Yıl: 2012

  • 2013 yılında da yeterlilik sınavı yapılacak

     2013 yılında da yeterlilik sınavı yapılacak

    Dinihaberler sitesinin haberine göre 2013 yılında da yeterlilik sınavı yapılacak

    Haber merkezinin edindiği bilgiye göre 2013 yılında da yeterlik sınavlarının yapılacağı öğrenildi. Diyanet’in 2013 yılı sınav takvimi doğrultusunda Şubat-Mart ayı içerisinde yapılması beklenilen sınav başvuruları için Diyanet İşleri Başkanlığı ve EĞİTEK arasında protokol yapılacağı edinilen bilgiler arasında bulunmaktadır. 

    Yeterlilik sınavı girmek isteyenler için, yeterlilik başvuru tarihi EĞİTEK ile yapılacak görüşmelerden sonra olacağı öğrenilirken Sınava girmek isteyenler şimdiden çalışmalara başlarsa, önümüzdeki yılın şubat ayına güçlü bilgilerle girmiş olacaktır. Yeterlik sınavına girmek isteyenlerin bu konudaki haber ve duyuruları taklip etmeleri gerekir.

  • Hatipoğlu:Teröre karşı inadına İslam kardeşliği

    Bu binanın kurulmasındaki en güçlü unsur hiç şüphe yok ki inen Kur’an ayetleriydi. Toplumu vahiy düzeltti, Hz. Peygamber (sav) idare etti. 
    İlk iki halifeden sonra birlik zedelendi. Çünkü yabancı unsurlar – yeni müslümanlar – Medine’de ve diğer şehirlerde temiz yapıyı bulandırdılar. Safiyeti bozdular. Hz. Osman’ın şehit edilmesinden sonra da bir türlü esenlik gelmedi. İç çatışmalar, kaos ve fitne vahyin kurduğu birliği bozdu. 
    Peki Hz. Peygamber (sav) bu yapıyı nasıl sağladı? Daha doğrusu bir ülkenin halkının İslam beldesinin iyi olması yetiyor mu? Dışardan fitne gelmiyorsa, kirli eller fitneyi tetiklemiyorsa evet. Ama orada başka şerler varsa o zaman tedbir de farklılaşır. 

    Ensar – Muhacir birlikteliği 
    Mekkeliler ve Medineliler farklı iki halktı. Adetleri, gelenekleri, yapıları hayli farklıydı. Hz. Peygamber bu iki kavmin farklılığını arada ‘ailesel bağlar’ kurarark aştı. Kardeş aileler oluşturdu. Her Medineli’ye bir Mekke’li arkadaş, Mekke’li aile götürdü. 

    Mekkeliler bu ‘kardeş aile’ yapısına ihanet etmediler. Medineliler de kardeşlerinden bir şey esirgemediler. Hayatlarının sonuna kadar kardeş aile sistemi devam etti. 

    EVS – Hazrec barışı 
    Medine’li iki kabile arasında tarihsel bir kavga vardı. Evs ve Hazrec iki düşman aşiret havasındalardı. Medine’nin ilerki yıllarında bile bu zor aşıldı. Hz. Peygamber bu asırlık kavgayı da bitirdi. Birebir görüşerek. Aradaki evlilik bağlarını güçlendirerek. 

    Dini bilinç yükselirse 
    Yakın coğrafyamızdaki savaşlar, katliamlar gösteriyor ki artık mezhepsel hassasiyetler, din hassasiyetinin üzerinde seyrediyor. Mezhebi için kendi dinine! Mensup rakibini öldürüyor. Veya sırf kendi mezhebinden değil diye mazluma yapılan zulme göz yumuyor. Manzara bu. 

    Bilinç yüzdesinin yükseltilmesi gerekiyor. Bu sadece bizim değil, bütün islam aleminin ihtiyacıdır. 
    Bizim yeniden oturup bu en yüce ortak paydayı gözden geçirmemiz lazım. Bunun ırklardan, mezheplerden, meşreplerden, aşiretlerden, siyasi tercihlerden, politik manevralardan daha hayati ve lazım olduğunu anlatmamız lazım. 
    Bu lazım olan şey; diyanetin de, başka kurumların da boyutunu aşar. Burada herkes olmalı. Her cemaat, her inanan, her vicdanlı, her insan olan, her merhameti olan, her anne olan, her evşladını düşünen, velhasıl halkın tümü olmalı. Halk olmalı, çünkü bu terörü halk oluşturmadı ama bu terörü halk bitirir. 
    Bunu unutmamak lazım. Düne kadar aşiretini, ırkını inancının altında sayan insanlar vardı. Ama bugün ise bazı insanlar vardır ki bunlar ciddi bir yekun oluşturuyor ve büyük bir kalabalığa ulaşmış durumdalar. Bu insanlar ırkını, dilini, aşiretini mezhebinini ,meşrebini dininin önünde sayıyor. Din kardeşliğine değil, ırk, aşiret, kavmiyet, vs hassasiyetini inancının önüne koymuş durumda. Elbet halkın ekserisi böyle değil. Ama bunu temsil eden bir kalabalık var ve bu kalabalık dine karşı kendince argümanlar oluşturmuş ve gardını almıştır. Bunu görmek lazım. 

    Kalp ıslah olmadan beden düzelmez 
    Bu kalabalığın nerede olduğu, adının ne olduğu önemli değil. Peki bu kalabalık kaybedilmiş bir kalabalık mı? Elbette ki hayır. Üstü küllenmiş. Samimiyet gördüğünde geri döner. Sevgi gördüğünde, şapkasını önüne alır düşünür. Çünkü o da tedirgin, o da tereddütlü. Çünkü onun da canı yanıyor. Bizim problemi çözerken, Hz. Ömer’in de dediği gibi ‘içimizi ıslah etmemiz’ lazım. O düzelmedikçe bir şey düzeltemeyiz. Düşmüşe, yanlış düşünene, yanlışa sapmışa el atılmalı. 

    Padişah ve genç çocuk örneği 
    Tasavvufun büyüklerinden Abdullah Dehlevi hazretleri garip ve manidar bir hikaye anlatır; 

    Padişahın biri hastalanır. Doktorlar çare bulamazlar. Derler ki, şu özellikte bir genç çocuk bulunup katledilecek. Onun kanıyla tedavi olacaksınız. Padişah şeyhülislamdan fetva ister. O da umumun – genelin – menfaati için çocuğun katline fetva verir. Sonunda bu özellikte bir çocuk bulurlar. Baba ve annesini de büyük paralarla razı ederler. Çocuk getirilir. Öldürülecek. Divana gelen çocuk gülmeye başlar. 
    Padişah garipser. Der ki çocuğa; birazdan öleceksin. Neden gülüyorsun? Çocuk kendisinden beklenmeyecek olgunlukta şöyle cevap verir; ben neden gülmeyeyim ki? Halimi görüyorsun. Bir çocuk bir tecavüze uğrarsa anne ve babasına kaçar. Görüyorum ki benim annem ve babam beni satmışlar. 
    Sonra şeyhülislama – ulemaya – koşar. Görüyorum ki ulema da benim katlime fetva vermiş. En son da padişaha koşar. Başka çaresi kalmamıştır. Ama bakıyorum ki padişah da kendi hayatı için benim kanımı heder etmeye hazır. Yapacak birşeyim kalmadı. Sizin bu halinize gülüyorum. 
    Padişah bu sözlerden etkilenir. Ben ölsem de bu çocuğun kanı akmayacak der. Çocuğa para ödeyerek gönderir. Kendisi de Allah’ın lütfuyla şifa bulur. 
    Şah Abdullah Dehlevi bu olaydaki çocuğu İslam olarak tanımlar ve yorumlar. Çağına göre yorumlar. Bugün, çocukla temsil edilen dindir, islam kardeşliğidir. Çocuğun kanına ihtiyaç duyanlar ise emperyalist güçlerdir. Silah tüccarlarıdır. Müslüman kanından nemalananlardır. Padişah işte bu şer güçlerdir. 
    Çocuğun baba ve annesi kendi ülkelerini kana bulayan, insanlarını öldüren, insan hayatını hiçe sayan ve ülkelerini geri bırakan çağdaş ve sözde islam liderleridir. 
    Ulema da bütün bunlara sessiz kalan insanlardır. Menfaatini dini haline getiren sahte davetçilerdir. Şuna inanmamız ve inandırmamız lazım ki; bize en şiddetli düşmanlığı yapanı dahi sahile çıkaracak olan biziz. İnsanımızı kazanarak yanlışlık ve şer içinde olanları mağlup edebiliriz. 
    Not: Bu vesile ile hem Gaziantep’te ve hem de Uludere’de kazada hayatını kaybeden kardeşlerimize rahmet diliyorum.

