Yıl: 2014

  • Diyanetten Kuraklık Fetvası

  • Prof.Dr.Hasan Kamil Yılmaz Kocaeli Din Görevlilerine konferans verdi

    Program İzmit Seka Camii İmam-Hatibi Serkan Vardar’ın Kur’an-ı Kerim okuması ile başladı. Ardından programın açılış konuşmasını yapan Kocaeli İl Müftüsü Mehmet Sönmezoğlu, Kocaeli’de vatandaşların ihtiyaç duyduğu her konuda faaliyet yapmak istediklerini ifade ederek, “Muhterem Hocamızın makalelerinden Rahmet dergimizde istifade ediyoruz. Bugün ‘Engelliler Haftası” münasebetiyle böyle bir konferans düzenleyerek bilgi ve birikimlerinden yararlanmayı arzu ettik. Katılımlarından dolayı değerli Hocamıza şükranlarımı arzediyorum” dedi.

     

     

     

    Daha sonra “Ailede Sevgi ve Samimiyet” konulu konferansını sunmak üzere kürsüye gelen Diyanet İşleri Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Hasan Kamil Yılmaz, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın Engelliler Haftası dolayısıyla toplumda farkındalık oluşturmak amacıyla bir takım faaliyetler icra ettiğini söyledi. 

     

    Prof. Dr. Hasan Kamil Yılmaz daha sonra şunları söyledi: “Kimsenin yarın engelli konuma düşmeyeceğinin garantisi yok. Herkes potansiyel engelli durumundadır. Her insan bu tür musibetlerle sınanabilir. Bu dünya bir imtihan yeridir. Bizim Diyanet camiası olarak, engelliliğin utanılacak bir durum olmadığını, bir imtihan vesilesi olduğunu anlatmak görevimiz vardır.

     

    Toplumda kanayan yaralar var, sızlayan yerler var. Yalnızlaşma problemi günden güne artmaktadır. Peygamber varisleri olarak bizim buna çözüm bulmamız lazım. Dertli, muzdarip insanlara ümit aşılamamız, 365 gün onların yanında olduğumuzu hissettirmemiz gerekir.”

    Hz. Peygamber’in engelli sahabilere gösterdiği ilgiyi örneklerle anlatan Diyanet İşleri Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Yılmaz, “Peygamberimiz engelli bir sahabiyi müezzin ve komutan tayin ederek engelli bir kimsenin liderlik konumuna yükselmesinin mümkün olduğunu göstermiştir” dedi.

     

     

     

    Programın sonunda İl Müftüsü Mehmet Sönmezoğlu, Diyanet İşleri Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Hasan Kamil Yılmaz’a katılımlarından dolayı teşekkür ederek çiçek takdim etti. Ayrıca konferansa katılanlara Prof. Dr. İbrahim Sarıçam’ın “Hz. Muhammed ve Evrensel Mesajı” adlı kitabı hediye edildi.

     
  • Miraç Kandili

    Değerli Dostlar, Yüce Yaradınımızın yaratmış olduğu biz kullara rahmetinin bolca tecelli ettiği bağışlanmak için tövbede bulunanlar için tövbe kapılarının açıldığı dualara icabet edildiği yeni bir kandil gecesine bu Pazarı Pazartesine bağlayan gece yani 25 Mayısı – 26 Mayısımıza bağlayan gece Miraç Kandiliyle buluşmuş olacağız. Şimdiden mübarek olsun. Bu sebeple bizi bu güne eriştiren Allah-u Telalaya sonsuz hamd ediyoruz.

    Miraç kandili Recep ayının 27. gecesidir. Hicretten bir buçuk yıl kadar önce vuku bulmuştur. Hz. Peygamber bir gece Kâbe’nin çevresinde uyku ile uyanıklılık arası bir durumda iken Cebrail gelmiş onu Burak adlı, (-bizce mahiyeti bilinmeyen- bazılarına göre merkep at arası katıra benzer bir varlık.- Adımları ufuktan diğer ufuka giden bir varlık-) bir binite bindirerek, önce Kudüs’teki Mescid-i Aksa’ya götürmüş, oradan da göklere yükseltmiş “Sidretü’l-Müntehâ” denilen en üst makama ulaştırmıştır. Hz. Peygamber bu makamı da geçerek Cenabı Hakk’ın huzuruna erişmiştir.

    Bu gece Sevgili Peygamberimiz şahsında “Miraç Mucizesi” olarak gerçekleşen, İsra ve Miraç olarak iki bölümden oluşan olayın ortak adıdır.

    İsra, gece yürüyüşünün yani Peygamber Efendimizin bir gece Mescid-i Haramdan Mescid-i Aksaya gidişinin, Miraç ise Efendimizin Mescid-i Aksa’dan semaya yükselişinin adıdır.İsra olayı Kur’an-ı Kerimde Miraç olayı ise Sevgili Peygamberimizin hadislerinde bizlere şöyle bildirilmektedir.سُبْحَانَ الَّذِي أَسْرَى بِعَبْدِهِ لَيْلاً مِّنَ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ إِلَى الْمَسْجِدِ الأَقْصَى الَّذِي بَارَكْنَا حَوْلَهُ لِنُرِيَهُ مِنْ آيَاتِنَا إِنَّهُ هُوَ السَّمِيعُ البَصِيرُ           “Kendisine âyetlerimizden bir kısmını gösterelim diye kulunu (Muhammed’i) bir gece Mescid-i Haram’dan çevresini bereketlendirdiğimiz Mescid-i Aksa’ya götüren Allah’ın şanı yücedir. Hiç şüphesiz o, hakkıyla işitendir, hakkıyla görendir.” İsra süresi.1

    Sevgili Peygamberimizin birçok hadisinde Miraç hususu bizlere aktarılmıştır. Bu hadislerin en meşhuru ise şöyledir. Bir kerresinde ben Beyt’in (yânı Ka’be’nin) yanında uyurla uya­nık arası bir hâlde bulunuyordum”.Peygamber burada iki kişi ara­sındaki adamı (kasdederek) zikretti ve şöyle devam etti; “Derken bana içine hikmet ve imân doldurulmuş altından bir tas getirildi. Göğüs­ten karnın alt tarafına kadar yarıldı. Sonra karın Zemzem suyu ile yıkandı. Sonra hikmet ve îmân ile dolduruldu. Ve bana katırdan kü­çük, eşekten büyük beyaz bir hayvan getirildi ki, o Burak’tır. Aka­binde ben Cibril’in beraberinde gittim. Nihayet alt semâya vardık.— Kim o? denildi.—  Cibril’dir, dedi.—  Yanındaki kimdir? Denildi. Cibril tarafından:— Muhammed’dir, diye cevap verildi.— Ona buraya gelsin diye (da’vet) gönderildi mi? diye soruldu. Cibril:— Evet, dedi.— Merhaba gelen Zât’a Bu gelen kişinin gelişi ne güzeldir! de­nildi. Hadis-i Şerifin devamında Efendimiz Rabbimiz tarafından gönderilmiş olan Peygamberlerle buluştuğunu dile getirmiş, namazın farz kılınışını bizlere aktarmıştır.

    Miraç hadisesinde Sevgili Peygamberimize O’nun vesilesi ile bizlere çok büyük müjdeler verilmiştir. Bu müjdeler ve bu müjdelerin mahiyetleri şöyledir.İlk olarak verilen ve ümit var olmamıza ve imanımıza sahip olmamızın ne denli önemli olduğunu vurgulayan müjde “Hz. Peygamberin ümmetinden Allah’a şirk koşmayanların Cennete gireceği” dir. Müslüman hataya düşebilir, günahlar içinde olabilir, asla imani konularda inkâra gitmemeli Allah’ın emir ve yasakları inkâr etmemelidir.

    Çünkü günahı işlemek günahı, günahı inkâr etmek inkârı gerektirir.Müminler için bir başka önemli müjde namazdır. Namaz müminler için bir göz aydınlığıdır. Müminlerin günahlarını silen onları fuhşiyata düşmekten koruyan bir ibadettir namaz. Namaz kulu Allah’a yaklaştıran, müminin miracıdır. Namaz sevenin sevdiğiyle buluşma vaktidir. Namaz kulun kendisini Allah’a arz etme zamanıdır.

    Namaz ile kalbimiz nurlanır, gönlümüz şenlenir, muhabbetimiz derinleşir, imanımızın lezzetini alır hataların bizlere vermiş olduğu hoşnutsuzluğu gideririz.Yüce Rabbimizin bizlere bildirmesiyle namazın ehemmiyetini şöyle anlamalıyız. “(Ey Muhammed!) Kitaptan sana vahyolunanı oku, namazı da dosdoğru kıl. Çünkü namaz, insanı hayâsızlıktan ve kötülükten alıkor. Allah’ı anmak (olan namaz) elbette en büyük ibadettir. Allah yaptıklarınızı biliyor.”Müminler için bir başka müjde Bakara süresinin son iki ayetidir. Yüce Rabbimiz bizlere şöyle buyurmaktadır. “Peygamber, Rabbinden kendisine indirilene iman etti, mü’minler de (iman ettiler). Her biri; Allah’a, meleklerine, kitaplarına ve peygamberlerine iman ettiler ve şöyle dediler: “Onun peygamberlerinden hiçbirini (diğerinden) ayırt etmeyiz.” Şöyle de dediler: “İşittik ve itaat ettik. Ey Rabbimiz! Senden bağışlama dileriz. Sonunda dönüş yalnız sanadır. Allah bir kimseyi ancak gücünün yettiği şeyle yükümlü kılar. Onun kazandığı iyilik kendi yararına, kötülük de kendi zararınadır. (Şöyle diyerek dua ediniz): “Ey Rabbimiz! Unutur, ya da yanılırsak bizi sorumlu tutma! Ey Rabbimiz! Bize, bizden öncekilere yüklediğin gibi ağır yük yükleme. Ey Rabbimiz! Bize gücümüzün yetmediği şeyleri yükleme! Bizi affet, bizi bağışla, bize acı! Sen bizim Mevlâmızsın. Kâfirler topluluğuna karşı bize yardım et.”Bakara süresinin son iki ayetinde iman esasları ve nasıl iman edeceğizin sırrı açılanmakla beraber inananlara kaldırılamayacak zorlukların yüklenmeyeceği beyan edilmektedir. Ayrıca müminler için dualar öğretilmektedir. Mekke döneminde müşriklerin inananlara karşı şiddetlerini artırdığı bir dönemde gelen bütün bu müjdeler hem Peygamberimize hem de inananlara destek olmuştur. Bu sebeple Miraç hadisesi ve miraç hadisesinde verilenler sadece dünde değil bu günde inanalar için bir umuttur. Miraç hadisesinden bizlere birçok önemli hususlar çıkmaktadır. Bu hususları şu başlıklar altında zikredebiliriz.1.Miraç hadisesi gerçekleştiği zaman müşrikler bu hadise sebebiyle Efendimiz için iftira kampanyası başlatmışlar ve böyle bir hadisenin gerçekleşmesinin mümkün olmadığı hususunda akıl yürütmüşler Efendimizi yalancılıkla ve sihirbazlıkla suçlamışlardır.Oysaki Hz. Ebubekir Efendimiz bu hadise kendisine aktarıldığı zaman “O ne demişse doğrudur” diyerek Sıddık unvanını almıştır.İşte bizlerde Efendimiz hakkında bizlere aktarılan ve aklımızla bazen idrak edemediğimiz şeyleri inkâr yoluna gitmeyelim. Efendimizden bizlere aktarılanlar için Hz. Ebubekir gibi tasdik içinde olalım. Unutmayalım ki, Hz. Allah’ın (c.c.) bizlerden razı olmasının ve bizleri sevmesinin yolu Hz. Peygamber (s.a.s.) Efendimize tabi olmak ve O’nun bizlere aktardığını kabul etmekle mümkündür. Yüce Rabbimiz bir ayette şöyle buyurmaktadır.قُلْ إِن كُنتُمْ تُحِبُّونَ اللّهَ فَاتَّبِعُونِي يُحْبِبْكُمُ اللّهُ وَيَغْفِرْ لَكُمْ ذُنُوبَكُمْ وَاللّهُ غَفُورٌ رَّحِيمٌ “De ki: “Eğer Allah’ı seviyorsanız bana uyun ki, Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Çünkü Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.” 2. Miraç hadisesi Efendimizin şahsında vuku bulmuş bir mucizedir. O’nun ümmeti olarak Miraçta kendisine verilenlere tabi olmakla bizlerde kendi miracımızı gerçekleştirebiliriz. Namaz günde beş vakit Yüce Rabbimizle buluşma vaktimizdir.Secde anı Rabbimize en yakın olduğumuz andır. Kaderlerde okuduğumuz tahiyyat Efendimizin Miraç anını yaşama zamanımızdır. Tahiyyat’ın anlamı şöyledir.et- Tahiyyâtü lillahi: Senâ, selam ve merhaba sana ey yüce Allahım!Ve’s-salevâtü: Niyaz, dua, yalvarış sana ey yüce Allahım!Ve’t-tayyibât: Arınmışlığın ve güzelliğin en hoşusun. Senden güzel, senden hoş ve arınmış olamaz.es-Selâmü aleyke eyyühe’n-nebiyyü ve rahmetullâhi ve berekâtüh: Bu selâm, rahmetim ve bereketim ilâvesiyle senin üzerine olsun ey sevgili Peygamberimiz!es-Selâmü aleynâ ve lâ ibâdillahi’s-sâlihin: Yâ rabbi! Bu selâm bizim ve salih kullarının üzerine de olsun.3.Miraç olayı bize Yüce Allah’ın desteğinin her zaman inananların üzerinde olduğunun en önemli ispatadır.Miraç olayı gerçekleşmeden önce Hz. Peygamber (s.a.s) Efendimizin eşi Hz. Atice Annemiz vefat etmiş,  Peygamberimizin Mekke’deki en büyük destekçisi Ebu Talip ölmüştür. Mekke’deki müşrikler bu olayların neticesinde iyice cesaretlenmişlerdir.İşte tam bu zamanda Miraç hadisesiyle Allah-u Teâlâ kulunun destekçisi olduğunu ve kendisinin desteğinin en büyük destek olduğu vurgulanmıştır. İşte nasıl ki, Allah-u Teala kulu Muhammed’i (s.a.s.) yalnız ve desteksiz bırakmadıysa bizleri de öylece yalnız bırakmamıştır. Onu unutmadıkça Rabbimizin bizlere yardımı tamdır. Onun sevgisi kalbimizde olduğu müddetçe O’nun da bize karşı rahmeti ve bereketi, afv ve mağfireti boldur.Kandil geceleri manevi iklimin en güzel şekilde yaşanmaya başlandığı gecelerdir. Bu gecelerde bedenen ve ruhen canlılık arz etmeliyiz. Bu gecelerde şu hususları yapmayı unutmayalım.Öncelikle yapmış olduğumuz hataları gözden geçirerek tövbe edelim. Allah-u Teâlâ bu hususta şöyle buyurmaktadır. “Hepiniz Allah’a tövbe edin, ey mü’minler! Belki böylece korktuğunuzdan kurtulur, umduğunuzu elde edebilirsiniz.”Bizlere hidayet rehberi olarak gönderilen, gözümüzün nuru, kutsal kitabımız Kuran- Kerimi okumak bu geceye daha güzel bir anlam katacaktır.Miraç ile Efendimiz nasıl ki, Rabbimiz ile buluşmuş ise bizlerde Kuran okumak suretiyle miracımızı gerçekleştirelim. Faziletlerin en büyüğü olan Kuran-ı Kerim’i bu gecemizde okumaya özen gösterelim. Çünkü Kuran hem diriler hem de ölüler için bir rahmet ve mağfirettir.Geçmiş günlerimizde kılamadığımız namazlarımız var ise bu geceyi kaza namazıyla geçirelim. Hiç değilse, Bu Kandil Gecesinde en az beş vakit (bir günlük) geçmiş namazlardan kaza edelim. Üzerimizde kaza borcu yok ise nafile namaz kılalım. Böylelikle içinde bulunduğumuz mübarek Miraç gecesini, bu feyizli, bereketli geceyi ibadetle ihya etmiş değerlendirmiş oluruz.Miraç gecesi ruhumuzu miraca erdirme gecesidir. Bu gecede Anne ve babalarımızın hayatta ve yanımızda ise ellerini öpmeli, onların hayır dualarını almalı, uzakta iseler bir telefon açmak suretiyle bu feyizli gecede kendilerini memnun etmeye çaba göstermeli, dualarıyla hayatımızı güzelleştirmeliyiz. Yakın ve uzak akrabalarımızın, komşularımızın kandillerini kutlamak suretiyle birlik ve beraberliğimizi pekiştirmeye özen gösterelim.Alemlere rahmet olarak gönderilen Sevgililer Sevgilisi Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.s.) bu gecemizin misafiri olmalıdır.Kendisine salat ve selam olsun. Her daim kendisine yapılan selama karşılık veren Sevgili Peygamberimize bu gecede salat ve selamlar getirelim.Müminler birbirlerinin kardeşleridir. Kardeşler arasında küslük, dargınlık olması ise hoş olmayan bir durumdur.Bu sebeple Miraç gecemizi hata yapmış ve gönlümüzü kırmış bile olsalar kardeşlerimizi affederek daha bir aydınlatabiliriz.Yazımızı Kur’an-ı Kerimde İsra Süresinde bulunan, dünya ve ahretimizi huzura ve mutluluğa kavuşturacak olan tavsiyeler ile sonlandırıyoruz. Yüce Rabbimiz bizlere şöyle buyurmaktadır.“-Allah ile birlikte başka bir tanrı edinme, yoksa kınanmış ve yalnızlığa itilmiş olarak kalırsın.-Rabbin, kendisinden başkasına asla ibadet etmemenizi, anaya-babaya iyi davranmanızı kesin olarak emretti. Eğer onlardan biri, ya da her ikisi senin yanında ihtiyarlık çağına ulaşırsa, sakın onlara “öf!” bile deme; onları azarlama; onlara tatlı ve güzel söz söyle. Onlara merhamet ederek tevazu kanadını indir ve de ki: “Rabbim!, Tıpkı beni küçükken koruyup yetiştirdikleri gibi sen de onlara acı.” Rabbiniz içinizde olanı en iyi bilendir. Eğer siz iyi kişiler olursanız, şunu bilin ki Allah tövbeye yönelenleri çok bağışlayandır.-Akrabaya, yoksula ve yolda kalmış yolcuya haklarını ver, fakat saçıp savurma. Çünkü saçıp savuranlar şeytanların kardeşleridir. Şeytan ise Rabbine karşı çok nankörlük etmiştir. Eğer Rabbinden umduğun bir rahmeti istemek için onlardan yüz çevirecek olursan, o zaman onlara yumuşak bir söz söyle. Eli sıkı olma, büsbütün eli açık da olma. Sonra kınanır ve çaresiz kalırsın. Şüphesiz Rabbin, dilediğine rızkı bol bol verir ve (dilediğine) kısar. Çünkü O, gerçekten kullarından haberdardır ve onları görmektedir.-Yoksulluk korkusuyla çocuklarınızı öldürmeyin. Onları da, sizi de biz rızıklandırırız. Onları öldürmek gerçekten büyük bir günahtır.-Zinaya yaklaşmayın. Çünkü o, son derece çirkin bir iştir ve çok kötü bir yoldur.-Haklı bir sebep olmadıkça, Allah’ın, öldürülmesini haram kıldığı cana kıymayın. Kim haksız yere öldürülürse, biz onun velisine yetki vermişizdir. Ancak o da (kısas yoluyla) öldürmede meşru ölçüleri aşmasın. Çünkü kendisine yardım edilmiştir.-Rüştüne erişinceye kadar, yetimin malına ancak en güzel şekilde yaklaşın, verdiğiniz sözü de yerine getirin. Çünkü söz (veren sözünden) sorumludur.-Ölçtüğünüzde ölçmeyi tam yapın, doğru terazi ile tartın. Bu daha hayırlı, sonuç bakımından daha güzeldir.-Hakkında kesin bilgi sahibi olmadığın şeyin peşine düşme. Çünkü kulak, göz ve kalp, bunların hepsi ondan sorumludur.-Yeryüzünde böbürlenerek yürüme. Çünkü sen yeri asla yaramazsın, boyca da dağlara asla erişemezsin.-Bütün bu sayılanların kötü olanları Rabbinin katında sevimsiz şeylerdir. Bunlar, Rabbinin sana vahyettiği bazı hikmetlerdir. Allah ile birlikte başka ilah edinme. Sonra kınanmış ve Allah’ın rahmetinden kovulmuş olarak cehenneme atılırsın.”Yüce Rabbim miraç kandilimizi mübarek kılsın. Bu geceden istifade etmeyi bizlere nasip etsin. Günahlarımızı, hatalarımızı, kusurlarımızı ve isyanlarımızı bağışlasın. Dualarımızı, yaptığımız ve yapacağımız ibadetlerimizi makbul eylesin. Bizi razı olan ve razı olunanlardan eylesin. Hakkı hak bilip hakka tabi batılı batıl bilip batıdan kaçınanlardan eylesin. Devletimize dirlik milletimize birlik nasip etsin. Bizleri bölmek isteyenlere fırsat vermesin. Ölülerimize rahmet dirilerimize merhamet etsin.Dualarımızın makbul olması temennisiyle, Miraç Kandilinizi tebrik ediyor, kendimiz ailemiz, vatanımız, milletimiz ve tüm ümmet-i Muhammed’e hayırlar getirmesini Yüce Rabbimden niyaz ediyorum.Geceniz mübarek olsun. Allaha emanet olun.  

