DİKKAT DOSYA ŞİFRELİDİR. ŞİFRE: www.fasiharabic.com
Sudais Shuraim
Bu hatim setinin okunuşu sayfa sayfadır. Hem imam hatip öğretmenleri hemde öğrencileri için elverişlidir.
Sudeysi Hatim Seti İndirmek İçin Tıklayınız
DİKKAT DOSYA ŞİFRELİDİR. ŞİFRE: www.fasiharabic.com
Sudais Shuraim
Bu hatim setinin okunuşu sayfa sayfadır. Hem imam hatip öğretmenleri hemde öğrencileri için elverişlidir.
Sudeysi Hatim Seti İndirmek İçin Tıklayınız
Fatih Çollak Hatim Seti İndirmek İçin Tıklayınız
DİKKAT DOSYA ŞİFRELİDİR. ŞİFRE: www.fasiharabic.com
Bu hatim setinin okunuşu sure suredir. Hem imam hatip öğretmenleri hemde öğrencileri için elverişlidir.
Fatih Çollak Hatim Seti İndirmek İçin Tıklayınız
Fatih Çollak Hatim Seti İndirmek İçin Tıklayınız
Linkler Yenilenmiştir.
16 rar dosyasını indirdikten sonra aşağıdaki şifreyi girerek dosyayı dışarı çıkartmalısınız.
DİKKAT DOSYA ŞİFRELİDİR. ŞİFRE: www.fasiharabic.com
Bu hatim seti kısa süreler haricinde sayfa sayfadır. Hem imam hatip öğretmenleri hemde öğrencileri için elverişlidir. Bunun yanında hafızlık çalışmaları için de uygundur.
Sülasî (kök harflerinin sayısı üç olan) fiillerin mâzî ve muzârîde birinci ve üçüncü harflerinin harekesi hep aynıdır. Sadece ikinci harflerin harekeleri değişir. Bu ikinci harfin harekesine göre sülâsî fiiller bâb adı verilen altı katagoriye ayrılırlar. Bir sülâsî fiil mutlaka bu altı katagoriden (bâb) bir tanesine girer bir başka ihtimal söz konusu değildir.
Örneğin: ( (كَتَبَ يَكْتُبُ fiili ile ( نَصَرَ يَنْصُرُ ) fiili, ( عَلِمَ يَعْلَمُ ) fiili ile ( فَرِحَ – يَفْرَحُ ) fiili aynı bâbdandır. Zira dikkat edilirse mâzî ve muzârilerinde ikinci harflerin harekeleri aynıdır. Bu altı bâb birden altıya kadar numaralandırılarak (birinci bâb, ikinci bâb, ….. altıncı bâb) şeklinde isimlendirilirler. Bir fiilin kaçıncı bâbdan olduğunun söylenmesi aynı zamanda mâzî ve muzâri ikinci harflerinin harekelerinin de söylenmesi anlamına gelmektedir.
Aşağıda verilmiş olan bu bâbları, vezinlerini ve örnek fiilleri inceleyiniz. mevzûn (örnek) vezin (kalıp) bâb
الباب الأول: فَعَلَ – يفعُل كَتَبَ – يَكْتُبُ قَعَدَ – يَقْعُدُ
الباب الثاني: فَعَلَ – يفعِل ضَرَبَ – يَضْرِبُ جَلَسَ – يَجْلِسُ
الباب الثالث: فَعَلَ – يفعَل ذَهَبَ – يَذْهَبُ فَتَحَ – يَفْتَحُ
الباب الرابع: فَعِلَ – يفعَل عَلِمَ – يَعْلَمُ فَرِحَ – يَفْرَحُ
الباب الخامس: فَعُلَ – يفعُل حَسُنَ يَحْسُنُ شَرُفَ – يَشْرُفُ
الباب السادس: فَعِلَ – يفعِل حَسِبَ – يَحْسِبُ نَعِمَ – يَنْعِمُ
Sahih Fiiller ve Çekimleri
Sahih fiiller yukarıda da söylediğimiz gibi sâlim, muzâaf ve mehmûz kısımlarına ayrılmaktadırlar.
1. Sâlim: Sâlim fiiller sülâsî altı bâbdan da gelirler. Çekimleri şu şekildedir.
Sâlim Fiillerin Mâzî Çekimi
| Cemi الجَْمْع (Çoğul) |
Müsennâ الْمُثَنَّى (İkil) |
Müfred الْمُفْرَدُ (Tekil) |
Yazdı : كَتَبَ |
| كَتبُوا | كَتَبَا | كَتَبَ | Gâib / الْغَائِبُ III. Şahıs Eril |
| كَتبْنَ | كَتَبَتَا | كَتبَتْ | Gâibe / الْغَائِبَةُ III. Şahıs Dişil |
| كَتبْتُمْ | كَتبْتُما | كَتبْتَ | Muhâtab / الْمُخَاطَبُ II. Şahıs Eril |
| كَتبْتُنَّ | كَتبْتُمَا | كَتبْتِ | Muhâtaba / الْمُخَاطَبَةُ II. Şahıs Dişil |
|
كَتبْنَا |
كَتبْتُ | Mütekellim / الْمُتَكَلِّمُ I. Şahıs Eril/Dişil |
|
Mâzi fiil, başına ( ما ) getirilerek olumsuz yapılır: ( ما كَتَبَ ) “yazmadı”, ( ما جَلَسَ ) “oturmadı” gibi. Çekimlerde herhangi bir değişiklik olmaz: ( ما كَتَبَ، ما (كَتَبا، ما كَتَبوا، ما كَتَبَتْ…
Sâlim Fiillerin Muzâri Çekimi
| Cemi الجَْمْع (Çoğul) |
Müsennâ الْمُثَنَّى (İkil) |
Müfred الْمُفْرَدُ (Tekil) |
Yazıyor : يَكْتُبُ |
| يَكْتُبُونَ | يَكْتُبَانِ | يَكْتُبُ | Gâib / الْغَائِبُ III. Şahıs Eril |
| يَكْتُبْنَ | تَكْتُبَانِ | تَكْتُبُ | Gâibe / الْغَائِبَةُ III. Şahıs Dişil |
| تَكْتُبُونَ | تَكْتُبَانِ | تَكْتُبُ | Muhâtab / الْمُخَاطَبُ II. Şahıs Eril |
| تَكْتُبْنَ | تَكْتُبَانِ | تَكْتُبِينَ | Muhâtaba / الْمُخَاطَبَةُ II. Şahıs Dişil |
|
نَكْتُبُ |
أكْتُبُ | Mütekellim / الْمُتَكَلِّمُ I. Şahıs Eril/Dişil |
|
Muzâri fiil, başına ( ما ) ve ( لا) getirilerek olumsuz yapılır. Başına ( (ما gelmiş olan muzâri siygasına “nefy i hâl” denir ki Türkçedeki “Şimdiki zamanın olumsuzu”nun karşılığıdır. Başında
( لا) bulunan muzâri fiil siygasına ise “nefyi istikbâl” denir. Türkçedeki “geniş veya gelecek zamanın olumsuzu”nun karşılığıdır. ( ما يَكْتُبُ ) “yazmıyor”, ( (لا يكْتُبُ “yazmaz/yazmayacak” gibi. Çekimlerde herhangi bir değişiklik olmaz:
((
Emr i hâzır, II. şahıslara verilen emirdir. Arapçada sülâsî fiillerden emri hazır yapılışı şu şekildedir. Muzâri fiilin muhâtab (II. Şahıs Eril) ve muhâtaba (II. Şahıs Dişil) olmak üzere altı siygasından (form) yapılır. Öncelikle bu altı siyganın başlarındaki muzâraât harfi olan ( ت) atılır. Eğer bu harften sonraki harf harekeliyse başına herhangi bir şey getirilmeksizin aynen bırakılır.
Eğer bu harf sakinse fiilin başına bir elif getirilir. Getirilen bu elifin harekesi için muzâri fiilin kök ikinci harfinin harekesine bakılır. Bu hareke zamme ise elif zamme ile, fetha veya kesra ise kesra ile harekelenir. Son olarak fiilin sonu cezm edilir. Sahih fiilin sonunun cezm edilmesi; müfred müzekker siyganın sonuna sükûn konulması, sonunda nûn olan siygalarda ise nûnun
düşürülmesi demektir. Yalnız cemi müennes siyga mebnî olduğu için sonundaki nûn hiçbir zaman düşmez.
Şimdi bu anlattıklarımızı bir fiil üzerinde adım adım uygulayalım. Sırayla şu işlemleri yaparız:
1. Adım: Muzâri fiilin muhâtab ve muhâtaba siygalarını alırız:
| تَكْتُبُونَ | تَكْتُبَانِ | تَكْتُبُ | Muhâtab / الْمُخَاطَبُ II. Şahıs Eril |
| تَكْتُبْنَ | تَكْتُبَانِ | تَكْتُبِينَ | Muhâtaba / الْمُخَاطَبَةُ II. Şahıs Dişil |
2. Adım: Muzâraât harflerini atarız:
| كْتُبُونَ | كْتُبَانِ | كْتُبُ | Muhâtab / الْمُخَاطَبُ II. Şahıs Eril |
| كْتُبْنَ | كْتُبَانِ | كْتُبِينَ | Muhâtaba / الْمُخَاطَبَةُ II. Şahıs Dişil |
3. Adım: Başlarına elif getiririz. Kök ikinci karfin ( ت) harekesi zamme olduğu için elifi zamme ile harekeleriz.
| اكُْتُبُونَ | اكُْتُبَانِ | اكُْتُبُ | Muhâtab / الْمُخَاطَبُ II. Şahıs Eril |
| اكُْتُبْنَ | اكُْتُبَانِ | اكُْتُبِينَ | Muhâtaba / الْمُخَاطَبَةُ II. Şahıs Dişil |
4. Adım: Sonlarını cezm ederiz. Böylece emri hâzır çekimi şu şekilde oluşmuş olur.
| Cemi الجَْمْع (Çoğul |
Müsennâ الْمُثَنَّى (İkil) |
Müfred الْمُفْرَدُ (Tekil) |
yaz : اكُْتُبْ |
| اكُْتُبُوا | اكُْتُبَا | اكُْتُبْ | Muhâtab / الْمُخَاطَبُ II. Şahıs Eril |
| اكُْتُبْنَ | اكُْتُباَ | اكُْتُبِي | Muhâtaba / الْمُخَاطَبَةُ II. Şahıs Dişil |
Aşağıdaki cümlelerde geçen sâlim fiilleri inceleyiniz.
Öğretmenler samimiyetle çalışıyorlar. .الْمُعَلِّمونَ يَعْمَلونَ بِإِخْلاصٍ شَكَرَتِ الأسْتاذَةُ للطّلابِ بِسَبَبِ نَجاحِهمْ في الاِمْتِحانِ.
(Bayan) hoca öğrencilere sınavdaki başarıları sebebiyle teşekkür etti.
تَحْرِصُ الْمُمَرِّضَةُ على نَظافَةِ غُرَفِ الْمُسْتَشْفَى.
Hemşire hastane odalarının temizliğine özen gösteriyor.
Çocuklar bayram günü hediyelere sevindiler. .
الأطْفَالُ فَرِحُوا بِالهْدََيا يَوْمَ العِيدِ
قالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: الرَّاحِمُونَ يَرْحمَُهُمْ الرَّحمَْنُ ارْحمَُوا مَنْ فِي الْأَرْضِ يَرْحمَْكُمْ مَنْ فِي السَّمَاءِ.
Hz. Peygamber (s.a.) şöyle buyurmuştur: “Merhamet edenlere Allah da merhamet eder. Siz yeryüzündekilere merhamet edin ki semadakiler de size merhamet etsin.”
2. Muzâaf: Kök harfleri içersinde aynı harften iki tane bulunan fiiller olan muzâaf fiiller üç farklı bâbdan gelirler. Bunlar:
Birinci bâb: مَدَّ يَمُدُّ (uzattı) (şeddelenmeden önceki aslı: (مَدَدَ يَمْدُدُ
İkinci bâb: فَرَّ – يَفِرُّ (kaçtı) (şeddelenmeden önceki aslı: (فَرَرَيَفْرِرُ
Dördüncü bâb: مَلَّ – يَمَلُّ (bıktı) (şeddelenmeden önceki aslı: (مَلِلَيَمْلَلُ
Muzâaf Fiillerin Mâzî Çekimi
| Cemi الجَْمْع (Çoğul) |
Müsennâ الْمُثَنَّى (İkil) |
Müfred الْمُفْرَدُ (Tekil |
Uzattı : مَ |
| مَدُّوا | مَدَّا | مَدَّ |
Gâib / الْغَائِبُ |
| مَدَدْنَ | مَدَّتا | مَدَّتْ |
Gâibe / الْغَائِبَةُ |
| مَدَدْتُمْ | مَدَدْتمُا | مَدَدْتَ |
Muhâtab / الْمُخَاطَبُ |
| مَدَدْتُنَّ | مَدَدْتمُا |
مَدَدْتِ |
Muhâtaba / الْمُخَاطَبَةُ II. Şahıs Dişil |
|
مَدَدْنا |
مَدَدْتُ |
Mütekellim / الْمُتَكَلِّمُ |
|
Muzâaf fiillerin mâzî çekiminde dikkat edilmesi gereken husus, cemi gâibe (III. şahıs dişil çoğul) siygasına gelindiğinde fekk i idgam yapmanın yani şeddeyi kaldırarak şedde ile birleşmiş olan harfleri ayrı ayrı yazmanın zorunlu olduğudur. Bu siygadan sonra da sonuna kadar o şekilde devam eder.
Yukarıdaki tabloda bu siygaya gelindiğinde ( مَدَدْنَ ) denilmesinin sebebi ( (مَدَّ fiilinin aslının ( مَدَدَ ) olmasıdır. Yani buraya gelindiğinde fiil aslına döndürülmektedir. ( فَرَّ ) fiilini çekerken buraya geldiğimizde aslı ( فَرَرَ ) olduğu için ( فَرَرْنَ ) deyip (… فَرَرْتَ، فَرَرْتمُا، فَرَرْتُمْ ) şeklinde devam etmemiz gerekir. ( (مَلَّ fiilinde ise aslı ( مَلِلَ ) olduğu için ( مَلِلْنَ ) deyip (… مَلِلْتَ، مَلِلْتُما، مَلِلْتُم ) şeklinde devam ederiz.
Muzâaf Fiillerin Muzâri Çekimi
| Cemi الجَْمْع (Çoğul) |
Müsennâ الْمُثَنَّى (İkil) |
Müfred الْمُفْرَدُ (Tekil) |
Uzatıyor : يَمُدُّ |
| يَمُدُّونَ | يَمُدّانِ | يَمُدُّ |
Gâib / الْغَائِبُ |
| يَمْدُدْنَ | تَمُدّانِ | تَمُدُّ |
Gâibe / الْغَائِبَةُ |
| تَمُدُّونَ | تَمُدّانِ | تَمُدُّ |
Muhâtab / الْمُخَاطَبُ |
| تَمْدُدْنَ | تَمُدّانِ | تَمُدِّينَ |
Muhâtaba / الْمُخَاطَبَةُ |
|
نَمُدُّ |
أَمُدُّ |
Mütekellim / الْمُتَكَلِّمُ I. Şahıs Eril/Dişil |
|
Muzâaf fiillerin muzâri çekiminde dikkat edilmesi gereken husus, cemi gâibe (III. şahıs dişil çoğul) siygasına gelindiğinde fekk i idgam yapmanın yani şeddeyi kaldırarak şedde ile birleşmiş olan harfleri ayrı yazmanın zorunlu olduğudur. ( يَمُدُّ ) fiilinin aslı ( يَمْدُدُ ) olduğundan burada fiil aslına döndürülerek ( يَمْدُدْنَ ) şeklinde yazılır. Aynı durum cemi muhâtaba siygasında
da söz konusudur.
