Yıl: 2014

  • FİİL CÜMLESİ – Açıköğretim İlahiyat Arapça Dersleri

    Fiil Cümlesinin Ögeleri عَناصِرُ الجُمْلَةِ الفِعْلِيّةِ (الفِعْلُ والفاعِلُ والمفَْعُولُ)

    Kitabımızın ilk ünitesinde kelime türlerine ilişkin bilgi verirken, cümle çeşitlerine kısa da olsa değinilmiş, başlangıçtaki sözcüğün niteliği çerçevesinde isim ve fiil cümlesi olmak üzere iki farklı cümleden söz edilmişti. Öğrenilenler bağlamında isimle başlayan cümleye isim cümlesi, fiille başlayan cümleye de fiil cümlesi dendiğini hatırlıyoruz. Devamında bir kelime türü olarak isim, farklı görünümleriyle ele alınmış, geçtiğimiz üniteden itibaren de cümle üzerinde ayrıntılı olarak durulmaya başlanmış ve bu çerçevede isim cümlesi ve ögeleri çeşitli yönleriyle ele alınmıştı.

    Bu ünite kapsamında ise fiil cümlesi; tanımı, ögeleri, ögelerin birbiriyle uyum problemleri ile i‘râb özellikleri üzerinde durulacak, çok sayıda seçilmiş örnekle ünitenin hedefindeki zihinler ilgili konularda lekesiz bir berraklığa kavuşturulacaktır. Öncekilerde olduğu gibi bu ünitenin işlenişi esnasında da bir “Okuma Parçası” ve söz konusu parçayı anlama ve kavramaya yönelik alıştırmalar verilerek, hem kelime dağarcığı anlamında bir zenginleşme, hem de ünite konusuna ilişkin zihnî bir hazırlık öngörülmektedir. Sonrasında gerçekleştirilen dilbilgisi anlatımının ardı sıra, seçilmiş çok sayıda örnek aracılığıyla hedef kitle tarafından yazılı ve sözlü anlatımda kullanılabilecek ölçüde konunun içselleştirilmesi sağlanmaktadır. Anılan hedefe yönelik ve nicelik ve nitelik yönünden zengin alıştırmalar, konunun geri dönüşü zor bir biçimde belleklere kazınmasına hizmet etmektedir. Hep söylendiği gibi dil öğreniminde amaç dilbilgisi değil dilin kendisidir. Kurallar ancak öğrenilen dilin hatasız kullanımına yardımcı olur. Dolayısıyla diğerlerinde olduğu gibi bu ünitede de kelime hazinesini artırmak, cümle kurma ve farklı anlatım becerilerini geliştirmek hadisenin merkezindedir. Gerek başta verilen “Okuma Parçası, gerekse devamındaki örnek ve alıştırmaların bu amaca hizmet etmesi düşünülmektedir.

     

     

    DİLBİLGİSİ FİİL CÜMLESİNİN ÖGELERİ

     

    Arapçada fiille başlayan cümleye fiil cümlesi denir. Söz konusu cümlenin ögelerine geçmeden önce Türkçe cümle yapısı hakkında kısaca bilgi vermemiz yerinde olacaktır.

     

    Türkçe Cümle Yapısı
    Türkçeden de biliyoruz ki bir cümlenin kurulabilmesi için iki temel ögeye ihtiyaç vardır: Özne ve yüklem. Bunlardan ilki olay ya da eylemi gerçekleştiren unsur, diğeri ise olay veya eylemin bizzat kendisidir. Anılan iki unsurun bir araya gelmesi bir söz öbeğine cümle diyebilmenin olmazsa olmaz koşullarıdır. Belirtilen temel ögeler yanında cümleyi anlam yönünden bütünleyici başka bir takım ögeler daha mevcuttur ki bunlara tümleyiciler anlamında tümleç adı verilir. Anılan ögeler, cümlenin kuruluşu için var olmaları zorunlu olmamakla birlikte, olay veya eylemin konusu, yeri, yönü, zamanı, şekli
    konusunda tamamlayıcı bir işlev görürler. Söz gelimi, “Ali okudu.” ifadesi bir cümledir. Çünkü gerek okuma ediminin kahramanı (Ali), gerekse eylemin bizzat kendisi (okudu) bir araya gelerek anlamlı bir bütün oluşturmuş durumdalar. Ancak “Ali, evde kardeşine uyku öncesi etkili bir sesle güzel bir masal okudu.” ifadesinde temel öge konumundaki “Ali okudu” cümlesi yan
    ögelerce yer, yön, zaman, nitelik ve konu olarak tamlanmıştır.

     

    Arapça Cümle Yapısı
    Sıkça değinildiği gibi Arapçada cümle ikiye ayrılır. Bu ayrım başlangıç sözcüğünün isim veya fiil olması ekseninde yapılabildiği gibi temel ögelerinin sıralanışına göre de yapılabilir. Buna göre “İsimle başlayan cümleye isim cümlesi, fiille başlayan cümleye fiil cümlesi denir” biçimindeki klâsik tanımı sürdürmek de “Öznesi yükleminden önce gelene isim cümlesi, yüklemi öznesinden önce gelene fiil cümlesi adı verilir” biçimindeki modern tanımı benimsemek de mümkündür. Geçen ünitede ele alınan isim cümlesinin özne-yüklem sıralamasına göre kurulan bir cümle tipi olduğunu öznesine mübtedâ, yüklemine de haber dendiğini hatırlattıktan sonra esas konumuz olan fiil cümlesine geçebiliriz.

     

    Fiil Cümlesi ve Ögeleri
    Fiil Cümlesi: Fiille başlayan, bir başka deyişle yüklemi öznesinden önce gelen cümlelerdir. Yüklemine fiil öznesine fâil denir.

     

    Örnek نَامَ الطِّفْلُ : 1 (Bebek uyudu). Görüldüğü gibi ifade eylem ile sahibini bir araya getiren bir söz öbeğidir. Eylemle sahibini yani yüklemle öznenin asgari varlığının söz konusu oldukları bu tip öbeklere cümle dendiğini biliyoruz. İlgili cümleye yeniden dönersek onun uyudu anlamına gelen نَامَ fiiliyle başladığını fark ederiz. Dolayısıyla fiille başladığı için bu cümleye fiil cümlesi, ilk ögesi ( نام )’ye fiil (yüklem), ikinci ögesi ( الطفلُ )’ye ise fâil (özne) adı verilir.
    Fiil cümlesinin yukarıda belirtilen temel ögeleri (fiil-fâil) yanında bir de tümleyici ögeleri vardır ki bunlara mef‘ûl adı verilir.

     

    Örnek شَرِبَ الطِّفْلُ اللَّبَنَ صَبَاحًا : 2 (Bebek sabahleyin süt içti) Cümlesinde içti anlamına gelen شرب fiil, bebek anlamına gelen الطِّفْلُ fâil, süt anlamına gelen اللَّبَنَ ile صَبَاحًا ise mef‘ûl’dür.

     

    Örnek قَامَ الطُّلاَّبُ اِحْتِرَامًا : 3 (Öğrenciler saygı için ayağa kalktı) Cümlesinde ayağa kalktı anlamına gelen قام fiil, öğrenciler anlamına gelen الطلابُ fâil, saygı için anlamına gelen احترامًا ise mef‘ûl’dür.
    Konunun bu kısmında fiil cümlesinin ögeleri hakkında ayrıntılı bilgi vermek istiyoruz.

     

    1. Fiil: Tek başına bir anlam ifade eden kelimelerden olup, geçmiş, şimdiki ve gelecek olmak üzere üç zamandan birine bağlı olarak bir oluş veya bir eylem bildirirler.
    Söz gelimi, ( فَهِمَ ) “anladı”, ( ذكََرَ ) “andı”, ( يَنْظُرُ ) “bakıyor/bakar”, ( (يَسْمَعُ “duyuyor/duyar”, ( اُخْرُجْ ) “çık”, ( اِشْرَبْ ) “iç” kelimelerinden her birinin bir oluş veya bir eylem bildirdiği görülüyor. Anılan sözcüklere fiil diyebilmemiz için anlam içeriklerini üç zamandan birine bağlı olarak ifade edip etmediklerini denetlemek durumundayız. Bu denetim sonrası onların anlam içeriklerini teşkil eden oluş veya eylemleri bir zamana bağlı olarak ifade ettiklerini tespit edersek onlara fiil diyebiliriz. Aksi takdirde fiil değil isim olarak değerlendiririz. Örneklerimiz içerisinde ilk iki sözcük “anlama” ve “anma” eylemlerinin
    geçmiş zamanda gerçekleştiğini; peşi sıra gelen iki sözcük “bakma” ve “duyma” eylemlerinin şimdi yapılmakta olduğunu veya geçmiş, şimdi ve gelecek tüm zamanlarda meydana gelme potansiyeli taşıdığını; son iki sözcük ise “çıkma” ve “içme” eylemlerini yakın veya uzak gelecekte yerine getirmesini muhataptan istemeyi ifade etmektedirler. Görüldüğü gibi sözcüklerin tamamı bir oluş, bir eylem bildirmesinin yanı sıra onları geniş veya sınırlı bir zaman dilimiyle ilişkilendirmektedir. İşte bu tip sözcükler Arap dilbilgisi otoriteleri tarafından fiil adıyla anılmıştır. Zamandan bağımsız oluş veya eylemler mastar olup, fiil değil, isim olarak değerlendirilirler. Söz gelimi قِرَاءَة (okumak), خُرُوج (çıkmak), طَلَب (istemek) kelimeleri her ne kadar iş, oluş veya eylem bildirseler de zamandan bağımsız oldukları için fiil değil isim olarak kabul edilirler.

     

    Aşağıdaki cümlelerde fiil olan sözcükleri bularak, ifade ettikleri zamanı söyleyiniz.
    1. بَلَغَ عَدَدُ السُّكَّانِ فِي الْمَدِينَةِ مِلْيُونَ نَسَمَةٍ.

     

    2. نَسْتَعْمِلُ السِّكِّينَ والشَّوْكَةَ فِي تَنَاوُلِ الْكَبَابِ.

     

    3. قُلِ الحَْقَّ وَلَوْ عَلَى نَفْسِكَ.

     

    Yukarıda anlatılanlardan da kolayca anlayabileceğiniz gibi fiiller zaman bakımından üç kısma ayrılır: Mâzî, muzâri ve emir. a. Mâzî: Türkçemizdeki dili geçmiş zamanın karşılığıdır. كَافَأَ الأُسْتَاذُ خَالِدًا) ) “Hoca, Halit’i ödüllendirdi” cümlesindeki ( (كَافَأَ “ödüllendirdi” sözcüğü, ( ضَحِكَ عَلِيٌّ ) “Ali güldü” cümlesindeki ( ضَحِكَ ) “güldü” kelimesi ve ( خَرَجَ الطُّلاَّبُ مِنَ الْمُخْتَبَرِ ) “Öğrenciler laboratuardan çıktı”
    cümlesindeki ( خَرَجَ ) “çıktı” kelimesi birer mâzî fiildir. Başlıca Mâzî Kalıpları: Mâzî fiile özgü ve onu gerek isimden, gerekse diğer fiil çeşitlerinden (muzâri ve emir) ayırt edebilmemizi sağlayan
    özellikler 1. Ünitede verildiği için burada bir kez daha tekrarlamaya gerek duymuyoruz. Yalnız en çok karşılaşılan mâzî fiil kalıplarını birer örnekle tanıtmakta yarar görüyoruz.

     

     

     

    b. Muzâri: Türkçemizdeki şimdiki, geniş ve gelecek zamanların karşılığı olup gelecek zaman anlamına geldiğini gösteren bir delil yoksa şimdiki ve geniş zaman karşılığında kullanılır. Başlıca Muzâri Kalıpları: Muzâri fiile özgü ve onu gerek isimden, gerekse diğer fiil çeşitlerinden (mâzî ve emir) ayırt edebilmemizi sağlayan özellikler 1. Ünitede verildiği için burada bir kez daha tekrarlamaya gerek duymuyoruz. Yalnız en çok karşılaşılan muzâri fiil kalıplarını birer örnekle tanıtmakta yarar görüyoruz.

     

     

    c. Emir: Bir işin olmasını veya yapılmasını istemek için kullanılan fiil kipidir. ( اكُْتُبْ ) “Yaz!”, ( اِجْلِسْ ) “otur!”, ( اُدْخُلْ ) “gir!” kelimeleri emir örnekleridir.

     

     

    2. Fâil: Olmak anlamlı fiillerde olan, etmek-eylemek bildiren fiillerde ise eden, eyleyen konumundaki ögedir. Türkçedeki öznenin karşılığıdır. Arapçada fâil daima merfudur. 5. Üniteden de hatırlanacağı üzere merfû‘, tesniye (ikil) ve cem-i müzekker sâlim (düzenli eril çoğul) isimler hariç sonu zammeli anlamına gelir. Tesniyelerde sondan bir önceki “elif” ile cem-i müzekker sâlimlerde aynı özellikteki “vâv” ref alâmeti (merfû‘luk belirtisi) olan zammeye eşdeğerdir. Aşağıdaki cümlelerde altı çizili fâillerle onların merfû‘luklarına delil teşkil eden ref alâmetlerini dikkatle inceleyiniz.
    (Çocuk bahçede oynuyor) . 1. يَلْعَبُ الْوَلَدُ فِي الحَْدِيقَةِ (Anne baba çocukların eğitimiyle ilgilenirler) . 2. يَهْتَمُّ الأَبَوَانِ بِتَرْبِيَةِ أَوْلاَدِهِمَا (Müslümanlar güneş doğmadan önce kalkarlar) . 3. يَنْهَضُ الْمُسْلِمُونَ قَبْلَ الْفَجْرِ
    Çeşitleri: Fâiller yukarıda görüldüğü biçimde açık isim olarak gelebildiği gibi, gizli veya açık zamir ya da başlı başına bir cümle halinde gelebilir. Bunlar üzerinde ayrı ayrı durmak konunun zihinlerde netleşmesi açısından yararlı olacaktır.

     

    a. Zahir İsim: Cümlede açıkça belirtilen, yerine herhangi bir zamir getirilmemiş isimlerdir.
    Örnek:
    (Mümin Allah’a tevekkül eder) . 1. يَتَوَكَّلُ الْمُؤْمِنُ عَلَى اللهِ
    (Anne konuklar için sofra hazırlıyor) . 2. تُجَهِّزُ الأُمُّ الْمَائِدَةَ لِلضُّيُوفِ
    (İki öğrenci başarıda yarışıyor) . 3. يَتَنَافَسُ الطَّالِبَانِ فِي النَّجَاحِ
    (Mühendisler projeyi tamamlamaya çalışıyorlar) . 4. يُحَاوِلُ الْمُهَنْدِسُونَ إِكْمَالَ الْمَشْرُوعِ
    Yukarıda görüldüğü gibi fâiller açık isim oldukları takdirde sayıları ne olursa olsun fiil hep tekil gelir. Bu durumdaki fiil cümlelerinde fiilin fâile uyma zorunluluğu bir tek cinsiyet yönündendir.
    b. Bariz Zamir: Fiillere bitişen çekim ekleri fâil konumunda bulunan zamirlerdir. Söz konusu zamirler açıkça görüldüğü için kendilerine bariz zamir adı verilir.
    Fiillere bitişen bariz zamirler şunlardır:
    Elifu’l-isneyn: İkillik bildiren elifi demektir. Fâil olarak üç fiil tipinde de yer alır.

     

     

    Nûnu’n-nisve: Dişilik ve çoğulluk bildiren nûn harfidir. Fâil olarak üç fiiltipinde de yer alır.

     

     

     

    c. Müstetir Zamir: Üçüncü tekil mâzî ve muzâri çekimleri açık özneleri olmadığı takdirde, ikinci tekil eril muzâri ve emirlerle, birinci tekil ve çoğul muzâri fiillerin fâilleri gizli zamirdir. Şimdi sayıları beşi bulan bu zamirleri tanıyalım.
    هُوَ : Müfret müzekker gâib (üçüncü tekil eril) kişi zamiridir. Herhangi bir nedenle açık özne alamamış benzer şahıstaki mâzî ve muzâri fiillere gizli özne (müstetir fâil) olur. Açık öznenin yokluğunda arandığı için gizli özne oluşu zorunlu (vücûben) değil şarta bağlı (cevâzen) olarak değerlendirilir. (Kendisine merhameti farz kıldı) .

     

    -1 كَتَبَ عَلَى نَفْسِهِ الرَّحمَْةَ(Gizlinizi ve açığınızı bilir) .

     

    -2 يَعْلَمُ سِرَّكُمْ وَجَهْرَكُمْCümlelerinde öznesi açık olmayan كَتَبَ ve يَعْلَمُ fiillerinin fâili müstetir هُوَ ’dir.

     

    هِيَ : Müfret müennes gâibe (ikinci tekil eril) kişi zamiridir. Herhangi bir nedenle açık özne alamamış benzer şahıstaki mâzî ve muzâri fiillere gizli özne (müstetir fâil) olur. Açık öznenin yokluğunda arandığı için gizli özne oluşu zorunlu (vücûben) değil şarta bağlı (cevâzen) olarak değerlendirilir. (Ölene dek onurlu biri olarak yaşadı) .

     

    -1 عَاشَتْ شَرِيفَةً حَتَّى الْمَوْتِ (Günlerini dizileri izleyerek geçirir) . -2 تَقْضِي أيَّامَهَا بِمُشَاهَدَةِ الْمُسَلْسَلاَتِ Cümlelerinde öznesi açık olmayan عَاشَتْ ve تَقْضِي fiillerinin fâili müstetir
    هِيَ ’dir. أَنْتَ : Müfret müzekker muhatab (üçüncü tekil eril) kişi zamiridir. Benzer şahıstaki muzâri fiillere gizli özne (müstetir fâil) olur. Bu çekim kipindeki muzâriler hiçbir zaman açık özne almadıkları için gizli özne oluşu zorunlu, yani vücûbendir.

     

    (Dilediğini hesapsız rızıklandırırsın) . -1 تَرزُقُ مَنْ تَشَاءُ بِغَيْرِ حِسَابٍ Cümlelerinde تَرْزُقُ ve تَشَاءُ fiillerinin fâili müstetir أَنْتَ ’dir.
    أنَا : Nefsu’l-mutekellim vahdeh (birinci tekil) kişi zamiridir. Benzer şahıstaki muzâri fiillere gizli özne (müstetir fâil) olur. Bu çekim kipindeki muzâriler hiçbir zaman açık özne almadıkları için gizli özne oluşu zorunlu, yani vücûbendir.

     

    (Allah’tan bağışlanma diler ve O’na tevbe ederim) . -1 أَسْتَغْفِرُ اللهَ وَأَتُوبُ إلَيْهِ Cümlelerinde أَسْتَغْفِرُ ve أَتُوبُ fiillerinin fâili müstetir أَنَا ’dir.

     

    نَحْنُ : Nefsu’l-mutekellim ma‘a’l-gayr (birinci çoğul) kişi zamiridir. Benzer şahıstaki muzâri fiillere gizli özne (müstetir fâil) olur. Bu çekim kipindeki muzâriler hiçbir zaman açık özne almadıkları için gizli özne oluşu zorunlu, yani vücûbendir. (Rahmetini umar, azabından korkarız) . -1 نَرْجُو رَحمَْتَكَ وَنَخْشَى عَذَابَكَ Cümlelerinde نَرْجُو ve نَخْشَى fiillerinin fâili müstetir نَحْنُ ’dür. Zamirler mebni (sonu değişmeyen) isimlerden oldukları için fâil (özne) konumunda olduklarında merfû‘luklarını açıkça gösteremezler. Konum itibariyle (mahallen) merfû‘ sayılırlar. d. Cümle: Bazen bir cümle bir bütün olarak başka bir fiil cümlesinin fâili olabilir. Bir bütün olarak başka cümlenin ögesi olan söz konusu cümle isim cümlesi ise başına أنَّ ; fiil cümlesi ise başına أَنْ gelir. بَلَغَنَا أَنَّ الْبَرْنَامَجَ مُتَأَخِّرٌ Programın ertelendiği (haberi) bize ulaştı.
    يَسُرُّ الجَْمِيعَ أَنْ تَنْجَحُوا في الاِمْتِحَانِ Sınavda başarılı olmanız herkesi sevindirir. Görüldüğü gibi ilk cümle içerisinde yer alan (Program ertelenmiştir / البرنامج متأخر ) biçimindeki isim cümlesi başına gelen أنّ aracılığıyla bağımsız bir cümle olmaktan çıkıp bir bütün olarak öncesindeki fiilin fâili haline gelmektedir. Aynı şekilde (Sınavda başarılı olursunuz / تنجحُون في الامتحان ) biçimindeki fiil cümlesi başına gelen أنْ aracılığıyla bağımsız bir cümle olmaktan çıkıp bir bütün olarak öncesindeki fiilin fâili haline gelmektedir. Başka bir cümleye öge olan tüm cümleler gibi fâil durumundaki cümleler de, bu konumlarının gerektirdiği i‘râb alâmetini açıkça gösteremezler. Mahallen merfû‘ olduklarına hükmedilir. e. Câr-mecrûr: Cer harfi ile devamındaki isimden oluşan söz öbeğine câr-mecrûr adı verilir. Başlarında cer harfi bulunan mecrûr kelimeler de fâil verya nâibu’l-fâil konumunda bulunabilmektedir. Fâil pozisyonundaki kelime lafzan cer harfi dolayısıyla mecrûr, mahallen merfû‘dur. وَكَفَى بِاللهِ وَكِيلاً (Vekil olarak Allah yeter) cümlesinde ;بِاللهِ لَمْ يَنَمْ مِنْ طِفْلٍ حَتَّى يُشَاهِدَ الْمُبَارَاةَ (Maçı seyretmeden hiçbir çocuk uyumadı) cümlesinde مِنْ طِفْلٍ ifadeleri mahallen merfû‘ fâildir. 3. Mef‘ûlün bih: Bir fiil cümlesinde fiilin konusu olan ve fâilin yaptığı işten doğrudan etkilenen mansûb isme bu ad verilir. Türkçedeki nesnenin karşılığıdır. Arapçada Mef‘ûlün bih daima mansûbdur. 5. Üniteden de hatırlanacağı üzere mansûb, tesniye (ikil) ve sâlim cemi (düzenli çoğul) isimler hariç sonu fethalı anlamına gelir. Cem-i müennes sâlimlerde kesra, tesniyelerde ve cem-i müzekker salimlerde ise, sondan bir önceki harf konumundaki “yâ” nasb alâmeti (mansûbluk belirtisi) olan fethaya eşdeğerdir.

     

    Örnek: Aşağıdaki cümlelerde altı çizili olarak gösterilmiş mef‘ûlün bihlerle onların mansûbluklarına delil teşkil eden nasb alâmetlerini dikkatle inceleyiniz.
    (Çocuk süt içiyor) . -1 يَشْرَبُ الْوَلَدُ الحَْلِيبَ
    (Anne çocukları börekle doyuruyor) . -2 تُشْبِعُ الأُمُّ الأَوْلاَدَ بِالْفَطِيرِ
    (Mümin her gün Kur’ân okur) . -3 يَتْلُو الْمُؤْمِنُ الْقُرْآنَ كُلَّ يَوْمٍ
    Çeşitleri: Mef‘ûlün bihler fâilde olduğu gibi açık isim olarak gelebildiği gibi, bitişik veya ayrık zamir ya da başlı başına bir cümle halinde de gelebilir.
    Bunlar üzerinde ayrı ayrı durmak konunun zihinlerde netleşmesi açısından yararlı olacaktır.

     

    a. Zahir İsim: Cümlede açıkça belirtilen, yerine herhangi bir zamir getirilmemiş isimlerdir.
    (Hoca üniversitede konferans veriyor) . -1 يُلْقِي الأُسْتَاذُ مُحَاضَرَةً فِي الجَْامِعَةِ
    (Tren istasyonu terk etti) . -2 غَادَرَ الْقِطَارُ الْمَحَطَّةَ
    (İstanbul’da kütüphaneleri ziyaret ettik) . -3 زُرْنَا الْمَكْتَبَاتِ فِي إِسْتَانْبُولَ

     

    b. Mansûb Muttasıl Zamir (Bitişik Nesne Zamiri): Fiile bitişen nesne zamiridir. Mebni olan tüm kelimeler gibi mahallî i‘râb alır, mahallen mansûb olduğu değerlendirmesi yapılır.

     

     

    c. Mansûb Munfasıl Zamir (Ayrık Nesne Zamiri): Yukarıdaki zamirlerin, إيَّا bitişmiş halleridir. Bu sayede fiile bitişme mecburiyetinden kurtulur, ayrı bir zamir haline gelir.

     

    (Tek sana kulluk eder, yalnız senden yardım isteriz) . -1 إيَّاكَ نَعْبُدُ وإيَّاكَ نَسْتَعِينُ (Sizi ve onları rızıklandırırız) . -2 نَرْزُقُكُمْ وَإِيَّاهُمْ (Sana onu verdim) . -3 أعْطَيْتُكَ إِيَّاهُ
    d. Cümle: Fâilde olduğu gibi bütün halinde bir cümle başka bir cümlenin mef‘ûlün bihi olabilir. Başka cümleye öge olan cümle isim cümlesi ise başına أَنَّ ; fiil cümlesiyse başına أنْ alır. Mef‘ûlün bih konumundaki cümleler mahallen mansûbdur.

     

    (Çarşıya gitmek istiyorum) . -1 أُرِيدُ أَنْ أَذْهَبَ إِلَى السُّوقِ
    (Bana kendisinin lisede öğretmen olduğunu söyledi) . -2 أَخْبَرَنِي أنَّهُ مُعَلِّمٌ فِي الثَّانَوِيَّةِ

     

    e. Câr-mecrûr: Cer harfi ile devamındaki isimden oluşan söz öbeğine câr-mecrûr dendiğini öğrenmiştik. Söz konusu öbek tümleç olarakkullanıldığında dolaylı tümleç anlamında mef‘ûlün bih gayru sarih adını alır ve lafzan mecrûr, mahallen mansûb olur.
    (Koca hanımına çiçek getirdi) . -1 أَتَى الزَّوْجُ زَوْجَتَهُ بِالأَزْهَارِ
    (Hüseyin köye gitti) . -2 ذَهَبَ حُسَيْنٌ إِلَى الْقَرْيَةِ
    (Askerler vatanı savundu) . -3 دافَعَ الجُْنُودُ عَنِ الْوَطَنِ

     

    Kurallara uygun bir fiil cümlesinde diziliş “Fiil – Fâil – Mef‘ûl” biçimindedir.
    Söz gelimi ( يُحِبُّ اللهُ الْمُؤْمِنَ ) “Allah mümini sever” cümlesinde ( يُحِبُّ ) fiil, ( (اللهُ
    fâil ve ( الْمُؤْمِنَ ) mef‘ûldür.