  • Demokrasi İçin Eğitim Şart

     

    DES’in düşünce kuruluşu olan DESAM (Demokrasi ve Eğitim Stratejik Araştırmalar Merkezi) “Yeni Bir Dönem: 2023’e Bakış ve Eğitim Politikalarında Değişimler” konusunu gündeme taşıdı.

    DESAM eğitim ana temasıyla Ankara’da gerçekleştirdiği toplantıda, gündemdeki gelişmelerle birlikte Türkiye’nin eğitim politikalarındaki değişimde değerlendirildi.

     

    Açılış konuşmasını yapan Genel Başkan Gürkan Avcı, “Türkiye’nin kaliteli, bilimsel, eşitlikçi ve özgün bir eğitim sistemine sahip olması ‘kazan-kazan’dan da öte üç boyutlu bir yatırımdır. Türkiye’nin bugün karşılaştığı ve karşılaşacağı sorunların ve güçlüklerin aşılmasında güçlü bir eğitim sistemine sahip olması sihirli anahtarı olacaktır” dedi.

     

    DESAM Mütevelli Heyeti üyeleri ve Yönetim Kurulu üyeleriyle farklı düşünce kuruluşlarının murahhas üyelerinin, akademisyenler ve iş adamlarının bir araya geldiği toplantının açılış oturumunda konuşma yapan Genel Başkan Gürkan Avcı, “Türkiye’de ve bölgemizde böylesi önemli gelişmelerin yaşandığı bir dönemde, DESAM gibi seçkin bir düşünce kuruluşunun Ankara’da eğitim tema ağırlıklı bir toplantı gerçekleştirmesi bir tesadüf değil. Ankara, küresel güç dengelerinde yaşanan değişim çerçevesinde gelişmekte olan ülkelerin oynayacağı önemli rolü temsil eden bir merkez konumunda bulunuyor” dedi.

     

    DESAM Koordinatörü Dr. Hasan Türkeli’nin yönettiği oturumda “Yeni Bir Dönem: 2023’e Bakış ve Eğitim Politikalarında Değişimler” konusunu gündeme getirme gerekçelerini açıklayan Gürkan Avcı, yaptığı 2 saati aşkın sunumunda özetle şunları söyledi;

     

    Yaşamakta olduğumuz küresel ve bölgesel sarsıntılara rağmen Türkiye son yıllarda heyecan verici gelişmeler kaydediyor. Bu özgüvenle Türkiye en başta eğitim alanında olmak üzere daha uzun vadeli ve derinlikli hedefler ortaya koymalıdır.

     

    Cumhuriyetimizin 100. yılına yönelik hedefleri bu kapsamdan sayabiliriz. Buna göre 2023 yılına kadar uçaktan tanka, bilgisayardan otomobile kadar ileri teknoloji ürünü her şeyin yerlisini üretme hedefimiz olmalıdır. Ancak bunun için öncelikle eğitim sisteminin muasırlaştırılması, kalitelileştirilmesi, demokratikleştirilmesi ve geliştirilmesi gerekiyor.

     

    Değişimin çok boyutlu ve hızlı bir şekilde yaşandığı, rekabetin yoğunlaştığı ve belirsizliklerin arttığı günümüzde, kaliteli ve çağdaş bir eğitim sistemi, geçmişte olduğundan çok daha gerekli hale gelmiştir. Böyle bir süreçte, eğitim sistemimiz her alanı detaylı ve stratejik bir perspektifle belirlemeye odaklı olmalıdır.

     

    TÜRKİYE YÜZYILIN KALANINDA NEREDE OLACAK?

    Türkiye’de son on yılda meydana gelen gelişmeler geçmişe kıyasla yüz yıla bedel etkiler bırakacaktır. Önümüzdeki on yıl içindeki yapacaklarımız ise Türkiye’nin yüzyılın kalanında nerede olacağını belirleyecektir. İşte bu belirleyicilikte dominant faktör ise eğitimdir.

     

    Uluslararası ilişkiler, çok boyutlu rekabet temelinde gelişmektedir. Devletlerin rolü iç ve dış politikanın başarısında 10/1 düzeyine kadar gerilemekte; özel sektör, sendikalar, vakıf ve dernekler, STK’lar, düşünce kuruluşları, üniversiteler ve benzeri kurum ve yapıların rolleri artmaktadır.

     

    TÜRKİYE GÜÇ KAPASİTESİNİ HAREKETE GEÇİREMİYOR

    Türkiye, dünyadaki değişen devlet doğasını algılayamadığı için savunma refleksleri/kurumları işlevsiz hale gelmekte, çağdaş dünyada yepyeni bir olgu olarak gelişen ‘Eğitimde Beklenti Yönetimi’ kavramını da şekillendirememektedir. Türkiye yumuşak ve sert güç kapasitesini de tam olarak harekete geçirememektedir.

     

    Bölgesel ve küresel güç olma noktasında bir çok donesi bulunan Türkiye, kaliteli insan kaynağına dayalı yüksek katma değer üreten bir eğitim sistemine sahip olmadığı için uluslararası iş bölümünden nitelikli payı alamamaktadır. Bu sürecin başarısı iç ve dış politika önceliklerine uygun biçimde hedeflenen çok boyutlu eğitim sistem yapıları inşa edilebilmesine bağlıdır. 

     

    Bir eğitim sistemi inşası plan ve programı olmadan üretilecek büyük politikalar ve dillendirilen hedefler kalıcı sonuç vermez. Türkiye’nin önündeki en önemli zihinsel eşiği; eğitim sisteminde sektörel, finansal ve stratejik derinleşmesidir.

     

    TÜRBÜLANSTAN ÇIKMAK İÇİN…

    Yeni parametreler çerçevesinde gelişen çok kutuplu dünyada ekonomik ve siyasi entegrasyonu hızlandıran batılı ülkeler ve yeni güç adayları arasındaki ağır türbülansa maruz kalmış Türkiye’nin bu kaotik ortamdan başarıyla çıkması iktidar partilerinin büyük ölçüde eğitim sistemini yenilemesi, özgün bir anlayışla çağdaşlaştırması ve altyapısını dönüştürülmesine bağlıdır. Aksi halde  Türkiye’nin var olan stratejik avantajları da riske girecektir.

     

    EĞİTİMİ ABD’Lİ VE AB’Lİ UZMANLARA BIRAKTIK!

    Lakin uzun zaman ABD’li son yıllarda ise AB’li uzmanların telkin ve dayatmalarıyla şekillenen genetiği bozulmuş mevcut eğitim sistemimiz halkı kamplaştırmayı başarmış ve farklılıkları derinleştirmiştir. Ve yine az bir üretime karşın tüketim ve ihracat, cari açığa bağlı büyüme ve tüketimden alınan vergilerle finanse edilen ekonomi yönetimi ne kadar sürdürülebilir olacaktır.  Türkiye hızla insan kaynağının dönüşümünü sağlayarak, teknoloji ve medeniyet üretecek bir eğitim sistemi revize etmelidir.

     

    İNSANİ GELİŞMİŞLİKTE İLK 10 ÜLKE ARASINA GİRMEK DAHA ÖNEMLİ!

    Türkiye’nin bölgesel güç – küresel aktör olması, dünyanın ilk 10 ekonomisinden birisi olması ancak ve ancak topyekûn 10 yıllık bir eğitim seferberliği ile ve eğitimde kaliteyi yüksek bir hedefe taşıması ile mümkündür. Türkiye’nin insani gelişmişlikte ilk 10 ülke içine girilebilmesi durumunda, ilk 10 ekonomi girmesi söz konusudur.

     

    Eğitim politikalardaki ölçüsüz devlet müsrifliği sivil toplum kapasitesini sürekli geriye götürmektedir. Eğitim sisteminin sivil toplum eliyle/işbirliğiyle derinleştirilmesi de hayati bir alandır.

     

    MİRASIMIZI CUMHURİYETE TAŞIRKEN EĞİTİMİ UNUTTUK

    Milli ve çağdaş bir eğitim sistemimiz olmadığı için devlet ve millet olma parametrelerini de tamamlayamadık. Bunun nedeni, devlet hafızamızı ve milli reflekslerimizi Cumhuriyete taşırken Milli Eğitim Bakanlığını dışarıda tuttuk. Cumhuriyeti TSK, MİT ve Dışişleri Bakanlığı kolonları üzerine, bu üç kolon üzerine bina ettik. Oysa her akıllı devlet gibi bizimde eğitim sistemi inşası gerçekleştirmemiz gerekirdi ki bu yüzden en ufak bir ihraç kültür bile bizi yozlaştırdı.

     

    TÜRKİYE EĞİTİMLE YENİDEN TARİH SAHNESİNE DÖNEBİLİR

    Nitelikli, bilimsel, eşitlikçi ve milli bir eğitim sisteminin inşası olmadan var olan ve talip olunan hedefleri yakalamak ve korumak mümkün değildir. Türkiye’nin özündeki kültür ve medeniyeti, batısındaki rasyonel geleneği ve ekonomik üretkenliği ve yine kadim küresel barış ve adalet arayışını birlikte içselleştirerek tarih sahnesine taşıma kabiliyetini eğitimle başarabilir.

     

    Demokrasi, insan hakları, kadın ve çocuk hakları, çevre gibi jenerik tüm başlıklarda gelişmiş standartları yukarıya taşıyan bir Türkiye eğitimle ortaya çıkacaktır. Türkiye’de eşitlikçi, adaletli ve demokratik bir hayat alanı inşasında temel referans güçlü ve çağdaş bir eğitim sistemi olacaktır.

     

    DIŞ GÜÇ TEHTİDİNİN PANZEHİRİ DE EĞİTİM!…

    Türkiye’nin zaaflarını kaşımak ve ülkeyi bölmek, güçsüzleştirmek dış güçler diye tabir edilen aktörlerin temel görevidir ve uluslararası rekabetin kuralıdır. Eğitimli millet ve hafızası güçlü bir eğitim sistemi ise bunun en güçlü panzehridir. Türkiye’nin başta bölgesine olmak üzere tüm çağdaş dünyaya rol model olarak sunacağı en değerli varlığı batının çoktan tedavülden kaldırdığı kopya ve taklit bir eğitim sistemi değil, özgün, bilimsel, demokratik ve en çağdaş bir eğitim sistemi olacaktır.

  • Mehmet Bayraktutar’ın Milat Gazetesi Roportajı

     

    Milat’a konuşan Mehmet Bayraktutar, “Gün gerilim çıkartma değil dayanışma ve birlik günü. Acıları paylaşma, yaraları sarma vakti” dedi.

    Memur-Sen Genel Başkan Yardımcısı ve Diyanet-Sen Genel Başkanı Mehmet Bayraktutar, Soma faciası sonrası ‘kaos’ arayışı içerisine girenlere tepki gösterdi. Milat’a konuşan Bayraktutar, “Gün gerilim çıkartma değil dayanışma ve birlik günü. Acıları paylaşma, yaraları sarma vakti. Bunun ötesinde arayış içerisinde olanları hayretler içerisinde izliyoruz. Üzülüyor ve kabul edemiyoruz. Acıdan rant devşirmek isteyenleri kınıyoruz” dedi. 

     

    Memur-Sen Genel Başkan Yardımcısı ve Diyanet-Sen Genel Başkanı Mehmet Bayraktutar, Milat’ın sorularını cevaplandırdı.

    Soma faciasında ihmali olanlardan hesap sorulmasını isteyen Bayraktutar, yaşanan acılar üzerinden rant devşirmeye çalışanları ise kınadı.

    İşte o söyleşi:

    OYUNLARI SAHNEYE KOYULMADAN BOZDUK

    – Gezi derken, 17 Aralık… 1 Mayıs’ta da bir kaos denemesi. Ancak tüm bu gelişmelerde Memur-Sen ve Diyanet-Sen’in duruşu netti. Bu olumsuz gelişmeler yaşanırken uyarılar sürekli sizden geldi. Neler söylemek istersiniz?

    Biz ilk günden buyana Yeni Türkiye ve Büyük Türkiye idealinin hedef alındığını gördük. Ve sürekli küresel operasyonlara karşı dik bir duruş sergiledik. Dün olduğu gibi bugün de illegal yapıların karşısında, milletin yanında olduğumuzu Memur-Sen konfederasyonu ve Diyanet-Sen olarak haykırıyoruz. Yaptığımız uyarılarda haklı çıktık. Amaçları kardeşliğimizi zedelemek, birlik beraberliğimizi yok etmek, Anadolu yürüyüşünü engellemek. Ama Türkiye eski Türkiye değil artık. Millet iradesine sahip çıktı, siyaset dik durdu, sivil toplum vesayete karşı net bir tavır aldı. Kayıt dışı siyaset arayışına direnç göstererek, sahnelenmek istenen oyunları bozdu. Bu oyunda figüran olanları da deşifre ettik. Sözün özü; olması gerekeni yaptık. Kaybeden vesayet kazanan millet oldu.

    ALGI OPERASYONU TUTMADI

    -Medyanın tutumunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

    Sağduyulu medya yeni bir 28 Şubat arayışını fark etti. Ancak 28 Şubat medyası ve uzantıları eski alışkanlıklarına bu süreçte de devam etti. Ancaktetikçi yazarların algı operasyonu, kanallar arası derin uçurumlar, gerçeğin sorgulanmasını örtemedi. İftiralar sahibine döndü ve dönerken de şu güzel kelimeyi kullandı; ‘gerçeklerin çok güzel bir huyu vardır er ya da geç ortaya çıkarlar’

    Masum görüntülerin aksine, şaha kalkan bir eda ile luğatımıza yabancı olan, ve her kullanıldığında ‘tövbe’ dedirten birkaç kavram bize kendisini kabul ettirmek istesede Müslümanlığın mayasında olmayanları, Müslümana kabullendirmemenin ne demek olduğunu herkes görmüş oldu.

    DERTLERİ ÖZGÜRLÜK DEĞİL

    -Israrla gençliğin sokağa çekilme çabasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

    Tabi ki çok kötü ve olumsuz… Gençlik üzerinden kaos ve vesayet arayışları bu ülkede her zaman denendi. Kardeşi kardeşe kırdırdılar. Bugün gençliği alanlara davet edenlere bakın. Hiç birinin çocuğunu sokaklarda göremezsiniz. Bunların dertleri özgürlük değil. Hiçbir zamanda herkes için özgürlük istemediler. Aksine bu ülkede özgürlüklerin önüne hep set kurdular.

