Yıl: 2014

  • İsmi Mevsuller – Açıköğretim İlahiyat Arapça Dersleri

    İsm-i mevsûl, peşinden gelen cümleyi öncesindeki cümle ya da kelimeye bağlayan lafızdır. Türkçedeki karşılığı ise ilgi zamiridir. Tek başına bir anlam ifade etmeyen ism-i mevsûl, ancak kendisinden sonra bulunan ve sıla cümlesi adı verilen cümleyle birlikte bir mânâ kazanmaktadır. Ayrıca bu sıla cümlesinde ism-i mevsûle uygun olarak gelen ve âid zamiri adı verilen bir zamir bulunmaktadır. Meselâ الأسْتَاذُ الَّذِي أُحِبُّهُ “Sevdiğim hoca” ifadesinde الَّذِي lafzı ism-i mevsûl, أُحِبُّهُ sıla cümlesi ve أُحِبُّ fiiline bitişmiş olan هُ zamiri de âid zamiridir.

    Türkçede bu ism-i mevsûl+sıla cümlesi+âid zamiri toplamının karşılığı ise ortaç terimidir. Bazı kaynaklarda sıfat-fiil terimiyle de ifade edilen ortaçlar, fiil kök veya gövdelerinden yapım ekleriyle türetilmiş sıfatlardır: “Tanı” kökünden “tanıdık” denmesi gibi. Bunlar “-en, -ecek, -esi, -dık, -miş, -r, mez” ekleriyle türetilirler. Ortaçlar, ismi nitelemesi yönünden sıfat; özne, nesne ve tümleç alması yönünden de fiil sayılan (fiilimsi) kelimelerdir. Meselâ kitap okuyan çocuk ifadesinde ortaç olan okuyan lafzı, fiil gibi nesne olarak kitap, özne olarak da çocuk kelimesini alırken, diğer taraftan sıfat
    olarak da çocuk kelimesini nitelemiştir. Bu örnekte de görüldüğü gibi Türkçede ortaç, Arapçadaki karşılığının aksine tek bir kelimeden oluşur. Ayrıca Türkçede ortaç, nitelediği isimden önce gelirken Arapçada ise ism-i mevsûl ve sılası dâima nitelediği isimden sonra gelir. Bunun yanında Türkçedeki bütün ortaçlar değil de bunların bir kısmı ism-i mevsûl ve sıla cümlesinin karşılığıdır. Bu nedenle ism-i mevsûl ve sıla cümlesi Türkçeye genellikle ortaçlarla tercüme edilir. Ancak ortaçların her zaman ism-i mevsûl ve sıla ile birlikte Arapçaya tercüme edilmesi mümkün değildir. Meselâ yukarıdaki örnek “Sevdiğim bir hoca” şeklinde ifade edilse, bunun Arapça karşılığı ism-i mevsûl ve sıla cümlesiyle değil, nekra bir isim ve peşinden gelen sıfat cümlesiyle ” أُسْتَاذٌ أُحِبُّهُ ” şeklinde olur. Yine “Oturan bir öğrenci” dense bunun Arapça karşılığı da ” “طَالِبٌ جَالِسٌ şeklinde sıfat tamlamasıyla elde edilir.

     

     

     

    DİL BİLGİSİ İSM-İ MEVSÛL

     

    İsm-i mevsûl, tek başına bir anlamı olmayan, ancak kendisinden sonra gelen cümleyle birlikte bir mânâ ifade eden marife isimdir. İsm-i mevsûl genelde marife bir isimden sonra onun sıfatı olarak gelir. Ancak cümlenin bir ögesi olarak mübteda, haber, fâil, mef’ûl vb. bir konumda da gelebilir

     

    . İsm-i mevsûller hâs ve müşterek olmak üzere ikiye ayrılır.

     

    1. Hâs İsm-i Mevsûl
    Müzekker ve müennesi, tekil ve çoğulu için ayrı ayrı lafzı bulunan ism-imevsûle hâs ism-i mevsûl denir. Bunlara özel ism-i mevsûller de denebilir. Bunlar, cümlenin bir ögesi olarak gelebildikleri gibi, cümledeki marife bir ögenin sıfatı olarak da gelebilirler. Bu durumda ism-i mevsûl, öncesindeki isme, hem müzekkerlik – müenneslik hem de sayı bakımından uyar.

     

     

    اَلَّذِي :Bu ism-i mevsûl tekil müzekker isim için kullanılır.

     

    .رَأَيْتُ الطَّالِبَ الَّذِي ذَهَبَ إلى الْمَكْتَبَةِ Kütüphaneye giden öğrenciyi gördüm.

     

    Aslında burada iki ayrı cümle bulunmaktadır. Birincisi رَأَيْتُ الطَّالِبَ “Öğrenciyi gördüm”, ikincisi ise الطَّالِبُ ذَهَبَ إلى الْمَكْتَبَةِ “Öğrenci kütüphaneye gitti” cümlesidir. İsm-i mevsûl bu cümleleri birbirine bağlamış ve kendisi الطالب kelimesinin sıfatı olmuştur. Mef’ûl olan الطالب kelimesinin harekesi üstün olmasına rağmen, onun sıfatı olan الَّذِي ism-i mevsûlünün harekesinde bir değişiklik olmamıştır. Çünkü mebnîdir. Ref, nasb ya da cer hâlinde harf veya harekesinde herhangi bir değişiklik olmaz. Oysa normalde sıfatların murab olduğunda öncesindeki isme hareke yönünden uyması gerekir.
    اَللَّذَانِ :Bu ism-i mevsûl, tesniye (ikil) müzekker isim için kullanılır. Bunların i‘râbı diğer ikil kelimeler gibidir, yani mebnî değil, murabdırlar. Ref hâli اللَّذَانِ şeklinde elifle, nasb ve cer hâli ise اللَّذَيْنِ şeklinde yâ iledir. عَادَ الطَّالِبَانِ اللَّذَانِ ذَهَبَا إِلَى الْكُلِّيَّةِ . Fakülteye giden iki öğrenci döndü. Bu cümlede ism-i mevsûl fâil olan الطَّالِبَانِ kelimesinin sıfatı olarak gelmiştir. Fâil ref konumunda olduğu için, ism-i mevsûl de onun sıfatı olarak اللَّذَانِ şeklinde elif ( ا) ile ref konumunda gelmiştir.

     

    رَأَيْتُ الطَّالِبَيْنِ اللَّذَيْنِ ذَهَبَا إِلَى الْكُلِّيَّةِ . Fakülteye giden iki öğrenciyi gördüm. Bu cümlede ise ism-i mevsûl mef’ûl olan الطَّالِبَيْنِ kelimesinin sıfatı olarak gelmiştir. Mef‘ûl nasb konumunda olduğu için, ism-i mevsûl de onun sıfatı olarak اللَّذَيْنِ şeklinde nasb konumunda gelmiştir. سَلَّمْتُ عَلَى الطَّالِبَيْنِ اللَّذَيْنِ ذَهَبَا إِلَى الْكُلِّيَّةِ . Fakülteye giden iki öğrenciye selam verdim. Bu cümlede ise ism-i mevsûl عَلَى harfi cerri ile mecrûr olan الطَّالِبَيْنِ kelimesinin sıfatı olarak gelmiştir. İsm-i mevsûl de onun sıfatı olarak اللَّذَيْنِ şeklinde cer konumunda gelmiştir.

     

    اَلَّذِينَ : Bu ism-i mevsûl ise çoğul müzekker isim için kullanılır. الَّذِينَ de mebnîdir Cümlede hangi konumda bulunursa bulunsun harf veya harekesinde herhangi bir değişiklik olmaz.

     

    رَأَيْتُ الطُّلاَّبَ الَّذِينَ ذَهَبُوا . Giden öğrencileri gördüm

     

    اَلَّتِي :Bu ism-i mevsûl tekil müennes isim için kullanılır ve mebnîdir.

     

    رَأَيْتُ الطَّالِبَةَ الَّتِي ذَهَبَتْ . Giden (kız) öğrenciyi gördüm.

     

    اَللَّتَانِ :Bu ism-i mevsûl ikil müennes isim için kullanılır. İ‘rab yönünden aynen اللَّذَانِ ism-i mevsûlü gibidir.

     

    عَادَتِ الطَّالِبَتَانِ اللَّتَانِ ذَهَبَتَا . Giden iki (kız) öğrenci döndü.

     

    رَأَيْتُ الطَّالِبَتَيْنِ اللَّتَيْنِ ذَهَبَتَا . Giden iki (kız) öğrenciyi gördüm.

     

    سَلَّمْتُ عَلَى الطَّالِبَتَيْنِ اللَّتَيْنِ ذَهَبَتَا إِلَى الْكُلِّيَّةِ . Fakülteye giden iki (kız) öğrenciye selam verdim.

     

    اَللاَّتِي : Bu ism-i mevsûl ise çoğul müennes isim için kullanılır ve mebnîdir.

     

    رَأَيْتُ الطَّالِبَاتِ اللاَّتِي ذَهَبْنَ . Giden (kız) öğrencileri gördüm.

     


     

     

    Hâs İsm-i Mevsûlün Cümlenin Bir Ögesi Olması:

     

    Yukarıda da ifade edildiği gibi hâs ism-i mevsûller mübtedâ, haber, fâil, mef’ûl vb. bir şekilde cümlenin bir ögesi olarak da gelebilirler.

     

    Mübteda oluşu:

     

    اَلَّذِي نَالَ الجَْائِزَةَ كَرِيمٌ . Ödülü kazanan Kerim’dir. Bu bir isim cümlesidir. İsm-i mevsûl mübtedâ, كَرِيمٌ lafzı da haberidir. نَالَ الجَْائِزَةَ kısmı ise ism-i mevsûlün sıla cümlesidir.

     

    Haber Oluşu

     

    أُمِّي هِيَ الَّتِي تَرْعَى الْبَيْتَ . Evle ilgilenen annemdir. Burada ise أُمِّي lafzı mübtedâ, ism-i mevsûl ise haberidir. هِيَ ise fasıl zamiri, تَرْعَى الْبَيْتَ kısmı ise sıla cümlesidir.

     

    Fâil Oluşu

     

    وَصَلَ الَّذِي نَجَحَ فِي اْلاِمْتِحَانِ . Sınavda başarılı olan geldi. Bu cümlede ise ism-i mevsûl وَصَلَ fiilinin fâilidir.

     

    Mef’ûl Oluşu

     

    رَأَيْتُ الَّذِينَ يَشْتَرِكُونَ فِي الْمُؤْتَمَرِ . Kongreye katılanları gördüm. Burada ise ism-i mevsûl رَأَيْتُ fiilinin mef’ûlüdür.

     


     

     

    Cümledeki bir Ögenin Sıfatı Olması

     

    Yukarıda da belirtildiği gibi hâs ism-i mevsûller cümlenin ögelerinin sıfatı olarak da gelebilirler. Bu durumda niteledikleri isme sayı ve müzekkerlikmüenneslik bakımından uyarlar.

     

    Mübtedanın Sıfatı

     

    .الطَّالِبُ الَّذِي نَجَحَ فِي اْلاِمْتِحَانِ حَسَنٌ Sınavda başarılı olan öğrenci Hasan’dır.

     

    Haberin Sıfatı

     

    .هَذَا هُوَ الطَّالِبُ الَّذِي نَجَحَ فِي اْلاِمْتِحَانِ Bu, sınavda başarılı olan öğrencidir.

     

    Fâilin Sıfatı

     

    .وَصَلَ الطَّالِبُ الَّذِي نَجَحَ فِي اْلاِمْتِحَانِ Sınavda başarılı olan öğrenci geldi.

     

    Mef’ûlün Sıfatı

     

    .رَأَيْتُ الطَّالِبَ الَّذِي نَجَحَ فِي اْلاِمْتِحَانِ Sınavda başarılı olan öğrenciyi gördüm. İkil (müsennâ) olanlar hariç bütün ism-i mevsûller mebnîdir. İkil olanlar ise mu‘rabdır. Verilen örneklerde de görüldüğü üzere, diğer ikil lafızlarda olduğu gibi bunların da ref hâli elif’le ( اَللَّذَانِ – اللَّتَانِ ), nasb ve cer hâli ise yâ iledir( اَللَّذَيْنِ اللَّتَيْنِ –) . Ayrıca ikillerle müennes çoğul için kullanılan ism-i mevsûller çift lâm’la yazılırken, diğerleri tek lâm’la yazılır.

     

    Yukarıda verilen örnek cümleler ışığında siz de aşağıdaki cümlelerdeki ism-i mevsûllerin ikil ve çoğul hâllerini, gerekli değişiklikleri yaparak yazınız رَأَيْتُ الطِّفْلَ الَّذِي يَقْرَأُ الْقُرْآنَ الْكَرِيمَ . Kur’ân-ı Kerîm okuyan (erkek) çocuğu gördüm رَأَيْتُ الْبِنْتَ الَّتِي تَنْصُرُ صَدِيقَتَهَا . Arkadaşına yardım eden kızı gördüm

     

     


     

    2. Müşterek İsm-i Mevsûl

     

    Müzekker ve müennesi, tekil ve çoğulu için ayrı ayrı lafzı bulunmayıp hepsi için ortak kullanılan ism-i mevsûle müşterek ism-i mevsûl denir. Bunlara genel ya da ortak ism-i mevsûller de denebilir. Bunların başlıcaları iki tanedir: مَنْ ve مَا . Her ikisi de mebnîdir yani ref‘, nasb ve cer durumlarında şekilleri, yapıları değişmez. Müşterek ism-i mevsûller, hâs olanlardan farklı olarak sadece cümlenin bir ögesi olarak gelebilirler.

     

    : مَنْ Bu ism-i mevsûl akıllılar için kullanılır. Mebnî olduğu için ref, nasb ya da cer konumu aynıdır.

     

    Ref konumu:
    جَاءَ مَنْ حَفِظَ القرآنَ الكريمَ . Kur’ân-ı Kerim’i ezberleyen geldi. Burada ism-i mevsûl جَاءَ fiilinin fâili olarak ref konumunda gelmiştir.

     

    Nasb konumu:
    رَأَيْتُ مَنْ حَفِظَ القرآنَ الكريمَ . Kur’ân-ı Kerim’i ezberleyeni gördüm. Burada ise ism-i mevsûl رَأَيْتُ fiilinin mef’ûlü olarak nasb konumunda gelmiştir.

     

    Cer konumu:
    مَرَرْتُ بِمَنْ حَفِظَ القرآنَ الكريمَ . Kur’ân-ı Kerim’i ezberleyene uğradım. Burada ise ism-i mevsûlün başında بِ harfi cerri gelmiştir. Harfi cerler normalde murab bir ismin başına geldiğinde son harekesini esre yapmaktadır. Ancak مَنْ ism-i mevsûlü mebnî olduğu için, harfi cerden dolayı son harekesinde herhangi bir değişiklik meydana gelmemiştir. Aşağıdaki cümlelerde ise ism-i mevsûl ref konumunda tekil-çoğul, müennes-müzekker için ortak olarak kullanılmıştır.

     

    نَجَا مَنْ عَبَدَ اللهَ . Allah’a kulluk eden kurtuldu (Erkek).

     

    نَجَا مَنْ عَبَدَوا اللهَ . Allah’a kulluk edenler kurtuldu (Erkek).

     

    نَجَتْ مَنْ عَبَدَتْ اللهَ . Allah’a kulluk eden kurtuldu (Bayan).

     

    نَجَتْ مَنْ عَبَدْنَ اللهَ . Allah’a kulluk edenler kurtuldu (Bayan).

     

    Bu ism-i mevsûl ise akılsızlar için kullanılır ve bu da mebnîdir

     

    يَقُولُ الرَّجُلُ مَا لاَ يَفْعَلُهُ . Adam yapmadığını söylüyor.

     

    حَكَى مَحْمُودٌ مَا شَاهَدَهُ . Mahmut gördüğünü anlattı.

     


     

     

    3. Sıla Cümlesi

     

    İsm-i mevsûlden sonra gelen cümleye sıla cümlesi denir. Sıla cümlesi ism-i mevsûlün ayrılmaz bir parçasıdır ve dâima ism-i mevsûlden sonra yer alır.Sıla cümlesiz kullanılan ism-i mevsûl herhangi bir mânâ ifade etmemektedir. Meselâ جَاءَ الَّذِي dense bu ifade noksandır, bunu جَاءَ الَّذِي كَتَبَ الدَّرْسَ ”Dersi yazan geldi.” şeklinde tamamladığımızda mânâ da tamam olmaktadır.
    Sıla cümlesi de isim cümlesi, fiil cümlesi ve şibhi cümle olarak üç şekilde gelebilir.

     

    Fiil Cümlesi
    ذَهَبَ الرَّجُلُ الَّذِي رَأَيْتُهُ . Gördüğüm adam gitti.

     

    İsim Cümlesi
    جَاءَ الْوَلَدُ الَّذِي أَبُوهُ عَالِمٌ . Babası âlim olan çocuk geldi.

     

    Şibhi Cümle
    عَرَفْتُ الشَّابَّ الَّذِي عِنْدَكَ . Yanındaki genci tanıdım.

     

    Yukarıda verilen örnekler ışığında siz de aşağıdaki cümlelerdeki sıla cümlesini ve türünü tespit ediniz.

     

    .نَصَرْتُ الْمَرْأَةَ الْعَجُوزَ الَّتِي تَعْمَلُ فِي الْبُسْتَانِ

     

    Bahçede çalışan yaşlı kadına yardım ettim.

     

    زُرْتُ الصَّدِيقَ الَّذِي فِي الْمُسْتَشْفَى . Hastanedeki arkadaşı ziyaret ettim.

     

    أُحِبُّ اْلإِنْسَانَ الَّذِي خُلُقُهُ حَسَنٌ . Güzel ahlâklı insanı severim.

     

    Sıla cümleleri ism-i mevsûlleriyle birlikte Türkçe’ye genelde -en, -ecek, -miş, – diği ekleri alarak çevirilir. Bu yönüyle Türkçedeki bazı ortaçlara benzemektedirler.

     

    اَلَّذِي رَأَيْتُهُ عَلِيٌّ . Gördüğüm Ali’dir.

     

    قَرَأْتُ الْكِتَابَ الَّذِي أَعْطَيْتَنِي . Bana verdiğin kitabı okudum

     

    شَكَرْتُ الطِفْلَةَ الَّتِي سَاعَدَتْنِي . Bana yardım eden kız çocuğuna teşekkür ettim.

     

     

     


     

     

    4. Âid Zamiri

     

    Sıla cümlesinde bulunup onu ism-i mevsûle bağlayan zamire âid zamiri denir. Bu zamir, ism-i mevsûle uygun olarak, gizli ya da açık bir şekilde gelebilir. Fiillerin çekiminde yer alan merfû muttasıl zamirlerle müstetir olanlar da âid zamiri olarak gelmektedir.

     

    حَضَرَ اْلأُسْتَاذُ الَّذِي اسمُْهُ عَلِيٌّ . İsmi Ali olan hoca geldi.

     

    قَرَأْتُ الْكِتَابَ الَّذِي أَرْسَلْتَهُ . Gönderdiğin kitabı okudum.

     

    .وَصَلَ الطَّالِبُ الَّذِي نَصَرَ الْمَرْأَةَ الْعَجُوزَ Yaşlı kadına yardım eden öğrenci geldi.

     

    .وَصَلَ الطَّالِبَانِ اللَّذَانِ نَصَرَا الْمَرْأَةَ الْعَجُوزَ Yaşlı kadına yardım eden iki öğrenci geldi.

     

    .وَصَلَ الطُّلاَّبُ الَّذِينَ نَصَرُوا الْمَرْأَةَ الْعَجُوزَ Yaşlı kadına yardım eden öğrenciler geldiler.

     

    .وَصَلَتِ الطَّالِبَةُ الَّتِي نَصَرَتِ الْمَرْأَةَ الْعَجُوزَ Yaşlı kadına yardım eden (kız) öğrenci geldi.

     

    .وَصَلَتِ الطَّالِبَاتُ االلاَّتِي نَصَرْنَ الْمَرْأَةَ الْعَجُوزَ Yaşlı kadına yardım eden (kız) öğrenciler geldi.

     

    Yukarıdaki cümlelerden birincisinde âid zamiri, altı çizili olan اسمُْهُ kelimesinde muzâfun ileyh olan ه zamiridir. İsm-i mevsûl, müzekker ve tekil olduğu için zamir de ona uygun olarak gelmiştir.

     

    İkinci cümlede أَرْسَلْتَهُ fiilinin mef’ûlü olarak ona bitişmiş olan ه âid zamiridir. Geri kalan cümlelerde ise âid zamiri, üçüncü cümlede, نَصَرَ fiilinin gizli (müstetir) fâili olan هُوَ zamiri, dördüncüde merfû muttasıl zamir olan tensiye (ikil) elifi ( ا), beşincide cemi vâvı ( و), altıncıda gizli هِيَ zamiri ve yedincide de nûn-u nisve (cem-i müennes) ( ن) dir.

     

     

     

     

  • HABER TÜRLERİ – Açıköğretim İlahiyat Arapça Dersleri

    Haber Türleri أَنْوَاعُ الخَْبَرِ

    Maksadımızı tam olarak anlatan söz dizilerine cümle diyoruz. Kelimelerin cümledeki görevlerine cümlenin öğeleri denir. Bir cümlede en az iki öğe bulunur. Cümlede yapılan işi, oluşu ya da eylemi bildiren kelimeye yüklem denir. Yüklem cümlenin temel öğelerinden biridir. Genellikle cümlenin sonunda bulunur. “Annen sofrayı kurmaya hazırlandı” cümlesinde “hazırlandı”, yüklemdir. Yüklemin bildirdiği işi, hareketi yapan ya da bir oluş içinde bulunan varlığa özne denir. Cümleler, kendini oluşturan sözcüklerin anlamlarına, cümlede bulundukları yerlere, türlerine göre değişik özellikler gösterir. İşte bu özelliklere göre cümleler değişik gruplar hâlinde incelenir.

    Türkçede cümleler yüklemlerine göre de incelenir. Buna “yükleminin türüne göre” de denilebilir. Çünkü cümleyi yüklemine göre incelerken yüklemi oluşturan sözcüklerin türüne bakılır. Yüklem durumunda bulunan söz, çekimlenmiş bir fiilse, cümle fiil cümlesidir. “Soğuk günler artık geride kaldı” cümlesinde “kaldı” yüklemdir. Bu yüklem “kalmak” fiilinin bilinen geçmiş zamanda çekimlenmesiyle oluştuğundan, cümle, yüklemine göre fiil cümlesi olur. Yüklem çekimli bir fiil değilse, ister isimden ister edattan isterse fiilimsiden oluşsun isim cümlesi sayılır. “Bu roman, yazarın okuduğum ilk kitabıydı” cümlesinde yüklem, “kitabıydı” sözü üzerine kuruludur ve “kitap” ismi “idi” ekfiilini alarak yüklem olmuştur. Arapçada da iki tür cümle vardır: İsim cümlesi ve fiil cümlesi. İsim cümlesinde, söze kendisiyle başlanan kelimeye mübteda ( المبُْتَدَأُ ) denir. Mübteda, isim cümlesinin öznesidir. Özneyi niteleyen, öznenin durumunu haber veren kelimeye haber ( الخَبَرُ ) denir. Haber, isim cümlesinin yüklemidir.