     

  • MÜBTEDA HABER- İSİM CÜMLESİ – Açıköğretim İlahiyat Arapça Dersleri

    İsim Cümlesinin Ögeleri  عَناصِرُ الجُمْلَةِ الاِسمِْيّةِ (المبُْتدَأ وَالخَبَرُ)

    Cümle, sözcüklerin yan yana gelerek bir duyguyu, bir düşünceyi, bir isteği, bir işi, kısacası bir yargıyı tam olarak bir hüküm hâlinde ifade ettikleri kelime grubudur. Cümlenin temel fonksiyonu hüküm ifade etmesidir. Kelimelerin bir bütün içinde bir hüküm ifade edebilmeleri için bir özneye (müsnedun ileyh) bir de yükleme (müsned) dayandırılmaları gerekmektedir, buna isnad denmektedir. Cümlenin oluşturulması için bu isnadın yapılması şarttır. Kelimeleri gelişigüzel sıralamak cümle oluşturmaya yeterli değildir; birbirleri ile ilişkilendirilmeleri gerekmektedir.

    Arapçada cümleler ifade ettikleri anlam yönünden ikiye ayrılmışlardır. Müstakil, tek başına bir anlam ifade eden cümleye kelâm veya cümle-i müfide denmektedir. Bunun yanında cümlenin tüm özelliklerine sahip olduğu halde tek başına anlamı olmayıp başka bir kelime veya cümleyi anlamlandıran sıfat, hâl, sıla, şart cümleleri gibi yan cümle türleri vardır. Anlam yönünden müstakil cümle ve yan cümle olarak ikiye ayırdığımız cümleler yapı olarak da iki biçimde bulunur. Ya isim cümlesi şeklinde veya fiil cümlesi şeklinde kurulurlar. Düşüncelerimizi cümlelerle oluşturur ve ifade ederiz. İfade etmek istediğimiz düşüncede vurgu özneye yönelik ise bunu isim cümlesi formu ile ortaya koyarız. Şayet vurgu yapmak istediğimiz şey eyleme ve eylemin gerçekleştiği zamana yönelik ise bunu da fiil cümlesi
    şeklinde ortaya koyarız. Bu ünitede isim cümlesinin yapı birimleri incelenecektir.

     

     

    DİLBİLGİSİ İSİM CÜMLESİNİN ÖGELERİ

     

    Arapçada isimle başlayan cümleye isim cümlesi denir. İsim cümlesinin iki unsuru vardır: Mübtedâ ( مبتدأ ) ve haber ( . (خبر

     

    Mübteda ve Haber

     

    Mübteda, sözün kendisiyle başlayıp hükmün üzerine kurulduğu öznedir. Haber ise mübtedaya dayandırılan ve ondan bahseden unsurdur, yüklemdir.Mübteda genellikle marife (belirli, özel isim), haber ise genellikle nekre (belirsiz) isimden olur.

     

     Bunu bir örnek üzerinde gösterelim:

     

     (Ali öğrencidir.) عليٌّ طالبٌ
    Bu cümle bir isim cümlesidir, isimle başlamıştır, Ali’nin öğrenci olduğundan bahsedilmiştir. Cümlede عَلِيٌّ mübteda (özne) ve marifedir çünkü özel isimdir, طَالِبٌ kelimesi haberdir (yüklem) ve nekredir. Cümlenin her iki unsuru da merfû‘dur, burada mübteda ve haberin her ikisi tekil isim oldukları için son harflerinin harekesi olan zamme ile merfû‘ olmuşlardır.

     

    Şu örneklerde mübteda ve haberin yapısına ve irabına dikkat ediniz:
    (Kitap arkadaştır.) الكتابُ صَدِيقٌ
    (Yağmur yağmaktadır.) . المطََرُ نَازِلٌ
    (Fiyatlar yüksektir.) . الأَسْعَارُ مُرْتَفِعَةٌ
    (Spor yararlıdır.). الرِّيَاضَةُ مُفِيدَةٌ

     

    Haberin birden fazla kelimeden oluşması (taadüdü) mümkündür. Örnek olarak, “Muhammet, şairdir yazardır hikâyecidir” anlamındaki şu sözü verebiliriz:

     

    ( مُحَمَّدٌ شاعِرٌ كاتِبٌ قاصٌّ ) Şu ayette geçen habere dikkat ediniz:

     

    هُوَ الغَفُورُ الوَدُودُ ذوالعَرشِ المجَِيدِ.
    “O bağışlayandır, sevendir, Arş’ın sahibidir, yücedir.”(Buruc/85, 14-15) İsim cümlesi hakkında geniş bilgi edinmek için M. Meral Çörtü’nün Arapça Dilbilgisi (Nahiv) adlı kitabına bakınız.
    Bir cümlenin oluşması için özne ile yüklemin (mübteda-haber) birbirlerine dayandırılması (isnadı), kurallar çerçevesinde birbirleriyle ilişkilendirilmesi gerekmektedir. Bu ilişkinin kurallı olması gerektiği gibi anlamlı olması da gerekmektedir. Çünkü cümle bir anlamı ortaya koyan sistemli bir yapıdır. Her kelime bir birine dayandırılarak cümle oluşturulamaz, oluşturulsa bile anlamsız bir söz dizimi olur. Zira kelimeler cümle içinde anlam kazanırlar.

     

    Mübteda-Haberin Yapısı

    A. Mübteda genellikle marife (belirli) bir isim, haber de genellikle nekre (belirsiz) isimden oluşur. Mübteda konumundaki kelimeler genellikle şu kelime türlerinden olur:

    1. Belirlilik takısı (harf-i tarif; ال ) alan isimler. (Bahçe güzeldir). الحَدِيقَةُ جمَِيلةٌ . (Cadde kalabalıktır) .ٌ الشّارِعُ مُزْدَحِم
    2. Zamirler. Zamirler marife hükmündedir. Ancak zamirler son harekeleri üzerine mebni olup harekeleri hiçbir surette değişmedikleri için mahallen (cümledeki konumunun gereği) merfû‘ olurlar.
    (O, öğrencidir). هِيَ طالبَةٌ (O, öğrencidir) هُوَ طالبٌ Birinci örnekte ( هُوَ ), ikinci örnekte ( هِي ) zamirleri mübteda konumunda yer aldıkları için mahallen merfûdurlar.

    3. Özel isimler (alemler). (Selma yazardır). سَلْمَى كَاتِبَةٌ (İbrahim yazardır) ابراهيمُ كَاتِبٌ (Mekke mübarek bir şehirdir) مَكَّةُ مَدِينَةٌ مُبارَكَةٌ

    4. İşaret isimleri (ism-i işaretler). İşaret isimlerinin ikilleri (tesniye) hariç tümü mebnî oldukları için mahallen merfû‘ olurlar. (Bu meşhur bir adamdır) هذا رَجُلٌ مَشْهُورٌ (Bu, meşhur bir kadındır). هَذِهِ امرأةٌ مَشْهورَةٌ
    Bu iki örnekte ( هذا، هذِهِ ) işaret isimleridirler ve mebnîdirler, mübteda konumunda yer aldıkları için mahallen merfû olmuşlardır.

    5. İlgi zamirleri (ism-i mevsul). İlgi zamirlerinin ikilleri (tesniye) hariç tümü mebnîdirler, mübteda konumunda yer aldıkları zaman mahallen merfû olurlar. İlgi zamirinden sonra ona zamirle bağlı ve onu açıklayıcı bir cümle gelir, bu cümleye sılâ cümlesi denmektedir, sıla cümlesinin irabta yeri yoktur. (Gelen mühendistir). الّذِي جاءَ مُهَنْدِسٌ. الّتِي جاءتْ مُهَنْدِسَةٌ اللّتَانِ نَجَحَتَا في الامْتِحانِ فاطِمَةُ ومَرْيَمُ.(İmtihanda başarılı olan iki kız, Fatma ve Meryem’dir.) اَللّاتِي تَزَوَّجْنَ الرَّسُولَ أمّهاتُ المؤُْمِنِينَ. (Allah’ın Elçisi ile evlenen kadınlar mü’minlerin anneleridirler.)

    Yukarıdaki cümlelerde ( اللاتي،التي،الذي ) ilgi zamirleri mübteda olup mahallen merfû‘durlar. Ancak ( اللتانِ ) ikil olduğu için elif ( ا) ile merfû‘dur. Bu ilgi zamirlerinden sonra gelen ( (تَزَوَّجْنَ الرّسُولَ ، نَجَحَتا في الامتِحانِ ، جاءَ ، جاءَتْ cümleleri ilgi zamirlerini açıklayan sıla cümleleridir.

    6. Muzaf (tamlanan). Belirtili isim tamlamalarında irabta tamlanana (muzaf) bakılır, tamlayan (muzafun ileyh) daima mecrûr olur. Tekil eril ve dişil (müfred müzekker ve müennes) tamlananlar, kırık çoğullar (cem-i teksîr), kurallı dişil çoğullar (cem-i müennesler) mübteda olduklarında zamme ile merfû olurlar; ikil yapısında (tesniye) olurlarsa elif ( ا) ile merfû olurlar; kurallı çoğul eril (cem-i müzekker sâlim) olurlarsa vav ( و) merfû olurlar.

    (Halit’in Okulu evinden uzaktır.) . مَدْرَسَةُ خالِدٍ بَعِيدَةٌ عَنْ بَيْتِهِ

    (Fakültenin yemekhanesi temizdir.) . مَطْعَمُ الكُلِّيَّةِ نَظِيفٌ

    (Fakültenin kız öğrencileri terbiyelidirler.) . طالِباتُ الكُلِّيَّةِ مُهَذَّبَاتٌ

    (Okulun ağaçları çoktur.) . أشْجارُ الْمَدْرَسَةِ كَثِيرَةٌ

    (Okulun iki erkek öğrencisi gidiyorlar.) . طالِبا الْمَدْرَسَةِ ذاهِبانِ

    (Şirketin erkek mühendisleri çalışkandırlar). مُهَنْدِسُو الشّرِكَةِ مُجْتَهِدُونَ

    Bu örneklerde ( أشجارُ، طالِباتُ، مَطْعَمُ، مَدْرَسَةُ ) kelimeleri tamlanandır (muzaf), mübtedadırlar ve zamme ile merfû‘ olmuşlardır. ( طالِبَا ) kelimesi de tamlanandır, ikildir ve elif ( ا) ile merfû olmuştur. ( مُهَنْدِسُو ) kelimesi tamlanandır, cem-i müzekker sâlimdir (kurallı eril çoğul) ve vav ( و) ile merfû olmuştur.

    7. Soru isimleri (esmâu’l-istifhâm). Soru isimleri ( أَيُّ ) hariç hepsi mebnîdirler, mübteda konumunda oldukları zaman mahallen merfû olurlar, ( أَيُّ ) ise mübteda konumunda zamme ile merfû olur.

    (Yarışta kim kazandı?) ؟ مَنْ فَازَ في السِّباقِ

    (Hangi öğrenci geldi?) ؟ أيُّ طالِبٍ جاءَ

    Birinci örnekte geçen ( من ) soru ismi mübtedadır, mebnî kelimelerden olduğu için mahallen merfûdur. İkinci örnekte ( أيُّ ) kelimesi mübtedadır, murâb (cümle içindeki yerine göre sonu değişen) soru isimlerindendir, burada zamme ile merfû olmuştur..

    8. Te’villi mastarlar (masdar-ı müevvel). Fiili muzârinin başına ( أَنْ ) harfi geldiği zaman onu nasbettiği gibi anlamını da mastara çevirmekte, bu tür mastarlara da mastar anlamını içerdikleri için te’villi mastar denmektedir. Te’villi mastar fiilden türetildiği için mastarı tüm şahıs zamirlerine göre anlamlandırmak mümkümdür. Te’villi mastarlar mübteda konumunda yer aldıkları zaman mahallen merfû kabul edilmektedirler.

    (Oruç tutmanız sizin için hayırlıdır) أَن تَصُومُوا خَيرٌ لَكُمْ أنْ تَشرَبَ الشايَ ساخِناً مُضِرٌّ لِصِحَّتِكَ.
    (Çayı sıcak içmen sağlığına zararlıdır) Birinci cümlede ( أَن تَصُومُوا ) te’villi mastardır, ( صَوْمُكُمْ ) şeklinde açık mastar hükmündedir, mübtedadır, “oruç tutmanız” anlamındadır. İkinci örnekte mübteda konumunda olan ( أنْ تَشْرَبَ ) kelimesi te’villi mastardır, ( شُرْبُكَ ) şeklinde açık mastar hükmündedir, mübtedadır, “içmen” anlamındadır.

    Aşağıdaki isim cümlelerinde mübtedaları belirleyiniz, irablarını yapınız ve hangi isim türü olduklarını belirtiniz.

    1. المطََرُ غَزِيرٌ.

    2. هذِهِ الوَرْدَةُ جمَِيلَةٌ.

    3. مُدَرِّسُو الْمَدْرَسَةِ عَائِدُون إلى بِلادِهِمْ.

    4. ما عِندَ اللهِ خَيْرٌ وأبْقَى

    5. هما طَبِيبَتَان بِمُسْتشْفى الأطْفَالِ.

    6. فَيْصَل طَبِيبٌ مَشْهُورٌ.

    7. أنْ تَصْبِرُوا خَيرٌ لَكُمْ.

    B. Mübtedanın marife haberin nekre olarak gelmesi asıl ise de bazen mübteda nekre olarak gelebilir.

    Bu durum şu hallerde olur:
    1. Mübteda nekreye muzaf (tamlanan) olursa;
    (İş adamı geliyor.) . رجلُ أعمالٍ قادمٌ
    (Gümüş yüzük ucuzdur.) . خَاتَمُ فِضَّةٍ رَخِيصٌ
    Birinci cümlede ( رَجُلُ ) kelimesi muzaftır (tamlanan), ( أعمالٍ ) muzafun ileyhtir (tamlayan), nekredir, her iki kelime belirtisiz tamlama oluşturmuştur.
    İkinci örnekteki ( خاتَمُ فِضّةٍ ) örneği de birinci örnek gibidir.

    2. Mübteda nekre (belirsiz) kelimelerden oluşan sıfat tamlamasında mevsuf olursa;
    (Yoğun bir yağmur yağıyor.) . مَطَرٌ غَزِيرٌ نَازِلٌ
    (Hızlı bir otomobil pahalıdır.) ◌ٌ. سيّارَةٌ سريعَةٌ غَالِيَة
    Birinci örnekte ( مَطَرٌ ) kelimesi mevsûf (tamlanan), ( غَزِيرٌ ) kelimesi ise sıfattır (tamlayan). Her iki kelime de nekre (belirsiz) kelimeden oluşmuştur. İkinci örnek de birinci örnek gibi belirsiz kelimelerden oluşmuştur.

    3. Mübteda nekre olup kendisinden önce olumsuzluk edatı (nefi) ve soru (istifham) edatı varsa:
    (Kimse yolcu değildir.) . ما أحَدٌ مسافرٌ
    (Yanımızda cahil yoktur) . ما جَاهِلٌ عِنْدَنَا
    (Alanda kimse var mıdır?) ؟ هل أحدٌ في الساحة
    (Allah’la birlikte (başka) bir tanrı var mıdır?) ؟ أإلهٌ مَعَ اللهِ

    Yukarıdaki örneklerde ( إلهٌ، أحَدٌ، جاهِلٌ، أحدٌ ) kelimeleri nekre (belirsiz) isimlerden oluşmuştur, her biri mübtedadır, olumsuzluk edatı (nefi) ve soru (istifham) edatlarndan sonra gelmiştir.

    4. Mübteda nekre olup haber câr-mecrûr ve zarftan oluşurşa mübteda haberden sonra gelir; bu tür cümlelerde anlam verilirken “vardır”, “mevcuttur” anlamları eklenir.
    (Odada bir çocuk var.). في الغُرْفةِ طِفْلٌ
    (Masanın üzerinde bir kitap var). على المِنْضَدَةِ كِتَابٌ
    (Ağaçların üzerinde birkaç kuş var). فَوْقَ الأشْجَارِ طُيُورٌ

    Bu örneklerde ( طِفْلٌ، كِتَابٌ، طُيُورٌ ) kelimeleri mübtedadır, haberleri câr-mecrûr ve zarftan oluştuğu mübtedalar da nekre oldukları için haberden sonra gelmiştir

    5. Mübteda türün genelini içerirse; (Herkes ona itaatkârdır.) . كُلٌّ لهُ مُطِيعُونَ (İnsan hayvandan daha üstündür.) . ِيمَةٍ  إنسانٌ خَيْرٌ مِنْ َ Bu iki örnekte ( إنسانٌ، كلٌ ) kelimeleri türün genelini ifade etmişlerdir, mübtedadırlar.

    6. Mübteda ( رُبّ ) kelimesinden sonra gelirse. Ancak ( رُبّ ) kelimesi harf-i cer olduğu için kendisinden sonra gelen mübteda konumundaki ismi mecrûr yapmakta, mübteda bu durumda mahallen merfû olmaktadır.

    (Nice kadın adamlardan daha büyüktür.) . ربَّ اِمرأةٍ أعظمُ مِنْ رَجلٍ
    (Oturanlar için çabalayan nice kişiler vardır.) . رُبَّ ساعٍ لِقاعِدٍ
    Mübtedanın Haberinin Marife Olması
    Mübtedanın haberi genellikle belirsiz isim (nekre) olarak gelir, ancak mübteda belirli isim olmak şartıyla haber bazen cümlede marife olarak gelebilir.
    (Muhammed (s.a.) Allah’ın Resulüdür) . مُحَمَّدُ رَسُولُ اللهِ
    (Din, nasihattir.) . الدِّينُ النّصِيحَةُ

    Mübteda ve haberin her ikisi de belirli isim olarak geldiği durumda ikisinin sıfat tamlaması şeklinde anlaşılması ihtimali varsa aralarına zamiru’lfasl denen, mübteda ile uyumlu merfû munfasıl zamiri girer. Zamiru’l-fasl peşpeşe gelen iki belirli ismin arasına girerek onların cümle olduğunu gösterdiği gibi cümlenin anlamını da pekiştirme görevi görür.

    Şu örneklere dikkat ediniz:

    (sıfat tamlaması: cömert adam) الرّجُلُ الكرِيمُ
    (cümle: Adam cömerttir) . الرجلُ هُوَ الكَرِيمُ
    (sıfat tamlaması: çalışkan bayan öğrenci ) الطالِبَةُ المجُْتَهِدَةُ
    (cümle: Bayan öğrenci çalışkandır.) . الطَّالِبَةُ هِيَ المجُْتَهِدَةُ

    Aşağıda sıfat tamlamaları verilmiştir. Siz bu sıfat tamamalarının arasına zamiru’l-fasl koyarak cümlelere dönüştürünüz.

    1. أولئك المفُلِحُون.

    2. هَذا الرَّجُلُ.

    3. هَؤلاء البَنَاتُ.

    4. مُحَمَّدٌ الفَاضِلُ.

    5. العالِمُ العاملُ بِعِلْمِهِ.

     

     

    Mübtedâ ve Haberin Uyumu ve İrâbı

     

    Mübtedanın haberi müfred (cümle olmayan yapıda) olarak geldiği zaman iki yapıda gelebilir:

     

    A. Müfred haber, câmid (hiçbir kelimeden türetilmemiş, doğrudan bir varlığa ad olarak konulmuş) isim olur. Haber câmid olduğu zaman mübtedaya müzekkerlik-müenneslik ve müfred-tesniye-cemi olma yönünden
    uyması şart değildir. Camid haber merfû‘dur. (Âlimler milletin ışığıdır.) . العُلَماءُ سِرَاجُ الأُمَّةِ (Bu taştır) . هذا حَجَرٌ (Fırat nehirdir.) . الفُرَاتُ نَهْرٌ (Dünya yuvarlaktır) . الأرْضُ كُرَةٌ Bu örneklerde ( الفُراتُ، كُرَةُ، سِرَاجُ، حَجَرُ ) kelimeleri cümlede haber konumundadırlar, mübteda ile müzekkerlik ve müenneslik ve müfredtesniyecemi (tekil-ikil-çoğul) olma yönünden uyumlu olmaları gerekmemektedir, çünkü fiilden türememiş câmid isimlerdendirler.

     

    B. Müfred haber müştak (fiilden türemiş) olur. İsm-i fâil, ism-i mef‘ûl, sıfat-ı müşebbehe gibi fiilden türemiş vasıf içerikli kelimeler haber oldukları zaman mübtedaya müzekkerlik-müenneslik (keyfiyet) ve tekil-ikil-çoğul (müfred-tesniye-cemi; kemiyet) bakımından uyarlar. Bu uyum şu şekilde gerçekleşir:

     

    1. Mübteda müfred müzekker (tekil eril) olunca haberi de müfred müzekker olarak gelir. Her ikisinin irabı zamme ile merfû‘‘ olur.
    (O öğrencidir.). هُوَ طَالِب
    (Nehrin suyu azdır.). ماءُ النّهْرِ قَليلٌ
    (İlim yararlıdır.) . العِلمُ نافِعٌ

     

    Birinci örnekte ( هُو ) kelimesi müfred müzekker gaib (üçüncü tekil) zamiridir, mübtedadır, ancak zamir olduğu için harekesi değişmeyen mebnî kelimedir, mahallen merfû olmuştur. ( طالبٌ ) kelimesi haberdir, müfred müzekker isimdir, fiilden türemiş isim olduğu için mübteda ile müzekker olma ve müfred olma yönünden uyumludurlar. Haber zamme ile merfûdur. İkinci örnekte ( ماءُ ) kelimesi mübteda, ( قلِيلٌ ) kelimesi haberdir; üçüncü örnekte العلمُ) ) kelimesi mübteda, ( نافِعٌ ) haberdir, her iki örnekte mübteda-haber uyumu birinci örnekte olduğu gibidir.

     

    2. Mübteda müfred müennes (tekil dişil) olursa haber de müfred müennesolarak gelir. Her ikisinin irabı zamme ile merfû‘ olur:

     

    (Ben (kız) öğrenciyim.) . أناَ طالِبَةٌ
    (Otomobil hızlıdır.) . السَّيّارَةُ سَرِيعَةٌ
    (Ağaç yeşildir.) . الشَّجَرَةُ خَضْراءُ

     

    Birinci örnekte ( أنا ) kelimesi mübtedadır, müfred müennes mütekellim (birinci tekil) şahıs zamiridir, mahallen merfûdur, ( طالِبةٌ ) haberdir, türemiş isimdir, mübteda ile haber arasında müfred müennes (tekil dişil) olma yönünden uyum vardır. İkinci ve üçüncü örnekte ( الشجرةُ،السيارة ) kelimeleri mübteda ( خضراء، سريعة ) kelimeleri haberdir, mübteda ve haber arasında uyum vardır, her iki örnekte mübteda-haber zamme ile merfû olmuşlardır.

     

    3. Mübteda tesniye müzekker (ikil eril) olursa haber tesniye müzekker olarak gelir. Tesniyenin merfû‘ oluşu elif ( ا) ile olduğu için mübteda ve haberin her ikisi elif ile merfû‘ olurlar:
    (İkisi çalışkan mühendistirler.) . هُما مُهَنْدِساَنِ نَشِيطَان
    (İki çiftçi mutludurlar.) الفَلَّاحَانِ مَسْرُورانِ
    (Ahmet ve Ali doktordur.) . أحمَْدُ وعَلِيٌ طَبِيبَانِ

     

    Bu üç örnekte ( أحمدُ وعلي، الفلاحان، هما ) isimleri mübtedadırlar, haberleri olan طبيبان، نَشيطان، مهندسان) ) kelimeleri haberdirler, mübteda ile tesniye müzekker (ikil eril) olma yönünden uyumludurlar, tesniye oldukları için mübteda vehaber elif ( ا) ile merfû olmuşlardır. ( أحمدُ وعليٌ ) iki ayrı isim oldukları için zamme ile merfû olmuşlardır.

     

    4. Mübteda tesniye müennes (ikil dişil) olursa haber de tesniye müennes olarak gelir. Mübteda ve haberin her ikisi tesniye oldukları için elif ( ا) ile merfû‘ olurlar:

     

    (İki bayan çiftçi çalışkandır.) . الفَلّاحَتان نَشِيطَتانِ
    (İki Müslüman bayan samimidirler.). المسُْلِمَتَانِ مُخْلِصَتَانِ
    (Ayşe ve Zeynep çarşıya gidiyorlar.) . عَائِشَةُ وزَيْنَبُ ذَاهِبَتَانِ إلى السُّوقِ
    Bu üç örnekte ( عائشةُ وزينبُ، المسلمتان، الفلاحتان ) kelimeleri tesniye müennes (ikil dişil) mübteda, ( ذهبتان، مخلصتان، نشيطتان ) kelimeleri haberdirler, mübteda ve haber arasında tesniye müennes olma yönünden uyum vardır, mübteda ve haberler elif ( ا) ile merfû olmuşlardır ancak عائشةُ وزينبُ kelimeleri ayrı isim oldukları için zamme ile merfû olmuşlardır.

     

    5. Mübteda cem-i müzekker sâlim (kurallı eril çoğul) olursa haber de cem-i müzekker sâlim olarak gelir. Her ikisi de ( و) ile merfû‘ olurlar:
    (Memurlar meşguldürler.) . الموَُظّفُونَ مَشْغُولُونَ
    (Oyuncular maça hazırdırlar.) . اللاعِبُون مُسْتَعِدُّون لِلمُباراةِ
    (Yolcular yolculuğa hazırdırlar.). المسَُافِرُونَ مُسْتَعِدُّونَ لِلسَّفَرِ

     

    Bu örneklerde ( المسُافرون، اللاعبون، الموظفون ) kelimeleri mübteda, ، (مشغولون مستعدون، مستعدون) kelimeleri haberdirler, mübteda ve haberler cem-i müzekker sâlim (kurallı çoğul eril) olarak birbirleriyle uyumludurlar ve vav ( و) harfi ile merfû olmuşlardır.