    Gezi parkı ve öncesinde de yalnızlaştırma politikalarını sürdüren bireylerin dertlendikleri mesele, yapıcılık adına değil, yıkıcılığı konu edindi. Biz her zaman imanla donanmış bir gençlik hayali kurduk, ve imkanlar dahilinde bunu hayata da geçirmeye çalıştık. Gençliğimizin yeni modelini ise bayrak vatan kavramlarını dinle özümsemiş Genç Memur-Sen gençliği ile hayata geçirmeye çalıştık. Çıkar odaklı hiçbir çalışmanın içerisinde yer almayacak mertlikte olan bu örnek gençlik, yarını dünya ülkeleri statüsünde olan bir Türkiye’yi inşaa etme hedefidir. Ayrıştırmadan, ötekileştirmeden, yapılan bütün işlerde kavramların içerisinde vicdan ve din unsurunu da arayan yeni bir gençlik. Biz gençleri inançlardan ve ahiret bilincinden uzaklaştıran yapıların farkındayız. Her türlü kötülüğün temelinde inançsızlık vardır. Özellikle ahiret bilincinden uzaklaşan insanlar, daha kolay kötülük yapabilmekte ve günah işlemektedirler. Gençlerin imanlı yetiştirilmesi hem Türkiye’nin hem de İslam’ın geleceği açısından çok önemlidir. Biz bu bilinçle çalışıyor ve Sevgili Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellemin tavsiyelerine kulak vererek gençlerimizi bilinçlendirmeye çalışıyoruz. Konfederasyon olarak da bu yönde yeni projelere imza atmaya hazırlanıyoruz.

    SOMA YÜREĞİMİZİ DARMA DAĞIN ETTİ

    -Soma’da yaşanan maden faciası, gündeme getirilen ihmaller ve yaşananlar hakkında neler söylemek istersiniz?

    Öncelikle biz ilk gün söylediğimizin arkasındayız. Varsa ihmal sonuna kadar gidilmeli ve ihmali olanlardan hukuk devleti gereği hesap sorulmalıdır.

    Somayüreklerimizi darma dağın hale getiren bir facia ile kendisini hatırlattı. Sabah evlerinden helallik isteyen maden çalışanlarımız belki ölümü bekliyorlardı ama biz bu ölümün bu şekilde gelmesini kaldıramadık. Yüreklerimiz yıkık, oradaki kardeşlerimiz için dua etmekten başka bir şeyin elimizden gelmemesi de ayrıca bir azap. Her an dua ederken, Allah’ım içeride kalan kardeşlerimiz için bir mucize diyorduk. Tabi bu konuyla ilgili son zamanlarda yapılan yorumlara baktığımızda bu konuyu birilerine mal etmeye çalışmak, büyük bir haksızlık olarak görülmekte. Bir can daha kurtarma mücadelesini birilerine mal etme ile taksim edecek değiliz. Tabi ki bu konuda sorumlular hesap verecektir, bundan şüphemiz yoktur.

    ACIDAN RANT DEVŞİRİLMESİN

    Kaza sonrası Türkiye’de yedisinden yetmişine herkesin Soma’ya akın ettiğine dikkat çekmek istiyorum. Memur-Sen heyeti de, teşkilattan arkadaşlarda ilk günden itibaren oradaydı. Arama kurtarma çalışması yapanlara destek oldular, acılı ailelerin kederini paylaştılar. Kardeşlerimizin acısını paylaşmak için gidilen yerde çıkar arayışında kimsenin olmadığını, orada bulunma sebebinin acıları paylaşmak olduğunu, bunun haricinde yapılan provokasyonların ise art niyet taşıdığını bu sebeple herkesi aklı selime ve sağ duyuya davet etmiştik. Gün gerilim çıkartma değil dayanışma ve birlik günü. Acıları paylaşma, yaraları sarma vakti. Bunun ötesinde arayış içerisinde olanları hayretler içerisinde izliyoruz. Üzülüyor ve kabul edemiyoruz. Acıdan rant devşirmek isteyenleri kınıyoruz.

    Sizin aracılığınızla ,”Elim kazada hayatını kaybeden vatandaşlarımıza Allah’tan rahmet, yaralı kardeşlerimize acil şifalar ve kederli ailelerine Sabr-ı cemil niyaz ediyorum” diyerek acılı ailelere baş sağlığı temennisinde bulunmak istiyorum.

    image

     

  • Bafra’da Yeni Hafızlara İcazet Töreni

     

    Samsun Bafra İlçe Müftülüğüne bağlı Büyük Cami Merkez Kuran Kursundan mezun olan 10 hafız için icazet töreni düzenlendi.

    Bafra Büyük Camide düzenlenen icazet programda sunumu Bafra Vaizi Abdullah Demircan yaptı. Bafra Büyük Camii Merkes Kuran Kursu öğrencileri tarafından ilahi ve kasidelerin okunmasının ardından Samsun İl Müftüsü Yrd.Doç.Dr.Hayrettin Öztürk`ün Kuran Tilaveti ile program başladı.  İl Müftüsü Öztürk yaptığı konuşmada,“ Yüce rabbimiz Kuranıkerim`de buyuruyor ki, Allah insanı en güzel surette ve en güzel şekilde yarattı ve insanın yaradılışını çamurdan başlattı. Sonra bir basit sıvıdan meydana geldik. Sonra Allah bize şekiller verdi ve ruhundan üfledi de biz insan olduk. Böylece fıtrat, vicdan, akıl sahibi olduk. Rabbimiz bununla ilgili bize vahi gönderdi, kuran gönderdi. Onu insanlığa anlatacak birde peygamber gönderdi.

    Kuran`ın kaynağı rahmet membaıdır. Rahman olanın katından indirilen bir kelamdır kuran. Kuranı kerim Alemlerin rabbi tarafından alemlere rahmet bir peygamberiyle alemlere gönderilmiş bir yol rehberidir. İnsanlar için bir şifa kaynağıdır. Müminler için bir rahmet kaynağıdır kuran. Kuran-ı kerim`i öğrenip hafız olmak büyük bir mertebedir. Bir insan ne kadar ayet ezberlemişse kurandan mertebesi o kadar yüksektir. Bu hafızlarımız kuranı baştan sona ezberlediler. Dereceleri kurandaki ayet sayısı kadar olacaktır ama bir şartla, o ezberlediklerini birde hayatlarına tatbik edecekler ve onu uygulayacaklar. Çünkü Hz. Ömer diyor ki,  birisinin kuran okuması sizi aldatmasın o dilinizdeki bir kelamdır. Bizde o kelimelerle konuşuruz. Kuran insanlar nefsiyle ibadet hükmüyle amel etsinler diye gönderildi fakat insanlar kıraat ilan ettiler. Güzel sesli bir hafız okusa kulağımız mest olur. Ama kuranı buraya hapsetmek yanlıştır. Bir taraftan dinleyeceğiz huzur bulacağız ancak o okunanları düşüneceğiz ve düşünmekle de yetinmeyip onu önce kendi hayatımızda uygulayıp sonra öğrendiklerimizi tüm insanlara ulaştırmakla sorumluyuz.

    Kuran kumar oynamayın, içki içmeyin, lakap takmayın, beddua etmeyin diyor biz kumarda oynuyor içkide içiyor bedduada ediyoruz. Kuran diyor ki ayıp ve kusur araştırmayın ama biz her tarafı aleni mekanlar yaptık insanların evlerinin içlerine girdik ayıp ve huzur diye bir şey kalmadı.  Peygamber efendimiz diyor ki, kim bir evi gözetler ise o ev sahibi de o adamın gözünü çıkartırsa iyi iş yapmış olur. Ne işin var bir Müslümanın evini gözetliyorsun sen. Peygamber efendimiz, evini gözetleyen birini tam öldürecekken adam diyor ki,  ne yapıyorsun ya resulallah? Peygamber efendimizde diyor ki asıl sen ne yapıyorsun?  Ne ayıbımız kaldı ne huzurumuz. İşte Müslüman kuranı böyle okuyacak. Bugün ülkemiz tarafından yaşanan sıkıntıların altında yatan gerçek bu kuranın altında düşünmediğinizden kaynaklanır.

    Biz dine kaçak kapılar açtık. Bu dinin ana kapısı kurandır. Bir taraftan teshir kapısı diğer taraftan hadis kapısı açtık öbür taraftan fıkıh kapısı açtık ve biz buradan girdik bu dinin içerisine ondan sonra zannettik ki din budur. Ondan sonra birisi bize kurandan bahsedince ona dedik ki hayır bizim hocamın kurandan iyi biliyor. Hocalara hikmet bağlamaya başladık. Hikmeti kuranda değil de insanlarda arar olduk. İnsanlarda bu işe çanak tuttular. Bu toplumu yönlendirecek olan hocalara çok büyük görevler düşüyor. Kimse kimseyi yanlış yönlendirmesin. Bazen hocanın yetiştirdiği cemaat hocam ahrette bana şefaat eder misin? Beni de o cennete al sanki hoca garantiymiş gibi, bir bakmışsınız ki hoca cennete girememiş ama yetiştirdiği talebeler girmiş. Öyle durumlarla ahirette karşılaşacaksınız.“dedi.

    Bafra İlçe Müftüsü Bürhan Keleş hoş geldiniz konuşmasının ardından Bafra`da yapılan çalışmalar ve hizmetler hakkında bilgi verdi. Kur`an Kurslarının yaptığı başarılı çalışmalardan örnek verdi.

    Keleş,“ Kur`an-ı kerimin nüzulünün 1404. seneyi devriyesinde de  kur`an hizmetlerinin en güzel şekilde devam ettiğinin bir göstergesi olan Bafra Büyük Cami Merkez Kuran Kursu Yöneticisi Mehmet Şenel, öğreticiler Harun Yılmaz, Rasim Dinç ve Dursun Bostancı tarafından eğitimleri tamamlanan Salih Kiren, Adem Öncel, Halil İbrahim Uyar, Harun Görmez, Dursun Elmacılıoğlu, Yusuf Karataş, Abdussamet Etme, Mustafa Gökmen, Hasan Karataş, Abdülkadir Kıvrak isimli 10 öğrencimiz hafızlığını tamamlayarak, böylesine yoğun bir katılımla gerçekleştirilen icazet merasimini çok anlamlı buluyorum. Zira Hz. Peygamberimizin iki önemli emanetlerinden biri olan Kur`an-ı “O`nu biz indirdik ve yine onu biz koruyacak biziz” ayetinin tecellisinden başka bir şey değildir. Ne mutlu Kur`an-ı kerimi okuyana, okutana, bu hizmete destek verene ve kurandaki ilahi emir ve nehiyleri hayatında tatbik edene. 14 asırdır İslam ümmetinin göz nuru gibi koruduğu Kur’an’ın ilk baskıları ile şu andaki mushaflarda bir harfi, bir noktası dahi değişmedi ve bugünlere gelindi. İlçede şuan 83 Kur’an kursumuz var. ” “diyerek hafız olan öğrencileri tebrik etti.

    Ankara Hacıbayram-ı Veli Camii Baş İmam-Hatibi 2000 yılı Kur`an-ı Kerimi güzel okuma dünya 1.si Ahmet Karalı`nın okuduğu aşrı şerif davetlileri duygulandırdı.

    Diyanet İşleri Başkanlığı Bilgi Yönetimi ve İletişim Daire Başkanı Dr. Ömer Menekşe ise yaptığı konuşmada,Kur`an-ı Kerim`in güzellikleri hakkında  konuşma yaptı.

    Bafra Büyük Cami Merkez Kuran Kursu öğrencilerinin oluşturduğu ilahi grubunun okuduğu ilahilerden sonra salavatlar eşliğinde 10 hafız camiinin içine geldi.

    Ankara A.Hamdi Akseki Camii İmam-Hatibi 2010 Yılı Kur`an-ı Kerimi Güzel Okuma Dünya 1. cisi Ali Tel`in Kur`an tilavetinin ardından Bafra eski ilçe müftüsü Mustafa Balık Soma Maden şehitlerini anan bir konuşma yaptı.

    Konuşmalardan sonra davetli protokol tarafından hafızlığını tamamlayan 10 kursiyere hafızlık belgeleri verildi. İcazet programı, yapılan duadan sonra ikramla sona erdi.

    Bu anlamlı günde ise İcazet Merasimine Ak Parti Samsun Milletvekili Ahmet Yeni, Samsun İl Müftüsü Yrd. Doç Dr. Hayrettin Öztürk, Bafra Belediye Başkan Vekili İsmail Kurt, Ak Parti Bafra İlçe Başkanı Tuncay Yurduseven, Samsun İline bağlı ilçe müftüleri, Belediye Meclis Üyeleri, Daire Müdürleri, Okul Müdürleri, Muhtarlar, Sivil Toplum Örgütü Temsilcileri, Bafra İlçe Müftülüğüne bağlı din görevlileri ile Kur`an Kursu öğreticileri ve çok sayıda vatandaş katıldı.

    Kaynak: Bafra Müftülüğü

  • Arapça Yarışmalarında Birinci İmam Hatip Belli Oldu

     

    İmam hatip liseleri arası Arapça yarışması sona erdi. Bilgi yarışmasında Kırşehir Kaman İHL birinci oldu.

    Milli Eğitim Bakanlığı Din Öğretimi Genel Müdürlüğü’nün koordinasyonunda Akademi Lisan ve İlmi Araştırmalar Derneği tarafından düzenlenen, İmam Hatip Liseleri arası 5. Arapça Yarışmaları’nın finali sona erdi.

    Eskişehir Sarar Anadolu İmam Hatip Lisesi ile Eskişehir İmam Hatip Mezunları Derneği Esimder’in katkılarıyla Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Spor Salonu’nda hafta sonu düzenlenen etkinlikte, bilgi yarışması kategorisinde Kırşehir Kaman İmam Hatip Lisesi, şiir kategorisinde İstanbul Kadıköy İmam Hatip Lisesi, metin canlandırma kategorisinde Sivas Suşehri İmam Hatip Lisesi ve Hüsn-ü Hat Kaligrafi kategorisinde ise İstanbul Kazım Karabekir İmam Hatip Lisesi birinci oldu.

    Büyük Birlik Partisi Genel Başkanı Mustafa Destici, programda yaptığı konuşmada, kendisinin de imam hatip lisesi mezunu olduğunu belirterek, yarışmanın ödül törenine katılmaktan mutluluk duyduğunu söyledi.

    Manisa’nın Soma ilçesindeki maden faciasında hayatını kaybedenlere Allah’tan rahmet, yaralılara ise acil şifalar dileyen Destici, şöyle devam etti:

    “Arapça öğrenmenin çok önemli bir konu olduğunun hepimiz idrakinde olmalıyız. İslam coğrafyasında kan ve gözyaşı görmekteyiz. Maalesef, Müslümanların arasına fitne ateşi sokulmuş. Bunun yok edilmesi adına bizim öncelikle İslam ümmetinin birliğini tesis etmemiz gerekiyor. İşte bu birliğin tesis edilmesinde Arapça en önemli noktalardan biridir. Bu noktada ben bu hizmeti icra eden herkese teşekkür ediyorum, şükranlarımı sunuyorum. Eskişehir İmam Hatip Lisesi yarışmada dereceye giremese bile merhum Muhsin Yazıcıoğlu’nun memleketi Sivas Suşehri İmam Hatip dereceye girmiş ya bu bizleri çok mutlu etti. Ayrıca yarışmada, dereceye giren, giremeyen tüm öğrencileri tebrik ediyorum.”

    Milli Eğitim Bakanlığı Din Öğretimi Genel Müdürü Nazif Yılmaz da imam hatip liselerinin kurulduğu günden bu yana ülkede maddi ve manevi anlamda topluma hizmet etmek isteyen neferleri yetiştiren okullar olduğunu söyledi.

    Bu okulların Kur’an- Kerim ve sünnet kaynağından beslendiğini anlatan Yılmaz, şöyle konuştu:

    “Dünyanın neresine giderseniz gidin Kur’an’ı Kerim’in hiçbir kelimesini anlamasa bile onun o lahuti sesine kulak veren insanlar Arapça’nın o güzel ahengine kendisini kaptırarak, Kur’an-ı dinliyor. İşte Allah bir dili seçti ki o dil edebiyat boyutuyla, zirve olan bir dil. İmam hatip liseleri arasında 5’incisini düzenlediğimiz yarışmada hakikaten büyük coşku yaşıyoruz. Bir dili öğretmek illaki didaktik olarak onu anlatmak değildir. Tiyatrosuyla, şiiriyle, hitabetiyle, bilgi yarışmasıyla yaşayan bir dili öğrencinin zihnine taşımak gerekir.”

    Eskişehir Vali Vekili Rıza Dalan da Türkiye’nin çeşitli kentlerinden gelen öğrencilerle bazı ülkelerden gelen misafirleri Eskişehir’de ağırlamaktan mutluluk duyduklarını dile getirerek, “Artık, Hira’nın sesine kulak verme zamanıdır. Farklılıklarımızı kardeşliğimizi güçlendiren unsurlar olarak ilerleyen günlerde birlik ve beraberlik içinde olmayı temenni ederim” dedi.

    AK Parti Eskişehir Milletvekili Salih Koca da etkinliğin Eskişehir’de düzenlenmesinden mutluluk duyduğunu belirterek, “Böyle bir yarışmanın Eskişehir’de düzenlenmesi bizleri bahtiyar etti. Bu güzel organizasyonda emeği geçen herkese teşekkür ediyorum” diye konuştu.

    Mardin Artuklu Üniversitesi İslami İlimler Fakültesi Dekanı ve Akademi İstanbul Eğitim Danışmanı Ahmet Ağırakça da yaptığı konuşmada bu tür yarışmaların İslam Coğrafyası ile bağ kurmada çok etkili olduğunu belirterek 5.düzenlenen Arapça yarışmalarının dahada büyüyerek devam edeceğini ve uzun bir süredir ihmal ettiğimiz İslam coğrafyasına bizi daha da yaklaştıracağını ümit ediyorum dedi.Ağırakça ayrıca çeşitli İslam ülkelerinden gelen misafirlerede yarışmaları izlemek için geldikleri için teşekkür etti.