Diğer siygalarda fekki idgam yapılmaz. Aynı siyga aslı يَفْرِرُ) ) olan ( يَفِرُّ ) fiilinde ( يَفْرِرْنَ ) ve aslı ( يَمْلَلُ ) olan ( يَمَلُّ ) fiilinde de ( يَمْلَلْنَ ) şeklinde olur. Diğer fiilleri de bu fiillerle kıyaslayarak çekebilirsiniz.
Muzâaf Fiillerin Emir Çekimi
Muzâaf fiillerin emri hazırları da prensip olarak sâlim fiillerle aynı şekilde yapılır. ( تَمُدُّ ) siygasından emir yaparken baştaki muzâraât harfini atıp da sonunu cezm ettiğimizde sonda iki tane sâkin harf peşpeşe gelmiş olur: ( .(مُدْدْ (Muzâraât harfini atınca sonraki harf harekeli olduğundan elif getirmemiz gerekmediğine dikkat ediniz.) Bu şekilde okuyamayacağımızdan ikinci harfi harekelememiz gerekir. Bu fiilde esre ve ötre hareke de koyabilmemiz mümkün olmakla beraber fetha ile harekelenmesi daha yaygındır. Buna göre emir ( مُدَّ ) şeklinde olmuş olur. Çekimi de şu şekildedir:
| Cemi الجَْمْع (Çoğul) |
Müsennâ الْمُثَنَّى (İkil) |
Müfred الْمُفْرَدُ (Tekil) |
uzat : مُدَّ |
| مُدُّوا | مُدّا | مُدَّ |
Muhâtab / الْمُخَاطَبُ |
| اُمْدُدْنَ | مُدّا | مُدِّي |
Muhâtaba / الْمُخَاطَبَةُ |
Cemi muhâtaba siygasında fekk i idgamın zorunlu olduğunun unutulmaması gerekir. Muzâaf fiillerin emri hâzırları idgam yapılmaksızın aşağıdaki şekilde de çekilebilmektedir:
| Cemi الجَْمْع (Çoğul) |
Müsennâ الْمُثَنَّى (İkil) |
Müfred الْمُفْرَدُ (Tekil) |
uzat : اُ |
| اُمْدُدُوا | اُمْدُدا | اُمْدُدْ |
Muhâtab / الْمُخَاطَبُ |
| اُمْدُدْنَ | اُمْدُدا | اُمْدُدِي |
Muhâtaba / الْمُخَاطَبَةُ |
İkinci bâbdan olan ( فَرَّ يَفِرُّ )nın emri ( فِرِّ/فِرَّ ) veya ( اِفْرِرْ ) şeklinde, üçüncü bâbdan olan ( مَلَّ يَمَلُّ )nın emri de ( مَلِّ/مَلَّ ) veya ( اِمْلَلْ ) şeklinde gelir. Aşağıdaki cümlelerde geçen muzâaf fiilleri inceleyiniz. Anne çocuklarını eğitime teşvik ediyordu. . كانَتِ الأُمُّ تَحَضُّ أبْناءَها علي الدِّراسَةِ Bayan görevliler uçaktaki yolcuları saydılar. . الْمُوَظَّفَاتُ عَدَدْنَ الْمُسافِرينَ فِي الطاّئِرَةِ الخَْطِيبانِ يَدُلّانِ على فِعْلِ الخَْيْرِ دائِمًا. İki konuşmacı daima iyilik yapılmasına yol gösteriyorlar.
Dede bana güzel bir hikâye anlat. . ياَ جَدِّي قُصَّ لِي قِصَّةً جمَِيلَةً Müslüman bayanlar fakirlerin haline acıyorlar. . الْمُسْلِماتُ يَرْقِقْنَ لحِالِ الفُقَراءِ
3. Mehmûz: Kök harflerinden bir tanesi hemze olan fiil anlamına gelen mehmûz fiiller hemzenin bulunduğu yere göre üç kısma ayrılırlar: Kök harflerinden birincisi hemze olan fiile mehmûzulfâ, ikincisi hemze olan
fiile mehmûzulayn ve üçüncüsü hemze olan fiile de mehmûzullâm denir.
Mehmûzul fâ olan fiiller birinci, ikinci, dördüncü ve beşinci bâbdan gelirler:
Birinci bâb: أَكَلَ يَأْكُلُ (yedi)
İkinci bâb: أَسَرَ – يَأْسِرُ (bağladı)
Dördüncü bâb: أَلِفَ – يَأْلَفُ (alıştı)
Beşinci bâb: أَدُبَ – يأدُبُ (edib oldu)
Mehmûzul fâ Fiillerin Mâzî Çekimi
| Cemi الجَْمْع (Çoğul) |
Müsennâ الْمُثَنَّى (İkil) |
Müfred الْمُفْرَدُ (Tekil) |
emretti : أَمَرَ |
| أَمَرُوا | أمَرَا | أَمَرَ |
Gâib / الْغَائِبُ |
| أمَرْنَ | أمَرَتَا | أمَرَتْ |
Gâibe / الْغَائِبَةُ |
| أمَرْتُمْ | أمَرْتُما | أمَرْتَ |
Muhâtab / الْمُخَاطَبُ |
| أمَرْتُنَّ | أمَرْتُمَا | أمَرْتِ |
Muhâtaba / الْمُخَاطَبَةُ |
|
أمَرْنَا |
أمَرْتُ |
Mütekellim / الْمُتَكَلِّمُ |
|
Mehmûzul fâ Fiillerin Muzâri Çekimi
| Cemi الجَْمْع (Çoğul) |
Müsennâ الْمُثَنَّى (İkil) |
Müfred الْمُفْرَدُ (Tekil) |
Müfred |
| يَأْمُرُونَ | يَأْمُرانِ | يَأْمُرُ |
Gâib / الْغَائِبُ |
| يَأْمُرْنَ | تَأْمُرانِ | تَأْمُرُ |
Gâibe / الْغَائِبَةُ |
| تَأْمُرُونَ | تَأْمُرانِ | تَأْمُرُ |
Muhâtab / الْمُخَاطَبُ |
| تَأْمُرْنَ | تَأْمُرانِ | تَأمُرِينَ |
Muhâtaba / الْمُخَاطَبَةُ |
|
نَأْمُرُ |
آمُرُ |
Mütekellim / الْمُتَكَلِّمُ |
|
iki tane hemze yan yana geldiğinden ikinci hemze med harfine dönüştürülür ve ( أَأْمُرُ ) değil de ( آمُرُ ) şeklinde söylenilir. Muzâri çekimlerinde bu hususa dikkat etmek gerekmektedir.
Mehmûzulfâ Fiillerin Emir Çekimi
Mehmûzulfâ fiillerin emri hâzırlarında da (biri fiilin aslından diğeri emir yapımı için getirilen olmak üzere) iki hemze yan yana geldiğinden birinci hemzenin harekesi kesra ise ikincisi ye harfine, ötre ise vâv harfine dönüştürülür. Buna göre ( أَدُبَ – يأدُبُ ) fiilinin emri hâzırı ( أَسَرَ – يَأْسِرُ)) ,(اودُبْ fiilinin emri hâzırı ( اِيسِرْ ) ve ( أَلِفَ – يَأْلَفُ ) fiilinin emri hâzırı ( اِيلَفْ ) şeklinde
olur. Çekimleri sâlim fiillerin emri hâzırında olduğu gibi yapılır.
Sık kullanılan fiiller olan ( أَكَلَ، أَمَرَ، أَخَذَ ) fiillerinin emirleri istisnâî olarak
كُلْ، مُرْ، خُذْ) ) şeklinde gelir. Çekimleri şu şekildedir:
| Cemi الجَْمْع (Çoğul) |
Müsennâ الْمُثَنَّى (İkil) |
Müfred الْمُفْرَدُ (Tekil) |
emret : مُرْ |
| مُرُوا | مُرَا | مُرْ |
Muhâtab / الْمُخَاطَبُ |
| مُرْنَ | مُرا | مُرِي |
Muhâtaba / الْمُخَاطَبَةُ |
Mehmûzul ayn olan fiiller ikinci, üçüncü, dördüncü ve beşinci bâbdan gelirler:
İkinci bâb: رَأَسَ يَرْئِسُ (reis oldu)
Üçüncü bâb: سَأَلَ – يَسْأَلُ (sordu)
Dördüncü bâb: سَئِمَ – يَسْأَمُ (usandı)
Beşinci bâb: رَؤُفَ – يَرْؤُفُ (şefkatli oldu)
Mehmûzullâm olan fiiller ikinci, üçüncü, dördüncü ve beşinci bâbdan gelirler:
İkinci bâb: طَرَأَ يَطْرِئُ (çıka geldi)
Üçüncü bâb: قَرَأَ – يَقْرَأُ (okudu)
Dördüncü bâb: ظَمِئَ – يَظْمَأُ (susadı)
Beşinci bâb: جَرُؤَ – يَجْرُؤُ (cesaretli oldu)
Mehmûzulayn ve mehmûzullâm fiillerin çekimleri aynen sâlim fiillerde olduğu gibidir.
Aşağıdaki cümlelerde geçen mehmûz fiilleri inceleyiniz.
Abdullah ve Ali yemeklerini bir saat önce yediler. . عَبْدُ اللهِ وَعَلِيٌّ أَكَلا طَعامَهُما قَبْلَ ساعَةٍ
Bayan öğrenciler her sabah Kuran okuyorlar. . الطّالِباتُ يَقْرَأْنَ القُرآنَ كُلَّ صَباحٍ
Mustafa dedi ki: Açım, yemek yemek istiyorum. . قالَ مُصْطَفَى: أُرِيدُ أنْ آكُلَ فَأنا جائِعٌ
قَالَ النَّبِيُّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: مَنْ سَأَلَ اللَّهَ الشَّهَادَةَ بِصِدْقٍ بَلَّغَهُ اللَّهُ مَنَازِلَ الشُّهَدَاءِ وَإِنْ مَاتَ عَلَى فِرَاشِهِ.
Hz. Peygamber (s.a.) şöyle buyurmuştur: “Kim gerçekten şehit olmayı isterse yatağında ölse bile Allah onu şehitler mertebesine ulaştırır.”
يَا بَنِي اٰدَمَ خُذُوا ز۪ينَتَكُمْ عِنْدَ كُلِّ مَسْجِدٍ وَكُلُوا وَاشْرَبُوا وَلَا تُسْرِفُوا اِنَّهُ لَا يُحِبُّ الْمُسْرِفِينَ.
Ey Âdemin evlatları! Her namaz vaktinde mescide giderken, süsünüz olan elbisenizi giyinin. Yiyin, için fakat israf etmeyin; çünkü Allah israf edenleri asla sevmez. (elArâf/31)
Arapçada fiiller kök (asli) harflerinin yapısı açısından yedi farklı kısma ayrılmaktadır. Aksamı seba (yedi kısım) denilen bu ayırım fiilleri yakından tanımak açısından önem arz etmektedir. Konumuz bu kısımların tanıtılması olmamakla beraber asıl konumuz olan sahih fiilleri daha iyi tanıyabilmemiz açısından öncelikle aksâmı sebayı kısaca tanıtmamız yararlı olacaktır.
Aksâm ı Seba
Kök harfleri içerisinde illet harfi (و، ي،ا ) bulunmayan fiillere sahih, bulunanlara ise mutel fiiller denir. Sahih fiiller kendi aralarında üç kısma, mutel fiiller ise dört kısma ayrılırlar. Sahih fiillerin kısımları:
1. Sâlim: Kök harfleri içersinde illet harfi, hemze ve aynı harften iki tane bulunmayan fiillerdir. ( نَصَرَ، جَلَسَ، عَلِمَ ) gibi.
2. Muzaaf: Kök harfleri içersinde aynı harften iki tane bulunan fiildir. ( مَدَّ، رَدَّ، شَدَّ ) gibi.
3.Mehmûz: Kök harfleri içersinde hemze bulunan fiildir. ( أَمَرَ، سَأَلَ، قَرَأَ ) gibi.
Mutel fiillerin kısımları:
1. Misal: Kök harflerinin birincisi illet harfi olan fiillerdir. (، يَئِسَ وَرِثَ، وَعَدَ ) gibi.
2. Ecvef: Asli harflerinden ortadaki harfi illetli olan fiillerdir. ( قالَ، صامَ، مَالَ ) gibi.
3. Nâkıs: Asli harflerinden sonuncusu illetli olan fiillerdir. ( قَضَى، رَمَى، دَعا ) gibi.
4. Lefîf: Asli harflerinden ikisi illetli olan fiillerdir. ( طَوَى، رَوَى، نَوَى ) gibi. Mutel fiiller Arapça III kitabında geniş olarak ele alınacaktır.
Arapçada isimler türeyiş yönünden ikiye ayrılır. Biçim olarak özgün olup başka bir kelimeden türememiş bulunanlara câmid, bunun tam tersine biçimsel anlamda bir orijinalliğe sahip olmayıp başka bir kelimeden türeyenlere ise müştak adı verilir.
Bir ismin câmid olduğunu bilebilmek, ancak müştak olmadığını tespitle mümkündür. O nedenle daha ziyade müştak isimler, kalıpları ve türetim yolları ünitemizin eksenini teşkil edecektir.
Arapça türemiş isimler ismi fâil, ismi mefûl, sıfatı müşebbehe, ismi zaman, ismi mekân, mimli masdar, ismi âlet, ismi tafdîl, ismi tasgîr, ismi mensûb olarak sıralanabilir.
Bu ünite kapsamında adı geçen isim formlarının türetiliş yolları ile dikey ve yatay çekimleri üzerinde durulacak, anlam içerikleri hakkında bilgi verilecektir.
Konular ele alınırken Türkçe dilbilgisindeki sıfat, etken ve edilgen sıfat fiil ile isimlerde büyültme ve küçültme meseleleri ile ilinti kurularak zihinlerin daha bir berraklığa kavuşması sağlanacaktır.
Dilbilgisi Türeyiş Yönünden İsimler
Arapçada isimler, türemişlik bakımından ikiye ayrılır.
1. Câmid İsimler: Konulduğu özgün biçimini koruyan ve başka bir kelimeden türememiş olan isimlere bu ad verilir. Sözgelimi مَاء، شَجَرَة، فَرْع، أَرْض، عَيْن isimleri biçimsel yönden özgün, yani başka bir kelimeden türememiş câmid isimlerden birkaçıdır.
2. Müştak İsimler: Konuluş itibariyle özgün olmayıp, başka bir kelimeden türetilen isimlere bu ad verilir. Sözgelimi مَجْلِس، كَاتِب، نَادِر، مُعَلِّم، مُسْتَهْلِك kelimeleri özü itibariyle özgün olmayıp, başka bir kelimeden türetilmiş müştak isimlerden birkaçıdır.
2. تَطَايَرَ الْعَصَافِيرُ بَيْنَ الْأَغْصَانِ.
3. هَزَمَ الْمُجَاهِدُونَ الْكُفَّارَ، وَطَرَدُوهُمْ مِنَ الْأَرَاضِي الْمُحْتَلَّةِ.
Câmid isimleri tespit için konulmuş belirli kural ya da kurallar bütünü mevcut değildir. Onlar ancak, müştak isimler hakkında netleşmiş bir zihin tarafından “diğerleri” biçiminde bir sınıflandırmaya konu olabilir. Dolayısıyla bu ünite kapsamında daha ziyade müştak isimler, kalıpları ve türeyiş biçimleri üzerinde durulacaktır.
Müştak (Türemiş) İsmin Çeşitleri
Müştak isimler Arapçada türedikleri kelimeler bazında ikiye ayrılırlar.
