Kuşatma Hz. Muhammedin Hayatı
Daha sonra Nuaym, bir
zamanlar arkadaşı olan Ebu Süfyan’a gitti. Ona ve yanındaki diğer Kureyş
liderlerine, eğer haber aldıkları kişinin kim olduğunu söylememeye yemin
ederlerse onlara verilecek önemli bir haberi olduğunu söyledi. Oradakiler
yemin edince şöyle dedi «Yahudiler,
Muhammed (s.av.)’le yaptıkları anlaşmaya tekrar döndüler ve ona şöyle haber
gönderdiler: «Yaptığımıza pişman olduk. Eğer Kureyş ve Gatafan liderlerinden
bir kıs mmı rehin alıp öldürmek üzere sana versek, bu seni memnun eder mi?
Sonra da geri kalanlara karşı senin yanında savaşırız? «Muhammed Cs.a.v.) de
buna razı oldu. Eğer yahudiler sizden adamlarınızdan bir kısmını rehin ister
lerse, vermeyin». Nuaym daha sonra kendi kabilesine ve diğer Gatafan
kabilelerine gidip Kureyşlilere söylediklerinin aynısını tekrarladı.
İstişare ettikten
sonra iki ordunun liderleri şimdilik Huyay’a birşey söylememeye ve Nuaym’m
söylediğinin doğru olup olmadığını denemeye karar verdiler. îkrime’yi bir
mesajla Beni Kurayza’ya gönderdiler. Mesaj şuydu: «Artık Muhammed’i tamamen
ortadan kaldırmak üzere yarın savaşmaya hazır olun». Onlar şu cevabı verdiler:
«Yarın Cumartesi, siz ileri gelenlerinizden birkaç kişiyi bize rehin olarak
vermedikçe, Muhammed’e karşı hiçbir şekilde savaşmayız. Çünkü biz, eğer savaş
kötü giderse sizin bizi burada yalnız bırakıp memleketinize kaçacağınızdan korkuyoruz.
Ona tek başımıza karşı koyamayız». Bu mesaj Kureyş ve Gatafan kabilelerine
ulaştığında: «Tanrıya andolsun Nuaym’ın söyledikleri doğru» dediler. Beni Kurayza’lılara
bir tek adam bile vermeyeceklerini ve ertesi gün savaşmaları gerektiğini
bildiren bir haber gönderdiler. Beni Kurayza’lıların cevabı ise, rehineler
kendilerine teslim edilmedikçe bir tek ok bile atmayacaklarını bildirmek oldu.
O zaman Ebu Süfyan,
Huyay’a gitti ve : «Bize vadetti-ğin yardım nerede? Onlar bizi aldattılar,
şimdi de bizi ele vermeye çalışıyorlar» -dedi. Huyay i «Tevrat’a andolsun ki,
hayır» dedi. «Bugün cumartesi, biz cumartesi yasağına karşı gelmeyiz. Fakat
onlar pazar günü, Muhammed ve arkadaşlarına karşı ateş gibi saldırırlar». İşte
o zaman Ebu Süfyan, yahudilerin rehinelerle ilgili fikrini Huyay’a söyledi.
Huyay’ın yüzündeki ifade birden bire değişmişti. Bunun, onun suçluluğuna
delalet ettiğini anlayan Ebu Süfyan: «Lâfa andolsun ki, bu senin ihanetinden
başka bir şey değil, senin ve onların. Çünkü ben seni de halkının ihanetine
katılmış sayıyorum.» dedi. «Hayır» diye karşı çıktı Huyay, «Sina dağında
Musa’ya indirilen Tevrat’a andolsun ki, ben hain değilim». Fakat Ebu Süfyan
ikna olmamıştı. Hayatını kaybetmekten korkan Huyay, kampı terketti ve
Kurayza’lıların yerleşim bölgesine gitti.
Kureyşliler ve Necd
kabilesinin ilişkilerine gelince, Nuaym’ın bir şey yapmasına gerek kalmamıştı.