    ***
    Sorular
     1- Şehitler nerdeler, nasıllar o âlemde?
    Şehitler nerede, nasıldır cümlesiyle ifade ettiğiniz sorunuzu Bakara suresinin 154. ayetiyle Ali İmran suresinin 169-170. ayetleri açıklamakta, onların gerçekte ölmedikleri vurgulanmaktadır. Zira ölüm denilen hakikatin ruha değil bedene geldiği, ruhun bedenden ayrıldıktan sonra ölmeyeceği Allah’a imanı olanlar için bilinen bir gerçektir. Şehitlerin Allah rızası için canını feda etmeleri ve Allah indinde büyük nimetler görmekte olmaları, ilahi bir takdir ve lütuftur. Dünyamızda yaşayan yığın yığın insanlar ne şekilde olursa olsun bu dünyada yaşamayı gaye edinip onu elden çıkarmamak için çoğu zaman insanlıkla bağdaşmayacak düşük yaşantılara ve zillete katlanmayı kabullenirken, yüce bir gaye uğruna en değerli varlıkları olan hayatlarını feda eden yüksek ruhlu şehitlerimiz, Allah nezdindeki ulvi yaşantıya öncelikle layıktırlar.
     2- Zina yapan kişi ne yapmalıdır?
    İslam dininde kesin olarak yasaklanmış büyük günahlardan birisi de zinadır. Zina fiili öteden beri ahlak ve hukuk düzenlerinin ve aile yuvalarının yıkılmasına neden olmaktadır. Bu bakımdan Kur’an-ı Kerim’de “Zinaya yaklaşmayın. Zira o, bir hayasızlıktır ve çok kötü bir yoldur” (İsra 32) buyurulmaktadır. Zina eden kimse derhal tövbe etmeli, Yüce Allah’tan af dileyip günahının bağışlanmasını istemelidir. Dinimiz, kişilerin cinsel ihtiyaçlarının meşru bir şekilde giderilmesini öngörmektedir. Cinsi ihtiyacın giderilmesinin meşru yolu evlenmektir.

     3- Ötanazi dinen yasak mı? 
    İslam dinine göre kişinin kendi canına kıyması (intihar) yasak olduğu gibi, tıbbi verilere göre yaşama ümidi kalmamış veya şiddetli acılar hisseden bir insanın yaşamına bir başkasının eliyle son verilmesi talebi olan ötanazi de yasaktır. Zira son saniyede bile herhangi bir tedavi gelişebilir. Hayattan ümit kesmek doğru değildir. 

     4- Kadınların özel hallerinde (âdet ve loğusalık) yapamayacakları şeyler nelerdir? Kadınlar regl (hayız) ve loğusalık hallerinde, cinsel ilişkide bulunamaz (Bakara 2/222), namaz kılmaz, oruç tutmazlar (Buhari, hayz 1; Müslim, hayz 14-15). Bu konuda müçtehitler görüş birliği içindedirler. Kadınlar regl (hayız) ve loğusalık hallerinde kılmadıkları namazları daha sonra kaza etmez, ancak oruçları kaza ederler. Kadınların bu hallerinde, namaz ve oruçtan muaf tutulmaları, onların pis olmalarından değil, psikolojik ve fizyolojik yüklerini hafifletme amacına yöneliktir. Diğer taraftan kadınlar, bu hallerinde müçtehitlerin büyük çoğunluğuna göre Kâbe’yi tavaf edemezler. İslam, kadını bu durumda manen ve maddeten temiz ve duru kabul eder. Ancak ibadet konusunda yükümlü kılmak istemez, rahatlatmak ister.
    ***
    Bir dua 
    Ey Rabbim! Ey daima diri olan ve kainatı ayakta tutan! Ey semaları ve arzı bütün güzellikleriyle yaratan! Ey celal ve ikram sahibi Allah! Bizi, sana layık bir ibadete muvaffak eyle! Bizi istikametten ayırma! Sahabenin batıni ve zahıri amelleriyle bizi faydalandır. Dünya ve ahirette onların şefaatlerinden bizi mahrum eyleme. Bizi onlarla haşreyle. Onların yol ve muhabbetinde bizi sabit kıl. Onların ahlakından bizi ayırma. Amin. 

    ***
    Bir hadis
    Resulullah (sav) şöyle buyurdu; “Bizden başkasına benzeyen, bizden değildir. Yahudiler’e ve Hristiyanlar’a benzemeyin!” (Albani Sahihu’l-Cami 5434) 
     
    Nihat Hatipoğlu
    Sabah
  • 2012-2013 İlahiyat Fakültesi Taban Puanları

    Taban puanlar göz önüne alındığında özel üniversitelerinde ilk sıralarda yer almaya başladığını görüyoruz. Özellikle de burslu kontejanları öne çıkıyor ancak bu tercih döneminde de özel üniversitelerin sınırlı burslu kontenjanlarından sonra Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nin (ingilizce ve normal bölümleriyle) en önde olduğunu görüyoruz. Marmara İlahiyat’ın ardından ise yine İstanbul Üniversitesi İlahiyat Fakültesini görüyoruz. 

    Özel üniversitelerde de ilahiyat fakültelerinin açılmaya başlaması taban puan sıralamasında farklı durumlar ortaya çıkarmış gözüküyor. Fatih üniversitesinin Tam Burslu tercih seçeneği en üst sırada yer alıyor. Bu tercihin kontenjanı ise  “6” kişilik bir kontenjan. % 50 burslu tercihine ise “5” kontenjan ayrılmış. Bu tercih seçenekleri sıralamada sapma gibi gözükse de önceki senelerden de bildiğimiz Marmara , İstanbul, Ankara, Konya, Uludağ  sıralaması gözüküyor.

    Bunlara ek olarak bu sıralamadan sonra Yalova İlahiyatı görüyoruz. Yeni kurulmuş bir fakülte olmasına rağmen Yalova İlahiyat Vakfı’nın da desteğiyle fakülteyi tercih eden öğrencilere göz ardı edilemeyecek burs imkanları sağladığını duyurmuştu. Bu burs imkanlarının fakülteyi tercih sırasında bu sıraya taşıdığını söylemek güç olmaz.

    Bu sene en yüksek puanla yerleşilen fakülte ise 526,59485 puanla Marmara İlahiyat Fakültesi oldu.  

    Taban puanı düşük olan fakültelerin ise doğu illerimizde yer alan ilahiyat fakülteleri yer alıyorlar.

