Arapça GramerNahiv

Mefulun Fih – Zarflar Arapça Dersleri

7.706 kez okundu

Cümle Bağlamada Kullanılan Bazı Edatlar :

أَنْ

…. diye Daha önce harfu tefsir olarak bahsettiğimiz gibi kendinden sonra gelen fiil emir siygasında ise tefsir yani açıklama edatı olarak görev yapar.

فَأَوْحَيْنَا إِلَى مُوسَى أَنِ اضْرِب بِّعَصَاكَ الْبَحْرَ.

Musa’ya değneğini denize vur diye vahyettik (Şuara 63) .

أَشاَرَ الضاَّبِطُ أَنِ اهْجُموُا.

Subay saldırın diye işaret etti.

 

 

 

ماَ Edatının Kullanılışları

ماَ + mâzî fiil …dığı sürece, …dıkça

ماَ لَمْ + meczûm muzâri fiil  …..mediği sürece, …medikçe

ماَ عَصَيْتَنِي أُعَذِّبُكَ. Bana isyan ettiğin sürece sana azab edeceğim.
لاَ نَخاَفُ ماَ كُنْتُمْ مَعَناَ. Siz bizimle oldukça korkmayız.
لَنْ تَدْخُلُوا الْجَنَّةَ ماَ لَمْ تُؤْمِنُوا بِاللَّهِ. Allah’a iman etmedikçe cennete giremezsiniz.

مِثْلَماَ ..gibi

لَقَدِ اجْتَهَدَ هُناَ مِثْلَماَ اجْتَهَدَ هُناَكَ. Burada da oradaki gibi ictihad etti.

ماَ edatı bazen de isimlerin sonuna ilâve edilerek ismin belirsizliği arttırılır:

يَوْماً ماَ خَرَجْناَ. (Herhangi) Bir gün dışarı çıktık.

 

Mef’ûlün Fih (Zaman Zarfları) ile İlgili Ayetler

1- أَلَمْ يَرَوْا كَمْ أَهْلَكْنَا قَبْلَهُمْ مِنَ الْقُرُونِ أَنَّهُمْ إِلَيْهِمْ لاَ يَرْجِعُونَ .

(36/YÂSÎN, 31). (Müşrikler) görmüyorlar mı ki, onlardan önce nice kavimler helâk ettik. Onlar tekrar dönüp de bunlara gelmezler.

2- وَإِذَا قِيلَ لَهُمُ اتَّقُوا مَا بَيْنَ أَيْدِيكُمْ وَمَا خَلْفَكُمْ لَعَلَّكُمْ تُرْحَمُونَ .

(36/YÂSÎN, 45). Onlara yapmakta olduğunuz ve yapıp arkada bıraktığınız işlerde Allah’tan korkun; umulur ki size merhamet olunur denildiğinde (aldırmazlar).

3- إِنَّ أَصْحَابَ الْجَنَّةِ الْيَوْمَ فِي شُغُلٍ فَاكِهُونَ .

(36/YÂSÎN, 55). O gün cennetlikler, gerçekten nimetler içinde safa sürerler.

4- اَلْيَوْمَ نَخْتِمُ عَلَى أَفْوَاهِهِمْ وَتُكَلِّمُنَا أَيْدِيهِمْ وَتَشْهَدُ أَرْجُلُهُمْ بِمَا كَانُوا يَكْسِبُونَ .

(36/YÂSÎN, 65). O gün onların ağızlarını mühürleriz; yaptıklarını (kazanmış oldukları şeyleri) bize elleri anlatır, ayakları da şahitlik eder.

5- قُلْ يُحْيِيهَا الَّذِي أَنْشَأَهَا أَوَّلَ مَرَّةٍ وَهُوَ بِكُلِّ خَلْقٍ عَلِيمٌ .

(36/YÂSÎN, 79). De ki: Onları ilk defa yaratmış olan diriltecek. Çünkü O, her türlü yaratmayı gayet iyi bilir.

 

6- يَسْأَلُهُ مَنْ فِي السَّموَاتِ وَالْأَرْضِ كُلَّ يَوْمٍ هُوَ فِي شَأْنٍ .

(55/RAHMÂN, 29). Göklerde ve yerde bulunan herkes, O’ndan ister. O, her an yaratma halindedir.

7- فَيَوْمَئِذٍ لاَ يُسْأَلُ عَنْ ذَنْبِهِ إِنْسٌ وَلاَ جَانٌّ .

