A) Sahabe[1] Hadis Usulü Online Oku

42521


A) Sahabe
[1]

 

“Sahib” kelimesinin çoğulu olarak “sahb”,
“ashab” veya “sahabe”, Hz. Peygamber’in müslüman çağdaşlarına denir. Terim
anlamı ise, “müslüman olarak Rasul-i ekrem’i gören ve bu imanla yaşayıp ölen
kimse” demektir. Sağını solunu birbirinden ayırabilen veya “sözü anlayıp
karşılık verebilen” çocuklar ile amalar da sahabi sayılırlar. “Alem-i manada” ya
da “rüya”da Hz. Peygamberi görenlerin sahabi sayılması mümkün değildir. Sahabi
olabilme şansı, risaletin ilanından itibaren Hz. Peygamberi, vefatına kadar
geçen zaman içinde müslüman olarak görebilenler için söz konusudur.

[2]
 

İbnu Hacer’in el-İsâbe’de “en doğru” diye tavsîf
ettiği târife göre, sahâbî: “Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)’le kendisine
inanmış olarak karşılaşıp İslam üzere ölen kimsedir.”[3].
İbnu Hacer devam eder: “Bu tarife, Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)’le
berâberliği uzun olan da girer, kısa olan da; kendisinden hadîs rivayet eden de
girer, etmeyen de; O’nunla gazve yapan da girer, yapmayan da; keza O’nu bir kere
görmüş ve fakat beraber oturmamış olan da girer, beraber olduğu halde âmâlık
gibi bir sebeple görmemiş olan da. Îmân kaydı; Resûlullah (aleyhissalâtu
vesselâm)’la, kâfir olarak karşılaşıp, sonradan iman edeni -şayet imandan sonra
tekrar karşılaşmadı ise- hâriç tutar. “Kendisine” tâbirimiz, başkasına inanmış
olarak O’nunla karşılaşanı hâriç tutar; Bî’set’ten önce kendisiyle karşılaşan
ehl-i kitap gibi. Şöyle bir soru hatıra gelebilir: Ehl-i kitaptan, Resûlullah (aleyhissalâtu
vesselâm)’la peygamberliğinden önce karşılaşıp, O’nun peygamber olacağına inanan
sahabî sayılır mı? Bu ihtimalli duruma, Hz. Peygamber’in ticarî maksatla gittiği
Suriye seferinde Busra kasabasında karşılaştığı Rahip Buhayra ve benzerleri
dahildir… Sayıca az da olsa iman ettiği halde sonradan irtidâd edip tevbe
etmeden ölenler de sahâbî değildir: Ubeydillâh İbnu Cahş, Abdullah İbnu Hatal,
Rebî’a İbnu Ümeyye İbni Halef gibi. İrtidaddan dönen sahâbîdir, Resûlullah (aleyhissalâtü
vesselâm)’la tekrar görüşmese de, el-Eş’as İbnu Kays gibi…

İbnu Hacer’in, Resûlullah (aleyhissalâtü
vesselâm)’ı dinlemiş, görmüş olan cin ve melâikenin sahabeden sayılıp
sayılmayacağı konusunda kaydettiği münakaşanın amelî bir yönü olmadığı için onu
aktarmıyoruz.

Ancak şunu da kaydedelim. Bir kimseye sahâbe
diyebilmek için şâz olan ve ulemânın çoğunluğu tarafından kabul edilmeyen başka
şartlar da ileri sürülmüştür. Bunlardan birine göre şu dört vasıftan biri
olmadıkça sahâbi olunamaz:


1-
Hz.
Peygamber (aleyhissalâtü vesselâm)’le uzun müddet mücâlese (beraberlik).


2-
Hz.
Peygamber (aleyhissalâtü vesselâm)’den yaptığı bir rivâyetin bilinmesi.


3-
Hz.
Peygamber (aleyhissalâtü vesselâm)’le gazve yaptığının bilinmesi.


4-

Resûlullah (aleyhissalâtü vesselâm)’ın yanında şehîd olması.

Bazıları sahâbeliğin sıhhati için “büluğa ermiş
olmak”ı şart koşmuş, bazıları kısa bir müddet için de olsa mücâlese’yi (berâber
bir mecliste bulunmayı) şart koşmuştur. Bazıları: “Sahâbelik için “Resûlullah (aleyhissalâtü
vesselâm)’ı görmek” yeterlidir” diye mutlak bir ifâde kullanmışsa da bu
görmekten maksat “temyîz yaşında görmek”dir, böyle kayıtlamak gerekir.” İbnu
Hacer, devamla Resûlullah (aleyhissalâtü vesselâm)’ı vefatından sonra (henüz
gömülmeden) görenin durumu münâkaşa götürse de sahabî sayılmaması gerektiğini
söyler. Şâir Ebu Züeyb el-Hüzelî gibi.

Kimin sahâbe olduğunu tefrikte, müelliflerin
işini zorlaştıran bazı mücmel tavsîfler de olmuştur. Bunlardan -İbnu Ebî
Şeybe’nin Musannaf’ında kaydedilen- birine göre: “Fetihler sırasında sadece
sahâbîyi komutan tâyin ederlerdi.” Bir diğerine göre -ki İbnu Abdilberr’e
aittir- “Hicrî onuncu senede Mekke ve Taif’te müslüman olmuş ve Resûlullah’ (aleyhissalâtü
vesselâm)’ın Vedâ haccına katılmamış tek kişi mevcut değildi.”

Keza benzer ifade Evs ve Hazrec kabîleleri
hakkında da sarfedilerek: “Onlardan hiç kimsenin Hz. Peygamber (aleyhissalâtü
vesselâm)’in ömrünün son senesine kadar küfrünü devam ettirip, Resûlullah (aleyhissalâtü
vesselâm)’ın vefatında onu izhar ettiğinin görülmediği” belirtilmiştir.[4]



 




[1]

Raviler arasında en mühim tabakayı Ashab(radıyallahu anhüm)’ın teşkil ettiği
ve günümüzde Ashab’a dil uzatmalar yaygınlaşmaya yüz tuttuğu için bu bahsi
genişçe işleyeceğiz. (İbrahim Canan)



[2]

İsmail Lütfi Çakan, Hadis Usulü, Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi
Yayınları: 80-81.



[3]

Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)’ın: “Ne mutlu beni görüp iman edene!
Ne mutlu beni göreni görene”
hadisinin mezkûr Sahabe tarifindeki katkısı
açık olarak görülmektedir. Tâbiî’nin tarifini yaparken de göreceğiz ki, bu
hadis Tâbiîn ile ilgili tarifin ortaya çıkmasında da müessir olmuştur. Zira
muhtelif tariflerden, ekseriyetin benimsediği tarif uygun olanıdır. (İbrahim
Canan)



[4]

İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 1/518-519.