    Yarışmada ayrıca İstiklal Marşı’nın 10 kıtası öğrenciler tarafından Arapça olarak okundu ve büyük alkış aldı.5.Arapça yarışmaları TRT Arapça kanalı tarafından da canlı olarak verildi

    Konuşmaların ardından bilgi yarışması kategorisinde Kırşehir Kaman İmam Hatip Lisesi, şiir kategorisinde İstanbul Kadıköy İmam Hatip Lisesinden Abdullah Gökçe, metin canlandırma kategorisinde Sivas Suşehri İmam Hatip Lisesinden Zehra Karabal ve hüsn-ü hat kaligrafi kategorisinde ise İstanbul Kazım Karabekir İmam Hatip Lisesinden Merve Duyduk’a ödül verildi

    Programa ayrıca MEB Din Öğretimi Daire Başkanı Abdulhalık Baş, Ak Parti İl Başkanı Süleyman Reyhan, Osmangazi Üniversitesi Rektörü Prof.Dr. Hasan Gönen, İl Milli Eğitim Müdürü Necmi Özen, Odunpazarı İlçe Milli Eğitim Müdürü ,Muhittin Adıyaman,İl Müftüsü Niyazi Ersoy,Müsiad Şube Başkanı Abdulvahap Satıcıoğlu ile Katar, Kuveyt, Cezayir, Tunus, Fas, Suudi Arabistan, Filistin, Suriye ve Irak’tan gelen akademisyen, edebiyatçı ve fikir adamlarıyla eğitim, siyaset, sanat, medya, sivil toplum kuruluşlarının önemli temsilcileri, öğretmenler, öğrenciler ve aileleri katıldı.

  • Müftü Yine Kızdı: Müslümanların Yüz Karası Suud Yönetimi

     

    Kamuoyunun Sıradışı Müftü Olarak tanıdığı Kırklareli İl Müftü Vekili Adnan Zeki Bıyık, Soma’da maden faciasında şehit düşen emekçilerimize tüm dünya acımız paylaşırken, Suûdi Arabistan Yönetiminin hiçbir taziyede bulunmamasına sert tepki gösterdi.

    İşte Müftü Bıyık’ın o yazısı:

      

     “Siz Müslümansınız, Drogba Gâvur Öyle mi? Hadi Ordan

     

    Adı Drogba, Memleketi Fildişi Sahilleri , Müslüman değil

    Ülkesinde savaşı bitirmiş bir barış adamı, Somadaki kardeşlerimize 1 Milyon Euro gibi ciddi bir parayı insani yardım yapmış bir kahraman…Şimdi bu güzel insan gavur siz Müslümansınız Öyle mi…Yuh sizin kalıbınıza

     

    Ey Suud Yönetimi! Size Müslüman değilsiniz demeyeciğim ama, Müslümanların yüz karası diyeceğim. Bu nasıl bir kindir Yarabbi…Elimden gelse Müslümanları protestoya çağıracağım, bir yıl hacca gitmeyin görsünler günlerini diyeceğim ama, bu da mümkün değil. Çünkü hac ibadeti Allahın bir emri olarak orada yapılıyor. Peki bunları neden ifade ettim. Şöyle ki;

     

    Bütün dünya Soma’da maden emekçisi kardeşlerimizin Rahmet-i Rahman’a kavuşması sebebiyle taziyelerde bulundular. Amerika, Rusya, Çin, İspanya, İsveç, Almanya, Kazakistan, Ukrayna, Hollanda, Belçika, Romanya, Kosova, Azerbaycan, İran, Kırgızistan , Pakistan ( Pakistan 1 Gün de yas ilan etti.), KKTC, Katar, Moritanya, Tunus, Filistin Yönetimi ve Hamas, Kuveyt, Bahreyn ve daha birçok ülke bu facia sebebiyle üzüntülerini bildirip taziyede bulundular.

    Yunanistan‘ın başkenti Atina’da ise Karadeniz Ekonomik İşbirliği Parlamenterler Asamblesi milletvekilleri, Soma kazası için saygı duruşunda bulundu. İngiltere‘nin Ankara Büyükelçisi Richard Moore da Soma‘daki maden kazası ile ilgili başsağlığı diledi. 

    PAPA DUAYA ÇAĞIRDIKatolik aleminin dini lideri Papa Françesko bugünkü genel kabulünde Soma’da yaşamını yitiren madenciler için dua çağrısında bulundu. Papa, kendisini dinleyenlere şöyle seslendi:

    “Sevgili kardeşlerim, dün Soma’daki madende yaşamını yitiren madenciler ve hala tünellerde sıkışıp kalanlar için hepinizi dua etmeye çağırıyorum. Yaşamını yitirenlere Tanrı’dan rahmet, geride kalan ailelerine sabır diliyorum.”

    İNGİLTERE BAŞBAKANI MEKTUP YAZDIİngiltere Başbakanı David Cameron da, mevkidaşı Başbakan Erdoğan‘a taziye mektubu gönderdi. Cameron mektubunda, Soma’daki faciadan etkilenenlere Birleşik Krallık halkının taziyelerini iletti.

    İNGİLİZ BAYRAĞI DA YARIYA İNDİİngiltere’nin Ankara Büyükelçiliği de Twitter’dan “Türkiye’nin yasını paylaşıyoruz” mesajıyla birlikte Büyükelçilik bahçesindeki İngiltere bayrağının yarıya indirildiğini gösteren fotoğrafı paylaştı. Durum bu merkezde iken, Müslümanlığın neş’et ettiği Suudi Arabistan ülkesinin başında hiç hak etmedikleri halde bulunan Kral ve hanedanından ne Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’e ne Başbakan Erdoğan’a bir taziye mesajı gelmedi. Hem de dinlisi, dinsizi, Müslümanı, Hristiyanı Yahudisi, herkes taziyede bulunmuşken…

     

    İşin en ilginç tarafı ise İsrail bile taziye mesajı yolladı. Ama ne kadar büyük bir düşmanlıkmış ki Suûd’un çok Müslüman? yönetimi hiç acımızı paylaşmadı. Milletimiz her sene milyonlarca lirayı  hac ve umre ibadeti sebebiyle o topraklarda bırakıyor. Tüm İslam alemince kutsal olan mübarek Kâbe ve Sevgili Peygamberimizin kabr-i şerifi orada olduğu için milletimiz başta olmak üzere Müslümanlar akın akın kutsal topraklara gidiyor.

     

    Ey Suud Yönetimi ! O mübarek mekanlar olmasa sizin çene sakal  suratlarınızı, veya entarilerinizi görmek için kim gelirdi oralara Allah aşkına?

    Ne kadar büyük bir milletiz ki, yıllarca bize (Osmanlı’ya) bağlı güven içinde yaşadınız. Dedelerimiz, mübarek Kâbeye, Efendimize ve Ashab-ı Kirama olan saygısından dolayı sizleri askerlikten muaf tuttu, vergiden muaf tuttu, yetmedi Sevgili Peygamberimizin soyundan gelen tüm akrabasına (Seyyid ve Şerif) “Nakibûl Eşraf” adında bir kasa tahsis etti. Bu kasa seyyid ve şeriflerin masraflarını karşılıyor, geçimini sağlıyordu. Onların kimseye muhtaç olmasına Osmanlı izin vermedi. Bakın şu asalete. Abdülhamit, binlerce km tren yolu yaptırdı.

     

    Suûd  Yönetimi, maalesef halkından uzak fildişi kulelerde yaşayan, umumiyetle İslam aleminin yanında olmayan, mazlumlara el uzatmayan, devamlı zorbalarla iş birliği yapan, yer yer bu zorbalara silahsal ve parasal destekler verip başta Hz Peygamber’in bağlı olarak Müslümanların kalplerini yıkan, ruhlarını inciten bir anlayışa sahiptirler.

     

    Özel hayatlarında da baktığımızda bu hanedan ve onun yavruları olan zengin petrol şeyhlerinin yaşantısının makamında oturdukları Yüce Peygamberimiz ile uzaktan yakından ilgileri yoktur. Tuvaletleri bile altundan olup, saraylarının veya köşklerinin içindeki gümüş ve altun tezyinat, milyarlarca liralık israf, abartılı söylemiyorum Firavun Saraylarında yoktur. Allah için siz söyleyin bu adamların, hasırda yatan, mütevazi giysilerle halkının arasında olan tüm zamanların en büyük lideri, ahlakın zirvesi, olan Hz Muhammed (s.a.v) ile nasıl bir bağlantısı vardır?

     

    Hz Peygamber İslam’dan önce de gariplerin yanındaydı, İslam yayıldıktan sonra da…Suudi Yönetimi kurulduğu günden beri hep zorbaların yanındaydı, hala da öyle…Hz Peygamber gayet sade ve herkesi hayran edecek tarzda örnek yaşadı.

     

    Suudi Yönetimi, Zemzem Tower namıyla bilinen beton yığının üstündeki saate 6 ton altunu harcadı. Gariplere bir kuruş yardım edemeyen, savaş sebebiyle perişan olan mazlumlara el uzatmak yerine bombacılarla hemzemin olan bu nasipsizler bir saate 6 ton altunu israf etmekten hiç kaçınmadılar.

     

    Hz Peygamber, birçok azgınlıktan ve taşkınlıktan ümmetini nehyetti. Bu arkadaşlar (petrol şeyhleri) Bahreyn’de kumar oynamaktan şarap içmekten hiç çekinmediler (Mekke ve Medine’de yasak-göz boyayacaklar ya)

     

    Müslüman milletlerin hac ibadeti vesilesiyle bıraktıkları dövizleri, saraylarına, zevk û safâlarına harcadılar. Hanedanın çocuklarının denizde alem yaptıkları yatların paraları ile fakir Müslümanlara ne yardımlar yapılabilirdi halbuki…

     

    Güya din adına peçeyi zorunlu tuttular ama hanedan gelini prensi ile Bodruma gelince hemen atıverdi peçeyi…Ülkelerinde bayanlara araba kullanmayı din adına yasakladılar, ama hızla artan fuhuş ve livatanın önüne geçemediler. Neden mi . Çünkü samimi değiller. Din-i Mübin-i İslam çarpmış bu hanedanı,  israfın lüks ve debdebenin içinde yaşarken garibin çektiği ıztırapları duymaz olmuş. Müslüman kardeşlerinin acılarını paylaşamayacak kadar kalpleri katılaşmış. “Kardeşinin derdi ile dertlenmek” hadisleri kitaplarda ve riyakâr ağızlara din malzemesi olmuş.

     

    Halbuki  hanedanın ağababaları bile bize taziyede bulunup bazıları bayraklarını yarıya kadar indirmişken bu nasipsiz ve vicdansızların aymaz ve merhametsiz tavırları milletimizin gönlünü yaralamıştır. Bidattır deyip, kalemizi yıktılar, hurafedir deyip, hiçbir dini yapıyı himaye etmediler. Gidin bakın Efendimiz’in doğduğu evin perişan haline…Birkaç sene öncesine kadar öyleydi…

    Sözün özü bu hanedan, o mübarek toprakların yönetimini hak etmiyor,ecdadımızın gösterdiği saygıyı ve himayeyi ne kutsal topraklara ne de İslam alemine göstermiyor. Kasalardaki riyaller değil dolarlar bu adamları esir almış durumda. Kral ve baronlarının saâdeti ve de saltanatı için çalışıyoruz yani anlayacağınız…Krallık,

     

    İSLAMDA KRALLIK YOKTUR

    İslamda krallık diye bir yönetim yok, demokrasiye neden geçemiyorlar. Eğer böyle bir şeye geçerseler, kim altundan ve gümüşten tuvaletlere tahliyey-i beden eyleyecek,

     demokrasiye geçilirse, kim milyon dolar servetlere malik olacak,

    demekrosiye geçerlerse kim mübarek mekânları  para kazanma aracı olarak görebilecek, demokrasiye geçilirse bir yabancı ülkeye geziye giderken 10 tır eşya ile gidebilecek…Türkiye’yi niye sevsinler ki, akılları gidiyor, demokrasi ülkemize gelir diye…Biliyorlar ki demokrasi gelirse halkları sömüremeyecekler….

     

    Bir cüppe giyebilecek kadar kumaşa sahip olamayıp, oğlunun kumaşı ile kendisinin kumaşını birleştirip sırtına cüppe diktirebilen Devlet başkanı Hz Ömer’in makamında oturan müsrif, azgın, nasipsizlerin durumuna bakın eyyyyy Müslümanlar…

     

    Bir yanda sarayındaki birçok aksesuarı altun gümüş olan Firavuna şapka çıkarttıracak kadar azmış bir nasipsizler topluluğu, bir yanda yavrularına  helal lokma yedirebilmek için yerin altına inen ve orada canlarını kaybeden Cennetin Çocukları…

    Neymiş Suud’un müsrif ve azgın hanedanı bu kardeşlerimizi kaybettiğimizden dolayı bize taziyede bulunmamış…Onların yanında yer almamış…

    Ne zaman Müslümanların yanında yer aldı ki bu vicdansızlar? Kuran-ı Kerim’in açık beyanı olan “Kafirleri Dost Edinmeyin” ayeti ile dalga geçtiler. Çünkü hep küffar ile dost oldular.

     

    ARABİSTANI  PUTPERESTLERE  TESLİM ETTİLER

    Bakın az buçuk bir şeylerin farkında olan her Müslüman, hatta ehl-i insaf her insan bunlara

    Suudi Arabistan demiyor, Suudi Amerika diyor. Peygamberimizin ülkesini ne hale getirdiler. Aziz Peygamberimiz, putperestliğe son verdi, gidin bakın Tüm Arabistan şehirleri Putperestlerin ürünlerinin pazarı haline geldi. Adamlar bir şey ürettiği yok, petrol ve hacdan oluk gibi para geliyor. Nasıl olsa para akıyor beyefendiler niye üretim yapsın ki…Haliyle de elin putperesti ürünleri ile ekonomik olarak mübarek toprakları ele geçirmiş duruma geliyor.

     

    Yazımı bir dua ile bitirmek istiyorum.

     

    *Ey yerin göğün sahibi ulu Allahım, yaptıkları İslam nezahetinden uzak taş yığın binalarla o mukaddes beldeleri iğfal eden,

    Bu ucûbe binalarla Beytullahını itibarsızlaştırmaya çalışan,

     

    *Birçok kutsal öğeyi bağlı bulundukları siyasal ve mezhepsel taassup ile yok eden,

     

    *Bidattir diyerek aslında tarihi düşmanlığı sebebiyle birçok Osmanlı yapısını hak ile yeksan eden,

     

    *Tembelliğinden mütevellid, üretim yapmayan, Efendimizin ülkeden temizlediği putperest-şirk hegemonyasını ürünlerini satarak tekrar ihya eden, böylelikle de Hz. Peygamberin şirk mücadelesine ihanet eden,

     

    *Alem-i İslam zalimlerin elinde can çekişirken, masum yavruların kafalarına bombalar yağarken, ezilenle değil de ezenle birlik olan,

     

    *Ellerinden gelse bidat ve hurafe diye Mübarek Peygamberimizin ravzasını yıkmak üzere tasallut edebilme potansiyelinde olan,

     

    *Polis baskısıyla namaz vakti dükkanları kapattırıp, zorla bayanlara peçe taktırıp, araba kullanma yasağı ve muhtelif hanedan yasakları koyup dünya kamuoyuna “Biz Müslüman bir idareyiz” mesajı veren ama diğer taraftan her  türlü israfı ve muhtelif günahları işlemekten çekinmeyen riyakarlardan,

     

    *Hayatıyla uzaktan yakından alakası olmadıkları Hz Peygamberimizin kabr-i Şerifini diğer mukaddes mekanları ve İslam alemini bu nasipsiz  ve israfta azmış baronlardan kurtar.

    AMİN…

     

    Not : Biliyorum ki Aziz Peygamberimiz bunların bu vaziyetlerini görseydi, hepsini Arabistan’dan çıkarır sürgüne gönderirdi. Ve “kardeşlerim” diye hadisiyle muştuladığı biz ümmetinden bir avuç maden emekçisi kardeşlerimizi kazandıkları helal lokmaları sebebiyle  alınlarından öperdi. Suûd baronlarının aksine onlara “Ümmetim” derdi. Çünkü Efendimiz, cennette zorbalarla değil, kendisi gibi dünyada misafir gibi yaşayan, mütevazi olan ve gariplerle yoldaş olanlarla  birlikte olacaktır…

    Tüm müsrifler-azgınlar Cehennemdedir. Sadakkallahülazim

     

    19 Mayıs 2014

    Adnan Zeki Bıyık

     

  • ARAPÇA SÖZLÜKLERİN TANITIMI

    farklı telif

    edilme gayelerine matuf olarak deyim veya cümle içinde söyleyiş

    ve yazılış şekillerini, kelimenin iştikakını, kökünü, bunların telaffuz ve başka unsurlarla meydana gelen söz ve anlamlarını bazen de örneklendirerek veren çalışmalardır. Bu kelimeler içinde

    ‘mu’cem’ kelimesi ‘karışıklığı gidermek’ anlamında Arapça a-ceme

    fiilinden gelir1.

    A. Abdulkadir Attar mu’cem hakkında ‘Konularına veya hecâ

    harflerine göre özel bir terkiple düzenlenmiş büyük mikdarda

    dildeki müfredatı, şerhleri ve manalarının tefsiriyle birlikte içerisinde

    bulunduran kitaptır’, der. Bu itibarla tam bir mu’cem

    lügattaki her kelimeyi kullanma yerlerini beyan eden şahidleri ve

    telaffuzunu, iştikaklarını ve manalarının şerhlerini içermelidir2.

    Kamus kelimesi de Arapça’da ‘deniz, denizin ortası ve deniz suyu’

    anlamına gelir3. Mu’cem ile aynı anlamda kullanılır. Hüseyin

    Nassar sözlüğün tanımını, ‘bir dildeki kelimelerin hepsini veya

    bazılarını genellikle alfabe sırasına göre aynı dile veya başka dil

    aracılığı ile tanımlayan kitap olarak,’ yapar 4.