Fiilden Türeyen İsimler
“İsmi fâil”, İsmi mefûl, “Sıfatı müşebbehe”, “İsmi zaman, ismi mekân”,
“Mimli mastar”, “İsmi âlet”, “Mübâlağa siygası” ve “İsmi tafdîl” olmak üzere toplam sekiz çeşittir.
1. İsmi fâil: Fiilden türeyen, fiilin ifade ettiği işi yapan, etken sıfatfiile “ismi fâil” denir.
Söz gelimi sırasıyla “Yazdı, denetledi, örtündü” anlamlarına gelen “ , كَتَبَ فَتَّشَ, تَسَتَّرَ ” fiillerinin ismi fâilleri aynı sırayla “yazan, denetleyen, örtünen”
anlamındaki “ كَاتِب, مُفَتِّش, مُتَسَتِّر ” kelimeleridir.
a. Yapılışı
1. Sülâsî (Üç harfli) fiillerde ( (كَتَبَ ← كَاتِب؛ نَصَرَ ← نَاصِر؛ جَذَبَ ← جَاذِب
örneklerinde olduğu gibi فَاعِل vezninde gelir.
2. Dört veya daha fazla harften oluşan fiillerde (rubâî mücerredler ile mezîd fiillerde) muzâri fiilin malûmunun (etgen formunun) muzâraât harfi
atılır, yerine zammeli bir mim getirilir. Sondan bir önceki harfin harekesi kesra değilse kesra yapılır.
Örnek: ( ← حَدَّثَ ← يُحَدِّثُ ← مُحَدِّث؛ جَاهَدَ ← يُجاهِدُ ← مُجَاهِد؛ تَفَكَّرَ ← يَتَفَكَّرُ

2. İsmi mefûl: Fiilden türeyen fiilin ifade ettiği işten etkilenen, edilgen sıfatfiile “ismi mefûl” denir. Söz gelimi sırasıyla “Yazdı, denetledi, örtündü” anlamlarına gelen “ , كَتَبَ
فَتَّشَ، تَسَتَّرَ ” fiillerinin ismi mefûlleri aynı sırayla “yazılan, denetlenen, örtünülen” anlamındaki “ مَكْتُوب، مُفَتَّش، مُتَسَتَّر ” kelimeleridir.
a. Yapılışı
1. Sülâsî (Üç harfli) fiillerde ( (كَتَبَ ← مَكْتُوب؛ نَصَرَ ← مَنْصُور؛ جَذَبَ ← مَجْذُوب
örneklerinde olduğu gibi مَفْعُول vezninde gelir.
2. Dört veya daha fazla harften oluşan fiillerde (rubâî mücerredler ile mezîd fiillerde) muzâri fiilin malûmunun (etgen formunun) muzâraât harfi atılır, yerine zammeli bir mim getirilir. Sondan bir önceki harfin harekesi fetha değilse fetha yapılır.
Örnek: ( ← حَدَّثَ ← يُحَدِّثُ ← مُحَدَّث؛ جَاهَدَ ← يُجاهِدُ ← مُجَاهَد؛ تَفَكَّرَ ← يَتَفّكَّرُ (مُتَفَكَّر
b. Çekimi
Sülâsî (üç harfli) fiillerden türemiş ismi mefûl aşağıdaki gibi çekilir.

3. Sıfatı müşebbehe: İsmi fâil türünden olup, türediği fiilin ifade ettiği güzellik, çirkinlik, sakatlık ve kusurluluk gibi sıfatlarda ve bazı duygularda devamlılık ifade eden müştak (türemiş) bir kelimedir. Genellikle lâzım (geçişsiz) fiillerden yapılırlar. Türetilen bu kelime formlarına “ismi fâile benzeyen sıfat” anlamında “essıfatu’lmüşebbehe bi’smi’lfâil” veya kısaca
“essıfatu’lmüşebbehe” adı verilir.
a. Kalıpları
Sıfatı müşebbeheler, dört veya daha fazla harften müteşekkil fiillerden ismi fâil kalıbında elde edilirken, ek almamış üç harfli (sülâsî mücerred) fiillerden birçok kalıpta türetilir.
Aşağıdaki tabloda başlıca sıfatı müşebbehe kalıplarını örnekleri, anlamları ve türediği fiillerle birlikte görmektesiniz:

b. Çekimi
Aşağıdaki iki formu dışında kullanımı yaygın sıfatı müşebbeheler, normal ve düzenli bir çekime tabidir. O nedenle sıra dışı bir çekim formatına sahip aşağıdaki iki sıfatı müşebbehe kalıbına ait çekimleri vermekle yetiniyoruz. Renk, engellilik ve şekil bildiren fiillerin sıfatları أَفْعَلُ vezninde gelir ve aşağıdaki gibi çekilir:

Bedenin iç isteklerini belirten fiillerin sıfatları فَعْلاَنُ vezninde gelir ve aşağıdaki gibi çekilir:

4. İsmi mekân İsmi zaman: Fiillerin yapılış yeri ve zamanını gösteren fiilden türemiş isimdir.
a. Kalıpları
Ek almamış üç harfli (sülâsî mücerred) fiillerden, مَفْعَل، مَفْعِل vezinlerine nakledilerek türetilir. Misâl, ecvefi yâî ve lafifi mefrûk fiillerle diğer fiillerden muzâri kök ikinci harfinin harekesi kesra olanlar ( (مَفْعِل veznindekalıbında, lefifi makrûn, nâkıs ve ecvefi vâvilerle diğer fiillerden muzâri kök ikinci harfinin harekesi fetha veya zamme olanlar ( (مَفْعَل veznindekalıbında ismi zaman ve ismi mekan yapılırlar. İstisnâi olarak kural dışına çıkılan örnekler de mevcuttur.

Bu kalıpların sonuna mübalağa (o işin o mekanda sıklıkla yapıldığını) ifade etmek amacıyla yuvarlak tâ getirilerek yapılan ismi mekanlar da vardır: ( مَدْرَسَة، مَحْكَمَة، مَذْبَحَة ) örneklerinde olduğu gibi.
b. Çekimi
Müzekker müennes ayrımı olmayan bu türemiş isim grubunun tüm kalıpları aşağıdaki gibi çekilir:

5. Mimli mastar: Diğer mastarlarda olduğu gibi zaman belirtmeksizin iş, oluş, eylem bildiren ve adından da anlaşılacağı üzere başında mim harfi bulunan mastarlardır. Misâl ve lefifi mafrûk fiillerin mimli mastarları ( مَفْعِل ) vezninde gelir.
Diğer fiillerin mimli mastarları ise ( مَفْعَل ) vezninde türetilirler. ( (مَصِير، مَرْجِع kelimeleri gibi kural dışına çıkan istisnaî örnekler de mevcuttur. Semâî olarak bu vezinlerin sonuna yuvarlak tâ eklenerek ( مفعَلة، مفعِلة ) kalıplarında türetilen mimli mastarlar da bulunmaktadır. ( (مَرْحمََة، مَسْألَة، مَحبّة، مَغْفِرَة، مَوْعِظَة، مَعْرِفَة َörneklerinde olduğu gibi.

6. İsmi âlet: Türediği fiili yapma kolaylığı sağlayan âlet ve edevatı ifade eden isimlerdir. Sadece ek almamış üç harfli (sülâsî mücerred) fiillerden elde edilirler.
a. Kalıpları
Bu isim kalıbı, ek almamış üç harfli (sülâsî mücerred) fiiller, ، مِفْعَلٌ، مِفْعَالٌ مِفْعَلَةٌ vezinlerine nakledilerek türetilir. Aşağıdaki tabloda her bir kalıptan üçer örnekle karşılaşacaksınız:

b. Çekimi
Müzekker müennes ayrımı olmayan bu türemiş isim grubu aşağıdaki gibi çekilir:

7. Mübalağa siygası: Bir varlıkta bir özelliğin çok olduğunu gösteren, fiilden türeyen, sıfat cinsinden isimlerdir. Mübalağa siygasına “mübâlagai ismi fâil” de denilir.
Kalıpları
Belli başlı mübalağa kalıpları şunlardır:

8. İsmi tafdîl: İsmi fâillerle sıfatı müşebbeheleri anlam yönünden derecelendiren ve anlamlarının önüne “daha” ve “en” ifadelerinin gelmesini sağlayan müştak isim tipidir. Türkçede büyültme ismi olarak da bilinir.
Şartlara uygun, ek almamış üç harfli (Sülâsî mücerred) fiillerden doğrudan, dört ve daha fazla harfe sahip fiillerden ise dolaylı olarak türetilir.
a. Yapılışı
1. Sülâsî Mücerred Fiiller: Adı geçen fiiller أَفْعَلُ veznine nakledilerek elde edilir. Örneğin sırayla “Bildi, büyüdü ve cesaretlendi” anlamlarına gelen ( عَلِمَ كَبُرَ ← شَجُعَ ←) fiilleri, ( أَعْلَمُ ← أَكْبَرُ ← أَشْجَعُ ) biçiminde ismi tafdîl yapılarak aynı sırayla “Daha bilenen bilen, daha büyüken büyük, daha cesuren cesur” anlamlarını ifade eder hale getirilmiştir.
2. Diğer Fiiller: Mansûb ve nekra biçimindeki mastarının önüne ، أَحْسَنُ أَكْثَرُ، أَشَدُّ gibi yardımcı ismi tafdîl kalıpları getirilerek yapılır. Sözgelimi sırasıyla “israf etti, kibirlendi, tüketti” anlamlarına gelen ( ← أَسْرَفَ ← تَكَبَّرَ اِسْتَهْلَكَ ) fiilleri, yine aynı sırayla ( (أَكْثَرُ إِسْرَافًا ← أَكْثَرُ تَكَبُّرًا ← أَكْثَرُ اسْتِهْلاكًَا kalıplarına nakledilerek “daha israfçıen israfçı, daha kibirlien kibirli, daha
tüketicien tüketici” anlamlarını ifade eder hale getirilmişlerdir.
b. Çekimi
İsmi tafdîller aşağıdaki gibi çekilir:

İsimden Türeyen İsimler
“İsmi tasğîr” ve “İsmi mensûb” olmak üzere toplam iki çeşittir.
1. İsmi tasğîr: Türkçedeki küçültme isminin karşılığıdır. Acıma, sevimlilik katma ya da aşağılama amacıyla isimler tasğîr işlemine tabi tutulur. Sözgelimi “Çocuk” yerine “Çocukcağız” dendiğinde ona karşı acıma ve merhamet, “Bebek” yerine “Bebecik” dendiğinde ona sevimlilik katma, “Adam” yerine “Adamcık” dendiğinde ona karşı aşağılama ve hakaret hisleri
ifade edilmiş olur.
a. Yapılışı
1. Üç harfli isimler ( جُنْدٌ ← جُنَيْدٌ؛ رَجُلٌ ← رُجَيْلٌ؛ عَبْدٌ ← عُبَيْدٌ ) örneklerinde olduğu gibi فُعَيْلٌ veznine aktarılarak ismi tasğîr yapılır.
2. Dört harfli isimler ( (زَوْرَقٌ ← زُوَيْرِقٌ؛ عَسْكَرٌ ← عُسَيْكِرٌ؛ مَسْجِدٌ ← مُسَيْجِدٌ örneklerinde olduğu gibi فُعَيْعِلٌ veznine aktarılarak ismi tasğîr yapılır.
3. Beş veya üzeri harften oluşan isimler ( ؛ إِصْطَبْل ← أُصَيْطِب؛ عَنْدَلِيب ← عُنَيْدِل سَفَرْجَل ← سُفَيْرِج ) örneklerinde olduğu gibi, ilk dört harfi فُعَيْعِلٌ veznine aktarılarak ismi tasğîr yapılır.
4. Beş harfli olup da dördüncü harfi illetli olanlar ( عُصْفُور ← عُصَيْفِير؛ مِفْتَاح مُفَيْتِيح ←) örneklerinde olduğu gibi فُعَيْعِيلٌ veznine aktarılarak ismi tasğîr yapılır.
İkinci harfi “Elif” olan isimler küçültme işlemine tabi tutulurken, söz konusu “Elif” harfi “Vâv” harfine çevrilir.
Örnek: ( (شَاهِدٌ ← شُوَيْهِدٌ؛ خَالِدٌ ← خُوَيْلِدٌ؛ بَابٌ ← بُوَيْبٌ
2. İsmi mensûb: Bir yere, bir millete, bir topluluğa veya bir aileye aidiyet bildiren isimlerdir. Türkçedeki “li” yapım ekine karşılık gelen öncesi kesralı şeddeli yâ ( يّ)’nın isimlerin sonuna eklenmesiyle türetilir.
Örnek: ( (تُرْكٌ ← تُرْكِيٌّ؛ عَرَبٌ ← عَرَبِيٌّ؛ هِنْدٌ ← هِنْدِيٌّ İsmi mensûb ikinci sınıf kitaplarında geniş olarak ele alınacağından, burada bu kadar bir bilgi vermekle yetiniyoruz.
Dilde bazen sözcükleri doğrudan ve yalın biçimde kullanabileceğimiz gibi, bazen de onları değişik şekillerde niteleyerek kullanırız. Türkçemizde olduğu gibi Arapçada da, isimleri bir biçimde niteleyen bu sözcüklere sıfat (önad) adı verilir. Arapçada bir sıfat terkibi en az iki öğeden oluşur: Mevsûf (nitelenen isim) ve Sıfat (niteleyen isim). İzâfet terkibinde olduğu gibi, sıfat tamlamasında da -Arapça ile Türkçe arasında- öğe dizilimi açısından bir zıtlık vardır. Dilimizde sıfat dâima nitelediği isimden önce gelirken, Arapçada durum bunun aksidir; yani önce nitelenen (Mevsûf) daha sonra niteleyen (Sıfat) gelir. Arap gramerinde Sıfat ve Mevsûf kavramları için ayrıca Na’t ve Men’ût terimleri de kullanılmaktadır. Arap gramerinde sıfat konusu, Türkçe ile kıyaslandığında biraz karmaşık bir yapı arz eder. Şöyle ki; biz, dilimizde sıfat ile onun nitelediği isim arasında herhangi bir uyum arama ihtiyacı duymayız. Aralarında mantıksal bir ilişki olan iki sözcük kolay bir biçimde sıfat terkibi oluşturabilir: rahat koltuk; hızlı tren; pahalı resimler; keskin zekâ; dördüncü istasyon vs.Halbuki Arapçada, bu sıfat terkiplerini oluşturabilmek için sadece iki sözcüğün anlamlarını bilmek yeterli değildir. Buna ilaveten, bu iki sözcüğün belirlilik-belirsizlik; erillik-dişillik; sayısal bakımdan denklik ve hareke bakımından birbirine uyumluluk durumlarının da göz önüne alınması gerekir.
Sözgelimi bir harf-i tarifin ihmal edilmesi kolayca bir sıfat terkibini bir isim cümlesine dönüştürebilir:
Cümle Sıfat terkibi
اَلْبَابُ الْمَكْسُورُ >> اَلْبَابُ مَكْسُورٌ
Kapı kırık(tır) << Kırık kapı
Dolayısıyla, Arapça’da doğru bir sıfat terkibi oluşturabilmek, marifenekre ayırımı; müzekker-müennes farklılığı; sayılanın sayısına uygun müzekker ve müennes nitelik tespit etme becerisi; irâbın harekeyle veya harfle oluşu gibi bazı temel gramer konularının daha önceden bilinmesini gerektirir.