(55/RAHMÂN, 39). İşte o gün insana da cine de günahı sorulmaz.

8- بَيْنَهُمَا بَرْزَخٌ لاَ يَبْغِيَانِ .

(55/RAHMÂN, 20). Aralarında bir engel vardır, birbirine geçip karışmazlar.

9- يَطُوفُونَ بَيْنَهَا وَبَيْنَ حَمِيمٍ آنٍ .

(55/RAHMÂN, 44). Onlar, cehennemle kaynar su arasında dolaşır dururlar.

10- يَقُولُ الْإِنْسَانُ يَوْمَئِذٍ أَيْنَ الْمَفَرُّ .

(75/KIYÂME, 10). O gün insan, “Kaçacak yer neresi!” diyecektir.

11- كَلاَّ لاَ وَزَرَ {75/11} إِلَى رَبِّكَ يَوْمَئِذٍ الْمُسْتَقَرُّ .

(75/KIYÂME, 11, 12). Hayır, hayır! (Kaçıp) sığınacak yer yoktur! O gün varıp durulacak yer, sadece Rabbinin huzurudur.

12- وُجُوهٌ يَوْمَئِذٍ ناَضِرَةٌ {75/22} إِلَى رَبِّهَا نَاظِرَةٌ {75/23} وَوُجُوهٌ يَوْمَئِذٍ بَاسِرَةٌ .

(75/KIYÂME, 22, 23, 24). Yüzler vardır ki, o gün ışıl ışıl parıldayacaktır. Rablerine bakacaklardır (O’nu göreceklerdir). Yüzler de vardır ki, o gün buruşacaktır;

13- لاَبِثِينَ فِيهَا أَحْقَابًا .

(78/NEBE, 23). (Azgınlar) orada çağlar boyu kalacaklar ,

14- يَوْمَ يَقُومُ الرُّوحُ وَالْمَلَائِكَةُ صَفًّا لاَ يَتَكَلَّمُونَ إِلاَّ مَنْ أَذِنَ لَهُ الرَّحْمَنُ وَقَالَ صَوَابًا.

(78/NEBE, 38). Ruh (Cebrail) ve melekler saf saf olup durduğu gün, Rahmân’ın izin verdiklerinden başkaları konuşmazlar; konuşan da doğruyu söyler.

15- إِنَّا أَنْذَرْنَاكُمْ عَذَابًا قَرِيبًا يَوْمَ يَنظُرُ الْمَرْءُ مَا قَدَّمَتْ يَدَاهُ وَيَقُولُ الْكَافِرُ يَا لَيْتَنِي كُنْتُ تُرَابًا .

(78/NEBE, 40). Biz, yakın bir azap ile sizi uyardık. O gün kişi önceden yaptıklarına bakacak ve inkârcı kişi: “Keşke toprak olsaydım!” diyecektir.

16- وَمِنْ شَرِّ غَاسِقٍ إِذَا وَقَبَ {113/3} وَمِنْ شَرِّ النَّفَّاثَاتِ فِي الْعُقَدِ {113/4} وَمِنْ شَرِّ حَاسِدٍ إِذَا حَسَدَ .

(113/FELÂK, 3).Karanlığı çöktüğü zaman gecenin şerrinden, düğümlere üfürüp büyü yapan üfürükçülerin şerrinden ve kıskandığı vakit kıskanç kişinin şerrinden (sabahın Rabbine sığınırım!)

 

17- إِذَا جَاءَ نَصْرُ اللَّهِ وَالْفَتْحُ .

(110/NASR, 1). Allah’ın yardımı ve zafer geldiği zaman,…

18- فَإِذَا فَرَغْتَ فَانْصَبْ .

(94/İNŞİRÂH, 7). Boş kaldın mı hemen (başka) işe koyul,

19- فَأَمَّا الْإِنْسَانُ إِذَا مَا ابْتَلاَهُ رَبُّهُ فَأَكْرَمَهُ وَنَعَّمَهُ فَيَقُولُ رَبِّي أَكْرَمَنِ .

(89/FECR, 15). İnsan var ya, Rabbi kendisini imtihan edip de ikramda bulunduğunda ve bol nimet verdiğinde “Rabbim bana ikram etti” der.

20- وَإِنِّي كُلَّمَا دَعَوْتُهُمْ لِتَغْفِرَ لَهُمْ جَعَلُوا أَصَابِعَهُمْ فِي آذَانِهِمْ وَاسْتَغْشَوْا ثِيَابَهُمْ وَأَصَرُّوا وَاسْتَكْبَرُوا اسْتِكْبَارًا .

