Ölçü Kaçarsa: Bizim Ali bir kere sizin Ali değil…

42162
İşte böyle övgü bile ölçüsünü aştı mı bir anda tam yergiye dönebiliyor. Hz. İsa’nın şakirtleri onu Allah’ın oğlu yapıp gökte sağına oturttular. Şimdi yetmiş iki millet bir oldu oradan onu indirmeye çalışıyor.
(Bizde de nüzûl-i İsâ diye inanç konusu yapılmak istenen bir husus vardır.)
 
Ben televizyonda farklı zamanlarda iki Alevi dedesi dinledim. Birinin anlattıklarına aynen imzamı atardım. Ama ikincisi dedi ki: “Bizim Ali bir kere sizin Ali değil. Çünkü sizin Ali tarihî bir kişilik olarak namaz kılardı, oruç tutardı… falan. Bizim Ali ise…” diye bir başladı ve anlattıkları bir insanın nitelikleri olamazdı.
 
Siz, siz olun ölçüyü kaçırmayın!
Peygamberiniz bile olsa onu “kul olarak bir insan gibi” sevin. Muhammedun abduhu ve rasûluh… Abd kul demektir. “Kabrini tapınılan bir put haline getirmeyin!” (Bu ifade bizzat kendisinin duasıdır).
 
Şeyhlerinizi, efendilerinizi sevin, ama uçurmadan, kaçırmadan. Nice nadan kendisine dalkavukların yönelttiği övgüleri gerçek sanıp da uçmaya kalkışmış ve sonunda yere çakılmış… Yalnız kendisi olsa, eteğine yapışan cühela ile birlikte…
 
Keramet arıyorsanız, en büyük keramet istikamet sahibi olmaktır.
Evliya arıyorsanız göklerde değil, hayatın içinde arayın: “Elâ inne evliyâ allahi lâ havfun aleyhim velâ hüm yahzenûn. Ellezîne âmenû ve kânû yettekûn[1]: Bu âyet Velayet (velilik)  için sadece iki şart belirliyor: Bir fiil olarak her an teceddüd eden bir iman ve aynı şekilde her an teceddüd eden bir ittikâ yani takva hali. Suda yürümesi, havada uçması evliyalığın değil, belki birincisi balık olmanın, ikincisi de sinek olmanın özelliği…
Kerameti insanlıkta arayın.
 
Bu yazının üslubunu sevmedim. Çünkü ben dışarıda kalmış gibi oldum. Üslubu gelin hep birlikte değiştirelim ve: Yapalım, edelim, bilelim.. diyelim.
Ölçüyü asla kaçırmayalım.
“Festekim kemâ ümirte! Emrolunduğun gibi dosdoğru ol!”
Bu öyle azîm bir davadır ki, senin, benim, hepimizin belini bükmeye, saçımızı sakalımızı ağartmağa yeter.
 
Ve dostun, seni doğrulayan değil, sana doğruyu söyleyendir. (Sadîkuke men sadakake lâ men saddakake).
Ve kûnû ma’a’s-sâdıkîn= Doğrularla beraber olun! Doğruluk bulun!
Dua ile!
 
GARİBCE