Yaklaşık olarak İki hafta geçmiş ve hiçbir şey elde edilememişti. îki ordunun
da yiyecek stoklan tükeniyordu. Bu sırada ya açlıktan, ya aldığı yaralardan
veya her ikisinden gün geçtikçe daha çok sayıda at ölüyordu. Birkaç da deve
Ölmüştü. Kureyş, Gatafan ve diğer bedevi kabilelerinin en iyi ihtimalle
isteksizce ittifaka .devam ettiklerini anlamakta gecikmedi. Onlar bu kampanyaya
yeni dine düşmanlıklarından çok, ganimet elde etmek için katılmışlardı. Fakat
geçen süre içinde ganimet elde etme ümitleri yok oldu, tki ordu arasındaki
birbirine duyulan güvensizlik gittikçe artıyordu. Zaten bu sefer başından beri
hata ve başarısızlık doluydu.
Üç günden beri
Peygamber (s.a.v.) her namazın arkasından şu duayı tekrarlıyordu: «Attahim, Ey
kitabı indiren ve Seri’ul Hısâb (çabuk hesap görücü) olan! Düşmanları bizden
uzaklaştır. Onların korkup kaçmasını sağla.»[3].
Her-şey hallolduktan sonra da şu âyet nazil olmuştu:
iman edenler, Allah’ın
sizin üzerinizdeki nimetini hatır-tayın. Hani size ordular yönelip-gelmişti.
böylece biz de onların üzerine, bir rüzgâr ve sizin görmediğiniz ordular
göndermiştik.» (Ahzab : 9).
Günlerce hava
olağanüstü soğuk ve nemli olmaya devam etmişti. Şimdi İse doğudan gelen sert
bir rüzgâr, herkesin sığmaklara çekilmeye zorlayan bir yağmur getirmişti.
Gece olunca ovayı fırtına kapladı. Rüzgâr fırtına ve boraya dönüşmüştü. İki
düşman kampında da bir tek sağlam çadır bile kalmamıştı. Tüm çadırlar
yakılmış, kamp ateşleri sönmüş, insanlar yerde birbirlerine sarılmış ısınmaya
çalışıyorlardı.
Müslümanların kampı rüzgârdan
biraz korunuyordu; çadırlarından hiçbiri yıkılmamıştı. Fakat fırtınanın etkisi
y-
le insanlar büyük bir
üzüntüye ve daha önce hiç düşünmedikleri kadar büyük bir zayıflığa kapıldılar.
Peygamber (s.a.v.), gece geç saatlere kadar dua etti. Daha sonra kendi
çadırına yakın olan adamların arasına gitti. Bunlardan biri olan Yemân’m oğlu
Huzeyfe (r.) sonraki yıllarda Peygamber (s.a.v.)’in nasıl yanlarına gelip
şöyle dediğini anlattı : «Hanginiz düşmanın yanma gidip, onların durumu
hakkında bilgi edindikten sonra geri dönecek? Kim bu söylediklerimi yaparsa
onun Cennette arkadaşım olması için Allah’a dua edeceğim». Fakat oradakilerden
hiç cevap gelmedi. Huzeyfe: «Hepimiz o kadar cesaretimizi kaybetmiş, o kadar
acıkmış ve üşümüştük ki hiç birimizin ayağa kalkacak hali yoktu» dedi. Hiç
kimsenin gönüllü olarak bu görevi almak istemediği açığa çıkınca. Peygamber
(s.a.v.), Huzeyfe’yi çağırdı. Huzeyfe (r.) de diğerlerinden ayrılıp hemen ayağa
kalktı. Huzeyfe: «İsmim onun ağzından çıkar çıkmaz ayağa kalkmaktan başka bir
şey yapamadım» dedi. Peygamber ts.a.v.) : «Sen git» dedi, «düşmanın arasına
gir ve ne durumda olduklarını gözle. Bize geri dönene kadar başka birşey
yapma». Huzeyfe şöyle anlattı: «Bunun üzerine gittim. Rüzgâr ve Allah’ın
orduları onları perişan ederken düşmanın araşma girdim». Huzeyfe (r.î, yere
çömelmiş KureyşÜlor arasından nasıl geçip liderlerinin oturduğu yere ulaştığını