    Bu ünitemizde, Arapça isim cümlesinin yüklemi olan haber türlerinden bahsedileceğinden, cümle yapısı hakkında bu bilgilerin verilmesi uygun görülmüştür.

     

     

    DİL BİLGİSİ HABER TÜRLERİ

     

    İsim cümlesinde, söze kendisiyle başlanan kelimeye mübteda ( المبُْتَدَأُ ) denir. Mübteda, isim cümlesinin öznesidir. Özneyi niteleyen, öznenin durumunu haber veren kelimeye haber ( الخَبَرُ ) denir. Haber, isim cümlesinin yüklemidir. الكِتَابُ مَفْتُوحٌ Kitap açıktır. الكِتَابُ مَفْتُوحٌ cümlesinde, الكِتَابُ kelimesi mübteda ( المبُْتَدَأُ ), kapının ne durumda olduğunu bildiren مَفْتُوحٌ kelimesi ise haber ( الخَبَرُ )’dir.

     

    Haber, Müfred Olabilir
    Haber, müfred olabilir. Burada müfredden kastedilen, cümle veya şibh-i cümle olmamasıdır. Mesela, جُدْرَانُهُ مُتَهَدِّمَةٌ bir isim cümlesidir. جُدْرَانُ mübteda, مُتَهَدِّمَةٌ ise haberdir. Bu tür habere müfred haber denilir. مُتَهَدِّمَةٌ ne cümledir, ne de şibh-i cümledir. سَقْفُهُ مُتَصَدِّعٌ cümlesinde مُتَصَدِّعٌ haberdir. Birinci cümle için söylenenler bunun için de geçerlidir.
    أَبُو سَعِيدٍ رَجُلٌ cümlesinde de, أَبُو mübteda, رَجُلٌ müfred haberdir.

     

    Haber(ism-i fail ve ism-i mef’ul gibi) sıfat mânâlı kelimelerden olursa, mübteda ile haber arasında müzekkerlik, müenneslik; müfred, tesniye ve cemi olma yönlerinden uyum vardır.
    المجُْتَهِدُ مَحْبُوبٌ Çalışkan (erkek) sevilir.

     

    الْمُجْتَهِدَةُ مَحْبُوبَةٌ Çalışkan (bayan) sevilir.

     

    الْمُجْتَهِدَانِ مَحْبُوبَانِ İki çalışkan (erkek) sevilir.

     

    الْمُجْتَهِدَتَانِ مَحْبُوبَتَانِ İki çalışkan (bayan) sevilir

     

     الْمُجْتَهِدُونَ مَحْبُوبُونَ Çalışkan (erkekler) sevilirler.

     

    الْمُجْتَهِدَاتُ مَحْبُوبَاتٌ Çalışkan (bayanlar) sevilirler.

     

    Ancak mübteda, gayr-i âkıl (insanın dışında) bir ismin çoğulu olursa, haber genellikle müfred müennes olarak gelir. الكُتُبُ مُفيدَةٌ Kitaplar faydalıdır.
    Haber, sıfat mânâlı bir kelime değilse, o zaman uyum aranmaz. ◌ِ الجُْمْلَةُ نَوْعَانِ (Cümle iki çeşittir). Bu cümlede mübteda müennes ve müfreddir. Haber ise müzekker ve tesniyedir. Haber, sıfat mânâlı bir kelime olmadığı için, belirtilen hususlarda mübtedaya uymamıştır.

     

    Aşağıdaki âyetlerde geçen müfred haberleri belirtiniz:

     

    اللّهُ ذُو فَضْلٍ عَلَى الْمُؤْمِنِينَ.

     

    اللّهُ أَحَقُّ أَن تَخْشَوْهُ.

     

    هُوَ أَعْلَمُ مَنْ يَضِلُّ عَن سَبِيلِهِ وَهُوَ أَعْلَمُ بِالْمُهْتَدِينَ.

     

    هَذَا صِرَاطٌ مُسْتَقِيمٌ.

     

    تِلْكَ أُمَّةٌ.

     

    هَذَا يَوْمُ يَنفَعُ الصَّادِقِينَ صِدْقُهُمْ.

     

    الحَْجُّ أَشْهُرٌ مَعْلُومَاتٌ.

     

    إِلهَكُُمْ إِلَهٌ وَاحِدٌ.

     

    وَالآخِرَةُ خَيْرٌ لِمَنِ اتَّقَى.

    Haber, Cümle Olabilir

     

    A. İsim Cümlesi

     

    B. Fiil Cümlesi
    İsim cümlesinin ikinci öğesi olan haber, cümle olabilir. Bilindiği üzere, Arapçada iki çeşit cümle vardır. a. İsim cümlesi b. fiil cümlesi. Haberi, isim cümlesi olan cümleye örnek: خَالِدٌ ثَوْبُهُ جَدِيدٌ Halid’in elbisesi
    yenidir. ثَوْبُهُ جَدِيدٌ bir isim cümlesidir. ثوبُ mübteda, جَدِيدٌ ise haberdir. Bu cümle bir bütün olarak, خَالِدٌ mübtedasının haberidir. Ancak böyle olabilmesinin bir şartı vardır: Haber olan cümlede mübtedaya giden bir zamir bulunur. Bu cümlede o zamir, ه dür. Bu zamire, haberi mübtedaya bağladığı için râbıt رَابِط) ) denilir. Haberi fiil cümlesi olan cümleye örnek: أَخُوكَ يَكْتُبُ الْوَاجِبَ Kardeşin ödevi yazıyor.
    Bu cümlede يَكْتُبُ الْوَاجِبَ müstetir faili هو ile birlikte fiil cümlesi olarak, mübteda olan أَخُو nun haberidir. Dikkat edilecek olursa, أَخُو mübtedadır, fail değildir. Fail asla fiilden önce gelmez. Mustetir هو aynı zamanda râbıttır.

     

     Aşağıdaki ayetlerde haber olan cümleleri belirtiniz.

     

    أَأَنْتَ قُلتَ لِلنَّاسِ اتَّخِذُونِي وَأُمِّيَ إِلَهَيْنِ مِن دُونِ اللّهِ.

     

    وَاللّهُ يُحِبُّ الْمُحْسِنِينَ.

     

    آبَآؤُكُمْ وَأَبْنَاؤُكُمْ لاَ تَدْرُونَ أَيُّهُمْ أَقْرَبُ لَكُمْ نَفْعاً فَرِيضَةً مِنَ اللّهِ.

     

    وَأَكْثَرُهُمْ لاَ يَعْقِلُونَ.

     

    وَالْوَالِدَاتُ يُرْضِعْنَ أَوْلاَدَهُنَّ حَوْلَيْنِ كَامِلَيْنِ.

     

    تِلْكَ الرُّسُلُ فَضَّلْنَا بَعْضَهُمْ عَلَى بَعْضٍ.

     

    نَحْنُ نَرْزُقُكُمْ وَإِيَّاهُمْ.

     

    ذَلِكَ يُوعَظُ بِهِ مَن كَانَ مِنكُمْ يُؤْمِنُ بِاللّهِ وَالْيَوْمِ الآخِر.

     

    وَالْمُطَلَّقَاتُ يَتَرَبَّصْنَ بِأَنفُسِهِنَّ ثَلاَثَةَ قُرُوَءٍ.

     

    وَالْمَوْتَى يَبْعَثُهُمُ اللّهُ.

     

    وَأَعْيُنُهُمْ تَفِيضُ مِنَ الدَّمْعِ حَزَنًا أَلاَّ يَجِدُوا مَا يُنفِقُونَ.

     

    الْبَلَدُ الطَّيِّبُ يَخْرُجُ نَبَاتُهُ بِإِذْنِ رَبِّهِ.

     

    Haber, Şibh-i Cümle Olabilir

     

    A. Zarftan Oluşan Şibh-i Cümle

     

    B. Harf-İ Cerle Mecrûrundan Oluşan Şibh-i Cümle

     

    İsim cümlesinde haber, şibh-i cümle olabilir. Şibh-i cümle, ya zarftan, ya da harf-i cerle mecrurundan meydana gelir.

     

    Haberi, zarftan oluşan şibh-i cümle olan isim cümlesine örnek:

     

    الأَزْهَارُ فَوْقَ الْمِنْضَدَةِ (Çiçekler masanın üzerindedir). Bu cümlede فَوْقَ , şibh-i cümle olarak haberdir.

     

    Haberi, harf-i cerle mecrurundan oluşan şibh-i cümle olan isim cümlesine örnek:

     

    هَلاَكُ الْمَرْءِ فِي الْعُجْب (Kişinin helaki kendini beğenmededir). Bu cümlede فِي الْعُجْب , şibh-i cümle olarak haberdir.

     

    Şibh-i cümlelerdeki zarf ve harf-i cerler, mahzûf (hazfedilmiş/atılmış) bir müteallaka bağlıdırlar. Aslında haber olan, şibh-i cümleler değil, mahzuf olan bu müteallaklardır. Örnek olarak verdiğimiz cümleler, bu durumda, الأَزْهَارُ (كَائِنَةٌ) فَوْقَ الْمِنْضَدَةِ ve هَلاَكُ الْمَرْءِ (كَائِنٌ) فِي الْعُجْبِ takdirindedir. Okuma parçasında geçen لَهُ شَارِبَانِ (bıyıklı), فَوْقَهُ قَمِيصٌ (üstünde bir gömlek olan) العَائِدُ عَلَى أَهْلِهِ ووَلَدِهِ كَالْمُجَاهِدِ الْمُرَابِطِ فِي سَبِيلِ اللّهِ cümleleri de, şibh-i cümle olan habere örnektir. Ancak لَهُ شَارِبَانِ ve فَوْقَهُ قَمِيصٌ cümlelerinde başka bir kural sebebiyle haber önce, mübteda sonra gelmiştir. Bu kural şöyledir: Mübteda nekre, haber de harf-i cerle mecrurundan veya zarftan meydana gelen şibh-i cümle olursa, haberin öne geçmesi, mübtedanın da sonra gelmesi gerekir. Haber cümle ve şibh-i cümle olduğunda, mahallen merfu olur. Haber türleri hakkında daha fazla bilgi almak için adlı İsmail Hakkı Sezer ve diğerlerinin “Anlatımlı Arapça” kitabına başvurunuz.

     

    Aşağıdaki âyetlerde şibh-i cümle olan haberleri belirtiniz.

     

    اللّهُ مَعَ الصَّابِرِينَ.

     

    أُولَئِكَ مَعَ الَّذِينَ أَنْعَمَ اللّهُ عَلَيْهِم مِنَ النَّبِيِّينَ وَالصِّدِّيقِينَ وَالشُّهَدَاءِ وَالصَّالحِِينَ.

     

    الَّذِينَ اتَّقَواْ فَوْقَهُمْ يَوْمَ الْقِيَامَةِ.

     

    الرَّكْبُ أَسْفَلَ مِنكُمْ.

     

    فَهِيَ كَالحِْجَارَةِ أَوْ أَشَدُّ قَسْوَةً.

     

    أَنتَ فِيهِمْ.

     

    هَذَا لِشُرَكَآئِنَا.

     

    الأَنْفَالُ لِلّهِ وَالرَّسُولِ.

     

    الحَْقُّ مِن رَبِّكَ

     

    وَالْعَاقِبَةُ لِلْمُتَّقِينَ.

     

    أَنتُم بِالْعُدْوَةِ الدُّنْيَا.

     

    ذَلِكَ الْفَضْلُ مِنَ اللّهِ.

  • Mezid Fiiller

    Bitişken dillerde bir kelimeden değişik mânâlar elde etmek için, değişik eklerden istifade edilir. Mesela, bitişken dillerden olan Türkçemiz’deki “YAZ” kökünden değişik mânâlar elde etmek için bu kökün sonuna, aşağıdaki listede görülen ekler getirilir:
    Yaz-ı :Yazı
    Yaz-ıcı :Yazıcı
    Yaz-an :Yazan
    Yaz-ar :Yazar
    Yaz-ılan :Yazılan
    Yaz-mak :Yazmak
    Yaz-dır-mak :Yazdırmak
    Yaz-dır-ıl-mak :Yazdırılmak
    Yaz-ım :Yazım
    Yaz-ış :Yazış

    Görüldüğü gibi, ortak kökten yeni mânâlar elde etmek için kökün sonuna getirilen değişik eklerden istifade edilmiştir. Arapça gibi bükülgen dillerde ise, değişik mânâlar elde etmek için isim ve fiillere şamil olmak üzere, ekler ilave etmek yerine, kelimeler değişik kalıplara nakledilir. İşte bu, mücerret birer kök olan ( فعل ) ile ( فعلل ) köklerine bazı harfler ilave etmek ya da kök harflerindeki bazı harfleri tekrarlamak suretiyle yapılır. Bu şekilde elde     edilen fiillere mezîd yani ilaveli fiiller denir.

     

    DİL BİLGİSİ MEZİD FİİLLER

     

    Mezîd Fiilin Tarifi ve Babları
    Fiiller en az üç harflidir. Başka bir deyişle fiil kalıpları en az üç harflidir. Bunlara sülâsî (üç harfli) fiiller denilir. Kök harflerinin sayısı dört olan fiiller de vardır. Bunlara da rubâî (dört harfli) fiiller denilir. Bu harflere ilave edilerek elde edilen kalıpların mânâları, harf sayısının artmasına göre değişmektedir. Mezîd bablar, üç harfli fiillere bazen bir, bazen iki, bazen de üç harf; dört harfli fiillere de bazen bir, bazen iki harf ilave edilerek elde edilir.

     

    Sülâsînin Mezîdi Rubâî Fiiller
    Üç harfli olan fiillere bir harf ilave edilerek üç fiil kalıbı elde edilir. Bu kalıplar: فَعَلَ fiilinin başına bir hemze ilave etmekle أَفْعَلَ , ortasına orta harfinin cinsinden bir harf ilave etmekle فَعَّلَ , baş harfiyle orta harfi arasına elif ilave etmek suretiyle de فَاعَلَ kalıpları elde edilmektedir. Bu fiiller muzâri ve masdarlarıyla birlikte bir kalıp oluştururlar. Sülâsînin mezîdi (ilavelisi) olarak meydana gelen rubâî fiillerin (dört harfli) kalıpları veya babları şunlardır:

     

    أَفْعَلَ-يُفْعِلُ-إِفْعَالٌ . 1 babı
    Okuma parçasında geçen تُوقِظُ fiili bu babtandır. Mâzîsi أَيْقَظَ , muzârii يُوقِظُ , masdarı da إِيقَاظ dır. أَيْقَظَ nın sülâsîsi يَقِظَ idi ve “uyanık ve dikkatli oldu” anlamındaydı. Mâzîsinin başına bir hemze ilave edilerek أَيْقَظَ oldu. Bu arada anlamı “uyandırdı” oldu. Bu fiilin hangi babtan olduğu söylenirken kısaca إِفْعَالٌ babındandır denilir. Yine okuma parçasında geçen أَدْخَلَتْ fiili de إِفْعَالٌ babındandır. Mâzî, muzâri ve masdarıyla söylersek, أَدْخَلَ-يُدْخِلُ-إِدْخَال olur. إِفْعَال babından gelen fiillerin emrinde baştaki hemze, fethalı olur. Mesela, أَكْرَمَ (ikram etti) fiilinin emri أَكْرِمْ (ikram et) dir.

     

    Özelliği (Binâsı)
    إِفْعَال babına aktarılan bir fiil genellikle şu yeni mânâlardan birini kazanır.
     

     

    1. Müteaddîlik (Geçişlilik)
    Fiil, aslında lâzım (geçişsiz) ise إِفْعَال babına nakledilmekle, bir mef‘ûle müteaddî olur. Yani bir mef‘ûlun bih sarih (Harf-i cersiz mef‘ûl) alır. Örnek: خَرَجَ مَحْمُودٌ . Mahmut çıktı.
    أَخْرَجَ مَحْمُودٌ القَلَمَ مِنْ جَيْبِهِ . Mahmut kalemi cebinden çıkardı.
    Eğer fiil bir mef’ûle müteaddî ise, إِفْعَال babına nakledilmekle iki mef’ûle müteaddî olur. Örnek: فَهِمَ خَالِدٌ الدَّرْسَ . Halid dersi anladı. أَفْهَمَ خَالِدٌ عَلِيًّا الدَّرْسَ . Halid Ali’ye dersi anlattı.
    Eğer fiil iki mef’ûle müteaddî ise, إِفْعَال babına nakledilmekle üç mef’ûle müteaddî olur. Örnek: عَلِمْتُ صَالحًِا مُطِيعًا . Salih’in itaatkar olduğunu bildim. أعْلَمْتُ مُحَمَّدًا صَالحًِا مُطِيعًا . Muhammed’e Salih’in itaatkar olduğunu bildirdim.

     

    2. Duhûl: Bir zaman veya yere girme anlamı ifade edebilir.
    أَصْبَحَ حَسَنٌ . Hasan sabahladı.
    أَعْرَقَ حُسَيْنٌ . Hüseyin Irak’a girdi.

     

    3. Sayrûret: Bir halden başka bir hale geçmeyi ifade eder:
    أَثْمَرَ البُسْتَانُ . Bahçe meyve verdi.
    أَفْقَرَ إِسمَْاعِيلُ . İsmail fakirleşti.

     

    4. Haynûnet: Zamanı gelmek anlamını ifade edebilir. Örnek:
    أَحْصَدَ الزَّرْعُ . Ekin biçme zamanı geldi.

     

    5. Bazen sülâsisi ile aynı mânâyı ifade edebilir. Örnek:
    شَكَلَ الأَمْرُ . İş karıştı.
    أشْكَلَ الأَمْرُ . İş karıştı.

     

    فَعَّلَ-يُفَعِّلُ-تَفْعِيل . 2 babı:
    فَعَلَ nin aynı yani orta harfi tekrarlanmak, başka bir ifadeyle şeddelenmek suretiyle bu bab elde edilmiştir.
    Bu kalıba şu örneği verebiliriz: عَلَّمَ-يُعَلِّمُ-تَعلِيمٌ öğretmek.
     

     

    Özelliği (Binâsı)
    تَفْعِيل babına aktarılan bir fiil genellikle şu yeni mânâlardan birini kazanır.

     

    1. Müteaddîlik (Geçişlilik)
    Fiil aslında lâzım (geçişsiz) ise تَفْعِيل babına nakledilmekle, bir mef’ûlemüteaddî olur.

     

    Örnek:
    فَرِحَ زَيْدٌ . Zeyd sevindi.
    فَرَّحَ زَيْدٌ عَلِيًّا . Zeyd Ali’yi sevindirdi.

     

    Fiil aslında bir mef’ûle müteaddî ise, تَفْعِيل babına nakledilmekle iki mef’ûle müteaddî olur.

     

    Örnek:
    فَهِمَ خَالِدٌ الْمَسْأَلَةَ . Halid problemi anladı.
    فَهَّمَ خَالِدٌ عَلِيًّا الْمَسْأَلَةَ . Halid Ali’ye problemi anlattı.

     

    2. Teksîr (Çokluk, abartı) bildirir. Bu çokluk bazen fiilin çokça meydana geldiğini bazen de o fiilin fâilinin çok olduğunu ifade eder.

     

    Örnek:
    غَلَقْتُ البَابَ . Kapıyı kapattım.
    غَلَّقْتُ البَابَ . Çok kapı kapattım.

     

    3. Çok az olarak, sülâsî mücerredi ile aynı mânâyı ifade edebilir.

     

    Örnek:
    خمََنَ الشَّيْءَ .Bir şeyi tahmin etti.
    خمََّنَ الشَّيْءَ .Bir şeyi tahmin etti.

     

    فَاعَلَ-يُفَاعِلُ-مُفَاعَلَة – 3 babı: فَعَلَ nin “fâ”sı yani birinci harfiyle ikinci harf i arasına bir elif ilave edilmek suretiyle bu bab elde edilir. Okuma parçasında geçen يُدَاعِبُ ,تُدَافِعِينَ ve حَاوَلْتُ fiilleri bu babtandır. تُدَافِعِينَ
    kalıp olarak şöyledir: .دَافَعَ-يُدَافِعُ-مُدَافَعَةٌ مُفَاعَلَة babının iki masdarı daha vardır: Birisi فِعَالٌ , diğeri فِيعَال dir. Mesela, قَاتَلَ يُقَاتِلُ مُقَاتَلَة قِتَال قِيتَال . (Savaşmak) فِيعَال kalıbında mastar gelmesi sadece bu fiile
    mahsustur.

     

    يُدَاعِبُ kalıp olarak şöyledir: دَاعَبَ-يُدَاعِبُ-مُدَاعَبَةٌ
    حَاوَلْتُ kalıp olarak şöyledir: حَاوَلَ-يُحَاوِلُ-مُحَاوَلَةٌ

     

    Özelliği (Binâsı)
    Bu baba nakledilen bir fiil şu mânâlardan birini kazanabilir. 1. Müşâreket (işteşlik): Bir fiilin birden çok özne tarafından karşılıklı, ortaklaşa yapıldığını belirttiği çatıya müşareket yani işteşlik denir. Örnek:
    ضَرَبَ زَيْدٌ عَمْرًا . Zeyd Amr’ı dövdü.
    ضَارَبَ زَيْدٌ عَمْرًا . Zeyd Amr’la dövüştü.

     

    2. Müteaddîlik (Geçişlilik ifâde etmesi):
    Örnek:
    عَفَا الْمَرِيضُ Hasta iyileşti.
    عَافَى اللهُ الْمَرِيضَ . Allah hastaya şifa verdi.

     

    3. Nadiren sülâsî mücerredi ile aynı mânâyı ifade edebilir:
    Örnek:
    جَازَ الْمَكَانَ . Bir yeri geçti.
    جَاوَزَ الْمَكَانَ . Bir yeri geçti.

     

    Aşağıdaki fiillerin bablarını belirtiniz.
    أَرْسَلَ:
    يُخَاطِبُ:
    عَدَّدَ:
    يُنَزِّلُ:
    قَابَلَ:
    يُسْلِمُ:

     

    Sülâsînin Mezîdi Humâsî Fiiller
    Sülâsî fiillere iki harf ilave edilerek harf sayıları beşe çıkan fiil kalıpları beştir. Bunlar:

     

    اِنْفَعَلَ-يَنْفَعِلُ اِنْفِعَالٌ . 1 babı: فَعَلَ nin baş tarafına kesreli bir hemze ve sakin bir nun ilavesiyle bu bab elde edilir.