DİLBİLGİSİSIFAT TAMLAMASI
Tanım: Kendisinden önce gelen bir ismi gerek nitelik gerekse nicelik yönünden tanımlayan sözcüklere ‘sıfat’ adı verilir. Sıfatın tanımladığı sözcük, ‘mevsûf’ adını alır. Sıfatın tanımladığı sözcüğün ‘mevsûf’ olma dışında, cümlenin temel öğelerinden biri olma gibi önemli bir fonksiyonu daha vardır. Hatta diyebiliriz ki; sıfatın tanımladığı bir sözcüğün ‘mübteda, haber, fâil, mef’ûlün bih’ gibi cümledeki temel öğelerden biri oluşu onun aslî/birincil, ‘mevsûf’ oluşu ise tâli/ikincil bir görevidir. Sıfat ile mevsûf sıfat tamlamasını oluştururlar.
Sıfat ve Mevsûf Arasındaki Uyum
Sıfat, kendisinden önce gelen isimle (mevsûfla) şu bakımlardan uyum halinde olmalıdır:
1. İ‘râb (Merfû‘, Mansûb veya Mecrûrluk) Yönünden Merfû‘luk Yönünden: جَاءَ الطَّالِبُ الْمُجْتَهِدُ (Çalışkan öğrenci geldi). Yukarıdaki cümlede الطَّالِبُ kelimesi fâildir ve merfû‘dur aynı zamanda da mevsûftur.
الْمُجْتَهِدُ kelimesi de fâili nitelediği için de onun sıfatıdır. Fâile merfû‘luk yönünden uymuştur. Mansûbluk Yönünden: رَأَيْتُ الطَّالِبَ الْمُجْتَهِدَ فِي الْمَكْتَبَةِ (Çalışkan öğrenciyi kütüphanede gördüm). Yukarıdaki cümlede الطَّالِبَ kelimesi mef‘ûlün bihtir ve mansûbtur aynı zamanda da mevsûftur. الْمُجْتَهِدَ kelimesi de mef‘ûlün bihi nitelediği için onun sıfatıdır. Mef‘ûlün bihe mansûbluk yönünden uymuştur. Mecrûrluk Yönünden: سَلَّمْتُ عَلَى الطَّالِبِ الْمُجْتَهِدِ (Çalışkan öğrenciye selam verdim). Yukarıdaki cümlede الطَّالِبِ kelimesi harf-i cer ile mecrûrdur ve aynı zamanda da mevsûftur. الْمُجْتَهِدِ kelimesi de harf-i cer ile mecrûr ismi
nitelediği için onun sıfatıdır. Mecrûr isme mecrûrluk yönünden uymuştur. جَلَسْتُ عِنْدَ الطَّالِبِ الْمُجْتَهِدِ (Çalışkan öğrencinin yanına oturdum) cümlesinde الطَّالِبِ kelimesi muzâfun ileyh olduğu için mecrûrdur ve aynı zamanda da mevsûftur. الْمُجْتَهِدِ kelimesi de muzâfun ileyhi nitelediği için onun sıfatıdır. Muzâfun ileyhe mecrûrluk yönünden uymuştur.
2. Marifelik-Nekrelik Yönünden
Marifelik Yönünden: جَاءَ الْمُدِيرُ الجَْدِيدُ (Yeni müdür geldi). Yukarıdaki cümlede الْمُدِيرُ kelimesi başında harf-i tarif olan ال takısı olduğu için marifedir aynı zamanda da mevsûftur. الجَْدِيدُ kelimesi de marife ismi nitelediği için onun sıfatıdır. Sıfat mevsûfuna marifelik bakımından uymuştur. Nekrelik Yönünden: اِشْتَرَيْتُ سَيَّارَةً جَدِيدَةً (Yeni bir araba satın aldım). Yukarıdaki cümlede سَيَّارَةً kelimesi başında harf-i tarif ال takısı olmadığı için nekredir aynı zamanda da mevsûftur. جَدِيدَةً kelimesi de nekre ismi nitelediği için onun sıfatı durumundadır. Sıfat mevsûfuna nekrelik bakımından uymuştur.
3. Müzekkerlik-Müenneslik Yönünden
Müzekkerlik Yönünden: ذَهَبَ الطَّالِبُ الْمُجْتَهِدُ إِلَى الْكُلِّيَّةِ (Çalışkan öğrenci fakülteye gitti). Yukarıdaki cümlede الطَّالِبُ kelimesi müzekker bir isimdir aynı zamanda da mevsûftur. الْمُجْتَهِدُ kelimesi de الطَّالِبُ kelimesinin sıfatıolduğu için ona müzekkerlik bakımından uymuştur. Müenneslik Yönünden: ذَهَبَتِ الطَّالِبَةُ الْمُجْتَهِدَةُ إِلَى الْكُلِّيَّةِ (Çalışkan kız öğrenci fakülteye gitti). Yukarıdaki cümlede الطَّالِبَةُ kelimesi müennes bir isim ve aynı zamanda da mevsûftur. الْمُجْتَهِدَةُ kelimesi de الطَّالِبَةُ kelimesinin sıfatı olduğu için ona müenneslik açısından uymuştur.
4. Nicelik (Müfred, Tesniye veya Çoğul oluş) Yönünden
Müfredlik Yönünden: يَلْعَبُ الْوَلَدُ الصَّغِيرُ فِي الحَْدِيقَةِ (Küçük çocuk bahçede oynuyor). Yukarıdaki cümlede الْوَلَدُ kelimesi tekil bir isim ve aynı zamanda da mevsûftur. الصَّغِيرُ kelimesi de الْوَلَدُ kelimesinin sıfatı olduğu için de ona müfretlik bakımından uymuştur. Tesniyelik Yönünden: يَلْعَبُ الْوَلَدَانِ الصَّغِيرَانِ فِي الحَْدِيقَةِ (İki küçük çocuk bahçede oynuyorlar). Yukarıdaki cümlede الْوَلَدَانِ kelimesi tesniye bir isim ve
aynı zamanda da mevsûftur. الصَّغِيرَانِ kelimesi de الْوَلَدَانِ kelimesinin sıfatı olduğu için ona tesniyelik (ikillik) bakımından uymuştur. Çoğulluk Yönünden: يَلْعَبُ اْلأَوْلاَدُ الصِّغَارُ فِي الحَْدِيقَةِ (Küçük çocuklar bahçede oynuyorlar). Yukarıdaki cümlede الأَوْلاَدُ kelimesi cemi (çoğul) bir isim ve aynı zamanda da mevsûftur. الصِّغَارُ kelimesi de الأَوْلاَدُ kelimesinin sıfatı olduğu için ona cemilik (çoğulluk) bakımından uymuştur. Yine تَلْعَبُ الْبَنَاتُ الصَّغِيرَاتُ فِي الحَْدِيقَةِ (Küçük kız çocukları bahçede oynuyorlar) cümlesinde الْبَنَاتُ kelimesi cem-i müennes sâlim (kurallı dişil çoğul) bir isim ve aynı zamanda da mevsûftur. الصَّغِيرَاتُ kelimesi de الْبَنَاتُ kelimesinin sıfatı olduğu için ona cem-i müenneslik bakımından uymuştur.
Eğer çoğul isim insanların dışındaki varlıkların çoğulu ise yani cem-i gayri âkil ise bu isimler modern Arapça’da müfret müennes isim kabul edilirler. Bu durumda bu çoğul isimleri bir sıfat niteleyecek olursa, bu sıfat müfred müennes olarak getirilir. Örnek: لْكُتُبُ الجَْدِيدَةُ عَلَى الْمَكْتَبِ ◌َ (Yeni kitaplar masadadır) cümlesinde اَلْكُتُبُ kelimesi isim cümlesinin mübtedası aynı zamanda da kitap kelimesinin çoğulu olduğu için akılsız çoğul grubuna girmektedir. الجَْدِيدَةُ sözcüğü de اَلْكُتُبُ sözcüğünün sıfatı durumundadır. Görüldüğü üzere, sıfat-mevsûf uyumundan dolayı, sıfat müennes getirilmiştir.
Sıfatın Nitelediği Ögeler
1. Mübteda
Altıncı Ünitede izah edildiği gibi bir isim cümlesi mübteda ve haberden oluşur. Mübteda, cümleye kendisiyle başlanan isim, haber de, mübteda ile ilgili olarak hüküm ifade eden kısımdır. Mübteda ve haber daima merfû‘dur (yani mübteda; müfred, cem-i teksir ve cem-i müennes sâlim sınıfına giren isimlerden biri ise irabı zamme (ötre) ile; tesniye ise irabı elif harfiyle; cem-i müzekker sâlim ise irabı vav harfiyle yapılır). İşte bu irab özelliklerine sahip bir mübtedaya sıfat gelirse ona bu yönlerden uymak zorundadır.
Örnek: اَلطَّالِبُ الْمُجْتَهِدُ نَاجِحٌ (Çalışkan öğrenci başarılıdır). Bu cümle, isimle başladığı için isim cümlesidir. Mübteda olan isim اَلطَّالِبُ kelimesidir. Bu kelimeyi takip eden الْمُجْتَهِدُ sözcüğü de onun sıfatıdır. Sıfat mevsûfuna irab, müzekkerlik, marifelik ve sayı bakımından uymuştur. Mübteda öğesi tesniye, çoğul, müzekker ve müennes olabilir.
Bu durumda sıfatı da ona uymak zorundadır. Şimdi bunların her birine birer örnek verelim:
اَلطَّالِبُ الْمُجْتَهِدُ نَاجِحٌ اَلطَّالِبَةُ الْمُجْتَهِدَةُ نَاجِحَةٌ
اَلطَّالِبَانِ الْمُجْتَهِدَانِ نَاجِحَانِ اَلطَّالِبَتَانِ الْمُجْتَهِدَتَانِ نَاجِحَتَانِ
اَلطُّلاَّبُ الْمُجْتَهِدُونَ نَاجِحُونَ اَلطَّالِبَاتُ الْمُجْتَهِدَاتُ نَاجِحَاتٌ
Aşağıdaki isim cümlelerinde mübtedanın sıfatını uygun şekilde getiriniz.
اَلسَّيَّارَةُ الجَْدِيدُ أَمَامَ الْبَيْتِ.
مَسْجِدٌ الكَبِيرُ نَظِيفٌ جِدًّا.
2. Haber
Bilindiği gibi haber isim cümlesinin bir öğesi olup, cümlede hüküm bildiren kısımdır. Haber bir isim olduğunda genelde nekre olarak gelir başında harf-i tarif bulunmaz. Dolayısıyla sıfatı da ona uyar.
Örnek: هُورَجُلٌ غَنِيٌّ (O zengin bir kişidir). Bu cümle isimle başladığı için isim cümlesidir; هُو kelimesi cümlenin mübtedasıdır. Haber ise رَجُلٌ sözcüğüdür ve merfû‘luk alameti de zammedir. غَنِيٌّ sözcüğü haberin sıfatı olup ona irab, nekrelik, müzekkerlik ve müfretlikte uymuştur. Haber öğesi tesniye, çoğul, müzekker ve müennes olabilir. Bu durumda sıfatı da ona uymak durumundadır. Şimdi bunların her birine birer örnek verelim:
هَورَجُلٌ غَنِيٌّ هِيَ امْرَأَةٌ غَنِيَّةٌ
هَمَا رَجُلاَنِ غَنِيَّانِ هُمَا امْرَأَتَانِ غَنِيَّتَانِ
هُمْ رِجَالٌ أَغْنِيَاءُ هُنَّ نِسَاءٌ غَنِيَّاتٌ
Aşağıdaki isim cümlelerinde haberin sıfatını uygun şekilde getiriniz.
أَخِي طَبِيبٌ مَشْهُورًا
أُخْتِي مُمَرِّضَةٌ مُخْلِصٌ
3. Fâil
Yedinci Ünitede izah edildiği gibi bir fiil cümlesi, asgari bir fiil ve bir fâilden oluşur. Fiil cümlesinde fiil daima başta bulunur. Bu cümlede eylemi gerçekleştirene de fâil ismi verilir. Mübteda ve haberde olduğu gibi fâil de daima merfû‘dur. Fâil öğesini, bir sıfat nitelediğinde ona irab, marifeliknekrelik, müzekkerlik-müenneslik ve sayı bakımından uymak zorundadır. Örnek: نَامَ الطِّفْلُ الصَّغِيرُ مُبَكِّرًا (Küçük çocuk erkenden uyudu). Bu cümle fiil ile başladığı için fiil cümlesi adını alır. نَامَ fiil olup onu takip eden الطِّفْلُ kelimesi de fâildir ve zamme ile merfû‘dur. الصَّغِيرُ sözcüğü de fâili niteleyen bir sıfattır. Sıfat mevsûfuna irab, marifelik, müzekkerlik ve sayı bakımından uymuştur. Fâil öğesi tesniye, çoğul, müzekker ve müennes olabilir. Bu durumda sıfatı da ona uymak zorundadır. Şimdi bunların her birine birer
örnek verelim:
نَجَحَ الطَّالِبُ الْمُجْتَهِدُ نَجَحَتِ الطَّالِبَةُ الْمُجْتَهِدَةُ
نَجَحَ الطَّالِبَانِ الْمُجْتَهِدَانِ نَجَحَتِ الطَّالِبَتَانِ الْمُجْتَهِدَتَانِ
نَجَحَ الطُّلاَّبُ الْمُجْتَهِدُونَ نَجَحَتِ الطَّالِبَاتُ الْمُجْتَهِدَاتُ
Aşağıdaki fiil cümlelerinde fâilin sıfatını uygun şekilde getiriniz.
اِشْتَرَكَ الْمُهَنْدِسَانِ النَّشِيطَةُ فِي الْمَشْرُوعِ
يُغَادِرُ الْقِطَارُ سَرِيعٌ فِي السَّاعَةِ الْوَاحِدَةِ
4. Mef‘ûlün Bih
Yedinci Ünitede izah edildiği gibi bir fiil cümlesi fiil, fâil ve -icap ettiğindefâilin doğrudan tesir ettiği bir mef‘ûlün bih öğesinden oluşur. Mef‘ûlün bih daima mansûbtur. Mef‘ûlün bihe bir sıfat geldiğinde diğer hususlar da dikkate alınarak sıfatın mevsûfa uyumu sağlanır.
Örnek: اِشْتَرَيْتُ سَاعَةً جَدِيدَةً أَمْسِ (Dün yeni bir saat aldım). Bu cümle fiil ile başladığı için fiil cümlesi adını alır. اِشْتَرَيْتُ fiil olup onu takip eden تُzamiri fâildir. سَاعَةً kelimesi fâilin yaptığı işten doğrudan etkilendiği için mef‘ûlün bihtir. Onu takip eden جَدِيدَةً sözcüğü de sıfattır. Dikkat edilecek olursa sıfat mevsûfuna irab, müenneslik, nekrelik ve müfretlik yönlerinden uymuştur. Mef‘ûlün bih öğesi tesniye, çoğul, müzekker ve müennes olabilir. Bu durumda sıfatı da ona uymak zorundadır. Şimdi bunların her birine birer örnek verelim:
رَأَيْتُ الطَّالِبَ الْمُجْتَهِدَ فِي الْمَكْتَبَةِ رَأَيْتُ الطَّالِبَةَ الْمُجْتَهِدَةَ فِي الْمَكْتَبَةِ
رَأَيْتُ الطَّالِبَيْنِ الْمُجْتَهِدَيْنِ فِي الْمَكْتَبَةِ رَأَيْتُ الطَّالِبَتَيْنِ الْمُجْتَهِدَتَيْنِ فِي الْمَكْتَبَةِ
رَأَيْتُ الطُّلاَّبَ الْمُجْتَهِدِينَ فِي الْمَكْتَبَةِ رَأَيْتُ الطَّالِبَاتِ الْمُجْتَهِدَاتِ فِي الْمَكْتَبَةِ
Aşağıdaki fiil cümlelerinde mef‘ûlün bihin sıfatını uygun şekilde getiriniz.
