İnne Ve Kardeşleri Arapça İnne ve Benzerleri
İNNE VE KARDEŞLERİ

(إِنَّ) ve görev bakımından ona benzeyen edatlar isim cümlesi dediğimiz mübtedâ ile haberin önüne gelir, mübtedâ ile haberin adını değiştirirler. Artık mübtedânın adı; (إِنَّ)’nin ismi, haberin adı da (إِنَّ)’nin haberi olarak değişir. Bu edatlar isim cümlesinin başına gelip mübtedâ ve haberin adını ve irabını (harekesini) değiştirdikleri için değiştirenler manasında “en-Nevâsıh” (اَلنَّواسِح) diye adlandırılırlar.
Fiile benzeyen harfler de denilen bu harfler ve işlevleri şunlardır:
(إِنَّ) ve ona benzeyenler dediğimiz bu edatlar isimlerini mansûb (fetha), haberlerini merfû (zamme) yaparlar.
|
اَلْبَحْرُ هاَدِئٌ. |
Deniz sakindir. |
|
إِنَّ الْبَحْرَ هاَدِئٌ. |
Gerçekten deniz sâkindir. |
|
اَللَّهُ غَفُورٌ. |
Allah çok bağışlayandır. |
|
إِنَّ اللَّهَ غَفُورٌ. |
Şüphesiz ki Allah çok bağışlayandır. |
Son cümlede إِنَّ edatu nasb, اللَّهَ (إِنَّ)’nin ismi غَفُورٌ ise (إِنَّ)’nin haberidir.
Sırasıyla bu edatları ve işlevlerini görelim:
إِنَّ: Muhakkak, doğrusu, gerçekten, hakikaten, şüphe yok ki, şüphesiz manalarına gelen tahkik (pekiştirme ) edatıdır. Cümle örnekleri:
|
اَلْمُؤْمِنُونَ إِخْوَةٌ. |
Mü’minler kardeştir. |
|
إِنَّ الْمُؤْمِنِينَ إِخْوَةٌ. |
Şüphe yok ki mü’minler kardeştir. |
|
رِحْلَةُ الْحَجِّ سَهْلَةٌ. |
Hac yolculuğu kolaydır |
|
إِنَّ رِحْلَةَ الْحَجِّ سَهْلَةٌ. |
Gerçekten hac yolculuğu kolaydır. |
|
إِنَّ اللَّهَ واَحِدٌ. |
Şüphe yok ki Allah birdir. |
|
إِنَّ مُحَمَّداً رَسُولٌ. |
Şüphe yok ki Muhammed (s.a.) peygamberdir. |
|
إِنَّ رَحْمَةَ اللَّهِ واَسِعَةٌ. |
Şüphe yok ki Allah’ın rahmeti (merhameti) geniştir (boldur). |
إِنَّ edatı başta bulunduğunda hemzesi esre olur.
(إِنَّ) nin hemzesinin esre olduğu yerler şunlardır
a) (إِنَّ) den önce emir fiili veya ياَ gibi nidâ (ünlem) edatı bulunduğunda إِنَّ gene başta sayılır:
|
قاَلَ الرَّسُولُ فيِ غاَرِ ثَوْرٍ “لاَ تَحْزَنْ إِنَّ اللَّهَ مَعَناَ”. |
|
|
Peygamber Sevr mağarasında (arkadaşı Ebûbekir’e) “Mahzun olma! Muhakkak ki; Allah bizimle beraberdir” dedi. |
|
|
اِصْبِرْ إِنَّ اللَّهَ مَعَناَ. |
Sabret. Muhakkak ki Allah bizimle beraberdir. |
|
ياَ بُنَيَّ إِنَّ الصَّلاَةَ نُورٌ. |
Ey oğulcuğum, namaz gerçekten nurdur (ışıktır) . |
b)قَوْلُ kelimesinden türeyen (قاَلَ –قَوْلاً-يَقُولُ demek, söylemek) kelimelerinden sonra;
|
قاَلَ إِنَّ اللَّهَ واَحِدٌ. |
Muhakkak ki Allah birdir dedi. |
c)Yemin’den sonra;
|
وَاللَّهِ[1] إِنَّكَ لَمُجْتَهِدٌ. |
Vallahi, sen gerçekten çalışkansın. |
Not: Başında إِنَّ bulunan isim cümlesinin haberine yeminsiz de (yine gerçekten, hakikaten anlamını veren) te’kîd lâmı gelebilir:
|
..إِنَّكَ لَمِنَ الْمُرْسَلِينَ. |
..Şüphe yok ki sen peygamberlerden (biri)sin (Bakara, 252) . |
*İnne ve benzerlerinin haberleri müfred, cümle ya da şibh-i cümle (zarf ya da câr-mecrûrlu cümlecik) olabilir:
Müfred:
|
إِنَّ الْبَيْتَ قَدِيمٌ. |
Gerçekten ev eskidir. |
|
إِنَّهُ وَلَدٌ جَمِيلٌ. |
Muhakkak ki o güzel bir çocuktur. |
|
إِنَّ هَذاَ أَخُو عَلِيٍّ. |
Muhakkak ki bu Ali’nin kardeşidir. |
Not: Sıfat ve isim tamlamaları müfred kabul edilir.