     

    Okuma parçasında geçen اِنْطَلَقَ fiili bu babtandır. Muzâri ve masdarıyla birlikte şöyle denilir: .اِنْطَلَقَ- يَنْطَلِقُ- اِنْطِلاَقٌ Bu bab mutavaat (dönüşlülük) için kullanılır. Mutavaat, öznenin cümlede
    geçen eylemden nesne gibi etkilendiği fiil çatısıdır.

     

    Örnek:
    كَسَرَ الزُّجَاجَ . O camı kırdı.
    انكَسَرَ الزُّجَاجُ . Cam kırıldı.

     

    اِفْتَعَلَ-يَفْتَعِلُ- اِفْتِعَالٌ . 2 babı:
    فَعَلَ nin baş tarafına kesreli bir hemze ve fâsıyla aynı arasına bir tâ ilavesiyle bu bab elde edilir.

     

    Okuma parçasında geçen تَبْتَسِمُ ,تَفْتَخِرُ ,تَنْتَهِزُ fiilleri bu babtandır. Mâzî ve masdarlarıyla birlikte şöyle deriz:
    اِنْتَهَزَ-يَنْتَهِزُ-اِنْتِهَازٌ
    اِفْتَخَرَ-يَفْتَخِرُ-اِفْتِخَارٌ
    اِبْتَسَمَ-يَبْتَسِمُ-اِبْتِسَامٌ

     

    Özelliği (Binâsı)
    اِفْتِعَال babına nakledilen bir fiil şu anlamlardan birini kazanabilir:

     

    1. Mutavaat:
    Örnek:
    جمََعْتُ الطُّلاَبَ فَاجْتَمَعُوا . Öğrencileri topladım, onlar da toplandılar.

     

    2. Çalışıp çabalama:
    Örnek:
    كَسَبَ عَلِيٌّ . Ali kazandı.
    اكِْتَسَبَ عَلِيٌّ . Ali kazanmaya çalıştı.

     

    3. Müşareket (işteşlik):
    Örnek:
    سَبَقَ مُحَمَّدٌ إِبْرَاهِيمَ . Muhammed İbrahim’i geçti.
    اِسْتَبَقَ مُحَمَّدٌ إِبْرَاهِيمَ . Muhammed İbrahim’le yarıştı.

     

    4. Edinmek: Bir kimsenin bir şeye sahip olduğuınu ifade eder.
    Örnek:
    اِخْتَتَمَ عَلِيٌّ . Ali yüzük edindi /taktı.

     

    اِفْعَلَّ-يَفْعَلُّ-اِفْعِلاَلٌ . 3 babı: فَعَلَ nin baş tarafına bir hemze ilavesi ve lâmın tekrarıyla bu bab elde edilir.
    Okuma parçasında geçen احمَْرَّ ◌ِ fiili bu babtandır. اِحمَْرَّ-يَحْمَرُّ-اِحمِْرَارٌ . Kızardı, Kıpkırmızı oldu Özelliği (Binâsı) Bu bab, renk ve özürlerin abartılı anlatımı için kullanılır. Örnek:
    اِصْفَرَّتِ الأَوْرَاقُ Yapraklar sapsarı oldu /sarardı.

     

     تفَعَّلَ-يَتَفَعَّلُ-تَفَعُّلٌ . 4 ◌َ babı: فَعَلَ nin baş tarafına bir tâ ilavesi ve aynın tekrarıyla bu bab elde edilmiştir.

     

    Okuma parçasında geçen تَوَسَّطَت ,تَذَكَّرَ ,تَتَأَهَّبَ ,أَتَحَدَّثُ fiilleri bu babtandır.
    تَحَدَّثَ-يَتَحَدَّثُ-تَحَدُّثٌ . Konuştu.
    تَأَهَّبَ-يَتَأَهَّبُ-تَأَهُّبٌ . Hazırlandı.
    تَوَسَّطَ-يَتَوَسَّطُ-تَوَسُّطٌ . Ortaya geldi/ortada oldu.

     

    تَفَعُّل Bâbının Özelliği (Binâsı)
    Bu baba nakledilen fiiller aşağıdaki mânâları kazanır:

     

    تفعيل . 1 babının mutavaatı:
    Örnek: كَسَّرْتُهُ فَتَكَسَّرَ (Onu kırdım, o da kırıldı).

     

    2. Tekellüf (Güçlükle elde etme):
    Örnek:
    تَشَجَّعْتُ Cesaret kazandım.

     

    3. Azar azar yapmak:
    Örnek:
    تَجَرَّعْتُ الْمَاءَ . Suyu yudum yudum içtim.

     

    4. Edinme:
    Örnek:
    تَوَسَّدْتُ الحَْجَرَ . Taşı yastık edindim.
     

     

    تَفَاعَلَ-يَتَفَاعَلُ-تَفَاعُلٌ . 5 babı:
    فَعَلَ nin baş tarafına bir tâ, fâ ile ayn arasına bir elif ilavesiyle bu bab elde edilir.
    Okuma parçasında geçen نَتَسَابَقَ fiili bu babtandır.
    . تَسَابَقَ-يَتَسَابَقُ-تَسَابُقٌ

     

    Özelliği (Binâsı)
    تَفَاعُلٌ babına nakledilen fiiller şu mânâları kazanır:

     

    1. Müşareket:
    Örnek:
    تَنَاصَرَ عَلِيٌّ ومُحَمَّدٌ . Ali’yle Muhammed yardımlaştılar.

     

    2. Olmayanı Var Göstermek:

     

    Örnek:
    تَمَاوَتْنَا Ölü numarası yaptık.

     

    مُفَاعَلَة. 3 babının mutavaatı:
    Örnek:
    بَاعَدْتُهَ فَتَبَاعَدَ . Onu uzaklaştırdım, o da uzaklaştı.
    Aşağıdaki bablardan hangilerinin mutâvaat ifade ettiğini belirtiniz.
    :تَفَاعُل
    :تَفَعُّل
    :اِفْعِلاَل
    :اِفْتِعَال
    :اِنْفِعَال

     

    Sülâsînin Mezîdi Südâsî Fiiller
    Sülâsîye üç harf ilave edilerek elde edilen dört bab vardır:
    اِسْتَفْعَلَ-يَسْتَفْعِلُ-اِسْتِفْعَالٌ . 1 babı:
    فَعَلَ nin baş tarafına hemze, sîn ve tâ ( اِسْتَ ) ilave edilmek suretiyle bu bab elde edilmiştir.
    Okuma parçasında geçen تَسْتَمِرُّ ve اِسْتَيْقَظَ fiilleri bu babtandır.

     

    اِسْتَمَرَّ-يَسْتَمِرُّ-اِسْتِمْرَارٌ . : devam etti
    اِسْتَيْقَظَ-يَسْتَيْقِظُ-اِسْتِيقَاظٌ .: uyandı

     

    Özelliği (Binâsı)
    Bu baba nakledilen fiiller, genellikle şu mânâları ifade ederler:

     

    1. Taleb (İstemek):
    Örnek:
    اِسْتَغْفَرْتُ اللهَ Allah’tan bağışlanma istedim.

     

    2. Bir halden bir hale dönme:
    Örnek:
    اِسْتَحْجَرَ الطِّينُ Çamur taşlaştı.

     

    3. Bir şeyde fiilin aslının sıfat olarak bulunduğuna inanmak:
    Örnek:
    اِسْتَحْسَنْتُ أَمْرَكَ . İşinin güzel olduğuna inandım/beğendim.

     

    اِفْعَوْعَلَ-يَفْعَوْعِلُ-اِفْعِيعَالٌ . 2 babı:
    فَعَلَ nin baş tarafına bir hemze, aynıyla (ikinci harfiyle) lâmı (üçüncü harfi) arasına bir vav ve ayın cinsinden bir harf ilave edilmek suretiyle bu bab elde edilir.
    اِحْلَوْلَى يَحْلَوْلِى اِحْلِيلاَءٌ (tatlı olmak, tatlı bulmak) bu babın örneğidir. Bu bab, mânâya mübalağa (abartma) kazandırmak içindir.

     

    اِفْعَوَّلَ- يَفْعَوِّلُ- اِفْعِوَّالٌ . 3 babı: فَعَلَ nin baş tarafına bir hemze, aynıyla lâmı arasına şeddeli bir vav ilavesiyle bu bab elde edilir.
    اِجْلَوَّذَ- يَجْلَوِّذُ- اِجْلِوَّاذٌ (hızlı yürümek) fiili bu baba örnektir.
    اِفْعِوَّالٌ babı da mübalağa için kullanılır.

     

    اِفْعَالَّ-يَفْعَالُّ-اِفْعِيلاَلٌ . 4 babı: فَعَلَ nin baş tarafına bir hemze, aynıyla lâmı arasına bir elif ilavesi ve lâmın tekrarıyla elde edilir.
    اِصْفَارَّ-يَصْفَارُّ-اِصْفِيرَارٌ (sapsarı olmak) fiili bu baba örnektir. Bu bab da, renk ve özürlerin mübalağalı anlatımı için kullanılır. Sülâsînin mezîdi südâsî fiillerden hangisi renk ve özürlerin mübalağalı
    anlatımı için kullanılır?

     

    Rubâî Mucerred Fiiller
    Arapçada asıl (kök) harfleri dört olan fiillere rubâî mücerred (ilâvesiz dörtlü) fiiller denilir. Rubâî mücerredin bir babı vardır. O da:
    فَعْلَلَ- يُفَعْلِلُ- فَعْلَلَةٌ وَفِعْلاَلٌ babıdır.
    دَحْرَجَ – يُدَحْرِجُ – دَحْرَجَةٌ (yuvarlamak), rubâî mücerrede örnektir.

     

    Bu bab gelen fiillerin çoğu müteaddî, bazıları da lâzımdır. Örnek:
    دَحْرَجَ اللاَّعِبُ الكُرَةَ . Oyuncu topu yuvarladı.
    عَسْعَسَ اللَّيْلُ Gece karanlığı bastı.

     

    Rubâînin Mezîdi Humâsî Fiiller
    Aslı dört hafli olan Rubâî fiillere ( ت) eklenerek elde edilen mezîdi humâsî bir babtır. Bu: تَفَعْلَلَ- يَتَفَعْلَلُ- تَفَعْلُلٌ babıdır. فَعْلَلَ nin baş tarafına bir tâ ilavesiyle bu bab elde edilir.
    تَدَحْرَجَ-يَتَدَحْرَجُ-تَدَحْرُجٌ (yuvarlanmak) fiili bu baba örnektir. Bunun rubâîsi, دَحْرَجَ (yuvarladı) fiilidir.
    Bu bab, mutavaat (dönüşlülük) içindir.

     

    Örnek:
    زَحْزَحْتُ الحَجَرَ فَتَزَحْزَحَ Taşı kımıldattım, o da kımıldadı.

     

    Rubâînin Mezîdi Südâsî Fiiller
    Rubâînin mezîdi sudâsînin iki babı vardır.

     

    اِفْعَنْلَلَ-يَفْعَنْلِلُ-اِفْعِنْلاَلٌ . 1 babı: فَعْلَلَ nin baş tarafına bir hemze, aynıyla birinci lâmı arasına bir nun ilave edilmek suretiyle bu bab elde edilir. اِحْرَنْجَمَ-يَحْرَنْجِمُ-اِحْرِنْجَامٌ (toplanmak) fiili bu baba örnektir. Bunun rubâîsi, حَرْجَمَ (topladı) fiilidir.
    اِفْعِنْلاَلٌ babı, mutavaat (dönüşlülük) için kullanılır.

     

    اِفْعَلَلَّ-يَفْعَلِلُّ-اِفْعِلاَّلٌ . 2 babı: فَعْلَلَ nin baş tarafına bir hemze ile ikinci lam cinsinden bir harf ilave edilerek bu bab elde edilir.
    اِطْمَأَنَّ-يَطْمَئِنُّ-اِطْمِئْنَانٌ (yatışmak) fiili buna örnektir. Bunun rubâîsi طَمْأَنَ (yatıştırdı) fiilidir. اِفْعِلاَّلٌ babı, mutavaat (dönüşlülük) ifade eder.

     

  • Saad Al Ghamdi Hatim Seti İndir

     

    4 rar dosyasını indirdikten sonra aşağıdaki şifreyi girerek dosyayı dışarı çıkartmalısınız.

     

    DİKKAT DOSYA ŞİFRELİDİR. ŞİFRE: www.fasiharabic.com

     

    Bu hatim seti  sure suredir. Hem imam hatip öğretmenleri hemde öğrencileri için elverişlidir. Bunun yanında hafızlık çalışmaları için de uygundur. 

    Saad Al Ghamdi  Hatim Seti Dinle – İndir

     

  • Kane ve Kardeşleri – Açıköğretim İlahiyat Arapça Dersleri

    Kâne ve Benzerleri

    İsim cümleleri isimle başlayan cümlelerdir. Mübteda (özne) ve haber (yüklem) adıyla anılan iki unsurdan oluşmaktadır. İrab yönünden mübteda ve haberin her ikisi de merfudurlar. İsim cümlesi temel cümle birimlerinden biri olmakla birlikte bu yapının başına bazı fiiller ve harfler gelerek isim cümlesinin yapısını değiştirmekte, temel yapısına yeni anlamlar kazandırmaktadır. İsim cümlesinin başına gelerek onun yapısını değiştiren fiil grubundan birisi “nâkıs fiiller” olarak isimlendirilen “Kâne ve ehevâtuha: Kâne ve benzerleri”dir.

    Kâne ve benzerleri kelime türleri içinde fiil grubunda yer alır ve fiilin yapı özelliklerini gösterirler. Zaman yönünden mâzi (geçmiş zaman), muzâri (şimdiki/geniş/gelecek zaman) ve emir kipleri ve şahıslara göre çekimleri bulunmaktadır. Cümle içinde işlevleri açısından iki tür yapı özelliği göstermektedirler.

    Bu fiillerin anlamları merfuları (fâil: özne) ile tamam oluyor ve mansûb bir isme ihtiyaç duymuyorlarsa bu durumda “tam fiil” olarak değerlendirilmektedirler. Tam fiil oldukları zaman fâil alıp ref ederler. Tam fiiller iş oluşa (hades), zamana ve fiil ile fâil arasında gerçekleşen isnada delalet ederler. Şayet bu fiillerin anlamları fâilleri (özne) ile tamam olmayıp mutlaka mansûb bir isme ihtiyaç duyuyorlarsa bu durumda “nâkıs” fiil olarak görev yapmaktadırlar.

    Nâkıs fiiller isimleri ile  haberleri arasındaki isnada ve bu isnadın zamanına delalet etmekte, işoluşa delalet etmemektedirler. Kâne ve benzerleri nâkıs fiil olarak görev yaptıkları zaman isim cümlesinin başına gelir, isim cümlesinin yapısını değiştirirler. Mübtedayı kendilerine isim olarak alır ref eder, mübtedanın haberini de haber olarak alır nasb ederler.

    İsim cümlesinin yapısını bu şekilde değiştirmeleri sebebiyle “nevâsih: hükmü giderenler/değiştirenler” adıyla da anılmaktadırlar.

     

     

    Dilbilgisi  Kane ve  Benzerleri

     

    Kâne ve benzerleri şu fiillerden oluşmaktadır:

     

    كَانَ، صَارَ، أَصْبَحَ، أَضْحَى، أمْسَى، ظَلَّ، باتَ، لَيْسَ، مازَالَ، مَا بَرِحَ، ما فَتِئَ، ما انفَكَّ، مادَامَ.

     

    Kâne ve benzerlerinin iki türlü kullanımları söz konusudur:

     

     a. Tam fiil  olarak, b. Nâkıs fiil olarak:

     

    a. Tam Fiil Olarak Kullanılmaları: Eğer “kâne ve benzerleri”nin anlamları habere ihtiyaç duyulmaksızın fâilleri ile tamam olursa bu durumda tam fiil kabul edilirler. Tam fiiller iş oluş (hades) ve zamana delâlet ederler. Kâne ve benzerlerinden olan ( مادام، مابَرِحَ، باتَ، ظَلّ، أمْسَى، أضْحَى، أصْبَحَ، صَارَ، كاَنَ ) fiilleri tam fiil olarak da görev yaparlar. Ancak ( ما فَتِئَ، مازَالَ، لَيْسَ ) fiilleri tam fiil olmaz, daima nâkıs fiil olurlar.

     

    Kâne ve benzerleri tam fiil oldukları zaman anlamları nâkıs fiil olarak kullanıldıklarındaki anlamlarından farklı olur ve şu anlamları ifade ederler:

     

    (Bulundu, meydana geldi) . كانَ: وُجِدَ، حَصَلَ

     

    (Döndü, bir halden başka hâle geçti) . صارَ: رَجَعَ ، انتقل من حال إلى آخرَ

     

    (Sabah vaktine erişti, sabahladı) . أصْبَحَ: دخَلَ في الصباحِ

     

    (Kuşluk vaktine girdi, kuşluğa erişti) . أضْحَى:دَخَلَ في الضُّحى

     

    (Akşam vaktine girdi, akşamladı) . أمْسَى:دَخَلَ في المسَاءِ

    (Kaldı, sürdürdü, devam etti) . ظَلَّ: بَقِيَ، دامَ، اسْتَمَرّ

     

    (Geceledi, geceye girdi) . بَاتَ:دخَلَ في الليلِ

     

    (Kaldı, sürdü) . دَامَ: بَقِيَ، استَمَرّ

     

    (Çözüldü, ayrıldı, bitti) . انْفَكَّ: انْحَلّ، انْفَصَلَ وانْتَهَى

     

    (Gitti, ayrıldı) . بَرِحَ: ذَهَبَ وفارَقَ

     

    Bu fiillerin tam fiil olarak kullanılmaları ile ilgili aşağıdaki örnekleri inceleyiniz:

     

    قال النَّبِيُّ عليه السلامُ: اللَّهم بكَ أصْبَحْنَا وبكَ أمْسَيْنَا وبكَ نَحْيَا وبكَ نَمُوتُ وإليكَ الْمَصيرُ.

     

    (Hz. Peygamber (s.a.) şöyle buyurmuştur: Allahım, senin sayende sabahlıyor, senin sayende akşamlıyor, senin sayende diriliyor, senin sayende ölüyoruz, dönüşümüz sanadır.)
    Hz. Peygamber’in bu duasında geçen ( أصْبَحْنا،أمْسَيْنا ) fiilleri tam fiil anlamında işoluşa ve zamana delâlet etmiştir. Şu örneklerde de kâne ve benzerleri tam fiil olarak kullanılmışlardır:
    (Kuşlar yuvalarına sığınır ve geceyi geçirir.) . تأوِي الطيورُ إلى أعْشَاشِهَا فَتَبِيتُ Bu cümlede geçen ( تَبِيتُ ) fiili “kâne ve benzerleri”nden olup tam fiildir,fâili ile anlamı tamam olmuştur.

     

    وهَكَذا كانَتْ أيامُنا، إذا أصْبَحْنَا لم نَتَوَقَّعْ أن نُضْحِيَ، وإذا أضْحَيْنَا لم نَتَوَقَّعْ أن نمُْسِي، ولكنَّ اللهَ كانَ لطيفًا

     

    بِنَا .

     

    (Günlerimiz işte bu şekilde geçti, sabahladığımız zaman kuşluk vaktine ulaşmayı ummuyorduk, kuşluk vaktine eriştiğimiz zaman akşama ereceğimizi ummuyorduk, ancak Allah bize karşı lütufkârdı.) Bu cümlede geçen( كانَتْ أيّامُنا ) fiil ve fâilden oluşmuş “günlerimiz geçti” anlamındadır. Aynı şekilde أصْبَحْنَا, نُضْحِيَ, أضْحَيْنَا, نُمْسِي fiilleri fâilleri ile birlikte gelmiş ve fâilleri ile
    anlamları tamam olmuştur, işoluşa ve zamana delâlet etmişlerdir.

     

    (Akşama her eriştiğimde kendimi hesaba çekerim.). كُلَّما أمْسَيتُ حاسَبْتُ نَفْسِي Bu cümlede yer alan أمسيتُ fiili “kâne ve benzerleri”ndendir, tam fiildir, fâille anlamı tamam olmuştur.

     

    b. Nâkıs Fiil Olarak Kullanılmaları: “Kâne ve benzerleri” isim cümlesinin başına geldikleri zaman nâkıs fiil kabul edilmektedir. Çünkü bunlar yukarıda da belirttiğimiz gibi bu durumda işoluşa delâlet etmezler; isimleri (merfu‘ları) ile anlamları tamam olmadığı için habere ihtiyaç duyarlar.

     

    Bu durumda isim cümlesinin yapısını da değiştirirler. Mübtedayı kendilerine isim olarak alır ref‘ eder, haberi de kendilerine haber olarak alır nasbederler. الزِّحامُ شَدِيدٌ) ) “Kalabalık çoktur” anlamındaki cümle mübteda konumunda olan الزِّحامُ) ) ve haber olan ( شَدِيدٌ ) kelimelerinden oluşmuş bir isim cümlesidir. Bu cümlenin başına nâkıs fiillerden olan ( كانَ ) getirildiği zaman ( (كانَ الزِّحامُ شَدِيدا şeklinde irâb ve anlam yönünden değişikliğe uğramaktadır.