    Doğan Aksan sözlük ile sözlükbilim arasında ilişki kurarak

    sözlük kavramını biraz daha farklı ele almaktadır. Ona göre sözlük

    bilim bir dilin ya da karşılaştırmalı olarak çeşitli dillerin söz

    varlığını, sözlük biçiminde ortaya koymaya yönelen, bu amaçla

    yöntemler koyarak uygulama yollarını gösteren bilim dalıdır.

    Böylece sözlük kavramı ona göre dilbiliminin bir alt birimi şeklinde

    değerlendirilmiştir. Doğan Aksan sözlük bilimcisi Jacop

    Grim’den naklen sözlük kelimesinin tanımı hakkında ayrıca ‘bir

    dilin sözcüklerinin abecesel dizelgesi’ der5.

    Tarihte ilk kez sözlük çalışmasını M.Ö. II. yüzyılda İskenderiye

    Müzesi kütüphanecisi Bizanslı Aristophanes’in yapmış olduğu

    iddia edilir. M.Ö. XI. yüzyılda Bawetshi’nin hazırlamış olduğu

    söylenen Çince sözlüğü de ilk yazılı lexicography örneği olarak

    zikredilmektedir6. Terim olarak ilk kez ‘Lat. Dictionarium’ şeklinde

    1225’te John Garland tarafından kullanıldığı söylenir7.

     

    Arap dünyasında ise lügat çalışmalarının temeli Kur’ân ve

    Hadis içerisindeki garip kelimelerini anlamaya yönelik Garîb’ul-

    Kur’ân ve Garîbu’l-Hadîs tesmiyeleri ile şöhret kazanmış ‘mevzui

    lügat’ da denilen teliflerle başlamıştır. Bu türün en belirgin kaynağı

    ise bedevi Arapların kullanmış olduğu dil ve özellikle de şiir

    dili idi. Bu türe örnek teşkil eden ilk eser İbn Abbas (r.a)’ın

    Garîbu’l-Kur’ân’ıdır. Kendisine nisbet edilen bu eser daha sonra

    ondan ilim tahsil etmiş olan talebelerin rivayetleri ile yazılmıştır.

    Onu tarihi silsile olarak Ebû Zekeriyyâ Yahyâ b. Ziyâd el-Ferrâ’

    (ö. 207/822)’nın Me‘âni’l-Kur’ân’ı, Ebû Ubeyde (210/825)’nin

    Mecâzu’l-Kur’ân’ı, Ebû ‘Abdirrahmân ‘Abdullâh b. Yahyâ b. el-

    Mubârek el-Yezîdî (ö. 237/851)’in Garîbu’l-Kur’ân ve Tefsîruh adlı

    eseri, İbn Kuteybe (ö. 276/889)’nin Te’vîlu Muşkili’l-Kur’ân ve

    Garîbu’l-Kur’ân’ı, Ebû ‘Ubeyd Ahmed b. Muhammed el-Herevî (ö.

    401/1011)’nin Kitâbu’l-Garîbeyn fi’l-Kur’ân ve’l-Hadîs adlı eseri,

    er-Râğıb el-İsfehânî (ö. 502/1108)’in el-Mufredât’ı, Muhammed b.

    Ebî Bekr er-Râzî (ö. 666/1267)’nin Tefsîru Garîbi’l-Kurâni’l-Azîm

    adlı eseri takip eder. Yine hadislerde geçen garip lafızların anlaşılmasına

    yönelik çalışmalar da bu kapsamda değerlendirilebilecek

    lügat çalışmalarıdır. Örnek olarak Ebû ‘Ubeyd el-Kâsım b.

    Sellâm el-Herevî (ö. 224/838)’nin Garîbu’l-Hadîs adlı eseri, İbn

    Kuteybe (ö. 276/887)’nin el-Kâsım b. Sellâm’ın eserine almadığı

    garip kelimeleri konularına göre tasnif ettiği Garîbu’l-Hadîs adlı

    eseri, Ebû Suleymân Hamd b. Muhammed el-Hattâbî (ö.

    388/998)’nin Garîbu’l-Hadîs adlı eseri, Ebu’l-Kâsım Cârullâh ez-

    Zemahşerî (ö. 538/1143)’nin el-Fâ’ik fî Garîbil-Hadîs adlı eseri,

    Mecduddîn Ebu’s-Se‘âdât b. el-Esîr el-Cezerî (ö. 606/1209)’nin

    en-Nihâye fî Garîbi’l-Hadîs adlı eseri zikredilebilir8. Ebû Mâlik

    ‘Amr b. Kirkire, Ebû ‘Amr eş-Şeybânî, el-Esma‘î, Ebû Zeyd el-

    Ensârî vb. dilcilerin çalışmaları da bu bağlamda zikredilecek çalışmalardır.

    Ardından bedevi Arapların dilini keşfetmeye yönelik

    Kitâbu’l-Hayl, Kitâbu’l-İbil, Kitabu’l-Haşarât gibi çalışmalar gelir.

    Bu arada belirtmemiz gereken bir diğer husus da Arap dünyasında

    yukarıda bahsi geçen sözlük çalışmaları 7. asırda yapılırken

    Avrupa’da kayda değer sözlük çalışmaları ancak 17. ve 18.

    yüzyıllarda başlamış olduğudur. Örneğin ‘lexicography’ terimi İn-

     

     

    giltere’de 1680’de, Fransa’da da 1716 yılından sonra kullanılmaya

    başlamıştır9. Avrupa dillerinde kapsamlı ve hacimli sözlükler

    ancak bu dönemlerde yazılmıştır. Örneğin; Fransa’da Larous, İngiltere’de

    Oxford sözlükleri 19. yüzyılın eserleridir10. Bütün bu

    veriler Arap dünyasının ortaya koyduğu sözlük çalışmalarının

    müstakil bir ilim olarak ‘lexicography’ alanında kendi içinde kaide

    ve kuralları ile en sistemli çalışmalar olduğu anlaşılmaktadır.

    Aşağıda daha detaylı ele alacağımız üzere telif edilme gayesi

    ve ihtiva ettikleri hususiyetleri açısından sözlükler farklı farklı

    olan bu sözlüklerden bizim burada araştırmamıza bahis mevzuu

    olan sözlükler salt dilin anlaşılmasını hedefleyen ve kendi içindeki

    tasniflerine göre genel olarak kelimelerin kök harflerinden birincisinden

    başlayarak sırayla maddeleme suretiyle alfabetik sıranın

    esas alındığı sözlükler olup bu manada ilk sözlük çalışması

    Kitâbu’l-Ayn adı ile Halil b. Ahmed b. Amr b. Temîm el-Ferâhidî

    (ö. 170/786) tarafından kaleme alınmıştır.

    Bu arada Türkiye’de de ele aldığımız konuyla ilgili bazı çalışmalar

    yapılmıştır. Bunların içinde tarihi seyir içinde ilki Cemal

    Muhtar’ın ‘İslâm’da Sözlük Çalışmaları II’, Marmara Üniversitesi

    İlahiyat Fakültesi Dergisi, sayı: 3, İstanbul, 1985, s.353-354 çalışması

    gelmektedir. Aynı konu müstakil olmasa da M Sadi

    Çögenli ve Kenan Demirayak tarafından 1995 yılında hazırlanmış

    olan Arap Edebiyatında Kaynaklar adlı eserde bir bölüm olarak

    incelenmiştir. Ayrıca Suat Çelikkol’un Cumhuriyet Üniversitesi

    Sosyal Bilimler Enstitüsü’nde 1998 yılında Sözlük Çalışmalarında

    Dilbilimsel Açıdan Yaklaşım ve Dr. Abdulvahid Kerem’in

    ‘Mucemu’l-Mustalahati’l-Kânuniyye’ Adlı Eseri ve Türkçe’ye Tercümesi

    adlı Yüksek Lisans Tezinin Alfabetik Sözlükler adlı bölümünün

    22-35. sayfaları arasında ele alınmıştır. Bunların dışında

    de Mehmet Nuri Alpak’ın Yüzüncü Yıl Üniversitesi Sosyal Bilimler

    Enstitüsü’nde 2006 yılında Arap Dilinde Sözlük Çalışmaları ve

    Nazım Efendi’nin ‘Tercümanu’l-lügat’ Adlı Eserinin İncelenmesi adlı

    Yüksek Lisans Tezinin bir bölümünde konuya kısa da olsa temas

    da bulunulmuştur.

     

     


     

    1.Arapça Alfabetik Sözlük Türleri

    Özellikle batı kaynaklı sözlüklerde yaygın olan metot mastarın

    madde başı olarak ele alınması şekliyledir. Arapça sözlüklerde

    ise bu durum daha farklı olarak genellikle fiilin üçüncü tekileril

    şahsına göre çekimi esas alınarak veya harflerin fonetik yapıları

    gözetilerek kelimenin iştikaklarından arınmış aslî harflerini

    esas alarak tertip edilmiştir. Bununla birlikte Arapça sözlükler

    tarihi seyri içinde genel olarak:

    a- Harflerin mahreçleri esas alınan sözlükler

    b- Kelimelerin son harfleri esas alınan sözlükler

    c- Kelimenin ilk harfi esas alınan sözlükler

    d- Kelimenin okunduğu gibi tertip edilen sözlükler olmak

    üzere dört ayrı kategori altında toplanırlar.

    a- Harflerin mahreçleri esas alınan sözlüklerin başlıcaları

    şunlardır:

    Kitâbu’l-‘Ayn, el-Bâri’ fî Garîbi’l-Lügati’l-‘Arabiyye, Tehzîbu’l-

    Lüga el-Muhît fi’l-Luğa, el-Muhkem ve’l-Muhîtu’l-‘A’zam

    b- Kelimelerin son harfleri esas alınan sözlüklerin

    başlıcaları şunlardır:

    Dîvânu’l-Edeb fî Beyâni Luğati’l-‘Arab, Tâcu’l-Luğa ve Sıhâhu’l-

    ‘Arabiyye, Lisânu’l-‘Arab, el-Kâmûsu’l-Muhît, Tâcu’l-‘Arûs

    c- Kelimenin ilk harfi esas alınan sözlüklerin başlıcaları

    şunlardır:

    Bu metot günümüzde en yaygın olan metotdur.

    Kitâbu’l-Cîm, el-Cemhere, Mu‘cemu Makâyîsi’l-Luğa, el-Mucmel

    fi’l-Luğa, Esâsu’l-Belâğa, Muhtâru’s-Sıhâh, el-Mu‘cemu’l-Vasît

    d- Kelimenin okunduğu gibi tertip edilen sözlüklerin

    başlıcaları şunlardır:

    el-Merca’, er-Râid, el-Muncidu’l-Ebcedî, Larous

    Şimdi öncelikle yukarıda adı geçen bu sözlükler tanıtılacak,

    son bölümde de bu sözlüklerden kelime arama metodunu görelim.

     


     

    a- Harflerin Mahreçleri Esas Alınan Sözlükler

    Bu kategoride yer alan sözlüklerde kelimeler önce ‘halkî’ denilen

    gırtlaktan çıkış sırasına göre dizilen harflerden başlayarak,

    ardından dil, dış ve dudaktan çıkan harfler ve ardından da illetli

    harfler şeklinde ağızdan çıkış yerine göre tanzim edilmiştir.

    Kelimelerin ikinci ve üçüncü harflerinin sıralanışı da kendi

    içinde alfabetik olarak düzenlemiştir.


     

    Kitâbu’l-‘Ayn آتاب العين

    Bu sözlüğün sahibi Aruz ilminin kurucusu Halil b. Ahmed b.

    Amr b. Temîm el-Ferâhidî’dir11. Sibeveyh’in hocasıdır. Sözlüğü

    Halil b. el-Ferâhidî’nin öğrencisi Leys b. Seyyâr’ın yazdığı da iddia

    edilmektedir12. Halil b. Ahmed Aruz ilminde bilinen Arap vezinleri

    üzerine yeni vezin ilave edecek kadar rüsuh ehli bir alimdir.

    Kitâbu’n-Nağam, Kitâbu’ş-Şevâhid, Kitâbun-Nukat ve’ş-Şekl ve

    Kitâbu’l-‘Ayn‘a zeyl olmak üzere Kitâbu Fâiti’l-‘Ayn, Kitâbu’l-İkâ’

    adlarında son derece faydalı ve son devir âlimlerine kaynak olan

    çok sayıda eseri vardır.13

    Bu sözlük harflerin mahreçleri esas alınarak tertip edilmiştir.

    Halil b. Ahmed’den önce harflerin mahreçleri esas alınarak tertip

    edilen bu metot üzere yazılmış bir sözlük çalışması olmamıştır14.

    Sözlükte kelimeler önce ‘halkî’ denilen gırtlaktan çıkış sırasına

    göre dizilen harfler, ardından dil, diş ve dudaktan çıkan harfler

    ve ardından da illetli harfler şeklinde ağızdan çıkış yerine göre

    tanzim edilmiştir.

    Sözlük Ayn ( ع) harfi ile başladığı için ‘Kitâbu’l-Ayn’ adı ile

    şöhret bulmuştur. Eserde harflerin sayısı kadar bölümler bulunmaktadır.

    Dolayısıyla her birisi, ‘Kitâbu’l-‘ayn’, ‘Kitâbu’l-hâ’,

    ‘Kitâbu’l-he’ vb. gibi harflerin adlarını koymuştur.

    Lügatteki harflerin sıralaması şöyledir:

     (ع، ح، ه ، خ، غ/ ق، ك/ ج، ش، ض/ ص، س، ز/ ط، د، ت/ ظ، ث، ذ/ ر، ل، ن/ ف، ب، م/

    و، أ، ي/ همزة)

    Dikkat edilecek olursa Halil b. Ahmed kelimelerin sırlanmasında

    kelimenin zâid veya başka bir harften maklub harflerini

    dikkate almamış, aslî harflerine itibar etmiştir.

    Ayrıca illetli ve mehmuz harfleri lefif babında sahîh sülâsi

    bablardan sonra koymuştur15.

    Bu sözlüğün en önemli özelliklerinden birisi kalb sistemini

    uygulayarak anlamı verilen kelimenin harflerinin yer değiştirilmesi

    ile meydana gelen yeni kelimeleri de ele almasıdır. Buna göre

    mesela ( عَبَدَabd) kelimesi ( عayn) bölümünde ele alınmış, ( عَبَدَ

    abd) kelimesinin maklubu olan ( دبع ، دعب، بعد، عدب ) kelimeleri de

    burada zikredilmiş, ancak ( دdal) ve ( بba) bölümüne gelince tekrar

    ele alınmamıştır.

    Bu eserin dikkat çekici bir diğer özelliği kelimelerin anlamlarını

    şevahidle istidlal etmesidir. Ayrıca fasih Arapça’ya uymayan

    kelime ve deyimlerin de ayıklandığı gözlemlenmektedir. Bu suretle

    Arapça’nın fesahat ve belâğatının aslî güzelliği korunmuş ve

    Arap dilinin diğer milletler arasında yayılması hedeflenmiştir17.

    Eser kendinden sonra bu sahada yazılmış diğer çalışmalara örnek

    teşkil etmesinden büyük öneme haizdir. Ebû Bekr ez-Zebîdî

    (ö. 375-989) bu eserde bulunan ve kullanılmayan kelimelerin

    tamamını, kullanılan şevahidinin de büyük bir kısmını çıkartarak

    eseri özetlemiş, bu suretle daha kullanılır hale gelmiştir18.


     

    el-Bâri’ fî Garîbi’l-Lügati’l-‘Arabiyye ( ( البارع في غريب اللغة العربية

    Bu eser aslen Diyarbakırlı ve dedesi Selmân da Emevî Halifesi

    Abdulmelik b. Mervân’ın dostu olan lügat âlimlerinden Ebû Alî

    İsmail b. el-Kasım el-Kâlî (ö. 356/966)’nin lügatıdır. Ebû Alî el-

    Kâlî, İbn Dureyd, İbnu’l-Enbârî ve Niftaveyhi gibi meşhur üstatlardan dersler almış, kendisinden de Ebû Bekr ez-Zebîdî el-

    Endülüsî öğrenim görmüştür. Nasır Abdurrahman zamanında

    Endülüs’e göçerek orada yerleşmiş ve h. 356 yılında Kurtuba’da

    vefat etmiştir.

    Ebû Alî İsmail b. el-Kasım el-Kâlî’nin alfabetik olarak telif ettiği

    bu lügati altı-yedi bin sayfadan ibarettir. Telifi tamamladıktan

    sonra temize çekmeden vefat etmiş, daha sonra dostları tarafından

    içinden sadece Kitâbu’l-âyn, Kitâbu’l-bâ ve Kitâbu’l-hemze

    temize çekilmiştir. Kelime tertibi aynen ‘Kitâbu’l-Ayn’ de olduğu

    gibi harflerin mahreçleri esas alınarak hazırlanmış, ancak mahreç

    sırasındaki harflerin dizilişleri aşağıda görüleceği üzere daha

    farklı olmuştur:

    ( ع ه ح خ غ / ض ج ش/ ل ر ن / ط د ت / ص ز س / ظ ذ ث / ف ب م / و أ ي)

    Ardından el-muzaaf es-sünâi, es-sülâsi es-sahîh, es-sülâsi

    es-mu’tel, el-havâşi, er-rübâi, ve el-humâsi şeklinde bablara

    ayırmıştır. el-Havâşi babında hikayeler, sesler ve mankûs kelimeleri

    toplamıştır19. el-Kâlî bu eserinde aynen Halil b. Ahmed’in

    Kitâbu’l-Ayn’de uygulamış olduğu kalb sistemini bazı farklılıklarıyla

    birlikte uygulamıştır. Bu lügatte Kitâbu’l-â(A)yn’dan farklı

    olarak kelimelerin okunuşları tashif ve lahn’den korumak için

    yazı veya vezinle kaydedilmiştir. Kısmen de kelimeleri işlerken

    kimden aldığını da zikretmektedir.