anlattı. Geceyi soğuktan uyuşmuş bir şekilde geçirdiler. Şafakla birlikte
rüzgâr hızını azaltmaya başladığında Ebu Süfyan yüksek sesle bağırdı: »Ey
Kureyşliler, atlarımız ve develerimiz ölüyor. Beni Kuray-zalılar bize ihanet
etti ve bizi ele vermek üzere olduklarını haber aldık. Şimdi de gördüğünüz
gibi rüzgâr bizi mahvediyor. Artık bu yeri terkedelim, ben gidiyorum». Bu sözleri
söyledikten sonra devesinin yanına gitti ve devesine bindi. O kadar ani bir
kararla deveye binmişti ki devesinin kösteğini çözmeyi unutmuştu. Bunu ancak
deveyi üç ayağı üzerinde kalkmaya zorladığı an farketti. O sırada İkrime ona
şöyle dedi: «Sen bu insanların başı v© liderisin. Bizden o kadar çabuk
ayrılıp, adamlarını geride mi bırakacaksın?» Bunun üzerine utanan Ebu Süfyan,
çoğu kamp yerini terkedinceye kadar bekledi. Daha sonra geri kalanları iki yüz
atlı ile birlikte Halid ve Amr’ın getirmesine karar vererek kendisi de yola
çıktı. Ordunun yola hazırlanmasını beklerlerken Halid şöyle dedi: «Şimdi her
akıllı adam Muhammed yalan söylemediğini anladı». Fakat Ebu Süfyan sözünü keserek: «Herkesten çok senin, böyle
demeye hakkın yok» dedi. Halid «Niçin?» diye sordu. Ebu Süfyan : «Çünkü
Muhammed (s.a.v.), senin babanın şerefini iki paralık etti, kabilenin şefi Ebu
Cehil’i de öldürttü» dedi.
Huzeyfe , geri dönüş
emrini duyar duymaz hemen Gatafan kabilelerinin kampına doğru yola çıktı. Fakat
kamp yerini boş buldu. Çünkü soğuk onların da dayanma gücünü kırmış ve geri
dönmelerine neden olmuştu. Bunun üzerine Huzeyfe, Peygamber (s.a.v.)’in yanma
döndü. O sırada Peygamber (s.a.v.), soğuğa karşı, hanımlarından birine ait
olan örtüye bürünmüş bir halde namaz kılıyordu. Huzeyfe: «Beni gördüğünde»
dedi, «Beni yanma doğru çekti ve ayak dibine oturttu. Örtünün bir ucunu da bana
uzattı». Daha sonra benimle birlikte örtünün içinde oturdu, secde yaptı ve
tekrar oturdu. Namazı bitirip selam verdikten sonra ona haberleri ulaştırdım.»[4]
Bilâl sabah ezanını
okudu: namazı kıldıklarında, sabahın ilk ışıklarıyla birlikte hendeğin
ötesindeki ovanın bomboş olduğunu gördüler. Peygamber (s.a.v.) herkesin evine
dönebileceğini söyledi’. Bunun üzerine çoğu hızla şehre doğru yola koyuldular.
Daha sonra düşmanın aralarına casus sokmasından veya Beni Kurayza’lılarin
hendeğin korunmasız olduğunu Kureyşlilere haber verip, onların da geri
gelmesinden korkarak Cabir ve Ömer’in oğlu Abdullah (r.)’i ayrılan
arkadaşlarını geri çağırmak üzere gönderdi, ikisi de onların arkalarından
gitti. Güçlerinin yettiği kadar yüksek sesle bağırdılar, fakat hiç kimse sese
başını çevirmedi. Cabir, Beni Harise’yi yol boyunca izledi, evlerinin önüne
geldiklerinde yine bağırdı, fakat kimse ona cevap vermedi. -İkisi de”
sonunda Peygamber (s.a.v.)’in yanma döndüklerinde ona başaramadıklarını haber
verdiler. Bunu duyan Peygamber s.a.v.) güldü ve onu korumak üzere yanında kalan
arkadaşlarıyla birlikte şehre doğru yola koyuldu.