     

    Mübteda olan الزِّحامُ) ) kelimesi ( كانَ ) fiilinin ismi olarak zamme ile merfu‘ olmakta, haber  konumunda olan ( شَدِيداً ) kelimesi ise bu fiilin haberine dönüşerek mansûb olmaktadır. Anlamı ise “Kalabalık çoktu” şekline dönüşmektedir. Aşağıdaki isim cümlelerini ve başlarına “kâne ve benzerleri” geldikten sonraki durumlarını inceleyiniz:

     

    (Sıcak şiddetli idi.) . كانَ الحَرُّ شَدِيداً  (Sıcak şiddetlidir.) . 1. الحَرُّ شَدِيدٌ

     

    (Meyve olgunlaştı.) . صَارَ الثَّمَرُ نَاضِجاً (Meyve olgundur.) . 2. الثَّمَرُ نَاضِجٌ

     

    (Işık parıldadı.) . ظَلَّ النُّورُ ساطِعاً (Işık parıldar.) . 3. النُّورُ سَاطِعٌ

     

    (Gökyüzü bulutsuzdur.) . 4. السَّماءُ صافِيَةٌ

     

    (Gökyüzü bulutsuz oldu.) . أصْبَحَ السَّماءُ صافِيَةً

     

    (Ali hasta oldu.) . أضْحَى علِيٌّ مَرِيضاً (Ali hastadır.) . 5. عَلِيٌّ مَرِيضٌ

     

    (Rüzgârlar şiddetlidir.) . 6. الرِّياحُ شَدِيدَةٌ

     

    (Rüzgârlar şiddetli değildir.) . لَيْسَتْ الرِّياحُ شَدِيدَةً

     

    (Hasta acı çekti.) . باتَ المرَِيضُ مُتَألِّماً (Hasta acı çekiyor.) . 7. المرَِيضُ مُتَألِّمٌ

     

    (İşçi yorgun oldu.) . أمسَى العامِلُ مُتْعَبَاً (İşçi yorgundur.) . 8. العامِلُ مُتْعَ

     

     

     

    Kâne ve Benzerlerinin İsimlerine Uyumu

     

    Kâne ve benzerleri, diğer fiillerin fâillerine olan uyumları gibi müzekkerlik ve müenneslik yönünden isimlerine uyum gösterirler. Meselâ ( الوردُ في الحَدِيقةِ مُتَفَتِّحٌ ) “Bahçedeki çiçek açmıştır” anlamındaki bu isim cümlesinin başına أضْحَى) ) yı getirdiğimiz zaman cümlede mübteda konumunda yer alan ( (الوَرْدُ kelimesi ( أضْحَى ) fiilinin ismi haline gelmektedir. Kelime müzekker olduğu için ( أضْحَى ) fiili de ona uyarak müzekker siygasında gelmektedir: .( أضحى الوَرْدُ  (في الحَدِيقةِ مُتَفَتِّحاً الفاكِهَةُ ناضِجَةٌ) ) isim cümlesinin başına ( صَارَ ) fiilini getirdiğimiz zaman bu fiilin ismi konumuna geçen ( الفاكِهَةُ ) müennes olduğu için ( صَارَ ) fiili de müennes olarak gelir ve cümle şu şekle dönüşür:.( (صارَت الفاكِهَةُ ناضِجَةً Fiil fâil uyumunda olduğu gibi, kâne ve benzerleri de isimleri müfredtesniye veya cemî gelse bile sürekli olarak müfred müzekker veya müfred müennes olarak gelirlerler. Meselâ ( الحارسانِ مُسْتَيْقِظَانِ ) isim cümlesinde mübteda ve haber birbirlerine uyumlu olarak tesniye müzekker (ikil eril) hallerinde gelmiştir.

     

    Bu cümlenin başına( أصْبَحَ ) fiilini getirdiğimiz zaman ismi konumuna geçen mübteda tesniye olmasına rağmen fiil müfred müzekker olarak gelir, cümle şu şekle dönüşür: ( أصْبَحَ الحارسان مُسْتَيْقِظَيْنِ ). Aynı şekilde ( الممَُرِّضاتُ واقِفاتٌ أمامَ المسُْتَشْفي ) “Hemşireler hastanenin önünde duruyorlar” anlamındaki isim cümlesinin başına ( أمسَى ) fiilini getirdiğimiz zaman mübteda ve haber cemi müennes kelimelerden oluşmasına rağmen fiil tekil gelir, sadece isminin müennes olması sebebiyle müennes olur: ( أمسَتْ (الممَُرِّضاتُ واقِفَاتٍ أمامَ المسُْتَشْفَى

     

    Kâne ve Benzerlerinin Zaman ve Şahıslara Göre Çekimleri

     

    Kâne ve benzerleri çekim yönünden üç gruba ayrılmaktadırlar:

     

    1. Tam çekimli (mâzî muzarî emir kipleri) olanlar (Tam mutasarrıf):

     

     

     

    (كان، وأصبح، وأمسى، وأضحى، وظل، وبات، وصار)

     

    (İdi, oldu, olur). كَانيَكُونُكُنْ

     

    (Allah için kullanıldığında sonsuzluğa delalet eder)

     

    (Olmak anlamındadır.) . أصْبَحَيُصْبِحُأصْبِحْ

     

    (Olmak anlamındadır.) . أمسَىيُمْسِيأمسِ

     

    (Olmak anlamındadır.) . أضْحَىيُضْحِيأضحِ

     

    (Olmak, devam etmek, sürmek anlamındadır.) . ظَلَّيَظَلُّظَلَّ

     

    (Olmak anlamındadır.) . باتَيَبِيتُبِتْ

     

    (Olmak, dönüşmek anlamındadır.) . صارَيَصِيرُصِرْ

     

    كانَ) ) fiilinin dışındaki tam çekimli (mutasarrıf) fiiller ( ، بَاتَ، ظَلَّ، أضْحَى

     

    أمسَى، أصْبَحَ، صَارَ ) nâkıs fiil oldukları zaman tümü ( صارَ ) anlamını taşır, durum değişikliği, oluş ve dönüşüm anlamlarını ifade ederler. Bu fiillerin mâzîmuzâri ve emir kiplerine göre cümle içindeki kullanımlarına ve anlamlarına dikkat ediniz:

     

    (Ağacın meyveleri olgundur.) . 1. ثِمَارُ الشجرةِ ناضِجَةٌ

     

    (Ağacın meyveleri olgun olur.) . يَكُونُ ثِمارُ الشجرةِ ناضِجَةً

     

    (Sen çalışkan bir hocasın.) . 2. أنتَ مُدَرِّسٌ مُجْتَهِدٌ

     

    (Çalışkan bir hoca ol.) . كُنْ مُدَرِّساً مُجْتَهِداً

     

    (İlkbaharda hava mutedildir.) . 3. الطَّقسُ في الربِيعِ مُعْتَدِلٌ

     

    (İlkbaharda hava mutedil olur.) . يَصِيرُ الطّقْسُ في الرّبِيع مُعْتَدِلاً

     

    (Yağmur sağanak halindedir.). 4. المطََرُ غَزِيرٌ

     

    (Yağmur hala sağanak olarak yağıyor.). يَظلُّ المطرُ غزيراً

     

    (Hava güneşlidir.) . 5. الجَوُّ مُشْمِسٌ

     

    (Hava güneşliydi yağmurlu oldu.) . كانَ الجَوُّ مُشْمِساً صارَ مُمْطِراً

     

    Kâne ve benzerlerinin başlarına diğer fiillerde olduğu gibi bazı edatlar gelebilmektedir. Mâzî fiilin başına gelince kesinlik, mûzarî fiilin başına gelince ihtimal ifade eden ( قَدْ ) edatı, gelecek anlamı ifade eden ve muzârî fiillerin başına gelen ( س، سَوْفَ ) edatları; nefî ve nehiy anlamları ifade eden edatlar ( ما، لا، لَمْ )bu fiillerin başlarına da gelebilir.

     

    (Üzüm olgunlaşacak.) . 1. سَيَصِيرُ العِنَبُ ناضِجاً

     

    (Tacir kâr edecek.) . 2. سَوفَ يُصْبِحُ التاجرُ رابحاً

     

    (Problemin çözümü zor olmadı.) . 3. ما كانَت المشُْكِلَةُ صَعْبَةَ الحَْلِّ

     

    (Ders kolay değildi.) . 4. لَمْ يَكُن الدرسُ سَهْلاً

     

    (Bazen düşman dost olabilir.) . 5. قَدْ يَصِيرُ العَدُوُّ صَدِيقاً

     

    2. Sadece mâzî ve muzâri çekimi olan ve devamlılık bildirenler (Nâkıs

     

    mutasarrıf). Bu fiiller içinde günümüz Arapçasında en çok kullanımı olan ( ما زال  ) fiilidir, bu fiilin muzârisi genellikle ( لا يَزَالُ ) şeklinde gelir. Devamlılık
    bildiren bu fiiller şunlardır:

     

    ما زَالَلا يَزَالُ، ما بَرِحَلا يَبْرَحُ، ما فَتِئَلا يَفْتَأ، ما انْفَكَّلا يَنْفَكُّ.

     

    (Kız öğrenciler hâlâ çalışkanlar.) . 1. ما زالَتْ التلمِيذاتُ مُجْتَهِداتٍ

     

    (Yağmur hâlâ yağıyor.) . 2. لا يزالُ المطََرُ نازِلاً

     

    (Çiftçi hâlâ buğdayı saçıyor.) . 3. ما بَرِحَ الفلاحُ يَبْذُرُ القَمْحَ

     

    (Çocuk hâlâ öğreniyor.) . 4. ما فتِئَ الغُلامُ يَتَعَلَّمُ

     

     

    3. Sadece mâzî kipi bulunan fiiller (Câmid).

     

    (لَيْسَ، ما دَامَ)

     

    لَيْسَ) ) fiili isim cümlesini olumsuz yapan “câmid” bir fiildir. Mâzî kipinde tüm şahıs zamirlerine çekimi yapılabilmektedir. ( العامِلُ نَشِيطٌ ) “İşçi çeviktir” cümlesinin başına bu nâkıs fiili getirdiğimiz zaman ( ليسَ العامِلُ نَشِيطاً ) “İşçi çevik değildir” şeklinde isim cümlesini olumsuz yapmış oluruz.

     

    ما دَامَ) ) fiili cümledeki başka bir fiilin zamanını gösteren zaman zarfıdır. “ müddetince, dığı sürece, dıkça” gibi masdariyet ve zamam anlamını bildirir. أحِبُّ الطالِبَ مادامَ مُهَذَّباً) ) “Terbiyeli olduğu sürece öğrenciyi severim” örneğinde olduğu gibi  fiilinin tek zaman kipi olan mâzi kipinde şahıs zamirlerine göre çekimi şu şekilde gerçekleşmektedir.

     

    هو طالبٌ-لَيْسَ طالباً (ليسَ-هو).

     

    هُما طالبانِ-لَيْسا طالِبَيْنِ (لَيْسَا-هما).

     

    هُمْ طٌلاّبٌ-لَيْسُوا طُلاَّباً (لَيْسُوا-هُمْ).

     

    هِيَ طالِبَةٌ-لَيْسَتْ طالِبَةً (لَيْسَتْ-هِيَ).

     

    هُما طالِبَتانِ-لَيْسَتَا طالِبَتَيْنِ (لَيْسَتَا-هما).

     

    هُنَّ طالِباتٌ-لَسْنَ طالِبَاتٍ (لَسْنَ-هنّ).

     

    أنتَ طالِبٌ-لَسْتَ طالِباً (لَسْتَ-أنتَ).

     

    أنْتُما طالِبانِ-لَسْتُما طالِبَيْنِ (لَسْتُما-أنتُما).

     

    أنتُمْ طُلاّبٌ-لَسْتُمْ طُلاّباً (لَسْتُمْ-أنْتُمْ).

     

    أنْتِ طالِبَةٌ-لَسْتِ طالِبَةً (لَسْتِ-أنْتِ).

     

    أنْتُما طالِبَتانِ-لَسْتُما طالِبَتَيْنِ (لَسْتُما-أنْتُما).

     

    أنْتُنَّ طالِباتٌ-لَسْتُنّ طالِباتٍ (لَسْتُنَّ-أنْتُنّ).

     

    أنا طالِبٌ-لَسْتُ طالباً (لَسْتُ-أنا).

     

    نَحنُ طلابٌ-لَسْنا طُلاباً (لَسْنا-نَحْنُ).

     

     

    Kâne ve Benzerlerinin İsim ve Haberlerinin İrabı

     

    Kâne ve benzerleri fiiller nâkıs fiil oldukları zaman isim cümlelerinin başına gelirler. Bu fiiller isim cümlesinin tüm yapı biçimlerinde başlarına gelir, mübtedayı kendilerine isim alır ref eder, haberi de haber olarak alır. nasbederler. Mübtedanın haberden önce veya sonra gelmesi bunların amel etmelerinde hiçbir değişiklik meydana getirmez. Meselâ ( (هذا رجُلٌ صالِحٌ
    cümlesinde mübteda nekre olduğu için haberden sonra gelmiştir.

     

    Bu isim cümlesinin başına ( كانَ ) nâkıs fiilini getirdiğimiz zaman ( (كانَ في البَيْتِ رَجُلٌ şeklinde olur ve mübteda olan ( رَجُلٌ ) kelimesi ( كانَ ) nin ismi olarak merfu olur. Kâne ve benzerleri isim cümlesinin ögelerinin irabını değiştirmekle birlikte isim cümlesinde mübteda ve haberin uyumu noktasında hiçbir etkide bulunamazlar. İsimleri ve haberleri müzekkerlik-müenneslik, müfred, tesniye ve cemi olarak birbirlerine uyumlu gelirler.

     

    1. İsim ve haberleri müfred müzekker, müfred müennes veya akılsız varlıkların cemi teksîri olurlarsa; isimleri zamme ile merfu haberleri de fetha ile mansûb olur.

     

    (Ev temiz oldu) . صارَ البَيْتُ نَظِيفاً – (Ev temizdir.) . البَيْتُ نَظِيفٌ

     

    (Mühendis faal oldu.) . أصْبَحَتْ المهَُنْدِسَةُ نَشِيطةً – (Mühendis faaldir.) . المهَُنْدِسَةُ نَشِيطةٌ

     

    (Ağaçlar yapraklandı.). ظَلَّتْ الأشجارُ مُورِقَةً – (Ağaçlar yapraklıdır.) . الأشْجَارُ مُورِقَةٌ

     

    2. Nâkıs fiillerin isim ve haberleri tesniye müzekker veya tesniye müennes olursa, isimleri elif ( ا) ile merfu, haberleri de cezimli “ya” ( يْ ) ile mansûb olur.

     

    – (İki oyuncu hızlıdır.) . اللاّعِبانِ سَرِيعانِ

     

    (İki oyuncu hâlâ hızlıdırlar.) . لا يَزالُ اللاّعِبانِ سَرِيعَيْنِ

     

    (İki kız öğrenci laboratuardadırlar.) . الطالِبَتَانِ مَوْجُودَتَانِ في المخُْتَبَرِ

     

    (İki kız öğrenci laboratuardaydılar.) . كانَتْ الطالِبَتان مَوْجُودَتَيْنِ في المخُْتَبَرِ

     

    3. Nâkıs fiillerin isim ve haberleri cemî müzekker sâlim olurlarsa, isimleri “vav” ( و) ile merfu, haberleri de “ya” ( ِي ) ile mansûb olur. Şayet isimleri akıllı varlıkların cem-i teksiri ise zamme ile merfu olur.

     

    (Memurlar evlerine dönüyorlar.) . م الموَُظَّفُون عائِدُون إلى بُيُوِ

     

    (Memurlar evlerine döndüler.) . م أمْسَى الْمُوَظَّفُون عائِدِينَ إلى بيُُوِ

     

    (Çocuklar odada uyuyorlar.) . الأطفالُ نائِمُون في الغُرْفَةِ

     

    (Çocuklar odada uyudular.) . صَارَ الأطفالُ نائِمِينَ في الغرفَةِ

     

    4. Nâkıs fiillerin isim ve haberleri cem-i müennes sâlim olurlarsa, isimleri zamme ile merfu haberleri de kesra ile mansûb olur.

     

    (Bayan gazeteciler bakanlık binası önündeler.) . الصَّحَفِيّاتُ حاضِراتٌ أمامَ مَبْنَى الوِزَارَةِ

    ما زالَتْ الصَّحَفِيَّاتُ حاضِرَاتٍ أمامَ مَبْنَى الوِزارَةِ.

     

    (Bayan gazeteciler hâlâ bakanlık binası önündeler.)

     

    5. Kâne ve benzerleri isimleri ism-i işaret olursa, bu isimler mebnî oldukları için müfred ve cemî durumlarında nâkıs fiilin ismi olarak mahallen merfu olurlar. Tesnîye durumlarında, diğer tesniye kelimeler gibi elif ( ا) ile merfu olurlar. ( هذا رجُلُ صالِحٌ ) “Bu salih bir adamdır” isim cümlesinin başına صارَ) ) fiilini getirdiğimiz zaman cümle ( صارَ هذا رجُلاً صالحِاً ) şeklinde olur.

     

     ( (صارَ fiilinin ismi olan ( هذا ) işaret ismi mebnî olduğu için mahallen merfu olmuştur.

     

    هاتانِ الفَلاّحَتانِ نَشِيطَتانِ) ) “Bu iki çiftçi kadın faaldirler” anlamındaki isim cümlesinin başına ( أصبَحَ ) fiilini getirdiğimiz zaman cümle ( أصبَحَتْ هاتانِ الفَلاّحَتانِ نَشِيطَتَيْنِ ) şekline dönüşür. ( هاتانِ ) ism-i işareti ( أصبَحَ ) fiilinin ismi ve tesniye olduğu için elif ( ا) ile merfu olmuştur. Haberi olan ( نَشِيطَتَيْنِ ) kelimesi de “ya” ile mansûbdur.

     

    هؤلاء التلمِيذاتُ نَاجِحاتٌ) ) “Bu kız öğrenciler başarılıdırlar” anlamındaki isim cümlesinin başına ( صارَ ) fiilini getirdiğimiz zaman cümle ( صارتْ هؤلاء التلمِيذاتُ ناجِحاتٍ ) şekline dönüşmektedir.

     

    ( هؤلاء ) çoğul işaret ismi ( صارَ ) fiilinin ismi olarak mebni olduğu için mahallen merfu olmuştur. ( التلمِيذاتُ ) kelimesi ( (هؤلاء işaret isminin sıfatı olarak zamme ile merfu olmuştur.

     

    6. Kane ve benzerlerinin isim ve haberleri “mütekellim yâ”sının dışında bir isme muzaf olmuş “beş isim” olursa ismi vav ( و) ile merfu olur. ( أبُوكَ مُوَظَّفٌ مُجْتَهِدٌ ) cümlesinin başına ( كانَ ) fiilini getirdiğimiz zaman cümle ( كانَ أبُوكَ مُوَظَّفاً مُجْتَهِداً ) şeklinde olur, ( أبُوكَ ) kelimesi ( كانَ ) nin ismi olarak vâv ( و) ile merfu olmuştur. ( مُوَظفاً ) kelimesi de haberi olarak fetha ile mansûb olmuştur.

  • İnne Ve Kardeşleri – Açıköğretim İlahiyat Arapça Dersleri

    inne-ve-kardesleri-inne-ve-benzerleri

    “İnne ve Benzerleri”nin Tanımı ve Görevleri

    inne-ve-kardesleri

    İnne ve Benzerleri

    Arap dilinde harflerin (edatların) kendi başlarına anlamları olmamakla birlikte cümle içinde çok aktif görev icra ederler. Kelimelerin birbirlerine  bağlanmasını sağlarlar. Bazı harfler, önüne geldikleri kelimelerin irâblarında değişiklik meydana getirirler. Bu irâb değişikliği ile birlikte cümleye yeni anlamlar da katarlar. Bu yüzden harflerin birkaç istisnası hariç büyük bir
    ekseriyeti “âmil: etki eden” adıyla anılmışlardır.

    “İnne ve ehavâtuhâ: İnne ve benzerleri” “amil” olan harflerdendir. Kendi başlarına anlamları olmamakla birlikte isim cümlesinin başına gelirler, mübtedayı kendilerine isim olarak alır nasb eder, haberi de haberleri olarak alır ref‘ ederler. İsim cümlesine her biri ayrı bir anlam kazandırır.

    “İnne ve benzerleri” Arapçada “elhurûfulmüşebbehe bil fiil: fiile benzeyen harfler” adıyla da anılmaktadır. Çünkü bunlar fiil gibi üç ve daha fazla harflidirler ve fetha üzerine mebnîdirler. Anlam yönünden cümle içinde fiile benzer anlamlar taşırlar. Pekiştirme, kesinlik, mastara dönüştürme, benzetme, düzeltmedoğrultma, olması mümkün olan şeyi veya olması mümkün olmayan şeyi isteme gibi anlamları ifade ederler.

    Bu harflere, isim cümlesinin başına gelerek mübtedayı kendilerine isim alarak nasb etmeleri, haberi de haber olarak almaları ve merfu‘ yapmaları sebebiyle “nevâsih: hükmü kaldıranlar/değiştirenler” de denir.

    “İnne ve benzerleri” tüm diğer harfler gibi Arap dilinde “mebnî” dediğimiz, hiçbir surette yapısı ve harekesi değişmeyen kelime grubu içinde yer alırlar. Bunların müzekkerlikmüenneslik, müfred, tesniye ve cemi olma durumları yoktur.

     

     

    Dilbilgisi İnne ve  Benzerleri

     

    “İnne ve Benzerleri”nin Tanımı ve Görevleri

     

    Arapçada isim cümlesinin başına gelerek onun yapısını ve anlamını değiştiren “kâne ve ehevâtuhâ” gibi nâkıs fiiller ve bir takım harfler vardır. “İnne ve ehevâtuhâ/İnne ve benzerleri” adı verilen harfler isim cümlesinin başına gelerek yapısını değiştiren harflerdendir. “İnne ve ehêvâtuha”, “elhurûful müşebbehe bil fiil”, “elhurûfunnevâsih” adı verilen bu harfler şunlardır:

     

    (إنَّ ، أنَّ ، كَأَنَّ ، لكِنَّ ، لَيْتَ ، لَعَلَّ)
    Bu harfler isim cümlesinin başına gelerek mübtedayı kendilerine isim olarak alır nasb eder, haberi de haberleri olarak alır ref ederler. ( (العِلْمُ نُورٌ “İlim ışıktır” anlamındaki bu isim cümlesi mübteda olan ( العلمُ ) kelimesi ile haber olan ( نُورٌ ) kelimelerinden oluşmaktadır. Bu cümlenin başına bu harflerden ( إنّ )yi getirdiğimiz zaman cümle şu şekle dönüşmektedir: ( إنّ العِلْمَ
    نُورٌ ) “Muhakkak ilim nurdur”. Bu durumda ( العلمُ ) kelimesi ( إنّ ) nin ismi olarak mansûb olmakta, ( نُورٌ ) kelimesi de haberi olarak merfû olmaktadır.

     

    Şu örnekleri inceleyiniz:

     

    1. اللهُ غَفُورٌ رَحِيمٌ إنّ اللهَ غَفُورٌ رَحِيمٌ.

     

    2. الخَبَرُ صَحيحٌ ليتَ الخَبَرَ صَحيحٌ.

     

    3. الربِيعُ قادِمٌ يَسُرُّنِي أنَّ الرَّبِيعَ قادمٌ.

     

    İnne ve Benzerlerinin Cümleye Kazandırdıkları Anlamlar إِنَّ) ): Tekit ve pekiştirme (tahkîk ve tekîd) edatıdır. İsim cümlesinin anlamını tekit eder ve pekiştirir. Cümlenin anlamına “muhakkak, kesinlikle, şüphesiz, gerçekten, elbette” gibi anlamlar katar. Genellikle bu harf muhatabın o konuda şüphe içinde olması, kafasının karışık olması durumunda veya olayın önemini vurgulamak için kullanılır.