قَابَلَ المدُِيرُ النَّزِيلَ الْكَرِيمُ
أَكْرَمْتُ الصَّدِيقَ عَزِيزٌ
5. Mecrûr
Sekizinci Ünitede izah edildiği gibi harfi cer adı verilen harflerden sonra gelen isimler daima mecrûr olur. Bu isimlerden sonra gelen sıfatlarda mevsûfuna mecrûrlukta uyduğu gibi zikrettiğimiz diğer yönlerden de uyar. Örnek: أَكْتُبُ الْوَاجِبَ بِالْقَلَمِ اْلأَسْوَدِ (Ödevi siyah kalemle yazıyorum). Bu fiil cümlesinde bulunan أَكْتُبُ fiil olup fâili de gizli أَنَا zamiridir. الْوَاجِبَ kelimesi fâilin yaptığı işten doğrudan etkilendiği için mef‘ûlün bihtir. Harf-icer ise ب dir. الْقَلَمِ kelimesi de mecrûr isim ve onu takip eden sözcük de sıfattır. Sıfat da mevsûfa irab, müzekkerlik, marifelik ve müfretlikte uymuştur. Mecrûr isim tesniye, çoğul, müzekker ve müennes olabilir. Bu durumda sıfatı da ona uymak zorundadır.
Şimdi bunların her birine birer örnek verelim:
سَلَّمْتُ عَلَى الْفَلاَّحِ النَّشِيطِ سَلَّمْتُ عَلَى الْفَلاَّحَةِ النَّشِيطَةِ
سَلَّمْتُ عَلَى الْفَلاَّحَيْنِ النَّشِيطَيْنِ سَلَّمْتُ عَلَى الْفَلاَّحَتَيْنِ النَّشِيطَتَيْنِ
سَلَّمْتُ عَلَى الْفَلاَّحِينَ النَّشِيطِينَ سَلَّمْتُ عَلَى الْفَلاَّحَاتِ النَّشِيطَاتِ
Dokuzuncu Ünitede ele alınan isim tamlamasının muzâfun ileyh öğesi de mecrûr bir isimdir. Dolayısıyle onu niteleyen sıfat da ona irab, marifeliknekrelik, müzekkerlik-müenneslik ve sayı bakımından uymak zorundadır. Örnek: اِسْتَعَرْتُ كِتَابَ الطَّالِبِ الْمُجْتَهِدِ (Çalışkan öğrencinin kitabını ödünç aldım). Cümlesinde كِتَابَ mef‘ûlün bih ayrıca muzâf, الطَّالِبِ sözcüğü muzâfun ileyh ve الْمُجْتَهِدِ kelimesi de muzâfun ileyhin sıfatıdır ve ona uymuştur. Dokuzuncu ünitede bazı zarflardan sonra gelen isimlerin muzâfun ileyh olduğu ifade edilmişti. İşte bu isimlerden sonra gelen sıfatlar da mevsûfuna aynı kurallarla uymaktadır.
Örnek: ذَهَبْتُ إِلَى السُّوقِ بَعْدَ الدَّرْسِ الثَّالِثِ (Çarşıya üçüncü dersten sonra gittim) Cümlesinde بَعْدَ kelimesi zarf ve aynı zamanda da muzâf, الدَّرْسِ sözcüğü de muzâfun ileyh aynı zamanda da mevsûf, onu takip eden الثَّالِثِ kelimesi ise onun sıfatıdır.
Aşağıdaki cümlelerde harfi cerle mecrûr olan isimlerin sıfatlarını uygun şekilde getiriniz.
أُعْجِبْتُ بِاللَّوْنِ أَخْضَرُ
أَهْتَمُّ بِاللُّغَةِ عَرَبِيَّةٌ
Aşağıdaki cümlelerdeki muzâfun ileyhlerin sıfatlarını uygun şekilde getiriniz.
اِنْكَسَرَ كُرْسِيُّ الْغُرْفَةِ كَبِيرَةٌ
أَوْقَفْتُ سَيَّارَتِي أَمَامَ الْكُلِّيَّةِ جَدِيدٌ
6. Muzâf
Dokuzuncu ünitede muzâf ve muzâfun ileyh konusu ele alınmıştı. Muzâfın başında harf-i tarif, sonunda da tenvinin bulunmayacağı ve irabının da cümledeki durumuna göre değişebileceği, muzâfun ileyhin ise daima mecrûr olduğu ifade edilmişti. İsim tamlaması olabilmesi için muzâf ile muzâfun ileyhin arasına asla başka bir kelimenin girmemesi gereklidir. Bu durumda muzâf öğesine bir sıfat getirilmek istense bu sıfat zorunlu olarak muzâfun ileyh öğesinden sonra zikredilmelidir. Ancak burada, dördüncü ünitede ele alınan marife (belirli) isim çeşitlerinde, marife bir isme muzâf yapılarak elde edilen marifelik türü iyi bilinmelidir. Zira bir isim marife kabul edilen başka bir isme muzâf yapılmışsa başında harf-i tarif olmasa bile doğrudan marifelik kazanmış olur. Eğer isim nekre bir isme muzâf yapılmış ise bu durumda söz konusu muzâf nekre kabul edilir. Bu durumda, muzâf marife ise onun sıfatı da marife, nekre ise onun sıfatı da nekre olur.
Örnek: هَذَا جمَْعُ مُذَكَّرٍ سَالِمٌ (Bu cem-i müzekker sâlimdir). Bu cümlede جمَْعُ kelimesi haber ve ayrıca muzâftır. مُذَكَّرٍ sözcüğü de muzâfun ileyhtir. سَالِمٌ kelimesi de haber durumunda olan جمَْعُ sözcüğünün sıfatır. Dikkat edilecek olursa جمَْعُ kelimesi nekre (belirsiz) bir isme muzâf olduğu için kural gereği nekre kabul edilir. Ancak aşağıdaki örnekte جمَْعُ sözcüğü marife bir isme muzâf olduğu için marifedir. Bu yüzden sıfatı olan السَّالِِم sözcüğü harf-i tarifli gelmiştir.
Örnek: فَهِمْتُ مَوْضُوعَ جمَْعِ الْمُذَكَّرِ السَّالِِم (Cem-i müzekker sâlim konusunu anladım).
Aşağıdaki cümlelerde muzâf olan isimlerin sıfatlarını uygun hale getiriniz.
جَاءَ صَدِيقُكَ كَرِيمٌ
اِشْتَرَيْتُ قَلَمَ رَصَاصٍ جمَِيلٌ
Üçüncü ünitede isimlerde tesniye (ikil) konusunda, tesniye bir ismin merfû‘luk alametinin elif, mansûbluk ve mecrûrluk alametinin de yâ harfi olduğu belirtilmişti. Konumuzla ilgili olarak tesniye bir ismin sıfatı da kendisi gibi tesniye ve irabı da ona uygun olur. Aşağıdaki örneklerde tesniye bir ismin sıfatı da tıpkı mevsûf gibi merfû‘, mansûb ve mecrûr olarak gelmiştir.
ذَهَبَ الصَّدِيقَانِ الْمُخْلِصَانِ إِلَى الْمَسْجِدِ
رَأَيْتُ الصَّدِيقَيْنِ الْمُخْلِصَيْنِ فِي الْمَسْجِدِ
سَلَّمْتُ عَلَى الصَّدِيقَيْنِ الْمُخْلِصَيْنِ
Eğer tesniye isim muzâf olursa bu durumda sonundaki nun harfi atıldığı gibi sıfatı da muzâfun ileyhten sonra gelir.
Örnek: جَاءَ صَدِيقَاكَ الْمُخْلِصَانِ (Senin iki samimi dostun geldi). Bu cümlede صَدِيقَا sözcüğü fâil ve ayrıca da muzâf olduğu için sonundaki nun harfi düşmüştür. الْمُخْلِصَانِ kelimesi de صَدِيقَا mevsûfunun sıfatıdır.
Örnek: رَأَيْتُ صَدِيقَيْكَ الْمُخْلِصَيْنِ (Senin iki samimi dostunu gördüm). Bu cümlede صَدِيقَيْ sözcüğü mef‘ûlün bih ve ayrıca da muzâf olduğu içinsonundaki nun harfi düşmüştür. الْمُخْلِصَيْنِ kelimesi de صَدِيقَيْ mevsûfununsıfatıdır.
Örnek: سَلَّمْتُ عَلَى صَدِيقَيْكَ الْمُخْلِصَيْنِ (Senin iki samimi dostunu selamladım). Bu cümlede صَدِيقَيْ sözcüğü harf-i cerle mecrûr ve ayrıca da muzâf olduğu için sonundaki nun harfi düşmüştür. الْمُخْلِصَيْنِ kelimesi de صَدِيقَيْ mevsûfunun sıfatıdır. Dikkat edilecek olursa bu üç örnekte de muzâf olan sözcük marife (belirli) bir isme muzâf olduğu için marife olmuştur. Aşağıdaki cümlelerde muzâf olan tesniye isimlerin sıfatlarını uygun hale getiriniz.
زُرْتُ مُدَرِّسَيِ الْمَدْرَسَةِ نَشِيطَانِ
فَشِلَ طَالِبَا الْفَصْلِ كَسْلاَنَانِ
Üçüncü ünitede isimlerde cemi (çoğul) konusunda, cem-i müzekker sâlim (eril kurallı çoğul) ele alındı. Cem-i müzekker sâlim bir isim merfû‘luk durumunda vav, mansûbluk ve mecrûrluk durumunda da yâ harfi alır. Konumuzla ilgili olarak cem-i müzekker sâlim bir ismin sıfatı da kendisi gibi çoğul olur. Ancak bu çoğulluk aynı türden olmak zorunda değildir. O sıfatın çoğulu nasıl kullanılıyorsa o şekilde kullanılmalıdır. Örnek: أَتَى الْيَومَ إِلَى كُلِّيَّتِنَا مُدَرِّسُونَ طِوَالٌ (Bugün fakültemize uzun hocalar geldi). Bu cümlede مُدَرِّسُونَ sözcüğü fâil ve merfû‘luk alameti de vav harfidir. طِوَالٌ kelimesi de onun sıfatı olup mevsûfuna irabda, nekrelikte, müzekkerlikte ve çoğullukta uymuştur.
Örnek: بَدَأَ الْمُمَرِّضُونَ النَّشِيطُونَ عَمَلَهُمُ الجَْدِيدَ (Çalışkan hasta bakıcılar yeni işlerine başladılar). Bu cümlede الْمُمَرِّضُونَ sözcüğü fâil ve merfû‘luk alameti de vav harfidir. النَّشِيطُونَ kelimesi de onun sıfatı olup mevsûfuna irabda, nekrelikte, müzekkerlikte ve çoğullukta uymuştur.
Aşağıdaki cümlelerde cem-i müzekker sâlim kelimelerin sıfatlarını uygun şekilde getiriniz.
رَأَيْتُ الْمُهَنْدِسِينَ جُدُدٌ
صَامَ الْمُؤْمِنُونَ صَالحِِينَ
Cem-i müzekker sâlim bir isim muzâf yapıldığında tesniyede olduğu gibisonundaki nun harfi atılır. Nun harfi düşen bu isim bir sıfatla nitelendiğinde sıfatı muzâftan sonra gelir. Ancak burada şu husus hatırdan çıkarılmamalıdır: Marife bir isme muzâf olan isim marifelik kazanır.
Örnek: تَأَخَّرَ مُوَظَّفُوالشَّرِكَةِ الجُْدُدُ (Firmanın yeni memurları gecikti). Bu cümlede مُوَظَّفُو sözcüğü fâil ve merfû‘luk alameti de vav harfidir. الجُْدُدُ kelimeside onun sıfatı olup mevsûfuna irabda, marifelikte, müzekkerlikte ve çoğullukta uymuştur.
Örnek: كَافَأَ الْمُدِيرُ مُوَظَّفِي الشَّرِكَةِ الْمُخْلِصِينَ (Müdür firmanın dürüst memurlarını ödüllendirdi). Bu cümlede مُوَظَّفِي sözcüğü mef‘ûlün bih ve mansûbluk alameti de ya harfidir. الْمُخْلِصِينَ kelimesi de onun sıfatı olup
mevsûfuna irabda, marifelikte, müzekkerlikte ve çoğullukta uymuştur.
Aşağıdaki cümlelerde muzâf olan cem-i müzekker sâlim kelimelerin sıfatılarını uygun şekilde getiriniz.
قُلْتُ لِمُدِيرِي اْلأَقْسَامِ الْقُدَمَاءُ
نَجَحَ بَنُومُحَمَّدٍ مُجْتَهِدِينَ فِي الاِمْتِحَانِ
İnsanların dışındaki varlıkların çoğuluna gayri âkil çoğul denir. Modern Arapça’da müfred müennes bir isim cümlede hangi kurallara tabi ise bu çoğul isimler için de aynı kurallar söz konusudur. Bu durumda gayri âkil bir isme sıfat gelecek olsa bu isim müfret müennes olur.
İsim Tamlaması الإِضَافة
Bütün dillerde olduğu gibi Arapça’da da cümleler çeşitli kelimelerden oluşmaktadır. İster fiil ister isim cümlesi olsun, bunları oluşturan unsurlar fiil, isim ya da harf türlerinden birine girer. Yine, kullandığımız isim türündeki sözcükler, cümlelerde, değişik terkipler şeklinde karşımıza çıkabilir. Bu terkiplerden yaygın olarak kullanılan ikisi “Sıfat” ve “İzâfet” terkipleridir. Bunlardan “Sıfat Terkibi” konusu, Onuncu Ünite’de ele alınacaktır.
Konumuz olan İzâfet terkibine gelince, dilimizde bunu karşılayan uygun terim “İsim Tamlaması”dır. Türkçemiz’deki “Tamlanan” sözcüğü ile Arapça’daki “Muzâf” kavramı; “Tamlayan” sözcüğü ile de “Muzâfun ileyh” kavramı anlaşılır.
Terkipteki öğe dizilimi açısından Arapça ile Türkçe arasındaki farklılık sıfat tamlamasında olduğu gibi- isim tamlamasında da kendisini gösterir. Bir Arapça izafet terkibini oluşturan ögelerin sıralaması ile Türkçe’deki isim tamlamasını oluşturan ögelerin sıralaması birbirinin tam tersidir. Sözgelimi, Türkçemizde, “Okulun müdürü” dediğimizde asıl vurgulanan öğeyi (tamlananı) ikinci sırada zikretmiş oluyoruz. Halbuki Arapça’da asıl vurgulanan öğe yani muzâf, terkibin daima ilk öğesini oluşturmaktadır: مُدِيرُ الْمَدْرَسَةِ Konuya ilişkin dikkat edilmesi gereken bir diğer önemli nokta da şudur: İsim tamlamasında, irap bakımından, öğelerden biri (muzâfun ileyh) daima sabit kalırken, diğerinin (muzâfın) irabı cümle içindeki yerine göre değişkenlik arz eder.
DİLBİLGİSİ İSİM TAMLAMASI
Tanım: Biri ‘Tamlanan’ (muzâf) diğeri ‘Tamlayan’ (muzâfun ileyh) adındaki iki sözcükten oluşan tamlamadır. Bir isim tamlaması; “tamlanan” kelimenin
a. kime ve neye ait olduğunu هَذِهِ سَيَّارَةُ عَلِيٍّ (Bu Ali’nin arabasıdır)
b. hangi şeyden yapıldığını هَذَا قَمِيصُ حَرِيرٍ (Bu bir ipek gömlektir)
c. neye benzediğini امَلْتُهُ مُعَامَلَةَ الصَّدِيقِ (Ona arkadaş gibi davrandım)belirtmek suretiyle “tamlanan kelimenin anlamındaki bir kapalılığı” giderme amacı taşır. Bir isim tamlamasını oluşturan muzâf ve muzâfun ileyh ile ilgili olarak şunlar söylenebilir:
1. Bir isim tamlaması yapılırken, muzâfın başındaki harf-i tarif ( ال ) veya sonundaki tenvin kaldırılır.
2. İsim tamlamasının bir parçası durumundaki muzâf, içinde yer aldığı cümlede fâil, mefûl, mübteda, haber gibi çok önemli dilbilgisel roller üstlenir. Dolayısıyla muzâf olan bir sözcük, daima, yukarıda sıraladığımız bu rollerin gerektirdiği harf veya hareke değişikliklerine maruz kalır.