     

    6. Mübteda akıllı varlıkların cem-i müennes sâlimi (kurallı dişil çoğul) olursa haber de cem-i müennes sâlim olarak gelir. Mübteda ve haberin her ikisi zamme ile merfû‘ olurlar:
    (Bayan doktorlar yeteneklidirler.) . الطَّبِيبَاتُ مَاهِرَاتٌ
    (Anneler merhametlidirler.). الأمَّهاتُ رَحِيماتٌ
    (Bayan yolcular yolculuğa hazırdırlar.). المسَُافِرَاتُ مُسْتَعِدَّاتٌ لِلسَّفَرِ
    Bu üç örnekte ( المسافراتُ، الأمهاتُ، الطبيباتُ ) kelimeleri mübteda, ، (ماهراتٌ مستعداتٌ ، رحيماتٌ) kelimeleri ise haberdir, mübteda ve haber konumundaki tüm kelimeler cem-i müennes sâlim (kurallı dişil çoğul) olup zamme ile merfû olmuşlardır.

     

    7. Arapçada akılsız çoğullar cümle kuruluşunda tekil dişil (müfred müennes) hükmünde değerlendirilir. Mübteda akıllı olmayan varlıkların cemi teksiri (kuralsız/kırık çoğulu) olursa haber tekil dişil (müfred müennes)
    yapısında gelir. Aynı şekilde haber akılsız kırık çoğul olduğu zaman mübteda tekil dişil şeklinde olur. Her iki durumda mübteda ve haberin irabı zamme ile olur.

     

    (Otomobiller yenidir.) . السَيّاراتُ جَدِيدَةٌ
    (Bunlar bugünün gazeteleridir.) . هَذِهِ جَرَائِدُ الْيَوْمِ
    (Kütüphaneler kız öğrencilerle doludur.). المكَْتَبَاتُ مُمْتَلِئَةٌ بِالطّالِباتِ

     

    Bu örneklerde yer alan ( السياراتُ، المكتباتُ ) kelimeleri mübteda olup akılsız varlıkların cem-i müennesidirler, tekil müennes gibi değerlendirilmektedirler, zamme ile merfûdurlar. ( هذه ) kelimesi ism-i işaret olup müfred müennes yapısındadır, mahallen merfûdur, haberi akılsız varlıkların cem-i müennes salimi olarak geldiği için onunla uyumlu olmuştur. ( (جديدةٌ، جرائدُ، ممتلئة kelimeleri haberdir, ( جديدةٌ، ممتلئة ) kelimeleri müfred müennes, ( جرائدُ ) kelimesi ise cem-i teksir (kırık çoğul)dur. Her üç kelime de zamme ile merfûdur.

     

    8. Mübteda akıllı varlıkların cem-i teksiri (kuralsız/kırık çoğulu) olursa haber cem-i müzekker sâlim olarak veya kırık çoğul (cem-i teksir) olarak gelir. Mübteda akıllı kırık çoğul olunca zamme ile merfû‘ olur, haber ise cem-i müzekker sâlim olduğu için ( و) ile merfû‘ olur:

     

    (Erkekler uyuyorlar.) . الرّجالُ نَائِمُونَ
    (Askerler vatanı savunuyorlar.). الجُنُودُ مُدَافِعُون عَنْ الوَطَنِ
    (Peygamberler şereflidirler.). الأنْبِياءُ شُرَفَاءُ

     

    Bu örneklerde ( الأنبياء،الجنود، الرجالُ ) kelimeleri mübtedadır, akıllı varlıkların cem-i teksiri (kuralsız çoğul) olup zamme ile merfû olmuşlardır. Bunların haberleri ( نائمون، مدافعون ) kelimeleri olup cem-i müzekker sâlimdirler ve vav ( (و ile merfû olmuşlardır, üçüncü örneğin haberi ( شرفاء ) kelimesi cem-i teksir olarak gelmiş, zamme ile merfû olmuştur.

     

    9. Mübtedanın haberi, cer harfi-mecrûr isim (câr-mecrûr) şeklinde veya zarf olarak gelirse aralarında müzekkerlik müenneslik (keyfiyet) ve tekil, ikil,çoğul (kemiyet) yönünden uyum aranmaz. Câr-mecrûr veya zarf şeklinde gelen haber mahallen merfû olur:

     

    (Erkek öğrenci sınıftadır) . الطّالِبُ في الصّفِّ
    (Erkek öğrenciler sınıftadır) . الطُّلاّبُ في الصّفِّ
    (Bayan öğrenci sınıftadır.) . الطالِبَةُ في الصّفِّ
    (Bayan öğrenciler sınıftadır.) . الطّالِبَاتُ في الصّفِّ
    (Kuşlar ağacın üstündedir.) . الطُّيُورُ فَوْقَ الشَّجَرَةِ
    (Meryem fakültenin önündedir.) . مَرْيَمُ أمَامَ الكُلِّيَّةِ

     

    10. Mübteda zamir, ilgi zamiri, işâret ismi şeklinde gelirse haber bunlara müzekkerlik-müenneslik (keyfiyet) ve tekil, ikil, çoğul (kemmiyet) yönünden uyar. Bu üç isim türü mebnî (harekesi hiçbir şekilde değişmeyen) oldukları için mübteda ve haber bu isimlerden birinin yapısında geldiği zaman irab yönünden mahallen merfû‘ olurlar.

     

    (Sen (bayan) yazarsın) . أنْتِ كاتِبَةٌ (Sen yazarsın.) . أنْتَ كاتِبٌ
    (Onlar (bayan) hemşiredir.) . هُنَّ مُمَرِّضَاتٌ (İkisi doktordur.) . هُما طبِيبانِ
    (Pasaportları kontrol eden kişi subaydır.) . الذي فَحَصَ الجَوَازَ ضابِطٌ
    (İsimlerini yazdıranlar bayan memurlardır.) . الللاّتي سَجَّلْنَ أسماءَهُنّ مُوَظَّفاتٌ
    (Bu kütüphanedir.) . هذِهِ مَكتَبَةٌ (Bu kitaptır.) . هذا كِتابٌ
    (Şunlar çalışkan erkek öğretmenlerdir.) . هؤلاءِ مُعَلِّمُونَ نَشِيطُونَ
    (Bunlar çalışkan bayan öğretmenlerdir.) . هؤلاءِ مُعَلِّماتٌ نَشِيطاتٌ

     

    11. Mübteda ve haber maksûr isim (son harfi elif olup ondan öncekiharfin harekesi fetha olan) ve menkûs isim (son harfi ya olup ondan önceki harfi harekesi kesra olan) olurlarsa son harfleri harekeyi gizler, bu durumda mübteda ve haber mukadder (var sayılan) bir zamme ile merfû olurlar. Maksûr isimler nekre olarak gelirse sonundaki elif-i maksûre düşmez, ancak sonu fethalı tenvin okunur, esas hareke bu tenvinde takdir edilir. Meselâ, “Elinde bir sopa var” anlamında ( في يَدِهِ عَصاً ) cümlesinde ( عصاً ) kelimesi mübtedadır, merfûdur, merfûluk alameti olan zamme tenvinde takdir edilmiştir. Menkûs isim nekre olarak gelirse sonundaki ye ( ي) düşer onun yerine kesreli tenvin alır, bu kelime mübteda veya haber olarak gelirse zamme tenvinde takdir edilir.( علِيٌّ راعٍ في القَرْيَةِ ) cümlesinde ( راعٍ ) kelimesi haberdir, merfû‘dur, merfûluk alameti olan zamme tenvinde gizlenmiştir. Şu örneklerde mübteda ve haberin irablarına dikkat ediniz

     

    (Dünya ahiretin tarlasıdır.) . الدُّنيا مَزْرَعَةُ الآخِرَةِ
    (Zenginlik ruh zenginliğidir.) . الغِنَى غِنَى النَّفْسِ
    (Hayra çağıran onu yapan gibidir.) . الدّاعِي إلى الخَيرِ كَفَاعَلِهِ
    (Muhammet, şehrin hâkimidir.) . مُحَمَّدٌ قاضي المَدِينَةِ

     

    Aşağıda verilen mübtedalara uygun haberler getirerek boşlukları doldurunuz.
    1. المعلّمونَ الجدُدُ…………………….
    2. الطاّلِبتانِ…………………………
    3. هذِهِ الأشْجارُ…………………….
    4. عَلِيٌّ…………………………….
    5. أنْتُما…………………………….

     

     

    Haberin Mübtedadan Önce Geldiği Durumlar

     

    İsim cümlesinde mübtedanın önce gelmesi temel kural ise de bazı durumlarda haberin cümlede mübtedadan önce gelmesi zorunludur. Bu konu Arapça II kitabında geniş olarak anlatılacağından burada birkaç örnek vermekle yetinebiliriz.

     

    (Yolculuk ne zaman?) ؟ متَى السّفَرُ
    (Kitabın nerede?) ؟ أينَ كِتَابُكَ (Yol nerede?) ؟ أيْنَ الطّرِيقُ
    (Evin arkasında bir bahçe vardır.). خَلْفَ المَنْزِلِ حَدِيقَةٌ
    (Tarlada birtakım ağaçlar vardır.). في المزَْرَعَةِ أشْجارٌ
    (Evde sahibi var.). في البَيْتِ صاحِبُهُ
    (Otomobilde şöförü var.). في السَّيّارَةِ سَائِقُهَا

     

    Örneklerde altı çizili kelimelerin mübteda olduğuna dikkat ediniz.

     

     

     

  • MARİFE NEKRA ARAPÇADA Belirli Belirsiz İsim

     

    Arapçada isimler değişik açılardan ayırıma tabi tutularak incelenebilir. Cinsiyet bakımından yapılan müennes-müzekker ayırımı, sayı bakımından yapılan müfred-tesniye-cemi ayırımı… vb. ayırımların temel amacı isimleri daha iyi tanıyabilmektir.
    İsimlerin tabi olduğu önemli ayırımlardan birisi de belirlilik bakımından yapılan marife-nekre ayırımdır. Öncelikle bu terimleri tanımlayalım.
    Marife: Belirli bir nesneyi gösteren isimlere marife denir. Belirli bir şey için konulmuş isimdir şeklinde de tanımlanabilir.

    المعرفة: ما وُضِعَ لِشَيْءٍ بِعَيْنِهِ

    Nekre: Belirsiz bir nesneyi gösteren isimlere nekre denir. Belirsiz bir şey için konulmuş isimdir şeklinde de tanımlanabilir.

    النَّكِرَةُ: ما وُضِعَ لِشَيْءٍ لا بِعَيْنِهِ

    Marife ve nekre terimlerinin Türkçede doğrudan karşılıkları olmadığından Türk öğrenciler tarafından anlaşılmalarında zorluklar tabii olarak yaşanabilmektedir. Terimlerin daha iyi kavranabilmesi açısından örnekler üzerinden açıklamakta yarar vardır.

    Örneğin: ( شجرةٌ ) kelimesi nekre (belirsiz) bir isimdir ve “bir ağaç” şeklinde Türkçeye çevrilebilir. Belirli, bilinen bir ağaç değil herhangi bir ağaç kastedilmektedir. Başına ( ال ) takısı ekleyerek ( الشّجَرَةُ ) dediğimizde ise bilinen, belirli bir ağacı kastetmiş oluruz. Buna göre; ( في الحديقةِ شجرةٌ ) “Bahçede bir ağaç var” dediğimizde belirli bir ağaçtan değil sadece bahçede bir adet ağaç bulunduğundan söz etmekteyiz. Konuyla ilgili ikinci bir cümle söyleyip الشجرةُ جميلةٌ) ) “Ağaç güzel” dediğimizde ise artık herhangi bir ağaçtan değil bahçedeki o tek ağaçtan bahsetmekteyiz. Yani artık söz konusu olan sıradan
    bir ağaç değil bir önceki cümlemizde bahsi geçen (marife/belirli bir) ağaçtır.

    Bir başka örnek de şöyle olabilir: Birbirlerine ( ف) atıf harfiyle bağlanmış iki cümleden oluşan ( رأيْتُ في الطَرِيقِ رَجُلا فسَلّمْتُ على الرّجُلِ ) “Yolda bir adam gördüm ve (gördüğüm o) adama selam verdim.” ifadesinde birinci cümle olan ( رأيْتُ في الطَرِيقِ رَجُلا ) cümlesinde geçen ( رَجُلا ) kelimesi nekredir. Zira daha öncesi itibariyle bilinmeyen herhangi bir adamdan söz edilmektedir. İkinci  cümledeki ( الرّجُلِ ) kelimesi ise marifedir. Zira artık bahsettiğimiz herhangi bir adam değil de konuşan kişinin az önce görüp de kendisine selam verdiği belirli (marife) bir adamdır. Yukarıda da temas ettiğimiz üzere marife ve nekre terimlerinin Türkçede birebir karşılıkları yoktur. Türkçede isimler yalın halde söylendiklerinde belirli sayılmaktadırlar. “Öğrenci geldi” denildiğinde “öğrenci” belirli bir isimdir. Türkçemizde Arapçadaki ( ال ) takısı veya İngilizcedeki (The) gibi isimleri belirli hale getirmek için kullanılan bir ek yoktur. “Bir öğrenci” dediğimizde ise “öğrenci” kelimesini belirsiz isim yapmış oluruz zira kastettiğimiz herhangi bir öğrencidir.

     

     

     

    Marife İsimlerin Çeşitleri

     

    Arapçada marife isim denilince genellikle akla ( ال ) takılı kelimeler gelmektedir. Oysa Arapçadaki marife isimler bunlardan ibaret değildir.

     

    Aşağıda sayacağımız altı tür isim marife olarak kabul edilmektedir. Ayrıca sonunda tenvin bulunan bütün isimlerin nekre olduğu da doğru değildir.

     

    Aşağıda yer alacağı üzere ( عَلِيٌّ ) gibi özel isimler başlarında ( ال ) takısı bulunmamasına ve sonunda tenvin olmasına rağmen marifedir. Arapçada marife olarak kabul edilen isimler şunlardır:
    ال) . 1 ) Takılı Kelimeler Arapçada marife denilince ilk akla gelen ve aynı zamanda en çok örneğin yer aldığı grup ( ال ) takılı (harf-i tarifli) kelimelerdir. Aşağıdaki cümlelerde ( ال ) takısı ile marife olmuş kelimeleri inceleyiniz.الضدانِ لا يَجْتَمعانِ. “İki zıt asla bir araya gelmez.”

     

    صامَ المسْلِمونَ شهْرَ رَمَضانَ. “Müslümanlar Ramazan’da oruç tuttular.”

     

    البيتُ مُطِلّ على البُحَيرَةِ. “Ev göle nâzırdır.”

     

    زَرَعَ الفَلاحُ الذّرَةَ. “Çiftçi mısır ekti.”

     

    لا تُؤخّرْ عَمَلَ اليوْمِ إلى الغدِ. “Bugünün işini yarına bırakma.”

     

    جاعَ الطِّفْلُ فبَكَى. “Çocuk acıktı ve (bu yüzden) ağladı.”

     

    الرِّياضَةُ مُفِيدةٌ للعَقْلِ والجِسْمِ. “Spor vücut ve zihin için yararlıdır.”

     

    Arapçada ( ال ) takısı (harf-i tarif), marife (belirli) isimlerle, bu marife (belirli) isimleri nitelendiren sıfatların başına gelir. ( ال ) takısı her zaman aynı anlamı ifade etmez. Bu tarif harfinin cins, istiğrak, ahd-i harici ve ahd-i zihniolmak üzere dört çeşit anlamı bulunmaktadır. Şimdi bu kavramları biraz açıklayalım:

     

    a. Cins: ( ال ) takısı (harf-i tarif), bir şeyin cinsini ifade etmek için getirilebilir. Örneğin: ( الرجلُ قَوِيٌّ ) “Erkek güçlüdür” dediğimiz zaman ( (الرجلُ kelimesinin başındaki ( ال ) takısı belirli bir erkeği ifade etmek için değil erkek cinsi anlamını belirtmek için getirilmiştir yani teknik terim olarak “cins” manasındadır. Anlatılmak istenen erkek cinsinin özelliğinin güçlü olmak olduğudur. Bu cümlede belirli herhangi bir erkekten söz edilmediği gibi bütün erkekler de kastedilmemektedir. Yani cümle “Bütün erkekler güçlüdür” diye tercüme edilemez.

     

    b. İstiğrak: ( ال ) takısı (harf-i tarif), kelimenin kapsamının tümünü ifade etmek için de getirilir. Bu durumda “bütün hepsi” manasına gelir. Teknik terimle “istiğrak” manası ifade ettiği söylenir. Örneğin: ( للناسِ رِجْلانِ ) “(Bütün)insanların iki ayağı vardır” dediğimiz zaman ( الناسِ ) kelimesinin başındaki ( (ال takısı, “bütün” anlamına gelmektedir.

     

    c. Ahd-i Harici: ( ال ) takısı (harf-i tarif), daha önce bahsi geçtiğinden dolayı bilinen, belirli bir varlığı ifade etmek için de kullanılır. Harf-i tarifin ifade ettiği bu anlama teknik terim olarak “ahd-i haricî” denir.

     

    Örneğin: ( جاءني رجلٌ فأكرمتُ الرجُلَ ) “Bana bir adam geldi ben de (o gelen) adama ikramda bulundum” ifadesi birbirine ( ف) atıf harfiyle bağlanmış iki cümleden oluşmaktadır. ( جاءني رجلٌ ) cümlesindeki ( رجلٌ ) kelimesi nekredir. Zira bu söz söylendiği anda söz konusu olan herhangi bir adamdır. Oysa ikinci cümledeki الرجُلَ) ) kelimesi marifedir. Zira artık belirli bir adamdan yani bu sözü
    söyleyene gelmiş bulunan adamdan söz edilmektedir.

     

    d. Ahd-i Zihni: ( ال ) takısı (harf-i tarif), konuşmada önceden bahsi geçmemiş olsa da sözü söyleyen ve muhatap tarafından zihinlerinde mevcut

     

    Örneğin: ( ذهبْتُ إلى السوق واشتريتُ اللحمَ ) “Çarşıya gittim ve et satın aldım” ifadesinde ( اللحمَ ) kelimesi ( ال ) takılı olarak getirilmiştir. Zira et denildiğinde gerek sözü söyleyenin ve gerekse de muhatabın zihnindeki ön bilgi bunun “kırmızı et” olduğu şeklindedir. Her ne kadar tavuk ve balık etleri de et olsa da mutlak olarak et denildiği zaman akla gelen kırmızı ettir. Dolayısıyla örneğimizdeki ( اللحمَ ) kelimesi zihnimizdeki bu ön bilgiler dikkate alınarak ال) ) takılı olarak söylenmiştir. Bu lâm-ı tarife teknik terim olarak zihinlerde bulunan bilgileri yansıttığı için ahd-i zihnî lam’ı denmiştir.

     

    Şemsî ve kamerî harfler: ( ال ) takısındaki lâm harfi kendisinden sonraki harfe göre okunmakta veya okunmamaktadır. Kamerî harfler dediğimiz ( ، أ، ب ج… ) harflerinden birisi ile başlayan bir kelimenin başına ( ال ) takısı gelirse اَلْ) ) “el” şeklinde okunur. Aksine şemsî harfler denilen ( … (ت، ث، د harflerinden birisi ile başlayan bir kelimenin başına ( ال ) takısı gelirse yazılışta bulunmakla birlikte telaffuzda lâm harfi okunmayıp elif harfi kelimenin ilk harfine eklenerek o ilk harf şeddeli olarak okunur. Aşağıdaki şemsî ve kamerî harfler tablosunu inceleyiniz.

     

     

    Nekre-i maksûde olan yani şeklen nekre olarak söylenilen ancak kendileriyle muhatabın karşısındaki belirli kişi veya kişilerin kastedildiğinida üslubunda münada olan kelimeler de marife olarak kabul edilmektedir.

     

    Konuşan kişi, ( يا رَجُلُ ) “Ey Adam!” dediğinde karşısındaki belirli bir adamı kastetmektedir. Öğretmenin sınıfta adlarını bilmediği bir öğrenciye) ( (يا طالِبُ “Ey öğrenci!” şeklinde seslenmesi de buna örnek teşkil eder. ( طالِبُ ) kelimesi şeklen nekre olsa da ortamda bulunanlar tarafından bilinen bir öğrenciye seslenilmiş olduğundan marife sayılmaktadır.

     

    Zamirler

    Bilindiği üzere zamirler, ismin yerini tutan kelimelerdir. Arapçada zamirlerin tamamı belirli (marife) kelimeler olarak kabul edilmektedir. Zamirler Arapça II kitabının ilgili ünitesinde geniş olarak ele alınacaktır. Burada ön bilgi olması açısından başlıca çeşitlerini söylemekle yetinebiliriz.

    Zamir çeşitleri

    a. Merfu‘ muttasıl zamirler: Fiillere bitişik olarak yazılan ve cümle içerisinde fâil (özne) konumunda olan zamirlerdir. Bunları fiil çekimleri esnasında fiillere eklenen zamirler olarak da nitelendirebiliriz. Mâzî fiillere eklenen (…. ت، نا، و ) zamirleri (örneğin: … كتبتَ، كتبْنَا، كَتَبُوا ), muzâri fiillere eklenen (… ا، و ) zamirleri (örneğin: … يكتبانِ، يكتبون ), emir fiillere eklenen ( ، ا و… ) zamirleri (örneğin: … اكتبا، اكتبوا ) bu tür zamirlerdir.

    b. Merfu‘ munfasıl zamirler: Herhangi bir kelimeye bitişmeksizin ayrı olarak yazılan ve cümle içerisinde mübteda veya merfu‘ bir kelimenin tekidi konumunda olduklarından dolayı (mahallen) merfu‘ olan (… (هو، هُما، هُم، هِيَ zamirleri merfu‘ muttasıl zamirlerdir.

    c. Mansûb muttasıl/mecrûr muttasıl zamirler: Bitişik olarak yazılan ve fiiller bitiştiklerinde mef’ûl konumunda olmak üzere mansûb ve isimlere  bitiştikleri zaman muzâfun ileyh (tamlayan) konumunda olmak üzere veya cer harflerinde sonra geldikleri için mecrûr olan ( ، …ه، …هما، …هم، …ها، …هما هُنّ، …ك، …كما، …. …) zamirleri bu tür zamirlerdir. Şu örneklerdeki bu tür zamirlere dikkat ediniz. ما، مِحْفَظَتُهُنَّ، ضَرَبَكُنَّ، اكُْتُبْها، رَآنَا  قَلَمُهُ، كتاُ

    d. Mansûb munfasıl zamirler: Ayrı olarak yazılan ve cümle içerisinde mansûb konumunda olan (…، إياّه، إياّهما، إيّاهم ) zamirleridir. “Yalnız sana ibadet eder ve yalnız senden yardım dileriz” إياّكَ نَعْبُدُ وإيّاكَ نَسْتَعِينُ
    Aşağıdaki cümlelerdeki zamirleri gösteriniz ve çeşitlerini belirtiniz.

    زُرْنا استانبولَ في العامِ الماضِي مَرّتَينِ. إِيّاكَ نعبُدُ وإباكَ نَسْتَعينُ. يا طالِبانِ اكُْتُبا واجِبَكما. قرأتُ كتابَ التاريخِ وكتابَ الفِزْياءِ. هؤلاء هم المعَلّمون الذِينَ يَعْملونَ في هِذه المدْرَسَةِ. هذا قَلَمُهُ.

     

    Belirlilik Yönünden İsimler İşaret İsimleri

     

    Yakındaki, az ötedeki veya uzaktaki bir varlığı göstermek, işaret etmek için kullanılan marife isimlerdir. Yerine göre bazen Türkçemizdeki işaret zamiri, bazen de işaret sıfatı yerinde kullanılmaktadırlar. Yakın, orta uzaklık ve uzak için ve bir de mekân için kullanılanları vardır. Yakın için kullanılanlar: (… هذا، هذان، هؤلاء، هذه ) “Bu (müzekker için), bu
    ikisi, bunlar, bu (müennes için)…” Orta uzaklık için kullanılanlar: (… ذاكَ، ذانِك، أولائكَ ) “Şu, şu ikisi, şunlar…” Uzak için kullanılanlar: (… ذَلِكَ، ذانِكَ، أولائكَ ) “o, o ikisi, onlar…”
    Mekân için kullanılanlar: (… هُنا، هُناكَ ) “burada/burası, orada/orası…”

     

    Az önce de belirttiğimiz gibi işaret isimleri bazen Türkçemizdeki işaret zamiri, bazen de işaret sıfatı yerinde kullanılmaktadırlar. Aşağıdaki cümlelerdeki işaret simlerinin kullanılışlarını inceleyiniz.

     

    هاتانِ المعَلّمَتانِ نشيطتانِ. “Bu iki bayan öğretmen aktiftirler.” ( هاتانِ ) İşaret ismi Türkçemizdeki işaret sıfatı karşılığında kullanılmıştır. ( المعَلّمَتانِ ) muşarun ileyhtir. تِلْكَ خَدِيجَةُ. “O, Hatice’dir.” ( تِلْكَ ) İşaret ismi Türkçemizdeki işaret zamiri karşılığında kullanılmıştır. ( تِلْكَ ) cümlede mübteda ve ( خَدِيجَةُ ) de haber konumundadır.

     

    هذا البيتُ جمَِيلٌ. “Bu ev güzel.” ( هذا ) İşaret ismi Türkçemizdeki işaret sıfatı karşılığında kullanılmıştır. ( البيتُ ) muşarun ileyhtir. هؤلاء أولادي. “Bunlar benim çocuklarımdır.” ( هؤلاء ) İşaret ismi
    Türkçemizdeki işaret zamiri karşılığında kullanılmıştır. ( هؤلاء ) cümlede mübteda ve ( أولادي ) de haber konumundadır. Arapçadaki işaret isimlerinin Türkçemizdeki işaret sıfatı karşılığında
    kullanılabilmesi için kendilerinden sonra ismin ( ال ) takılı olması gerekir. Yalnız marife olması yeterli değildir. İşaret isminden sonra gelen bu ( ال ) takılı kelimeye “kendisine işaret olunan” anlamında muşârun ileyh denir. İşaret isimleri Arapça II kitabının ilgili ünitesinde geniş olarak ele alınacaktır. Arapça işaret isimleri hakkında daha fazla bilgi almak için Mustafa Meral
    Çörtü’nün Arapça Dilbilgisi Nahiv adlı kitabına başvurunuz. Aşağıdaki cümlelerdeki işaret isimlerinin Türkçedeki işaret zamiri karşılığında mı yoksa işaret sıfatı karşılığında mı kullanıldıklarını belirtiniz.