     

    Bu harf ile cümleye doğrudan başlanılır. Meselâ, ( الجَمَلُ صَبُورٌ ) “Deve sabırlıdır” anlamındaki isim cümlesinin başına ( إنَّ ) harfini getirdiğimiz zaman cümle ( إنّ الجَمَلَ صَبُورٌ ) “Kesinlikle deve sabırlıdır” şekline dönüşmektedir. Mübtedayı kendisine isim olarak alıp nasb etmekte, haberi de haber olarak alıp ref etmektedir. Şu örneklerin yapı ve anlamlarına dikkat ediniz.Muhammet elbette öğrencidir. .

     

     1. مُحَمَّدٌ طالِبٌ. إنّ مُحَمداً طالِبٌ

    Muhakkak edep gereklidir

     

    . . 2. الأدَبُ واجِبٌ. إنَّ الأدَبَ واجِبٌ

     

    Kesinlikle cadde geniştir. . 3. الشارِعُ واسِعٌ. إنَّ الشارِعَ واسِعٌ
    أَن

     

    َّ) ): Bu harf de ( إِنَّ ) gibi tekit ve pekiştirme harfıdir. Ancak bu harf ( (إِنَّ harfinden farklı olarak başına geldiği isim cümlesinin anlamını mastara çevirir, onu anlam yönünden cümle olmaktan çıkarır. Bu sebeple bu harf bir anlam ifade eden cümlenin başında bulunmaz, ismi ve haberiyle birlikte başka bir cümlenin unsuru haline dönüşür. ( أَنَّ ) isim cümlesinin anlamını
    başka cümleye bağlarken “dığı, dığını, eceği” gibi bağlaç görevi görür. ( (أَنَّ nin isim ve haberinden oluşan cümleye “masdarı müevvel, tevilli mastar” denir.

     

    Bu yapı Arap dilinde cümlelerin anlamına derinlik ve genişlik kazandıran, kullanımı çok yaygın olan bir yapıdır. Meselâ, ( (علِيٌّ ذاهِبٌ إلى السُّوقِ “Ali çarşıya gidiyor” cümlesinin başına ( أَنَّ ) yi getirdiğimiz zaman bu cümle أنّ علِيّاً ذاهِبٌ إلى السّوقِ) ) “Alinin çarşıya gitmesi” şeklinde mastara dönüşür ve tek başına bir anlam ifade etmez. Başka bir ana cümleye bağlamamız gerekir
    ve şöyle deriz:, ( رأيتُ أنّ عليّاً ذاهِبٌ إلى السُّوقِ ) “Alinin çarşıya gittiğini gördüm.”

     

    Şu cümleleri inceleyiniz:

     

    Yazın sıcaklık şiddetlidir. . 1. الحَرُّ شَدِيدٌ في الصَّيفِ

     

    Yazın sıcağın şiddetli olduğunu hissettim. . شَعَرتُ أنّ الحَرَّ شَدِيدٌ في الصّيفِ

     

    Kız hastadır. . 2. البِنْتُ مَرِيضَةٌ

     

    Kızın hasta olması bana acı veriyor. . يُؤْلِمُنِي أنّ البِنْتَ مَرِيضَةٌ

     

    Çalışkanlar daima başarılıdırlar. . 3. المجُْتَهِدُون ناجِحُون دائماً

     

    Çalışkanların daima başarılı olduklarını bil. . إعْلَمْ أنّ المجُْتَهِدِين ناجِحُون دائِماً
    كَأَنَّ) ): Teşbih (benzetme) edatıdır, cümleye “güya, sanki, mış gibi”

     

    anlamlar kazandırırır. İsmini haberine benzetme görevi görür. Meselâ ( الجُنْدِيُّ أسَدٌ ) “Asker aslandır” anlamındaki bu cümlenin başına ( كَأَنَّ ) edatını getirdiğimiz zaman cümle ( كَأَنّ الجُنْدِيَّ أسَدٌ ) “Asker sanki aslandır” anlamına bürünmektedir.

     

    Şu örnekleri inceleyiniz.

     

    Kitap sanki arkadaştır. . 1. الكِتابُ رَفِيقٌ. كأَنَّ الكِتابَ رَفِيقٌ

     

    Ay sanki kandildir. . 2. القَمَرُ مِصْبَاحٌ. كأَنَّ القَمرَ مِصْبَاحٌ

     

    Otomobil sanki füzedir. . 3. السّيّارَةُ صارُوخٌ. كأنَّ السّيّارَةَ صارُوخٌ لكِنَّ) ): Bu harf istidrak (hatayı düzeltmek, telafi etmek) içindir, “lakin, ancak, fakat” anlamlarını ifade eder. Birbirine ters olan iki hüküm arasında yer alır, önceki cümlenin ifade ettiği anlamın yanlış anlaşılmasını önlemek için o hükmü düzeltir. Bu sebepten dolayı doğrudan cümleye bu harf ile başlanılmaz.

     

     Meselâ, (. حَضَرَ الطلابُ. سَلِيمٌ غائِبٌ ) “Öğrenciler geldi. Selim yoktur.” cümlelerini ( لكنّ ) ile birleştirdiğimiz zaman şu şekle dönüşmektedirler: (. حضَرَ الطلابُ لَكِنَّ سَلِيماً غائِبٌ ) “Öğrenciler geldiler ancak Selim yok.” Birinci cümlede anlatılan durum ikinci cümle ile düzeltilmiştir.

     

     Şu cümleleri inceleyiniz.
    1. الجَوُّ مُمْطِرٌ.الشمسُ مُشْرِقَةٌ. الجوُّ مُمْطِرٌ لكنّ الشمسَ مُشْرِقَةٌ.

     

    Hava yağışlıdır, ancak güneş ışık saçıyor.

     

    2. الحَدِيقَةُ واسِعَةٌ. الأشْجارُ قَلِيلَةٌ. الحَدِيقَةُ واسِعَةٌ لكنّ الأشجارَ قَلِيلةٌ.

     

    Bahçe geniştir, ancak ağaçlar azdır.

     

    3. مبنَى الكُلّيّةِ كَبِيرٌ. الطلابُ قلِيلُون. مَبْنَى الكُلِّيّةِ كَبِيرٌ لكنّ الطلابَ قلِيلُون.

     

     

     

    Fakültenin binası büyüktür, ancak öğrenciler azdır.
    لَيْتَ) ): Temenni içindir, “keşke” anlamını içerir. Bu harf olması mümkün olmayan veya olması çok zor olan şeyleri temenni etmek için kullanılır.

     

    Meselâ ihtiyar biri gençliğinin geri gelmesini dilediğinde şöyle der: ( لَيْتَ الشَّبَابَ يَعُودُ يَوْماً ) “Keşke bir gün gençlik geri dönse.” Şu örnekleri inceleyiniz:
    Keşke meyve olgun olsa. . 1. الفاكِهَةُ ناضِجَةٌ. ليتَ الفاكِهَةَ ناضِجَةٌ

     

     

     

    Keşke ay bu gece doğsa. . 2. القمَرُ طالِعٌ الليلَ. لَيْتَ القَمَرَ طالِعٌ الليلَ
    ا.  ا. لَيْتَ لِي أجْنِحَةً أطِيرُ ِ  3. لِي أجْنِحَةٌ أطِيرُ ِ

     

    Keşke kendisiyle uçacacağım kanatlarım olsa. لَعَلَّ) ): Terecci (ümit etme) veya işfak (acıma, şefkat gösterme) için kullanılır. Sevilen işlerin yapılmasını istemeyi, çirkin, zor işlere bulaşmaktan sakındırmayı ifade eder.

     

    Meselâ, ( المرَِيض نائِمٌ ) “Hasta uyuyor” cümlesinin başına bu harfi getirirsek( لَعَلّ المرَِيضَ نائِمٌ ) “Umulur ki hasta uyuyor” şekline dönüşür.

     

    Şu örnekleri inceleyiniz.

     

    Umulur ki ev caddeye yakındır. 1. المنَْزِلُ قَرِيبٌ مِنْ الشارعِ. لَعَلّ المنَْزِلَ قَرِيبٌ مِنْ الشارعِ

     

    Umulur ki hoca odasındadır. . 2. الأستاذُ في غرفَتِهِ. لعَلَّ الأستاذَ في غُرْفَتِهِ

     

    Umulur ki tacir kâr eder. . 3. التّاجِرُ رابِحٌ في تِجارَتِهِ. لعلّ التاجرَ رابحٌ في تجارَتِهِ

     

     

    “İnne ve Benzerleri”nin İsimlerinin Haberlerinden Önce Gelmesi

     

    “İnne ve benzerleri”nin ismi kendilerinden önce gelemez (tekaddüm edemez). Ancak inne ve benzerlerinin haberi isimlerinden önce gelebilir.

     

    1. “İnne ve benzerleri”nin haberi cârmecrûr veya zarf olur, ismi de marife olursa, haberinin isminden önce gelmesi caizdir (isminden sonra gelmesi de mümkündür). Meselâ ( إنّ في التّأنيِّ السّلاَمَةَ ) cümlesinin haberi konumundaki ( في التّأنِي ) ismi olan ( السّلامةَ ) den önce gelmiştir. Bu cümleyi şu şekilde söylemek de caizdir: ( .(إنّ السلامَةَ في التّأنيِّ

     

    2. a. “İnne ve benzerleri”nin haberi cârmecrûr veya zarf olur ismi de nekre olursa haberinin isminden önce gelmesi vaciptir. ( (إنّ فَوْقَ الشجَرَةِ عُصْفُوراً örneğinde ( إنّ )nin ismi olan ( عُصْفُوراً ) kelimesi nekre olduğu, haberi ( (فوقَ الشجَرَةِ de zarf olduğu için haberinden sonra gelmiştir. ( إنّ في البيتِ رَجُلاً ) örneği de bunun gibidir.

     

    b. “İnne ve benzerlerinin isminde haberine dönen bir zamir bulunursa isminin haberinden sonra gelmesi vaciptir. (  إنّ في المحَْكَمَةِ قُضاَ ) “Elbette mahkemede hâkimleri vardır” cümlesinde (  قُضاَ ) kelimesi ( إنّ ) nin ismidir, haberi ( في المحَْكَمَةِ ) kelimesine dönen ( ها ) zamirini taşıdığı için isminin haberinden sonra gelmesi vaciptir. ( (لَعَلّ حَولَ المدَْرَسَةِ حارِسَها)، (إنّ في البَيْتِ صاحِبَهُ örneklerinde de ( إنّ )nin isminde haberine dönen zamir olduğu için haberinden sonra gelmiştir.

     

    انّ) ) nin Hemzesinin Kesra ve Fetha Okunduğu Yerler

     

    انّ) ) nin hemzesi şu durumlarda kesra okunur:

     

    انّ) . 1 ) tek başına anlam ifade eden bir cümlenin (sözün) başında yer aldığı zaman. ( إنّ الكِتابَ مُفِيدٌ)، (إنّ العَدلَ أساسُ الملُْكِ)، (إنّ الحَياءَ مِنْ الإيمانِ ) örneklerinde olduğu gibi.

     

    قول) . 2 ) kelimesi ve bundan türemiş olan fiil ve isimlerden sonra gelirse. قُلْ إنّ الحَقّ واضِحٌ) ) “De ki, hak açıktır” cümlesinde ( انّ ) harfi ( قُلْ ) emir fiilinden sonra gelmiştir.

     

     Şu örnekleri inceleyiniz:

     

    قُلْ إنّ الحَقَّ وَاضِحٌ. يَقُولُ الأستاذُ إنّ السّعادَةَ في القَناعَةِ. قال الطبِيبُ إنّ الرياضةَ نافِعَةٌ لِلْجِسْمِ.

     

    3. Sıla cümlesinin başında yer alırsa. ( (جاء الذي إنّهُ يحْمِلُ الأخبارَ السارّةِ

     

    “Sevindirici haberler getiren kişi geldi” cümlesinde ( انّ ) harfi ( الذي ) ismi mevsûlünün sılası olan ( يَحمِلُ الأخبارَ السارّة ) cümlesinin başında yer aldığı için kesra okunmuştur.

     

    Şu örnekleri inceleyiniz:

     

    م يعملُون بِنشاطٍ.  جاء الذي إنّهُ مُجْتَهِدٌ. رأيتُ الطالِبَ الذي إن أباهُ كاتِبٌ. سَلّمْتُ على الرجالِ الذينِ إ

     

    4. Kasemin (yemin) cevap cümlesinin başında yer alırsa. ( (واللهِ إنّ الإيمانَ قُوَّةٌ “Vallahi iman güçtür” cümlesinde ( انّ ) harfi yeminden sonra yeminin cevabı olan ( الإيمانُ قُوّةٌ ) cümlesinin başında yer aldığı için hemzesi kesra okunmuştur.( واللهِ إنّ مَحْمُوداً يَجْلِسُ مَعَ المدُِير الآن ) “Vallahi Mahmut şimdi müdürle birlikte oturuyor” cümlesi de bu örnek gibidir.
    انّ) . 5 ) harfi hal cümlesinin başında yer alırsa. ( أدرَكْتُهُ وإنّهُ يَرْكَبُ الطائرَةَ ) “Ona uçağa binerken yetiştim” cümlesinde ( وهو يَرْكَبُ الطائرةَ ) cümlesi hal cümlesidir, bunun başına ( انّ ) harfi geldiği için kesra okunmuştur. ( رَأيْتُ الطلابَ وإنَّهُم يُناقِشون هذا الأمرَ ) “Öğrencileri bu konuyu tartışırlarken gördüm” cümlesi de birinci örnek gibidir.

     

    انّ) . 6 ) harfi ( حَيْثُ ، ألا الاسْتِفْتاحِية ، إذ ) kelimelerinden sonra gelirse. (لا تَجْلِس حَيْثُ إنّ الهوَاءَ بارِدٌ ) “Havanın soğuk olduğu yere oturma” cümlesinde ( انّ ) harfi حَيثُ) ) zarfından sonra gelmiştir. ( ألا إنّ الإسلامَ لَنُورٌ ) “İyi bilin ki İslâm ışıktır” cümlesinde ( انّ ) harfi cümle başında tenbih ve konuya dikkat çekmek için kullanılan ( ألا ) harfinden sonra gelmiştir. ( تُبْ إذ إنّ اللهَ رَحِيمٌ ) “Tövbe et, zira Allah çok merhametlidir” cümlesinde ( إذْ ) edatından sonra gelmiştir.

     

    انّ) . 7 ) harfi sıfat cümlesinin başına gelirse. ( زُرْتُ رَجُلاً إنّهُ فاضِلٌ ) cümlesinde انّ) ) harfi sıfat cümlesi olan ( هو فاضِلٌ ) cümlesinin başına gelmiştir. ( اشْتَرَيْتُ كِتاباً إنّ نَفْعَهُ عَظِيمٌ ) “Kesinlikle yararı büyük olan bir kitap satın aldım” cümlesi de birinci örnek gibidir.

    Sepette olan meyveyi yedim. . ا في السّلَةِ

     

     

    “İnne ve Benzerleri”nin Amel Etmemesi

     

    “İnne ve benzerleri”ne ( ما الكافّة ) “mâi kâffe” veya diğer adıyla “mâi zâide” bitiştiği zaman onları amel etmekten alıkoyar. İsimlerini nasb edip haberlerini ref edemezler. Bu durumda harfler isim cümlelerinin başına gelme özelliğini de yitirir, fiil cümlelerinin başına da gelirler. ( إنما الحَياةُ طَيّبَةٌ ) cümlesinde ( (إنّ harfine ( ما ) bitiştiği için onu amel etmekten alıkoymuştur, bu yüzden kendisinden sonra gelen ( الحياةُ ) kelimesi onun ismi değil mübtedadır ve merfûdur, ( طَيِّبَةٌ ) kelimesi de haber ve merfûdur. ( (إنما يَنْجَحُ المجُْتَهِدُون cümlesinde ( إنّ ) harfine ( ما الكافة ) bitiştiği için ( يَنْجَحَ المجُْتَهِدُونَ ) fiil cümlesinin başına gelmiştir.

     

    Şu örnekleri inceleyiniz:

     

    Ameller ancak niyetlere göredir. . إنّما الأعْمالُ بِالنّيّاتِ

     

    Ancak hırsız cezalandırılır. . إنّما يُعاقَبُ اللصُّ

     

    وَجَدْتُ أنّما صداقَةُ الجاهِلِ تَعَبٌ.

     

    Cahilin dostluğunun ancak yorgunluk olduğunu gördüm.

     

    Saray sanki dağdır. . كَأنّما القَصْرُ جَبَلٌ

     

    Adam cimridir ancak oğlu cömerttir. . الرجُلُ بَخِيلُ ولكنما ابنُهُ جَوادٌ

     

    Arkadaşlar çoktur ancak vefalılılar azdır. . الأصدِقاءُ كَثِيرون ولكنما الأوفِياءُ قَلِيلونَ

     

    Ancak ( لَيْتَ ) ye ( ما الكافّة ) bitiştiği zaman amel etmesi de etmemesi de caizdir. Amel ettiği zaman başına geldiği isim cümlesinde ismini nasb haberini ref eder, amel etmediği zaman başına geldiği isim cümlesinde bir değişiklik olmaz, cümlenin ögeleri mübteda ve haber olarak merfû olurlar.

     

    Keşke barış bayrağı dalgalansa. . لَيْتَما أعلامَ السَّلاَمِ مُرَفْرِفَةٌ. لَيْتَما أعلامُ السَّلاَمِ مُرَفْرِفَةٌ

     

    Keşke sevinç sürekli olsa. . ليْتَما السُّرورَ دائِمٌ. لَيْتَما السّرُورُ دائمٌ

  • İşaret İsimleri- Açıköğretim İlahiyat Arapça Dersleri

     

    Türkçeye “İşâret İsimleri” olarak çevirdiğimiz “İsmi İşâretler”, aslında Türkçe gramerindeki “İşâret Sıfatları” veya “İşâret Zamirleri” yerinde kullanılırlar. Ne var ki, Arapça öğrencisinin zihninde ‘sıfat’ veya ‘zamir’ kavramı nahiv bakımından başka bazı çağrışımlar yaptığından, biz bu ünitede “İşâret SıfatlarıZamirleri” tabiri yerine Arapça lafza da bağlı kalarak “İşâret İsimleri” ifadesini kullanacağız.

    Türkçede ve Arapçada sıfat ve isim tamlamalarındaki öğe dizilimi birbirinin tam tersi bir durum arz ederken, Arapça “İşâret İsimleri” ile Türkçe “İşâret SıfatlarıZamirleri” arasında tam bir uyumluluk göze çarpar. Bir başka ifade ile Türkçede de, Arapçada da kendisine işâret edilen sözcük, işâret ismi veya işâret sıfatı veya işaret zamiri adını verdiğimiz sözcükten sonra gelir.

    (Bu kitap) هَذَا الْكِتَابُ

    (O dergi) تِلْكَ الْمَجَلَّةُ

    Arapçadaki “İşâret İsimleri” ile Türkçedeki “İşâret Sıfatları Zamirleri”nin, işâret eden kişi ile işâret edilen varlık arasındaki mesâfenin durumuna göre uzak ve yakın için ayrı ayrı kullanımları vardır. Ancak uzaklık ve yakınlık algılaması görece bir durum olup kişiden kişiye değişebileceğinden, bu ayırım iki dilde de çoğu zaman teoride kalır.

    Arapça “İşâret İsimleri” ile Türkçe “İşâret SıfatlarıZamirleri”nin kullanımına ilişkin en temel farklılık tesniyelerde ve erildişil ayırımlarda kendisini gösterir. Türkçe işaret sıfatları ve işaret zamirlerinde erildişil ayrımı olmadığı gibi ikil de yoktur.

    Son olarak, Türkçede işaret zamiriişaret sıfatı ayırımı yazı dilinde ‘virgül’ ve konuşma dilinde ‘vurgu’ ile ifade edilirken, Arapçada işaret isimlerinden sonra harfi tarifli bir kelimenin gelip gelmemesi kullanım farkının alametidir. Bu husus, Arapça öğrenenlerin uygulamada en çok hata yaptıkları ve zorlandıkları konulardan biridir. Dolayısıyla, aşağıdaki iki örnek cümle arasındaki temel farka Arapçada her zaman dikkat edilmelidir:

    İşâret İsimleri

    أَسمَْاءُ اْلإِشَارَةِ

    (Onlar, yaralılardır ) أُولَئِكَ مُصَابُونَ

    (O yaralılar) أُولَئِكَ الْمُصَابُونَ

     

    Dilbilgisi  İşaret  İsimleri

     

    Kişi, kavram ya da nesnelere işâret etmek üzere kullanılan isimlerdir. Bu isimler yakın, orta uzaklık ve uzak için kullanılmak üzere üç çeşittir. Ancak biz bunlardan en çok kullanılan yakın ve uzağı gösteren ismi işâretleri ele alacağız. İşaret isimleri işaret olunan varlığın cinsiyetine ve niceliğine göre de farklılık arz eder. Şimdi bunları aşağıdaki tablolarda inceleyelim:

     

    26

     

    Yukarıdaki tabloda görmekte olduğumuz ismi işâretler, yakınımızda bulunan nesne veya kavramlara işâret eder. Uzakta bulunan nesne veya kavramlara işâret etmek için ayrı bir ismi işâretler tablosu varsa da, günümüz Arapçasında artık tamamı kullanılmayan bu ismi işâretlerin hepsi gösterilmeyerek, sadece yaygın olarak kullanılanlar üzerinde durulacaktır

     

    27

     

     

    İşaret İsminden Sonra Harfi Tarifli Bir Kelimenin Bulunması

    İşaret isminden sonra gelen harfi tarifli sözcüğe müşârun ileyh (işâret edilen) denir ve irâb yönünden ismi işârete uyar. Sözgelimi, ismi işâret fâil veya  mübteda konumunda ise müşârun ileyh de merfû, ismi işâret mefûl konumunda ise müşârun ileyh de mansûb, keza ismi işâret harfi cerle mecrûr veya muzâfun ileyh konumunda ise müşârun ileyh de mecrûr olur.

    1. Müşârun İleyhe Sahip İşâret İsminin Mübteda Oluşu

    Cümle başlarında kullanılan ismi işâretler isim cümlelerinin mübtedası olurlar. Bu işâret isimlerini takip eden harfi tarifli isimler de onların müşârun ileyhi olurlar ve onlarla aralarında hem irâb bakımından hem de cinsiyet ve sayı bakımından uyum söz konusudur.