    Müellifin bunun dışında ayrıca ‘Kitâbu’l-Emâlî’ adlı edebiyat

    ansiklopedisi hüviyetinde başka bir eseri daha vardır20.

    el-Kâlî’nin talebesi Muhammed el-Fihrî bu esere bazı ilaveler

    ekleyerek Cevâmi‘u Kitâbi’l-Bâri‘ adlı bir eser kaleme almıştır.

    Bu eserin biri ‘İngiltere Müzesi’nde OR 9811 numarada, diğeri

    de ‘Paris Halk Kütüphanesi’nde 435 numarada olmak üzere iki

    nüshası bulunmaktadır


     

    Tehzîbu’l-Lüğa ( ( تهذيب اللغة

    Kelimeleri harflerinin mahreçleri esas alınarak tertip edilmiş

    bir diğer eser de Ebû Mansûr Muhammed b. Ahmed el-Ezherî (ö.

    370/ 980)22’nin Tehzîbu’l-Luğa adlı eseridir. Kendisi

     

    Niftaveyhi’den ders almış, ondan rivayet etmiş ayrıca ez-Zeccâc,

    İbnu’s-Serrâc ve İbnu’l-Enbârî ile çeşitli ilmi mütalaalarda bulunmuştur.

    Mukaddimesinde bu eseri yetmiş yaşını aştığında

    tamamladığı anlaşılmaktadır.

    Müellif Lügat konusunda en önemli kaynaklardan kabul edilen

    bu sözlüğün yazılma gayesini izah ederken konuyla ilgili olarak

    şöyle der: ‘Kur’an-ı Kerîm indi. Onun muhatapları üstün bir

    beyana ve derin bir anlayışa sahip Arap kavmi idi. Yüce Allah

    onu, onların dillerinde ve yetiştikleri ve konuşmaya alışık oldukları

    kelam şeklinde indirdi. Onlar da hitap şekillerini bildikleri ve

    düzene koyma tekniklerini anladıkları bu kitap üzerinde çalışmalar

    yaptılar.’ der23.

    Bu eserde kelimelerin diziliş şekli Kitâbu’l-Ayn’de olduğu gibidir.

    Müellif kelimelerin anlamlarınında şevahidle istidlal etmiştir.

    Kendisinden önceki lügatçilerden farklı olarak Irak havalisini

    ve çölleri gezip dolaşarak köklü araştırmalar yapmak suretiyle

    onların işlemediği bazı kelimelerle, yer, memleket ve su kaynaklarının

    isimlerini de ele almıştır. Bu itibarla Kitâbu’l-‘Ayn’ın biraz

    daha genişletilmiş şekli denebilir.

    Müellif eserini Kitâbu’s-Sünâi el-Muzaaf, Kitâbu’s-Sülâsi es-

    Sahih, Kitâbu’s-Sülâsi el-Mehmûz, Kitâbu’s-Sülâsi el-Mu’tel,

    Kitâbu’r-Rübâi ve Kitâbu’l-Hümâsi adları ile bölüm başlıklarına

    ayırmıştır.

    Tehzîbu’l-Luğa, kendinden sonra telif edilmiş Lisânu’l-‘Arab ve

    Tâcu’l-‘Arûs gibi eserlerin birinci kaynağı kabul edilmiştir. Hatta

    Tehzîbu’l-Luğa’da yer alan kelimelerin hemen hemen tamamı

    Lisânu’l-‘Arab’ta yer almaktadır denebilir. İbn Manzûr bu hususta

    ‘Lügatlar içerisinde el-Ezheri’nin Tehzîbu’l-Luğa’sından daha

    güzelini görmedim’ der24.

    Abdusselâm Hârun ve arkadaşları tarafından tahkik edilerek

    15 cilt halinde 1964–1967 yıllarında Kahire’de basılmıştır25.


     

    el-Muhît fi’l-Luğa ( (المحيط في اللغة

    Bu eser Ebu’l-Kâsım es-Sâhib İsmâ’îl b. ‘Abbâd b. Veziran b.

    el-‘Abbâs (ö. 385/995) tarafından telif edilmiştir. Kendisi

    Müeyyiduddevle Ebû Mansûr el-Buveyhî’nin veziri iken yedi cilt

    halinde bu eseri telif etmiştir.

    Bu eser de harflerin mahreçleri esas alınarak tertip edilmiştir.

    Yaklaşık 810 bin kelime vardır. Müştak kelimelerin sayısı 40

    bin kadardır. Eserde şevahidin çok az kullanılması dikkat çekmektedir.

    Bu yönüyle fazla rağbet görmemiştir.

    Eserin h. 760 sene tarihli eksiksiz yazma nüshası İngiltere

    Müzesi Kütüphanesinde bulunmaktadır. Bu nüshadan başka h.

    1117 sene tarihli yazması Kerbelâ’da ‘Şemsî el-Kazvinî Kütüphanesi’nde

    bulunmaktadır26.


     

    el-Muhkem ve’l-Muhîtiu’l- A’zam ( ( المحكم والمحيط الأعظم

    Bu eserin sahibi Ebu’l-Hasan Ali b. İsmail b. Sîde (ö.

    458/1066) 27’dir. İbn Side künyesiyle şöhret kazanmıştır. Bu eser

    de harflerin mahreçleri esas alınarak tertip edilmiştir. Ancak el-

    Halîl ve el-Ezherî’nin eserleri mahreç sırasına göre son üç harfi

    و، ا، ي) ) olarak tertip edilmişken bu eserde aynı harfler ( ا، ي، و ) şeklinde

    düzenlenmiştir. Kelimelerin tasrif ve iştikak durumları incelenmiştir.

    Müellif ele aldığı kelimelerin izahında yer yer tefsir ve

    hadis şerhlerinden yararlanmıştır. 26 cilt gibi oldukça hacimli bir

    sözlüktür.

    İbn Side’nin bu eserinin yanında Mısır’da Bulak matbaasında

    17 cilt olarak basılmış el-Muhassas adlı başka bir sözlük çalışması

    daha vardır.


     

    b- Kelimelerin Son Harfleri Esas Alınan Sözlükler:

    Bu kategoride yer alan sözlüklerde kelimeler son harfleri esas

    alınarak kendi içinde alfabetik düzene göre tertip edilmiştir.

    Şimdi bu sözlük türlerini inceleyim:


     

    Dîvânu’l-Edeb fî Beyâni Luğati’l-‘Arab ديوان الأدب في بيان لغة العرب

    Bu sözlük Ebû İbrâhîm İshâk b. İbrâhîm el-Fârâbi (ö.

    350/961) tarafından kelimelerin son harfleri esas alınarak tertip

    edilmiştir. Sözlük Kitâbu’s-sâlim, Kitâbu”l-muzâ‘af, Kitâbu’l-

     

     

    misâl, Kitâbu zevâti’s-selâse, Kitâbu zevâti’l-erba‘a ve Kitâbu’lhemze

    olmak üzere altı bölümden oluşmaktadır.

    Her bölümde önce isimleri sonra da fiilleri ele almıştır. Kelimelerin

    işlenişinde vezinlerden hareket edilmiştir. Bu tertipte

    hemze ve illet harfleri yer almamış, bunlar için ayrı bâblar açılmıştır.

    Buna göre mesela ( د) bölümünde bu harfle biten kelimeler

    ب) ) bölümünde de yine bu harfle biten kelimeler yer almış ama

    bölüm içindeki sıralama kelimenin ilk harfine göre alfabetik olarak

    yapılmıştır.

    Fârâbî bu eseriyle Cevherî’ye öncülük etmiştir.


     

    Tâcu’l-Luğa ve Sıhâhu’l-‘Arabiyye ( ( تاج اللغة وصحاح العربية

    Bu eserin sahibi İsmail b. Ahmed el-Cevherî (ö.

    393/1001)’dir28. Türk asıllıdır29. Esere kısaca es-Sihâh’da denilmektedir.

    Bu isimle adlandırılmasının bir sebebi de seçilmiş olan

    kelimelerin sahih ve güvenilir olmasıdır. Müellif, eserin mukaddimesinde

    bu mevzu ile alakalı olarak ‘sahih olan Arap lügatını

    toplamış olduğunu’ vurgular30.

    el-Cevherî Farab’da dünyaya gelmiş, İran’a, Ceziretu’l-Arab,

    Suriye ve Mısır’a seyahat ettikten sonra Horasan’a dönmüş ve

    son olarak Nisabur’da ikamet etmiştir.

    Bu sözlük İslam dünyasındaki en önemli sözlüklerden biri

    kabul edilir.

    Eser kelimelerin son harfleri esas alınarak alfabetik düzende

    tertip edilen bir sözlüktür. Müellif kelimenin son harfleri müşterek

    olan kelimeleri toplayarak alfabetik sıralamaya tabi tutmuş,

    daha sonra bu kelimelerin birinci harflerini alfabetik sıraya göre

    tertip etmiştir. Bu şekliyle son harfe ‘bâb’, bu bablar içinde yer

    alan kelimelerin başladığı birinci harfe ise ‘fasl’ demiştir. Bu tertibe

    göre örneğin ( ذَهَبَ) kelimesini araştıracak olan okuyucu bu

    kelimeyi önce ‘bâ’ babından arayacak, ardından alfabetik sıralamaya

    göre ‘zâ’ faslından bulacaktır.

    el-Cevherî hecâ harflerinden her birisi için özel bir bâb ayırmıştır.

    ( و)harfi ile ( ي) harflerini ise bir babta toplamıştır.( ه) harfini

    ( و) harfinden önceye almıştır. Kitabını ‘elif-i leyyine’ yani ( (و

    28 el-Hamevî Yakût, Mu’cemu’l-Buldân, Leipzig, 1868, III/733.

    29 ez-Zehebî Şemsuddin, el-İber fî Haberi Men Gaber, Kuveyt, 1961.

    30 el-Cevherî İsmail b. Hammad, es-Sıhah, Beyrut, 1972, II. Bsk. I/33.

    veya ( و)’den munkalib olmayan ‘elif’le bitirmiştir. Fasıllarda düzenli

    olmasa da sık sık ikili üçlü veya dörtlü kelimeleri zikretmektedir.

    Rubâi ve humâsilerin ikinci, üçüncü ve dördüncü harflerini

    dikkate almıştır. Sözlüğünün bir diğer önem arz eden farklılığı

    da kelimelerin harekelerini ( بالكسر/ بالضم / بالتشديد/ بالتحريك) gibi

    ifadeleriyle vermiş olmasıdır.

    Sözlüğü bir diğer özelliği de sarf ve nahiv meselelerine temas

    ediyor olmasıdır.

    el-Cevherî’nin kendi ifadesiyle ‘daha önce görülmemiş’ bu sisteme

    başvurmasının sebebi hakkında bazı tahliller yapılmıştır.

    Bazıları bunun sebebinin şair ve yazarlara kolaylık sağlayacağı

    görüşündedir. Zira yazarlar seci’e, şairler de kafiyelere önem verirler.

    Dolayısıyla kelimelerin son harfleri esas alınarak tertip edilen

    böylesi bir sözlük onlar için oldukça önem arz edecektir. Kanaatimize

    göre el-Cevherî’nin tercih etmiş olduğu bu üslub,

    lügattan daha kolay istifade edilebilmesi için konulmuştur. Zira

    Arapça’da sözcüklerin vezinleri ( فعل) yapısı ile karşılanır. Kelimede

    değişikliğe uğramayan tek harf sondaki lâm’dır.

    Bu eserin çeşitli baskıları yapılmıştır. Tahkikli ilk baskısı

    Ahmed Abdulğâfûr Attâr tarafından 1956 senesinde Kahire’de

    yapılmış, daha sonra değişik tarihlerde Beyrut’ta yayınlanmıştır.

    Eserin 1979 senesinde Beyrut’da yapılan 2. baskısında ‘es-Sıhah:

    Tâcu’l-Lüga ve Sıhahu’l-Arabiyye’ şeklinde geçmektedir.

    Bu eser Mehmet Vânî (ö. 1000/1591) tarafından ‘Vankuli

    Lügatı’ ismiyle Türkçe’ye de çevrilmiştir. Eser İbrahim Müteferrika

    tarafından 1141 senesinde basılmıştır.

     


     

    Lisânu’l-‘Arab  لسان العرب

    Bu eserin sahibi Ebu’l-Fadl Cemalu’d-din Muhammed b. el-

    ‘İzz b. el-Mukerrem el-Ensârî İbn Manzûr (ö. 711/1311)31’dur.

    Arap dilinin en sağlam sözlük kaynağı olarak kabul edilir. Kelimelerin

    son harfleri esas alınarak tertip edilen el-Cevherî’nin es-

    Sıhâh adlı eseri ile aynı kategoride değerlendirilir 32.

    Yukarıda da zikrettiğimiz üzere müellif bu eserini telif ederken

    başta Ebû Mansûr Muhammed b. Ahmed el-Ezherî (ö. 370/

    980)’nin Tehzîbu’l-Luğa adlı eseri olmak üzere el-Cevherî’nin es-

    31 Bkz., Kahhâle, Mu’cemu’l-Müellifîn, XII, 46-47.

    32 Ibn Manzur, Ebi’l-Fadl Cemali’d-Din Muhammed el-İzz b. Mukerrem İbn

    Manzur, Lisânu’l-‘Arab, 1/15, Beyrut/ 1994 (1414).

     

    Sıhâh’ından, İbn Side’nin el-Muhkem, İbnu’l-Esîr’in en-Nihâye ve

    İbn Dureyd’in el-Cemhere adlı eserlerinden istifade etmiştir.

    Müellif eserde yaklaşık seksen bin kök harfli kelimeyi incelemiştir.

    Müştak kelimelerin sayısı 158 bin olup madde başlığı 10

    bin kadardır.

    Bu kelimelerin açıklanmasını da başta ayet ve hadis olmak

    üzere Arap şiiri, emsâl ve hikmetli sözlerden yararlanmıştır. Eser

    lügat olmasının yanında dil, tefsir, hadis ve edebiyat gibi konulara

    da yer veren bir ansiklopedi mahiyetindedir. Farklı baskıları

    göz önüne alındığında 15-20 ciltler arasında değişen çok kapsamlı

    ansiklopedik bir dil kaynağı olduğu görülecektir.


     

    el-Kâmûsu’l-Muhît القاموس المحيط

    Bu eser büyük dilci Muhammed b. Ya‘kûb el-Fîrûzâbâdi33 (ö.

    816/1413) tarafından telif edilmiştir. Bu eserin ilk telif edildiğinde

    60 ciltten oluştuğu rivayet edilir. Bu gün elimizde mevcut olan

    ‘Kamus’ o kapsamlı kamusun ancak otuzda biridir34.

    Yaklaşık 733 bin kelime vardır. Müştak kelimelerin sayısı 70

    bin olup madde başlığı 11 bin kadardır.

    Metot olarak kelimelerin son harfleri esas alınarak tertip edilen

    el-Cevherî’nin es-Sıhâh ve İbn Manzûr’un Lisânu’l-‘Arab adlı

    eserleri ile aynı kategoride değerlendirilir. Fîrûzâbâdi’nin bu eserinde

    Lisânu’l-‘Arab’tan istifade ettiği gözlemlenmektedir. Diğerinden

    farklı olan yönü şahıs ve yer isimlerinin de zikredilmiş

    olmasıdır. Kitabını hecâ harfleri sayısınca 27 bâba ayırmıştır.

    Bunlara ilave olarak tek bir babta ‘vav ve yâ’ harflerini incelemiştir.

    Sonra her bâbı 28 fasla bölmüştür. Eserde dikkat çeken bir

    diğer özellik ise ele alınan kelimelerin ‘aynu’l-harfleri’ zamme ve

    kesre durumunda harekelenmiş olmasıdır.

    Bu eser önce Merkez zâde Ahmed Efendi (ö. 963/1556) tarafından

    ‘Bâbus’ adı ile daha sonra da Mütercim Âsım Efendi (ö.

    1235/1820) tarafından el-Okyanûsu’l-Basît fî Tercemeti’l-

    Kâmûsi’l-Muhit adı ile Türkçe’ye tercüme edilmiştir. Bu tercüme

    33 el-Fîrûzâbâdî hakkında fazla bilgi için bkz., C. Brockelmann, Fîrûzâbâdî, İA,

    IV, 653; Kahhâle, Mu’cemu’l-Müellifîn, XII, 118-119.

    34 Geniş bilgi için bkz. Abdurrahman Fehmi Efendi, Medresetu’l-Arab, İslam

    Medeniyeti Tarihi, yayına hazırlayanlar: Elmalı Hüseyin, Eren Cüneyt, İstanbul,

    2005, s. 105.

     

    Arapça-Türkçe en kapsamlı sözlüktür35. Bu tercümenin hem İstanbul

    hem de Mısır Bulak baskıları mevcuttur.

     


    Tâcu’l-‘Arûs ( ( تاج العروس

    Bu sözlük Muhammed b. Muhammed el-Huseyn ez-Zebîdî (ö.

    1205/1790) tarafından telif edilmiştir. Lisânu’l-‘Arab ve el-

    Kâmûsu’l-Muhît gibi kelimelerin son harfleri esas alınarak tertip

    edilmiştir. Müellif el-Ezherî’nin Tehzîbu’l-Luğa ve el-

    Fîrûzâbâdi’nin el-Kâmûsu’l-Muhît adlı eserlerinden oldukça istifade

    etmiştir. Özellikle el-Kâmûsu’l-Muhît’in genişletilmiş hali olduğu

    söylenir. ez-Zebîdî bu ilaveleri ‘el-mustedrek’ ve ‘min mâ

    yustedrek aleyh’ kayıtlarıyla yapmaktadır.

     


     

    c- Kelimenin İlk Harfi Esas Alınan Sözlükler:

    Kelimenin ilk asli harfi esas alınarak hazırlanmış olan sözlükler

    geleneksel kök tertibine göre madde başlıkları elif harfinden

    başlayarak yâ harfine kadar ilk aslî harflerine göre sıralanmıştır.

    Kelimelerin ikinci ve üçüncü harflerinin sıralanışı da kendi içinde

    alfabetik olarak düzenlemiştir.

    Kökten türeyen fiiller genel olarak sülasi mücerretten başlayarak

    birleşik kullanımlarını takip eder şekilde sıralanır.


