Hz. Muhammedin Hayatı

Tebuk Hz. Muhammedin Hayatı

 

79.   TEBUK

 

Huneyn savaşından kısa
bir süre sonra İmparator Herakliyus Kudüs’e giden Kutsal yolu tekrar inşa
ettirdi. Bu Kur’anda önceden haber verilen ve *O gün mü’min-ler
sevineceklerdir» (Rum, 4) diye ifade edilen Bizanslıla­rın İranlılara karşı
kesin zaferini noktalıyordu. İranlıların Suriye’den ve Mısır’dan askerlerini
çekmek zorunda kal­maları da bir sevinç kaynağıydı. Fakat Suriye’de bir tehli­kenin
yerini diğeri almıştı. îslâm devletinin sadece bu ta­raftan bir tehlike ile
karşı karşıya olduğu söylenebilirdi. Medine’de Herakliyus’un Medine’ye karşı
uzun bir sefer düzenlemek üzere ordusuna bir yıllık avans verdiği söy­lentileri
dolaşıyordu. Bunun yanısıra Bizanslıların güney­de Belke’ya kadar geldikleri ve
Lehm, Cudam, Gassan ve *Amile kabilelerini ele geçirdikleri söyleniyordu. Bu
haber­ler bir bakıma abartma, bir bakıma da gerçeğin tam ter­si idi.
Herakliyus’un îran seferi sırasında rüyasında kendi­sini İslâm’a çağırmak için
mektup yazan adamla özdeşleş­tirdiği «sünnetli bir adamın» Suriye krallığını
ele geçirili­şini gördüğü henüz herkesçe bilinmiyordu. Gördüğü rüya öylesine
etkili ve açıktı ki Herakliyus’un güneye doğru ya­yılmasını engelledi ve bir dereceye
kadar Suriye’yi savun­masına neden oldu. Herakliyus Kudüs’ten Humus’a çekil­mişti.
Orada, tüm bu bölgenin fethedileceğinden emin ola­rak generallerine, kuzeydeki
diğer bölgelere yayılmaması şartıyla Suriye bölgesini Peygamber (s.a.v.)’e
veren bir an­laşma yapmayı önerdi. Generallerin bu fikre çok şaşırmalan ve
kesinlikle karşı çıkmaları onun bu plânı yürürlük­ten* kaldırmasına neden oldu.
Fakat Herakliyus gördüğü rüyayı hiçbir zaman unutmadı.

Aynı şekilde Peygamber
(s.a.v.) de Allah’ın İslâm or­dularına Suriye kapılarını açacağından emindi. Ya
zama­nının geldiğini düşünerek ya da kaçınılmaz kuzey seferi için ordularına
deneyim kazandırmak için Biaznslılara kar­şı bir sefer düzenleyeceklerini
açıkladı. Daha sonra şimdi­ye kadar kumanda ettiği en büyük ve en iyi
silahlarla do­nanmış bir ordu kurmaya başladı. O zamana kadar, bu tür
durumlarda asıl amacını gizli tutmak ve hazırlıkları müm­kün olduğu kadar gizli
yapmak adetiydi. Fakat bu kez giz­lilik yoktur. Mekke’ye ve diğer müttefik
kabilelere Suriye seferi için silahlı ve binekli adamlar göndermeleri için
ha-ber gönderildi.