3. Muzâfun ileyh daima mecrûrdur. Dolayısıyla; -muzâfun ileyh olmaları durumunda- tekil, cem-i teksir ve cem-i müennes sâlim sözcüklerin sonları meksurdur (esrelidir).
4. Muzâf’ın aksine, muzâfun ileyh, bir cümlenin temel öğelerinden kabul edilen mübteda, haber, fâil, mefûl gibi müstakil bir öğe görevi üstlenemez. Muzâfun ileyhin cümlede oynadığı tek rol, kendisinden önceki sözcüğü (muzâfı) bir biçimde tamlayarak ondaki anlamsal kapalılığı gidermeye çalışmaktan ibarettir. Bu nedenle bir Arapça cümleyi analiz ederken muzâfun ileyh olan bir sözcüğe ‘muzâfun ileyh olmak’ dışında bir görev yüklenmemelidir.
5. Muzâfun ileyh marife bir kelime ise muzâf da ondan marifelik kazanarak marife bir kelime haline gelir. Şayet muzâfun ileyh nekre ise muzâf ondan dolayı marifelik değil tahsis kazanmış (bir miktar daha belirgin hale gelmiş) olur.
Muzâf (tamlanan) cümlede şu unsurlardan biri olarak yer alır:
1. Muzâf Öğesinin Cümlede Mübteda Oluşu
Altıncı Ünitede izah edildiği gibi bir isim cümlesi mübteda ve haberden oluşur. Mübteda, cümleye kendisiyle başlanan isim, haber de, mübteda ili ilgili olarak hüküm ifade eden kısımdır. Mübteda ve haber daima merfû‘dur (yani mübteda; müfred, cem-i teksir ve cem-i müennes sâlim sınıfına giren isimlerden biri ise irabı zamme (ötre) ile; tesniye ise irabı elif harfiyle; cem-i müzekker sâlim ise irabı vav harfiyle yapılır). Muzâf, isim cümlesinde mübteda öğesi olduğunda, hem başındaki harfi tarif ( ال ) hem de varsa sonundaki tenvin ( ) kaldırılır. Örnek: رَئِيسُ الْعَائِلَةِ مُهَنْدِسٌ فِي الْمَصْنَعِ (Ailenin reisi fabrikada mühendis(tir)). Bu cümle, isimle başladığı için isim cümlesidir. Mübteda olan isim رَئِيسُ kelimesidir. Bu kelime muzâf olduğu için başında harfi tarif, sonunda da tenvin yoktur. Harekesinin merfû‘ (ötreli) oluşu mübteda olmasındandır. الْعَائِلَةِ kelimesi de muzâfun ileyh olduğu için mecrûrdur (esreli). عَامِلٌ cümlenin haberi olduğu için merfû‘dur.
Aşağıdaki cümlelerde mübteda öğesini, muzâf olacak biçimde düzenleyiniz.
اَلْبَابُ الْبَيْتُ جَدِيدٌ جِدًّا
اَلْبَابُ الْكُلِّيَّةُ مُغْلَقٌ يَوْمَ اْلأَحَدِ.
2. Muzâfın Cümlede Haber Oluşu
Muzâf, bir isim cümlesinde haber öğesi olarak görev yapabilir. Örnek: هُنَا مَدْخَلُ الْكُلِّيَّةِ (Burası fakültenin girişidir). Bu cümle isimle başladığı için isim cümlesidir. هُنَا kelimesi cümlenin mübtedasıdır. Haber ise
مَدْخَلُ lafzıdır, muzâf olduğu için başında harfi tarif, sonunda da tenvin yoktur. Harekesinin merfû‘ (ötreli) oluşu haber olmasındandır. الْكُلِّيَّةِ lafzı da muzâfun ileyh olduğu için mecrûrdur (esreli).
Aşağıdaki cümlelerde haberi muzâf olacak şekilde düzenleyerek yeniden yazınız.
هَذِهِ القَوَاعِدُ الصَّرْفُ
مُحَمَّدٌ الرَّسُولُ اللهُ
3. Muzâfın Cümlede Fâil Oluşu
Yedinci Ünitede izah edildiği gibi bir fiil cümlesi, asgari bir fiil ve bir fâilden oluşur. Fiil cümlesinde fiil daima başta bulunur. Bu cümlede eylemi gerçekleştirene de fâil ismi verilir. Mübteda ve haberde olduğu gibi fâil de daima merfû‘dur. Fâil muzâf olarak geldiğinde başında bulunan harfi tarif ال) ) ve varsa sonundaki tenvin ( ) kaldırılır. Örnek: خَرَّجَتْ كُلِّيَّةُ اْلاِقْتِصَادِ مِائَةَ طَالِبٍ هَذَا الْعَامَ (İktisat Fakültesi bu yıl yüz öğrenci mezun etti). Bu cümle fiil ile başladığı için fiil cümlesi adını alır. رَّجَتْ ◌َ fiil olup onu takip eden كُلِّيَّةُ kelimesi de fâildir. Bu lafız muzâf olduğu için başında harfi tarif, sonunda da tenvin yoktur. Merfû‘ oluşu fâil olmasındandır. اْلاِقْتِصَادِ kelimesi de muzâfun ileyh olduğu için mecrûrdur. Aşağıdaki fiil cümlelerini fâilin muzâf olabilmesi için yeniden şekillendirip yazınız.
يَزْدَادُ الْعَدَدُ الطُّلاَّبُ يَوْمًا بَعْدَ يَوْمٍ
يَمُرُّ الْقِطَارُ الصَّبَاحُ بِدُونِ تَوَقُّفٍ
4. Muzâfın Cümlede Mef’ûlün Bih Oluşu
Yedinci Ünitede izah edildiği gibi bir fiil cümlesi fiil, fâil ve -icap ettiğindefâilin doğrudan tesir ettiği bir mef’ûlün bih öğesinden oluşur. Mef’ûlün bih daima mansûbtur. Mef’ûlün bih muzâf olarak geldiğinde başında bulunan harfi tarif ( ال ) ve varsa sonundaki tenvin ( ) kaldırılır. Örnek: اِشْتَرَيْتُ سَاعَةَ الْيَدِ مِنَ الْيَابَانِ (Kol saatini Japonya’dan aldım). Bu cümle fiil ile başladığı için fiil cümlesi adını alır. اِشْتَرَيْتُ fiil olup onu takip eden تُ zamiri fâildir. سَاعَةَ kelimesi fâilin yaptığı işten doğrudan etkilendiği için mef’ûlün bihtir. Muzâf olduğu için de başında harf-i tarif, sonunda da tenvin yoktur. Mansûb oluşu mef’ûlün bih olmasındandır. الْيَدِ kelimesi de muzâfun ileyh olduğu için mecrûrdur. Aşağıdaki fiil cümlelerinde mef’ûlün bihi, isim tamlaması kurallarını dikkate alarak muzâf olarak getiriniz.
قَابَلَ النَّزِيلُ المدُِيرُ الْفُنْدُقُ
سَأَلْتُ الموَُظَّفُ اْلاِسْتِعْلاَمَاتُ مَكَانَ الْمُتْحَفِ
5. Muzâfın Başında Harf-i cer Bulunması
Sekizinci Ünitede izah edildiği gibi harf-i cer adı verilen harflerden sonra gelen isimler daima mecrûr olur. Bu harfler muzâf olan bir ismin başına gelecek olursa bu ismi mecrûr yaparlar.
Örnek: سَلَّمْتُ جَوَازَ سَفَرِي لِمُوَظَّفِ اْلاِسْتِقْبَالِ (Pasaportumu resepsiyon görevlisine teslim ettim). Bu fiil cümlesinde bulunan سَلَّمْتُ fiil olup onu takip eden تُ zamiri fâildir. جَوَازَ kelimesi fâilin yaptığı işten doğrudan etkilendiği için mef’ûlün bih olup ayrıca muzâf, سَفَرِي kelimesi de muzâfun ileyhtir. Harf-i cer ise ل dır. مُوَظَّف kelimesi muzâf, اْلاِسْتِقْبَالِ de muzâfun ileyhdir. Aşağıdaki cümlelerde harf-i cerle mecrûr olan isimleri izafet kurallarını dikkate alarak muzâf yapın.
أُعْجِبْتُ بِاللَّوْنُ السَّيَّارَةُ
لاَ أَخَافُ مِنْ الظَّلاَمُ اللَّيْلُ
6. Muzâf’ın Cümlede Tesniye (Müsennâ= İkil) İsim Oluşu
Üçüncü Ünitede isimlerin ikil yapılma kuralları ayrıntılı bir şekilde izah edilmişti. Kurala göre bir isim ikil yapılmak istendiğinde merfû‘ durumda ismin sonuna انِ eki, mansûb ve mecrûr durumda da يْنِ eki getirilir. İşte bu ikil isimler başka bir isme muzâf yapılacak olursa sonlarındaki نِ harfi mutlaka düşürülerek yazılır. Örnek: اِشْتَرَيْتُ كِتَابَيِ التَّارِيخِ مِنْ تِلْكَ الْمَكْتَبَةِ (İki tarih kitabını şu kitapçıdan
aldım). Bu fiil cümlesinde bulunan اِشْتَرَيْتُ fiil olup onu takip eden تُ zamiri fâildir. كِتَابَيْ kelimesi fâilin yaptığı işten doğrudan etkilendiği için mef’ûlün bih olup mansûbtur, nasb alameti de ikil olması sebebi ile ي dir. Muzâf olan isim tesniye olduğu için de kural gereği sonundaki نِ harfi düşmüştür, التَّارِيخِ kelimesi ise muzâfun ileyhtir ve mecrûrluk alameti de sonundaki kesra harekesidir.
İzah edildiği gibi tesniyeler muzâf olduğunda sonlarındaki nun harfleri düşer. Ancak mansûb veya mecrûr durumda olan tesniyeden nun harfi düştükten sonraki يْ harfi sakin olmasına rağmen kendisinden sonraki isme birleşebilmesi için bu harf يِ kesre ile harekelenir, o şekilde okunur ve yazılır. Örnek: أَخَذْتُ قَلَمَيِ الطَّالِبِ (Öğrencinin iki kalemini aldım) Aşağıdaki cümlelerde tesniye (ikil) isimleri gerekli değişikliği yaparak, isim tamlamasının muzâf öğesine dönüştürün.
يَدَانِ الطِّفْلُ نَظِيفَتَانِ دَائِمًا
تَلْمَعُ عَيْنَانِ الْقِطُّ فِي اللَّيْلِ
7. Muzâfın Cümlede Cem-i Müzekker Sâlim (Kurallı ErilÇoğul) Oluşu
Üçüncü Ünitede isimlerin çoğul yapılma konusunda ayrıntılı bir şekilde anlatıldığı üzere cem-i müzekker sâlim yapılacak ismin sonuna merfû‘ durumda ونَ eki, mansûb ve mecrûr durumda da ينَ eki getirilir. İşte bu çoğul isimler başka bir isme muzâf yapılacak olursa bunların sonlarındaki نَ harfi mutlaka düşürülerek yazılır ve geriye hangi harfler kalıyorsa onlar olduğu gibi bıraılır.
Örnek: يَجْلِسُ مُعَلِّمُو الْمَدْرَسَةِ فِي قَاعَةِ اْلاِجْتِمَاعِ (Okulun öğretmenleri toplantı salonunda oturuyorlar). Bu fiil cümlesinde bulunan يَجْلِسُ fiil olup onu takip eden مُعَلِّمُو kelimesi de fâildir. Bu arada muzâf olduğu için de sonundaki نَ harfi düşmüştür. الْمَدْرَسَةِ kelimesi ise muzâfun ileyh olduğu için mecrûrdur ve mecrûrluk alameti de kesradır. Aşağıdaki cümlelerde cem-i müzekker sâlim isimleri kurallara uygun bir
şekilde muzâf öğesine dönüştürün. قَطَعَ الْفَلاَّحُونَ الْقَرْيَةُ أَشْجَارَ الْغَابَةِسَلَّمْتُ عَلَى الْمُهَنْدِسُونَ الْمَصْنَعُ Bir ismin sonuna zamir birleşmiş ise bu isim muzâf ve zamir de muzâfun ileyh olur. Bu konu ileride zamirler bahsinde ele alınacaktır. Muzâfun ileyh mecrûr olmasına rağmen bu zamirlerin harekesinin hiç değişmediği (mebnî) unutulmamalıdır. Fakat zamire bitişen isim muzâf olduğu için başında harfi tarif ve sonunda tenvin asla bulunmaz. Örnek: كِتَابُهُ ، قَلَمُكَ ، سَيَّارَتُهَا bu tamlamalarda bulunan ilk kelimeler muzâf, zamirler ise muzâfun ileyhtir. Sözgelimi birinci örnekte, كِتَابُ muzâf ve onu takibeden هُ zamiri de muzâfun ileyhtir. Bazı isimler ve zarflar da genellikle isim tamlaması şeklinde kullanıldığı için bunlardan sonra gelen isimler de muzâfun ileyh olur. Şimdi bunlardan bazılarına değinelim.
Örnekler:
(İnsanların çoğu) مُعْظَمُ النَّاسِ
(Öğrencilerin hepsi) كُلُّ الطُّلاَّبِ
(Öğrencilerin bir kısmı) بَعْضُ الطُّلاَّبِ
(Dersten sonra) بَعْدَ الدَّرْسِ
(Dersten önce) قَبْلَ الدَّرْسِ
(Evin önünde) أَمَامَ الْبَيْتِ
(Okulun arkasında) خَلْفَ الْمَدْرَسَةِ
İsim tamlaması bazen ikiden fazla isimle de yapılır. Bu tür tamlamalara zincirleme isim tamlaması adı verilir. Bu şekilde yapılan isim tamlamalarında harf-i tarif veya tenvin en sondaki isimde bulunur. Bu tamlamalarda baştaki isim muzâf, sondaki isim de muzâfun ileyhtir. Arada kalan isim veya isimler ise hem muzâf hem de muzâfun ileyh olur.
Örnekler:
(İlim talebesinin kitabı) كِتَابُ طَالِبِ الْعِلْمِ
Bu tamlamada كِتَابُ lafzı muzâf, طَالِبِ kelimesi hem muzâfun ileyh hem de
muzâf, الْعِلْمِ sözcüğü de sadece muzâfun ileyhtir.
(Bir ticari taksinin tekerleği) عَجَلَةُ سَيَّارَةِ أُجْرَة
Harf-i cerler isimlerinden de anlaşılacağı üzere, kelimenin türlerinden biri olan harf grubuna girerler. Bu harflerin kendi başlarına anlamları yoktur ve söz ifade etmesi amacıyla tek başlarına kullanılmamaktadırlar. Çünkü hiçbir nesne veya harekete işaret etmemektedirler. Ancak cümlenin oluşumunu sağlayan temel unsurlardan biridirler. Anlamı olan kelimelerle birlikte kullanılarak onları birbirlerine bağlarlar ve bir gramer görevi görürler. Kelimeler bu harfler vasıtasıyla birbirleriyle kenetlenerek yeni bir anlam oluştururlar. Fiil ve fâilden, mübteda ve haberden oluşan temel cümle yapıları
harf-i cerler vasıtasıyla genişleyip büyük cümlelere dönüştürülür, böylece anlam dallanıp budaklanır.