(71/NÛH, 7). (Nuh (a.s.) der ki;) Gerçekten de, (imana gelmeleri ve böylece) günahlarını bağışlaman için onları ne zaman davet ettiysem, parmaklarını kulaklarına tıkadılar, (beni görmemek için) elbiselerine büründüler, ayak dirediler, kibirlendikçe kibirlendiler.

21- تَكَادُ تَمَيَّزُ مِنَ الْغَيْظِ كُلَّمَا أُلْقِيَ فِيهَا فَوْجٌ سَأَلَهُمْ خَزَنَتُهَا أَلَمْ يَأْتِكُمْ نَذِيرٌ .

(67/MÜLK, 8). Neredeyse cehennem öfkesinden çatlayacak! Her ne zaman oraya bir topluluk atılsa, onun bekçileri onlara: Size, (bu azap ile) korkutucu bir peygamber gelmemiş miydi? diye sorarlar.

22- فَلَمَّا رَأَوْهُ زُلْفَةً سِيئَتْ وُجُوهُ الَّذِينَ كَفَرُوا وَقِيلَ هَذَا الَّذِي كُنْتُمْ بِهِ تَدَّعُونَ .

(67/MÜLK, 27). Ama onu (azabı) yakından gördükleri zaman, inkâr edenlerin yüzleri kararacak ve (kendilerine): İşte sizin isteyip durduğunuz budur! denecektir.

23- كَمَثَلِ الشَّيْطَانِ إِذْ قَالَ لِلْإِنْسَانِ اكْفُرْ فَلَمَّا كَفَرَ قَالَ إِنِّي بَرِيءٌ مِنْكَ إِنِّي أَخَافُ اللَّهَ رَبَّ الْعَالَمِينَ .

(59/HAŞR, 16). (Münafıkların durumu) tıpkı şeytanın durumu gibidir. Çünkü şeytan insana “İnkâr et” der. İnsan inkâr edince de: Ben senden uzağım, çünkü ben âlemlerin Rabbi olan Allah’tan korkarım, der.

24- وَيَقُولُونَ مَتَى هَذَا الْوَعْدُ إِنْ كُنْتُمْ صَادِقِينَ .

(36/YÂSÎN, 48). Onlar: Eğer gerçekten doğru söylüyorsanız, bu tehdit ne zaman gerçekleşecektir? derler.

25- وَلَمَّا بَلَغَ أَشُدَّهُ آتَيْنَاهُ حُكْمًا وَعِلْمًا وَكَذَلِكَ نَجْزِي الْمُحْسِنِينَ .

(12/YÛSUF, 22). (Yûsuf) erginlik çağına erişince, ona (isabetle) hükmetme (yeteneği) ve ilim verdik. İşte güzel davrananları biz böyle mükâfatlandırırız.

 

 

26- وَإِذَا مَسَّ الْإِنْسَانَ الضُّرُّ دَعَانَا لِجَنْبِهِ أَوْ قَاعِدًا أَوْ قَآئِمًا فَلَمَّا كَشَفْنَا عَنْهُ ضُرَّهُ مَرَّ كَأَنْ لَمْ يَدْعُنَا إِلَى ضُرٍّ مَّسَّهُ كَذَلِكَ زُيِّنَ لِلْمُسْرِفِينَ مَا كَانُوا يَعْمَلُونَ .

(10/YÛNUS, 12). İnsana bir zarar geldiği zaman, yan yatarak, oturarak veya ayakta durarak (o zararın giderilmesi için) bize dua eder; fakat biz ondan sıkıntısını kaldırınca, sanki kendisine dokunan bir sıkıntıdan ötürü bize dua etmemiş gibi geçip gider. İşte böylece haddi aşanlara yapmakta oldukları şeyler güzel gösterildi.

27- قُلْ لاَ أَمْلِكُ لِنَفْسِي ضَرًّا وَلاَ نَفْعًا إِلاَّ مَا شَاءَ اللّهُ لِكُلِّ أُمَّةٍ أَجَلٌ إِذَا جَاءَ أَجَلُهُمْ فَلاَ يَسْتَأْخِرُونَ سَاعَةً وَلاَ يَسْتَقْدِمُونَ .

(10/YÛNUS, 49). De ki: “Ben kendime bile Allah’ın dilediğinden başka ne bir zarar ne de bir menfaat verme gücüne sahibim.” Her ümmetin bir eceli vardır. Ecelleri geldiği zaman artık ne bir saat geri kalırlar ne de ileri giderler.