     

    2012-2013 yerleştirme sonuçlarına göre İlahiyat Bölümü olan üniversitelerin taban ve tavan puanları, kontenjanları

     

    Üniversite Adı Programın Adı Puan Türü Kont. En Küçük Puanı En Büyük Puanı
    Fatih Üni. İlahiyat Fakültesi (Tam Burslu) YGS-4 6 467,36515 477,53812
    Marmara Üni. İlahiyat (İngilizce) YGS-4 31 448,23325 491,10177
    Fatih Üni. İlahiyat Fakültesi (%50 Burslu) YGS-4 5 447,73666 463,23920
    Marmara Üni. İlahiyat YGS-4 205 428,79376 526,59485
    İstanbul Üni. İlahiyat (İngilizce) YGS-4 52 420,15423 460,80347
    Ankara Üni. İlahiyat (İngilizce) YGS-4 31 415,66995 481,05208
    İstanbul Üni. İlahiyat YGS-4 185 411,09644 472,67097
    Nec. Erbakan Üni. İlahiyat YGS-4 154 406,55702 478,96430
    Marmara Üni. İlahiyat (İÖ) YGS-4 205 400,17826 431,56598
    Uludağ Üni. İlahiyat YGS-4 205 398,24203 462,38748
    Yalova Üni. İlahiyat (Arapça) YGS-4 62 395,73032 470,00960
    Ankara Üni. İlahiyat YGS-4 205 393,89190 498,04733
    İstanbul Üni. İlahiyat (İÖ) YGS-4 185 391,42416 426,76443
    Sakarya Üni. İlahiyat YGS-4 123 388,93831 497,31240
    Erciyes Üni. İlahiyat YGS-4 205 383,09246 510,17957
    Osmangazi Üni. İlahiyat YGS-4 67 381,34610 430,22399
    Nec. Erbakan Üni. İlahiyat (İÖ) YGS-4 154 380,87716 437,30367
    19 Mayıs Üni. İlahiyat YGS-4 154 378,08332 494,09517
    Uludağ Üni. İlahiyat (İÖ) YGS-4 205 377,79420 449,45415
    Dokuz Eylül Üni. İlahiyat YGS-4 205 376,55398 463,77444
    Karadeniz Tek. Ü. İlahiyat Fakültesi YGS-4 72 375,09446 441,12605
    Çukurova Üni. İlahiyat YGS-4 103 374,95338 452,45588
    Sakarya Üni. İlahiyat (İÖ) YGS-4 123 374,33431 426,26418
    Gaziantep Üni. İlahiyat Fakültesi YGS-4 72 373,12109 445,57950
    Akdeniz Üni. İlahiyat YGS-4 62 373,04156 435,12778
    Süleyman Demirel İlahiyat Fakültesi YGS-4 154 370,40543 425,71228
    18 Mart Üni. İlahiyat YGS-4 154 369,81646 409,02156
    Karabük Üni. İlahiyat Fakültesi YGS-4 72 369,43604 454,56108
    Osmangazi Üni. İlahiyat (İÖ) YGS-4 67 368,29763 382,50999
    Hitit Üni. İlahiyat Fakültesi YGS-4 129 367,11889 414,33160
    İnönü Üni. İlahiyat YGS-4 154 366,44599 418,59016
    RTE Üniversitesi İlahiyat YGS-4 103 366,09734 481,01662
    Fatih Üni. İlahiyat Fakültesi YGS-4 49 364,57857 430,83057
    Erciyes Üni. İlahiyat (İÖ) YGS-4 205 364,05880 417,96105
    Atatürk Üni. İlahiyat YGS-4 257 363,60510 438,88218
    Harran Üni. İlahiyat YGS-4 123 363,49293 446,84684
    Bozok Üni. İlahiyat YGS-4 62 362,81398 382,86898
    Fırat Üni. İlahiyat YGS-4 103 362,72329 405,71827
    Dokuz Eylül Üni. İlahiyat (İÖ) YGS-4 205 362,69564 439,09874
    19 Mayıs Üni. İlahiyat (İÖ) YGS-4 154 361,61289 389,27917
    Erzincan Üni. İlahiyat Fakültesi YGS-4 77 360,95988 428,96943
    Dicle Üni. İlahiyat YGS-4 216 360,94907 477,71438
    Karadeniz Tek. Ü. İlahiyat Fakültesi (İÖ) YGS-4 72 360,69790 429,01857
    Süleyman Demirel İlahiyat Fakültesi (İÖ) YGS-4 154 359,85899 425,55579
    Gümüşhane Üni. İlahiyat Fakültesi YGS-4 82 359,82752 388,99581
    18 Mart Üni. İlahiyat (İÖ) YGS-4 154 359,65736 393,86188
    Karabük Üni. İlahiyat Fakültesi (İÖ) YGS-4 72 358,83542 386,92096
    Çukurova Üni. İlahiyat (İÖ) YGS-4 103 357,91641 396,30320
    Hitit Üni. İlahiyat Fakültesi (İÖ) YGS-4 129 357,13011 373,55379
    Gaziantep Üni. İlahiyat Fakültesi (İÖ) YGS-4 72 356,77657 397,22704
    RTE Üniversitesi İlahiyat (İÖ) YGS-4 103 356,59102 421,94020
    Yüzüncü Yıl Üni. İlahiyat Fakültesi YGS-4 154 356,43005 441,81572
    Bingöl Üni. İlahiyat Fakültesi YGS-4 82 355,22817 429,00592
    Muş Alparslan Üni. İlahiyat YGS-4 62 354,80212 398,19574
    Atatürk Üni. İlahiyat (İÖ) YGS-4 257 354,26426 400,10129
    İnönü Üni. İlahiyat (İÖ) YGS-4 154 354,14395 383,40987
    Gümüşhane Üni. İlahiyat Fakültesi (İÖ) YGS-4 82 352,61678 376,50845
    Harran Üni. İlahiyat (İÖ) YGS-4 123 352,56578 389,88737
    Erzincan Üni. İlahiyat Fakültesi (İÖ) YGS-4 77 352,23281 402,61274
    Fırat Üni. İlahiyat (İÖ) YGS-4 103 352,12285 374,45592
    Iğdır Üni. İlahiyat YGS-4 103 352,07177 397,25061
    Dicle Üni. İlahiyat (İÖ) YGS-4 216 349,99389 437,41526
    Muş Alparslan Üni. İlahiyat YGS-4 62 349,43753 370,43187
    Yüzüncü Yıl Üni. İlahiyat Fakültesi (İÖ) YGS-4 154 348,33504 412,11472
    Muş Alparslan Üni. İlahiyat (İÖ) YGS-4 62 348,08642 406,00728
    Bingöl Üni. İlahiyat Fakültesi (İÖ) YGS-4 82 347,96783 402,22041
    Iğdır Üni. İlahiyat (İÖ) YGS-4 103 347,45965 431,27109
    Şırnak Üni. İlahiyat Fakültesi YGS-4 103 346,43793 380,51235
    Şırnak Üni. İlahiyat Fakültesi (İÖ) YGS-4 103 343,37061 347,59681
    Yakındoğu Üni. İlahiyat Fakültesi (Tam Burslu) YGS-4 60 335,39403 361,61449
  • İstanbuldaki otellere 17 bin Kuran-ı Kerim istediler

     

    İstanbul’daki otellere 17 bin Kuran-ı Kerim

    İstanbul’da faaliyet gösteren turistik oteller, Türkiye Otelciler Birliği’ne (TUROB) başvurarak, İslam ülkeleri ve diğer ülkelerden gelen turistlerin İngilizce tercüme edilmiş Kuranı Kerim talep ettiğini ancak tedarik konusunda sıkıntı yaşadıklarını belirtti. TUROB da otellere yazdığı yazıyla otellerden talep edilen meal sayısını bildirmelerini istedi. 5 yıldızlı otellerin de aralarında yer aldığı çok sayıda otelden 17 bin Kuran-ı Kerim talebi geldi. Turizm müdürlüğüne iletilen konuyla ilgili gerekli hazırlıklar başlatıldı. İstanbul Müftülüğü’nün onayıyla İngilizce tercüme edilmiş 20 bin adet Kuran-ı Kerim basıldı. Arapça ve İngilizce metnin yer aldığı Kuran-ı Kerim çevirileri, talep eden otellere oda sayısı kadar verilecek. Kapaklarına da otelin ismi yazılacak. İstanbul’a son yıllarda gelen turist profilinin değişmesiyle birlikte oteller de altyapılarını yenilemeye başladı. Arap ülkelerinden gelen turistlerin yanı sıra, uzak bölgelerden de gezmeye gelen turistlere göre yeni uygulamalar konuluyor. Yeme, içme konusunda yaşanan değişimlerin ardından yeni bir düzenleme daha yapılacak. Buna göre otellerde çekmece veya dolap içerisinde talep edenin okuyabilmesi için İngilizce tercüme edilmiş Kuran-ı Kerim konulacak.