    Yakın İçin Kullanılan İşaret İsimlerinin Mübteda Oluşu

    (Bu öğrenci çalışkandır) . هَذَا الطَّالِبُ مُجْتَهِدٌ

    (Bu iki adam doktordur) . هَذَانِ الرَّجُلاَنِ طَبِيبَانِ

    (Bu çocuklar dürüsttür) . هَؤُلاَءِ اْلأَوْلاَدُ مُخْلِصُونَ

    (Bu kız öğrenci çalışkandır) . هَذِهِ الطَّالِبَةُ مُجْتَهِدَةٌ

    (Bu iki otobüs yenidir) . هَاتَانِ الحَْافِلَتَانِ جَدِيدَتَانِ

    (Bu bayan mühendisler eskidirler) . هَؤُلاَءِ الْمُهَنْدِسَاتُ قَدِيمَاتٌ

    (Bu dergiler ucuzdur) . هَذِهِ الصُّحُفُ رَخِيصَةٌ

    Uzak İçin Kullanılan İşâret İsimlerinin Mübteda Oluşu

    ( Şu öğrenci çalışkandır) . ذَلِكَ الطَّالِبُ مُجْتَهِدٌ

    (Şu iki kapı kapalıdır) . ذَانِكَ الْبَابَانِ مُغْلَقَانِ

    (Şu işçiler çalışkandır) . أُولَئِكَ الْعُمَّالُ نَشِيطُونَ

    ( Şu kedi güzeldir) . تِلْكَ الْقِطَّةُ جمَِيلَةٌ

    (Şu iki genç kız yenidir) . تَانِكَ الْفَتَاتَانِ جَدِيدَتَانِ

    (Şu bayan öğretmenler zengindir) . أُولَئِكَ الْمُدَرِّسَاتُ غَنِيَّاتٌ

    (Şu bisikletler pahalıdır) . تِلْكَ الدَّرَّاجَاتُ غَالِيَةٌ

    هَذَا الطّالِبُ مُجْتَهِدٌ cümlesinde هَذَا mübtedadır ve onu izleyen harfi tarifli isim olan müşârun ileyh mübtedaya nicelik, cinsiyet ve irâb bakımından uymuştur. مُجْتَهِدٌ sözcüğü de isim cümlesinin haberidir. Tesniyesi olan هَذَانِ الرَّجُلاَنِ طَبِيبَانِ cümlesinde هَذَانِ mübteda olup merfuluk alameti tesniye olduğu için eliftir. الرَّجُلاَنِ sözcüğü de müşârun ileyh olup mübtedaya uymuştur. طَبِيبَانِ
    sözcüğü de haberdir ve merfuluk alameti tesniye olması sebebiyle eliftir.

    Diğer tesniye örnekleri de aynı şekilde irâb yapılmalıdır. تِلْكَ الدَّرَّاجَاتُ غَالِيَةٌ cümlesinde ise تِلْكَ isim cümlesinin mübtedasıdır. Müşârun ileyh gayri âkil çoğul olduğu için müennes gelmiştir. غَالِيَةٌ sözcüğü de haberdir ve zamme ile merfudur.İşaret İsminden Sonra Harfi Tarifli Bir Kelimenin Bulunması İşaret isminden sonra gelen harfi tarifli sözcüğe müşârun ileyh (işâret edilen)
    denir ve irâb yönünden ismi işârete uyar. Sözgelimi, ismi işâret fâil veyamübteda konumunda ise müşârun ileyh de merfû, ismi işâret mefûl konumunda ise müşârun ileyh de mansûb, keza ismi işâret harfi cerle mecrûr veya muzâfun ileyh konumunda ise müşârun ileyh de mecrûr olur.

    1. Müşârun İleyhe Sahip İşâret İsminin Mübteda Oluşu Cümle başlarında kullanılan ismi işâretler isim cümlelerinin mübtedası olurlar. Bu işâret isimlerini takip eden harfi tarifli isimler de onların müşârun ileyhi olurlar ve onlarla aralarında hem irâb bakımından hem de cinsiyet ve  sayı bakımından uyum söz konusudur.

    Yakın İçin Kullanılan İşaret İsimlerinin Mübteda Oluşu

    (Bu öğrenci çalışkandır) . هَذَا الطَّالِبُ مُجْتَهِدٌ

    (Bu iki adam doktordur) . هَذَانِ الرَّجُلاَنِ طَبِيبَانِ

    (Bu çocuklar dürüsttür) . هَؤُلاَءِ اْلأَوْلاَدُ مُخْلِصُونَ

    (Bu kız öğrenci çalışkandır) . هَذِهِ الطَّالِبَةُ مُجْتَهِدَةٌ

    (Bu iki otobüs yenidir) . هَاتَانِ الحَْافِلَتَانِ جَدِيدَتَانِ

    (Bu bayan mühendisler eskidirler) . هَؤُلاَءِ الْمُهَنْدِسَاتُ قَدِيمَاتٌ

    (Bu dergiler ucuzdur) . هَذِهِ الصُّحُفُ رَخِيصَةٌ

    Uzak İçin Kullanılan İşâret İsimlerinin Mübteda Oluşu

    ( Şu öğrenci çalışkandır) . ذَلِكَ الطَّالِبُ مُجْتَهِدٌ

    (Şu iki kapı kapalıdır) . ذَانِكَ الْبَابَانِ مُغْلَقَانِ

    (Şu işçiler çalışkandır) . أُولَئِكَ الْعُمَّالُ نَشِيطُونَ

    ( Şu kedi güzeldir) . تِلْكَ الْقِطَّةُ جمَِيلَةٌ

    (Şu iki genç kız yenidir) . تَانِكَ الْفَتَاتَانِ جَدِيدَتَانِ

    (Şu bayan öğretmenler zengindir) . أُولَئِكَ الْمُدَرِّسَاتُ غَنِيَّاتٌ

    (Şu bisikletler pahalıdır) . تِلْكَ الدَّرَّاجَاتُ غَالِيَةٌ

    هَذَا الطّالِبُ مُجْتَهِدٌ cümlesinde هَذَا mübtedadır ve onu izleyen harfi tarifli isim olan müşârun ileyh mübtedaya nicelik, cinsiyet ve irâb bakımından uymuştur. مُجْتَهِدٌ sözcüğü de isim cümlesinin haberidir. Tesniyesi olan هَذَانِ الرَّجُلاَنِ طَبِيبَانِ cümlesinde هَذَانِ mübteda olup merfuluk alameti tesniye olduğu için eliftir. الرَّجُلاَنِ sözcüğü de müşârun ileyh olup mübtedaya uymuştur. طَبِيبَانِ
    sözcüğü de haberdir ve merfuluk alameti tesniye olması sebebiyle eliftir.

    Diğer tesniye örnekleri de aynı

     

     

    İşaret  İsimlerinin  Cümlede Kullanımı

     

    Gerek isim cümlelerinde gerekse fiil cümlelerinde işâret isminin iki çeşit kullanımı vardır. Bunlardan biri işâret isminden sonra harfi tarifli bir ismin kullanılması diğeri de kullanılmamasıdır. Eğer işâret isminden sonra harfi tarifli bir isim kullanılmıyorsa bu işaret ismi tek başına cümlenin bir ögesi olur. Tersi olduğu durumlarda yani işaret isminden sonra harfi tarifli bir ismin gelmesi söz konusu ise işaret ismi yine cümlenin bir öğesidir. Peşinden gelen harfi tarifli isim de irâb bakımından işâret ismine uyar.

     

    İşâret İsminin Tek Başına Kullanılması

     

    1. İşâret İsminin Mübteda Oluşu İsmi işâret cümle başında gelip onu takip eden sözcük de nekre veya özel isim veyahutta isim tamlaması şeklinde gelirse bu durumda işâret ismi mübteda ve kendisini takibeden sözcük de haber olur.

     

    a. İşâret isminin haberinin nekre bir isim olması:

     

    Yakın İçin Kullanılan İşâret İsimleri

     

    (Bu bir kız öğrencidir). هَذِهِ طَالِبَةٌ (Bu bir öğrencidir). هَذَا طَالِبٌ

     

    (Bu ikisi kız çocuğudur) . هَاتَانِ طِفْلَتَانِ (Bu ikisi çocuktur) . هَذَانِ طِفْلاَنِ

     

    (Bunlar kadınlardır) . هَؤُلاَءِ نِسَاءٌ (Bunlar adamlardır) . هَؤُلاَءِ رِجَالٌ

     

    Uzak İçin Kullanılan İşâret İsimleri

     

    (Şu bir kız öğrencidir). تِلْكَ طَالِبَةٌ (Şu bir öğrencidir). ذَلِكَ طَالِبٌ

     

    (Şu ikisi dergidir) . تَانِكَ مَجَلَّتَانِ (Şu ikisi kitaptır) . ذَانِكَ كِتَابَانِ

     

    (Şunlar müslümanlardır) . أُولَئِكَ مُسْلِمُونَ. /أُولَئِكَ مُسْلِمَاتٌ

     

    Yukarıdaki örneklerin hepsinde başta bulunan ismi işâretler isim cümlesinin ilk ögesi olması bakımından mübteda ve onu izleyen nekre isimler de haberdir. İsmi işâretler mebnîdir. Yani cümlenin hangi ögesi olurlarsa olsunlar sonları hiç değişmez. İşaret isimlerinin ikilleri tesniyenin irâbına tabidirler. Merfuluk alametleri elif, mansûbluk ve mecrûrluk alametleri de yâ harfidir.

     

    (Bu ikisi Hatice’dir) . هَاتَانِ خَدِيجَتَانِ (Bu ikisi Muhammet’tir) . هَذَانِ مُحَمَّدَانِ

     

    (Bunlar Zeyneplerdir) . هَؤُلاَءِ زَيْنَبَاتٌ (Bunlar Halitlerdir) . هَؤُلاَءِ خَالِدُونَ

     

    Yukarıdaki örneklerde başta bulunan ismi işâret isim cümlesinin ilk ögesi olması bakımından mübteda ve onu izleyen özel isim de haberdir. Tesniyelerdeki هَذَانِ sözcüğü mübteda merfuluk alameti de elif harfidir. Ondan sonra gelen مُحَمَّدَانِ sözcüğü de haberdir, tesniye olduğu için merfuluk alameti elif harfidir.

     

    c. İşâret isminin haberinin isim tamlaması olması:

     

    (Bu, Ali’nin arkadaşıdır) . هَذَا صَدِيقُ عَلِيٍّ

     

    (Bu ikisi, Ali’nin oğullarıdır) . هَذَانِ ابْنَا عَلِيٍّ

     

    (Bunlar, Ali’nin arkadaşlarıdır) . هَؤُلاَءِ زُمَلاَءُ عَلِيٍّ

     

    (Bu, kız öğrencinin arkadaşıdır) . هَذِهِ صَدِيقَةُ الطَّالِبَةِ

     

    (Bu ikisi, kız öğrencinin arabalarıdır) . هَاتَانِ سَيَّارَتَا الطَّالِبَةِ

     

    (Bunlar, kız öğrencinin arkadaşlarıdır) . هَؤُلاَءِ صَدِيقَاتُ الطَّالِبَةِ

     

    Yukarıdaki örneklerde başta bulunan ismi işâret isim cümlesinin ilk ögesi olması bakımından mübteda ve onu izleyen muzaf durumdaki isim de haberdir. İsim tamlaması konusunda, tesniye isimler başka bir sözcüğe muzaf olduklarında sonlarındaki nun harfinin düşmesi gerektiği vurgulanmıştı. Bu hususa özellikle dikkat edilmelidir.

     

    Bunlar babamın kitaplarıdır) . هَذِهِ كُتُبُ أَبِي

     

    (Şunlar dekanın arabalarıdır) . تِلْكَ سَيَّارَاتُ الْعَمِيدِ

     

    2. İşâret İsminin Mübteda Dışında Başka Bir Öge Oluşu

     

    Kendisinden sonra gelen isimde harfi tarif olmadığında ismi işâret cümlenin mübteda dışında başka bir ögesi de olabilir. Örneğin: جَاءَ هَذَا مِنْ سُورِيَا (Bu, Suriye’den geldi) cümlesinde işâret ismi fâildir. رَأَيْتُ هَذَا فِي السُّوقِ (Bunu çarşıda gördüm) cümlesinde ise işâret ismi, mef’ûlün bihdir. قُلْتُ لِهَذَا (Buna söyledim) cümlesinde ise mecrûr konumundadır. سَيَّارَةُ هَذَا جمَِيلَةٌ (Bunun arabası güzel) cümlesinde de işâret ismi muzâfun ileyh olduğu için mecrûrdur.

     

     

  • Arapça Soru Edatları- Açıköğretim İlahiyat Arapça Dersleri

     

     

    Soru Edatları

    Soru cümlesi kurma veya soru üslubuna başvurma, insanların gündelik yaşamlarında kendisinden asla vazgeçemeyecekleri bir ihtiyaçtır. Biz, soru üslubunu genelde her hangi bir konuda gerçekten bilgilenmek ihtiyacıyla kullanırız, ؟ كَمِ السَّاعةُ (saat kaç?), ؟ أَيْنَ مِحْفَظَتِي (cüzdanım nerede?) örneklerinde olduğu gibi.

    Ancak bazen de, cevap almak üzere değil de, belirli bir etki yaratmak, söylediğimiz şeyleri iyice pekiştirmek ya da duygusal bir hava yaratmak için soru cümlelerine başvururuz. Dilde buna ‘retorik/belâğî soru adı verilir.

    أَ مَجْنُونٌ أَنْتَ؟ يَا رَجُلُ! (Sen deli misin be adam?), ؟ مَنْ يَدْرِي، كَمْ سَنَةً سَتَسْتَمِرُّ الحَْرْبُ(Kim bilir savaş kaç yıl sürecek ?) örneklerinde olduğu gibi. Soru üslubuna ilişkin bu ikili ayırım, dilimizde olduğu gibi Arapçada da söz konusudur.

    Soru yapılarıyla ilgili olarak Arapçanın Türkçeden ayrıldığı en temel noktalardan birisi, soru üslubu oluşturmada kullanılan harf ve edatların Türkçedekinin aksine- cümlenin başında yer alıyor olmasıdır. Bundan başka, Türkçedeki “mı? / mi?/ mu?/ mü?” soru eklerine karşılık Arapçada iki müstakil soru edatı ( هَلْ ve أَ) kullanılır ve bunlar irâba dahil edilmezler.

    Bu iki edat arasında, bazı özel kullanımlar hariç temel bir fark yoktur. Bu iki soru harfinin dışında kalan soru sözcükleri ise Arapçada isim kabul edilir ve cümlede de buna göre irâb edilirler. Dolayısıyla bir Arapça cümlenin gramer analizinde, bir soru sözcüğü yerine göre mübteda, haber, zarf (mefûlün fih), mefûlün bih ögesi olabilir. Bu bakımdan, soru edatlarının ifade ettikleri anlamları ve bu anlamlara karşılık gelen gramer ögelerini iyi tanımak gerekmektedir.

     

     

    Soru  İsimleri

     

    Birer soru harfi olan ‘ هَلْ  ve ‘  den farklı olarak, ‘Soru İsimleri, isim olmaları itibariyle cümlede mutlaka temel ögelerden biri olmak ve buna göre iraplanmak durumundadır. Bir soru isminin, cümlenin hangi ögesi olduğunu anlamanın pratik yolu şudur:

     

    Öncelikle, başında soru isminin yer aldığı cümleye makul bir cevap verilir. Soru ismine cevap teşkil eden kelime, cevap cümlesinde hangi ögenin karşılığı ise, soru cümlesinde yer alan soru isminin cümle içindeki dilbilgisel rolü ve bu role uygun i‘râbı da o demektir.

     

    مَنْ . 1 : İnsanlar için kullanılır ve cümledeki durumuna göre; kim?, kimi?, kime? gibi manalara gelir.
    Bu soru ismi cümlede mübteda, haber, mefûlün bih, muzâfun ileyh vs. gibi ögeler olabilir.

     

    Örnek مَنْ ذَهَبَ إِلَى الْمَدْرَسَةِ؟ : 1 (Okula kim gitti?) cümlesinde soru ismi mübtedadır. Cevabı ister ذَهَبَ عَلِيٌّ إِلَى الْمَدْرَسَةِ şeklinde verelim, isterse de عَلِيٌّ ذَهَبَ إِلَى الْمَدْرَسَةِ şeklinde verelim durum farketmez. Her iki halde de soru ismi mübteda durumundadır. Çünkü bir fiil cümlesinde fâil başa alındığında otomatik olarak mübteda ögesine dönüşür. Dolayısıyle bu soru cümlesindeki
    مَنْ mübteda konumundadır. Yine ؟ مَنْ فِي الْبَيْتِ (Evde kim var?) soru cümlesinde مَنْ mübteda, فِي الْبَيْتِ kısmı da haberdir. Çünkü hiçbir zaman harfi cerli ve zarflı yapılardan mübteda olmaz.

     

    Örnek مَنْ هَذَا؟ : 2 (Bu kim?) cümlesinde soru ismi haberdir. Cevabı هَذَا مُحَمَّدٌ şeklinde verilir ve مَنْ sorusunun karşılığı olarak مُحَمَّدٌ sözcüğü verilmiştir. Bu da cümlede haber konumundadır. Dolayısıyle مَنْ soru ismi de haberdir.

     

    Örnek مَنْ رَأَيْتَ الْيَومَ؟ : 3 (Bugün kimi gördün?) cümlesinde soru ismi mefûlün bihdir. Cevabı رَأَيْتُ الْيَوْمَ عَلِيًّا (Bugün Aliyi gördüm) şeklinde verdiğimizde sorudaki مَنْ yerine cevapta عَلِيًّا sözcüğünü ifade etmiş oluruz.

     

    O da fiil cümlesinin mefûlün bihi olur.

     

    Örnek قَمِيصُ مَنْ هَذَا؟ : 4 (Bu kimin gömleği?) cümlesinde soru ismi muzâfun ileyhdir. Cevabı هَذَا قَمِيصُ مُحَمَّدٍ (Bu Muhammedin gömleğidir)  şeklinde verdiğimizde sorudaki مَنْ yerine cevapta مُحَمَّدٍ sözcüğüne yer verilmiştir. O kelime de muzâfun ileyh konumundadır.

     

    2 : İnsan dışındaki varlıklar için kullanılır ve cümledeki durumuna göre; ne?, neyi?, neye? gibi anlamlara gelir. Bu soru ismi cümlede mübteda, haber, mefûlün bih, vs. gibi ögeler
    olabilir.

     

    Örnek مَا وَقَعَ عَلَى اْلأَرْضِ؟ : 1 (Yere ne düştü?) cümlesinde soru ismi mübtedadır. Cevabı ister وَقَعَ الْقَلَمُ عَلَى اْلأَرْضِ (Yere kalem düştü) şeklinde verelim, isterse de اَلْقَلَمُ وَقَعَ عَلَى اْلأَرْضِ şeklinde verelim durum farketmez. Her iki halde de soru ismi mübteda durumundadır. Çünkü bir fiil cümlesinde fâil başa alındığında otomatik olarak mübteda ögesine dönüşür. Dolayısıyle bu soru cümlesindeki مَا mübteda konumundadır. Yine ؟ مَا فِي يَدِكَ (Elinde ne var?) soru cümlesinde مَا mübteda, فِي يَدِكَ kısmı da haberdir. Çünkü hiçbir zaman harfi cerli ve zarflı yapılardan mübteda olmaz.

     

    Örnek مَا هَذَا؟ : 2 (Bu ne?) cümlesinde soru ismi haber mahallindedir. Cevabı هَذَا قَلَمٌ şeklinde verilir ve cevapta مَا sorusunun karşılığı olarak قَلَمٌ sözcüğü zikredilmiştir. Bu kelime de cümlede haber konumundadır.

     

    Dolayısıyle مَا soru ismi de haber mahallindedir. Örnek مَا قَرَأْتَ الْيَومَ؟ : 3 (Bugün ne okudun?) cümlesinde soru ismi mefûlün bihdir. Cevabı قَرَأْتُ الْيَوْمَ قِصَّةً (Bugün bir hikaye okudum) şeklinde verdiğimizde sorudaki مَا yerine cevapta قِصَّةً sözcüğünü ifade etmiş oluruz. O da fiil cümlesinin mefûlün bihi durumundadır.

     

    Örnek: ؟ لِمَ خَرَجْتَ مِنَ الْفَصْلِ (Sınıftan niçin çıktın?) خَرَجْتُ مِنَ الْفَصْلِ لِأَغْسِلَ وَجْهِي. (Sınıftan yüzümü yıkamak için çıktım) نَّنِي مَرِيض. ◌َ خَرَجْتُ مِنَ الْفَصْل لأِ (Sınıftan hasta olduğum için çıktım)

     

    مَاذَا . 3 : İnsan dışındaki varlıklar için kullanılır ve cümledeki durumuna göre; ne?, neyi?, neye? gibi anlamlara gelir. Kullanım bakımından مَا soru isminden farkı yoktur onun kullanıldığı yerlerde aynı şekilde kullanılır. Bu soru ismi de cümlede mübteda, haber, mefûlün bih, v.s. gibi ögeler olabilir.

     

    Örnek مَاذَا فِي حَقِيبَتِكَ؟ : 1 (Çantanda ne var?) cümlesinde soru ismi mübtedadır. Cevabı فِي حَقِيبَتِي كِتَابٌ (Çantamda bir kitap var) şeklinde verdiğimizde sorudaki مَاذَا yerine cevapta كِتَابٌ sözcüğüne yer verilmiştir. O kelime de cümlenin sona gelmiş mübtedasıdır. Bilindiği gibi harfi cerli ve zarflı ifadelerden mübteda olmaz.

     

    Örnek مَاذَا شَرِبْتَ؟ : 2 (Ne içtin?) cümlesinde soru ismi mefûlün bihdir. Cevabı شَرِبْتُ الشَّايَ (Çay içtim) şeklinde verdiğimizde sorudaki مَاذَا karşılığında cevapta الشَّايَ sözcüğü getirilmiştir. Bu durumda الشَّايَ sözcüğü cümlenin mefûlün bihi olmaktadır.

     

    Örnek: ؟ لِمَاذَا خَرَجْتَ مِنَ الْفَصْلِ (Sınıftan niçin çıktın?) خَرَجْتُ مِنَ الْفَصْل لأِغْسِلَ وَجْهِي. (Sınıftan yüzümü yıkamak için çıktım) خَرَجْتُ مِنَ الْفَصْل لأِنَّنِي مَرِيضٌ. (Sınıftan hasta olduğum için çıktım)

     

    مَتَى . 4 : Zaman için kullanılan bir soru ismi ve anlamı “Ne zaman?” olup cümlede genel olarak haber, zarf ve mecrûr olarak kullanılır.

     

    Örnek مَتَى اْلاِخْتِبَارُ؟ : 1 (Sınav ne zaman?) isim cümlesinde soru ismi haberdir. Cevabı اَلْاِخْتِبَارُ فِي السَّاعَةِ الْعَاشِرَة (Sınav saat onda) şeklinde verdiğimizde sorudaki مَتَى yerine cevapta فِي السَّاعَةِ الْعَاشِرَةِ ifadesiyle cevap verilmiştir. O ifade de isim cümlesinin haberidir. Bilindiği gibi harfi cerli ve zarflı ifadelerden mübteda olmaz.