28- إِذْ يُوحِي رَبُّكَ إِلَى الْمَلآئِكَةِ أَنِّي مَعَكُمْ فَثَبِّتُوا الَّذِينَ آمَنُوا سَأُلْقِي فِي قُلُوبِ الَّذِينَ كَفَرُوا الرُّعْبَ فَاضْرِبُوا فَوْقَ الْأَعْنَاقِ وَاضْرِبُوا مِنْهُمْ كُلَّ بَنَانٍ .

(8/ENFÂL, 12). Hani Rabbin meleklere: “Muhakkak ben sizinle beraberim; haydi iman edenlere destek olun; Ben kâfirlerin yüreğine korku salacağım; vurun boyunlarına! Vurun onların bütün parmaklarına!” diye vahyediyordu.

29- قَالَ ادْخُلُوا فِي أُمَمٍ قَدْ خَلَتْ مِن قَبْلِكُمْ مِنَ الْجِنِّ وَالْإِنْسِ فِي النَّارِ كُلَّمَا دَخَلَتْ أُمَّةٌ لَعَنَتْ أُخْتَهَا حَتَّى إِذَا ادَّارَكُوا فِيهَا جَمِيعًا قَالَتْ أُخْرَاهُمْ لِأُولاَهُمْ رَبَّنَا هَؤُلاَءِ أَضَلُّونَا فَآتِهِمْ عَذَابًا ضِعْفًا مِنَ النَّارِ قَالَ لِكُلٍّ ضِعْفٌ وَلَكِنْ لاَ تَعْلَمُونَ .

(7/A’RÂF, 38). Allah buyuracak ki: “Sizden önce geçmiş cin ve insan toplulukları arasında siz de ateşe girin!” Her ümmet girdikçe yoldaşlarına lânet edecekler. Hepsi birbiri ardından orada (cehennemde) toplanınca, sonrakiler öncekiler için, “Ey Rabbimiz! Bizi işte bunlar saptırdılar! Onun için onlara ateşten bir kat daha fazla azap ver!” diyecekler. Allah da: Zaten herkes için bir kat daha fazla azap vardır, fakat siz bilmezsiniz, diyecektir.

Mekân Zarfları ile İlgili Ayetler

30- وَالْمَلَكُ عَلَى أَرْجَائِهَا وَيَحْمِلُ عَرْشَ رَبِّكَ فَوْقَهُمْ يَوْمَئِذٍ ثَمَانِيَةٌ .

(69/HAKKA, 17). Melekler onun (göğün) etrafındadır. O gün Rabbinin arşını, bunların da üstünde sekiz (melek) yüklenir.

31- قَالَ فَبِمَا أَغْوَيْتَنِي لَأَقْعُدَنَّ لَهُمْ صِرَاطَكَ الْمُسْتَقِيمَ .

(7/A’RÂF, 16). İblis dedi ki: Öyle ise beni azdırmana karşılık, and içerim ki, ben de onları saptırmak için senin doğru yolunun üstüne oturacağım.

32- وَإِذَا صُرِفَتْ أَبْصَارُهُمْ تِلْقَاءَ أَصْحَابِ النَّارِ قَالُوا رَبَّنَا لاَ تَجْعَلْنَا مَعَ الْقَوْمِ الظَّالِمِينَ .

(7/A’RÂF, 47). Gözleri cehennem ehli tarafına döndürülünce de: Ey Rabbimiz! Bizi zâlimler topluluğu ile beraber bulundurma! derler.

33- وَلَمَّا جَاءَ مُوسَى لِمِيقَاتِنَا وَكَلَّمَهُ رَبُّهُ قَالَ رَبِّ أَرِنِي أَنظُرْ إِلَيْكَ قَالَ لَنْ تَرَانِي وَلَكِنِ انْظُرْ إِلَى الْجَبَلِ فَإِنِ اسْتَقَرَّ مَكَانَهُ فَسَوْفَ تَرَانِي فَلَمَّا تَجَلَّى رَبُّهُ لِلْجَبَلِ جَعَلَهُ دَكًّا وَخَرَّ مُوسَى صَعِقًا فَلَمَّا أَفَاقَ قَالَ سُبْحَانَكَ تُبْتُ إِلَيْكَ وَأَنَا أَوَّلُ الْمُؤْمِنِينَ .