     

    هؤلاء أساتِذَةٌ في كلية الإلهيات. اشْتَريْتُ هذا القلمَ من السّوق. هذِهِ ممرضةٌ في مستشفى الجامعةِ. هلْ رَأيتِ تِلكَ الطائرةَ ؟

     

     

     

    Belirlilik Yönünden İsimler İsm-i Mevsuller

     

    İsm-i mevsul, anlamı kendisinden sonra gelen cümle ile açıklanan ve bu cümleyi önceki cümleye bağlayan marife isimdir. ( ، الذي، اللذانِ، الذين، التِي من ما…. ) kelimeleri ism-i mevsuldürler. İsm-i mevsulden sonra gelen cümleye “sıla cümlesi” denir.

     

    Ayrıntıları 2. sınıf kitabında verilecek olan ism-i mevsullerle ilgili aşağıdaki örnekleri inceleyiniz.
    أُمُّنَا هِيَ الّتِي تُرَبِّينا. “Annemiz bizi eğitendir”
    اِرْحَمْ مَنْ هو أصْغَرُ مِنْكَ سِنًّا. “Senden yaşça küçük olana merhamet et.”
    زرْتُ الرجلَ الذي زارَنِي مِنْ قبلُ. “Beni daha önce ziyaret etmiş olan adamı ziyaret ettim.”
    علّمَ الإنسانَ ما لمْ يَعْلَمْ. “(Allah) İnsana bilmediği şeyi öğretmiştir.”
    İsm-i mevsuller hakkında daha geniş bilgi almak için Mustafa Meral Çörtü’nün

     

    Arapça Dilbilgisi Nahiv adlı kitabına başvurunuz.

     

     

    Belirlilik Yönünden İsimler Alemler

     

    Alem, insanlara, ülkelere, şehirlere, dağlara, nehirlere… verilen özel isimlerdir. (… محمدٌ، أنقرةُ، تركيا، النيل، فاطمة ) kelimeleri alem örnekleridir. Arapçada alemlerin tamamı marife olarak kabul edilmektedir. ( ال ) takısı alıp almaması özel isimlerin marife oluşunu değiştirmez. Arapçada büyük-küçük harf ayırımı bulunmayıp harflerin hepsi aynı şekilde yazıldığından Türkçede veya batı dillerinde olduğu gibi özel isimleri başlarındaki büyük harflere bakarak tespit etmek mümkün değildir. Bu sebeple Arapça alemlerin (özel isimlerin) tespiti, anlam bilgisine ihtiyaç hissettirmektedir.

     

    Alemlerin büyük bir çoğunluğu ( ال ) takısı almazlar. Az miktarda başına ال) ) takısı alan alemler de vardır. (… الحسينُ، الأسد، الشافعيُّ ) gibi. Alemler tek bir kelimeden oluşabileceği gibi (… حسنٌ، استانبول، مِصْر ), birden fazla kelimeden de oluşabilirler (… (عبد الرحمان، بدرُ الدين، أبو القاسم Aşağıdaki cümlelerde yer alan ve altı çizili olarak yazılmış alemleri (özel isimleri) inceleyiniz.

     

    رَوتْ عائشةُ رضي اللهُ عنها أكثرَ مِنْ ألْفَيْ حَدِيث. “Hz. Aişe (r.a.) iki binden fazla hadis rivayet etmiştir.” يدرسُ عبد اللهِ في كلية الطب. “Abdullah Tıp Fakültesinde okuyor ” فتحَ المسلمون فِلَسْطِينَ في زَمَنِ الخليفة عمر بنِ الخطّابِ. تقعُ فِلَسْطِينُ شَرْقَ البحْرِ الأبيضِ المتَوَسِّطِ، وغَرْبَ الأردنِّ، وجَنُوبَ سوريةَ ولبنانَ. “Müslümanlar Filistin’i Halife Ömer b. Hattâb zamanında fethettiler. Filistin, Akdeniz’in doğusunda, Ürdün’ün batısında ve Suriye ile Lübnan’ın güneyinde yer alır.”

     

     

    Belirlilik Yönünden İsimler Marife Bir İsme Muzâf Olan Kelimeler

     

    Yukarıda marife ismin beş çeşidini saydık. Bunlardan başka bir grup kelime daha marifedir ki, onlar da bu sayılan beş kelime grubundan herhangi bir tanesine yani ( أل ) takılı kelimelere, alemlere, zamirlere, işaret isimlerine veya ism-i mevsullere muzâf (tamlanan) olmuş yani bunları muzâfun ileyh (tamlayan) olarak almış kelimelerdir. Aşağışaki cümlelerde altı çizili
    kelimeler bu yolla marife olmuşlardır.

     

    Bu örnekleri inceleyiniz.

     

    بابُ البيتِ مفتوحٌ. “Evin kapısı açıktır.”

     

    عَمُّ حَسَنٍ طَبِيبٌ في مُسْتَشْفَى الأطفالِ. “Hasan’ın amcası çocuk hastanesinde doktordur.”

     

    أخلاقُهُ طيبةٌ. “Onun ahlakı iyidir.”

     

    سَيّارةُ هذا الرّجُلِ كَبِيرةٌ جِدّا. “Bu adamın arabası gerçekten büyük.”

     

    كتابُ الذي سافَرَ هنا. “Yolculuğa gitmiş olan adamın kitabı burada..”

     

     

    Nekrenin Kısımları

     

    Nekre isimler ikiye ayrılır:

     

    1. Gerçek, tam nekre ( نكرة محضة ): Başka bir kelime dolayısıyla hususilik kazanmamış olan nekre kelimelerdir. ( قَلَمٌ ) “(Her hangi) bir kalem”, ( (رَجُلٌ “(Her hangi) bir adam”, ( كتابٌ ) “(Her hangi) bir kitap” kelimeleri bu tür nekre isimlerdir.

     

    2. Hususîlik kazanmış nekre ( نكرة مخصوصة ): Kendisi dışında bir kelime dolayısıyla hususilik kazanmış nekre isimlerdir. Bir nekre ismin hususilik kazanması şu şekillerde olabilir:

     

    a. Sıfat eklemesi ile: ( رَجُلٌ ) “bir adam” kelimesi nekre bir isimdir. Bu ismin sonuna ( رَجُلٌ عالِمٌ ) “âlim bir adam” şeklinde bir sıfat eklediğimizde ona bir miktar hususilik kazandırmış oluruz. Zira artık söz konusu olan herhangi bir adam değil biraz daha hususi bir adam yani âlim bir adamdır. Böylece belirli (marife) bir adamdan söz etmesek de en azından âlim özelliğini taşımayanları dışarıda bırakmış oluruz.

     

    b. İzafet (isim tamlaması) ile: Nekre bir isim yine kendisi gibi nekre olan bir başka isimle tamlandığında hususilik kazanır ancak marife olmuş olmaz. Örneğin: ( قلمٌ ) kelimesi tam nekre bir kelimedir. Bu kelime ( قلمُ رصاصٍ ) “kurşun kalem” şeklinde ( رصاصٍ ) kelimesine muzâf yapıldığında bir miktar hususilik kazanmış olur. Zira artık herhangi bir kalemden değil ama herhangi bir
    kurşun kalemden söz edilmektedir.

     

    c. Şibh-i izafetle: Yani nekre bir kelimeden sonra o kelimenin sıfatı veya muzâfun ileyhi (tamlayanı) olmayan ancak anlamını tamamlayan bir ifade getirmesi şeklinde olur. ( علمٌ باللهِ خيرٌ ) “Allah’ı bilmek hayırlıdır” cümlesinde علمٌ) ) kelimesi nekredir. Bilmek anlamına gelen bu kelime eğer tek başına kullanılsaydı tam nekre olurdu ve mutlak anlamda “bilmek” anlamını ifade ederdi. Bu cümlede ise hemen peşinden gelen ( باللهِ ) ifadesi bilmeye biraz daha hususilik kazandırmakta ve kapsamını daraltmaktadır. Böylece ( علمٌ ) kelimesi belirli (marife) haline gelmemiş olsa da bir miktar hususilik kazanmış
    olmaktadır.

     

    Şibh-i izafet hakkında daha fazla bilgi almak için Mustafa Meral Çörtü’nün Arapça Dilbilgisi Nahiv adlı kitabına başvurunuz.

     

    Aşağıdaki paragrafta geçen marife ve nekre isimleri tespit ederek tablodaki yerlerine yazınız.

     

    في بِدايَةِ يَوْمٍ جديدٍ فَضّلَ أحمَْدُ الذهابَ إلى عَمَلِهِ ماشِياً. شاهَدَ أحمدُ في طريقِهِ مناظِرَ عَديدَةً، شاهَدَ مواقِفَ السّياراتِ وأطفالَ المدارِسِ، وشاهدَ الحوانيتَ والمطاعِمَ والمكاتِبَ

     

     

    Nekre İsmin Marife yapılması

     

    Yukarıda marife ismin altı çeşidini saymıştık. Bunlardan zamirler, alemler (özel isimler), işaret isimleri ve ism-i mevsuller daima marifedirler. Nekre durumunda gelmeleri asla söz konusu değildir. Diğer iki gruptaki kelimeler yani ( ال ) takılı kelimeler ile marife bir kelimeye muzâf olanların marifelikleri ise bu durumlarını yani ( ال ) takılarını ve muzâf konumlarını muhafaza etmelerine bağlıdır. Bir başka ifadeyle bu durumlarını koruyamadıklarında nekre isme dönüşmüş olurlar. Tersinden hareket edildiğinde nekre bir ismin marife yapılabilmesinin de iki yolu olmuş olmaktadır:

     

    1. Nekre kelimenin başına ( ال ) takısı getirilerek marife yapılması: Nekre bir kelimenin başına ( ال ) takısı getirildiğinde kelime nekre olmaktan çıkıp marifeye dönüşmüş olur. Nekre kelimelerin sonundaki tenvin, başlarına ( (ال takısı getirilerek marife yapıldıklarında düşmektedir. Şu örnekleri inceleyiniz:

     

    (kitap) قَلَمٌ – القلمُ (bir kitap) (kitap) كِتابٌ – الكتابُ (bir kitap) (pencere) نافِذَةٌ – النافِذَةُ (bir pencere) (kız) بِنْتٌ – البنتُ (bir kız) (belirli iki kalem) قلَمانِ – القَلَمانِ (her hangi iki kalem) (belirli bayan öğretmenler) معلِّماتٌ – المعلماتُ (bayan öğretmenler)

     

    Aşağıdaki cümlelerdeki marife ve nekre kelimelere dikkat ediniz:
    “Sınıfta iki tane pencere vardır” في الصفِّ نافذتان
    “(Sınıftaki o iki belirli) pencere büyüktür ” النافذتانِ كبيرتانِ
    “Fakültemize adamlar geldi” جاءَ رِجالٌ إلى كلّيَتِنا تَكَلّمَ الرِّجالُ مع عميد الكليةِ.

     

    “(Fakültemize gelen o adamlar) fakülte dekanı ile konuştular.”

     

    Nekre kelimelerin sonlarındaki tenvinin başlarına ( ال ) takısı getirilerek marife yapıldıklarında düştüğünü asla unutmayınız. Bir başka ifadeyle tenvin ve ( (ال takısı asla bir kelimede bir araya gelemezler; biri varsa diğerinin olmaması gerekir. ( عِلْمٌ ) veya ( ساعةٌ) ,(العلْمُ ) veya ( الساعةُ ) denilebilir. ( العِلمٌ ) ve ( (الساعَةٌ denilemez.

     

    2. Nekre bir kelimenin marife bir kelimeye muzâf yapılarak marifeye dönüştürülmesi: Yukarıda kısaca temas ettiğimiz gibi ve ayrıntıları “İsim Tamlaması” ünitesinde verileceği üzere bir kelime, marife bir kelimeye muzâf (tamlanan) olduğunda o kelimeden dolayı marifelik kazanmaktadır. مِسْطًرَةٌ) ) “Bir cetvel” kelimesi bu haliyle nekre iken, ( مسطرةُ عَلِيٍّ ) “Ali’nin cetveli” isim tamlaması içerinde yer aldığında marife olmaktadır. Zira artık bahsedilen herhangi bir cetvel değil, Ali’ye ait belirli bir cetveldir.

     

    Aşağıdaki cümlelerde altı çizili kelimelerin her biri marifeye muzâf olmaktan dolayı marifelik kazanmışlardır.

     

    “Evin kapısını ittim ve girdim.” . دَفَعْتُ بابَ الدارِ ودخلْتُ
    “Yılın mevsimleri dört tanedir.” . فُصُولُ السّنَةِ أرْبَعَةٌ
    نَظّمَتْ كُلّيّةُ الإلهِيّاتِ رِحْلَةً إلى استانبولَ.
    “İlahiyat Fakültesi İstanbul’a bir gezi düzenledi.”
    “İnsanlar futbolu seviyorlar.” . يُحبُّ الناسُ كُرَةَ القَدَمِ
    “Sınıfın penceresi açıktır.” . نافِذَةُ الصّفِّ مَفْتوحةٌ
    “Mektubu posta kutusuna koy.” . ضَعِ الرِّسَالَةَ في صُنْدُوقِ البَرِيدِ

     

    Bir kelimenin muzâfun ileyhi (tamlayanı) olan kelimeden dolayı (o kelimeye muzâf olduğu için) marifelik kazanabilmesi için o kelimenin marife olması gerekmektedir. Nekra bir kelimeye muzâf olan kelime muzâfun ileyhi nekre olduğu için ondan marifelik kazanamaz ve dolayısıyla da marife olamaz. Bu durumda sadece tahsis olmuş yani bir miktar daha belirginleşmiş olur. Ancak bu durum marifelik değildir. Örneğin: ( قَلَمُ رَصاصٍ ) “Kurşun kalem” örneğinde ( رَصاصٍ ) kelimesi marife olmadığı için ( قَلَمُ ) kelimesi de marife değildir. Bu izafetin (tamlamanın) ( قَلَم ) kelimesine kazandırdığı şey tahsisdir yani bahsedilen kalemin özelliği bilinmeyen bir kalem değil kurşundan yapılan bir kalem olduğudur. Ancak yine de bahsedilen marife (belirli) bir kalem değil herhangi bir kurşun kalemdir. Marifeye muzâf olan kelimenin marife olduğunu, nekreye muzâf olan kelimenin de nekre olmaya devam ettiğini unutmayınız. Bir başka ifade ile muzâfun ileyh (tamlayan) marifelik-nekrelik bakımından ne ise muzâf
    (tamlanan) da odur. Bunu şu şekilde formüle edebiliriz:

     

     

     

     

     

     

     

     

     

  • Merfu Mansub Mecrur İrab Yönünden İsimler – Açıköğretim İlahiyat Arapça Dersleri

    Arapçada kelimeleri isim, fiil ve harf olmak üzere üç kategoriye ayırmıştık. Bunlardan ilk ikisi içerisinde, cümledeki yeri veya başındaki herhangi bir edat dolayısıyla sonu değişebilir nitelikte olanlar vardır. İşte anılan iki nedenle sonu değişebilen kelimelere “i‘râba elverişli” anlamında “mu‘rab”, son hareke veya sabit son harf bağlamındaki bu değişebilirlik özelliğine ise “i‘râb” adı verilir.

    Konumuz durumundaki isimlerde i‘râb, üç terim çerçevesinde işlenir:
    Merfû‘, mansûb, mecrûr. Bir ismin i‘râb açısından bu üçünden hangisine ait olduğu, sonundaki hareke veya sabit harften anlaşılır. İ‘râb alâmetleri adı da verilen bu hareke veya harflerden merfû‘luk belirtisi olanlara ref‘, mansûbluk belirtisi olanlara nasb, mecrûrluk belirtisi olanlara ise cer alâmeti denir. Söz gelimi, çoğunluk itibariyle bir ismin sonundaki zamme onun ref‘ alâmeti (merfû‘luk kanıtı), aynı durumdaki fetha onun nasb alâmeti (mansûbluk belirtisi)‘, benzer özellikteki kesra ise onun cer alâmeti (mecrûrluk delili) olarak değerlendirilir. Dil öğretiminde dilin bizzat kendisi amaçtır. Dilbilgisi ise dili öğrenmenin ve dört temel dil becerisi bağlamında kullanmanın araçlarından biridir. Dilbilgisi konusunda nitelikli öğrenim, ancak yeterli kelime dağarcığı ve dil kullanım becerisi ile mümkündür.
    Bu esas doğrultusunda ünite konumuza ilişkin ayrıntılı bilgi ve örnekler okuma parçamız ve metin çözümlemesinin ardı sıra verilecektir.

     

     

     

    DİLBİLGİSİ İ‘RÂB YÖNÜNDEN İSİMLER

     

    İki, üç ve dördüncü ünitelerde isimler cinsiyet, sayı ve belirlilik yönlerinden ele alınmıştı. Bu ünite kapsamındaysa onlar, cümledeki yerlerine göre sonlarında meydana gelen değişikler bağlamında mercek altına alınacaklar.

     

    Bilindiği üzere insanlar kavramlar aracılığıyla düşünürler. Bir konunun en ince ayrıntısına kadar anlaşılması onun kavramsal çerçevesinin kusursuz çizilmesine bağlıdır. Söz konusu amaç doğrultusunda konuya ilişkin kavramların inceden inceye sınırlarının çizilmesini yararlı görüyoruz.

     

    Kavramlar ve Tanımları
    1. İ‘râb: Kelime sonlarında meydana gelen hareke veya harf değişimleridir. Tanımdan da anlaşılacağı üzere i‘râbın gerçekleşmesi iki değişkenliğin varlığına bağlıdır.

     

    a. Hareke değişkenliği: Kelimenin son harfi üzerindeki harekenin cümledeki yeri veya başındaki etkin öge (amil) dolayısıyla değişebilir olmasıdır. Sözgelimi المسُْلِمُ kelimesinin son harfi, cümlede fâil (özne) görevindeyken المسُْلِمُ biçiminde zamme, mef’ûl (nesne) görevindeyken المسُْلِمَ biçiminde fetha, cer harfinden sonra geldiğinde ise المسُْلِمِ biçiminde kesra ile okunur.

     

    b. Harf değişkenliği: Kelimenin sabit son harfinin cümledeki yeri veya başındaki amil (etkin öge) dolayısıyla değişebilir olmasıdır. Sözgelimi المسُْلِمُ kelimesinin müsennâ (ikil) formu olan المسُْلِمَانِ sözcüğünün son harfi “nûn” kimi durumlarda düşebildiği için değerlendirmeye alınmaz. Onun yerine sabit son harfi “elif”te değişkenlik olup olmadığına bakılır. Görülür ki anılan kelime cümlede örneğin özne görevindeyken المسُْلِمَانِ biçiminde elif, mef‘ûl (nesne) gibi görevlerdeyken de المسُْلِمَيْنِ biçiminde yâ ile gelmektedir.

     

    Özne görevinde المسُْلِمُونَ biçiminde vâv, mef‘ûl (nesne) gibi görevlerdeyken المسُْلِمِينَ biçiminde yâ ile yazılan cem-i müzekker sâlim isimlerde de değişim aynı şekilde sabit son harf üzerinde gerçekleşmektedir.

     

    2. Mu‘rab: İ‘râb özelliğine sahip, yani duruma göre sonu değişebilir olan kelimelerin ortak adıdır. المسُْلِمُ، المسُْلِمَ، الْمُسْلِمِ örneklerinde olduğu gibi.

     

    3. Mebnî: İ‘râb özelliğine sahip olmayan, yani durum ne olursa olsun sonu asla değişmeyen kelimelerin ortak adıdır. هَذِهِ، هِيَ، هُوَ örneklerinde olduğu gibi.

     

    Aşağıdaki cümlelerde altı çizili isimlerden hangisinin mu‘rab, hangisinin mebnî olduğunu belirtiniz.

     

    سَاجِدٌ إِمَامٌ فِي مَسْجِدِ الحَْيِّ، وَهُوَ يُؤَدِّي هَذِهِ الْمِهْنَةَ مُنْذُ سَنَوَاتٍ. وَلَهُ أُسْرَةٌ تَتَكَوَّنُ مِنْ زَوْجَةٍ وَابْنَيْنِ
    وَبِنْتٍ. يَوْمَ بَدَأَ اْلإِمَامَةَ، وَعَدَ نَفْسَهُ بالصِّدْقِ، وَاْلإِخْلاَصَ، وَرِعَايَةَ حُقُوقِ النَّاسِ أَكْثَرَ مِنْ مَوَاقِفِهِ الْقَدِيمَةِ.
    لأَنَّه تَعَلَّمَ مِنْ مُدَرِّسِيهِ أَنَّهَا مِهْنَةٌ مِنْ مِهَنِ الْمُرْسَلِينَ. وَحَقًّا صَدَقَ وَعْدَهُ هَذَا، حَيْثُ لَمْ يَبْتَعِدْ عَنِ الصِّدْقِ
    وَاْلإِخْلاَصِ، وَلَمْ يَضَعْ لُقْمَةً حَرَامًا لاَ فِي فَمِهِ ولاَ فِي أَفْوَاهِ أُسْرَتِهِ.

     

    4. İ‘râb alâmetleri: Kelimelerin cümlede hangi konumda olduklarını ya da hangi amilin peşi sıra gelip ondan etkilendiklerini kendisiyle gösterdikleri hareke, harf veya haziflere i‘râb alâmeti denir. İsimlerde i‘rab alametleri şunlardır:

     

    Harekeler:

     

    a. Zamme: Harflerin üstüne konan ( ُ) işareti olup, Türkçe kısa “u” sesine karşılık gelir. Kültürümüzde “Ötre” adıyla bilinir.
    b. Fetha: Harflerin üstüne konan (َ ) işareti olup, Türkçe kısa “e” veya “a” sesine karşılık gelir. Kültürümüzde “Üstün” adıyla bilinir.
    c. Kesra: Harflerin üstüne konan (ِ ) işareti olup, Türkçe kısa “i” sesine karşılık gelir. Kültürümüzde “Esre” adıyla bilinir.

     

    Harfler:
    a. Elif: Tesniye isimlerin sondan bir önceki harfidir. Harekelerden zammeye eşdeğerdir.
    b. Vâv: Cem-i müzekker sâlim isimlerin sondan bir önceki harfidir. Harekelerden zammeye eşdeğerdir.
    c. Yâ: Tesniye ve cem-i müzekker sâlim isimlerin sondan bir önceki harfidir. Harekelerden fijetha ve/veya kesraya eşdeğerdir.
    d. Nûn: Fiillere özgü bir i‘râb alâmetidir. Fiillerin i‘râbı sonraki ünitelerde ele alınacaktır

     

     

     

     

    İ‘râb Yönünden İsimler

     

    Arapçada isimler, i‘râb bakımından üçe ayrılır: Merfû‘, Mansûb, Mecrûr.

     

    A. Genel Hükümler
    Arapçada merfû‘, mansûb ve mecrûr denilince ilk akla gelen i‘râb alâmetlerini taşıyan isimler bu başlık altında ele alınacaktır.

     

    1. Merfû‘ İsimler: Son harekesi zamme olan isimlerdir. Genellikle cümlede özne (fâil veya mübteda) veya yüklem (haber) konumunda bulunurlar.

     

    Örnek 1:
    هَذَا كِتَابٌ (Bu bir kitaptır) cümlesindeki كِتَابٌ ismi, haber yani yüklemdir. Merfû‘dur, ref‘ alâmeti (merfû‘luk göstergesi) zammedir.

     

    Örnek 2:
    يَشْتَغِلُ الرَّجُلُ بِالتِّجَارَةِ (Adam ticaretle uğraşıyor) cümlesindeki الرجلُ ismi, fâil yani öznedir. Merfû‘dur, ref‘ alâmeti (merfû‘luk göstergesi) zammedir.

     

    Örnek 3:
    العُمَّالُ فِي الْمَصْنَعِ (İşçiler fabrikada) cümlesindeki العُمَّالُ ismi, mübteda yani öznedir. Merfû‘dur, ref‘ alâmeti (merfû‘luk göstergesi) zammedir.

     

    2. Mansûb İsimler: Son harekesi fetha olan isimlerdir. Genellikle cümlede nesne (mef‘ûlün bih) konumunda bulunurlar.

    Örnek 1

     

    :قَرَأَ عَلِيٌّ كِتَابًا عَنْ سِيرَةِ النَّبِيِّ (Ali, Hz. Peygamberin (s.a.) hayatı hakkında bir kitap okudu) cümlesindeki كِتَابًا ismi, mef‘ûlün bih yani nesnedir. Mansûbdur, nasb alâmeti (mansûbluk göstergesi) fethadır.

     

    Örnek 2:
    أَغْضَبَ الْوَلَدُ الرَّجُلَ (Çocuk adamı kızdırdı) cümlesindeki الرَّجُلَ ismi, mef‘ûlün bih yani nesnedir. Mansûbdur, nasb alâmeti (mansûbluk göstergesi) fethadır.

     

    Örnek 3:
    تَنْقُلُ الحَْافِلاَتُ الْعُمَّالَ إِلَى الْمَصْنَعِ (Otobüsler işçileri fabrikaya taşıyor) cümlesindeki الْعُمَّالَ ismi, mef‘ûlün bih yani nesnedir. Mansûbdur, nasb alâmeti (mansûbluk göstergesi) fethadır.

     

    3. Mecrûr İsimler: Son harekesi kesra olan isimlerdir. Genellikle cümlede dolaylı tümleç (mef‘ûlün bih gayru sarih) veya isim tamlamasında muzâfun ileyh (tamlayan) konumunda bulunurlar.

     

    Örnek 1:
    اِسْتَفَدْتُ مِنْ كِتَابٍ قَدِيمٍ عِنْدَ إِعْدَادِ أُطْرُوحَتِي (Tezimi hazırlarken eski bir kitaptan yararlandım) cümlesindeki كِتَابٍ ismi, mef‘ûlün bih gayru sarih yani dolaylı tümleçtir. ( مِنْ ) harfi ceri dolayısıyla mecrûrdur, cer alâmeti (mecrûrluk göstergesi) kesradır.

     

    Örnek 2:
    سَلَّمَ الْمُوَظَّفُ الطَّرْدَ إِلَى الرَّجُلِ (Görevli koliyi adama teslim etti) cümlesinde son öge konumundaki الرَّجُلِ ismi, mef‘ûlün bih gayru sarih yani dolaylı tümleçtir. إِلَى) ) harfi ceri dolayısıyla mecrûrdur, cer alâmeti (mecrûrluk göstergesi) kesradır.