    MÜŞTERİLER İSTEDİ

    Otel müşterilerinden gelen talepler doğrultusunda TUROB’a sunulan istek İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü’ne iletildi. TUROB otellere mektup yazarak ne kadar Kuran-ı Kerim talep edildiğini sordu. Otellerden gelen taleplere göre 17 bin adet oda için Kuran-ı Kerim istenildi. İstanbul’daki tanınmış otellerin de yer aldığı uzun bir liste ile hangi otelin kaç oda için talepte bulunduğu belirlendi. Sponsor desteğiyle yapılan çalışma doğrultusunda İngilizce çeviri metni ile Arapça metnin bir arada olduğu Kuran-ı Kerim hazırlandı. İstanbul İl Müftülüğü’nden alınan görüş doğrultusunda hazırlanan Kuran mushafları için özel kapak tasarlandı. Buna göre hangi otelden kaç adet talep geldiyse o kadar sayıda mushafa, o otelin ismi yazıldı. 20 bin adet basılacak kitap ücretsiz olarak otellere gönderilecek. Konuyla ilgili Avrupa’da otellerde İncil konulması örneği gözönüne alındı. Otel içerisinde Müslüman müşteri profiline göre yeni düzenlemeler de yapılabilecek. İl Turizm Müdürlüğü’nün ve Otelciler Birliği’nin denetimiyle yürütülecek çalışma kapsamında talep eden otellere yeni Kuranı Kerim gönderilebilecek.

    Sabah

  • Sakarya Üniversitesi, Lisans derslerini 9 dan 5 e Düşürdü

     

     Sakarya Üniversitesi (SAÜ), lisans eğitiminde ortalama 8-9 olan ders sayısını 5’e düşürdü.

    Yeni uygulama, 2012-2013 eğitim döneminde bütün bölümlerde hayata geçirilecek. Rektör Prof. Dr. Muzaffer Elmas, lisans eğitiminde dünyadaki yeni gelişimler konusunda mevcut programlarda önemli değişiklikler yaptıklarını, lisans eğitiminde ders sayısını düşürdüklerini söyledi.

    SAÜ, lisans eğitiminde köklü değişikliğe gitti. Birbirine yakın ve benzer dersler birleştirildi, bazı gereksiz dersler kaldırılarak bölümlere göre ders sayısı neredeyse yarı yarıya düşürüldü.

    Rektör Prof. Dr. Muzaffer Elmas, lisans eğitiminde dünyada yükseköğretimdeki yeni gelişimler ve öğrenci merkezli eğitime geçiş konusunda mevcut programlarda önemli değişiklikler yaptıklarını söyledi. Lisans eğitiminde ders sayısını düşürdüklerini ifade eden Elmas, “Bazı bölümlerde 10’a yakın ders vardı. Yeni uygulamayla bütün lisans eğitiminde ders sayısını 5’e düşürdük. Bütün programlarımızda bu yıldan itibaren bu yeni ders müfredatı ile başlıyoruz. Böylelikle öğrencilerimiz grup çalışmasına, seminere, sunum ve disiplinler arası çalışmalara ve sosyal aktivitelere daha çok zaman ayırabilecek. Burada amaç öğrencilerin kendi alanlarındaki bilgi becerileri yanında başka nitelikleri de kazanmalarına yardımcı olmak.” diye konuştu. 

            BİR İLK DAHA

    Bu sene meslek yüksekokullarında, Türkiye’de ilk kez SAÜ’de uygulanacak yeni bir projeyi daha hayata geçireceklerini vurgulayan Elmas, proje ile öğrencilerin 3 dönem okulda bir dönem ise işletmelerde çalışacağını belirtti. Prof. Elmas, “Önlisansta üniversite sanayi işbirliği kapsamında 3+1 modelini bu sene ilk defa uygulayarak, 4 bine yakın öğrencinin eylül ayından itibaren kamu ve özel sanayi kuruluşlarında uygulamalı eğitime göndereceğiz. Bu proje sayesinde, yıllarca konuşulan sanayicinin istediği nitelikli ara elaman ihtiyacının karşılanmasına dönük önemli bir adım atmış olacağız” dedi.

    Elmas, bu sene yerleştirilen 14 bin 100 öğrenci ile toplam öğrenci mevcudunun 67 bine ulaştığını belirterek, “Bu yıl SAÜ’ye yerleşen 14 bin önlisans ve lisans öğrencisiyle birlikte yüksek lisans, doktora, yabancı uyruklu öğrenci, özel yetenek sınavıyla beden eğitimi, güzel sanatlar ve konservatuvara alınan öğrenciler ile birlikte öğrenci sayımız 67 bin dolayında mevcuda ulaşmıştır.” dedi. 

     

  • 1 Milyon İmam Hatipli olacak

     

    28 Şubat sürecinin İmam Hatip’lere yönelik hedefleri nelerdi?

    Postmodern darbe süreci olarak adlandırdığımız 28 Şubat’ın siyasi hedefleri ve toplumun gelişimine müdahale edebilecek birtakım sosyo-kültürel hedefleri vardı. Sürecin özünde Türkiye’de İslami hayatın gelişimini besleyen alanların sınırlandırılması yatıyordu. İmam Hatipler bu alanlardan sadece biriydi. Onların yanında İlahiyat Fakülteleri, Kuran Kursları ve İslami sivil toplum kuruluşları da hedefler arasındaydı.

    Dönemin en derin izleri imam hatip camiasına bırakıldı

    İfade ettiğimiz bu kurumlar zapturapt altına alınarak Türkiye’nin onlara göre farklı yönlere gidişinin durdurulması ve biçimlendirilmesi istendi. Dönemin en derin izleri de imam hatip camiasına bırakıldı. Okullarımızın orta kısımları kapatıldı. Katsayı engeliyle imam hatip mezunlarının üniversiteye girişleri engellendi. İmam Hatip Liselerinde hanımlar üzerinde kılık kıyafet terörü estirildi. İlahiyat Fakültelerinin kontenjanları düşürüldü. Kuran Kursları’na başlama yaşıyla ilgili düzenlemeler yapılarak Kuran-ı Kerim eğitimi sınırlandırıldı. Toplumun ekonomik, sosyal, siyasi vs. bütün alanlarında tahripler ortaya çıkardı.

    Öğrenci sayımız 600 binlerden 60 binlere kadar düştü

    28 Şubat’ın ilk zamanlarında İmam Hatipler bir şok yaşamıştı. Hem bu okulların sayısını azaltmak hem de çocukların daha erken yaşlarda imam hatiplilik bilincini kazanmasını engellemek için 8 yıllık kesintisiz eğitim öngörüldü. 28 Şubat sürecinin tahrip edici özelliğine rağmen imam hatipler ayakta kaldı. Bu süreci işletenler orta kısımları kapatarak, liseden üniversiteye geçişi engelleyerek sayılarının azalmasını ve milletin teveccühünün kırılmasını bekliyorlardı. Ama sonra yeniden toparlandık ve öğrenci sayımız 300 binleri geçti.

    Günümüzde durum nasıl?

    Cenab-ı Hakk’a hamdolsun özelikle 2000’li yıllardan sonra Türkiye’deki değişen siyasi irade ve atmosfer bu sürecin durması ve geri döndürülmesiyle ilgili ciddi gelişmelere sebep oldu. Son yıllarda yapılan değişiklere bakarsak başörtüsü yasağı esnetildi. Katsayı zulmü ortadan kaldırıldı. İmam Hatip Ortaokulları yeniden açıldı. Bu okulların açılmasıyla beraber İmam Hatiplerde okuyan öğrenci sayısının 1 milyonu bulacağı kanaatindeyiz. Ayrıca normal ortaokul müfredatına 90 yıl aradan sonra Kuran-ı Kerim in ve Peygamberimizin hayatı ve ders olarak eklendi.

    ÖNDER olarak bu süreçte siz neler yaptınız?

    Biz sürecin tahriplerini en aza indirmek için çok çaba sarf ettik. Öncelikle o günden bugüne kapatılan imam hatipler ile vatandaşın kendisinin yaptığı ancak devletin eğitime açmadığı okulların açılması için mücadele ettik. Sonra kılık kıyafet meselesi, katsayı zulmü ve orta kısımların kapatılmasına bağlı olarak gelişen sorunların giderilmesiyle ilgili ciddi bir mücadele ortaya koyduk. Nitekim yeni eğitim sistemiyle de bu sorunların çoğu aşıldı.

    Peki, İmam Hatip Ortaokulları’nın yeniden açılmasını nasıl değerlendirmek gerekiyor?