M.S. 630 yılının Ocak
ayının başlarıydı. Mevsim her za­man sıcak olurdu, fakat o yıl bir kuraklık
olmuştu ve ısı her zamankinden daha yüksekti. Aynı zamanda olgun ve taze meyve
yeme zamanıydı. Bu iki durum sefere katılma­mak için ilk sebep teşkil ediyordu.
Üçüncü neden ise im­paratorluk lejyonlarının dehşet verici şöhretiydi. Münafık­lar
ve Müslümanlardan az samimi olanlar Peygamber fs. a.vj’e gelip çeşitli nedenler
öne sürerek sefere gitmemek için izin istediler. Bedevilerin çoğu da böyle
yaptı. Geride kalanlar içinde dört salih imanlı kişi de vardı: Ka’b îbn Malık,
Hazreç’ten_iki kişi ve Evs’ten bir adam. Bunlar ev­de kalmak için kesin bir
karar almamışlar ve Özürler Öne sürmemişlerdi. O mevsimde Medine’den ayrılmak
onlara o kadar sevimsiz gelmişti ki, hazırlık yapmaya başlayama-mışlar ve bu
işi bugünden yarma ertelenmişlerdi. Uyandık­larında ise vakit çok geçti ve
birlikler gitmişti. Fakat ço­ğunluk hızla hazırlığa koyulmuşlar ve zenginler
daha faz­la para yardımı yapma konusunda yarışmışlardı. Osman tek başına onbin
adama alet ve binek sağladı. Böyle oldu­ğu halde gitmek isteyen herkese yetecek
kadar binsk ve alet yoktu. O sırada inen bir âyet (Tevbe: 92) Peygamber
(s.a.v.)’in binek ve alet    
sağlayamadığı için istemeyerek geri çevirdiği, bunun üzerine ağlamaya
başlayan «yedi ağ­layan kişiyi —beş fakir Ensar ve Muzeyne ile Gatafan dan iki
bedevi hafızalara işliyordu.

Bütün bedevi
müttefikler de katıldıktan sonra ordu, onbini atlı, otuz bin kişiye
yaklaşmıştı. Şehrin dışına bir kamp kurulmuş ve herkes hazır olup Peygamber
(s.a.v.) de yola çıkıp kumandayı ele alana kadar Ebu Bekirin yö­netimine
verilmişti.

Peygamber (s.a.v.)
Ali’ (r.)’yi. ailesine bakmak üzere Medine’de bırakmıştı. Fakat münafıklar
Peygamber’in onu bir fazlalık olarak gördüğü ve gözünün önünden uzak tu­tarak
ondan kurtulduğu söylentisini yaydılar. Bunu duyan Ali (r.) o kadar üzülmüştü
ki zırhını giydi, silahlarını ku­şandı ve ona katılmak için yalvarmaya
niyetlenerek Pey­gamber (s.a.v.) e ilk konaklardan birinde yetişti. Ona in­sanların
neler konuştuklarını anlattı. O da: «Yalan söylü­yorlar. Geride bıraktıklarım
için orada kalmanı emrediyo­rum. Geri dön ve beni hem kendi ailende, hem de
benim ailemde temsil et. Ey Ali, benden sonra Peygamber gelme­mesinden başka,
senin bana, Musa’nın Harun’a yakınlığı gibi yakın olmandan memnun değil misin?»[1] dedi.

Kuzeye doğru
ilerlerken birgün sabah namazında Peygamber (s.a.v.) abdest almakta gecikti.
Adamlar saf­lara dizilmişlerdi; namaz kılmadan önce güneşin doğma­sından
korkana dek onu beklediler. Daha sonra Abdurrah-man îbn Avf (r.)’m imamlık
yapmasına karar verildi Peygamber (s.a.v.) geldiğinde hemen hemen birinci
rekatı bitirmişlerdi. Abdurrahman (r.) tam geri çekilecekken Peygamber (s.a.v.)
onu yerinde kalması için itti ve ken­disi de cemaate katıldı. Cemaat, namazı
bitirip selâm ve­rince Peygamber (s.a.v.) ayağa kalktı ve kaçırdığı rekatı
kıldı. Bitirdikten sonra: «îyi yaptınız, çünkü hiçbir Pey­gamber ümmetinden
takva sahibi binnin arkasında namaz kılmadıkça ölmez*[2] dedi.

O sırada Medine’de,
yaklaşık olarak ordu yola çıktık­tan on gün sonra, geride kalan dört mü’minden
biri olan Hazreç’li Ebu Hayseme (r.) çok sıcak bir günde bahçesin­deki
ağaçların gölgesine gitti. Orada iki kulübe vardı. Ha­nımlarının, ikisi
kulübeye de su serpmiş olduğunu gördü. İkisinin de kendisi için yemek
hazırlamış ve içmesi için toprak testilerde su soğutulmuştu. Kulübelerden
birisinin kapı eşiğinde ayakta durdu ve: «Allah’ın Rasulü güneşin sıcağı
altında, sıcak rüzgarlarla kavrulmuş. Ebu Hayse­me ise serin bir gölgelikte
onun için kendi evinde yemek ve hanımları hazırlanmış!» dedi. Daha sonra
hanımlarına dönerek: «Vallahi, Allah’ın Rasulü’ne yetişmeden ikinizin de
kulübesine girmeyeceğim. Bu nedenle benim için erzak hazırlayın» dedi.
Hanımları onun için erzak hazırladılar. Ebu Hayseme devesini semerleyerek hızla
ordunun arka­sından yola çıktı.