(7/A’RÂF, 143). Musa tayin ettiğimiz vakitte (Tûr’a) gelip de Rabbi onunla konuşunca “Rabbim! Bana (kendini) göster; seni göreyim!” dedi. (Rabbi): “Sen beni asla göremezsin. Fakat şu dağa bak, eğer o yerinde durabilirse sen de beni göreceksin!” buyurdu. Rabbi o dağa tecelli edince onu paramparça etti, Musa da baygın düştü. Ayılınca dedi ki: Seni noksan sıfatlardan tenzih ederim, sana tevbe ettim. Ben (bu dünyada senin görülemeyeceğine) inananların ilkiyim.

34- قُلْ لاَ أَقُولُ لَكُمْ عِنْدِي خَزَآئِنُ اللّهِ وَلاَ أَعْلَمُ الْغَيْبَ وَلا أَقُولُ لَكُمْ إِنِّي مَلَكٌ إِنْ أَتَّبِعُ إِلاَّ مَا يُوحَى إِلَيَّ قُلْ هَلْ يَسْتَوِي الأَعْمَى وَالْبَصِيرُ أَفَلاَ تَتَفَكَّرُونَ .

(6/EN’ÂM, 50). De ki: Ben size, Allah’ın hazineleri benim yanımdadır, demiyorum. Ben gaybı da bilmem. Size, ben bir meleğim de demiyorum. Ben, sadece bana vahyolunana uyarım. De ki: Kör ile gören hiç bir olur mu? Hiç düşünmez misiniz?

35- جَزَاؤُهُمْ عِنْدَ رَبِّهِمْ جَنَّاتُ عَدْنٍ تَجْرِي مِنْ تَحْتِهَا الْأَنْهَارُ خَالِدِينَ فِيهَا أَبَدًا رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُمْ وَرَضُوا عَنْهُ ذَلِكَ لِمَنْ خَشِيَ رَبَّهُ .

(98/BEYYİNE,  8). Onların Rableri katındaki mükâfatları, zemininden ırmaklar akan, içinde devamlı olarak kalacakları Adn cennetleridir. Allah kendilerinden hoşnut olmuş, onlar da Allah’tan hoşnut olmuşlardır. Bu söylenenler hep Rabbinden korkan (O’na saygı gösterenler) içindir.

36- وَأَمَّا مَنْ أُوتِيَ كِتَابَهُ وَرَاءَ ظَهْرِهِ .

(84/İNŞİKÂK, 10). Kitabı arkasından verilen kimseye gelince,

37- وَبَنَيْنَا فَوْقَكُمْ سَبْعًا شِدَادًا .

(78/NEBE, 12). Üstünüzde yedi kat sağlam göğü bina ettik.

38- رَبِّ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَا الرَّحْمَنِ لاَ يَمْلِكُونَ مِنْهُ خِطَابًا .

(78/NEBE, 37). O, göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların Rabbidir. O, rahmândır. O gün insanlar O’na karşı konuşmaya yetkili değillerdir.

39- إِنَّ هَؤُلاَءِ يُحِبُّونَ الْعَاجِلَةَ وَيَذَرُونَ وَرَاءَهُمْ يَوْمًا ثَقِيلاً .

(76/İNSÂN, 27). Şu insanlar, çarçabuk geçen dünyayı seviyorlar da önlerindeki çetin bir günü (ahireti) ihmal ediyorlar.

40- بَلْ يُرِيدُ الْإِنْسَانُ لِيَفْجُرَ أَمَامَهُ .

(75/KIYÂMET, 5). Fakat insan önündekini (kıyâmeti) yalanlamak ister.

 

41- وَقُلْنَا يَا آدَمُ اسْكُنْ أَنْتَ وَزَوْجُكَ الْجَنَّةَ وَكُلاَ مِنْهَا رَغَداً حَيْثُ شِئْتُمَا وَلاَ تَقْرَبَا هَذِهِ الشَّجَرَةَ فَتَكُونَا مِنَ الظَّالِمِينَ .

(2/BAKARA, 35). Biz: Ey Âdem! Sen ve eşin (Havva) beraberce cennete yerleşin; orada kolaylıkla istediğiniz zaman her yerde cennet nimetlerinden yeyin; sadece şu ağaca yaklaşmayın. Eğer bu ağaçtan yerseniz her ikiniz de kendine kötülük eden zâlimlerden olursunuz, dedik.

42- إِنْ كَانَتْ إِلاَّ صَيْحَةً وَاحِدَةً فَإِذَا هُمْ جَمِيعٌ لَدَيْنَا مُحْضَرُونَ .