İsim Cümlesi
|
إِنَّ خاَلِداً أَبُوهُ غَنِيٌّ. |
Gerçekten Hâlit’in babası zengindir. |
Fiil Cümlesi
|
إِنَّ الْمُسْلِمِينَ يُؤْمِنُونَ بِاللَّهِ. |
Gerçekten müslümanlar Allah’a inanırlar. |
|
إِنَّ جِبْرِيلَ قَدْ نَزَلَ بِأَمْرِ اللَّهِ إِلَى الْأَرْضِ. Muhakkak ki Cibril (a.s.) Allah’ın emri ile yeryüzüne inmiştir. |
|
Şibh-i Cümle (Zarf)
|
إِنَّ الْغَيْبَ عِنْدَ اللَّهِ. |
Muhakkak ki gayb Allah’ın katındadır (yanındadır). |
|
|
|
|
إِنَّ خَلْفَ الْبَيْتِ سَياَّرَةً. |
Gerçekten evin arkasında araba var[2]. |
|
إِنَّ قَلْبَ الْمُؤْمِنِ بَيْنَ إِصْبَعَيْنِ مِنْ أَصاَبِعِ الرَّحْمنِ. |
|
|
Mü’minin kalbi Rahmân’ın parmaklarından iki parmak arasındadır (Müteşâbih nas) . |
|
Şibh-i Cümle (Câr-Mecrûr)
|
إِنَّ الْفَوْزَ الْكَبِيرَ فِي الْآخِرَةِ. |
Muhakkak ki büyük kurtuluş ahirettedir. | |
|
إِنَّ اللَّهَ مَعَ الصاَّبِرِينَ. |
Muhakkak ki Allah sabredenlerle beraberdir (Bakara, 153) . (Not: Buradaki مَعَ zarftır; bu örnek aslında zarf grubuna girer.) | |
|
إِنَّ اللَّهَ فِي قُلُوبِ عِباَدِهِ الْمُخْلِصِينَ. |
Allah ihlaslı kullarının kalbindedir. | |
*(إِنَّ) ile başlayan isim cümlelerinin kısımlarında da mübtedâ ile haberde olduğu gibi takdim ve tehir bulunabilir:
|
إِنَّ إِلَيْناَ إِياَبَهُمْ ثُمَّ إِنَّ عَلَيْناَ حِساَبَهُمْ. Şüphesiz onların dönüşleri (ancak) bizedir sonra onların hesabları da bize aittir (Gâşiye, 25, 26) . |
|
|
إِنَّ مَعَ الْعُسْرِ يُسْراً. |
Muhakkak ki zorlukla beraber kolaylık vardır (İnşirah, 5). |
|
(إِنَّ)’nin ismi (إِنَّ)’nin haberi |
|
*Cümlenin kısımları yer değiştirince habere gelecek meftuh te’kîd lâmı ismin başına gelir:
|
إِنَّ فِي هَذاَ لَبَلاَغاً. |
Muhakkak ki bunda bir tebliğ var (Enbiya, 106) . |
Arada fasıl zamiri bulunduğunda lâm onun başına gelir:
|
إِنَّ هَذاَ لَهُوَ الْقَصَصُ الْحَقُّ. |
Gerçekten bu elbette ki doğru haberlerdir (Âl-i İmran, 62) . |
أَنَّ: de anlam bakımından إِنَّ gibi tahkik (pekiştirme) harfidir. ..ki, ..dığını, …eceğini, …olduğu gibi manalarına gelir. Masdar manasını da ifâde eder. إِنَّ başta, أَنَّcümlenin ortasında gelir. (أَنَّ) cümle başında kullanılmaz. Fiil cümlelerinde mef’ûl durumundaki yan cümleciklerin başında bağlaç olarak kullanılır:
