Arapca Haberİlahiyat Haber

Arapça Eğitimine Dair – Abdussamet Bakkaloğlu Röportajı

7.304 kez okundu

Abdüssamet Bakkaloğlu, Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Arapça Hazırlık birimi koordinatörü. Marmara Üniversitesi mezunu olan Bakkaloğlu, yüksek lisans ve doktorasını da bu okulda Fıkıh alanında tamamlamış. Aynı dönemlerde Arapça alanında da çalışmalar yürüten Bakkaloğlu bir dönem Tunusve Suriye’de de araştırmalada bulunmuş. Marmara Üniversitesi’nden önce Sakarya Üniversitesi ve Yalova Üniversitesi’nde görev yapan Bakkaloğlu ile Arapça Eğitimi dosyamız dahilinde bir mülakat gerçekleştirdik.

Son yıllarda ilahiyatlarda ve ilahiyat dışında Arapçaya olan ilgi arttı. Bu çok yönlü ilgi artışını genel hatlarıyla tarif etmeniz mümkün olur mu? Yani yıllardır Arapça her zaman insanların gündemindedir ama son yıllarda okullarda ve kurslarda eğitim alan öğrencilerin Arapça konusunda bir nebze daha iyi olduğunu düşünüyorum. Bu doğru mudur, bu konuda Maramara İlahiyat’ın konumu nedir? Bu amaçla yaptığı bir yeniden yapılanma var mı? Yani hem Fakülteniz özelinde hem de İstanbul ve yurt genelinde Arapça ile ilişkimizin değişmesine dair genel bir soru ile başlamak istiyorum.

Arapçaya ilgi açık tabi… Bunu birçok kriter ile açıklamak mümkün. Satılan Arapça kitap sayısı, açılan kurslar, ilahiyatlarda, imam hatiplerde, İSMEK’lerde başlatılıp devam eden Arapça dersleri, vakıflarda-derneklerdeki Arapça kursları, vs. bunlar malum.

Daha önce biliyorsunuz Arapça ile ilgili özel eğitim yapmak yasaktı. Çok yakın bir zamana kadar Arapça eğitim veren bir kurs açamazdınız. Ama ne oluyordu, bu eğitim gayriresmi yollardan hallediliyordu. Buradaki kurumların amacı da bir “din dili” olarak Arapçaya yaklaşmaktı, bu nedenle daha çok o amaca hizmet eden eserler telif ve tercüme ediliyordu. Dolayısıyla daha çok o amaca yönelik bir çalışma vardı. Bu çalışmaların, hedefleri doğrultusunda başarılı çalışmalar olduğu söylenebilir. Sonrasında bu yasak kalktı bildiğiniz gibi. Yasağın kalkması basında daha ziyade Kürtçe öğrenim yasağının kalkması ile haber oldu. Ama aynı dönemde, dünyanın en çok konuşulan dillerinden biri olan Arapçanın öğrenimine dair yasak da kalktı.

Tabi Arapça’nın yasak olmasının başka sebepleri var malumunuz. Toplumun köklerine sirayet etmiş bir dil olduğu için, Arapçaya dönüş, “köklere dönüş” olarak gerçekleşme ihtimaline binaen yasak oldu. Biz derslerde latife olsun diye “İstikbal göklerdedir denir ama istikbal köklerdedir” deriz. Arapçanın kök esasına dayalı bir dil olması sebebiyle bunu söylüyoruz. Sarf ilminin bu konudaki katkılarından bahsederken söylüyoruz. Arapça ile uğraşırken kelimelerin kökenine iniliyor. Aynı zamanda bu çaba, toplumun kültürel köklerine inmek anlamına da geliyor. Şu an Arapçaya bakış açısının şu açıdan bir nebze değiştiğini söyleyebiliriz: Arapçanın “din dili” olması anlayışının yanında “yaşayan bir dil” olma özelliğinin de ön plana çıkmaya başladığını görüyoruz. Arapça artık Latince gibi ölü bir dil olarak anlaşılmıyor. Bu, eskiden karşılaştığımız bir şeydi. Mesela yıllarca Arapça okumuş bir insan Arapça konuşamaz, konuşulanı anlayamazdı, televizyon seyrettiği zaman dinlediğinden bir şey çıkaramazdı. Belki bugün de var bu örnekler ama, eskiden hemen herkes böyleydi. Şimdi ise böyle olanların oranı azalmaya başladı. Bu manada ilahiyat fakültelerinde de hazırlık sınıfları geri geldi mesela. Bu çok isabetli bir gelişme oldu.

Neden başladı hazırlıklar? Daha önce neden yoktu?

Hazırlığın tekrar başlaması 2009-2010 eğitim öğretim yılında gerçekleşti yani 6-7 senelik bir olay. Bizim öğrenciliğimiz zamanında hazırlık sınıfları vardı. 28 Şubat’ın darbelerinden bir tanesi de hazırlıkların kaldırılması olmuştu. Dolayısıyla biz bu açıdan çok muzdariptik. Öğrencilerin Arapça seviyelerinin zayıf kalmasından dolayı hem hocalar hem de öğrencilerin kendileri muzdaripti. Bugün de belki istediğimiz seviyede değiliz ama öncesiyle kıyaslandığında daha iyi olduğumuzu düşünüyoruz. Biz bugün dil eğitiminde, dünyadaki dil algılarını da benimsemeye çalışıyoruz. Dil, beceri esaslı öğretiliyor tüm dünyada. Dolayısıyla sadece gramer öğrenmek, okuduğunu anlayıp tercüme edebilmek, dili hakkıyla bildiğini göstermiyor artık. Biraz önce verdiğim örnek gibi sadece okuduğunu anlayabilen kişi, emeğinin bir kısmını zayi etmiş gibi algılanıyor. Biz de öğrencilerimizin bu durumda olmasını istemiyoruz.