     

    Örnek 3:
    زَادَتِ الحُْكُومَةُ رَوَاتِبَ الْعُمَّالِ (Hükümet işçilerin ücretlerini artırdı) cümlesindeki الْعُمَّالِ ismi, isim tamlamasında tamlayan yani muzafun ileyh konumundadır. Mecrûrdur, cer alâmeti (mecrûrluk göstergesi) kesradır. Aşağıdaki cümlelerde altı çizili isimlerin cümledeki yerlerini belirtereki‘râblarını yapınız.

     

    1. يَجْرِي نَهْرٌ بَيْنَ الحُْقُولِ.

     

    2. هَذِهِ طَالِبَةٌ فِي كُلِّيَّةِ الإِلهَِيَّاتِ.

     

    3. اَلخُْبْزُ غِذَاءٌ أَسَاسِيٌّ لِلْأَتْرَاكِ.

     

    4. صَفَّت الْمَاكِينَاتُ نَهْرًا حَتَّى آخِرِ النَّهَارِ.

     

    5. رَأَيْنَا طَالِبَةً أَمَامَ الْمُخْتَبَرِ.

     

    6. تَنَاوَلَ الطُّلاَّبُ الخُْبْزَ وَالجُْبْنَ وَالزَّيْتُونَ فِي الْفَطُورِ.

     

    7. سَبَحَ الشَّبَابُ فِي نَهْرٍ قَرِيبٍ مِنَ الْقَرْيَةِ.
    َا. 

     

    8. عَلِمَتْ عَائِشَةُ مِنْ طَالِبَةٍ نَتِيجَةَ امْتِحَاِ

     

    9. قَاسمََنِي أَحمَْدُ نِصْفَ الخُْبْزِ عِنْدَهُ.

     

     

     

    B. Özel Hükümler

     

    Yukarıdaki genel nitelik taşıyanlarından ayrı olarak bir takım özel hükümlere tabi isimlere ilişkin i‘râbı konu alır.

     

    1. Tesniye (Müsennâ) İsimlerde İ‘râb: Bu adla bilinen ikil isimlerin sonundaki nûn ( نِ) sabit bir harf değildir. Kimi durumlarda düşebilir. O nedenle kendisinden önceki harfe bakılır. Söz konusu harf;
    – Ya öncesi fethalı elif ( (َا

     

    Örnek: كِتَابَانِ، الرَّجُلاَنِ، الْوَلَدَانِ، غُرْفَتَانِ
    – Ya da öncesi fethalı cezimli yâ ( يْ )’dır.

     

    Örnek: كِتَابَيْنِ، الرَّجُلَيْنِ، الْوَلَدَيْنِ، غُرْفَتَيْنِ
    Bunlardan elif zamme; yâ ise, fetha veya kesra karşılığıdır. İlgili durum kısaca şu şekilde formüle edilebilir:

     

    a. elif = zamme
    رَجُلٌ – رَجُلاَنِ gibi.

     

    Örnek 1
    هَذَانِ كِتَابَانِ (Bunlar iki kitaptır) cümlesindeki كِتَابَانِ ismi, haber yani yüklemdir. Merfû‘dur, ref‘ alâmeti (merfû‘luk göstergesi) zamme yerine eliftir. Çünkü müsennâdır.

     

    Örnek 2:
    يَشْتَغِلُ الرَّجُلاَنِ بِالتِّجَارَةِ (İki adam ticaretle uğraşıyor) cümlesindeki الرَّجُلاَنِ ismi, fâil yani öznedir. Merfû‘dur, ref‘ alâmeti (merfû‘luk göstergesi) zamme yerine eliftir. Çünkü müsennâdır.
    b. yâ= fetha
    رجلاً – رجلَيْنِ gibi.

     

    Örnek 1:
    قَرَأَ عَلِيٌّ كِتَابَيْنِ عَنْ سِيرَةِ النَّبِيِّ (Ali Peygamberin hayatı hakkında iki kitap okudu) cümlesindeki كِتَابَيْنِ ismi, mef‘ûlün bih yani nesnedir. Mansûbdur, nasb alâmeti (mansûbluk göstergesi) fetha yerine yâdır. Çünkü müsennâdır.

     

    Örnek 2:
    اِخْتَارَ الرَّئِيسُ الرَّجُلَيْنِ مِنَ الجُْمْهُورِ (Başkan topluluk içerisinden iki adam seçti) cümlesindeki الرَّجُلَيْنِ ismi, mef‘ûlün bih yani nesnedir. Mansûbdur, nasb alâmeti (mansûbluk göstergesi) fetha yerine yâdır. Çünkü müsennâdır.

     

    Örnek 3:
    مَلأَ الْعُمَّالُ الحَْافِلَتَيْنِ (İşçiler iki otobüsü doldurdu) cümlesindeki الحَْافِلَتَيْنِ ismi, mef‘ûlün bih yani nesnedir. Mansûbdur, nasb alâmeti (mansûbluk göstergesi) fetha yerine yâdır. Çünkü müsennâdır.
    c. yâ = kesra
    رَجُلٍ – رَجُلَيْنِ gibi.

     

    Örnek 1:
    اِسْتَفَدْتُ مِنْ كِتَابَيْنِ قَدِيمَيْنِ عِنْدَ إِعْدَادِ أُطْرُوحَتِي (Tezimi hazırlarken iki eski kitaptan yararlandım) cümlesindeki كِتَابَيْنِ ismi, mef‘ûlün bih gayru sarih yani dolaylı tümleçtir. ( مِنْ ) cer harfi dolayısıyla mecrûrdur, cer alâmeti (mecrûrluk göstergesi) kesra yerine yâdır. Çünkü müsennâdır.

     

    Örnek 2:
    سَلَّمَ الْمُوَظَّفُ الطَّرْدَ إِلَى الرَّجُلَيْنِ (Görevli koliyi iki adama teslim etti) cümlesinde son öge konumundaki الرَّجُلَيْنِ ismi, mef‘ûlün bih gayru sarih yani dolaylı tümleçtir. ( إِلَى ) cer harfi dolayısıyla mecrûrdur, cer alâmeti (mecrûrluk göstergesi) kesra yerine yâdır. Çünkü müsennâdır.

     

    Örnek 3:
    زَادَ رَبُّ العَمَلِ رَاتِبَ الْعَامِلَيْنِ (Patron iki işçinin ücretini artırdı) cümlesindeki الْعَامِلَيْنِ ismi, isim tamlamasında tamlayan yani muzafun ileyh konumundadır. Mecrûrdur, cer alâmeti (mecrûrluk göstergesi) kesra yerine yâdır. Çünkü müsennâdır.

     

    Aşağıdaki cümlelerde altı çizili isimlerin cümledeki yerlerini belirterek i‘râbını yapınız.

     

    1. يَنْصَبُّ نَهْرَانِ فِي الْبَحْرِ الأَسْوَدِ.

     

    2. الطَّالبَتَانِ فَشِلَتَا فِي الاِمْتِحَانِ.

     

    3. اَلخُْبْزُ وَالزَّيْتُونُ غِذَاءَانِ أَسَاسِيَّانِ لِلْأَتْرَاكِ.

     

    4. صَفَّتْ الْمَاكِينَاتُ نَهْرَيْنِ حَتَّى آخِرِ النَّهَارِ.

     

    5. رَأَيْنَا طَالِبَتَيْنِ أَمَامَ الْمُخْتَبَرِ.

     

    6. اِسْتَهْلَكَ الأَكُولُ الخُْبْزَيْنِ فِي الْفَطُورِ.

     

    7. يَسْبَحُ الشَّبَابُ فِي نَهْرَيْنِ قَرِيبَيْنِ مِنَ الْقَرْيَةِ.

     

     8. عَلِمَتْ عَائِشَةُ مِنْ طَالِبَتَيْنِ نَتِيجَةَ امْتِحَاِ

     

    9. قَاسمََنِي أَحمَْدُ أَحَدَ الخُْبْزَيْنِ عِنْدَهُ.

     

    Özetle;
    Müsennâ (tesniye/ikil) isimler; elif ile merfû‘, yâ ile mansûb, yâ ile mecrûrolurlar.

     

    2. Cem-i Müzekker Sâlim İsimlerde İ‘râb: Bu adla bilinen kurallı eril çoğul isimlerin sonundaki nûn ( نِ) sabit bir harf değildir. Kimi durumlarda düşebilir. O nedenle kendisinden önceki harfe bakılır. Söz konusu harf;

     

    – Ya öncesi zammeli vâv ( (وُ
    Örnek: مُسْلِمُونَ، مُشْرِكُونَ، الصَّابِرُونَ، الْمُخْلِصُونَ

     

    – Ya da öncesi kesralı harekesiz yâ ( ِي )’dır.
    Örnek: مُسْلِمِينَ، مُشْرِكِينَ، الصَّابِرِينَ، الْمُخْلِصِينَ

     

    Bunlardan vâv zamme; yâ ise, fetha veya kesra karşılığıdır. İlgili durum kısaca şu şekilde formüle edilebilir:

     

    a. vâv = zamme:
    مُسْلِمٌ – مُسْلِمُونَ gibi.

     

    Örnek 1:
    هَؤُلاَءِ مُهَنْدِسُونَ (Bunlar mühendislerdir) cümlesindeki مُهَنْدِسُونَ ismi, haber yani yüklemdir. Merfû‘dur, ref‘ alâmeti (merfû‘luk göstergesi) zamme yerine vâvdır. Çünkü cem-i müzekker sâlimdir.

     

    Örnek 2:
    يَصَفِّقُ الْمُشَاهِدُونَ اللاَّعِبِينَ (Seyirciler oyuncuları alkışlıyor) cümlesindeki الْمُشَاهِدُونَ ismi, fâil yani öznedir. Merfû‘dur, ref‘ alâmeti (merfû‘luk göstergesi) zamme yerine vâvdır. Çünkü cem-i müzekker sâlimdir.

     

    Örnek 3:
    يَشْكُو الْمُشْتَرِكُونَ مِنْ زِيَادَةِ أُجْرَةِ الاِشْتِرَاكِ (Aboneler abonelik ücretinin artmasındanyakınıyor) cümlesindeki الْمُشْتَرِكُونَ ismi, fâil yani öznedir. Merfû‘dur, ref‘ alâmeti (merfû‘luk göstergesi) zamme yerine vâvdır. Çünkü cem-i müzekker sâlimdir.
    b. yâ = fetha:
    مُسْلِمًا – مُسْلِمِينَ gibi.

     

    Örnek 1:
    كَافَأَ الْمُدِيرُ الْمُدَرِّسِينَ الْمُتَقَاعِدِينَ (Müdür emekli hocaları ödüllendirdi)cümlesindeki الْمُدَرِّسِينَ ismi, mef‘ûlün bih yani nesnedir. Mansûbdur, nasb alâmeti (mansûbluk göstergesi) fetha yerine yâdır. Çünkü cem-i müzekker sâlimdir.

     

    Örnek 2:
    وَظَّفَ الرَّئِيسُ مُهَنْدِسِينَ لِلْمَشْرُوعِ الجَْدِيدِ (Başkan yeni proje için mühendisler görevlendirdi) cümlesindeki مُهَنْدِسِينَ ismi, mef‘ûlün bih yani nesnedir. Mansûbdur, nasb alâmeti (mansûbluk göstergesi) fetha yerine yâdır. Çünkü cem-i müzekker sâlimdir.

     

    Örnek 3:
    يُحَاوِلُ الْمَلِكُ الجَْائِرُ أَنْ يُسْكِتَ الْمُخَالِفِينَ (Zorba kral muhalifleri susturmaya çalışıyor) cümlesindeki الْمُخَالِفِينَ ismi, mef‘ûlün bih yani nesnedir. Mansûbdur, nasb alâmeti (mansûbluk göstergesi) fetha yerine yâdır. Çünkü cem-i müzekker sâlimdir.
    c. yâ = kesra:
    مُسْلِمٍ – مُسْلِمِينَ gibi.

     

    Örnek 1:
    كُونُوا مِنَ الشَّاكِرِينَ (Şükredenlerden olun) cümlesindeki الشَّاكِرِينَ ismi, mef‘ûlün bih gayru sarih yani dolaylı tümleçtir. ( من ) cer harfi dolayısıyla mecrûrdur, cer alâmeti (mecrûrluk göstergesi) kesra yerine yâdır. Çünkü cem-i müzekker sâlimdir.

     

    Örnek 2:
    سَلَّمَ الْمُوَظَّفُ الطَّرْدَ إِلَى مُنْدُوبِي الشَّرِكَةِ (Görevli koliyi şirket temsilcilerine teslim etti) cümlesinde son öge konumundaki مُنْدُوبِي ismi, mef‘ûlün bih gayru sarih yani dolaylı tümleçtir. ( إِلَى ) cer harfi dolayısıyla mecrûrdur, cer alâmeti (mecrûrluk göstergesi) kesra yerine yâdır. Çünkü cem-i müzekker sâlimdir.

     

    Örnek 3:
    الحَْمْدُ للهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ (Hamd alemlerin rabbi Allah’a özgüdür) cümlesindekiالْعَالَمِينَ ismi, isim tamlamasında tamlayan yani muzafun ileyh konumundadır. Mecrûrdur, cer alâmeti (mecrûrluk göstergesi) kesra yerine yâdır. Çünkü cem-i müzekker sâlimdir.

     

    Aşağıdaki cümlelerde altı çizili isimlerin cümledeki yerlerini belirterek i‘râbını yapınız.

     

    1. يَطُوفُ الْمُسْلِمُونَ حَوْلَ الْكَعْبَةِ سَبْعَةَ أَشْوَاطٍ.

     

    2. الْمُسَافِرُونَ اِجْتَمَعُوا فِي صَالَةِ الْمَطَارِ.

     

    3. الطُّلاَّبُ نَاجِحُونَ فِي الاِمْتِحَانِ.

     

    4. اِبْتَلَعَ الْبَحْرُ السَّابِحِينَ عِنْدَ الْعَاصِفَةِ الأَخِيرَةِ.

     

    5. جمََعَتْ هَذِهِ النَّدْوَةُ الْمُرَاسِلِينَ فِي الشَّرْقِ الأَوْسَطِ.

     

    6. يُدْخِلُ اللهُ الْمُؤْمِنِينَ جَنَاتٍ تَجْرِي مِنْ تَحْتِهَا الأنْهَارُ.

     

    7. أعَدَّ اللهُ للكَافِرِينَ عَذَابًا أَلِيمًا.

     

    8. إنَّ اللهَ اشْتَرَى مِنَ الْمُؤْمِنِينَ أَنْفُسَهُمْ وَأَمْوَالهَمُْ بِأَنَّ لهَمُُ الجَْنَّةَ.

     

    9. وَمَكَرُوا وَمَكَرَ اللهُ واللهُ خَيْرُ الْمَاكِرِينَ.

     

    Özetle;
    Cem-i müzekker sâlim (kurallı eril çoğul) isimler; elif ile merfû‘, yâ ile mansûb, yâ ile mecrûr olurlar.

     

    3. Cem-i Müennes Sâlim İsimlerde İ‘râb: Bu künyeyle anılan ‘kurallı dişil çoğul’ isimler fetha almazlar. O nedenle i‘râbları iki hareke ile sınırlıdır:

     

    Zamme ve kesra.
    Bunlardan zamme, zammenin; kesra ise, fetha veya kesranın karşılığıdır. İlgili durum kısaca şu şekilde formüle edilebilir:
    a. zamme = zamme:
    مُسْلِمَةٌ – مُسْلِمَاتٌ gibi.

     

    Örnek 1:
    هَؤُلاَءِ مُهَنْدِسَاتٌ (Bunlar bayan mühendislerdir) cümlesindeki مُهَنْدِسَاتٌ ismi, haber yani yüklemdir. Merfû‘dur, ref‘ alâmeti (merfû‘luk göstergesi) zammedir. Çünkü cem-i müennes sâlimdir.

     

    Örnek 2:
    ِنَّ فِي الْمَنْزِلِ  تُسَاعِدُ الْبَنَاتُ أُمَّهَاِ (Kızlar evde annelerine yardım ederler) cümlesindeki الْبَنَاتُ ism-i fâil yani öznedir. Merfû‘dur, ref‘ alâmeti (merfû‘luk göstergesi) zammedir. Çünkü cem-i müennes sâlimdir.

     

    Örnek 3:
    تَشْكُو الْمُشْتَرِكَاتُ مِنْ زِيَادَةِ أُجْرَةِ الاِشْتِرَاكِ (Hanım aboneler abonelik ücretinin artmasından yakınıyor) cümlesindeki الْمُشْتَرِكُونَ ism-i fâil yani öznedir. Merfû‘dur, ref‘ alâmeti (merfû‘luk göstergesi) zammedir. Çünkü cem-i
    müennes sâlimdir.
    b. kesra = fetha:
    مُسْلِمَةً – مُسْلِمَاتٍ gibi.

     

    Örnek 1:

     

    كَافَأَ الْمُدِيرُ الْمُدَرِّسَاتِ الْمُتَقَاعِدَاتِ (Müdür emekli hanım hocaları ödüllendirdi) cümlesindeki الْمُدَرِّسَاتِ ismi, mef‘ûlün bih yani nesnedir. Mansûbdur, nasb alâmeti (mansûbluk göstergesi) fetha yerine kesradır. Çünkü cem-i müennes sâlimdir.

     

    Örnek 2:
    وَظَّفَ الرَّئِيسُ مُهَنْدِسَاتٍ لِلْمَشْرُوعِ الجَْدِيدِ (Başkan yeni proje için bayan mühendisler görevlendirdi) cümlesindeki مُهَنْدِسَاتٍ ismi, mef‘ûlün bih yani nesnedir. Mansûbdur, nasb alâmeti (mansûbluk göstergesi) fetha yerine kesradır. Çünkü cem-i müennes sâlimdir.

     

    Örnek 3:
    يُحَاوِلُ الْمَلِكُ الجَْائِرُ أَنْ يُسْكِتَ الْمُخَالِفَاتِ (Zorba kral muhalifleri susturmaya çalışıyor) cümlesindeki الْمُخَالِفَاتِ ism-i mef‘ûlün bih yani nesnedir. Mansûbdur, nasb alâmeti (mansûbluk göstergesi) fetha yerine kesradır. Çünkü cem-i müennes sâlimdir.
    c. kesra = kesra:
    مُسْلِمَةٍ – مُسْلِمَاتٍ gibi.

     

    Örnek 1:
    يَرْضَى اللهُ عَنِ الْمُؤْمِنَاتِ (Allah mümin hanımlardan razı olur) cümlesindeki الشَّاكِرِينَ ismi, mef‘ûlün bih gayru sarih yani dolaylı tümleçtir. ( عَنِ ) cer harfi dolayısıyla mecrûrdur, cer alâmeti (mecrûrluk göstergesi) kesradır. Çünkü cem-i müennes sâlimdir.

     

    Örnek 2:
    سَلَّمَ الْمُوَظَّفُ الطَّرْدَ إِلَى مَنْدُوبَاتِ الشَّرِكَةِ (Görevli koliyi şirketin bayan temsilcilerine teslim etti) cümlesinde son öge konumundaki مَنْدُوبَاتِ ismi, mef‘ûlün bih gayru sarih yani dolaylı tümleçtir. ( إِلَى ) cer harfi dolayısıyla mecrûrdur, cer alâmeti (mecrûrluk göstergesi) kesradır. Çünkü cem-i müennes sâlimdir.

     

    Örnek 3:
    يَعُودُ الحُْجَّاجُ بِوَاسِطَةِ الطَّائِرَاتِ (Hacılar uçaklar aracılığıyla geri dönüyor) ümlesindeki الطَّائِرَاتِ ismi, isim tamlamasında tamlayan yani muzafun ileyh konumundadır. Mecrûrdur, cer alâmeti (mecrûrluk göstergesi) kesradır. Çünkü cem-i müennes sâlimdir.

     

    Aşağıdaki cümlelerde altı çizili isimlerin cümledeki yerlerini belirterek i‘râbını yapınız.

     

    1. تَطُوفُ الْمُسْلِمَاتُ حَوْلَ الْكَعْبَةِ سَبْعَةَ أَشْوَاطٍ.

     

    2. الْمُسَافِرَاتُ اِجْتَمَعْنَ فِي صَالَةِ الْمَطَارِ.

     

    3. الطَّالِبَاتُ نَاجِحَاتٌ فِي الاِمْتِحَانِ.

     

    4. اِبْتَلَعَ الْبَحْرُ السّابِحَاتِ عِنْدَ الْعَاصِفَةِ الأَخِيرَةِ.

     

    5. جمََعَتْ هَذِهِ النَّدْوَةُ الْمُرَاسِلاَتِ فِي الشَّرْقِ الأَوْسَطِ.

     

    6. يُدْخِلُ اللهُ الْمُؤْمِنَاتِ جَنَاتٍ تَجْرِي مِنْ تَحْتِهَا الأنْهَارُ.

     

    7. أعَدَّ اللهُ للكَافِرَاتِ عَذَابًا أَلِيمًا.

     

    8. إنَّ اللهَ اشْتَرَى مِنَ الْمُؤْمِنَاتِ أَنْفُسَهُنَّ وَأَمْوَالهَنَُّ بِأَنَّ لهَنَُّ الجَْنَّةَ.

     

    9. الجَْنَّةُ تَحْتَ أَقْدَامِ الأُمَّهَاتِ.

     

    Özetle;
    Cem-i müennes sâlim (kurallı dişil çoğul) isimler; zamme ile merfû‘, kesra ile mansûb, kesra ile mecrûr olurlar.
    1. İsimlerin hangi durumlarda merfû‘, mansûb veya mecrûr oldukları konusu sonraki ünitelerin konusudur. O nedenle vereceğimiz bilgileri yukarıdakilerle sınırlı tutuyoruz.
    2. Beş isim ve gayr-i munsariflerin i‘râbına ilişkin bilgiler de aynı şekilde sonraki kitaplara ertelenmiştir.
    3. Önbilgi olarak ancak şu kadarını söyleyebiliriz:
    a. İsim cümlesinin özne ve yüklemi konumundaki mübteda haber ile fiil cümlesinin öznesi konumundaki fâil, örneklerde görüldüğü gibi daima merfû‘;

     

    الْبَيْتُ قَرِيبٌ مِنَ السُّوقِ.

     

    تعَجّبَ الْمَلِكُ من فِطْنَةِ الْغُلاَمِ.

     

    b. Türkçedeki tümlece karşılık gelen mef‘ûller örnekte görüldüğü gibi daima mansûb;

     

    فَتَحَ الحَْارِسُ الأبْوَابَ لِدُخُولِ الضُّيُوفِ.

     

    وَاللهُ لاَ يُحِبُّ الظَّالِمِينَ.

     

    c. Başına cer harfi gelen isimlerle isim tamlamasının tamlayan kısmı, örneklerde görüldüğü gibi daima mecrûrdur.

     

    خَرَجَ الطُّلاَّبُ مِنَ الْمُخْتَبَرِ.

     

    اِحْتَجَّ الْعُمَّالُ عَلَى الاِنْخِفَاضِ فِي رَوَاتِبِهِمْ.

     

    تَدُورُ الأَرْضُ حَوْلَ الشَّمْسِ

     

     

  • Müfred Tesniye Cemi – Sayı Yönünden İsimler

     arapca-mufred-musenna-cemi-tekil-ikil-cogul

    Arapçada isimler ve sıfatlar niceliklerine göre üç gruba ayrılırlar. 1- Müfred(Tekil). 2- Tesniye (İkil). 3- Cemi (Çoğul).

    Müfred (Tekil İsim)

    Eril veya dişil bir tek varlığa delalet eden isim ve sıfatlardır. Aşağıdaki müfred kelime örneklerini ve cümle içerisindeki kullanımlarını inceleyiniz:

    قَلَمٌ، وَلَدٌ، عَامِلٌ، كَلِمَةٌ، تِلْمِيذٌ، سَيَّارَةٌ، مُمَرِّضَةٌ، مَنْزِلٌ، مُدَرِّسَةٌ، بَابٌ، نَافِذَةٌ، دَفْتَرٌ، طَالِبٌ

    Hemşire yorgundur. . الممَُرِّضَةُ تَعِبَةٌ Bu uzun bir kalemdir. . هَذَا قَلَمٌ طَوِيلٌ

    Ev büyüktür. . المنَْزِلُ كَبِيرٌ Küçük bir çocuk geldi. . جَاءَ وَلَدٌ صَغِيرٌ

    Bu eski bir evdir. . هَذَا بَيْتٌ قَدِيمٌ Fatma öğretmendir. . فَاطِمَةُ مُدَرِّسَةٌ

    Yeni bir işçi geldi. . جَاءَ عَامِلٌ جَدِيدٌ Kapı açıktır. . البَابُ مَفْتُوحٌ

    Bu zor bir kelimedir. هَذِهِ كَلِمَةٌ صَعْبَةٌ Pencere kapalıdır. . النَّافِذَةُ مُغْلَقَةٌ

    Defter kalındır. . الدَّفْتَرُ سمَِيكٌ O başarılı bir öğrencidir. . هُوَ تِلْمِيذٌ نَاجِحٌ

    Öğrenci zekidir. الطَّالِبُ ذكَِيٌّ Bir araba satın aldım. اِشْتَرَيْتُ سَيَّارَةً

    Örnek cümlelerde yer alan isim ve sıfatların müfred (tekil) olduğuna, sadece bir varlığa delalet ettiğine dikkat ediniz.

    Tesniye (İkil İsim)

    Aynı türden iki varlığa delalet eden isim ve sıfatlardır. Tesniye’ye “müsennâ” المثَُنَّى da denmektedir.