    İmam Hatip Ortaokulları’nın yeniden kazanılmış olması eski zenginlikleri ortaya çıkaracaktır. Çocuklarımız daha erken yaşlarda Kuran, Arapça ve diğer mesleki derslerle tanışmış olacaklar. Yani süreci daha erken yaşlarda yaşamış olacaklar. Ayrıca İmam Hatip Okulları’nın ve sayısı artacak bu sayede daha fazla gencimiz imam hatip imkânı bulacak. Mezun olduklarında isterlerse İmam Hatip Liselerine devam edecekler. İsterlerse de Anadolu, Fen lisesine veya meslek liselerine yönelebilecekler.

    Ortaokullar öğrencilere ne katkılar sağlayacak?

    İmam Hatip Okulları kurulduğu günden bu yana hayatın her alanına ciddi katkılar sağladı. İmam Hatip’ler verdiği eğitimle hem akademik hem de mesleki anlamda başarısını ortaya koymuştur. Orta kısımdan katılan öğrencilerimizin dinlerini daha erken yaşta öğreniyor ve mesleki yatkınlık kazanıyorlar. Aynı zamanda da bir imam hatip ikliminde olmaları açısından ortaokullar önemliydi. Zaten kapatılmadan önce sayı olarak lise kısmının iki katı öğrencisi vardı.

    Vatandaşların kayıtlara yoğun talep göstermesini nasıl açıklıyorsunuz?

    Halkımızın bu talebi bütün engellemelere, horlamalara ve sınırlamalara rağmen okullarımızın kurulduğu 1951 yılından bu yana var. Ancak bütün zorlamalara rağmen milletimiz bu okullara sahip çıktı. Çünkü halkımız bu okulların ülkeye kattığı değeri biliyor. Hem mesleki derslerin okutulup hem de yanında normal ortaokullardaki derslerin okutuluyor olması okullarımızı cazibe merkezi haline getiriyor. Ayrıca öğrencilerimize burs ve yurt gibi imkânlar sağlıyor olmamız da tercih nedenleri arasında. Ama bana sorarsanız velilerin çocuklarını bu okula göndermesindeki tek sebep dinini, imanını bilen ve bu çerçevede bir ahlak kazanan gençler yetiştirecek olmamızdır.

    İmam Hatip’lerde özellikle kayıtlarda bazı sıkıntılar yaşandı. Ayrıca kılık kıyafet konusu da tam olarak netleşebilmiş değil. Bu sıkıntılar nasıl aşılacak?

    Öncelikle bu zorlukları aşmak için çalışmalarımızın devam ettiğini belirteyim. Sıkıntılarımızdan biri bağımsız İmam Hatip Okulları’nın sayısının az olmasıydı. Okulların çoğunluğu normal ortaokulların bünyesinde dizayn edildi. Geçen sene talep ettiği halde okullarımıza giremeyen çok öğrenci olmuştu. Ayrıca ilk çıkan yönetmelikte imam hatiplere öngörülen kontenjandan daha fazla başvuru olursa kayıt kura ile belirlenecek demişlerdi.

    İmam Hatiplere başvuran herkes kayıt edilecek

    Bu sene ise imam hatiplere başvuran herkes kayıt edilecek ve kontenjan aşımında da yeni okullar açılacak sözü verildi. Biz sürecin başından itibaren kayıtların e-okul üzerinden yapılmasını önermiştik. Fakat öğrenciler otomatik olarak normal ortaokullara yerleştirildi. İmam hatiplere gitmek isteyen öğrencilerden de dilekçe ile başvurmaları istendi. Bunun zorluk olduğunu belirttik ve ardından e-okuldan kayıt alınmaya başlandı.

    Bütün vatandaşlarımız inancının gereği kıyafetlerle hayatlarında olabilmeli

    Kılık kıyafetle ilgili de İmam Hatip Liseleri’nde yasal bir düzenleme yok ama fiiliyatta problem yok. Ortaokullarda da henüz bir uygulama yok ama kılık kıyafet sorunu olmaması gerektiğini düşünüyoruz. Ülkemizde gerek okuyan gerek çalışan bütün vatandaşlarımız inancının gereği kıyafetlerle hayatlarında olabilmelerini istiyoruz. İnsan hakları çerçevesinde bu temel bir haktır. Bu konularda taleplerimizi ilgililere iletiyoruz.

    ‘4+4+4’ sistemiyle eğitimin zorunlu olarak 12 yıla çıkarılmasını destekliyor musunuz?

    Eğitimdeki ‘4+4+4’ modeli önemli bir düzenleme. Öncelikle sistemin kendisinin esnek, geçişken ve çoğulcu yapısı eğitim sitemimize ciddi bir katkı sağlayacak. Biz teklifin yasalaşması sürecinde mecliste kanaatlerimizi belirttik ve raporlarımızı komisyona sunduk. Eğitimin zorunlu olarak 12 yıla çıkarılmasının devlet için ciddi bir ekonomik yük oluşturacağını ve eğitimde çeşitliliği sınırlayacağı düşünüyoruz.

    Başka ne yapılabilirdi?

    Mesela sertifika zorunluluğu getirilebilirdi. Ancak eğitimi illa 12 yıl olarak devletin resmi ortamlarında alacaksın diye zorunlu bir uygulamanın çok faydalı olmayacağını düşünüyoruz. Beşikten mezara kadar ilim öğrenmenin gerekli olduğu inancına sahibiz ama vatandaşlarımızın hangi aşamada nasıl eğitim alacağı ile ilgili devletin zorlaması olmamalı. Biz eğitime değil de biçimine ve zorunluluğuna karşıyız.

    İmam Hatip mezunlarına hala bazı alanlarda kısıtlamalar devam ediyor mu?

    Mezunlarımıza yönelik en büyük kısıtlama katsayı ve alan zorunluluğuydu. Yapılan düzenlemelerle bunlar ortadan kalktığı için bunlar artık sorun değiller. İmam Hatip Okulları’na gelen öğrenciler Anadolu Liselerine, Fen Liselerine, Polis Okullarına, farklı meslek liselerine ve istedikleri üniversite bölümlerine yönelebilirler. Ancak mezunlarımızın askeri okullara gidebilmesi yönünde sıkıntı var. Ancak onun da yakın zamanda Türkiye’nin normalleşmesi sürecinde aşılacağını düşünüyoruz.

    ÖNDER olarak öğrencilere ne gibi imkânlar sağlıyorsunuz?

    Diğer vakıflarla ortak yürüttüğümüz yurt ve burs katkılarımız var. Okullarımızı başarılı öğrencilerin tercih etmesini sağlamak amacıyla ortaöğretim, lise, lisans ve doktora bursları veriyoruz. Geçmişte çok yüksek puanlarla istedikleri okulda okuyabilecekleri halde başörtüsü ve katsayı yüzünden yerleşemeyen gençlerimize Türkiye’de vakıf üniversitelerinde okuma imkânı sağlıyorduk. Yurtdışında WONDER isimli kuruluşumuz var. Yine başörtüsü ve katsayı yüzünden burada okuyamayan öğrencilerimizi başta Avusturya olmak üzere diğer Avrupa ülkelerine gönderiyorduk. Bu çalışmalarımıza devam ediyoruz.

    Son olarak sizin eklemek istedikleriniz var mı?

    Ben velilerimize seslenmek istiyorum. 4. sınıftan 5. sınıfa geçen bütün öğrenciler İmam Hatip Ortaokulları’na kayıt olabilirler. Ayrıca normal ortaokullarda seçmeli olarak Kuran ve Siyer dersleri var. İmam Hatibi seçmeyen öğrencilerimiz de bu dersleri alsınlar. Mezunlarımıza da sesleniyorum. Çevrenizdeki öğrencileri bu okullara yönlendirin. Okullarımız 28 Şubat’tan önceki başarılı, coşkulu günlerine geri dönsün ve bu topluma katkı sağlamaya devam etsin.