Harfi cerler isimleri fiillerden ayıran özelliklerden biridir. Zira isimler başlarına harf-i cer alır, fiiller ise harf-i cer almazlar. İsimler başlarına gelen harf-i cerler sebebiyle mecrûr olurlar, fiiller ise hiçbir zaman mecrûr olmaz, temel cer alameti olan kesrayı hiç almazlar. Harf-i cerlerin tek başlarına anlamları olmamakla birlikte cümle içinde kelimelerle birlikte kullanılırken anlam kazanırlar. Bunlar isim ve fiilleri birbirlerine kenetleyen yardımcı kelimelerdir. Harfi cerlerin bağlı bulundukları, anlamlarını isimlere ulaştırdıkları kendilerinden önce gelen bir fiile, şibih fiile veya mana fiile ihtiyaçları vardır.
Bazı fiiller mef’ullerini alırken bu mef‘ulleri doğrudan alamaz harfi cervasıtasıyla alabilirler. Bu fiillerin yararlandıkları harf-i cerlere göre anlamları değişir. Bu sebeple sözlüklerde filler birlikte kullanıldıkları harfi cerlerle anlamlandırılmışlardır. Sözlüklerden yararlanırken buna dikkat etmek gerekmektedir.
DİLBİLGİSİ HARF-İ CERLER
Harf-i cere “câr”, kendisinden sonra gelen isme ise “mecrûr” denir. Mecrûr isim, harf-i cerin etkisi ile irâbı değişmiş ve mecrûr olmuş kelime anlamına gelmektedir. Harf-i cerler önüne geldikleri isim soylu kelimeleri mecrûr yapmaktadırlar. Mecrûr olma ismin yapısına göre farklı işaretlerle (alamet) olmaktadır. Bu hususa “Mecrûr İsimlerin İrâbı” bölümünde değinilecektir.
Klasik Arapça dilbilgisi eserlerinde yirmi kadar harf-i cerin adı ve kullanımından bahsedilmiştir. Bunlar şu harflerden oluşmaktadır:
(بِ ، مِنْ ، إلى ، عَنْ ، عَلَى ، فِي ، كَ ، لِ ، حَتّى ، رُبَّ ، حَاشَا ، خَلاَ ، عَدَا ، مُذْ ، مُنْذُ ، وَاوُ القَسَمِ، تَاءُ القَسَمِ، كَيِمَه، لَوْلا، لَعَلَّ)
Ancak günümüz Arapçasında on iki kadar harf-i cer sıklıkla kullanılmaktadır:
(بِ ، مِنْ ، إلى ، عَنْ ، عَلَى ، فِي ، كَ ، لِ ، حَتّى ، رُبَّ ، مُذْ-مُنْذُ ، واوُ القَسَمِ) Bu harfi cerlerden ( كَ ، حَتّى ، رُبَّ ، مُذْ-مُنْذُ ، وَاوُ القَسَمِ ) sadece açık (zâhir) isimlerin başına gelir zamirlerin başına gelmezler; ، ◌ِ (بِ ، مِنْ ، إلَى ، عَنْ ، عَلَى ، لَ فِي) harf-i cerleri ise hem açık isimlerin hem de zamirlerin başına gelirler. Aşağıdaki cümlelerde harf-i cerleri ve önüne geldikleri isimlerin türlerini (açık
isim/zamir) belirtiniz:
1. ذَهَبَتْ زَيْنَبُ إلى الْمَدْرَسَةِ.
2. رَأى أحمَْدُ سَلِيماً وسَلَّمَ عَلَيْهِ.
3. أخَذْتُ الكِتَابَ مِنْ سَمِيرٍ.
4. رَأي أحمَْدُ كَلْبَاً وابْتَعَدَ عَنْهُ.
Müte‘allak
Harf-i cerler kendilerinden önce gelen fiil, fiil soylu isimler ve mana fiilleri kendilerinden sonra gelen isimlere bağlarlar. Harf-i cerin bağlı bulunduğu fiil, fiilden türemiş kelime (şibih fiil) veya mana fiile müte‘allak denir. Müte‘allak almayanlar dışında her harf-i cere muhakkak bir müte‘allak lazımdır. Müte‘allaka ihtiyaç duyan harf-i cerlere aslî harf-i cerler denir. Müte‘allakın harf-i cerden önce gelmesi asıldır. Bunu örnekler üzerinde gösterelim:
(Kalemle yazdım). 1. كتَبْتُ بِالْقَلَمِ
(Ben kalemle yazıyorum). 2. أنا كاتِبٌ بالقلمِ
(Tembellere yazıklar olsun). 3. أُفٍّ لِلْكُسَالَى
Birinci örnekte yazmanın kalemle gerçekleştirildiği belirtilmiştir. Burada بِ) ) harf-i cerinin müte‘allakı ( كَتَبَ ) fiilidir, harf-i cer, yazma fiilinin kalemle gerçekleştirildiğini ifade etmek için fiil ile isim arasında irtibatı sağlamıştır. İkinci örnekte ( بِ ) harf-i ceri ( كاتِبٌ ) kelimesinin anlamını ( القلم ) ile bağlantılı kılmış (kalemle yazan) anlamını ortaya çıkarmıştır. ( كاتِبٌ ) kelimesi fiilden türemiş bir isim olup ism-i fâildir, ( بِ ) harf-i cerinin müteallakıdır. Üçüncü örnekte ( أفٍّ ) kelimesi mana-i fiildir. Bu tür fiiller şahıs zamirleri ve zaman kiplerine göre çekimi olmayan tek yapı üzerinde (câmid) kullanılan fiillerdir.
Fiil “öf, vah, yazık” anlamındadır. Bu fiilin anlamını ( لِ ) harfi ceri ( (الكسالى ismiyle bağlantılı kılmıştır, harf-i cerin müte‘allakı ( أفٍّ ) mana fiilidir. Bazı cümlelerde harf-i cerlerin müte‘allakları cümlenin anlamı içinde bulunsa bile açık olarak cümlede yer almazlar. ) (كائنٌ ، حاصِلٌ ، مَوْجُودٌ ، ثابت مُسْتَقِرّ .“Olan, meydana gelen, bulunan, sabit olan” gibi umumi anlam taşıyan bu tür müte‘allaklar cümleden düşmüştür (mahzûfturlar). Bu tür câr ve mecrûrlara zarf-ı müstakar denmektedir. . الطلابُ في الحَدِيقَةِ cümlesinde ( في) harf-i cerinin müte‘allakı düşmüştür, cümle içinde kullanılmamaktadır, ancak
anlam verirken cümlede müte‘allak varmış gibi الطلابُ مَوْجُودُون في لحدِيقةِ şeklinde anlamlandırılmaktadır. Cümlenin anlamı “Öğrenciler bahçededirler.(bahçede mevcutturlar) şeklindedir. Şu örneklere de dikkat ediniz.
Mü’min cennettedir (olur). ( 1. المؤُْمِنُ في الجَْنّةِ. (المؤُْمِنُ كائِنٌ في الجنةِ
Kalem kitabın üzerindedir.( 2. القَلَمُ على الكِتابِ (القلمُ ثابِتٌ على الكتابِ
Kitap çantadadır. ( 3. الكِتاُبُ في الحَقِيبةِ (الكتابُ موجُودٌ في الحقيبةِ
Harf-i cerlerden ( بِ ، مِنْ ، كَ ) harfleri bazen cümlelerde fiil ve fiilden türemiş kelimeleri isimlere bağlamak için değil de cümlede anlamı kuvvetlendirmek için kullanılırlar, bu harf-i cerlere “zâit harf-i cer” denir. Çünkü bunlar cümleden düşürüldükleri zaman cümlenin anlamında her hangi bir bozulmaya sebep olmamaktadırlar. Zâit harf-i cerlerin müte‘allakları yoktur, sadece cümlede anlamı pekiştirme görevi görürler. Genellikle bu harfi cerler olumsuz cümlelerde ve ( هَلْ ) soru edatından sonra gelirler; zait harf-i cerlerden بِ) ) harf-i cerinin mecrûru nekre olur. Aşağıdaki örneklere dikkat ediniz.
Parantez içinde harf-i cerlerin cümleden düşürülmesinden sonra cümlelerin durumları da gösterilmiştir:
Bize kimse gelmedi. ( 1. ماجَاءَنا مِنْ أحَدٍ (ما جاءنا أحَدٌ
Kaçmak cesaret değildir.( 2. لَيسَ الهرُُوبُ بِشَجاعَةٍ (ليسَ الهرُُوبُ شَجاعَةً
Hiçbir şey onun benzeri değildir. .( 3. ليسَ كَمِثْلِهِ شيءٌ (ليس مِثْلَهُ شيءٌ
4. هَلْ رَأيْتَ مِنْ أحَدٍ؟ (هَلْ رأيْتَ أحَداً)
5. لا تُدْخِلْ عَلّيَ مِنْ أحدٍ (لا تُدْخِلْ عليّ أحداً)
Harf-i cerlerin müte‘allakları ile ilgili olarak M. Meral Çörtü (İstanbul:2009) Arapça Dilbilgisi (Nahiv) kitabına bakınız.
Aşağıdaki cümlelerde harf-i cerlerin müte‘allaklarını belirtiniz.
1. اِبْتَعِدْ عَنِ السُّكَّرِ.
2. ذَهَبَ الطُّلابُ إلى المدَْرَسَةِ.
3. ما جاءَنَا مِنْ بَشِيرٍ.
4. سَعِيدٌ في الغرفةِ يَقْرأُ القرآنَ.
5. عائشةُ في المصَُلّى تُصَلّي الصلاةَ.
Harf-i Cerlerin Geçişsiz Fiilleri Geçişli Yapması
Bazı harf-i cerler geçişsiz fiilleri (lâzım) geçişli fiillere (müteaddi) dönüştürmektedirler. Geçişsiz fiiller özneleri ile anlamları tamam olan, mef‘ûle ihtiyaç duymayan fiilerdir. Bazı harf-i cerler geçişsiz fiilleri geçişli hale getirmektedir. ( ذَهَبَ أحمدُ ) “Ahmet gitti” cümlesinde ( ذَهَبَ ) fiili geçişsiz bir fiildir. (. ذهَبَ أحمَْدُ بِالْمَرِيضِ إلى الطبيب ) “Ahmet hastayı doktora götürdü” dediğimizde ise ( بِ) cer harfi fiilin anlamını “götürdü” şeklinde değiştirmekte yani fiili geçişli hale getirmektedir.
Aşağıdaki örnekte de yine geçişsiz fiil harf-i cer vasıtasıyla geçişli hale gelmektedir:
Ahmet geldi. . أتَى أحمدُ
Ahmet kitaplarını getirdi.. أتى أحمدُ بِكُتُبِهِ
Fiiller birlikte kullanıldıkları harf-i cerlere göre farklı anlamlar kazanmaktadırlar. Bu sebeple fiillerin anlamlarına bakarken kullanıldığı harfi cerle birlikte kazandığı anlama dikkat edilmelidir. Sözlüklerde fiiller
kullandıkları harf-i cerlere göre anlamlandırılmıştır. Sıra Sizde 3: Aşağıdaki cümlelerde boş bırakılan yerlere gelebilecek uygun harf-i cerleri listeden seçiniz. Harf-i cerleri seçerken sözlükten yararlanınız.
(بِ ، عَنْ ، عَلَى ، إلَى ، عَنْ)
1. شَعَرَ هِشامٌ ….ألٍَم شَديدٍ في صَدْرِهِ.
2. تَغَيَّبَتْ عائشَةُ ….الْمَدْرَسَةِ مُنْذُ يَوْمَيْنِ.
3. أبْعَدْتُ الطِّفْلَ …. طَرِيقِ السَّيَّاراتِ.
4. يَحْرِصُ الْمُسْلِمُ …. رِضاءِ رَبِّهِ.
5. اسْتَمَعَ الطُلابُ …. الأُسْتاذِ بِدِقَّةٍ.
Mecrûr İsimlerin İrâbı
Harf-i Cerler her türlü ismin başına gelip onları mecrûr yaparlar. İsimlerin mecrûr olma şekilleri farklı farklıdır. İsimler yapılarına göre farklı şekillerde mecrûr olurlar. Burada isim türlerine göre mecrûr oluş biçimleri üzerinde durulacaktır.
1. Müfred müzekker ve müennes (tekil eril ve dişil) isimler, cem-i teksirler (kuralsız/kırık çoğullar), cem-i müennes sâlimler (kurallı dişil çoğullar) kesra ile mecrûr olurlar. Bu isimlerin başlarına gelen harf-i cer sebebiyle sonları kesra ile harekelenir:
(Ali nehirde yüzdü.). سَبَحَ عَلِيٌّ في النَّهْرِ
(Tarlada iki çiftçi vardır.) . في الْمَزْرَعَةِ فَلاَّحانِ
(Adam kumların üzerine uzandı.) . رَقَدَ الرّجُلُ على الرِّمالِ
ألْقَى الْمُدِيرُ الخطابَ على الْمُوَظَّفاتِ.
(Müdür bayan memurlara konuşma yaptı.)
Birinci örnekte ( النَّهْرِ ) kelimesi müfred müzekker, ikinci örnekte ( (الْمَزْرَعَةِ kelimesi müfred müennes, üçüncü örnekte ( الرِّمالِ ) kelimesi cem-i teksir, dördüncü örnekte ( الْمُوَظَّفاتِ ) kelimesi cem-i müennes salim olup bu isimlerin hepsi başlarına gelen harf-i cerler sebebiyle kesra ile mecrûr olmuşlardır.
2. Tesniye müzekker ve müennes (eril ve dişil ikil) isimler cezimli “ya- ” يْ ile mecrûr olurlar:
(Ödül iki kazanana verildi) . قُدِّمَتْ الجائزةُ لِلفائِزَيْنِ
سَلَّمْتُ على الطالِبَتَيْنِ في الحَدِيقةِ.
(Bahçedeki iki bayan öğrenciye selam verdim)
Birinci örnekte yer alan ( لِلفائِزَيْنِ ) kelimesi tesniye müzekker, ikinci örnekteki ( الطالِبَتَيْنِ ) kelimesi tesniye müennes yapısında isim olup her iki isim başlarına gelen harf-i cer sebebiyle cezimli ( يْ) ile mecrûr olmuşlardır.
3. Cem-i müzekker sâlimler (kurallı eril çoğullar) sakin “ya- ي ” ile mecrûr olurlar:
(Avukat sanıkları savunuyor). يُدَافِعُ الْمُحامِي عَنِ الْمُتَّهَمِين
(Müdür yeni memurları övdü). أَثنَى المدُِيرُ على الموَُظَّفِين الجُدُدِ
Birinci örnekte ( المتَُّهَمِين ) kelimesi ( المتَُّهَم ) kelimesinin çoğuludur, cem-i müzekker sâlimdir, başına gelen ( عَنْ ) harf-i ceri sebebiyle sakin “ye” ( (ي harfi ile mecrûr olmuştur. İkinci örnekteki ( الموَُظَّفِين ) kelimesi ( (الموَُظَّف kelimesinin çoğuludur, cem-i müzekker sâlimdir, sakin “ye” ( ي) ile mecrûr olmuştur.
4. İsm-i mevsuller, zamirler, ism-i işaretler, soru isimleri (esmâu’listifhâm) gibi mebnî isimler, son harekeleri üzerine mebnî (harekesi hiç değişmeyen) oldukları için başlarına harf-i cer geldiği zaman mahallen mecûr
olurlar.