     

    Örnek مَتَى سَتُسَافِرُ إِلَى الْقَاهِرَةِ؟ : 2 (Kahireye ne zaman gideceksin?) fiil cümlesinde soru ismi zarf (mefûlün fîh) konumundadır. Cevabı سَأُسَافِرُ إِلَى الْقَاهِرَةِ الْيَوْمَ. (Kahireye bugün gideceğim.) şeklinde verdiğimizde sorudaki مَتَى yerine cevapta الْيَوْمَ ifadesiyle cevap verilmiştir. O ifade de fiil cümlesinin zarfıdır.

     

    Örnek مُنْذُ مَتَى تَتَعَلَّمُ الْعَرَبِيَّةَ؟ : 3 (Ne zamandan beri Arapça öğreniyorsun?) fiil cümlesinde soru isminin başına harfi cer olan مُنْذُ edatı gelmiştir ve mecrûr konumundadır. Cevabı أَتَعَلَّمُ الْعَرَبِيَّةَ مُنْذُ سَنَةٍ (Bir yıldan beri Arapça öğreniyorum) şeklinde verdiğimizde sorudaki مَتَى yerine cevapta سَنَةٍ ifadesiyle cevap verilmiştir. Bu sözcük de harfi cerin mecrûrudur.

     

    5 : Mekan için kullanılan bir soru ismi ve anlamı “nerede?, nereye?, neresi?” olup cümlede genel olarak haber, zarf ve mecrûr olarak kullanılır.

     

    Örnek أَيْنَ السَّيَّارَةُ؟ : 1 (Otomobil nerede?) isim cümlesinde soru ismi haberdir. Cevabı اَلسَّيَّارَةُ فِي الْمَوْقِفِ (Otomobil park yerinde) şeklinde verdiğimizde أَيْنَ soru isminin cevabı olarak فِي الْمَوْقِفِ ifadesi verilmiştir. O ifade de isim cümlesinin haberidir. Bilindiği gibi harfi cerli ve zarflı ifadelerden mübteda olmaz.

     

    Örnek أَيْنَ أَوْقَفْتَ السَّيَّارَةَ؟ : 2 (Otomobili nereye parkettin?) fiil cümlesinde soru ismi zarf (mefûlün fîh) konumundadır. Cevabı أَوْقَفْتُ السَّيَّارَةَ أَمَامَ الْمَدْرَسَة (Otomobili okulun önüne parkettim) şeklinde verdiğimizde أَيْنَ soru isminin cevabı olarak أَمَامَ الْمَدْرَسَةِ ifadesi verilmiştir. O ifade de fiil cümlesinin zarfıdır.

     

    Örnek إِلَى أَيْنَ ذَهَبْتَ؟ : 3 (Nereye gittin?) fiil cümlesinde soru ismi başında harfi cer bulunduğu için mecrûrdur. Cevabı ذَهَبْتُ إِلَى الْمَدْرَسَةِ (Okula gittim)  şeklinde verdiğimizde إِلَى أَيْنَ soru isminin cevabı olarak إِلَى الْمَدْرَسَةِ ifadesi verilmiştir. ( الْمَدْرَسَةِ ) kelimesi harfi cerin mecrûrudur.

     

    6 : Hal ve durum sormak için kullanılır ve “nasıl?” manasına gelir. Cümlede genel olarak haber ve hal olarak kullanılır.

     

    Örnek كَيْفَ أَنْتَ؟ : 1 (Nasılsın?) isim cümlesinde soru ismi haberdir. Cevabı أَنَا بِخَيْرٍ وَالحَْمْدُ لِلَّهِ (Çok şükür ben iyiyim) şeklinde verdiğimizde كَيْفَ soru isminin cevabı olarak بِخَيْرٍ ifadesi verilmiştir. O ifade de isim cümlesinde أَنَا mübtedasının haberidir.

     

    Örnek كَيْفَ جِئْتَ هُنَا؟ : 2 (Buraya nasıl geldin?) fiil cümlesinde soru ismi haldir. Cevabı جِئْتُ هُنَا مَاشِيًا (Buraya yürüyerek geldim) şeklinde verdiğimizde كَيْفَ soru isminin cevabı olarak مَاشِيًا ifadesi verilmiştir. O ifade de fiil cümlesinde fâilin durumunu bildiren mansup isim olan haldir. Hal konusu ikinci sınıfın ilgili ünitesinde ele alınacaktır.

     

    ْنَ soru ismiyle oluşturulmuş aşağıdaki soruları cevaplayınız. أَيْنَ كِتَابُكَ؟ أَيْنَ وَضَعْتَ حَقِيبَتَكَ؟ مِنْ أَيْنَ قَدِمْتَ؟

     

    كَيْفَ . 6 : Hal ve durum sormak için kullanılır ve “nasıl?” manasına gelir. Cümlede genel olarak haber ve hal olarak kullanılır.

     

    Örnek كَيْفَ أَنْتَ؟ : 1 (Nasılsın?) isim cümlesinde soru ismi haberdir. Cevabı أَنَا بِخَيْرٍ وَالحَْمْدُ لِلَّهِ (Çok şükür ben iyiyim) şeklinde verdiğimizde كَيْفَ soru isminin cevabı olarak بِخَيْرٍ ifadesi verilmiştir. O ifade de isim cümlesinde أَنَا mübtedasının haberidir.

     

    Örnek كَيْفَ جِئْتَ هُنَا؟ : 2 (Buraya nasıl geldin?) fiil cümlesinde soru ismi haldir. Cevabı جِئْتُ هُنَا مَاشِيًا (Buraya yürüyerek geldim) şeklinde verdiğimizde كَيْفَ soru isminin cevabı olarak مَاشِيًا ifadesi verilmiştir. O ifade de fiil cümlesinde fâilin durumunu bildiren mansup isim olan haldir. Hal konusu ikinci sınıfın ilgili ünitesinde ele alınacaktır. كَيْفَ soru ismiyle oluşturulmuş aşağıdaki soruları cevaplayınız.

     

    1 (ne zaman?) gelecek zaman için kullanılan bir soru ismidir.

     

    أَيَّانَ يَوْمُ الدِّينِ؟ (Kıyamet günü ne zaman?)

     

    أَيَّانَ تَرْجِعُ؟ (Ne zaman döneceksin?)

     

    يَسْأَلُ أَيَّانَ يَوْمُ الْقِيَامَةِ؟ (Kıyamet günü ne zaman? diye sorar.)

     

    أَنىَّ . 2 (nasıl?, ne zaman?, nerede?, nereden?) manalarına gelir.

     

    يَا مَرْيَمُ أَنىَّ لَكِ هَذَا؟ (Ey Meryem bu sana nereden geldi?)

     

    أَنىَّ جِئْتَ يَا عَلِيُّ؟ (Ne zaman geldin? Ali!)

     

    َا؟  أَنىَّ يُحْيِي هَذِهِ اللَّهُ بَعْدَ مَوِْ (Onlar öldükten sonra Allah bunları nasıl diriltecek?.)

     

    مَنْ ذَا؟ . 3 (kim?, kimi?, kime?, ) مَنْ gibi insanlar için kullanılan bir soru ismidir.

     

    مَنْ ذَا أَكْرَمْتَ الْيَوْمَ؟ (Bugün kime ikramda bulundun?)

     

    مَنْ ذَا جَاءَ الْيَوْمَ؟ (Bugün kim geldi?)

     

    مَنْ ذَا رَأَيْتُمُ الْيَوْمَ؟ (Bugün kimi gördünüz?)

     

  • Muttasıl ve Munfasıl Zamirler – Açıköğretim İlahiyat Arapça Dersleri

     

    Zamirler

    Türkçemizde olduğu gibi Arapçada da düşüncelerimizi anlatırken isimleri sıklıkla kullanırız. Cümleler peş peşe sıralanırken aynı ismi sürekli tekrarlamamız halinde dikkat çekici bir anlatım bozukluğu meydana gelir. Bu yüzden aynı isimden tekrar bahsetmek istediğimizde aynen söylemek yerine onun yerini tutan bir başka kelimeye yer veririz.

    Örneğin Türkçemizde “Ali geldi. Onu çok neşeli gördüm. Sınavı iyi geçmişti.” şeklinde bir anlatımı benimser “Ali geldi. Ali’yi çok neşeli gördüm. Ali’nin sınavı çok iyi geçmişti.” şeklinde söylemeyiz. Aynı durum Arapça için de geçerlidir.

    Türkçemizde bu tür bir kullanıma sahip “ismin yerini geçici olarak tutabilen, isim gibi kullanılabilen, isim soylu kelimelerle bazı eklere” zamir (adıl) denilmektedir. Arapça dilbilgisinde ise zamir “ismin yerini turan marife kelimelerdir” şeklinde tanımlanmaktadır. ( ، هي، هما، هم، إياكَ، إياكما، إياكم، ك، كما كم، … ) vb. kelimeler zamirdirler.

    Türkçemizde zamirler; kişi (şahıs) zamirleri, işaret (gösterme) zamirleri, belgisiz zamirler, soru zamirleri, ilgi zamiri, iyelik zamiri vb. çeşitlere ayrıldığı gibi Arapçada da çeşitli kısımlara ayrılmaktadır. Arapçada bir zamir için en önemli ayırım ölçütü kendinden önceki kelimeye bitişik yazılıp yazılmadığıdır. Buna göre kendisinden önceki kelimeden ayrı olarak yazılan
    zamirler munfasıl, bitişik yazılanlara da muttasıl zamirler denilmektedir.

    Her iki grup da kendi arasında merfu‘, mansûb ve mecrûr kısımlarına ayrılmaktadır. Arapçadan Türkçeye doğru bir çeviri yapabilmek için zamirin hangi kelimenin yerini tuttuğunun tespit edilmesi son derece önemlidir. Bu doğru belirlenemezse yapılan çeviri de yanlış olacaktır. Bu açıdan Arapça öğrenenlerin zamirler hakkında da yeterli bilgiye sahip olmaları mutlaka
    gereklidir.

     

    Bâriz Zamirler

    Metinde yazılan ve telaffuz edilen zamirler şeklinde tanımlanabilecek olan bâriz zamirler kendilerinden önceki kelimeye bitişik yazılanlar (muttasıl zamirler) ve herhangi bir kelimeye bitişmeksizin tek başlarına yazılanlar (munfasıl zamirler) olmak üzere iki kısma ayrılırlar.

    Her bir zamir grubunun da cümle içersinde kullanıldıkları yere göre merfu, mansûb ve mecrûr gibi ayırımları söz konusudur.

     

     

    Munfasıl Zamirler

    Munfasıl zamirler önlerindeki kelimelere bitişmeksizin tek başlarına yazılan
    zamirlerdir. Merfu ve mansûb olanlar olmak üzere iki kısma ayrılırlar:

    Merfu munfasıl zamirler: Arapçada kullanılan merfu munfasıl zamirler şunlardır:

    19

    merfu konumlarında kullanılmalarından ötürüdür. Bu zamirler cümle içinde mübteda, haber, matûf, matûfun aleyh, müstesna ve tekid konumlarında kullanılırlar.
    Merfu munfasıl zamirin en yaygın kullanımı mübteda olmasıdır.
    Mübteda haber uyumu gereği mübteda pozisyonundaki zamirin haber pozisyonundaki kelimeye müenneslikmüzekkerlik ve sayı (müfredtesniyecemi) bakımlarından uyumlu olması gerekir. Zamirlerin tamamı mebni (cümle içindeki yerine göre sonu değişmeyen) olduğundan mübteda olan zamirlerin mahallen merfu olduklarını da unutmamak gerekir.

    Aşağıdaki örnek cümleleri ve mübteda konumundaki munfasıl zamirleri inceleyiniz.

    Ben İlahiyat Fakültesinde öğrenciyim. . أنا طالبٌ فِي كُلِّيَّةِ الإلهَِيَّاتِ
    Biz Müslümanlar Ramazanda oruç tutarız. . نَحْنُ الْمُؤْمِنِينَ نَصُومُ فِي رَمَضَانَ
    Biz ikimiz çocuk hastanesinde doktoruz. . نَحْنُ طَبِيبَتانِ في مُسْتَشْفَى الأطْفالِ
    أَنْتُما سَتَشْتَرِكانِ فِي مُسابَقَةِ القُرْآنِ الكَرِيمِ.

    Siz ikiniz Kuranı Kerim yarışmasına katılacaksınız.
    O iki (bayan) İçişleri Bakanlığında memurdurlar. . هما مُوَظَّفَتانِ فِي وِزَاوَةِ الدّاخِلِيَّةِ
    Biz (bayanlar) ilkokulda öğretmeniz. . نَحْنُ مُعَلِّماتٌ فِي الْمَدْرَسَةِ الاِبْتِدَائِيَّةِ

    Onlar (erkekler) devlet okulunda öğretmendirler. . هُمْ مُعَلِّمونَ في الْمَدْرَسَةِ الحُْكومِيَّةِ
    Bu örneklerin tamamında munfasıl zamirler mübteda konumundadırlar ve
    mahallen merfudurlar.

    (Adam cömerttir.) . الرجلُ هُوَ الكَرِيمُ (cömert adam) الرّجُلُ الكرِيمُ

    (Bayan öğrenci zekidir.) . الطَّالِبَةُ هِيَ الذّكِيّةُ ( Zeki bayan öğrenci) الطالِبَةُ الذّكِيّةُ

    (Çocuklarının rahatı için uyanık kalan anne) . اَلْأُمُّ السّاهِرَةُ على راحَةِ أَوْلادِها

    (Anne çocuklarının rahatı için uyanık kalandır.) . اَلْأُمُّ هِيَ السّاهِرَةُ على راحَةِ أَوْلادِها

    Birinciler sıfat tamlaması, ikinciler cümledir.

    Mansûb munfasıl zamirler: Arapçada kullanılan mansûb munfasıl zamirler şunlardır:

    20

    Bu zamirler müstesna olarak da kullanılmakla birlikte cümle içersinde büyük çoğunlukla mefûl konumunda kullanılırlar ve daima mansûbturlar.
    Daha önce de ifade ettiğimiz gibi zamirler mebni olduklarından zahiri (görünen) bir alametle değil de mahallen mansûb olurlar.Aşağıdaki örnek cümleleri ve mefûl konumundaki munfasıl zamirleri inceleyiniz.

    Yalnız sana ibadet eder ve yalnız senden yardım dileriz. . إياكَ نَعْبُدُ وإِيّاكَ نَسْتَعِينُ
    Hoca size onu öğretti mi? . هَلْ عَلَّمَكُم الأستاذُ إياّهُ
    Onu o ikisine verdim. . أَعْطَيْتُهُ إِياّهما
    Onu ona giydirdim. . كَسَوْتُهُ

    Mansûb munfasıl zamirler genellikle mansûb muttasıl zamirlerin ardı ardına kullanılmasının önüne geçmek amacıyla kullanılırlar. Örneğin ( أرانِي الشّرْطِيُّ إِياهُ ) “Polis onu bana gösterdi” cümlesini munfasıl zamir kullanmadan söylemiş olsaydık iki tane mansûb zamiri ( ي، ه ) peş peşe getirerek ( أرانِيهِ الشّرْطِيُّ ) şeklinde söylemek zorunda kalacaktık.

     

    Muttasıl Zamirler

    Önlerinde bulunan isim, fiil veya harflere bitişik olarak yazılan zamirlerdir. Kendi aralarında merfu, mansûb ve mecrûr kısımlarına ayrılırlar.
    Merfu muttasıl zamirler: Fiillere bitişen ve fiil malûm (etken) yapıda ise fâil (özne), fiil mechûl (edilgen) yapıda ise nâibul fâil (sözde özne) konumunda bulunan zamirlerdir. Kısaca çekim esnasında fiile bitişen zamirlerdir diye de söylenebilir.

    Merfu muttasıl zamirler şunlardır:

    21

    22

    Aşağıdaki cümlelerde altı çizilmiş olan merfu muttasıl zamirleri inceleyiniz.

    Ayşe ve Hatice dersi anladılar. . عائِشَةُ وخَدِيجَةُ فَهِمَتا الدرسَ

    Öğrencilerin hepsi sınavda başarılı oldular. . الطلابُ كلُهُمْ نَجَحُوا فِي الاِمْتِحانِ

    Dün gölde yüzdük. . سَبَحْنا فِي الْبُحَيرَةِ أمْسِ

    Bayan öğretmenler kızların eğitimine önem veriyorlar. . الْمُعَلّماتُ يَحْرُصْنَ على تَدْرِيسِ البَناتِ

    ( وَكُلُوا وَاشْرَبُوا وَلَا تُسْرِفُوا اِنَّهُ لَا يُحِبُّ الْمُسْرفِينَ (الأعراف / 31

    Yiyin için israf etmeyin. Şüphesiz o israf edenleri sevmez.

    Siz ikiniz konuyu iyi anladınız. . أنْتُما فَهِمْتُمَا الْمَوْضُوعَ جَيِّدًا

    Bu örneklerin tamamında zamirler malum (etken) fiillere bitiştiklerinden mahallen merfu fâil konumundadırlar. Aşağıdaki örneklerde ise mechûl (edilgen) fiile bitiştiklerinden dolayı nâibulfâil (sözde özne) olan zamirler bulunmaktadır.

    Bunları dikkatli bir şekilde inceleyiniz.

    ( اَلَّذينَ اُخْرِجُوا مِنْ دِيَارِهِمْ بِغَيْرِ حَقٍّ اِلَّاۤ اَنْ يَقُولُوا رَبُّنَا اللّٰهُ (الحاج / 40

    O müminler ki tamamen haksız yere, sırf “Rabbimiz Allahtır” dediklerinden ötürü yerlerinden yurtlarından kovulmuşlardı. ( اُخْرِج fiili mechûl olduğundan ona bitişen ( و) zamiri de nâibulfâil olmaktadır.)

    ( هُنَالِكَ ابْتُلِيَ الْمُؤْمِنُونَ وَزُلْزِلُوا زِلْزَالًا شَديدًا (الأحزاب / 11

    İşte orada müminler çetin bir imtihana tâbi tutulmuş, şiddetle silkelenmiş ve kuvvetli bir şekilde sarsılmışlardı. Yaptığım işten dolayı ödüllendirildim. . كُوفِئْتُ عَلَى عَمَلِي Merfu muttasıl zamirler ismini ref, haberini nasb eden ( كانَ ) ve benzerlerinden (nâkıs fiillerden) birisine bitiştikleri zaman nâkıs fiilin ismi olmak üzere yine merfu olurlar. كَانَا طَالِبَيْنِ (o iki (erkek) öğrenci idi) örneğinde ( كَانَ ) nâkıs fiil ve tesniye elifi ( كَانَ) ,(ا )nin ismi ve (mahallen) merfudur. ( طَالِبَيْنِ ) kelimesi ise ( كَانَ )nin haberidir ve tesniye olduğu için ( ي) ile mansûbtur. كَانَتَا مُعَلِّمَتَيْنِ (o iki (bayan), öğretmen idiler) ve كَانُوا مُؤْمِنِينَ (O erkekler mümin idiler) örneklerindeki ( ا) ve ( و) için de aynı durum söz konusudur.

    Mansûb muttasıl zamirler: Fiile bitişen ve daima mef’ûlün bih konumunda olmak üzere mansûb olan zamirlerdir. Fiile bitişmiş olan ve fiil çekimlerinde yer almayan her zamir mutlaka mansûb muttasıl zamirdir.

    Mansûb muttasıl zamirler şunlardır:

    23

    24

    Mansûb muttasıl zamirler ( إِنَّ ) ve benzerlerine bitiştikleri zaman bu edatların ismi olmak üzere yine mansûb olurlar. ( (اِنَّهُ لَغَفُورٌ رَحِيمٌ –الأعراف/ 167

    “Şüphesiz o merhamet eden ve çok bağışlayandır” cümlesinde ( ه) zamiri اِنَّ) )nin ismidir ve (mahallen) mansûbtur.

    عَدَدُ الطّالِباتِ فِي الْكُلّيّةِ مائَتانِ، إنّهُنَّ أكْثَرُ عَدَدا مِنَ الطّلابِ) ) “Fakültede kız öğrenci

    sayısı iki yüz. Onlar sayıca erkeklerden fazlalar.” cümlesinde de ( هُنَّ ) zamiri إنّ) )nin ismidir ve mahallen mansûbtur.

    Aşağıdaki cümlelerde altı çizilmiş olan mansûb muttasıl zamirleri inceleyiniz.

    الطّالِباتُ قَدْ يُخْطِئْنَ فَنَرْجُو مِنْكُمْ أَنْ تُسامِحُوهُنَّ.

    Bayan öğrenciler hata yapabiliyorlar. Sizden onlara müsamaha göstermenizi
    bekliyoruz.
    O ikisini yolda gördüm. . رَأيْتُهُما فِي الطّرِيقِ
    Kalemini ona ver. . أَعْطِهِ قَلَمَكَ
    Sizi bu akşam evimde bekliyorum. . أَنْتَظِرُكُمْ بِمَنْزِلِي الليلَةَ
    Bana bunun için söz veriyor musun? ؟ هَلْ تَعِدُنِي بِذلكَ

    ما هُوَ آخِرُ كتابٍ قَرَأْتَهُ؟

    سَأَلَنِي المدُِيرُ عَنْ سَبَبِ التّأْخيرِ.

    وَعَدَنا اللهُ بالجَْنّةِ.

    ( إِنّكَ لَعَلَى خُلُقِ عَظِيمٍ. (القلم / 4

    وَصَلَ الوُزَراءُ إلى الْمَطارِ واسْتَقْبَلَهُمُ الْمَسْؤولونَ.

    Mecrûr muttasıl zamirler: Yukarıda tablo halinde verdiğimiz mansûb muttasıl zamirlerle aynı zamirlerdir. Bu zamirler fiile bitiştiklerinde mansûb oldukları gibi isme bitiştiklerinde (muzâfun ileyh olmak üzere) ve harfi cerden sonra geldiklerinde mecrûr olmaktadırlar. Daha önce de ifade ettiğimiz gibi zamirler mebni kelimeler olduklarından görünen bir alametle değil de mahallen mecrûr olmaktadırlar.

    Aşağıdaki cümlelerdeki altı çizilmiş olan mecrûr muttasıl zamirleri inceleyiniz.

    Öğrenciler! Çalışmanız gerekiyor. . يا طُلابُ! يَجِبُ عَلَيْكُمْ أَنْ تَجْتَهِدُوا

    Bu, Fatma ve bu da oğlu. . هذهِ فاطِمَةُ وهذا اِبْنُها

    هَؤلاءِ طُلّابُ كُلِّيَّةِ الإلهِيّاتِ وَهَذا عَمِيدُهُم.

    Bunlar İlahiyat Fakültesi öğrencileri ve bu da dekanları.

    Yarın sizi ziyarete geleceğim. . سَأَحضُرُ لِزِيارَتِكُمْ غَدا

     

    Zamirler, Bağlaçlar 

    İsmin yerini tutan Harekesi değişmeyen (Mebni) isimdir. Ayrık (Munfasıl) (ayrık) ve Bitişik (Muttasıl) (bitişik) zamirler olarak iki gruba ayrılır.