     

    RÖPORTAJ: ABDÜLKADİR KARAKAYA

     Milat

  • Cennete dikilen bir fidan

     

    Gün gelir yokluktan varlık âlemine çıkar insan. Nice âdemoğulları, havvakızları anne karnındaki dokuz aylık serüvenini tamamlar ve beden elbisesini giyerek gözlerini açar dünyaya. Sonrasında bu imtihan dünyasında sınavdan sınava koşturur. Bu koşturmaca sırasında kendisi için seferber olan kâinatı görmeden edemez: Her gün doğup batmaktan bıkmayan güneş, intizamla hareket eden ay, yıldız ve bulutlar, meyve veren ağaç, bal yapan arı, sütünü esirgemeyen inek… Hepsi “Allah’ın göklerde olanları da, yerde olanları da sizin istifadenize sunduğunu ve sizi nimete boğduğunu görmüyor musunuz?” (Lokman, 20) ayetini hatırlatmak istercesine hizmet eder durur. Kısacası kul, Halık’a muhtaç olduğu gibi mahlûka da muhtaçtır. Nitekim Allah’ın ifadesiyle “İnsan zayıf yaratılmıştır.” (Nisa, 28)

    Hiç şüphesiz Mevlâ-yı Müteâl, bizi en güzel sûrette yaratmış, diğer varlıklardan ayıran zihinsel fonksiyonlarla donatmış. Ancak bu akıl üstünlüğüne rağmen korunmaya muhtaç bir bedene sahibiz. Örneğin birkaç gün yiyip içmesek veya uyumasak perişan oluyoruz. Küçücük bakteriler, mikroplar bizi hasta etmeye yetiyor. Ya da 37 derece olan vücut ısımız 35 dereceye düştüğünde kalp ritmimiz yavaşlıyor, tansiyonumuz düşüyor, damarlarımız büzülüyor, bilincimiz bulanıklaşıyor. Sadece 2 derecelik bir düşüş bile ne kadar aciz olduğumuzu idrak etmemizi sağlıyor. Kaldı ki ağrıdan, sızıdan, envai çeşit hastalıktan habersiz olabilirdik. Ancak Rahman, türlü rahatsızlıklarla kula acziyetini hissettirerek onu, kendine yöneltiyor. Bedenindeki hastalıklara engel olamayan mümin, böyle anlarda Allah karşısındaki zayıflığını hatırlayıp şifa verenlerin biriciği olan Şafi’ye sığınıyor. İhtiyaç sahibi olduğunu, güç ve kuvvetin Yaradan’dan olduğunu itiraf ediyor. Bu itirafın en güzel hali ise “Lâ havle ve lâ kuvvete illa billâh (Gerek ibadet için gerek dünyevi işlerim için muhtaç olduğum) bütün güç ve kuvvet Allah’tandır.” duasında saklı. Zira bizi gücün kaynağına bağlayan bu veciz ifade, her işimizde Kudreti Sonsuz’a dayandığımızı, O’nun yardım ve dilemesine ihtiyaç duyduğumuzu özetliyor. Efendiler Efendisi (sallallahu aleyhi ve sellem) de la havle’nin ebedî cennet hayatında bir hazine olduğunu buyuruyor.

    Allah’a dayanan telaşa kapılmaz

    İnsanlığın İftihar Tablosu (sallallahu aleyhi ve sellem) Miraç gecesi Hz. İbrahim’in yanına uğruyor. Hz. İbrahim, Cebrail’e yanındakinin kim olduğunu soruyor. O, “Muhammed” cevabını verir. Hz. İbrahim, “Ya Muhammed ümmetine emret, cennete çok fazla fidan diksinler. Çünkü cennetin toprağı verimli ve geniştir.” diyor. Allah Resûlü bu fidanın ne olduğunu merak edince Hz. İbrahim, “‘Lâ havle ve lâ kuvvete illa billâh’tır.” yanıtını veriyor.

    Bu güzel dua sadece ahiretimizi değil, dünyamızı da güzelleştiriyor. Veciz ifade üzerine bir makale kaleme alan Yüzüncü Yıl Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Abdülhakim Yüce’ye göre bu cümle, yeis ve ucub gibi ma­nevî hastalıkları tedavi ediyor. Zira olup biten hâdiselerin ve şeytan gibi aldatıcı varlıkların serbest olduğunu zanneden veya ülfetten dolayı hâdiselerin gerçek failini göremeyen insanın ümidi kırılıyor, bazen hayatını zehir ediyor. Diğer taraftan, yapılan bazı hayır-hasenata vesile olduğunu gören insan, bunları kendi kuvvetiyle yaptığını zan­nediyor, hakikî failin kendisi olduğunu düşünüyor. Oysa mahiyeti itibarıyla unutkan, aceleci, bencil, korkak, muhtaç olan insan daha çok kusurlu, hatalı ve noksan işler yapıyor. İşte bu cümle diyor ki: “Ey insan, isyan, belâ ve musibetlere maruz kaldığında ümitsiz olma, Allah’tan güç ve kuvvet iste. Diğer taraftan mehâsin (güzellik) ve kemâlata karşı malikiyet davasından da vazgeç.” Ve kul bu inanç sayesinde kendi nefsinde ve şuuru dere­ce­sinde, Hakiki Müessiri görüyor. Bu cümlenin ruhunu kav­rarsa menfi hâdiselere karşı telaşa kapılmayıp kalbindeki huzuru muhafaza ediyor. Hatta dehşet salan bir hâdise ile karşılaşsa bile “Mevlâ görelim neyler, neylerse güzel eyler.” diyerek, ibret nazarı ile seyrediyor. Ayrıca, bu cümlede dile getirilen inanç, kusurlu ve aciz olan insana, haddini bildiriyor. Onu gerçek kul­luğa, Allah’ın sonsuz kuvvet ve kudretini itirafa davet ediyor.

    Bu virdin tevekkülle ilişkisi de akla geliyor tabii. Öyle ya, Cenâb-ı Hakk’a bel bağlama anlamına gelen tevekkülü dile getirmenin en güzel şekli de “Lâ havle ve lâ kuvvete illa billâh” duası. Yani her durumda Allah’a sığınmanın, O’na güvenmenin dayanılmaz hafifliğini hissetmenin yolu ‘lâ havle’ virdinden geçiyor. Genellikle öfkelendiğimizde ‘lâ havle’ diyoruz. Bu dua, öfkeyi yenme yolunun Rabb’e dayandığını da dile getiriyor aslında. Yaradan’ı bütün noksanlıklardan tenzih etmek, gereğine uygun O’na hamd etmek, bütün güç ve kuvvetin O’na ait olduğunu itiraf etmek, musibetlere karşı en büyük kalkanımız, sizce de öyle değil mi?

    Hemra Köse

    Yenibahar

  • Vesveseler niçin gelir, nasıl gider?

     

     

    Kendinizi en mutlu hissettiğiniz zamanlarda bile beyninizde sanki bir kıymık var gibi hissettiniz mi hiç? Peki manevî bir iklime dalacağınız anda içinizde birden sizi huzursuz eden bir ürperti; sevinçten havalara uçmanız gereken bir durumda, sizi aşağılara çeken bir duygu tanıdık geliyor mu? Bugün birçok insanın duygu ve düşünce dünyası benzer duygularla altüst durumda. Nereden ve nasıl geldiğini bilemediği vesveseler pek çoğumuzun hayatını karartabiliyor. Hem bizim hem de çevremizdekiler için yaşamı çekilmez bir hale gelebiliyor.

    Dakikalarca abdest alanı mı ararsınız, yoksa bir türlü niyet edip namaza başlayamayanı mı? Veya temizlediği yeri defalarca temizleyen, düzensiz duran her şeye karşı aşırı hassasiyet göstereni mi? Bu ve bunun gibi vesveseler kimi insanlarda zamanla takıntı haline gelebiliyor ve insanı, içinden çıkılması zor bir duruma sokabiliyor. Bunlar bir yana, bir de inandığımız kutsal değerlere dair aklımıza takılan vesveseler var ki belki de insana en ağır gelen ve bizi en çok zorlayan da bu olsa gerek.

