İlkokul Kitaplarındaki Tanrı

42460

 

Tamam, itiraf edelim. Biraz da heyecanlanırdık. Okul bahçesinde yapılan kutlamalarda şiir okumak ayrıcalığına kavuşmuşsak bu heyecan katlanarak artardı. Öğretmenimizin sevgisine nail olmak, arkadaşlarımızın hayranlık dolu bakışlarının bize dikildiğini görmek hoşumuza giderdi. Çünkü çocuktuk.

 

Belirli günler ve haftalar kutlamaları bu ülkede yıllardan beri devam ediyor. Bundan sonra da devam edecek gibi görünüyor. Eski coşku ve heyecanla olmasa bile.

 

O şiirler, çocuk zihnimizin sular seller gibi ezberlediği şiirler, hiç de masum değildi aslında. Cumhuriyet ideolojisinin kiralık kalemleri tarafından döktürülmüş, şiir kalitesine sahip olmayan, yeni bir neslin inşasına yönelik şiirlerdi.

 

Hepsi birbirine benzerdi. Konuları farklı gibi görünse de aynı şeyi, aynı mantıkla, aynı kişi tarafından yazılmış gibi anlatırlardı.

 

Soğuk sabahların kabusu olan 10 Kasım günlerinde örneğin;

 

Üşüyen ellerimizi ovuşturarak hiçbir sebep olmasa bile o gün öldüğü için asla sevemeyecek olduğumuz Atatürk’e yakılan ağıtları dinlerdik.

 

İlhan Demiraslan’ın şu bilindik şiiri gibi:

 

Bu memlekete en çok hizmet eden,

Bu aşk ile dağlara gücü yeten,

On sekiz milyonun omzunda giden

Atam, Ankara sırtlarında yatar

 

Veya Faruk Nafiz Çamlıbel’in şu şiiri:

 

“Tanrı gibi görünüyor her yerde,

Topraklarda, denizlerde, göklerde.

Gönül tapar kendisinden geçer de

Hangi yana göz dalarsa: Atatürk.

Babasından önce onun adını

Öğretiyor oğluna Türk kadını,

Ondan aldık yaşamanın tadını,

Bahtiyarız, bahtiyarsa Atatürk”

İlhan Geçer’in şu talihsiz şiiri veya:

 

Silemez mavi aydınlığını

Atatürkleşen gönüllerden.

Ne yobazlaşan karanlık

Ne kızıl kefen

Cahit Sıtkı Tarancı da bu kervana katılmıştır:

 

“Git hemşerim, git kardeşim toprağına yüz sür

O’dur karşı kıyıdan cümlemizi düşünür

Resimlerinde bile melül mahzun görünür

Atatürk’üm kabrinde rahat uyumak ister

 

23 Nisan kutlamalarında okunanlar da aynı temayı işlerdi.

 

“Nasıl bayram etmez, sevinmez insan,

23 Nisan bu, 23 Nisan.

Türklük gerilemiş çaresiz kalmış,

Götürmüşken üç kıtaya şeref, şan.

Kalmış bir sultanın keyfine işler. 

Nice yıllar olmuş Türkler perişan.

Gittikçe kuvvetsiz, çaresiz kalmış,

Dört yandan üstüne saldırmış düşman.

Milleti yüzüstü bırakıp kaçmış,

Canının derdine düşmüş de Sultan”

(Behçet Kemal Çağlar)

 

“İşte, bugün bir meclis kuruldu,

Sonra hemen padişah kovuldu.

Bugün yirmi üç Nisan,

Hep neşeyle doluyor insan”

(Saip EGÜZ)

 

“Düşmanlar da üstelik,

Saldırınca vatana.

Başkaldırdı Atatürk,

Yurdumuzu satana”

(Fahrünissa ELMALI)

 

Cumhuriyet Bayramı, 19 Mayıs vs. derken dönemlerin neredeyse yarısını kutlamalarla geçirirdik ve dolayısıyla aynı mesaj bombardımanına maruz kalırdık. 30 Ağustos bize uzaktı çok şükür. Ama diğerlerinde okuldaki kutlamalar bitince stadyum yoluna düşmek gerekirdi. Öğretmenimiz yoklama alırdı ve ertesi gün tek tek neden gelmediğimizi sorardı.

 

Bize kadar ulaşamayan bayramlar da vardı. Örneğin annelerimizin şiirler okuduğu 27 Mayıs Anayasa ve Hürriyet Bayramı gibi. “Kutlu devrim”e övgüler düzen şiirleri dillendiren çocukların darağaçlarında can verenlerden, ülkenin kalbine postallarıyla basan ayaklardan haberi bile yoktu.

 

Bazı bayramlar var ki; onlar ilan edilmeden şiirleri yazılmıştı. Bir Ankara bayramı olmamasını hayretle karşılıyorum düşününce. İsmi de “Başkent Ankara Bayramı” olabilirdi mesela. Öğrenciler de Ankara’ya gelmek zorunda bırakılırdı. Anıtkabir önünde alınan bir yoklama bu işi sağlama bağlardı büyük ihtimalle.

“Saltanatın battığı yer.

Atamızın yattığı yer.

Türk kalbinin attığı yer”

 

“Ankara, Ankara, güzel Ankara,

Seni görmek ister her bahtı kara.

Senden yardım ister her düşen dara,

Yetersin onlara güzel Ankara”

 

Edebiyatın yüzkarası olan başka bir şiirde ise Ankara daha doğrusu Çankaya şöyle anılır:

 

“Ebedi bir güneşle burada doğdu gazi,

Yaprak yığını gibi burada yandı mazi.

 

Burada erdi Musa

Buradan uçtu İsa.

Bülbül burada varsa

Hürriyet için öter,

Şehit kanı buranın

Yapraklarında tüter.

 

Ne örümcek ne yosun

Ne mucize ne füsun

Kabe Arabın olsun

Bize Çankaya yeter”

(Kemalettin KAMU)

 

Örnekleri çoğaltmak, okuyucularımızın çocukluk anılarını tek tek hatırlatmak mümkün değil bu yazıda. Bu duruma üzüleceklerini de pek sanmıyorum. Ama çok isterseniz çocukların okul kitapların şöyle bir karıştırın, o şiirler, yine orada olacaklardır.

 

HATİCE ARABACI

İzdüşünce