Kuşatma Hz. Muhammedin Hayatı
Hendeğin kenarında
kurulan kampta atlara ihtiyaç yoktu, fakat çok sayıda adama ihtiyaç vardı. Yüz
kişinin eksilmesiyle, hendekte kalanların herbiri artık daha uzun saatler
gözcülük ediyordu. Günler geçiyor ve akınlar daha da sıklaşıyordu. Halid ve
îkrime süvari birlikleriyle hendekte beliren bir anlık yorgunluk ve ihmalden
dahi yararlanmak istiyorlardı. Fakat sadece bir kez hendeği aşmayı
başarabildiler. İkrime, birden bire hendeğin en dar kismuıdaki korumanın
zayıfladığım gördü ve üç kişi ile birlikte atını karşı tarafa sürdü. Fakat
dördüncü adam hendeği atlar atlamaz Ali tr.) ve adamları hendeğin dar olan
bölgesini korumaya geldiler ve hendek bir kez daha acılamaz hale geldi.
Böylece dört Kureyşli’nin de yolu kesilmiş oldu. İçlerinden biri, Amr, teke tek
karşılaşma yapmak İstediğini bağırarak belirtti Ona karşı Ali (r.) çıktığında.
onu kabul etmedi ve: «Senin gibi birini öldürmekten hoşlanmam. Senin baban
yakın bir arkadaşımdı. Geri dön, sen daha çocuksun» ûedi. Fakat Ali (r.) ısrar
etti. Amr bineğinden indi ve iki adam birbirlerine yaklaştılar. Etraflarını
bir toz bulutu kapladı. Karşılaşmanın ne şekilde geliştiğini diğerleri
göremiyordu. Bir müddet sonra Ali (r.)’nin tekbir getiren sesini duydular ve
Amr’ın ya öldüğünü ya da ölmek üzere olduğunu anladılar. O sırada îkrime ve arkadaşları
bir anlık dalgınlıktan yararlanıp hendeği geçmek için atlarını sürdüler. Fakat
Mahzum’lu Nevfel hendeği atlayamadı ve atıyla birlikte hendeğe yuvarlandı. Etraftakiler
onu taşlamaya koyuldular. Fakat O: «Ey Araplar, ölüm bundan daha İyi» diye
bağırdı. Bunun üzerine yanma indiler ve onu Öldürdüler.
Her ne kadar başansız
da olsa hendeğin aşılması, bunun mümkün olduğunu gösteriyordu. Bunun üzerine
Ku-reyş ordusu ertesi gün henüz güneş yükselmeden hendeğin çeşitli noktalarına
bir dizi saldın düzenledi. Peygamber (s.a.v.î, mü’minlere cesaret verdi ve
sabrederlerse, uzun süre beklemenin verdiği yorgunluğa rağmen vadedilen za
ferin kendilerinin olacağını müjdeledi. Kamp yerinin seçimi isabetli olmuştu.
Çünkü Sel’ dağının Ötesine doğru uzanan yüzeyde kendilerine yakın olan kısım,
uzak olan kısımdan daha yüksekti. Gün boyunca düşman onlara ulaşmak için
tekrar tekrar akın etti, fakat hiçbir şey ele geçi-remediler. Fiili savaş çok
sınırlıydı. îki taraftan da zayiat yoktu. Fakat Sa’d îbn Mu’az (bir ok kolundan
yara lamış ve derin bir yarık açmıştı. Küreye ve Gatafan ordularının da
atlarının çoğu yaralanmıştı
Öğle namazı vakti
geldi, fakat bir tek asker bile hendeğin, yanından, ayrılmamalıydı. Namaz vakti
geçmek üzere iken Peygamber (s.a.v.)’in yakınmdakiler ona şöyle dediler : «Ey
Allah’ın Rasulü, biz namaz kılmadık». Bu bilinen bir durumdu, fakat onları çok
etkilemişti. Çünkü İslam’ın ilk günlerinden beri hiç böyle bir durum ortaya
çıkmamıştı. Allah’ın Rasulünün de onlara katılması onları biraz teselli etti.