    Kaderin de bir payı var

    Bu konuda bilmemiz gereken belki en önemli husus; vesvesenin, insana mutlaka bazı eksik ve boşlukları sebebiyle geldiği düşüncesinin yanlışlığı. Zira ibadetlerini yerine getiren inançlı insanlarda da bu tür vesveselerin olması, bu yargının yanlışlığını gösteren en büyük delil. Evet, her ne kadar birtakım zaaflarımız ve boşluklarımız bizi vesve-selere açık hale getiriyor olsa da meselenin bir de yaratılıştan gelen ruh yapısı ve soyaçekimle ilgisi söz konusu. Dolayısıyla vesveseye maruz kaldığımız zamanlarda suçun hepsini üzerimize almak yerine, varsa eksiklerimiz onları kapatmaya çalışmamız, geri kalanı ise kadere havale ederek ruhen sükûnete kavuşmamız en doğrusu. Büyüklerimizin tavsiyesine uyarak; geçmişe dair meselelere kader açısından bakmak, dövünüp kendimizi harap etmekten daha sağlıklı bir yol olsa gerek.

    “Vesveseler niçin gelir?” sorusunun cevabına yukarıda kısmen değinmiş olduk. Özetle, vesveseler;

    1. Bizim eksikliklerimizden kaynaklanır. Cenâb-ı Hak, bu eksikliklerimizi vesveseler yoluyla kapatmamız için bizi zorlu bir imtihana tabi tutar. Ancak unutmayalım ki, her imtihanın sonucu –sabırlı bir Müslüman için- daima hayırdır. İnsan bu dünyada birçok sıkıntı çekse bile sonuçta yaşayacağı 60-70 yıl, ahirete nispeten bir hiç hükmündedir.

    2. Meselenin bir de soyaçekimle ilgisi vardır ki, kimi insanlar vesveselere açık olarak yaratılmış, hassas bir ruha sahiptir. Bu kişilerin sahip oldukları bu ruh haletini, dünyadaki imtihanları olarak değerlendirip kadere isyan etmemeleri gerekiyor.

    Unutmayalım ki; vesveseye önem vermeyip onu söndürmeye çalışma tedavisi, rahatsızlık, iradeyle üstesinden gelinebilecek seviyedeyken uygulanabilir. Fakat vesvese kökleşmeye başlamışsa irade tek başına yeterli olmayabilir. Bu durumda doktor kontrolünde kullanılacak bir ilaç ya da psikolojik terapi sayesinde vesveselerden kurtulabiliriz. Ne dersiniz denemeye değmez mi? –

    Vesveseden nasıl kurtuluruz?

    Bu konuda başlıca dört tavsiyemiz olabilir:

    1. Kimi vesveseler dinin özünü tam olarak anlamamaktan meydana gelir. Bir örnekle açıklayalım; Rabb’imiz bizlere, abdest almamızı emretmiş. Abdestin hikmetlerinden biri de azalarımızın temizliğini sağlamak. Ancak bu hikmet, sanki abdestin farziyetinin asıl sebebiymiş gibi, kimi insanlar abdest organlarını defalarca yıkar. Oysa bunun yerine sadece bir veya iki avuç su, bu farziyeti yerine getirmeye kâfidir. Suyun, ilgili uzvu ıslatmış olması Rabb’imizi razı edecektir. Bu açıdan vesveseli insanlar her bir organını bir-iki avuç suyla yıkasalar hem içleri rahat edecek, hem farzı yerine getirmiş olacak hem de israfa girmemiş olacaklar. Burada Efendimiz’in (sallallahu aleyhi ve sellem), sadece birkaç tas (yaklaşık 4 lt) suyla gusül abdesti aldığı bilgisi daima kulağımıza küpe olsun.

    2. Vesveseler eğer başlangıç seviyesindeyse, henüz fazla zorlamıyor ve iradeyle üstesinden gelinebilecek vaziyetteyse kişinin, o zaman bunların üzerine fazla gitmemesi, aklına takılanları gözünde fazla büyütmemesi gerekiyor. Bunun için de daha ulvî şeyleri düşünüp, bu yüce hakikatler karşısında vesvesenin aslında değer verilecek bir yanının olmadığını kendisine telkin etmesi şart.

    3. Bu hususta tavsiye edilebilecek en önemli şeylerden bir tanesi de dua. Çünkü dua, müminin silahı olduğu gibi aynı zamanda kalkanı. Bela ve musibetlere karşı dua kalkanını iyi kullanan bir mümin, belanın gelmesine engel olamasa bile en azından etkisini azaltabilir. Gelen bela büyük bir tahribat verecekken, dua sayesinde belki bir sinek ısırığına dönüşebilir.

    4. Vesveseye maruz kalan insanların çoğunun ihmal ettiği bir husus da tıbbî destek almak. Birçok kişi vesveseyi bir rahatsızlık olarak görmüyor. Günümüz tıbbının ulaştığı seviyeyle bu tür hastalıkların yüzde yüze yakın bir başarıyla tedavi edildiğinden haberi olmadığından dolayı birçok insan senelerce bu ızdırabı çekebiliyor.

    Hüseyin Gültekin 

    Yenibahar

  • İmam Hatip ortaokuluna ihtiyaç var mı?

    28 Şubat’ın ilk uygulama alanlarından birisi sekiz yıllık kesintisiz eğitimi zorunlu kılarak İmam Hatip Liselerinin ortaokul bölümlerinin kapatılması olmuştu. Aylarca kesintisiz eğitim protestoları gerçekleşmişti. Özellikle İmam Hatip Liselerinin ortaokul bölümlerini kapamaya dönük olarak çıkarılan MGK yasaları 1997’den bu güne on beş yıl boyunca halka dayatıldı.
    28 Şubat darbe sürecinde halkın kendi gücüyle yaptırmış olduğu okullar zorla ellerinden alınmıştı. Orta bölümleri kapatılan okulların lise bölümleri de gerek katsayı zulmü ile gerekse de başörtüsü zulmü ile son derece zayıflatılmıştı. Bu okullar ve mezunları üzerinden yürütülen psikolojik, yasal ve fiili baskılar nedeniyle neredeyse öğrenci bulamamaktan dolayı tercih edilmeyen okul olarak gösterilerek kendi kendini kapatan okul durumuna düşürülmek istenmişti.

    Sistematik bir biçimde sindirme ve bastırma yöntemlerinin sürdüğü yıllarda dahi halkın İmam Hatiplerin önünün açılmasına dönük talepleri hiç bitmedi. Katsayı uygulamasının açık bir zulüm olduğu ortadaydı. Aynı şartlarda sınava giremeyen öğrencilere zulmedildiği, haklarının gaspedildiği hep vurgulandı. İHL’lere yönelik bu zorbalıktan bir an önce vazgeçilmesi için toplumsal duyarlılık ve talepler değişik vesilelerle hep gündemleştirildi.

    Son birkaç yılda Hükümetin aldığı kararlarla üniversiteye girişte katsayı zulmünün giderilmesi ve başörtüsü yasağının fiilen kaldırılması İmam Hatiplere teveccühü yeniden canlandırdı. Son olarak da 2012-2013 eğitim-öğretim dönemi ile birlikte 4+4+4 şeklinde bir eğitim modeline geçilmesiyle birlikte İmam Hatip okullarına yeniden eski ilgi ve alaka gördüğü günlere kavuşmuş oldu.

    Talepleri Karşılayacak Kadar İmam Hatip Açılmalı

    Ancak İmam Hatip Okullarına kavuşmak o kadar kolay olmayacak. Bunun sebebi de başvurularda yaşanan talep patlamasına ve ihtiyaca karşılık vermekten çok uzak tahsisler. Özellikle İstanbul’un bazı ilçelerinde 150-200 gibi kısıtlı kontenjanlar için 5 binin üzerinde kayıt başvurusu yapılması velilerin tercihlerini açıkça gösteriyor. Kalabalık ilçe nüfusları düşünüldüğünde açılacak olan bir ya da iki imam hatip ortaokulunun talepleri karşılaması tabii ki beklenemez. Fiziki şartların bahane gösterilmesi mazur görülebilecek bir bahane değil. Daha fazla okul dönüştürülerek sorunun çözümüne gidilmesi gerekiyor. Aksi takdirde göstermelik olarak İmam Hatip okulları açılmış, her ilçeden sembolik sayıda öğrenci bu okullarda eğitim alabilmiş olacak fakat halkın talebi karşılanmamış olacaktır.