|
تَناَمُ التِّلْمِيذَةُ مُبَكِّرَةً. |
Kız öğrenci erken uyur. |
|
أَ لاَ تَعْلَمُ أَنَّ التِّلْمِيذَةَ تَناَمُ مُبَكِّرَةً. |
Öğrencinin erken uyuduğunu bilmiyor musun? |
|
عَلِمْتُ أَنَّ الِامْتِحَانَ قَرِيبٌ. |
İmtihanın yakın olduğunu öğrendim. |
|
|
|
|
عَلِمْتُ أَنَّ الْحَجَّ مُطَهِّرٌ لِلنَّفْسِ. |
Haccın kişi için temizleyici olduğunu bildim (anladım) . |
|
أَشْهَدُ أَنَّ مُحَمَّداً رَسُولُ اللَّهِ. Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şahitlik ederim[3]. |
|
|
هَلْ فَهِمْتُمْ أَنَّ هَذاَ الْكِتاَبَ هُدىً لِلناَّسِ؟ Bu kitabın insanlar için bir hidayet (yol gösterici) olduğunu anladınız mı? |
|
*أَنَّ isim ve haberiyle birlikte isim cümlesi olarak mefulun bih, fâil, naib-i fâil olabilir. Kendisinden önce bu durumları belirleyen bir fiil gelir:
Mef’ûlün bih
|
عَلِمْتُ أَنَّ الْبَحْرَ هاَدِئٌ. |
Denizin hakikaten sâkin olduğunu bildim. |
|
عَلِمْتُ أَنَّ فِي حَقِيبَتِهِ كِتاَبَيْنِ. |
Çantasında iki kitap olduğunu bildim. |
|
أَدْرَكْتُ أَنَّ رَحْمَةَ اللَّهِ واَسِعَةٌ. |
Allah’ın rahmetinin geniş olduğunu idrak ettim. |
|
عَلِمْتَ أَنَّ عَلِيًّا مَرِيضٌ. |
Ali’nin hasta olduğunu bildin (öğrendin). |
|
Mef’ûlün bih: Mahallen mansûb |
Fâil:
|
يَسُرُّنِي أَنَّكُمْ ناَجِحُونَ فِي الِامْتِحَانِ. |
İmtihanda başarılı olmanız beni sevindirir. |
|
Fâil: mahallen merfû |
Nâib-i Fâil
|
سُمِعَ أَنَّ خاَلِداً فاَزَ فِي السِّباَقِ. |
Halit’in yarışta kazandığı duyuldu. |
|
Nâib-i Fâil: Mahallen merfû |
* (أَنَّ) nin başına (لِ) getirilmesiyle yapılan (لِأَنَّ) edatı “çünkü, …dığı için” irab bakımından (إِنَّ) ve kardeşleri gibidir:
|
اِبْتَسَمَ مُحَمَّدٌ لِأَنَّ السَّيَّارَةَ حَضَرَتْ. |
|
Muhammed gülümsedi çünkü araba geldi. (Araba geldiği için Muhammed gülümsedi) |
|
أَعَدَّتْ زَيْنَبُ الْغَداَءَ لِأَنَّ واَلِدَتَهاَ مَشْغوُلَةٌ. |
|
Öğle yemeğini Zeyneb hazırladı çünkü annesi meşgul (dür). (Annesi meşgul olduğu için öğle yemeğini Zeynep hazırladı)
|
|
|
|
ذَهَبَتْ فاَطِمَةُ إِلَى الْمَكْتَبَةِ لِأَنَّ الْمُدَرِّسَةَ غاَئِبَةٌ. |
|
Fâtıma kütüphaneye gitti çünkü öğretmen yok(tur). (Öğretmen olmadığı için Fâtıma kütüphaneye gitti) |