Peygamber (s.a.v.) : «Ben de kılmadım demişti, ikindi namazı vakti geldi ve
güneşin batmasıyla vakit geçti. Fakat güneş battıktan sonra bile düşman
atakları devam ediyordu. Karanlık tamamen bastırınca artık iki düşman ordusu
kamp yerlerine döndüler. Düşman orduları gözden kaybolur Kaybolmaz Peygamber
(s.a.v.), Useyd ve bir grup askeri hendeğin kenarında bırakıp hendekten
ayrıldı. Hendekte kalan bu grup dışındakilerin başına geçip vakti geçmiş olan
dört namazı da arka arkaya kıldırdı. O akşam geç saatlerde Halid, hendeği
korunmasız bulma umuduyla küçük bir atlı grubuyla tekrar ortaya çıktı. Fakat
Useyd ve adamları ok atışlarıyla onları geride tutmayı başardılar.
Vahiy, o zorlu günleri
şöyle nitelendiriyor «Hani onlar, sîze hem üstünüzden, hem alt tarafınızdan gelmişlerdi;
gözler de kaymış, yürekler hançereye gehp dayanmıştı le siz Allah hakında da
(birtakım) zanlarda bulunuyordunuz, işte orada, imsn etmekte olanlar,
denemeden geçirilmiş re şiddetli bir sarsıntıya
uğratılmışlardı» (Ahzab :
10-11).
Herkes böyle kaç gün
daha dayanabileceklerini düşünüyordu. Yiyecekleri tükenmeye yüz tutmuş ve
geceler de çok soğuk geçmeye başlamıştı. Açlık, soğuk ve uykusuzluktan imanı
zayıf alanlar da münafıklara katılacak hale gelmişlerdi. Münafıklar sürekli
olarak, böyle güçlü bir düşmana sadece bir hendekle karşı koyulamayacağını,
şehir duvarları gerisine çekilmeleri gerektiğini söylüyorlardı. Fakat bu
zorluklarla gerçek mü’minlerin imanı güçleniyordu. Onlar, tüm kabileler
kendilerine karşı birleştiklerinde şöyle dedikleri için Allah onları Kur’an’da
övmüştü
«Müminler (düşman)
birliklerini gördükleri zaman ise (korkuya kapılmadan) dediler ki: Bu Allah’ın
ve Rasulunün bize va-detttği şeydir; Allah ve Rasulü doğru söylemiştir.»
Vahiy şunları da
ekliyordu :
«Ve (Bu), yalnızca onların
imanlarını ve teslimiyetlerini artırmış oldu.» (Ahzab: 22).
Onlar, Peygamber
(s.a.v.)’e bir-iki yıl önce vahyolunan bir âyetin gerçekleştiğini belirterek
böyle diyorlardı:
«Yoksa sizden önce
gelip geçenlerin hali, başınıza gelmeden Cennete gireceğinizi mi sandtntz?
Onlara öyle bir yoksulluk, öyle dayanılmaz bir zorluk çattı ve öylesine
sarsıldılar ki, öyle ki Peygamber, beraberindeki mü’minlere: «Allah’ın yardımı
ne zaman?» diyordu. Dikkat edin, kuşkusuz Allah’ın yardımı pek yakındır.» (Bakara:
214).
Peygamber fs.a.v.)
adamlarının dayanma-gücünün sonuna geldiğini biliyordu. Fakat O, düşmanın da
gün geç tikçe aynı zorlukları yaşayacağının farkındaydı. Bu nedenle Gatafan
kabilelerinden iki kola, eğer savaş alanını terkederlerse Medine’deki hurma hasadının
üçte birini onlara vereceğini bildiren bir haber gönderdi. Onlar: «Hurmaların
yarısını ver» diye haber gönderdiler. Fakat Peygamber (s.a.v.) üçte bir
teklifinden geri dönmedi. Gata-fanlilar da bunu kabul ettiler. Bunun üzerine
Peygamber (s.a.v.) Osman (r.)’i Gatafan kabileleriyle barış anlaşması imzalamak
üzere gönderdi. Daha sonra biri Evs’in, biri Haz-rec’in lideri olan iki Sa’d’i
çadırına çağırdı ve onlara plânından bahsetti. Onlar: «Ey Allah’ın Rasulü, bu
senin-fikrin mi yoksa bunu sana Allah mı emretti? Yoksa bu senin bizim
adımıza yaptığın bir şey mi?» diye sordular. Peygamber; «Bunu sizin adınıza
yapıyorum. Allah’a andol-sun, eğer Arapların size saldırdığım, her tarafınızı
kuşattığını ve bununla onların gücünü kırabileceğimi bilmeseydim bunu
yapmazdım» dedi. Fakat yaralanan Sa’d tbn Mu-az ona şöyle dedi: «Ey Allah’ın
Rasulü, bizler bu adamlarla birlikte Allah’ın yanında başka ilahlara
tapıyorduk. Allah’a gerçekten ibadet etmiyor ve onu tanımıyorduk. O zaman bile
onlar, misafir oldukları zaman ve satın aldıkları hariç bir tek hurmamızı
yiyemezlerdi. Şimdi ise Allah bize İslam’ı bahşetti, bizi hidayete ulaştırdı.