    Yeni kayıt dönemi başlarken il ve ilçe Milli Eğitim Müdürlükleri tarafından kontenjan ve bina sıkıntısı nedeniyle İHL’lere kayıtların kura sistemi ile yapılacağı açıklanmıştı. Ancak şimdiden belli ki kurayı kazanamayacak çocuk sayısı kazanacak çocukların kat be kat fazlası olacak. Yeterli sayıda derslik tahsis edilmediği için ‘şanssız’ sayılacak çocukların ve ailelerinin mağduriyeti kim tarafından giderilecek? Öğrencilerin başka ilçelere taşınması seçeneğini hiç kimse teklif etmesin çünkü taşıma-servis sorunları bir tarafa zaten her ilçe de İHL orta kısımları için yoğun talep var. Ayrıca hatırlatmak gerekirse 5. Sınıf öğrencisi olacak olan çocuklar servislerle evlerinden uzak okullara gitmek zorunda kalacaklarına evlerine en yakın İmam Hatip ortaokuluna gidebilme hakkından mahrum edilmemeliler.

    İmam Hatip Okulunda okuyabilme hakkı ve talebi devletin planlayamama yeteneksizliği veya acziyeti dolayısıyla bir cezaya dönüştürülmemeli. Hem öğrenciler için hem de veliler için İHL’ler kolay ulaşılabilen okullar olmalıdır.

    EĞİTİMİN KALİTESİ DE İHMAL EDİLMEMELİ

    Yaygın fakat yanlış bir biçimde bir biçimde öğrenci ailelerinde tezahür eden “çocuğumuzu bir İmam Hatip’e yerleştirelim gerisi kolay” anlayışının ciddi bir muhasebeye ihtiyacı var. Başta müfredat programı olmak üzere, o müfredatın uygulanabileceği ortam ve müfredatı uygulayacak eğitim kadrosunun da başarıyı hedeflemesi önemli.

    İmam Hatip talebinde bulunan aileler bir taraftan çocuklarının kontenjan mağduru olmaması için diğer taraftan da müfredat ve işleyiş mağduru olmaması için şimdiden harekete geçmeliler. İHL taleplerini hızlı, örgütlü ve ısrarlı bir biçimde kamuoyuna taşınması yaşanacak mağduriyetleri engelleyecektir. 

    Timetürk

  • Diyanetten Ümidinizi Kesin!

     

    İzmir Milletvekili klasik CHP anlayışıyla Milli Eğitim Bakanına Diyanetten Milli Eğitim Bakanlığına geçen personel hakkında sorular sormuş. Kendince siz kadrolaşıyorsunuz, bu atananlar da haksız şekilde atanıyor gibi iddialarda bulunmuş. Fakat bence asıl sorulması gereken sorular bunlar değil.  2003 ten 2011 yılına kadar 2227 Diyanet’ten Milli Eğitim’e geçmiş.

    Asıl Sorulması Gerekenler

    Bu kadar insan güya ülkemizin güzide bir kurumu olan Diyanetten neden gidiyor/kaçıyor?

    Yine 2003 ten 2011 e kadar Milli Eğitim’den Diyanet’e kaç personel geçiş yapmış yada yapmış mı ?

    Diyanet kendi hazırladığı stratejik planda dahi  hem kendi personelinin hem de halkın bildiği en büyük sorun olarak dile getirdikleri torpil furyası hakkında neden hiçbir şey yapmamakta ayak diretiyor ?

    Sadece personel nakil sınavları değil, Diyanet içerisinde yapılan her türlü mülakat bir torpil savaşlarına dönerken büyük umutlar bağlanan DİB Mehmet Görmez niye bunları görmemezlikten geliyor ?

    Diyanet içerisinde de görev puanı/hizmet puanı uygulaması neden yok ?

    Mesleki Bilgiler Seviye Tespit Sınavı yapılmasına rağmen bir süre sonra camilerin taban puanları düşürüldü. Bunun sebebi Diyanet personelinin yetersizliği midir ?

    Yine Mesleki Bilgiler Seviye Tespit Sınavı yapılmasına ve sınavlara girerken önemli bir kıstas olacağı söylenmesine rağmen neden sadece sınava girmiş olma şartına çevrildi. Yapılan nakil vb. sınavlar göstermelik olmaktan çıkarılacak mı ?

    Aslında az çok bu soruların cevabını sizler de biliyor veya en azından rahatça tahmin edebiliyorsunuz. Daha önce Diyanet’le ilgili yazılarımda bu sorunların çözümlerine dair birkaç kelam etmiştim. Fakat şunu rahatlıkla söyleyebilirim ki ne önceki başkanlar ne de şimdiki başkan bu düzeni değiştirmeye değil düzenin yöneticisi olmaya gelmişler. O yüzden bu konularda ümitsizim. Bu kadar kendi personeline adaletsizce davranan ve adaletsizce hükmeden bir yönetim anlayışı ne kadar uğraşırsa uğraşsın hiçbir sözlerinin tesiri olmayacaktır. İslam anlayışına ve  tarihine son derece hakim bu insanların adaletsizlikte bu kadar ısrarcı olması gerçekten akıl kârı değil. Allah ıslah etsin.

     İhsan Cabir

     

    İlgili Haber

    İzmir Milletvekili Alaattin Yüksel, Diyanet İşleri Başkanlığı’ndan Milli Eğitim Bakanlığı ve üniversitelere geçen personeli TBMM gündemine taşıyarak, “Bu kişilerin Bakanlık ve üniversitelerdeki görevi nedir?” diye sordu.

    İzmir Milletvekili Yüksel, Milli Eğitim Bakanı Ömer Dinçer’in yanıtlaması istemiyle verdiği önergede, Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ’ın önergesine verdiği yanıtta Diyanet İşleri Başkanlığı’ndan 2003-2011 yılları arasında 2227 personelin Milli Eğitim Bakanlığı’na geçtiğini bildirdiğine dikkat çekti. Diyanet İşleri Başkanlığından Milli Eğitim Bakanlığına, Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi öğretmeni olarak geçiş yapan 2 bin 227 personelin, Talim ve Terbiye Kurulu’nun öğretmenler için belirlediği 119 sayılı kararındaki şartları taşıyıp taşımadığı konusunda bilgi isteyen Yüksel,   “2003-2011 yılları arasında, yıllar itibarıyla Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi öğretmeni ve İmam Hatip Meslek dersleri öğretmenliklerine ilk atama yoluyla (KPSS) ile kaç öğretmen alınmıştır? Geçiş yapan 2227 kişinin kaçı KPSS sınavına girmiştir? Atama puanları nelerdir? KPSS ile öğretmen olarak atanamayanların kurumlar arası nakil yoluyla bakanlığınıza geçiş yapması etik kurallara ve eşitlik ilkesine uygun mudur?” diye soran Yüksel “Puanları düşük olduğu için Milli Eğitim Bakanlığına öğretmen olarak atanamayanlar Diyanet üzerinden geçiş yoluyla öğretmen yapılmaktadır. Bu yolla kadrolaşmanın önü açılmaktadır. Daha nitelikli daha yüksek puan alan öğretmen adaylarına büyük haksızlık yapılmaktadır.” Dedi.

    DİYANET MİLLİ EĞİTİM BAKANLIĞI’NIN ARKA BAHCESİ

    Aynı dönemde, Diyanet’ten üniversitelere geçtiği bildirilen 318 kişinin hangi üniversitelerde ne görev yaptığı konusunda da bilgi isteyen Yüksel,  “Diyanet İşleri Başkanlığı’ndan Kurumlar arası nakil yoluyla geçiş yapan 2 bin 227 personelden kaçı Bakanlığınız bünyesinde yönetici olarak görev yapmaktadır? Bu kişilerin görev yerleri ve unvanları nelerdir? Yüksek Askeri Şura kararları ile TSK’dan ihraç edilen ve daha sonra Milli Eğitim Bakanlığı’nda işe başlatılan personel sayısı nedir? Alınan personel Milli Eğitim Bakanlığı’nda hangi birimlerde ve kadrolarda istihdam ettirilmektedir? Unvanları nedir?” diye sordu.