Ben bunu Tunus’ta bir müddet kaldığımda gördüm; yıllarca Arapça okumuş gelmiş fakat doğru dürüst konuşamıyor, derdini anlatacak şekilde yazamıyor, dinlediğini anlamıyor. Hoca sordu “kaç sene Arapça okudun?” Dedi ki “7 sene imam-hatipte, 5 sene de ilahiyatta okudum.” Hoca “Sonuç bu mu yani? Nasıl bir eğitim bu?” dedi. Hakikaten şaşırıyordu yabancılar. Biz de şaşırıyoruz niye böyle oluyor diye. Şaşılacak bir şey yok aslında. Çünkü hedef koyduğunuz şey neyse ona ulaşıyorsunuz. Öyle bir hedefiniz yok. Dinlemeniz yoksa zaten konuşmanız hayal. Kompozisyon yazmayı da hedef olarak belirlememişsiniz. O zaman yazılı kompozisyonunuz da gelişmeyecektir. Serbest okumalarınız yok, hep okumalarınız dar bir alanla sınırlı. Hep belli bir literatürü takip ediyorsunuz, dolayısıyla o kelimlelerle sınırlı bir dünyanız var. O anlamda biz şimdiki öğrencilerimizin genel Arapça konusunda daha iyi olduğunu düşünüyoruz.

Fakat şöyle bir handikap da oluşmuyor değil: Bizim aslında İslami ilimlere hazırlamamız gerekiyor öğrenciyi. Eskiden dar alanda bir yere hazırlanıldığı için, dini metinlere, dini terminolojiye daha vâkıf öğrenciler mezun oluyordu hazırlık sınıfından. Şimdi genel Arapça ile daha çok uğraşıldığı için dini metinler, dini ıstılahlar, dini literatür belki birazcık ağırlığını kaybediyor. Dolayısıyla ilahiyatın istediği dini Arapça noktasında belki o kadar donanımlı yetiştiremiyoruz öğrencimizi.

O konuda müfredatta bir oynama, dinlenecek ve yazılacak şeyleri bu konuda belirleme gibi bir uygulamanız var mı?

Kısmen bunu telafi etmeye çalışıyoruz yan okumalarla. Diğer branşlardaki hocalardan da kendi branşlarında Arapça metinler okutmalarını rica ediyoruz ki bunu telafi edelim. Takdir edersiniz ki yaklaşık 8 aylık bir sürede, Arapça gibi köklü bir dili çok iyi bir noktaya taşımak çok kolay bir şey değil. Hele bunu da bir resmi fakülte mantığı ile yapmak fevkalade zor bir iş. Çünkü öğrencinin motivasyonu çok güçlü değil. Ayrıca imam hatip liselerinden de çok donanımlı olarak gelmiyorlar. Özel bir dil kursuna giden bir öğrenci gibi hararetle “Ben bunu istiyorum, bunu bana öğretin!” de demiyor . Bazı öğrencilerin derdi notu alıp geçmek büyük oranda. “Başka türlü lisansa başlayamıyorum. Bari bu engeli ortadan kaldırayım” diye düşünüyor. Dolayısıyla “def-i bela” kabilinden, atlanılması gereken bir aşama gibi düşünüyor bazıları Arapçayı. Bu da tabi etkiliyor buradaki eğitimi.

Ama bu konuda ciddi yenilikler yaptık. Mesela ben de buradan mezunum. Hocalarımız çok iyiydi ama bir tane bile Arap hocadan ders almak nasip olmadı bize. Şimdi ise hazırlık bölümünde toplam 30 küsur hocamız var ve bunların yarıdan fazlası Arap. Bunlar dersleri Arapça yapıyorlar. Türk uyruklu hocalarımızın bir kısmı da Arapça yapıyor. Ben de mesela Türkçe kullanmamaya çalışıyorum, sadece mecbur kalırsam kullanıyorum. Bunlardan maksadımız öğrenci bu havaya girsin, yurt dışına gittiği zaman sıkıntı çekmesin, bir yabancı geldiği zaman konuşabilsin, medyayı takip edebilsin. Bunları hedefliyoruz. Bunun üzerine yapacağı ilaveler de biraz öğrencinin kendisine kalıyor.

Peki lisans eğitimi boyunca Arapça ile ilişkisi nasıl oluyor öğrencinin? Orada hazırlık eğitimini tam manasıyla ne kadar kullanabiliyor?

Doğrusu çok fazla kullanamıyor. Lisans dönemindeki derslerin toplam kredisinin % 30’una tekabül edecek miktarın tamamen Arapça öğretilmesi gerekiyor. Kağıt üzerinde böyle ama fiiliyatta böyle olmuyor maalesef.

İlgili Makaleler

Ücretsiz Arapça öğrenme araçlarıDerslerin yanında: seviyeni bul, kelime ezberle, okuyarak pekiştir.