(Ailem ziyaretine gelene sevinir.) تَفْرَحُ أُسْرَتِي بِمَنْ يأتِي لِزِيارَِ
(Top oynayanlara selam verdim.). سَلَّمتُ على الذين يَلْعَبُون كُرَةَ القَدَمِ
(Çalışman gerekir.). يَجِبُ عَلَيْكَ أنْ تَجْتَهِدَ
(Bu adamlardan uzaklaştım). اِبْتَعَدْتُ عَنْ هؤلاء الرِّجالِ
(Halit bu mescite gitti.). ذَهَبَ خالِدٌ إلى هذا المسَْجِدِ
(Bunu niçin yaptın?) ؟ لِمَ فَعَلْتَ هذا
(Bu yaz nereye seyahat ediyorsun?)؟ إلى أيْنَ تُسافِرُ هذا الصيْفَ
Yukarıdaki örneklerden birinci örnekte ( مَنْ ) kelimesi, ikinci örnekte ( (الذين kelimesi ism-i mevsul olup harekesi hiçbir surette değişmeyen mebnî kelimelerdendir. Başlarına gelen harf-i cerler sebebiyle mecrûr olmuşlardır, ancak mebnî oldukları için mahallen mecrûr kabul edilmişlerdir. Üçüncü ve dördüncü örnekte harfi cer zamirin başına gelmiştir. Zamirler mebnî isimlerdendir. Üçüncü örnekte ( كُمْ ) zamiri başında bulunan ( لَ ) harf-i ceriyle, dördüncü örnekte ( كَ) zamiri ( على ) harf-i ceriyle mecrûr olmuştur, ancak zamirler mebnî oldukları için mahallen mecrûr olmaktadırlar. Beşinci örnekte bulunan ( هؤلاء ), altıncı örnekte bulunan ( هذا ) kelimeleri ism-i işarettirler, mebnî isimlerdendirler. Başlarına gelen ( عَنْ ) ve ( إلى ) harf-i cerleri ile mecrûr olmuşlardır. Ancak mebnî oldukları için mahallen mecrûrdurlar. Yedinci ve sekizinci örneklerde harf-i cerler soru isimlerinin başlarına gelmişlerdir. Soru isimleri mebnîdirler. Yedinci örnekteki ( ما ) başına gelen ( لِ ) harf-i ceriyle, sekizinci örnekte ( أيْنَ ) soru isimi ( إلى ) harf-i ceriyle mecrûr olmuşlardır. Mebnî oldukları için mahallen mecrûrdurlar.
5. Maksûr isim son harfi elif olup kendisinden önceki harfin harekesi fetha olan isimdir. Maksûr isimler elif harfinde mukadder (var sayılan) kesra ile mecrûr olurlar. Menkûs isim son harfi “ya” ( ي) olup kendisinden önceki harfin harekesi kesra olan isimdir. Menkûs isimler “ya” ( ي) harfinde mukadder kesra ile mecrûr olurlar.
Çoban sopayı tuttu . أمْسَكَ الرّاعِي بالْعَصا
Hastanede birçok doktor vardır . في الْمُسْتَشْفى كَثِيرٌ من الأطِبّاءِ
Musa (a.s.) vadiye doğru geldi . أقْبَلَ مُوسى عليه السلام إلى الوادِي
Postacıdan mektubu aldım . أخَذْتُ الرسالة مِنْ ساعِي البَرِيدِ
Yukarıdaki cümlelerde birinci cümlede ( الْعَصا ) kelimesi, ikinci cümlede الْمُسْتَشْفى) ) kelimesi ism-i maksûrdur. Başlarına gelen ( بِ ) ve ( في) harf-i cerleri ile mecrûr olmuşlardır. Ancak bu iki ismin sonunda bulunan elif kesra harekesinin okunmasına mani olduğu için mukadder kesra ile mecrûrdurlar. Üçüncü örnekte ( الوادِي ) kelimesi, dördüncü örnekte ( ساعِي ) kelimeleri ism-i maksûr olup başlarına gelen ( إلى ) ve ( مِنْ ) harfi cerleri ile mecrûr olmuşlardır. Ancak kelimelerin sonunda bulunan ( ي) harfi harekenin ortaya çıkmasına engel olduğu için mukadder bir kesra ile mecrûrdurlar.
6. Harf-i cerler fiillerin başlarına gelmezler, bu yüzden fiillerin irâb yönünden mecrûr olma durumları yoktur. Ancak fiili muzârilerin başına ( (أنْ mastar harfi geldiği zaman fiili muzârileri bu harf mensûb yaptığı gibi anlamını da mastara çevirmektedir. Bu tür mastarlara te’villi mastar (masdarı müevvel) adı verilmektedir. Fiili muzârinin başına açık olarak veya gizli olarak ( أنْ ) harfi gelmektedir. ( حَتّى،لِ ) harfi cerlerinden sonra gelen fiili muzârilerde gizli ( أنْ ) mastar harfi bulunduğu kabul edilmektedir. Bu tür fiili muzâriler açık veya gizli ( أنْ ) harfi ile mansûb olmakla birlikte mastar hükmünde oldukları için başlarına gelen harf-i cer sebebiyle mahallen mecrûrdurlar.
(Kurtarmak için ona koştum). أسْرَعْتُ إليهِ لِأُنْقِذَهُ
أذهبُ إلى المكتبةِ لِأشْتَرِيَ بعض الكتبِ.
(Birkaç kitap almak için kitapçıya gidiyorum)
Birinci örnekte ( لِأُنْقِذَهُ ) fiili muzârisi ( لِ ) harf-i cerinden sonra gelen gizli أنْ) ) ile mensup olmuştur. Ancak fiili muzâri gizli ( أنْ ) ile te’villi mastara dönüştüğü için başına gelen harf-i cer sebebiyle mahallen mecrûrdur. İkinci örnekte geçen ( لِأشْتَرِيَ ) fiili muzâri gizli ( أنْ ) ile mansûb olmuş, bu harfle te’villi mastara dönüştüğü için başına gelen harf-i cerle mahallen mecrûr olmuştur.
7. Harf-i cerler esmâ-i hamse (beş isim) dediğimiz ( (أبٌ، أخٌ،حَمٌ، فَمٌ ،ذُو kelimelerinin başlarına geldiklerinde bu kelimeleri harf ile mecrûr yapmaktadırlar. Ancak bu kelimeler müfred (tekil) olup mütekellim “ya”sı ي) ) dışında bir kelimeye muzaf oldukları zaman irabları harf ile olmaktadır. Bu şartları taşıyan yukarıdaki beş isimden birinin başına harf-i cer geldiği zaman bu isimler sakin “ya” ( ي) harfi ile mecrûr olmaktadırlar.
Dün kardeşine uğradım. مَرَرْتُ بِأخِيكَ أمسِ
Her şeyde babana dayanma. لا تَعْتَمِدْ على أبيك في كلِّ شئٍ
Birinci örnekte ( أخيكَ ) kelimesi beş isimden biri olup ( كَ) muhatap zamirine muzaf olmuştur, başına gelen ( بِ ) harf-i ceri sebebiyle sakin ( ي) harfi ile mecrûr olmuştur. İkinci örnektedi ( على أبِيكَ ) kelimesinin irâbı da öncekikelime gibidir.
Harf-i Cerler ve Cümleye Kattıkları Anlamlar
Harfi cerlerin tek başlarına anlamları olmamakla birlikte cümle içinde kullanıldıklarında cümleye bazı anlamlar kazandırırlar. Burada kısaca cümlelere kazandırdıkları bu anlamlar üzerinde durulacaktır.
بِ) ) : Müte‘allakını mecrûruna bağlama, bitiştirme; vasıta ve araç olma; sebep-neden anlamlarını ifade eder; fiili geçişli yapar; yer ve zaman zarfı gibi anlamlara gelir. Arapça cümleyi Türkçeye çevirirken bu harf genellikle ile, için, sebebiyle, -e, -a, -de, -da, vasıtasıyla, -den, için, -den dolayı gibi gibi eklerle çevrilir:
(Dün fakülteye uğradım). مَرَرْتُ أمسِ بِالْكُلِّيَّةِ
(Dersi bilgisayarla(vasıtasıyla) yazdım). كَتَبْتُ الدرسَ بالحاسوبِ
(Öğrenciler yaz tatiline (nedeniyle) sevindiler). فَرِحَ الطلابُ بالعطلةِ الصّيْفيّةِ
(Hasta kliniğe gitti). ذهب المريض إلى العيادَةِ
(Hastayı kliniğe götürdüm). ذهبْتُ بالمرَِيض إلى العيادة
(Mescitte oturdum. -Mekân zarfı anlamında-). جلستُ بالمسَْجِدِ
الدّيْنُ هَمٌّ بالليلِ وذُلٌّ بالنّهارِ.
(Borç gece vaktinde tasa, gündüz ise zillettir. -Zaman zarfı anlamında-) مِن) ) : Bu harfi cer zaman ve mekân yönünden fiilin başlaması; bir bütünden bir miktar bildirme; sebep bildirme; tür bildirmede kullanılır. Mecrûr isme –den, -dan, -in, -un, -nin, -nun, -nın bazısı, -den bazısı, -e mahsus, -e ile ilgili, -den itibaren, -den dolayı, -ın yüzünden anlamlarını kazandırır:
(Öğrenci fakülteden eve kadar yürüdü). مَشَى الطالِبُ مِنْ الكُلِّيةِ إلى بَيْتِهِ
(Ahmet Cuma günü hasta oldu). مَرِضَ أحمدُ مِنْ يَومِ الجُمعَةِ
(Zenginliğin bir miktarını fakirliğe sakla). اِدَّخِرْ مِنْ غِناكَ لِفَقْرِكَ
(Çocuk karnındaki ağrı sebebiyle ağladı). بكَى الوَلَدُ مِنْ الوَجَعِ في بَطْنِهِ
(Ahmet annesine altın(dan) bir yüzük aldı). اِشْتَرَى أحمدُ لِأُمِّهِ خَاتَماً مِنْ ذَهَبٍ
إلَى) ) : Zaman ve makân açısından bitişi; yönelme; parçalara ayırma; ait, mahsus, yanında anlamlarından kullanılır. Çevirirken kelimeye –e, -a, -ye, – ya, -e doğru, -e kadar, ile, beraber, göre, nezdine anlamlarını ifade eder: (Bu gece güneş doğana kadar uyudum). نِمْتُ هذه الليلةَ إلى طُلُوعِ الفَجْرِ
(Seni akşama kadar bekledim). اِنتَظَرْتُكَ إلى الْمَسَاءِ
(Ahmet çarşıya doğru yürüdü). سَارَ أحمَدُ إلى السُّوقِ
(Kitap bir takım bölümlere ayrılıyor). يَنْقَسِمُ الكِتابُ إلى فصولٍ
(Koca ailenin çobanıdır, işi ona aittir). الزَّوجُ راعي الأُسْرَةِ وأمْرُها إليهِ
(Dinlenmek için ağacın yanına gittim). ذَهَبْتُ إلى الشجَرَةِ لِأَسْتَرِيحَ
عَنْ) ) : Uzaklaşma, ayrılma; bir şeyin kaynağı, çıkışı; sebep, neden anlamlarına kullanılır. Mecrûra –den, -dan, tarafından, -e dair, -e nazaran, yoluyla, -nin nakliyle, sonra, -den dolayı anlamlarını kazandırır:
(Öğrenciler okuldan uzaklaştılar). ابْتَعَدَ الطُّلابُ عَن المَدرَسَةِ
(Haberi öğrencilerden duydum). سَمِعْتُ الخَبَرَ عن الطلابِ
(Sana beni istediğin için geldim). حَضَرتُ إليكَ عَنْ طَلَبٍ مِنك
عَلَى) ) : Üstünde, üzerinde; uzaklık; sebep bildirir. Mecrûra üzerinde, üstünde, içinde, -e, -a, -de, -da durumunda, sebebiyle anlamlarını katar:
(Baba kanepenin üstünde oturuyor). يجلِسُ الأبُ على الأريكةِ
(Orman beşyüz metre uzaktadır) . تَقَعُ الغابةُ على خمَْسِمِائةِ مِتْرٍ
(İyilik yapana iyiliği için teşekkür ediyorum). أشْكُرُ المحُْسِنَ عَلَى إِحْسانِهِ
لِ) ) : Sahiplik; ait olma, ona özel olma; sebep, neden anlamlarını ifade eder. Mecrûra için, adına, sebebiyle, -den dolayı, maksadıyla anlamlarını katar:
(Hocanın birçok kitabı vardır) . لِلأُسْتاذِ كُتُبٌ كَثِيرَةٌ
(Hamd, Allah’a mahsustur) . الحَمْدُ لِلهِ
(Kazanmak ihtiyacı karşılamak için zorunludur) . الاِكْتِسابُ ضَرُورِيٌّ لِدَفْعِ الحاجةِ
فِي) ) : Mekan ve zaman zarfı; sebep; beraber ve birlikte anlamlarında kullanılır. İçinde, -de, -da, -e dair, ile ilgili, için, uğruna, birlikte anlamlarınıkazandırır:
(Hoca odasında oturuyor). يَجْلِسُ الأستَاذُ في غُرْفَتِهِ
(Sabahleyin bürosuna gitti) . ذَهَبَ إلى مَكْتَبِهِ في الصباحِ
(Adam hapse hırsızlık yüzünden girdi.). دَخَلَ الرجُلُ السِّجْنَ في السَّرِقَةِ
(Başkan maiyetiyle birlikte çıktı). خرَجَ الرئيسُ في مَوْكِبِهِ
كَ) ) : Benzetme ve detaylandırma için kullanılır. Gibi, benzer, şekilde, şeklinde gibi anlamları kazandırır:
(Halit aslan gibi atıldı) . وَثَبَ خالدٌ كَالأَسَدِ
الفَواكِهُ كالعِنَبِ والبرُتُقالِ والتُّفَاحِ مُفِيدَةٌ لِلصِّحَةِ.
(Üzüm, portokal, elma gibi meyveler sağlığa yararlıdır)
حَتَّى) ) : Zaman ve mekânda bitişi, sona varışı bildirir. Genellikle –e, -a, – de, -da, -e kadar, -ıncaya kadar, -ene dek gibi anlamlar kazandırır:
(Sabaha kadar maçı izledik) . شاهَدْنا الْمُباراةَ حتّى الصُبحِ
(Tepeye kadar yürüyeceğim) . سَأَمْشِي حَتَّى الرَّبْوَةِ
رُبَّ) ) : Çokluk veya azlık bildirir. Belki, nice, birçok, pek az, nadiren gibi anlamları kazandırır:
(Çok az faziletli adamla karşılaştım.) . رُبَّ رَجُلٍ فاضِلٍ لَقِيْتُهُ
(Nice ilim sahibine fayda vermemiştir.) . رُبَّ عِلمٍ لم يَنْفَعْ صاحِبَهُ
مُذ، مُنْذُ) ) : Bu iki harf-i cer –den beri, -den bu yana, itibaren anlamlarında kullanılırlar:
(Cuma gününden beri onu görmedim) . ما رَأيْتُهُ مُذْ يَوْمِ الجُْمعَةِ
(Onunla üç günden beri konuşmadım) . لَمْ أُكَلِّمْهُ مُنْذُ ثَلاَثَةِ أَيَّامٍ
واوُ القَسَمِ) ) : Yemin vavıdır, vallahi, andolsun, yemin ederim ki gibi anlamlar içerir:
(Vallahi mektubu okumadım) . واللهِ ما قَرَأتُ الرِّسَالَةَ
Harf-i cerlerin önlerindeki isimlere etkide bulunup mecrûr yapabilmeleri için harf-i cerle mecrûr isim arasına başka bir kelimenin girmemesi gerekir. Harf-i cerle ismi arasına başka bir kelime girdiği zaman harf-i cerler o isme etkide bulunup mecrûr yapamazlar.