    Yapılışı: Müfred (tekil) bir ismin sonuna elif ve kesralı bir nûn ( انِ ) ilave edilerek yapılır. Bu elif, kelimenin cümle içerisindeki konumuna göre bir öncesi fethalı yâ’ya dönüşerek ( ـَيْنِ ) şeklini alır. Aşağıdaki müfred

    kelimelerin ( انِ ) ekiyle tesniye yapılışını ve cümle içerisindeki kullanımlarını inceleyiniz:

    رَجُلٌ، وَلَدٌ، اِمْرَأَةٌ، طَالِبٌ، كِتَابٌ، بَيْتٌ، بِنْتٌ، طَبِيبٌ،

    İki adam gitti. . ذَهَبَ رَجُلاَنِ Bir adam gitti. . ذَهَبَ رجُلٌ

    İki çocuk ağladı. . بَكَى وَلَدَانِ Bir çocuk ağladı. . بَكَى وَلَدٌ

    İki kadın gitti. . ذَهَبَتْ اِمْرَأَتَانِ Bir kadın gitti. . ذَهَبَتْ اِمْرَأَةٌ

    İki öğrenci geldi. . جَاءَ طَالِبَانِ Bir öğrenci geldi. . جَاءَ طَالِبٌ

    İki kitap faydalıdır. . الكِتَابَانِ نَافِعَانِ Kitap faydalıdır. . الكِتَابُ نَافِعٌ

    İki ev büyüktür. . البَيْتَانِ كَبِيرَانِ Ev büyüktür. . البَيْتُ كَبِيرٌ

    İki kız küçüktür. . البِنْتَانِ صَغِيرَتَانِ Kız küçüktür. . البِنْتُ صَغِيرَةٌ

    İki doktor hünerlidir. . الطَّبِيبَانِ مَاهِرَانِ Doktor hünerlidir. . الطَّبِيبُ مَاهِرٌ

    Örnekler cümleleri incelediğimizde müfred isimlerin sonlarında ref alameti olan zamme ( ـُ) harekesinin yerini tesniye isimlerde elif ve nûn ( (انِ harflerinin aldığını görmekteyiz. Yalnız nûn harfi sabit bir harf olmayıp bazı

    durumlarda düştüğünden i‘rab alameti olarak yalnızca elif kabul edilmektedir.

    Aşağıdaki müfred kelimelerin ( ـَيْنِ ) ekiyle tesniye yapılışını ve cümle içerisindeki kullanımlarını inceleyiniz:

    مُعَلِّمَةٌ، لُغَةٌ، يَوْمٌ، مِصْبَاحٌ، قَلَمٌ، تُفَّاحَةٌ، كَلِمَةٌ، ضَيْفٌ، صَدِيقٌ

    İki dil öğrendim. . تَعَلَّمْتُ لُغَتَيْنِ Bir dil öğrendim. . تَعَلَّمْتُ لُغَةً

    İki gün sonra döndü. . رَجَعَ بَعْدَ يَوْمَيْنِ Bir gün sonra döndü. . رَجَعَ بَعْدَ يَوْمٍ

    İki lamba aldım. . اِشْتَرَيْتُ مِصْبَاحَيْنِ Bir lamba aldım. . اِشْتَرَيْتُ مِصْبَاحًا

    İki kalemle yazdım. . كَتَبْتُ بِقَلَمَيْنِ Bir kalemle yazdım. . كَتَبْتُ بِقَلَمٍ

    İki elma yedim. . أَكَلْتُ تُفَّاحَتَيْنِ Bir elma yedim. . أَكَلْتُ تُفَّاحَةً

    İki kelime yazdım. . كَتَبْتُ كَلِمَتَيْنِ Bir kelime yazdım. . كَتَبْتُ كَلِمَةً

    İki misafir ağırladım. . اِسْتَقْبَلْتُ ضَيْفَيْنِ Bir misafir ağırladım. . اِسْتَقْبَلْتُ ضَيْفًا

    İki bayan hoca gördüm. رَأيْتُ 00fc>Tj.568مُعَلِّمَتَيْنِ Bir bayan hoca gördüm. . رَأَيْتُ مُعَلِّمَةً

    Örneklerde de görüldüğü üzere müfred isimlerde nasb alameti olan fethaـَ) ) ile cer alameti olan kesra ( ـِ)’nın yerini tesniyelerde ( َيْنِ) almaktadır.

    Tesniye isimlerin ref halindeki irab alameti zamme yerine elif, nasb ve cer halindeki irab alameti ise bir öncesi fethalı olan cezimli yâ’dır. Sonda bulunan kesralı nûn ( نِ) üç halde de (ref, nasb ve cer) değişmemektedir. Bu nûn, tesniyenin muzâf olması halinde

     düşmektedir. Aşağıdaki örnekleri inceleyiniz.

     ki öğretmen geldi. . جَاءَ مُعَلِّمَانِ Bir öğretmen geldi. . جَاءَ مُعَلِّمٌ Birinci cümlede مُعَلِّمٌ kelimesi fâildir (özne). Fâiller cümlede ref konumunda bulunur. Ref konumunda bulunan müfred (tekil) kelimelerin irabı harekeyle olur. Tekil

     isimlerde ref alameti zammedir. İkinci cümledeki مُعَلِّمَانِ kelimesi de fâildir. Fâil olduğu için ref konumundadır. Tekil isimlerde ref alameti olan zammenin yerini tesniyede elif ( ا) almaktadır. Çünkü tesniyenin irabı harekeyle değil harfledir.

    İki öğretmen gördüm. . رَأَيْتُ مُعَلِّمَيْنِ / Bir öğretmen gördüm. . رَأَيْتُ مُعَلِّمًا Birinci cümlede مُعَلِّمًا kelimesi mef’uldür (nesne). Mef’uller cümlede nasb konumunda bulunur. Nasb konumunda bulunan tekil kelimelerin irabı harekeyle

     olur. Tekil isimlerde nasb alameti fethadır. İkinci cümledeki مُعَلِّمَيْنِ kelimesi de mef’uldür. Mef’ul olduğu için nasb konumundadır. Tekil isimlerde nasb alameti olan fethanın yerini tesniyede cezimli ye ( (يْ almaktadır. Zira tesniyenin

     irabı harekeyle değil harfledir. İki öğretmene uğradım. مَرَرْتُ بِمُعَلِّمَيْنِ / Bir öğretmene uğradım. مَرَرْتُ بِمُعَلِّمٍ Birinci cümlede مُعَلِّمٍ kelimesi ( بِ) harf-i cerri ile mecrûrdur. Başında harfi cer bulunan isimler cer konumundadır. Cer

     konumunda bulunan tekil kelimelerin irabı harekeyle olur. Tekil isimlerde cer alameti kesradır. İkinci cümledeki مُعَلِّمَيْنِ kelimesi de mecrûrdur. Mecrûr

    olduğu için cer konumundadır. Tekil isimlerde cer alameti olan kesranın yerini  tesniyede cezimli ye ( يْ) almaktadır. Zira tesniyenin irabı harekeyle

    değil harfledir. Annenin iki çocuğu geldi. جَاءَ وَلَدَا الأُمِّ /Annenin çocuğu geldi. جَاءَ وَلَدُ  الأُمِّ Birinci cümlede muzâf olan وَلَدُ kelimesinden tenvin düşmüştür.

    Çünkü isim tamlamasında muzâf tekil olursa tenvin düşmek zorundadır. İkinci cümlede وَلَدَا kelimesinden nûn düşmüştür. Çünkü isim tamlamasında

    muzâf  tesniye olursa nûn düşmek zorundadır. Özetle tesniyenin sonunda ref, nasb ve cer  hallerinin üçünde de nûn harfi bulunmakta, bu nûn, muzâf

    olması  durumunda tesniyeden düşmektedir. Aşağıdaki cümlelerde altı çizili kelimeleri tesniye yapınız.

    1. جَاءَ الرَّجُلُ. 2. رَأَيْتُ أَسَدًا. 3. مَرَرْتُ بِصَدِيقٍ.

    4. ذَهَبَتْ الطِّفْلَةُ. 5. سَاعَدْتُ فَقِيرَةً. 6. سَلَّمْتُ عَلَى المدُِيرَةِ.

     

     

    Son Harfi İlletli Olan İsim ve Sıfatların Tesniye Yapılışı

     Menkûs İsimlerin Tesniyesi

     

    Kesradan sonra sakin bir yâ ile sona eren isimlere “mankûs” denir. Müfred mankûs isimlerde son harf olan yâ’nın üzerine ref alameti olan zamme ile cer alameti olan kesra yazılamaz. Nasb alameti olan fetha ise yazılır. Başında

     

    “el” takısı ( ال ) bulunan mankûs isimler tesniye yapılırken yâ harfi fethalanır sonra konumuna göre ( انِ ) veya ( يْنِ ) ilave edilir.

     

    iki kadı, iki yargıç القَاضِيَانِ – القَاضِيَيْنِ kadı, yargıç القَاضِي

     

    İki kadı geldi. . جَاءَ القَاضِيَانِ Kadı geldi. . جَاءَ القَاضِي

     

    İki kadıyı gördüm. . رَأَيْتُ القَاضِيَيْنِ Kadıyı gördüm. . رَأَيْتُ القَاضِيَ

     

    İki kadıya uğradım. . مَرَرْتُ بِالقَاضِيَيْنِ Kadıya uğradım. . مَرَرْتُ بِالقَاضِي

     

    Sonundaki yâ harfi düşürülmüş olan mankûs isimler tesniye yapılırken yâ kelimeye iâde edilir.

     

    herhangi iki kadı قَاضِيَانِ – قَاضِيَيْنِ herhangi bir kadı قَاضٍ

     

    İki kadı geldi. . جَاءَ قَاضِيَانِ Bir kadı geldi. . جَاءَ قَاضٍ

     

    İki kadı gördüm. . رَأَيْتُ قَاضِيَيْنِ Bir kadı gördüm. . رَأَيْتُ قَاضِيًا

     

    İki kadıya uğradım. . مَرَرْتُ بِقَاضِيَيْنِ Bir kadıya uğradım. . مَرَرْتُ بِقَاضٍ

     

    Maksûr İsimlerin Tesniyesi

     

    Son harfi elif-i maksûra ( ى veya ا ) olan isim ve sıfatlardır. Müfred maksûr isimlerin sonları değişmez. Ref, nasb ve cer durumlarında aynı kalır.

     

    Maksûr isimler tesniye yapılırken;

     

    1. Üç harfli maksûr isimlerdeki elifler önce asıllarına (vav veya yâ) çevrilir.

     

    iki değnek عصَوَانِ – عَصَوَيْنِ – değnek عَصًا – عَصَوٌ

     

    Bu ikisi değnektir. . هَاتَانِ عَصَوَانِ Bu bir değnektir. . هَذِهِ عَصًا

     

    İki değnek kırdım. . كَسَرْتُ عَصَوَيْنِ Bir değnek kırdım. . كَسَرْتُ عَصًا

     

    İki değnekle vurdum. ضَرَبْتُ بِعَصَوَيْنِ Bir değnekle vurdum. ضَرَبْتُ بِعَصًا

     

    iki genç فتَيَانِ – فَتَيَيْنِ – genç, deli kanlı فَتًى – فَتَيٌ

     

    İki genç geldi. . جَاءَ فَتَيَانِ Bir genç geldi. . جَاءَ فَتًى

     

    İki genç gördüm. . رَأَيْتُ فَتَيَيْنِ Bir genç gördüm. . رَأَيْتُ فَتًى

     

    İki gence uğradım. . مَرَرْتُ بِفَتَيَيْنِ Bir gence uğradım. . مَرَرْتُ بِفَتًى

     

    2. Maksûr ismin harfleri üçten fazla ise, elifler yâ’ya çevrilir.

     

    حُبْلَيَانِ – حُبْلَيَيْنِ – gebe حُبْلَى / iki mana مَعْنَيَانِ – مَعْنَيَيْنِ – mana مَعْنًى

     

    Memdûd İsimlerin Tesniyesi

     

    Son harfi elif-i memdûde ( اء ) olan isim ve sıfatlardır.

     

    Memdûd isimler tesniye yapılırken;

     

    1. Kelimenin sonunda bulunan elif-i memdûde asli harfi olmayıp müenneslik alameti ise, vâv’a çevrilir.

     

    حمَْرَاوَانِ -حمَْرَاوَيْنِ – kırmızı (müennes) حمَْرَاءُ – kırmızı (müzekker) أَحمَْرُ

     

    هَاتانِ حَقِيبَتَانِ حمَْرَاوَانِ. Bu kırmızı bir çantadır. . هَذِهِ حَقِيبَةٌ حمَْرَاءُ

     

    بِعْتُ حَقِيبَتَيْنِ حمَْرَاوَيْنِ. Kırmızı bir çanta sattım. . بِعْتُ حَقِيبَةً حمَْرَاءَ

     

    2. Elif-i memdûde müenneslik alameti değil de kelimenin aslından ise, olduğu gibi kalır.

     

    iki inşa إِنْشَاءَانِ – إِنْشَاءَيْنِ – inşa إِنْشَاءٌ – inşa etti أَنْشَأَ – yetişti نَشَأَ

     

    3. Elif-i memdûde vav veya yâ’dan hemzeye dönüşmüş ise; elif-i memdûde aynen kalabileceği gibi hemze, vav’a da çevrilebilir.

     

    iki gök سَمَاءَانِ – سَمَاءَيْنِ – سَمَاوَانِ – سمََاوَيْنِ – gök سمََاءٌ – سمََاوٌ

     

     

    Cemi (Çoğul İsim)

     

    İkiden fazla varlığa delalet eden isim ve sıfatlardır. Cemi isimler çoğul yapılış biçimine göre ikiye ayrılır: 1- Sâlim Cemi. 2- Mükesser Cemi

     

    Sâlim Cemi (Kurallı Çoğul)

     

    Tekilinin yapısı bozulmadan isim ve sıfatların sonuna bazı çoğul ekleri getirilerek yapılan çoğul türüdür. Cinsiyet yönünden Cem-i Müzekker Sâlim ve Cem-i Müennes Sâlim olmak üzere ikiye ayrılır.

     

    Cem-i Müzekker Sâlim (Kurallı Eril Çoğul)

     

    Müfred müzekker ismin yapısı bozulmadan yapılan kurallı çoğul türüdür.

     

    Yapılışı: Müfred müzekker isim ve sıfatların sonuna bir öncesi zammeli sakin bir vav ve fethalı bir nûn ( ـُونَ ) getirilir. Bu vav, kelimenin cümle içerisindeki konumuna göre bir öncesi kesralı sakin ye’ye dönüşerek ( (ـِينَ

     

    şeklini alır.

     

    Aşağıdaki müfred kelimelerin ( ونَ ) ekiyle cem-i müzekker sâlim yapılışını ve cümle içerisindeki kullanımlarını inceleyiniz:

     

    مُهَنْدِسٌ- عَامِلٌ- مُؤْمِنٌ- سَائِحٌ- فَلاَّحٌ

     

    المهَُنْدِسُونَ نَاجِحُونَ. Mühendis başarılıdır. . المهَُنْدِسُ نَاجِحٌ

     

    العَامِلُونَ فَرِحُونَ. İşçi sevinçlidir. . العَامِلُ فَرِحٌ

     

    المؤُْمِنُونَ مُخْلِصُونَ. Mümin ihlaslıdır. . المؤُْمِنُ مُخْلِصُ

     

    Çiftçi (Çiftçiler) tarlayı ekiyor. . يَزْرَعُ الفَلاَّحُ (الفَلاَّحُونَ) الحَقْلَ

     

    Turist (Turistler), rehberi dinliyor. . يَسْتَمِعُ السَّائِحُ (السَّائِحُونَ) إِلَى الدَّلِيلِ

     

    Örnek cümleleri incelediğimizde müfred isimlerin sonlarında bulunan zamme ( ـُ) harekesinin yerini cem-i müzekker sâlim isimlerde vav ve nûn ونَ) ) harflerinin aldığını görmekteyiz.

     

    Aşağıdaki müfred kelimelerin ( ينَ ) ekiyle cem-i müzekker sâlim yapılışını ve cümle içerisindeki kullanımlarını inceleyiniz:

     

    بَاحِثٌ -مُهَاجِرٌ -مُرَاسِلٌ -لاَعِبٌ -بَائِعٌ -مُوَظَّفٌ -قَرَوِيٌّ

     

    Bir araştırmacı (araştırmacılar) gördüm. .( رَأَيْتُ بَاحِثًا (بَاحِثِينَ

     

    Ali bir göçmene (göçmenlere) yardım etti. .( سَاعَدَ عَلِيٌّ مُهَاجِرًا (مُهَاجِرِينَ

     

    Bir muhabir (muhabirler) gönderdik. .( أَرْسَلْنَا مُرَاسِلاً (مُرَاسِلِينَ

     

    Antrenör oyuncuyu (oyuncuları) ödüllendirdi. ( كَافَأَ المدَُرِّبُ اللاَّعِبَ (اللاَّعِبِينَ

     

    Halit satıcıya (satıcılara) selam verdi. .( سَلَّمَ خَالِدٌ عَلَى البَائِعِ (البَائِعينَ

     

    Memurla (Memurlarla) tartıştım. .( شَاجَرْتُ مَعَ الموَُظَّفِ (الموَُظَّفِينَ

     

    Bir köylüyle (köylülerle) konuştum. .( تَكَلَّمْتُ مَعَ قَرَوِيٍّ (قَرَوِيِّينَ

     

    Örneklerde de görüldüğü üzere müfred isimlerin sonlarında bulunan fetha ـَ) ) ile kesra ( ـِ) harekelerinin yerini cem-i müzekker sâlim isimlerde ( (ينَ

     

    harfleri almaktadır.

     

    Cem-i müzekker sâlimin ref halindeki irab alameti zamme yerine vav, nasb ve cer halindeki irab alameti ise bir öncesi meksur sakin yâ’dır. Sonda

     

    bulunan fethalı nûn ( نَ) üç halde de (ref, nasb ve cer) değişmemektedir. Bu nûn, cem-i müzekker sâlimin muzâf  olması halinde düşmektedir ve bu

     

    yüzden irab alameti olarak kabul edilmez. Aşağıdaki örnekleri inceleyiniz.

     

    Öğretmenler geldi. . جَاءَ مُعَلِّمُونَ Bir öğretmen geldi. . جَاءَ مُعَلِّمٌ Birinci cümlede مُعَلِّمٌ kelimesi fâildir (özne). Fâiller cümlede ref konumunda bulunur. Ref

     

    konumunda bulunan tekil kelimelerin irabı harekeyle olur. Tekil isimlerde ref  alameti zammedir. İkinci cümledeki مُعَلِّمُونَ kelimesi de fâildir. Fâil olduğu

     

    için re  konumundadır. Tekil isimlerde ref alameti olan zammenin yerini cem-i müzekkeri sâlimde vav ( و) almaktadır. Çünkü cem-i müzekker sâlimin

     

    irabı harekeyle değil harfledir. Öğretmenler gördüm. . رَأَيْتُ مُعَلِّمِينَ / Bir öğretmen gördüm. . رَأَيْتُ مُعَلِّمًا Birinci cümlede مُعَلِّمًا kelimesi mef’uldür (nesne).

     

    Mef’uller cümlede nasb konumunda bulunur. Nasb konumunda bulunan tekil  kelimelerin irabı harekeyle olur. Tekil isimlerde nasb alameti fethadır.

     

    İkinci cümledeki مُعَلِّمِينَ kelimesi de mef’uldür. Mef’ul olduğu için nasb konumundadır. Tekil isimlerde nasb alameti olan fethanın yerini cem-i müzekker sâlimde sakin yâ ي) ) almaktadır.

     

    Öğretmenlere uğradım. مَرَرْتُ بِمُعَلِّمِينَ / Bir öğretmene uğradım. مَرَرْتُ بِمُعَلِّمٍ irinci cümlede مُعَلِّمٍ kelimesi ( بِ) harf-i cerri ile mecrûrdur. Başında harfi cer

     

    bulunan isimler cer konumundadır. Cer konumunda bulunan müfred (tekil) kelimelerin irabı harekeyle olur. Tekil isimlerde cer alameti kesradır. İkinci

     

    cümledeki مُعَلِّمِينَ kelimesi de mecrûrdur. Mecrûr olduğu için cer konumundadır. Tekil isimlerde cer alameti olan kesranın yerini cem-i müzekkeri

     

    sâlimde  sakin ye ( ي) almaktadır. جَاءَ مُعَلِّمُو المدَْرَسَةِ. Okulun öğretmeni geldi. . جَاءَ مُعَلِّمُ المدَْرَسَةِ Birinci cümlede muzâf olan مُعَلِّمُ kelimesinden tenvin

     

    düşmüştür. Çünkü isim tamlamasında muzâf tekil olursa tenvin düşmek  zorundadır. İkinci cümlede مُعَلِّمُو kelimesinden nûn düşmüştür. Çünkü isim

     

    tamlamasında muzâf cem-i müzekkeri sâlim olursa nûn düşmek zorundadır. Özetle cem-i müzekkeri sâlim isimlerin sonunda ref, nasb ve cer

     

    hallerinin  üçünde  de nûn harfi bulunmakta, bu nûn, muzâf olası durumunda cem-i müzekker sâlimden düşmektedir. Cümlelerde altı çizili kelimeleri

     

    cem-i müzekker sâlim yapınız.

     

    1. حَضَرَ المعَُلِّمُ. 2. رَأَيْتُ المسَُافِرَ. 3. مَرَرْتُ بِالمهَُنْدِسِ.

     

     

     

    4. جَاءَ المرَُاسِلُ. 5. تَكَلَّمْتُ مَع المؤَُلِّفِ . 6. سَلَّمْتُ عَلَى الموَُظَّفِ.

     

     

    Cem-i Müennes Sâlim (Kurallı Dişil Çoğul)

     

    Müfred müennes ismin yapısı bozulmadan yapılan kurallı çoğul türüdür.

     

    Yapılışı: Müfred müennes isim ve sıfatların sonuna elif ve açık tâ ( (ات getirilmek suretiyle yapılır. Kelimenin sonunda dişilik tâ’sı ( ة) varsa bu tâ

     

    kaldırılır, daha sonra ( ات ) harfleri ilave edilir. Eliften sonra gelen açık tâ, kelimenin cümle içerisindeki konumuna göre zammeli veya kesralı olur.

     

    Hiçbir zaman fethalı olamaz.

     

    Aşağıdaki müfred kelimelerin ( ات ) ekiyle cem-i müennes sâlim yapılışını ve cümle içerisindeki kullanımlarını inceleyiniz:

     

    الوَالِدَةُ، الطِّفْلَةُ، الطَّالِبَةُ، صَدِيقَةٌ، المعَُلِّمَةُ، زَيْنَبُ، الطَّبِيبَةُ

     

    الوَالِدَاتُ مُشْفِقَاتٌ. Anne şefkatlidir. . الوَالِدَةُ مُشْفِقَةٌ

     

    الطِّفْلَاتُ نَائِمَاتٌ. Kız çocuk uyumakta. . الطِّفْلَةُ نَائِمَةٌ

     

    Kız öğrenci (kız öğrenciler) başarılı oldu. .( نَجَحَتْ الطَّالِبَةُ (الطَّالِبَاتُ

     

    Bir bayan arkadaş (bayan arkadaşlar) geldi. .( جَاءَتْ صَدِيقَةٌ (صَدِيقَاتٌ

     

    Bayan öğretmen (bayan öğretmenler) döndü. .( رَجَعَتْ المعَُلِّمَةُ (المعَُلِّمَاتُ

     

    Zeynep (Zeynep’ler) köye gitti. . ذَهَبَتْ زَيْنَبُ (زَيْنَبَاتٌ) إِلَى القَرْيَةِ

     

    Bayan doktor (bayan doktorlar) yoruldu. .( تَعِبَتْ الطَّبِيبَةُ (الطَّبِيبَاتُ

     

    Örneklerde görüldüğü üzere, hem müfred müennes isimlerde hem de cem-i müennesi sâlim isimlerde ref alameti zamme ( ـُ)’dir. Çünkü tekil

     

    isimlerde olduğu gibi cem-i müennes sâlim isimlerin irabı da harekeyledir.

     

    Aşağıdaki müfred kelimelerin ( ات ) ekiyle cem-i müennes sâlim yapılışını ve cümle içerisindeki kullanımlarını inceleyiniz:

     

    مُهَنْدِسَةً، سَيِّدَةً، التِّلْمِيذَةَ

     

    Bir bayan mühendis (bayan mühendisler) gördüm. ( رَأَيْتُ مُهَنْدِسَةً (مُهَنْدِسَاتٍ

     

    Ali bir bayana (bayanlara) yardım etti. .( سَاعَدَ عَلِيٌّ سَيِّدَةً (سَيِّدَاتٍ

     

    كَافَأَ المدُِيرُ التِّلْمِيذَةَ (التِّلْمِيذَاتِ)

     

    Müdür kız öğrenciyi (öğrencileri) ödüllendirdi.

     

    Örneklerde görüldüğü üzere, müfred müennes isimlerde nasb alameti olan fetha ( ـَ)’nın yerini cem-i müennesi sâlim isimlerde kesra ( ـِ) almaktadır. Aşağıdaki müfred kelimelerin ( ات ) ekiyle cem-i müennes sâlim yapılışını

     

    ve cümle içerisindeki kullanımlarını inceleyiniz:

     

    المعَُلِّمَةِ، كَاتِبَةٍ، طَبِيبَةٍ

     

    Bayan öğretmeni (öğretmenleri) dinledim. .( اِسْتَمَعْتُ إِلَى المعَُلِّمَةِ (المعَُلِّمَاتِ

     

    Bir bayan yazarla (yazarlarla) konuştum. .( تَكَلَّمْتُ مَعَ كَاتِبَةٍ (كَاتِبَاتٍ

     

    Bayan doktorla (doktorlarla) görüştüm. .( قَابَلْتُ مَعَ الطَبِيبَةِ (الطَبِيبَاتِ

     

    Örneklerde görüldüğü üzere, hem müfred müennes isimlerde hem decem-i müennes sâlim isimlerde cer alameti kesra ( ـِ)’dır. Özetle cem-i müennes

     

    sâlimin irabı harekeyledir. Ref hali zamme, hem nasb hem de cer hali kesrayladır.

     

    Bir kelimenin Cem-i müennes sâlim sayılabilmesi için sonundaki elif ve açık te’nin ( ات ) zâid olması, kelimenin aslından olmaması gerekir. Şayet

     

    sondaki tâت) ) kelimenin aslından ise böyle bir cemi, “cem-i mükesser”dir.

     

    vakitler أَوْقَاتٌ – vakit وَقْتٌ / beyitler أَبْيَاتٌ – beyit بَيْتٌ

     

    Cümlelerde altı çizili kelimeleri cem-i müennes sâlim yapınız.

     

    1. نَامَتْ الطِّفْلَةُ. 2. رَأَيْتُ كَاتِبَةً. 3. مَرَرْتُ بِالطَّبِيبَةِ.

     

    4. الطَّالِبَةُ مُجْتَهِدَةٌ. 5. المهَُنْدِسَةُ نَاجِحَةٌ. 6. اِسْتَمَعْتُ إِلَى شَاعِرَةٍ.

     

    أُمٌّ (anne), بِنْتٌ (kız) ve أُخْتٌ (kız kardeş) kelimeleri kural dışı olarak; ، أُمَّهَاتٌ، بَنَاتٌ أَخَوَاتٌ şeklinde cem-i müennes sâlim yapılırlar.