Medine’de Kudüs’e
giden yolun hemen hemen tam or­tasında Peygamber (s.a.v.) bir gece: «İnşallah
yarın Tebûk akarsuyuna ulaşacaksınız. Güneş kızana kadar oraya
varamayacaksınız. Ona ulaşan kimse ben gelinceye kadar suya dokunmasın» dedi.
Fakat oraya ilk varan iki kişi kay­naktan içtiler. Ordunun büyük bir kısmı
geldiğinde bir kaç damla su kalmıştı. Peygamber (s.a.v.) bu- iki kişiyi sert
bir dille azarladı ve birkaç kişiye çukurlarda bulabildikleri kadar suyu
toplayıp eski bir deri parçasına doldurmaları­nı söyledi. Yeteri kadar su
toplandığında kabın içinde el­lerini ve yüzünü yıkayıp kaynağın ağzını kapatan
kayanın üstüne serpti ve ellerini onun üstünden geçirerek Allah’ın dilediği
şekilde dua etti. Daha sonra gökgürültüsü gibi bir sesle birlikte su fışkırdı.
Bütün adamlar ihtiyaçlarını kar­şıladıktan sonra bile hâlâ su akıyordu.
Peygamber (s.a.v.), yanında duran Mu’az [3]döndü
ve: *Ey Mu’az, belki sen bu yerin bahçelerle dolu bir vadi olduğunu görene
kadar ya­şayacaksın» dedi. Gerçekten de söylediği gibi oldu.

Peygamber (s.a.v.)
ordu ile yola çıkmayı kaçıran dört mü’minin hatası üzerine üzülmüş ve hayal
kırıklığına uğ

ramıştı. Tebûk’e
ulaştıktan birkaç gün sonra onlara yeti­şen Hayseme için de daha önceden
üzülmüştü. Yalnız yol­cunun yaklaştığı görüldüğünde, henüz yüz hatları belirgin
olmamasına rağmen Peygamber (s.a.v.) dua eder gibi: «Ebu Hayseme olsa!» dedi.
Adam onlara yaklaşıp selâm verdi­ğinde de: «Yazıklar olsun sana Ebu Hayseme!»
dedi. Fakat neler olduğunu dinledikten sonra onu affetti.

Ordu Tebûk’te yirmi
gün kaldı. Bizans’tan gelen tehli­ke söylentilerinin gerçek olmadığı ortaya
çıkmıştı. Diğ^r taraftan bu Suriye’nin fethi için uygun bir zaman da de­ğildi,
Fakat o günlerde Peygamber {s.a.v.} Akabe körfe­zinde ve doğudaki sahillerde
yaşayan hristiyan ve yahudi kabileleriyîe bir barış anlaşması yaptı. Yıllık
haraç karşı­lığında onlara îslâm devletinin himayesi vadediliyordu. Daha sonra
Peygamber (s.a.v.) Haüd (r.)’i yirmisi atlı dörtyüz kişiyle Tebûk’ün
kuzey-doğusundaki Dumat el-Cendel’e göndererek ordunun geri kalan kısmıyla
birlikte Medine’ye döndü. Bu Önemli kale Suriye’ye giden yollar­dan birinin ve
Medine’den Irak’a giden yolun üzerindeydi. Buranın hristiyan yöneticisi
Ukeydir, Halid (r.î tarafın­dan yenilip esir edilince çok şaşırmıştı. Halid,
onu Medi­ne’ye götürdü. Ukeydir (r.), Medine’de Peygamber  s.a v’e biat ederek Müslüman oldu.

İlgili Makaleler