Bizi seninle ve İslam’la güçlendirdi. Böyle olduğu halde onlara mallarımızı mı
verelim? Tanrıya andolsun, Allah bizimle onların arasını buluncaya kadar
onlara kılıçtan başka birşey vermeyiz». Peygamber (s.a.v.) ; «Senin dediğin
gibi olsun» dedi. Bunun üzerine Sa’d deri parçasını ve kalemi Osman’dan aldı.
Yazılanlara şaşırarak: «Bırakın ne yapacaklarsa yapsınlar!» dedi[1].
Şimdi geçersiz hale
gelen bu anlaşma Fezare ve Mür-re kabilelerinin liderleriyle yapılmıştı.
Kureyş’in Gatafan’h üçüncü müttefiki ise, Ebu Süfyan ve Süheyl’in müslüman-ları
Bedir’deki ikinci karşılaşmadan vazgeçirmesine karşılık rüşvet teklif
ettikleri Nuaym’ın kabilesi Aşça’ idi. Medine’de kaldığı sürece gördükleri onu
çok etkilemişti. Şimdi ise karışık duygular içinde bu kez de Mekke’lilerin yanında
yer almak üzere kabilesi ile birlikte savaş alanına gelmişti. Yeni dinin
takipçileıine duyduğu saygı, kendilerinin üç katı bir orduya bu kadar
dayandıklarını gördüğünde daha da arttı. Bir müddet sonra kendisinin: «Allah
İslam’ı kalbime düşürdü» diye nitelediği zaman geldi. O gece -iki Gatafan
kabilesiyle Peygamber’in yaptığı anlaşmanın feshedildiği gece- şehre gîtti.
Oradan da ordunun kamp kurduğu yere gitti ve Peygamber (s.a.v.)’i görmek
istediğini söyledi. Peygamber (s.a.v.) : «Seni buraya getiren ne, ey Nuaym?»
diye sordu. O: «Buraya, senin sözüne inandığımı açıklamaya ve gerçeği
getirdiğine şehadet etmeye geldim. Ey Allah’ın Rasulü, bana ne emredersen
emret. Senin emrettiklerinin hepsini yapmaya hazırım. Halkım ve diğerleri benim
müslüman olduğumu bilmiyorlar» dedi. Peygamber s.a.v.) : «Tüm gücünle onlan
birbirine düşürmeye çalış» dedi. Nuaym yalan söylemek için izin istedi. Bunun
üzerine Peygamber (s.a.v,) : «Onları bizden uzaklaştırmak için ne söylersen
söyle. Çünkü savaş hiledir[2] dedi.
Nuaym tekrar şehre
döndü ve Beni Kurayza yerleşim bölgesine gitti. Yahudiler onu eski bir arkadaş
olarak misafir ettiler, onun için yemek ve içki hazırladılar. O: «Ben bunun
için gelmedim» dedi «Sizin güvenliğinizden duyduğum korkuyu ve buna karşı
alınması gereken tedbirler konusunda tavsiyemi haber vermek üzere geldim».
Daha sonra, Gatafan ve Kureyş’in eğer müslümanlan yok edecek bir zafer
kazanamazlarsa yahudileri Muhammed (s.a.v)’in insafına bırakıp kaçacaklarım
anlatmaya koyuldu. Bu nedenle yahudiler de, Kureyşliler önemli adamlarından
birkaçını, onları bırakıp kaçmayacaklarına dair rehin verinceye kadar Kureyş için
bir ok bile atmamalıydılar. Onun temas ettiği konularda aynı korkuları besleyen
yahudiler tavsiyesini hemen kabul ettiler. Bunun üzerine onun söylediklerini
aynen yapmaya karar verdiler. Ne Kureyşlilere, ne de Gatafanhlara bu fikrin
Nuaym’dan çıktığını haber vermemeye de söz verdiler.