    Mükesser Cemi (Kuralsız Çoğul)

    Tekil ismin yapısı bozularak (kırılarak) yapılan kuralsız çoğul türüdür.

    Cem-i mükesser üç şekilde yapılır:

    1. Tekil isme harf ekleyerek. Örnek kelimeler: çocuklar أَطْفَالٌ – çocuk طِفْلٌ / adamlar رِجَالٌ – adam رَجُلٌ

    2. Tekil isimden harf çıkararak. Örnek kelimeler: yataklar سُرُرٌ – yatak سَرِيرٌ / kitaplar كُتُبٌ – kitap كِتَابٌ

    3. Tekil ismin harekesini değiştirerek. Örnek kelimeler: putlar وُثُنٌ – put وَثَنٌ / aslanlar أُسُدٌ – aslan أَسَدٌ

    Örneklerde de görüldüğü üzere tekil kelime çoğul yapılırken yapısı bozulmakta, harf veya harekeleri değişmektedir. Bu yüzden bu çoğul türüne yapısı kırılmış, parçalanmış anlamında “mükesser cemi” denmektedir.

    Mükesser cemiler (kuralsız çoğullar/kırık çoğullar), ifade ettikleri çokluğun niceliğine göre ikiye ayrılır:

    Cem-i Kıllet (Azlık çoğulu)

    Sayıları üçten ona kadar olan varlıklara delalet eden kırık çoğuldur. Bu cemi türüne az sayıda çokluğu ifade eden anlamında “cem-i kıllet” (azlık çoğulu) denmektedir. Dört vezni vardır.

    أَفْعَالٌ . 1 vezni. Aşağıdaki kelime örneklerini ve cümle içerisindeki kullanımlarını inceleyiniz. Müfred kelimelerin cemi yapılırken yapısının değiştiğine dikkat ediniz.

    قَلَمٌ – أَقْلاَمٌ، طِفْلٌ – أَطْفَالٌ، بَابٌ – أَبْوَابٌ، حُرٌّ – أَحْرَارٌ، مِيلٌ – أَمْيَالٌ سُوقٌ – أَسْوَاقٌ، ، وَلَدٌ – أَوْلاَدٌ، جَدٌّ – أَجْدَادٌ

    Bunlar kalemdir. . هَذِهِ أَقْلاَمٌ Bu bir kalemdir. . هَذَا قَلَمٌ

    Çocuklar uyuyorlar. . الأَطْفَالٌ نَائِمُونَ Çocuk uyuyor. . الطِّفْلُ نَائِمٌ

    Kapılar açıktır. . الأَبْوَابٌ مَفْتُوحَةٌ Kapı açıktır. . البَابُ مَفْتُوحٌ

    İnsanlar özgürdürler. . النَّاسُ أَحْرَارٌ İnsan özgürdür. . الإِنْسَانُ حُرٌّ

    Üç mil yürüdük. . شَيْنَا ثَلاَثَةَ أَمْيَالٍ Bir mil yürüdük. . مَشَيْنَا مِيلاً

    Çarşılarda gezdi. تَجَوَّلَ فِي الأَسْوَاقِ Çarşıda dolaştı. تَجَوَّلَ فِي السُّوقِ

    Çocuklar gülüyorlar. الأَوْلاَدُ يَضْحَكُونَ Çocuk gülüyor. . الوَلَدٌ يَضْحَكُ

    Ecdadımız kahramandır. أَجْدَادُنَا أَبْطَالٌ Dedem kahramandır. جَدِّي بَطَلٌ

    أَفْعُلٌ . 2 vezni. Aşağıdaki kelime örneklerini ve kullanımlarını inceleyiniz: نَفْسٌ – أَنْفُسٌ، عَيْنٌ – أَعْيُنٌ، حَرْفٌ – أَحْرُفٌ

    Nefisler açgözlüdür. . الأَنْفُسُ شَرِهَةٌ Nefis açgözlüdür. . النَّفْسُ شَرِهَةٌ

    Gözlerimizle görürüz. . نَرَى بِأَعْيُنِنَا Gözümle görürüm. . أَرَى بِعَيْنِي

    Üç harf yazdım . كَتَبْتُ ثَلاَثَةَ أَحْرُفٍ Bir harf yazdım. كَتَبْتُ حَرْفًا

    أَفْعِلَةٌ . 3 vezni. Aşağıdaki kelime örneklerini ve kullanımlarını inceleyiniz:

    مِثَالٌ – أَمْثِلَةُ، سُؤَالٌ – أَسْئِلَةٌ، جَوَابٌ – أَجْوِبَةٌ

     

    Bu örnekler güzeldir. هَذِهِ الأَمْثِلَةُ جَيِّدَةٌ Bu örnek güzeldir. هَذَا المِثَالُ جَيِّدٌ

    Sorular kolaydı. . كَانَتْ الأَسْئِلَةُ سَهْلَةً Soru kolaydı. . كَانَ السُّؤَالُ سَهْلاً

    Cevapları yazdım. . كَتَبْتُ الأَجْوِبَةَ Cevabı yazdım. . كَتَبْتُ الجَوَابَ

    فِعْلَةٌ . 4 vezni. Aşağıdaki kelime örneklerini ve kullanımlarını inceleyiniz:

    فَتًى – فِتْيَةٌ، أَخٌ – إِخْوَةٌ، صَبِيٌّ – صِبْيَةٌ

     

    Delikanlılar geldi. . جَاءَ الفِتْيَةُ Delikanlı geldi. . جَاءَ الفَتَى

    Kardeşler gittiler. . ذَهَبَ الإِخْوَةُ Erkek kardeş gitti. . ذَهَبَ الأَخُ

    Çocuklar uyuyorlar. . يَنَامُ الصِّبْيَةُ Çocuk uyuyor. . يَنَامُ الصَّبِيُّ

    Cem-i Kesret (Çokluk Çoğulu)

    Üçten sonsuza kadar olan eril veya dişil varlıklara delalet eden kırık çoğuldur. Bu cemi türüne çok sayıda çokluğu ifade eden anlamında “cem-i kesret” (çokluk çoğulu) denmektedir. Bu çoğul türünün otuzdan fazla vezni

    vardır. Öncelikle bu vezinlerden yaygın olanlarını vereceğiz daha sonra örnek kelimelerin cümle içerisinde kullanımlarını göreceğiz.

    فُعْلٌ: أَعْمَى – عُمْيٌ. فُعُلٌ: كِتَابٌ – كُتُبٌ. فُعَلٌ: جمُْلَةٌ – جمَُلٌ

    فِعَلٌ: فِرْقَةٌ – فِرَقٌ. فُعَّالٌ: حَاسِدٌ – حُسَّادٌ. فَعْلَى: جَرِيحٌ – جَرْحَى

     

    فِعَالٌ: جَبَلٌ – جِبَالٌ. فُعُولٌ: قَبْرٌ – قُبُورٌ. فَعَلَةٌ: عَامِلٌ – عَمَلَةٌ

     

    فِعَالَةٌ: حَجَرٌ-حِجَارَةٌ. فُعَّلٌ: سَاجِدٌ-سُجَّدٌ. فُعْلاَنٌ:شُجَاعٌ- شُجْعَانٌ

     

    أَفْعِلاَءُ: نَبِيٌّ -أَنْبِيَاءُ. أفَاعِلُ: إِصْبَعٌ- أَصَابِعُ. فَعَلاَءُ: فَقِيرٌ- فُقَرَاءُ.

     

    فَعَائِلُ:رِسَالَةٌ- رَسَائِلُ. فَوَاعِلُ:قَاعِدَةٌ- قَوَاعِدُ. فَعَالَى:وَصِيَّةٌ-وَصَايَا.

     

    فَوَاعِيلُ:قَانُونٌ-قَوَانِينُ. فَعَاعِيلُ:عُصْفُورٌ-عَصَافِيرُ. مَفَاعِلُ:مَسْجِدٌ-مَسَاجِدُ

     

    جاءَ رِجَالٌ عُمْيٌ. Kör bir adam geldi. . جَاءَ رَجُلٌ أَعْمَى

    هذِهِ كُتُبٌ جمَِيلَةٌ. Bu güzel bir kitaptır. . هَذَا كِتَابٌ جمَِيلٌ

    قَرَأْنَا جمَُلاً طَوِيلَةً. Uzun bir cümle okuduk. . قَرَأْنَا جمُْلَةً طَوِيلَةً

    جَاءَتْ فِرَقُ الإِنْقَاذِ. Kurtarma ekibi geldi. . جَاءَتْ فِرْقَةُ الإِنْقَاذِ

    اَ أُحِبُّ الحُسَّادَ. Hasetçiyi sevmem. . لاَ أُحِبُّ الحَاسِدَ

    هذِهِ جِبَالٌ كَبِيرَةٌ. Bu büyük bir dağdır. . هَذَا جَبَلٌ كَبِيرٌ

    هَذِهِ قُبُورُ أَصْدِقَائِي Bu arkadaşımın kabridir. . هَذَا قَبْرُ صَدِيقِي

    رَجَعَ العَمَلَةُ. İşçi döndü. . رَجَعَ العَامِلُ

    لحِجَارَةُ كَبِيرَةٌ. Taş büyüktür. . الحَجَرُ كَبِيرَةٌ

    أَنْتُمْ رِجَالٌ شُجْعَانٌ. Sen cesur bir adamsın. . أَنْتَ رَجُلٌ شُجَاعٌ

    قَطَعَ الجَزَّارُ أَصَابِعَهُ. Kasap parmağını kesti. . قَطَعَ الجَزَّارُ إِصْبَعَهُ

    سَاعَدْتُ الفُقَرَاءَ. Fakire yardım ettim. . سَاعَدْتُ الفَقِيرَ

    كَتَبْتُ أَرْبَعَ رَسَائِلَ. Bir mektup yazdım. . كَتَبْتُ رِسَالَةً

    هَذِهِ قَوَاعِدُ هَامَّةٌ. Bu, önemli bir kuraldır. . هَذِهِ قَاعِدَةٌ هَامَّةٌ

    كَتَبَ المرَْضَى وَصَايَاهُمْ. Hasta vasiyetini yazdı. كَتَبَ المرَِيضُ وَصِيَّتَهُ

    رَأَيْتُ عَصَافِيرَ تَطِيرُ. Uçan bir serçe gördüm. رَأَيْتُ عُصْفُورًا يَطِيرُ

    صَلَّيْنَا فِي المسََاجِدِ. Mescitte namaz kıldık. . صَلَّيْنَا فِي المسَْجِدِ

    Hangi müfred ismin hangi mükesser cemi “kırık çoğul” kalıbında geleceğine dair standart bir kural bulunmamaktadır. Bu noktadaki eksiklikzaman içerisinde bol bol metin okumak ve sözlüğe bakmak suretiyle giderilebilir.

     Lütfen Diğer Sayfaya Geçiniz

  • Cinsiyet Yönünden İsimler Müzekker Müennes – Açıköğretim İlahiyat Arapça Dersleri

     

    Türkçenin gramerinde doğadaki erkek ve dişi canlıların adlandırılmalarındaki bazı ayrımlar dışında erillik-dişillik kategorilerine rastlanmaz. Bu adlan¬dırmalar da dilbilgisi kurallarını etkilemez. İngilizcede üçüncü şahıs zamirlerinde olduğu gibi sınırlı düzeyde cinsiyet ayrımı gözlenir. Arapça ise cinsiyet ayrımının neredeyse bütün dilbilgisi kural ve yapılarında etkili olduğu bir dildir.

    Arapçada isimler ve sıfatlar cinsiyet açısından müzekker (eril) ve müennes (dişil) olmak üzere ikiye ayrılır. Doğal olarak erkeklik özelliğine sahip canlılar müzekker, dişilik özelliğine sahip canlılar ise müennes kategorilerini oluştururlar. Bu sınıflama genişleyerek canlı cansız bütün varlıkları kapsar. Örneğin kapı kelimesi eril iken pencere kelimesi dişildir. Hangi ölçüte göre böyle bir ayrıma gidildiğine ilişkin net ve bilimsel bir gerekçe ortaya konamamıştır. Bu durumda, müennes ve müzekker isimleri birbirinden nasıl ayıracağız? Gayet basit: Arapçada isim ve sıfatların sonlarına eklenen ve “alâmet” olarak adlandırılan son ekler kelimenin müennes mi müzekker mi olduğunu kolayca anlamamızı sağlayacaktır. Bir de sonunda hiçbir müenneslik alameti bulunmadığı halde müennes kategorisine giren isimler vardır. Bunlar sınırlı sayıda olup, öğrenilmesi işitme ve ezbere dayalı olduğu için “semâî müennes” olarak adlandırılır.
    Müzekker-müennes ayrımını neden öğrenmemiz gerektiğini merak ettiniz değil mi? Bu ayrımı öğrenmek durumundayız, çünkü Arapçada şahıs zamirleri, işaret isimleri, ilgi zamirleri ismin cinsiyetine göre değişmektedir. Fiillerin şahıslara göre çekiminde form cinsiyete göre şekillenir. Özne ile yüklem, sıfat ile nitelediği isim arasında cinsiyet açısından uyum aranır. Daha bunun gibi cinsiyeti ilgilendiren başka konuların da varlığı düşünüldüğünde müzekker-müennes ayrımının ne derece önemli bir konu olduğu anlaşılır.


     

    ARAPÇADA CİNSİYET YÖNÜNDEN İSİMLER DİLBİLGİSİ

     

     

     

    Arapçada isimler cinsiyet yönünden müzekker (eril) ve müennes (dişil) olarak ikiye ayrılır.

     

    MÜZEKKER (ERİL)

     

    Erkek canlılarla, gramer bakımından erkek kabul edilen varlıklara delalet eden isim ve sıfatlar müzekkerdir (erildir) . Müzekker isimler, hakîkî (gerçek) ve mecâzî (itibarî) olmak üzere ikiye ayrılır:

     

    1. Hakîkî Müzekker: Fizyolojik açıdan erkek olan varlıklar için kullanılan isim ve sıfatlardır. Aşağıdaki hakiki müzekker kelime örneklerini ve cümle içerisindeki kullanımlarını inceleyiniz:

     

    رَجُلٌ، وَلَدٌ، عَمٌّ، أَبٌ، مُدَرِّسٌ، دِيكُ، خَالٌ، أَخٌ، جمََلٌ، تِلْمِيذٌ، أَحمَْدُ، جَدٌّ، وَالِدٌ،ثَوْرٌ، مُهَنْدِسٌ، أَسَدٌ،مُدِيرٌ، عَامِلٌ،طِفْلٌ، حِصَانٌ، كَلْبٌ، قِطٌّ،سَيْفٌ، تِيسٌ

     

    Çocuk küçüktür. . الوَلَدُ صَغِيرٌ Adam uzundur. . الرَّجُلُ طَوِيلٌ

     

    Babası fakirdir. . أَبُوهُ فَقِيرٌ Amca baba yarısıdır. . العَمُّ نِصْفُ الوَالِدِ

     

    Horoz güzeldir. . الدِّيكُ جمَِيلٌ Öğretmen başarılıdır. . المدَُرِّسُ نَاجِحٌ

     

    Kardeşi hastadır. . أَخُوهُ مَرِيضٌ Dayısı emeklidir. . خَالُهُ مُتَقَاعِدٌ

     

    Öğrenci zekidir. . التِّلْمِيذُ ذكَِيٌّ Bu, güzel bir devedir. . هَذَا جمََلٌ جمَِيلٌ

     

    Dede mutludur. . الجَدُّ سَعِيدٌ Ahmet bir öğretmendir. . أَحمَْدُ مُدَرِّسٌ

     

    Öküz güçlüdür. . الثَّوْرُ قَوِيٌّ Babası memurdur. . وَالِدُهُ مُوَظَّفٌ

     

    Aslan cesurdur. . الأَسَدُ شُجَاعٌ Halit mühendistir. . خَالِدٌ مُهَنْدِسٌ

     

    Müdür konuşuyor. . المدُِيرُ يَتَكَلَّمُ O, Allah’a inanır. . هُوَ يُؤْمِنُ بِاللهِ

     

    Çocuk uyuyor. . الطِّفْلُ يَنَامُ İşçi çalışıyor. . العَامِلُ يَعْمَلُ

     

    Geçen cümlelerdeki mübteda-haber arasındaki cinsiyet uyumuna dikkat ediniz. Mübteda müzekker olduğu zaman haber de müzekker olur.

     

    Kedi kovalayan bir köpek gördüm. . رَأَيْتُ كَلْبًا يُطَارِدُ قِطًّا

     

    O, keçi gibi inatçı bir adamdır. . هُوَ رَجُلٌ عَنِيدٌ كَالتَّيسِ

     

    Kurban bayramında bir koç kestik. . ذَبَحْنَا كَبْشًا فِي عِيدِ الأَضْحَى

     

    At binenin kılıç kuşananındır. . الحِصَانُ لِمَنْ يَرْكَبُهُ والسَّيْفُ لِمَنْ يَتَقَلَّدُهُ

     

    حمَْزَةُ، طَلْحَةُ، عُرْوَةُ، خَلِيفَةٌ gibi bazı isimler müstesna, müzekker isimlerin sonunda te’nis alameti (dişilik alameti) bulunmaz. Bu tür isimler sadece sonlarındaki müenneslik alametinden dolayı “lafzi müennes” kategorisine dâhil edilse de,

     

    dilbilgisi yönünden müzekkerdir. Talha çalışkan bir öğrencidir.. طَلْحَةُ طَالِبٌ مُجْتَهِدٌ Hamza geldi. . جَاءَ حمَْزَةُ

     

    2. Mecâzî Müzekker: Fizyolojik açıdan erkek olmadığı halde dilbilgisi yönünden eril kabul edilen varlıklara delalet eden isimlerdir.

  • Cinsiyet Yönünden İsimler Dil Bilgisi – Açıköğretim İlahiyat Arapça Dersleri

     

     

    Arapçada isimler cinsiyet yönünden müzekker (eril) ve müennes (dişil) olarak ikiye ayrılır.

    MÜZEKKER (ERİL)

    Erkek canlılarla, gramer bakımından erkek kabul edilen varlıklara delalet eden isim ve sıfatlar müzekkerdir (erildir) . Müzekker isimler, hakîkî (gerçek) ve mecâzî (itibarî) olmak üzere ikiye ayrılır:

    1. Hakîkî Müzekker: Fizyolojik açıdan erkek olan varlıklar için kullanılan isim ve sıfatlardır. Aşağıdaki hakiki müzekker kelime örneklerini ve cümle içerisindeki kullanımlarını inceleyiniz:

    رَجُلٌ، وَلَدٌ، عَمٌّ، أَبٌ، مُدَرِّسٌ، دِيكُ، خَالٌ، أَخٌ، جمََلٌ، تِلْمِيذٌ، أَحمَْدُ، جَدٌّ، وَالِدٌ،ثَوْرٌ، مُهَنْدِسٌ، أَسَدٌ،مُدِيرٌ، عَامِلٌ،طِفْلٌ، حِصَانٌ، كَلْبٌ، قِطٌّ،سَيْفٌ، تِيسٌ

    Çocuk küçüktür. . الوَلَدُ صَغِيرٌ Adam uzundur. . الرَّجُلُ طَوِيلٌ

    Babası fakirdir. . أَبُوهُ فَقِيرٌ Amca baba yarısıdır. . العَمُّ نِصْفُ الوَالِدِ

    Horoz güzeldir. . الدِّيكُ جمَِيلٌ Öğretmen başarılıdır. . المدَُرِّسُ نَاجِحٌ

    Kardeşi hastadır. . أَخُوهُ مَرِيضٌ Dayısı emeklidir. . خَالُهُ مُتَقَاعِدٌ

    Öğrenci zekidir. . التِّلْمِيذُ ذكَِيٌّ Bu, güzel bir devedir. . هَذَا جمََلٌ جمَِيلٌ

    Dede mutludur. . الجَدُّ سَعِيدٌ Ahmet bir öğretmendir. . أَحمَْدُ مُدَرِّسٌ

    Öküz güçlüdür. . الثَّوْرُ قَوِيٌّ Babası memurdur. . وَالِدُهُ مُوَظَّفٌ

    Aslan cesurdur. . الأَسَدُ شُجَاعٌ Halit mühendistir. . خَالِدٌ مُهَنْدِسٌ

    Müdür konuşuyor. . المدُِيرُ يَتَكَلَّمُ O, Allah’a inanır. . هُوَ يُؤْمِنُ بِاللهِ

    Çocuk uyuyor. . الطِّفْلُ يَنَامُ İşçi çalışıyor. . العَامِلُ يَعْمَلُ

    Geçen cümlelerdeki mübteda-haber arasındaki cinsiyet uyumuna dikkat ediniz. Mübteda müzekker olduğu zaman haber de müzekker olur.

    Kedi kovalayan bir köpek gördüm. . رَأَيْتُ كَلْبًا يُطَارِدُ قِطًّا

    O, keçi gibi inatçı bir adamdır. . هُوَ رَجُلٌ عَنِيدٌ كَالتَّيسِ

    Kurban bayramında bir koç kestik. . ذَبَحْنَا كَبْشًا فِي عِيدِ الأَضْحَى

    At binenin kılıç kuşananındır. . الحِصَانُ لِمَنْ يَرْكَبُهُ والسَّيْفُ لِمَنْ يَتَقَلَّدُهُ

    حمَْزَةُ، طَلْحَةُ، عُرْوَةُ، خَلِيفَةٌ gibi bazı isimler müstesna, müzekker isimlerin sonunda te’nis alameti (dişilik alameti) bulunmaz. Bu tür isimler sadece sonlarındaki müenneslik alametinden dolayı “lafzi müennes” kategorisine dâhil edilse de,

    dilbilgisi yönünden müzekkerdir. Talha çalışkan bir öğrencidir.. طَلْحَةُ طَالِبٌ مُجْتَهِدٌ Hamza geldi. . جَاءَ حمَْزَةُ

    2. Mecâzî Müzekker: Fizyolojik açıdan erkek olmadığı halde dilbilgisi yönünden eril kabul edilen varlıklara delalet eden isimlerdir.

    Örnek Kelime ve Cümleler

    بَيْتٌ، بَحْرٌ، صَفٌّ، كِتَابٌ، سُؤَالٌ، جَوٌّ، دَرْسٌ، عِلْمٌ، بَابٌ، مَفْتُوحٌ، مَسْجِدٌ، قَلَمٌ، اِمْتِحَانٌ، قَمَرٌ، جَبَلٌ، جِدَارٌ، وَقْتٌ، مِفْتَاحٌ، مَصْنَعٌ، أُسْبُوعٌ، شَهْرٌ، عَامٌ

    Deniz derindir. . البَحْرُ عَمِيقٌ Ev büyüktür. . البَيْتُ كَبِيرٌ

    Kitap kalındır. . الكِتَابُ سَمِيكٌ Sınıf geniştir. . الصَّفُّ وَاسِعٌ

    Hava soğuktur. . الجَوُّ بَارِدٌ .Bu kolay bir sorudur. . هَذَا سُؤَالٌ سَهْلٌ

    İlim faydalıdır. . العِلْمُ نَافِعٌ Üçüncü ders bitti. . اِنْتَهَى الدَّرْسُ الثَّالِثُ

    Mescit temizdir. . المسَْجِدُ نَظِيفٌ Evin kapısı açıktır. . بَابُ البَيْتِ مَفْتُوحٌ

    Kalem uzundur. . القَلَمُ طَوِيلٌ Küçük anahtar nerede? ؟ أيْنَ المِفْتَاحُ الصَّغِيرُ

    Ay uzaktır. . القَمَرُ بَعِيدٌ Sınav yakındır. . الاِمْتِحَانُ قَرِيبٌ

    Duvar beyazdır. . الجِدَارُ أَبْيَضُ Dağ yüksektir. . الجَبَلُ مُرْتَفِعٌ

    Sınıfta okuyoruz. . نَدْرُسُ فِي الصَّفِّ Vakit geçiyor. . الوَقْتُ يَمُرُّ

    Ali küçük bir fabrikada çalışıyor. . عَلِيٌّ يَعْمَلُ فِي مَصْنَعٍ صَغِيرٍ

    Geçen hafta köydeydim. . كُنْتُ فِي القَرْيَةِ فِي الأُسْبُوعِ المَاضِي

    Gelecek ay Kahire’de olacağım. . سَأَكُونُ فِي القَاهِرَةِ في الشَّهْرِ القَادِمِ

    Geçen yıl büyük bir dağa tırmandık. . تَسَلَّقْنَا جَبَلاً كَبِيرًا فِي العَامِ المَاضِي

    Hakiki müzekker isimlerde olduğu gibi, mecâzî müzekker isimler de cümle içerisinde müzekker ism-i işaretler, zamirler ve ism-i mevsullerle kullanılırlar.

    Aşağıdaki örnekleri inceleyiniz.

    Bu, eski bir evdir. . هَذَا بَيْتٌ قَدِيمٌ Bu, fakir bir adamdır. . هَذَا رَجُلٌ فَقِيرٌ Birinci cümlede hakiki müzekker olan رَجُلٌ ismi, müzekker ism-i işaret olan هَذَا ile kullanılmıştır. İkinci cümlede mecâzî müzekker olan بَيْتٌ isminin

    de müzekker ism-i işaret olan هَذَا ile kullanıldığına dikkat ediniz. Dün gördüğüm adam geldi. . جَاءَ الرَّجُلُ الَّذِي رَأَيْتُهُ أَمْسِ Senden aldığım kitabı okudum. . قَرَأْتُ الكِتَابَ الَّذِي أَخَذْتُهُ مِنْكَ

    Birinci cümlede hakiki müzekker olan الرَّجُلُ ismi, müzekker ism-i mevsul olan الَّذِي ile kullanılmıştır. رَأَيْتُهُ ifadesinde ki “hû” zamiri de müzekker olan الرَّجُلُ isminin yerine kullanıldığı için müzekker gelmiştir. İkinci cümlede

    mecâzî müzekker olan الكِتَابَ isminin müzekker ism-i mevsul olan الَّذِي ile kullanıldığına, أَخَذْتُهُ ifadesindeki müzekker “hû” zamirinin de mecazi müzekker olan الكِتَابَ isminin yerine kullanıldığına dikkat ediniz.

    Boşlukları parantez içindeki uygun kelimelerle doldurunuz.