(36/YÂSÎN, 53). Olan müthiş bir sesten ibarettir. Bunun üzerine onların hepsi hemen huzurumuzda hazır bulunurlar.

43- قَالُوا يَا مُوسَى إِنَّا لَنْ نَدْخُلَهَا أَبَدًا ماَ دَامُوا فِيهَا فَاذْهَبْ أَنْتَ وَرَبُّكَ فَقَاتِلاَ إِنَّا هَاهُنَا قَاعِدُونَ .

(5/MÂİDE, 24). “Ey Musa! Onlar orada bulundukları müddetçe biz oraya asla girmeyiz; şu halde, sen ve Rabbin gidin savaşın; biz burada oturacağız” dediler.

 

Cümle Örnekleri

قَضَيْتُ فِي الْمَدِينَةِ لَيْلاً. Şehirde bir gece geçirdim.
أَقَمْتُ فِي الْبَلَدِ مُدَّةً. Memlekette bir müddet kaldım (ikâmet ettim) .
سَأَزُورُكَ يَوْمَ الْجُمْعَةِ. Seni Cuma günü ziyaret edeceğim.
سِرْتُ كِيلُو مِتْراً. Bir kilometre yürüdüm.
تَأَمَّلَ شَهْرَيْنِ فِي اخْتِياَرِ الْأُسْتاَذِ. Bir hoca seçme hususunda iki ay düşündü.
قاَمَ فِي خِلاَلِ الدَّرْسِ أَحْياَناً. Ders sırasında bazen ayağa kalktı.
تَقَعُ أَغْرِي شَرْقَ تُرْكِياَ. Ağrı, Türkiye’nin doğusuna düşer.
مَشَيْتُ مِيلاً. Bir mil yürüdüm.
جَلَسْتُ أَماَمَهُ. Onun önüne oturdum.
اِتَّجَهَ الرَّجُلُ يَمِيناً ثُمَّ شِماَلاً. Adam önce sağa sonra sola döndü.
أَثْناَءَ خُرُوجِناَ مِنَ الْمَطاَرِ وَجَدْناَ سَياَّرَةً. Havaalanından çıkışımız esnasında bir araba bulduk.

Bu cümlelerdeki (لَيْلاً) (مُدَّةً) (يَوْمَ) (كِيلُو مِتْراً) (شَهْرَيْنِ) (أَحْياَناً) (شَرْقَ) (مِيلاً) (أَماَمَ) (يَمِيناً) ve (شِماَلاً) ve (أَثْناَءَ) kelimeleri mef’ûl-i fih olup mansûbturlar.

*Mef’ûl-i fîh edatı olarak (فِي) ve (بِ) harf-i cerleri de kullanılır:

كَتَبْتُ فِي الْمَدْرَسَةِ. Okulda yazdım.
وُلِدْتُ بِحَلَبَ. Halep’te doğdum.
طُبِعَ ذَلِكَ الْكِتاَبُ بِالْقاَهِرَةِ. O kitap Kâhire’de basıldı.
يَسْبَحُ الْوَلَدُ فِي الْبَحْرِ. Çocuk denizde yüzüyor.
نَزَلَتْ زَيْنَبُ مَعَ واَلِدَتِهاَ مِنَ السَّياَّرَةِ فيِ وَسَطِ السُّوقِ.
Zeynep annesiyle beraber çarşının ortasında arabadan indi.

Mef’ûl-i fih görüldüğü gibi harf-i cerle kullanıldığı zaman mecrûr olur.

Not: (بِ) harf-i ceri ancak zaman ve mekan bildiren kelimelerin başında olursa mefûlü fih edatı olur.

Kendini deneBu dersi ne kadar öğrendin?3 seviye, her birinde 5 soru. Önce kendin cevapla, sonra açıklamayı oku. Sonuçların yalnız bu tarayıcıda saklanır.
  1. Fiilin işlendiği zamanı ve mekânı bildiren mansûb isme ne denir?
  2. Mef'ûlün fîh hangi sorulara cevap verir?
  3. أَمْسِ (dün) hangi hareke üzere mebnîdir?
  4. Reklam
  5. Aşağıdakilerden hangisi mebnî bir mekân zarfıdır?
  6. Zarftan sonra gelen isim (muzâfun ileyh) hangi hâldedir?

İlgili Makaleler

Ücretsiz Arapça öğrenme araçlarıDerslerin yanında: seviyeni bul, kelime ezberle, okuyarak pekiştir.