     

    Kitâbu’l-Cîm ( ( آتاب الجيم

    Bu sözlük Ebû ‘Amr İshâk b. Mirâr eş-Şeybânî (ö. 213/828)

    tarafından telif edilmiştir. Kendisi İmam Ahmed b. Hanbel, Ebû

    ‘Ubeyd el-Kâsım b. Sellâm ve Ya’kub b. es-Sikkît’in üstadıdır36.

    Eser Kitâbu’l-Hurûf ve Kitâbu’l-Lüga isimleriyle de anılır.

    Kelimenin ilk asli harfi esas alınarak hazırlanmış olan ilk sözlüktür.

    Madde başlıkları elif harfinden başlayarak yâ harfine kadar

    ilk aslî harflerine göre yirmi sekiz bab olarak düzenlenmiştir.

    Ancak kelimelerin ikinci ve üçüncü harflerinin sıralanışı alfabetik

    değildir. Dolayısıyla araştırımacılar için kullanımı zor bir sözlüktür.

    35 Eski alimlerimiz, İslâmi ilimlerle uğraşan hiçbir bilginin kâmustan müstağni

    olamayacağını göstermek için: ‘Rençbere çamus (manda), mollaya kamus gerekir’

    demişlerdir. Asım Efendi, Ebu’l-Kemal, Kâmûs Tercümesi-el-

    Okyanûsu’l-Basît fi Tercemeti Kâmusi’l-Muhît, I-IV, İstanbul 1304–1305.

    35 Bkz., Kahhâle, Mu’cemu’l-Müellifîn, II, 238-239.

    36 ”Makâme-i Teyyibiye” Makâmâtu’l-Harîrî’nin 32 makâmesidir. Bkz., a.g.e.,

    Nşr. Muhammed Abdulkâdir, Bulak, 1317, I, 372-404.

    36 Bkz., Kahhâle, Mu’cemu’l-Müellifîn, XII, 186-187.

     


     

    el-Cemhere ( ( الجمهرة في اللغة

    Ebû Bekr Muhammed b. el-Hasan b. Dureyd (ö. 321/931) tarafından

    telif edilmiş olan bu sözlüğe el-Cemhere fi’l-Lüğa veya

    Cemheretu’l-Lüğa da denilmektedir. Sözlükteki kelimelerin tertibi

    alfabetik sıralama esasına göredir. Ayrıca kalb sistemi ile anlamı

    verilen kelimenin harflerinin yer değiştirilmesi ile meydana gelen

    yeni kelimeleri de ele almaktadır. Bu esasa göre kelimeler, önce

    sunâî, sülâsî, rubâî, humâsî, lefif, nevâdir vb. bâblara ayrılmış,

    daha sonra bu bâblardaki kelimeler hemze’den yâ harfine kadar

    alfabetik sıraya göre dizilmiştir37. Aslî harflerine göre sıralanmış

    olan kelimelerle bunlardaki harflerin yerlerinin değişmesiyle

    meydana gelen kelimelerin mânâları, aynı yerde bulunmaktadır.

    Mesela ( ذَهَبَ) maddesinde önce bu kök, sonra da kalb sistemine

    göre elde edilen maklublarından ( بَذَهَ) ve ( ذَبَهَ) maddeleri incelenmiş,

    ardından ( ذَهَبَ) ve ( بَذَه)َ maddelerinin alfabetik sıraları geldiğinde

    de sadece daha önce geçtikleri yerlere işaret etmekle yetinilmiştir.

    Eser 13 bölümden oluşmaktadır. Son bölümde Arap

    dili meselelerine temas edilmiştir.


     

    Mu‘cemu Mekâyîsi’l-Luğa معجم مقاييس اللغة

    Bu sözlük Ebu’l-Huseyn Ahmed b. Fârîs (ö. 395/1004) tarafından

    telif edilmiştir. Kendisinin bu sahada Kitâbu’l-Mucmel veya

    el-Mucmel fi’l-Luğa adlı bir başka eseri daha vardır. Makâmât sahibi

    el-Harîrî, Makâme-i Tayyibiye’de kendisine övgülerde bulunur38.

    Ahmed b. Fâris eserine temel teşkil eden kaynakları arasında

    el-Halil’in el-Ayn’ını, Ebû ‘Ubeyd’in (ö. 224/834) Garîbü’l-

    Hadîs’iyle Mikyâsü’l-Garîb’ini, İbnü’s-Sikkît’in (ö. 244/858) el-

    Mantık’ını ve İbn Düreyd (ö. 321/933) ’in el-Cemhere’sini zikreder.

    Mu‘cemu Makâyîsi’l-Luğa sözlükler içerisinde iştikak metodunun

    en güzel uygulandığı bir sözlüktür. Bu eser de kelimenin

    ilk asli harfi esas alınarak hazırlanmıştır. Madde başlıkları elif

    harfinden başlayarak yâ harfine kadar ilk aslî harflerine göre bölümlere

    ayrılmıştır. Her bölüm kendi içinde muzâ‘af, sülâsî asıllı

     

    ve asli harfleri üçten fazla olan kelimeler olmak üzere üçe ayrılmıştır.

    Ele alınan kelimenin birinci harfleri ve bu harfi takip eden

    harfleri alfabetik sıraya göre sıralanmıştır. Mesela ( ج) bölümünde

    ج) ) ve ( ح) ile başlayan kelime alfabetik olarak bu sıranın bitişine

    kadar sürer. Bu bölüm sona erdikten sonra ( ج) ve ( ج) ,(أ) ve ( (ج) ,(ب

    ve ( ت) ile başlayan kelimelere geçilir.

    el-Mucmel fi’l-Luğa ( ( المجمل في اللغة

    Bu sözlük yukarıda da belirttiğimiz üzere Ebu’l-Huseyn

    Ahmed b. Fârîs (ö. 395/1004) tarafından telif edilmiştir.

    Kelimenin ilk aslî harfi esas alınarak hazırlanmıştır. Madde

    başlıkları elif harfinden başlayarak yâ harfine kadar ilk aslî harflerine

    göre bölümlere ayrılmıştır. İlk iki bölümde tertip esnasında

    kelimelerin sadece ilk harflerini ve bu harfi takip eden harfleri

    alfabetik sıraya göre esas almıştır.

    Sözlük Züheyr Abdu’l-Muhsin Sultan tarafından tahkik edilmiş

    1986 senesinde Beyrut’ta dört cilt olarak basılmıştır.

     


    Esâsu’l-Belâğa ( ( أساس البلاغة

    Bu eserin sahibi de Mahmûd b. ‘Umer ez-Zemahşerî (ö. 583

    538/1143)’dir 39. Kelimenin ilk asli harfi esas alınarak hazırlanmıştır.

    Ancak ez-Zemahşerî, eş-Şeybâni’nin aksine bu sözlükte

    kelimelerin ikinci ve üçüncü harflerinin sıralanışını da alfabetik

    olarak düzenlemiştir. Bu sözlüğün özelliği kelimeleri hem lügat

    hem de mecâzi anlamıyla birlikte vermesidir. Mecazî mânâlarda

    kullanılan ne kadar kelime varsa hemen hemen hepsini derlemiştir.

    Eserde ayet, hadis, mesel, şiir, deyim ve meşhur sözlerle

    şevahid getirilmiştir.

    Bu eser ilk kez h. 1327 senesinde Mısır’da basılmıştır.

     


    Muhtâru’s-Sıhâh ( ( مختار الصحاح

    Bu sözlüğün sahibi Muhammed b. Ebî Bekr b. ‘Abdilkâdir er-

    Râzî (ö. 666/1267’den sonra)’dir. Eser el-Cevherî’nin es-Sıhâh’da

    yer alan kelimelerden seçilerek bir çeşit es-Sıhâh’ın özet yapılmış

    halidir denebilir. Kelimelerin izahı yapılırken sıkça ayet ve hadis-i

    şeriflerden istişhadlar yapılmıştır.

    39 Bkz., Kahhâle, Mu’cemu’l-Müellifîn, XII, 186-187.

     


     

    el-Mu‘cemu’l-Vasît ( ( المعجم الوسيط

    ‘Mısır Milli Eğitim Bakanlığı’nın rehberliğinde Arap Dil Kurumu

    üyelerinden İbrâhîm Mustafâ, Ahmed Hasan ez-Zeyyât,

    Hâmid ‘Abdulkâdir ve Muhammed ‘Ali en-Neccâr tarafından hazırlanmış

    değerli bir sözlüktür.

    Kelimenin ilk aslî harfi esas alınarak hazırlanmıştır. Kelimelerin

    ikinci ve üçüncü harflerinin sıralanışı da alfabetik olarak

    düzenlemiştir. Klasik sözlüklerde olmayan bir özelliği de ilmî ve

    teknik terimleri, muarrab sözcükleri ihtiva etmiş olması, ayrıca

    600 adet resimle zenginleştirmesidir.

    Sözlükte 30.000 madde başlığı, 450 bin kelime vardır.

    Yukarıda zikredilen bu sözlüklerin dışında son dönemde ilk

    harf sistemine göre telif edilmiş sözlükler şunlardır:


     

    el-Misbâhu’l-Münîr fi Ğaribi’ş-Şerhi’l-Kebîr ( المصباح المنير في

    ( غريب الشرح الكبير

    Ahmed b. Muhammed el-Feyyûmî (ö. 770/1368) tarafından

    telif edilmiştir. Kısaca el-Misbâhu’l-Münîr adıyla şöhret kazanmıştır.

    Zamehşeri’nin Esâsu’l-Belâga adlı eserinden oldukça etkilendiği,

    görüş ve kaynaklarından sıkça istifade ettiği görülmektedir.

    Kaynakları arasında muasırı olduğu İbn Manzûr’un Lisânu’l-

    Arab’ın yer almaması dikkat çekicidir40.

    Sözlük alfabetik sıraya göre kelimenin ilk harfi esas alınarak

    ele alınmış sözlüklerdendir. Müellif hecâ harflerinden her birisi

    için özel bir bâb ayırmıştır. ( ي) ,(و) ve ( لا) harflerini ise son babta

    toplamıştır. Kelimelerin izahında hadis-i şeriflerden istifade edilmiştir.

    Lügat anlamlarının yanı sıra fıkhî anlamları da verilmiştir.

    Fiillerin bablarına işaret edilmiş, yer yer gramatik bilgilere de işaret

    edilmiştir. Sözlüğün sonunda sarf ve nahiv mevzuları da eklenmiştir41.

     


     

    Muhîtu’l-Muhît ( ( محيط المحيط

    Lübnanlı Butrûs el-Bustânî (ö. 1883) tarafından telif edilmiştir.

    Modern denebilecek sözlüklerin ilki olma özelliğini taşır.

    40 Bkz. Abdussemi’ Muhammed Ahmed, a.g.e, s. 163.

    41 Bkz. el-Feyyûmî Ahmed b. Muhammed, el-Misbâhu’l-Münîr fi Ğaribi’ş-Şerhi’l-

    Kebîr, s. Önsöz, Lübnan, 1987.

    Müellifin istifade ettiği temel kaynak el-Fîrûzâbâdi’nin el-

    Kâmûsu’l-Muhît’i olup bu esere ilavelerde bulunmuştur. Örneğin

    müfret kelimelerin, bazıları kıyâsi olup zikredilmesinde fayda

    mülahaza edilmeyen cemilerini eklemiş. Yine dile sonradan girmiş

    uydurukça, avamca ve Hıristiyan dinine ait kavramlar, kullanımlar,

    ilmî, teknik, felsefî terimler, bazı edebiyatçıların eser

    isimleri ve nesir ve şiir örnekleri, nahve ve sarfa ait terimler ilave

    etmiştir.

    Yaklaşık 1 milyon 300 bin kelime vardır. Müştak kelimelerin

    sayısı yaklaşık 85 bin kadardır.

    Müellif bu eseri öğrencilerin daha kolay istifade etmeleri

    maksadıyla daha sonra ‘Kutru’l-Muhît’ adı altında özetlemiştir


     

    Akrebu’l-Mevârid fî Fusahi’l-‘Arabiyye ve’ş-Şevâhid ( أقرب

    (الموارد في فصاح العربيةوالشواهد

    Sa’îd b. ‘Abdillâh b. Mihâîl eş-Şertûnî (ö. 1912) tarafından telif

    edilmiştir. Bu eser 1889 senesinde telif edilmiştir. Müellifin

    istifade ettiği temel kaynak el-Fîrûzâbâdi’nin el-Kâmûsu’l-

    Muhît’idir. Kendisi de sözlüğün mukaddimesinde beyan ettiği gibi

    el-Kâmûsu’l-Muhît dışında Lisânu’l-Arab, Esâsu’l-Belâğa,

    Muhtâru’s-Sıhâh, Tâcu’l-Luğa ve Sıhâhu’l-‘Arabiyye ve el-Mucmel

    fi’l-Luğa istifade ettiği kaynaklar arasında yer almaktadır.

    Bu sözlük çağdaş sözlüklerin yanında ilmi terimler, sonradan

    uydurulmuş muhdes sözcükler ve halkın yaygın olarak

    kullanageldiği avamca ve yabancı dillerden alınma kelimeleri de

    ihtiva eder. Tertib olarak kelimelerin önce mâzi fiil kipi, ardından

    isim ve sıfat halleri verilmiştir.


     

    el-Müncid fi’l Lüğa vel ‘A’lam ( ( المنجد في اللغة و الأعلام

    Rahip Luis Ma’luf el-Yesûî tarafından 1908 senesinde telif

    edilmiş olan bu sözlük metot olarak geleneksel kök tertibine göre

    ilk asli harfi esas alınarak hazırlanmıştır. Kelimelerin ikinci ve

    üçüncü harflerinin sıralanışı da kendi içinde alfabetik olarak düzenlemiştir.

    Kısaca el-Müncid ismiyle şöhret kazanmıştır. Kaynak olarak

    bazı eski sözlüklerle birlikte Butrûs el-Bustânî’nin ‘Muhîtu’l-

    Muhît’ adlı sözlüğünden oldukça istifade edilmiştir.

    42 Bkz. Nassar Hüseyin, a.g.e, I/568.

    Arapça Alfabetik Sözlüklerin Tanıtımı

    Sözlük hakkında yapılan tenkitlerin başında sözlüğün Hıristiyanlık

    propagandası yaptığı, yer yer İslam akidesini tahrif edici

    bilgiler aktarıldığı ve İslami terimlere özellikle yer vermediği şeklinde

    olmuştur 43. Örneğin ( قَرَأُ-Karae) maddesinden ( القرآن-el-

    Kur’ân) kelimesini ele alırken bu kelimenin masdariyetine işaret

    eder ve Kur’ân-ı Kerîm’den bir kelime dahi olsa bahsetmez44. Ancak

    Hıristiyan terminolojisine ait hemen hemen bütün kelime ve

    kavramlar sözlükte yerini bulmuştur.

    Sözlüğünde yeni olarak yabancı sözlüklerde kullanılan rumuzlara

    benzer işaretleri kullanmıştır. Bu babtan olmak üzere

    mesela ( فا) rumuzunu ism-i fâil için, ( مفع) rumuzunu ism-i mef’ul

    için, ( مص) rumuzunu masdar için, ( ج) rumuzunu cem’i için, ( (جج

    rumuzunu cem’i cem’ için, ( م) rumuzunu müennes için, ( مث) rumuzunu

    müsennâ için, ( ه) rumuzunu da mefûl bih için kullanmıştır.

    Önceleri sadece mücerret lügat sözlüğü şeklinde tasarlanmışken

    1956 yılındaki baskılarından sonra Rahip Fernand Totıl

    el-Yesûi tarafından içine a’lâm, atasözleri, Arap gramerine ait

    özet bilgiler, imlâ kuralları, felsefe, sosyoloji, psikoloji, eğitim,

    ekonomi, hukuk, matematik ve diğer pozitif bilimlere ait yeni terimler

    eklenmiştir.

    Daha sonra bu sözlük esas alınarak özetlenmiş el-Muncidu’l-

    Ebcedî (1968), Muncidu’t-Tullâb (1968), el-Müncidu’l-İ’dâdî (1969),

    el-Muncidu’l-Musavvar li’l-Etfâl gibi sözlükler telif edilmiştir.


     

    el-Bustân ( ( البستان

    Abdullah b. Mihâil el-Bustânî (ö. 1930) tarafında telif edilmiştir.

    Mahmûd b. ‘Umer ez-Zemahşerî’nin Esâsu’l-Belâga adlı eserindeki

    metodla aynı olarak kelimenin ilk asli harfi esas alınarak

    hazırlanmıştır. Kelimelerin ikinci ve üçüncü harflerinin sıralanışı

    da alfabetik olarak sıralanmıştır. Her madde kendi içinde fiil,

    isim ve sıfat sıralamasıyla düzenlenmiştir. Bazı ilavelerle birlikte

    metod olarak Butrûs el-Bustânî’nin ‘Muhîtu’l-Muhît’ adlı sözlüğünün

    bir benzeridir.

     

     


     

    d- Kelimenin Okunduğu Şekliyle Tertip Edilen Sözlükler:

    Bu kategoride yer alan sözlüklerde kelimeler, klasik Arapça

    sözlüklerde olduğu gibi kök tertibi esasına göre değil okunduğu

    gibi alfabetik sıraya göre tertip edilmiştir. Kahire’deki Arap Dili

    Konseyi Genel Sekreteri Dr. İbrahim Medkûr bu tertibin okuyucu

    için aslında klasik tasrif metoduna göre hazırlanmış sözlüklerden

    daha kolay bir metod olduğunu ifade etmektedir45.

    Şimdi bu sözlük türlerini inceleyim:

     


    el-Merca’ ( ( المرجع

    Bu sözlük Abdullah el-Alaylî el-Merca’ tarafından hazırlanmıştır.

