt dereceleri vardır. İşte râvilerin adâlet ve zabt yönünden bu
farklı durumları, onlar tarafından rivayet edilen hadislerin de birbirinden
farklı sıhhat derecelerinde bulunması sonucunu doğurur. Buna göre, ravileri
adâlet ve zabt yönünden en üstün derecede bulunan bir hadisin, sıhhat yönünden
de en üstün derecede bulunduğuna hükmedilir. Bu hüküm, bazı muhaddisleri, adâlet
ve zabt yönünden en üstün seviyede bulunan hadis ravilerinden müteşekkil
isnadları esahhu’l-esânîd (isnadların en sahîhi) vasfı ile belirtmelerine yol
açmıştır.[8]

Sahih hadis için aranan şartların her râvide
farklı şekilde olması sebebiyle, sahih hadisin de kısımları bulunabilmektedir.
İbnü’s-Salah’a göre sahih hadis; isnadı yönünden, meşhûr, azîz veya garip olur.[9]
Ancak hadis ehlinin sıhhati üzerinde ittifak ettiği (müttefekun aleyh)
hadislerin yanında, mezkûr vâsıfların bulunması üzerindeki ihtilafları sebebi
ile sıhhati üzerinde ihtilaf ettikleri (muhtelefûn fîh) hadisler de
bulunmaktadır.

Hasen hadisler de sahihin altında bulunan
hadislerdir.[10]

Sahih hadise müsned, muttasıl dendiği gibi;
mütevatir ve ahâd da denir. Ayrıca garib ve meşhur demek de mümkündür.[11]



 




[1]

İbn Kesir, İhtisaru Ulumil-Hadîs, thk, Ahmed Muhammed Şakir, Beyrut 1951, s.
21.



[2]

Târif İbnu’s-Salâh’a ait ise de, Suyûtî, Müslim’den almış olacağını, çünkü,
“Müslim Sahîh’inde hadisin sahîh olması için rivayeti baştan sona kadar
sika’nın sika’dan muttasıl bir senetle nakletmesini, rivâyetin şâz ve
muallel olmasını şart koşmaktadır” der. (İbrahim Canan)



[3]

Nureddin Itr, Mu’cemil-Mustalahâtil-Hadîsiyye, Dımaşk 1977, 64.



[4]

Nureddin Itr, Mu’cemil-Mustalahâtil-Hadîsiyye, Dımaşk 1977, 60.



[5]

Talat Koçyiğit, Hadis Istılahları, Ankara 1981, s. 384



[6]

Subhi Salih, Hadis İlimleri ve Hadis Istılahları, Trc. M. Yaşar Kandemir,
Ankara 1981, s. 119.



[7]

İsmail lütfü Çakan, Akif Köten, Şamil İslam Ansiklopedisi: 2/288.



[8]

Talat Koçyiğit, Hadis Istılahları, Ankara 1981, s. 386.



[9]

İbmi’s-Salah Ulumul-Hadîs, Tahkik. Nureddin Itr, Beyrut 1981, s. 11.



[10]

İbn Hacer, Nüzhetü’n-Nazar, Medine (t.y), s. 29; Kasimî, Kavaidıı’t-Tahdîs,
Dimaşk 1925, s. 56.



[11]

İbn Kesir, İhtisaru Ulumil-Hadîs, thk, Ahmed Muhammed Şakir, Beyrut 1951, s.
22.