    (الفَقِيرُ – ضَرُورِيٌّ – المجُْتَهِدُ – وَفِيٍّ – ذَاهِبٌ- حَيَوَانٌ – جمَِيلاً، كَبِيرٌ)

    1. الطَّالِبُ ……… نَاجِحٌ. 2. الرَّجُلُ ……. يَحْتَاجُ إلى المسَُاعَدَةِ.

     

    3. الماَءُ………. لِلْحَياةِ. 4. الثَّوْرُ………قَوِيٌّ.

     

    5. اِشْتَرَيْتُ جمََلاً……….. 6. الطَّبِيبُ………. إِلَى المسُْتَشْفَى.

     

    7. المصَْنَعُ……………… 8. كُلُّ إِنْسَانٍ يَحْتَاجُ إِلى صَدِيقٍ……..

  • Cinsiyet Yönünden İsimler Alıştırmaları – Açıköğretim İlahiyat Arapça Dersleri

     

    1. Aşağıdaki soruları okuma parçasına göre cevaplandırınız.

    1. فِي أَيِّ صَفٍّ يَدْرُسُ خَالِدٌ؟

     

    2. مِمَّنْ تَتَكَوَّنُ أُسْرَةُ خَالِدٍ؟

     

    3. مَا مِهْنَةُ أَبِيهِ؟ وكَيْفَ يَكْسِبُ أَبُوهُ رِزْقَهُ؟

     

    4. مَنْ يُدِيرُ جمَِيعَ شُؤُونِ المَنْزِلِ؟

     

    5. هَلْ تَدْرُسُ أُخْتُ خَالِدٍ الصَّغِيرَةُ؟ وَلِمَاذَا؟

     

    6. مَاذَا يَفْعَلُ خَالِدٌ فِي أَوْقَاتِ الفَرَاغِ؟

     

    7. أَيْنَ وَمَعَ مَنْ يَعِيشُ خَالِدٌ؟

     

    8. مَتَى يَنْزِلُ خَالِدٌ إِلى الحَدِيقَةِ؟

     

    9. مَاذَا يَصْنَعُ بِالفَأْسِ وَالدَّلْوِ؟

     

    10 . أَيْنَ يَعِيشُ جَدُّ وَجَدَّةُ خَالِدٍ؟

     

    11 . مَتَى تَذْهَبُ أُسْرَةُ خَالِدٍ إلَى القَرْيَةِ؟

     

    2. Altı çizili kelimelerin eş anlamlılarını parantez içinden seçiniz.

    (المخُْتَلِفَةُ، عَائِلَةٌ، أَحْكِي، نُسَافِرُ، المَنْزِلُ، تَتَشَكَّلُ، وَالِدَةٌ، أَجمَْلَ، يَرْجِعُ، حِكَايَاتٌ، أُمُورٌ)

    1. لِي أُسْرَةٌ جمَِيلَةٌ تَتَكَوَّنُ مِنْ أَرْبَعَةِ أَفْرَادٍ.

     

    2. يَعُودُ أَحْيَانًا إِلَى البَيْتِ تَعِبًا وَاللَّيْلُ قَدْ اِنْتَصَفَ.

     

    3. أَرْوِي لهَاَ قِصَصًا تُنَاسِبُ سِنَّهَا الصَّغِيرَ.

     

    4. مَا أَحْلَى العَيْشَ مَعَ الأَحِبَّاءِ وَالأَصْدِقَاءِ!

     

    5. أُمِّي رَبَّةُ بَيْتٍ وَفِيَّةٌ تُدِيرُ جمَِيعَ شُؤُونِ المنَْزِلِ.

     

    6. نَسْقِي بِمَائِهَا العَذْبِ الأَشْجَارَ وَالمزَْرُوعَاتِ المتَُنَوِّعَةَ.

    َايَةِ الأُسْبُوعِ تَقْرِيبًا نَذْهَبُ جمَِيعًا إِلى القَرْيَةِ.

    7. فِي كُلِّ ِ

     

    3. Altı çizili kelimelerin zıt anlamlılarını parantez içinden seçiniz.

    (فِي أَوْقَاتِ العَمَلِ، نَشِيطًا، قَبِيحَةٌ، النَّهَارُ، عَدِيمَةُ الوَفَاءِ، بَعِيدَةٌ عَنْ، الكَرَاهِيَّةُ، كَبِيرَةٌ)

    1. لِي أُسْرَةٌ جمَِيلَةٌ تَتَكَوَّنُ مِنْ أَرْبَعَةِ أَفْرَادٍ.

     

    2. يَعُودُ أَحْيَانًا إِلَى البَيْتِ تَعِبًا وَاللَّيْلُ قَدْ اِنْتَصَفَ.

     

    3. هِيَ بِنْتٌ صَغِيرَةٌ لمَْ تَبْلُغْ سِنَّ الدِّرَاسَةِ بَعْدُ.

     

    4. وَفِي أَوْقَاتِ الفَرَاغِ، أَلْعَبُ مَعَ أُخْتِيَ الصَّغِيرَةِ.

     

    5. أُمِّي رَبَّةُ بَيْتٍ وَفِيَّةٌ تُدِيرُ جمَِيعَ شُؤُونِ المنَْزِلِ.

     

    6. أَبِي وَأُمِّي يَتَبَادَلاَنِ الحُبَّ وَالاِحْتِراَمَ.

     

    7. لَنَا قَرْيَةٌ قَرِيبَةٌ مِنَ المدَِينَةِ.

     

    4. Altı çizili kelimelerin tekillerini söyleyiniz.

    1. لِي أُسْرَةٌ جمَِيلَةٌ تَتَكَوَّنُ مِنْ أَرْبَعَةِ أَفْرَادٍ.

     

    2. أُمِّي رَبَّةُ بَيْتٍ وَفِيَّةٌ تُدِيرُ جمَِيعَ شُؤُونِ المنَْزِلِ.

     

    3. بِالفَأْسِ أُشَذِّبُ الأَغْصَانَ اليَابِسَةَ أَوِ الفَاسِدَةَ.

     

    4. مَا أَحْلَى العَيْشَ مَعَ الأَحِبَّاءِ وَالأَصْدِقَاءِ!

     

    5. وَفِي أَوْقَاتِ الفَرَاغِ، أَلْعَبُ مَعَ أُخْتِيَ الصَّغِيرَةِ أَلْعَابًا مُخْتَلِفَةً.

     

    6. أَوْ أَرْوِي لهَاَ قِصَصًا تُنَاسِبُ سِنَّهَا الصَّغِيرَ.

     

    7. أُحَاوِلُ أَنْ أَقُومَ بِكُلِّ مَا يَجِبُ عَلَيَّ مِنْ وَاجِبَاتٍ وَأَعْمَالٍ.

     

    5. Altı çizili kelimelerin çoğullarını söyleyiniz.

    1. أَبِي سَائِقُ سَيَّارَةِ أُجْرَةٍ يَكْسِبُ رِزْقَهُ بِعَرَقِ جَبِينِهِ.

     

    2. أَنَا أَعِيشُ مَعَ أُسْرَتِي فِي اسْتانبُولَ المدَِينَةِ الكُبْرَى فِي تُرْكِيَا.

     

    3. لَنَا مَنْزِلٌ جمَِيلٌ ذُو حَدِيقَةٍ خَضْرَاءَ.

     

    4. لَنَا قَرْيَةٌ قَرِيبَةٌ مِنَ المدَِينَةِ.

     

    5. عِنْدَمَا تَكُونُ السَّمَاءُ صَافِيَةً وَالشَّمْسُ سَاطِعَةً أَنْزِلُ إِلَى الحَدِيقَةِ.

     

    6. أَبِي وَأُمِّي يَتَبَادَلاَنِ الحُبَّ وَالاِحْتِراَمَ.

     

    7. وِبالدَّلْوِ أَسْتَخْرِجُ مَاءً مِنَ البِئْرِ وَأَسْقِي بِهِ المزَْرُوعَاتِ وَالأَزْهَارَ.

     

    6. Aşağıda verilen Arapça cümlelerin en yakın Türkçe karşılıklarını seçiniz.

    عِنْدَمَا تَكُونُ السَّمَاءُ صَافِيَةً وَالشَّمْسُ سَاطِعَةً أَنْزِلُ إِلَى الحَدِيقَةِ وَفِي يَدِيَ اليُمْنَى فَأْسٌ صَغِيرَةٌ وَفِي الأُخْرَى دَلْوٌ كَبِيرَةٌ.

    a. Hava açık olduğunda sağ elimde balta ve diğerinde kova olduğu halde bahçeye inerim.

    b. Hava açık ve güneş parlak olduğunda elimde küçük bir balta ve diğerinde kova olduğu halde bahçeye inerim.

    c. Hava açık ve güneş parlak olduğunda sağ elimde bıçak ve diğerinde kova olduğu halde bahçeye inerim.

    d. Hava açık ve güneş parlak olduğunda sağ elimde küçük bir balta ve diğerinde kovam olduğu halde bahçeye inerim.

    e. Hava açık ve güneş parlak olduğunda sağ elimde küçük bir balta ve

    diğerinde kova olduğu halde bahçeye inerim.

    لاَ أَنْسَى إِطْعَامَ الحَيَوَانَاتِ الّتِي تَعِيشُ مَعَنَا فِي الحَدِيقَةِ مِنْ كَلْبٍ وَقِطَّةٍ ودِيكٍ ودَجَاجَةٍ.

     

    a. Bizle beraber bahçede yaşayan köpek, kedi, horoz ve tavuk gibi hayvanları doyurmayı unutmam.

    b. Bizle beraber bahçede yaşayan köpek, kedi, tavuk gibi hayvanları doyurmayı unutmam.

    c. Bahçede yaşayan köpek, kedi, horoz ve tavuk gibi hayvanları doyurmayı unutmam.

    d. Bizle beraber bahçede yaşayan kedi, horoz ve tavuk gibi hayvanları doyurmayı unutmam.

    e. Bizle beraber yaşayan köpek, kedi, horoz ve tavuk gibi hayvanları doyurmayı unutmam.

  • CİNSİYET YÖNÜNDEN İSİMLER Okuma Parçası – Açıköğretim İlahiyat Arapça Dersleri

     

    Cinsiyet Yönünden İsimler Okuma Parçası

    أُسْرَةُ خَالِدٍ

    اِسمِْي خالِدٌ. أَنا طَالِبٌ يَدْرُسُ فِي الصَّفِّ الثَّالِثِ الثَّانَوِيِّ. لِي أُسْرَةٌ جمَِيلَةٌ تَتَكَوَّنُ مِنْ أَرْبَعَةِ أَفْرَادٍ: أَبِي،

    أُمِّي، أُخْتِي الصَّغِيرَةُ وأَنَا. اِسْمُ أَبِي عَلِيٌّ. أَبِي سَائِقُ سَيَّارَةِ أُجْرَةٍ يَكْسِبُ رِزْقَهُ بِعَرَقِ جَبِينِهِ. أَبِي يَعْمَلُ دُونَ

    مَلَلٍ أَوْ كَلَلٍ لِإِعَالَةِ أُسْرَتِهِ. يَعُودُ أَحْيَانًا إِلَى البَيْتِ تَعِبًا وَاللَّيْلُ قَدْ اِنْتَصَفَ. اِسْمُ أُمِّي زَيْنَبُ. أُمِّي رَبَّةُ بَيْتٍ

    وَفِيَّةٌ تُدِيرُ جمَِيعَ شُؤُونِ المنَْزِلِ. أَبِي وَأُمِّي يَتَبَادَلاَنِ الحُبَّ وَالاِحْتِراَمَ. اِسْمُ أُخْتِي فَاطِمَةُ. هِيَ بِنْتٌ صَغِيرَةٌ لَمْ

    تَبْلُغْ سِنَّ الدِّرَاسَةِ بَعْدُ. أَنَا كَطَالِبٍ يُدْرِكُ مَسْؤُولِيَّاتِهِ أُحَاوِلُ قَدْرَ الإِمْكَانِ أَنْ أَقُومَ بِكُلِّ مَا يَجِبُ عَلَيَّ مِنْ

    وَاجِبَاتٍ وَأَعْمَالٍ. وَفِي أَوْقَاتِ الفَرَاغِ أَلْعَبُ مَعَ أُخْتِيَ الصَّغِيرَةِ أَلْعَابًا مُخْتَلِفَةً وَأُسَلِّيهَا أَوْ أَرْوِي لهَاَ قِصَصًا

    تُنَاسِبُ سِنَّهَا الصَّغِيرَ.

    أَنَا أَعِيشُ مَعَ أُسْرَتِي فِي اسْتانبُولَ المدَِينَةِ الكُبْرَى فِي تُرْكِيَا. لَنَا مَنْزِلٌ جمَِيلٌ ذُو حَدِيقَةٍ خَضْرَاءَ. وَفِي

    حَدِيقَتِنَا بِئْرٌ عَمِيقَةٌ نَسْقِي بِمَائِهَا العَذْبِ الأَشْجَارَ وَالمزَْرُوعَاتِ المتَُنَوِّعَةَ. عِنْدَمَا تَكُونُ السَّمَاءُ صَافِيَةً

    وَالشَّمْسُ سَاطِعَةً أَنْزِلُ إِلَى الحَدِيقَةِ وَفِي يَدِيَ اليُمْنَى فَأْسٌ صَغِيرَةٌ وَفِي الأُخْرَى دَلْوٌ كَبِيرَةٌ. بِالفَأْسِ أُشَذِّبُ

    الأَغْصَانَ اليَابِسَةَ أَوِ الفَاسِدَةَ وِبالدَّلْوِ أَسْتَخْرِجُ مَاءً مِنَ البِئْرِ وَأَسْقِي بِهِ المزَْرُوعَاتِ وَالزُّهُورَ المتَُعَطِّشَةَ لِلْمَاءِ.

    وَلاَ أَنْسَى إِطْعَامَ الحَيَوَانَاتِ الّتِي تَعِيشُ مَعَنَا فِي الحَدِيقَةِ مِنْ كَلْبٍ وَقِطَّةٍ ودِيكٍ ودَجَاجَةٍ. لَنَا قَرْيَةٌ قَرِيبَةٌ مِنَ

    المَدِينَةِ. يَعِيشُ فِيهَا جَدِّي وَجَدَّتِي فِي صِحَّةٍ وَسَعَادَةٍ. هُمَا يُفَضِّلاَنِ هُدُوءَ القَرْيَةِ عَلَى صَخَبِ المدَِينَةِ وَازْدِحَامِ

    َايَةِ الأُسْبُوعِ تَقْرِيبًا نَذْهَبُ جمَِيعًا إِلى القَرْيَةِ وَنَقْضِي مَعًا أَوْقَاتًا مُمْتِعَةً. مَا أَحْلَى العَيْشَ مَعَ  مُرُورِهَا. فِي كُلِّ ِ

    الأَحِبَّاءِ وَالأَصْدِقَاءِ!

  • CİNSİYET YÖNÜNDEN İSİMLER Müzekker- Müennes – Açıköğretim İlahiyat Arapça Dersleri

    Cinsiyet Yönünden İsimler (Müzekker- Müennes)

    Türkçenin gramerinde doğadaki erkek ve dişi canlıların adlandırılmalarındaki bazı ayrımlar dışında erillik-dişillik kategorilerine rastlanmaz. Bu adlan¬dırmalar da dilbilgisi kurallarını etkilemez. İngilizcede üçüncü şahıs zamirlerinde olduğu gibi sınırlı düzeyde cinsiyet ayrımı gözlenir. Arapça ise cinsiyet ayrımının neredeyse bütün dilbilgisi kural ve yapılarında etkili olduğu bir dildir.

    Arapçada isimler ve sıfatlar cinsiyet açısından müzekker (eril) ve müennes (dişil) olmak üzere ikiye ayrılır. Doğal olarak erkeklik özelliğine sahip canlılar müzekker, dişilik özelliğine sahip canlılar ise müennes kategorilerini oluştururlar. Bu sınıflama genişleyerek canlı cansız bütün varlıkları kapsar. Örneğin kapı kelimesi eril iken pencere kelimesi dişildir. Hangi ölçüte göre böyle bir ayrıma gidildiğine ilişkin net ve bilimsel bir gerekçe ortaya konamamıştır. Bu durumda, müennes ve müzekker isimleri birbirinden nasıl ayıracağız? Gayet basit: Arapçada isim ve sıfatların sonlarına eklenen ve “alâmet” olarak adlandırılan son ekler kelimenin müennes mi müzekker mi olduğunu kolayca anlamamızı sağlayacaktır. Bir de sonunda hiçbir müenneslik alameti bulunmadığı halde müennes kategorisine giren isimler vardır. Bunlar sınırlı sayıda olup, öğrenilmesi işitme ve ezbere dayalı olduğu için “semâî müennes” olarak adlandırılır.
    Müzekker-müennes ayrımını neden öğrenmemiz gerektiğini merak ettiniz değil mi? Bu ayrımı öğrenmek durumundayız, çünkü Arapçada şahıs zamirleri, işaret isimleri, ilgi zamirleri ismin cinsiyetine göre değişmektedir. Fiillerin şahıslara göre çekiminde form cinsiyete göre şekillenir. Özne ile yüklem, sıfat ile nitelediği isim arasında cinsiyet açısından uyum aranır. Daha bunun gibi cinsiyeti ilgilendiren başka konuların da varlığı düşünüldüğünde müzekker-müennes ayrımının ne derece önemli bir konu olduğu anlaşılır.
     

     

    Arapçada isimler cinsiyet yönünden müzekker (eril) ve müennes (dişil) olarak ikiye ayrılır.

    MÜZEKKER (ERİL)

    Erkek canlılarla, gramer bakımından erkek kabul edilen varlıklara delalet eden isim ve sıfatlar müzekkerdir (erildir) . Müzekker isimler, hakîkî (gerçek) ve mecâzî (itibarî) olmak üzere ikiye ayrılır:

    1. Hakîkî Müzekker: Fizyolojik açıdan erkek olan varlıklar için kullanılan isim ve sıfatlardır. Aşağıdaki hakiki müzekker kelime örneklerini ve cümle içerisindeki kullanımlarını inceleyiniz:

    رَجُلٌ، وَلَدٌ، عَمٌّ، أَبٌ، مُدَرِّسٌ، دِيكُ، خَالٌ، أَخٌ، جمََلٌ، تِلْمِيذٌ، أَحمَْدُ، جَدٌّ، وَالِدٌ،ثَوْرٌ، مُهَنْدِسٌ، أَسَدٌ،مُدِيرٌ، عَامِلٌ،طِفْلٌ، حِصَانٌ، كَلْبٌ، قِطٌّ،سَيْفٌ، تِيسٌ

    Çocuk küçüktür. . الوَلَدُ صَغِيرٌ Adam uzundur. . الرَّجُلُ طَوِيلٌ

    Babası fakirdir. . أَبُوهُ فَقِيرٌ Amca baba yarısıdır. . العَمُّ نِصْفُ الوَالِدِ

    Horoz güzeldir. . الدِّيكُ جمَِيلٌ Öğretmen başarılıdır. . المدَُرِّسُ نَاجِحٌ

    Kardeşi hastadır. . أَخُوهُ مَرِيضٌ Dayısı emeklidir. . خَالُهُ مُتَقَاعِدٌ

    Öğrenci zekidir. . التِّلْمِيذُ ذكَِيٌّ Bu, güzel bir devedir. . هَذَا جمََلٌ جمَِيلٌ

    Dede mutludur. . الجَدُّ سَعِيدٌ Ahmet bir öğretmendir. . أَحمَْدُ مُدَرِّسٌ

    Öküz güçlüdür. . الثَّوْرُ قَوِيٌّ Babası memurdur. . وَالِدُهُ مُوَظَّفٌ

    Aslan cesurdur. . الأَسَدُ شُجَاعٌ Halit mühendistir. . خَالِدٌ مُهَنْدِسٌ

    Müdür konuşuyor. . المدُِيرُ يَتَكَلَّمُ O, Allah’a inanır. . هُوَ يُؤْمِنُ بِاللهِ

    Çocuk uyuyor. . الطِّفْلُ يَنَامُ İşçi çalışıyor. . العَامِلُ يَعْمَلُ

    Geçen cümlelerdeki mübteda-haber arasındaki cinsiyet uyumuna dikkat ediniz. Mübteda müzekker olduğu zaman haber de müzekker olur.

    Kedi kovalayan bir köpek gördüm. . رَأَيْتُ كَلْبًا يُطَارِدُ قِطًّا

    O, keçi gibi inatçı bir adamdır. . هُوَ رَجُلٌ عَنِيدٌ كَالتَّيسِ

    Kurban bayramında bir koç kestik. . ذَبَحْنَا كَبْشًا فِي عِيدِ الأَضْحَى

    At binenin kılıç kuşananındır. . الحِصَانُ لِمَنْ يَرْكَبُهُ والسَّيْفُ لِمَنْ يَتَقَلَّدُهُ

    حمَْزَةُ، طَلْحَةُ، عُرْوَةُ، خَلِيفَةٌ gibi bazı isimler müstesna, müzekker isimlerin sonunda te’nis alameti (dişilik alameti) bulunmaz. Bu tür isimler sadece sonlarındaki müenneslik alametinden dolayı “lafzi müennes” kategorisine dâhil edilse de,

    dilbilgisi yönünden müzekkerdir. Talha çalışkan bir öğrencidir.. طَلْحَةُ طَالِبٌ مُجْتَهِدٌ Hamza geldi. . جَاءَ حمَْزَةُ

    2. Mecâzî Müzekker: Fizyolojik açıdan erkek olmadığı halde dilbilgisi yönünden eril kabul edilen varlıklara delalet eden isimlerdir.

    Örnek Kelime ve Cümleler

    بَيْتٌ، بَحْرٌ، صَفٌّ، كِتَابٌ، سُؤَالٌ، جَوٌّ، دَرْسٌ، عِلْمٌ، بَابٌ، مَفْتُوحٌ، مَسْجِدٌ، قَلَمٌ، اِمْتِحَانٌ، قَمَرٌ، جَبَلٌ، جِدَارٌ، وَقْتٌ، مِفْتَاحٌ، مَصْنَعٌ، أُسْبُوعٌ، شَهْرٌ، عَامٌ

    Deniz derindir. . البَحْرُ عَمِيقٌ Ev büyüktür. . البَيْتُ كَبِيرٌ

    Kitap kalındır. . الكِتَابُ سَمِيكٌ Sınıf geniştir. . الصَّفُّ وَاسِعٌ

    Hava soğuktur. . الجَوُّ بَارِدٌ .Bu kolay bir sorudur. . هَذَا سُؤَالٌ سَهْلٌ

    İlim faydalıdır. . العِلْمُ نَافِعٌ Üçüncü ders bitti. . اِنْتَهَى الدَّرْسُ الثَّالِثُ

    Mescit temizdir. . المسَْجِدُ نَظِيفٌ Evin kapısı açıktır. . بَابُ البَيْتِ مَفْتُوحٌ

    Kalem uzundur. . القَلَمُ طَوِيلٌ Küçük anahtar nerede? ؟ أيْنَ المِفْتَاحُ الصَّغِيرُ

    Ay uzaktır. . القَمَرُ بَعِيدٌ Sınav yakındır. . الاِمْتِحَانُ قَرِيبٌ

    Duvar beyazdır. . الجِدَارُ أَبْيَضُ Dağ yüksektir. . الجَبَلُ مُرْتَفِعٌ

    Sınıfta okuyoruz. . نَدْرُسُ فِي الصَّفِّ Vakit geçiyor. . الوَقْتُ يَمُرُّ

    Ali küçük bir fabrikada çalışıyor. . عَلِيٌّ يَعْمَلُ فِي مَصْنَعٍ صَغِيرٍ

    Geçen hafta köydeydim. . كُنْتُ فِي القَرْيَةِ فِي الأُسْبُوعِ المَاضِي

    Gelecek ay Kahire’de olacağım. . سَأَكُونُ فِي القَاهِرَةِ في الشَّهْرِ القَادِمِ

    Geçen yıl büyük bir dağa tırmandık. . تَسَلَّقْنَا جَبَلاً كَبِيرًا فِي العَامِ المَاضِي

    Hakiki müzekker isimlerde olduğu gibi, mecâzî müzekker isimler de cümle içerisinde müzekker ism-i işaretler, zamirler ve ism-i mevsullerle kullanılırlar.

    Aşağıdaki örnekleri inceleyiniz.

    Bu, eski bir evdir. . هَذَا بَيْتٌ قَدِيمٌ Bu, fakir bir adamdır. . هَذَا رَجُلٌ فَقِيرٌ Birinci cümlede hakiki müzekker olan رَجُلٌ ismi, müzekker ism-i işaret olan هَذَا ile kullanılmıştır. İkinci cümlede mecâzî müzekker olan بَيْتٌ isminin

    de müzekker ism-i işaret olan هَذَا ile kullanıldığına dikkat ediniz. Dün gördüğüm adam geldi. . جَاءَ الرَّجُلُ الَّذِي رَأَيْتُهُ أَمْسِ Senden aldığım kitabı okudum. . قَرَأْتُ الكِتَابَ الَّذِي أَخَذْتُهُ مِنْكَ

    Birinci cümlede hakiki müzekker olan الرَّجُلُ ismi, müzekker ism-i mevsul olan الَّذِي ile kullanılmıştır. رَأَيْتُهُ ifadesinde ki “hû” zamiri de müzekker olan الرَّجُلُ isminin yerine kullanıldığı için müzekker gelmiştir. İkinci cümlede

    mecâzî müzekker olan الكِتَابَ isminin müzekker ism-i mevsul olan الَّذِي ile kullanıldığına, أَخَذْتُهُ ifadesindeki müzekker “hû” zamirinin de mecazi müzekker olan الكِتَابَ isminin yerine kullanıldığına dikkat ediniz.

    Boşlukları parantez içindeki uygun kelimelerle doldurunuz.

    (الفَقِيرُ – ضَرُورِيٌّ – المجُْتَهِدُ – وَفِيٍّ – ذَاهِبٌ- حَيَوَانٌ – جمَِيلاً، كَبِيرٌ)

    1. الطَّالِبُ ……… نَاجِحٌ. 2. الرَّجُلُ ……. يَحْتَاجُ إلى المسَُاعَدَةِ.

     

    3. الماَءُ………. لِلْحَياةِ. 4. الثَّوْرُ………قَوِيٌّ.

     

    5. اِشْتَرَيْتُ جمََلاً……….. 6. الطَّبِيبُ………. إِلَى المسُْتَشْفَى.

     

    7. المصَْنَعُ……………… 8. كُلُّ إِنْسَانٍ يَحْتَاجُ إِلى صَدِيقٍ……..