    Yukarıda yer alan sözlük örneklerinden tamamen farklı

    olarak kelimenin okunduğu gibi tertip edilen sözlüktür. Bu sisteme

    terim olarak kısaca et-Tertîbu’n-Nutkî denilmiştir. Dolayısıyla

    örneğin ( الْمَجْهول) kelimesini ( ج) harfi grubunda, kelimenin iştikaklarından

    arınmış aslî harfleri olan ( جَهَلَ) kelimesinden değil

    kelimelerin kendi içinde alfabetik okunuş sıraları esas alınarak

    م) ) harfi grubunda doğrudan ( مَجْهول) maddesinde aranır.

    Abdullah el-Alaylî kaleme aldığı bu eserle sistem olarak kelimenin

    okunduğu gibi tertip edilen sözlükler kategorisine öncülük

    etmiştir.

     


    er-Râid ( ( الرائد

    Cübran Mes’ud tarafından hazırlanmıştır. İlk defa 1964 senesinde

    neşredilmiştir. el-Merca’ gibi kelimenin okunduğu üzere

    tertip edilen sözlüktür. Diğer bir tabirle idgam açılmamış, örneğin

    ( تِكَّةٌ) kelimesi ( ت ك ك ) bölümünde değil ( ت ك ت ) bölümünde yer

    almıştır. Dolayısıyla kelimenin mastarı araştırılmadan doğrudan

    alfabetik harf sıralaması gözetilmiştir. Ancak mezîd ve illetli fiillerin

    masdarlarına da o kelimenin başında parantez içerisinde işaret

    edilmiştir. Müellif mukaddimede sözlüğünün metodu hakkında

    yaptığı izahatta bunun araştırmacıya kolaylık sağladığınız

    söyler 46.

    Kelimelerin manaları önem sırasına göre verilmiştir. Ayrıca

    sözlüğe felsefe, sosyoloji, psikoloji, eğitim, ekonomi, hukuk, matematik

    ve diğer pozitif bilimlere ait yüzlerce kelime eklenmiştir.

     

     

    Kelimelerin anlamları verilirken klasik sözlüklerde yer alan bilgiler

    muhafaza edilmiş, yer yer detaylara girilerek örneklendirilmiştir.

    Sözlükte yeni olarak Luis Ma’luf’in el-Muncid adlı sözlüğünde

    olduğu gibi yabancı sözlüklerde kullanılan rumuzlara benzer işaretler

    yer almıştır. Örneğin ( ج) rumuzunu cem’i için, ( جج) rumuzunu

    cem’i cem’ için, ( م) rumuzunu müennes için, ( مث) rumuzunu

    müsennâ için, ( مص) rumuzunu masdar için, ( فا) rumuzunu ism-i

    fâil için, ( مف) rumuzunu ism-i mef’ul için, ( ر) rumuzunu karşılaştırma

    için kullanmıştır.

    Sözlüğün ikinci baskısı 1967 senesinde Beyrut’ta tek bir cilt

    halinde, üçüncü baskısı da 1978 senesinde iki cilt olarak yapılmıştır.

     


     

    el-Muncidu’l-Ebcedî ( ( المنجد الأبجدي

    Fuad Efram el-Bustânî tarafından hazırlanmıştır. Kısaca el-

    Muncid adıyla anılagelmiştir. 1964 senesinde neşredilmiştir. Yine

    el-Merca’ ve er-Râid gibi kelimenin okunduğu üzere tertip edilen

    sözlüktür.

    Sözlükte yabancı sözlüklerde kullanılan rumuzlara benzer

    işaretler bulunmaktadır. Bunlardan bazıları ( فا) rumuzunu ism-i

    fâil için, ( مف) rumuzunu ism-i mef’ul için, ( ج) rumuzunu cem’i

    için, ( جج) rumuzunu cem’i cem’ için, ( م) rumuzunu müennes için,

    مث) ) rumuzunu müsennâ için, ( مص) rumuzunu masdar için, ( (ز

    ziraatla ile ilgili terimleri belirtmek için, ( فك) astronomi ile ilgili

    terimleri belirtmek için, ( ك) kimya ile ilgili terimleri belirtmek için,

    ر) ) rumuzunu karşılaştırma için kullanmıştır. Sözlüğün ilk sayfalarında

    10 sayfa kadar Arap Dili gramerine ait özet bilgiler verilmiştir47.

    Dikkat çeken bir diğer husus da sözlükteki hecâ harfleri okuyucu

    tarafından pratik olarak kolayca bulunabilmesi için içe doğru

    gözeneklerle ayrılmıştır.

    Rahip Luis Ma’luf el-Yesûî’nin el-Müncid fi’l Lüğa vel ‘Alam,

    adlı eserinin bir çeşit özeti mahiyetindedir.

    47 Bkz. el-Bustânî Fuad Efram, el-Muncidu’l-Ebcedî, önsöz.

     


     

    Larous ( (لاروس المعجم العربى الحديث

    Halîl el-Cer tarafından hazırlanmıştır. Lügat bölümüne Muhammed

    Halil Paşa ve Hâni Ebû Muslih’in da katkıları olmuştur.

    Muhammed eş-Şâyib de redaktesini yapmıştır. 1973 senesinde

    neşredilmiştir.

    Bu sözlük de el-Merca’, er-Râid ve el-Muncidu’l-Ebcedî gibi kelimenin

    okunduğu üzere tertip edilen sözlüktür.

    Kelimelerin izahları şevahid ve örneklerle zenginleştirilmiştir.

    Özellikle Kur’ân-ı Kerîm’den sıkça şevahid olabilecek türden

    ayetler getirilmiştir. İzahları yapılan alet, edavat, insan, hayvan

    ve bitkilerin resimleri eklenmiştir. Meşhur yazar ve şairlerin kullandıkları

    kelimeler dışında kullanımı kalkmış kelimeler özellikle

    alınmamıştır Sözlükte ayrıca pozitif bilimlere ait yüzlerce kelime

    bulunmaktadır. Bu arada yabancı dillerden Arapça’ya girmiş ve

    günlük hayatta yaygın olarak kullanılmakta olan radyo, televizyon,

    sinema gibi kelimeler kullanıldıkları şekliyle alınmıştır.

    Marife kelimeler ve masdarları diğerlerinden ayırmak için bold

    yapılmıştır 48.

    III. Sonuç

    Sözlükler bir dilde yer alan kelimenin anlamını ortaya koyan

    çalışmalardır. Arapça’da mu’cem, kâmus ve lügat kelimelerinin

    karşılığıdır. Tarihte çağdaş diyebileceğimiz bilimsel kıstasları ile

    metodolojik sözlük çalışmaları ilk kez Araplar tarafından yapılmıştır.

    Bu çalışmaların öncelikli olarak Kur’ân ve Hadis içerisindeki

    garip kelimeleri anlamaya yönelik Garîb’ul-Kur’ân ve

    Garîbu’l-Hadîs adlarıyla şöhret kazanmış ‘mevzui lügat’ da denilen

    telifler olduğu görülmektedir.

    Arapça sözlükler genel olarak harflerin mahreçleri, kelimelerin

    son harfleri, kelimenin ilk harfi esas alınan sözlükler ve kelimenin

    okunduğu şekliyle tertip edilen sözlüklerden olmak üzere

    dört başlık altında toplanırlar.

    Harflerin mahreçleri esas alınan sözlüklerin başlıcaları

    Kitâbu’l-‘Ayn, el-Bâri’ fî Garîbi’l-Lügati’l-‘Arabiyye, Tehzîbu’l-Lüğa,

    el-Muhît fi’l-Luğa, Kitabu’l-Muhkam ve’l-Muhîti’l-‘A’zam; Kelimelerin

    son harfleri esas alınan sözlüklerin başlıcaları Dîvânu’l-Edeb

    fî Beyâni Luğati’l-‘Arab, Tâcu’l-Luğa ve Sıhâhu’l-‘Arabiyye,

    Lisânu’l-‘Arab, el-Kâmûsu’l-Muhît, Tâcu’l-‘Arûs; kelimenin ilk harfi

    48 Bkz. el-Cer Halîl, Larous, s. 2. Mektebetu Larous, Paris, 1973.

     

    esas alınan sözlüklerin başlıcaları Kitâbu’l-Cîm, el-Cemhere,

    Mu‘cemu Makâyîsi’l-Luğa, el-Mucmel fi’l-Luğa, Esâsu’l-Belâğa,

    Muhtâru’s-Sıhâh, el-Mu‘cemu’l-Vasît’tir. Bu metot günümüzde en

    yaygın olan metotdur. Son olarak da kelimenin okunduğu şekliyle

    tertip edilen sözlüklerin başlıcaları ise el-Merca’, er-Râid, el-

    Muncidu’l-Ebcedî ve Larous adlı eserlerdir.

    ÖZET

    Bu çalışmada Arapça alfabetik sözlüklerin tanıtımı ele alınmıştır. Bu bağlamda

    Arapça sözlük çalışmaları tür ve şekilleri ayrıntılı olarak ortaya konmuştur.

    Sözlük ve bu anlamı taşıyan müradif kelimeler izah edilerek yaygın dillerdeki

    karşılıkları verilmiştir. Ayrıca sözlük çalışmalarının tarih boyunca geçirdiği evrelere

    temas edilmiştir. Çalışmada ayrıca Araplarda sözlüklerin ortaya çıkış nedenleri

    üzerinde durulmuştur.

    Çalışma çerçevesinde belli başlı Arapça alfabetik sözlüklerin tesbit ve mahiyeti

    hakkında genel bilgi de verilmeye çalışılmıştır.

    Anahtar kelimeler: Sözlük, mu’cem, kâmus, lügat, sözlük bilim, müştak, hecâ

    harfleri

    ABSTRACT

    Introduction to Arabic Alphabetical Dictionaries

    This investigation first presents a brief introduction to Arabic alphabetical

    dictionaries and then describes some kinds and forms of Arabic dictionary

    studies in detail. It second explicates the word “dictionary” and its

    synonymouses and gives their equivalents in common languages. It also

    mentiones the phases of dictionary studies throughtouht history. It ends with

    some findings regarding reasons about how dictionaries in Arabs have occured.

    This paper aims to give common information about verse Arabic alphabetical

    dictionaries then tries to introduce.

    Key Words: dictionary, mu’cem, comprehensive dictionary (kâmus), lexicon,

    lexicology,

    derivative, letters of hecâ

     

    Ali Cüneyt EREN

     

     

    1 Bkz. İbn Dureyd, Ebû Bekr Muhammed b. Hasan el-Ezdî, Kitâbü

     

    Cemherati’l-Lüğa, II/104., Bağdat, 1344 h.

     

    2 Bkz. Attar A. Abdulkadir, Mukaddemetu’s-Sıhâh, Beyrut, 1979, s. 38.

     

    3 Bkz. İbn Fâris, el-İttibâ ve’l-Muzâvece, I/4; el-Ezherî, Tehzîbu’l-Lüga, III/173;

     

    İbn Side, el-Muhassas, II/231.

     

    4 Nassar Hüseyin, el-Mu’cemu’l-Arabî, Neşetuhu ve Tetavvuruhu, Mısır, 1988,

     

    I/9.

     

    5 Aksan Doğan, Her Yönüyle Dil, T.D.K., Ankara, 1995, s. 393.

     

    6 Attar Abdulgafur, Mukaddimetu’s-Sıhah, s.40-41, Kahire, 1956.

     

    7 Aksan Doğan, a.g.e., s. 394.

     

     

    8 Garibu’l-Hadis ile ilgili çalışmalar hakkında bilgi için bkz. Palabıyık

     

    Abdülkadir, Garibu’l-Hadis Nevinin Doğuşu ve Abdulgâfir b. İsmail’in el-

     

    Mufhim li Şerhi Garîb Sahihi Muslim Adlı Eseri, İzmir, 1997.

     

    9 Muhammed Reşad Hamzâvî, Îmâlu Mecme’u’l-Luga al-‘Arabiyya, s. 491, Kahire,

     

    1968; Yavuz Galip, Sözlükbilim ve Arapça Sözlük Çalışmalarına Tarihsel

     

    Bir Yaklaşım’dan naklen.

     

    10 İbrahim Medkur, el-Mu’cemu’l-Arabî fi’l-Karni’l-İşrîn, Mecmau’l-Luğatu’l-

     

    Arabiyye, sayı 16, s. 7, Kahire, 1963; Yavuz Galip, Sözlükbilim ve Arapça

     

    Sözlük Çalışmalarına Tarihsel Bir Yaklaşım’dan naklen.

     

     

     

    11 Bkz., İbnu’n-Nedîm, el-Fihrist, tah. İbrahim Ramazan, Beyrut, 1994, s. 48-

     

    49.

     

    12 İbnu’n-Nedîm, a.g.e., s. 42; el-Mufassal, s. 191; bkz. Demirayak Kenan,

     

    Çögenli Sadi, Arap Edebiyatında Kaynaklar, s. 123, Erzurum, 1995.

     

    13 Hakkında fazla bilgi için bkz. İbnu’n-Nedîm, a.g.e., göst. yer; el-Kıftî,

     

    İnbâhu’r-Ruvât, I/341, İbn Hallikân, Vefeyatu’l-A’yân, II/244, Kehhâle,

     

    Mu’cemu’l-Müellifîn, IV/112; İA, Moh. Ben Cheneb, V/158.

     

    14 Bkz. İkbâl Ahmed eş-Şerkâvî, Mu’cemu’l-Meâcim, s. 192, Lübnan, 1993.

     

     

    15 Geniş bilgi için bkz. s. 27. Abdussemi’ Muhammed Ahmed, el-Meâcimu’l-

     

    Arabiyye, II. bsk. Dâru’l-Fikri’l-Arabî, 1984.

     

    16 Civelek Yakup, Arap Dil Bilime Giriş, Van 2003, s. 314.

     

    17 Geniş bilgi için bkz. Abdurrahman Fehmi Efendi, İslam Medeniyeti Tarihi,

     

    (Medresetu’l-Arab), Yayına hazırlayanlar: Elmalı Hüseyin, Eren Cüneyt, İstanbul,

     

    2005, s. 94.

     

    18 Konu ile ilgili bkz. Sümertaş Burhan, ‘el-Halil b. Ahmed’in Hayatı Eserleri ve

     

    Kitabu’l-Ayn Adlı Eserinin Kelime İndeksi’ Mezuniyet Tezi, Danışman: Hüseyin

     

    Elmalı, İzmir, 1994.

     

    19 Geniş bilgi için bkz. İkbâl Ahmed eş-Şerkâvî, a.g.e, s. 198.

     

    20 Fazla bilgi için bkz., Elmalı Hüseyin, el-Emâlî, T.D.VİA, XI, 72.

     

    21 Muhtar Cemal, İslamda Sözlük Çalışmaları II., Marmara Üniversitesi İlahiyat

     

    Fakültesi Dergisi, sy. 4, s. 339, İstanbul, 1986.

     

    22 Bkz., Kahhâle, Mu’cemu’l-Müellifîn, VIII, 230-231.

     

     

    23 Muhammed b. Ahmed el-Ezherî, Tehzîbü’l-Lüğa, Mısır, 1964, I/3.

     

    24 Ezherî Ebû Mansur, et-Tehzîb, el-Müessesetu’l-Mısriyyetu’l-Âmme, Mısır,

     

    tsz., I/22.

     

    25 Konu ile ilgili bkz. Akçakaya M. Ali, ‘el-Ezherî’nin Tehzîbu’l-Lüga Adlı Eserinin

     

    Kelime İndeksi’ Mezuniyet Tezi, Danışman: Hüseyin Elmalı, İzmir, 1987.

     

     

     

     

    26 Geniş bilgi için bkz. İkbâl Ahmed eş-Şerkâvî, a.g.e, s. 200.

     

    27 İbn Sîde hakkında bkz., Moh. Ben Cheneb, İbn Sîde, İA,V, 807.

     

    37 Bkz. Abdussemi’ Muhammed Ahmed, a.g.e, s. 59.

     

    Nşr. Muhammed Abdulkâdir, Bulak, 1317, I, 372-404.

     

     

    43 es-Sâlih Muhammed b. Ahmed, Takrîru’n ani’l-Müncid fi’l-Lügati ve’l-A’lâm,

     

    Mecelletu’l-Buhûsu’l-İslâmiyye, 46/s. 243-250.

     

    44 el-Yesûî Luyis Ma’luf, el-Müncid fi’l Lüğa vel ‘Alam, et-Tabatu’l-Katulikiyye, s.

     

    617., 19. bsk., 1982, Lübnan.

     

    45 Bkz. el-Bustânî Fuad Efram, el-Muncidu’l-Ebcedî, s. 1., I. Bsk., Dâru’l-

     

    Meşrık, Beyrut, 1967.

     

    46 Mesud Cübran, er-Râid, II. Bsk. s. 13., Beyrut, 1967.

     

     

     

     

     

     

     

     

  • Larous Arapça Sözlük لاروس المعجم العربى الحديث

     

    Halîl el-Cer tarafından hazırlanmıştır. Lügat bölümüne Muhammed

    Halil Paşa ve Hâni Ebû Muslih’in da katkıları olmuştur.

    Muhammed eş-Şâyib de redaktesini yapmıştır. 1973 senesinde

    neşredilmiştir.

    Bu sözlük de el-Merca’, er-Râid ve el-Muncidu’l-Ebcedî gibi kelimenin

    okunduğu üzere tertip edilen sözlüktür.

    Kelimelerin izahları şevahid ve örneklerle zenginleştirilmiştir.

    Özellikle Kur’ân-ı Kerîm’den sıkça şevahid olabilecek türden

    ayetler getirilmiştir. İzahları yapılan alet, edavat, insan, hayvan

    ve bitkilerin resimleri eklenmiştir. Meşhur yazar ve şairlerin kullandıkları

    kelimeler dışında kullanımı kalkmış kelimeler özellikle

    alınmamıştır Sözlükte ayrıca pozitif bilimlere ait yüzlerce kelime

    bulunmaktadır. Bu arada yabancı dillerden Arapça’ya girmiş ve

    günlük hayatta yaygın olarak kullanılmakta olan radyo, televizyon,

    sinema gibi kelimeler kullanıldıkları şekliyle alınmıştır.

    Marife kelimeler ve masdarları diğerlerinden ayırmak için bold

    yapılmıştır . 

    Ali Cüneyt EREN