     

     

    1.      Ayrık (Munfasıl) zamirler: Kendi başına (fiile, harfi cer v.b. ‘e bitişik olmaksızın) kullanılabilen zamirlerdir.

     

     

    Ayrık (Munfasıl) Zamirler
    Çoğul İkil Tekil  
    هُمْ هُمَا هُوَ Eril (Müzekker) III. Şahıs
    هُنَّ هُمَا هِيَ Dişil (Müennes) III. Şahıs
    اَنْتُمْ اَنْتُمَا اَنْتَ Eril (Müzekker) II. Şahıs
    اَنْتُنَّ اَنْتُمَا اَنْتِ Dişil (Müennes) II. Şahıs
    نَحْنُ نَحْنُ اَنَا I. Şahıs

     

    2.      Bitişik (Muttasıl) zamirler: Kendi başına kullanılamayan (fiil, harfi cer v.b.’e bitişik olarak kullanılan) zamirler.

     

     

    Bitişik (Muttasıl) Zamirler
    Çoğul İkil Tekil  
    هُمْ هُمَا هُ Eril (Müzekker) III. Şahıs
    هُنَّ هُمَا هَا Dişil (Müennes) III. Şahıs
    كُمْ كُمَا كَ Eril (Müzekker) II. Şahıs
    كُنَّ كُمَا كِ Dişil (Müennes) II. Şahıs
    نَا نَا يِ I. Şahıs

     

    İŞARET İSİMLERİ (İŞARET SIFAT VE ZAMİRLERİ)

     

    Bir kişi ya da şeyin isminin yerine geçen kelimedir.

     

    • Tüm işaret isimleri Harekesi değişmeyen (Mebni)dir.
    • İşaret isimlerinin sonlarına eklenen “ك” harfine “كَافُ الخِطَاب” denir ve Karşımızdaki kişiye göre (Muhataba) göre çekimlidir. Örneğin: ذَالِكَ ، ذَالِكِمَا ، ذَالِكُمْ v.b.

     

    Yakın için işaret zamirleri
    Çoğul İkil Tekil  
    هَؤُلاَءِ هَذَانِ (هَذَيْنِ) هَذَا Eril (Müzekker)
    هَؤُلاَءِ هَتَانِ هَذِهِ / هَذِي Dişil (Müennes)

     

     

    Uzak için işaret zamirleri
    Çoğul İkil Tekil  
    اُولاَئِكَ ذَانِكَ ذَاكَ Eril (Müzekker)
    اُولاَئِكَ تَانِكَ تَاكَ / تِيكَ Dişil (Müennes)

     

    İSMİ MEVSULLER:

     

    İSMİ MEVSUL

    Kendisini izleyen cümleyi (sıla), öncesindeki isme sıfat olarak bağlayan Harekesi değişmeyen (Mebni) isimdir. İsmi mevsul ve sıla cümlesi Türkçedeki sıfat yan cümlelerinin karşılığıdır ve genellikle ortaçlarla (…yapan, …olan  gibi) karşılanabilir. İsmi mevsuller “has” ve “müşterek” olmak üzere ikiye ayrılırlar.

     

    1.      Has ismi mevsuller:

     

     

    Has ismi mevsuller
    Çoğul İkil Tekil  
    اَلَّذِينَ اَللَّذَانِ / اَللَّذَيْنِ الَّذِي Eril (Müzekker)
    اللاّائِي / اَللَّوَاتِي اَللَّتَانِ / اَللَّتَيْنِ اَلَّتِي Dişil (Müennes)

     

    • اَلَّذِين Akıl sahibi Eril (Müzekker)ler için; اَلْلاَّتِي ، اللَّوَاتِي ، اللاَّئِي akıl sahibi Dişil (Müennes)ler için kullanılır. 

     

    2.      Müşterek ismi mevsuller: Eril (Müzekker) ve Dişil (Müennes) için ortak kullanılabilen ismi mevsullerdir.

     

     

    Müşterek ismi mevsuller

    İsmi Mevsuller Açıklama
    مَنْ Sadece akıllılar için kullanılır.
    مَا Hayvan ve canlılar için kullanılır.
    أَيُّ İnsan, hayvan ve cansızlar için kullanılır.

     

  • Fiillerin İrabı Muzari ve Emir- Açıköğretim İlahiyat Arapça Dersleri

     

    “İrab Yönünden İsimler” konusunda gördüğümüz üzere cümle içerisindeki konumlarına göre sonlarında hareke ve harf değişikliği meydana gelen kelimelere “murab”, bu tür değişikliklere uğramayan kelimelere ise “mebnî” denilmekteydi. Fiiller de isimler gibi murab ve mebnî olarak ikiye ayrılır. Ancak isimlerle fiillerin irâb durumları tümüyle aynı değildir. Zira irâbın ref ve nasb hali isim ve fiillerde ortak iken, cer hali sadece isimlerde, cezm hali ise sadece fiillerde görülmektedir.

    Fiillerden murab olan sadece muzâri fiildir. Ancak muzâri fiilin cemi müennes siygaları murab değil mebnîdir. Bu durumda çeşitli amillerin etkisiyle cemi müennes siygaları hariç muzâri fiilin sonunda hareke değişikliği veya harf düşmesi meydana gelir. Örneğin “ يَكْتُبُ ” fiili, başına لَمْ harfi geldiğinde “ أَنْ ,”لَمْ يَكْتُبْ harfi geldiğinde ise “ أَنْ يَكْتُبَ ” olur. Aynı edatlar tesniye ve cemi siygaları olan يَكْتُبَانِ ve يَكْتُبُونَ fiillerinin başına geldiğinde sonlarındaki nunlar düşerek لَمْ يَكْتُبَا ve لمَْ يَكْتُبُوا , أَنْ يَكْتُبَا ve أَنْ يَكْتُبُوا şeklinde değişirler.

    Sonunda illet harfi bulunan “ يَرْمِي ” fiilinin başına لَمْ harfi geldiğinde, illet harfi hazfedilerek “ أَنْ ,”لَمْ يَرْمِ harfi geldiğinde “ أَنْ يَرْمِيَ ” olur. Mâzi ve emir fiilleri mebnîdir, sonlarında hiçbir hareke ve harf değişikliği meydana gelmez. Örneğin; “ ذَهَبَ عَلِيٌّ إِلَى بَيْتِهِ بَعْدَ أَنْ خَرَجَ مِنَ المَدْرَسَةِ ” cümlesinde خَرَجَ fiilinin başına gelen أَنْ onda hiçbir değişiklik yapmamıştır. Yine “ وَأَوْحَيْنَا إِلَى
    مُوسَى إِذْ اِسْتَسْقَاهُ قَوْمُهُ أَنْ اِضْرِبْ بِعَصَاكَ الحَْجَرَ ” ayetinde başına أَنْ harfi gelen اِضْرِبْ emir fiilinde değişiklik olmamıştır.

    Bir de emir kipi kategorisinde değerlendirilen nehiy kipleri vardır. Hem emir hem de nehiy kipi muzâri fiilden elde edilmelerine rağmen mebnîdirler.

     

     

    Dilbilgisi  Fiillerde İrab

     

    Sahih Fiillerin Çekimleri ünitesinde mâzi, muzâri ve emir fiil çekimlerini görmüştük. Bu ünitede fiillerde irâb konusunu ele alacağız. Hangi fiillerin  murab, hangilerinin mebnî olduğunu, murab olan fiillerin ref, nasb ve cezm alametlerini, mebnî olan fiillerin ise ne şekilde mebnî olduğunu inceleyeceğiz. Ayrıca fiillere bitişen muzmer (zamir) fâillerin neler olduğunu çeşitli örneklerle işleyeceğiz.

     

    Fiiller zaman açısından mâzi (geçmiş), muzâri (şimdiki ve geniş) ve emir (istek) olmak üzere üç kısma ayrılmaktadır. Mâzi ve emir fiilleri mebnî, muzâri fiil ise murabdır. Mâzi Fiil: Bir eylem veya olayın geçmiş zamanda meydana geldiğini bildiren fiil türüdür. Sahih veya illetli olsun mâzi fiil tüm siygalarıyla mebnîdir.

     

    Mâzi Fiilin İrâbı: Mâzi fiiller mebnîdir, son harekeleri değişmez. Mebnî fiiller tahlil edilirken fiilin sonunda değişmeyen hareke veya harf üzere mebnî olduğu belirtilir. Bu durum aşağıdaki tabloların açıklamalarında görülecektir. Aşağıdaki tabloda son harfi sahih olan mâzi fiil çekimi verilmiş, fâil olan merfu zamirler parantez içerisinde gösterilmiş, mebnîlik durumu da
    rakamlarla ifade edilmiştir.

     

    Cemi
    الجَْمْعُ
    (Çoğul)
    Müsennâ
    الْمُثَنَّى
    (İkil)
    Müfred
    الْمُفْرَدُ
    (Tekil)

    yaptı : فَعَلَ

    فَعَلُوا (و) 2 فَعَلاَ (ا) 1 فَعَلَ (هُوَ) 1

    Gâib / الْغَائِبُ
    III. Şahıs Eril

    فَعَلْنَ (نَ) 3  فَعَلَتَا (تَا) 1 فَعَلَتْ (هِيَ) 1

    Gâibe / الْغَائِبَةُ
    III. Şahıs Dişil

     

    فَعَلْتُمْ (تُمْ) 3 فَعَلْتُمَا (تمَُا) 3 فَعَلْتَ (تَ) 3

    Muhâtab / الْمُخَاطَبُ
    II. Şahıs Eril

    فَعَلْتُنَّ (تُنَّ) 3 فَعَلْتُمَا (تمَُا) 3 فَعَلْتِ (تِ) 3

    Muhâtaba / الْمُخَاطَبَةُ
    II. Şahıs Dişil

    فَعَلْنَا (نَا) 3 فَعَلْتُ (تُ) 3

    Mütekellim / الْمُتَكَلِّمُ
    I. Şahıs Eril/Dişil

     

    (1) rakamı ile gösterilen dört siyga fetha üzere mebnîdir.

     

    (2) rakamı ile gösterilen bir siyga zamme üzere mebnîdir.

     

    (3) rakamı ile gösterilen dokuz siyga sükûn üzere mebnîdir.

     

    Aşağıdaki cümlelerde geçen sahih mâzi fiilleri inceleyiniz.
    Dün ne yaptın? ؟ مَاذَا فَعَلْتَ أَمْسِ Ali bir mektup yazdı. . كَتَبَ عَلِيٌّ رِسَالَةً كَتَبَ fetha üzere mebnî mâzi fiildir. عَلِيٌّ zamme ile merfu açık (zâhiri) fâildir.

     

    فَعَلْتَ sükûn üzere mebnî mâzi fiildir. Merfu muttasıl zamir olan تَ fâildir. Ali ve Halid çarşıya gittiler. . خَالِدٌ وعَلِيٌّ ذَهَبَا إِلَى السُّوقِ ذَهَبَا fetha üzere mebnî mâzi fiildir. Merfu muttasıl zamir olan tesniye elifi ا) ) fâildir. Fiil ve fâilden oluşan ذَهَبَا cümlesi, خَالِدٌ وعَلِيٌّ mübtedasının haberdir.

     

    Öğrenciler okula gittiler. . الطُّلاَّبُ ذَهَبُوا إلَى المدَْرَسَةِ ذَهَبُوا zamme üzere mebnî mâzi fiildir. Merfu muttasıl zamir olan cemi vâvı ( و) fâildir. Fiil ve fâilden oluşan ذَهَبُوا cümlesi الطُّلاَّبُ mübtadasının haberidir.

     

    Kızlar bahçede oynadılar. . البَنَاتُ لَعِبْنَ فِي الحَدِيقَةِ لَعِبْنَ sükûn üzere mebnî mâzi fiil. Merfu zamir olan nûn u nisve ( نَ) fâildir.

     

    Muzâri Fiil: Bir eylemin şimdiki veya geniş zamanda yapılmakta olduğunu veya gelecek zamanda yapılacağını ifade eden fiil türüdür. Muzâri Fiilin İrâbı: Muzâri fiiller murabdır. Ancak muzâri fiilin iki siygası mebnîdir, yapısı değişmez. Bu iki siyga يَفْعَلْنَ – تَفْعَلْنَ siygalarıdır.

     

    Mebnî oldukları için bu iki siyganın irâbı mahallen olur. Başında nasb veya  cezm eden amillerden biri bulunmayan muzâri fiil merfudur. Nasb ve cezm edatlarından önemli olanlara, “Fiili Muzârinin Nasb Hali” ve “Fiili Muzârinin Cezm Hali” konularında değinilecektir.

    Son Harfi Sahih Olan Muzâri Fiilin Ref Hali

     

    Aşağıdaki tabloda son harfi sahih olan merfu muzâri fiil çekimi verilmiş, fâil olan merfu zamirler parantez içerisinde gösterilmiş, irâb durumu da rakamlarla ifade edilmiştir.

     

    Cemi
    الجَْمْعُ
    (Çoğul)
    Müsennâ
    الْمُثَنَّى
    (İkil)
    Müfred
    الْمُفْرَدُ
    (Tekil)
    يَفْعَلُونَ (و) 2 يَفْعَلاَنِ (ا) 2  يَفْعَلُ (هُوَ) 1 Gâib / الْغَائِبُ
    III. Şahıs Eril
    يَفْعَلْنَ (نَ) 3 تَفْعَلاَنِ (ا) 2 تَفْعَلُ (هِيَ) 1 Gâibe / الْغَائِبَةُ
    III. Şahıs Dişil
    تَفْعَلُونَ (و) 2 تَفْعَلاَنِ (ا) 2  تَفْعَلُ (أَنْتَ) 1 Muhâtab / الْمُخَاطَبُ
    II. Şahıs Eril
    تَفْعَلْنَ (نَ) 3 تَفْعَلاَنِ (ا) 2 تَفْعَلِينَ (ي) 2 Muhâtaba / الْمُخَاطَبَةُ
    II. Şahıs Dişil
    نَفْعَلُ (نَحْنُ) 1  أَفْعَلُ (أَنَا) 1 Mütekellim / الْمُتَكَلِّمُ
    I. Şahıs Eril/Dişil

     

    (1) rakamı ile gösterilen beş siyga zamme ile merfudur.

     

    (2) rakamı ile gösterilen yedi siyga nunların sabit kalmasıyla merfudur. Sonlarında nun bulunan bu siygaların sayısı yedi olmasına rağmen, üç tanesi ortak siyga olduğu için ( تَفْعَلاَنِ ) bunlara kısaca beş fiil anlamında “efâl i hamse” denilmektedir. Efâli hamsenin ref durumu nunların sabit kalması, nasb ve cer durumu ise nunların hazfedilmesi (düşürülmesi) ile olur.
    (3) rakamı ile gösterilen iki siyga sükûn üzere mebnîdir. Mebnî kelimelerin irabı mahalli olduğundan, bu iki siyga mahallen merfudur.

     

    Aşağıdaki cümlelerde geçen merfu muzâri fiilleri inceleyiniz.

     

    Ayşe ve Fatma ağacın altında oturuyorlar. . عَائِشَةُ وَفَاطِمَةُ تَجْلِسَانِ تَحْتَ الشَّجَرَةِ تَجْلِسَانِ nun harfinin sabit kalmasıyla merfu muzâri bir fiildir. Merfu muttasıl zamir olan tesniye elifi ( ا) fâildir.
    Zeynep! Ne yapıyorsun? ؟ يَا زَيْنَبُ مَاذَا تَفْعَلِينَ تَفْعَلِينَ nun harfinin sabit kalmasıyla merfu muzâri bir fiildir. Merfu muttasıl zamir olan muhâtaba yâsı ( ي) fâildir.

     

    O bayanlar çarşıya gidiyorlar. . هُنَّ يَذْهَبْنَ إِلَى السُّوقِ يَذْهَبْنَ mebnî olduğu için mahallen merfudur, irâb alameti aranmaz. Merfu muttasıl zamir olan nûnu nisve ( نَ) fâildir. Ahmet bir kitap okuyor. . أَحمَْدُ يَقْرَأُ كِتَابًا يَقْرَأُ zamme ile merfu muzâri bir fiildir. Müstetir zamir olan هُوَ fâildir.

     

    Son Harfi Sahih Olan Muzâri Fiilin Nasb Hali Muzâri fiili nasb eden edatların önemlileri şunlardır: أَنْ، لَنْ، كَيْ أَنْ : Muzâriyi nasbeder, manasını masdara çevirir. Çıkmak istiyorum أُرِيدُ أَنْ أَخْرُجَ

     

    Fakirlere yardım etmemiz gerekir يَجِبُ أَنْ نُسَاعِدَ الفُقَرَاءَ لَنْ : Muzâri fiilin manasını gelecek zamana çevirir ve olumsuz yapar. Başında ( لَنْ ) bulunan muzâri fiil siygasına tekidi nefyi istikbal (gelecek zamanın vurgulu olumsuzu) adı verilir.

     

    Çarşıya gitmeyeceğim لَنْ أَذْهَبَ إِلَى السُّوقِ / Tembel başaramaz لَنْ يَنْجَحَ الكَسْلاَنُ كَيْ : Sebep bildirir. Başarmak için çok çalışırım أَجْتَهِدُ كَثِيرًا كَيْ أَنْجَحَ Aşağıdaki tabloda son harfi sahih olan mansûb muzâri fiil çekimi verilmiş, fâil olan merfu zamirler parantez içerisinde gösterilmiş, irâb durumu da rakamlarla ifade edilmiştir.

     

    Cemi
    الجَْمْع
    (Çoğul)
    Müsennâ
    الْمُثَنَّى
    (İkil)
    Müfred
    الْمُفْرَدُ
    (Tekil)
    أَنْ يَفْعَلُوا (و) 2 أَنْ يَفْعَلاَ (ا) 2 أَنْ يَفْعَلَ (هُوَ) 1 Gâib / الْغَائِبُ
    III. Şahıs Eril
    أَنْ يَفْعَلْنَ (نَ) 3 أَنْ تَفْعَلاَ (ا) 2  أَنْ تَفْعَلَ (هِيَ) 1 Gâibe / الْغَائِبَةُ
    III. Şahıs Dişil
    أَنْ تَفْعَلُوا (و) 2  أَنْ تَفْعَلاَ (ا) 2 أَنْ تَفْعَلَ (أَنْتَ) 1 Muhâtab / الْمُخَاطَبُ
    II. Şahıs Eril
    أَنْ تَفْعَلْنَ (نَ) 3 أَنْ تَفْعَلاَ (ا) 2 أَنْ تَفْعَلِي (ي) 2 Muhâtaba / الْمُخَاطَبَةُ
    II. Şahıs Dişil

    أَنْ نَفْعَلَ (نَحْنُ) 1

    أَنْ أَفْعَلَ (أَنَا) 1 Mütekellim / الْمُتَكَلِّمُ
    I. Şahıs Eril/Dişil

     

    (1) rakamı ile gösterilen beş siyga fetha ile mansûbtur.

     

    (2) rakamı ile gösterilen yedi siyga nunların hazfedilmesi ile mansûbtur. Bu  siygalara “ef’âli hamse” denildiği, bunların ref durumunun nunların sabit kalması, nasb ve cer durumlarının ise nunların hazfedilmesi ile olduğu unutulmamalıdır.

     

    (3) rakamı ile gösterilen iki siyga sükûn üzere mebnîdir. Mebnî kelimelerin irâbı mahalli olduğundan, bu iki siyga mahallen mansûbtur.

     

    Aşağıdaki cümlelerde geçen mansûb muzâri fiilleri inceleyiniz.

     


    Öğrenciler sınavlarda başarılı olmak istiyorlar. الطُّلاَّبُ يُرِيدُونَ أَنْ يَنْجَحُوا في الاِمْتِحَانَاتِ  أَنْ يَنْجَحُوا nun harfinin hazfedilmesiyle mansûb muzâri fiil, أَنْ nasb ve  mastar harfidir. Merfu muttasıl zamir olan cemi vâvı ( و) fâildir.

     

    Kadınlar çarşıya gitmek istiyorlar. . النِّسَاءُ يُرِدْنَ أَنْ يَذْهَبْنَ إِلَى السُّوقِ أَنْ يَذْهَبْنَ mahallen mansûb sükûn üzerine mebnî muzâri fiil, أَنْ nasb ve mastar harfidir. Merfu muttasıl zamir olan nûnu nisve ( نَ) fâildir.

     

    Bir mektup yazmak istiyorum. . أُرِيدُ أَنْ أَكْتُبَ رِسَالَةً أَنْ أَكْتُبَ fetha ile mansûb muzâri fiil, أَنْ nasb ve mastar harfidir. Muzâri fiilin altında müstetir (gizli) zamir olan أَنَا fâildir.

     

     

     

    Son Harfi Sahih Olan Muzâri Fiilin Cezm Hali

     

    Muzârinin başına cezm eden edatlar geldiğinde muzâri fiili cezm ederiz. Bir muzâri fiili cezm eden edatlar şunlardır: (nehiy lâsı) لاَ, (emir lâmı) لِ, لَمْ، لَمَّا لَمْ: Muzâri fiili cezm ederek manasını olumsuz maziye çevirir.

     

    Ali ödevini yazmadı. لمَْ يَكْتُبْ عَلِيٌّ وَاجَبَهُ /Doğurmamış, doğmamıştır لمَْ يَلِدْ وَلمَْ يُولَدْ لَمَّا : Muzâri fiili cezm ederek manasını olumsuz maziye çevirir. Bir işin konuşulma anına kadar olmadığını, daha sonra olabileceği ihtimalini ifade eder. Olumsuzluğa “henüz” anlamı katar.

     

    Ali ödevini henüz yazmadı. لَمَّا يَكْتُبْ عَلِيٌّ وَاجَبَهُ / henüz dönmedi لَمَّا يَرْجِعْ لِ: “Lâmul emr” olarak adlandırılan bu lâm üçüncü şahıslara emir için kullanılır. Örnek: yazsın لِيَكْتُبْ / gitsin لِيَذْهَبْ
    لاَ: “lâı nâhiye” denilen bu lâ, üçüncü ve ikinci şahıslara bir şeyi yapmayı yasaklamak için kullanılır.

     

    Gitmesin لاَ يَذْهَبْ / oturma لاَ تَجْلِسْ Aşağıdaki tabloda son harfi sahih olan meczûm muzâri fiil çekimi verilmiş, fâil olan merfu zamirler parantez içerisinde gösterilmiş, irâb durumu da rakamlarla ifade edilmiştir.

     

    Cemi
    الجَْمْع
    (Çoğul)
    Müsennâ
    الْمُثَنَّى
    (İkil)
    Müfred
    الْمُفْرَدُ
    (Tekil)
     لَمْ يَفْعَلُوا (و) 2 لَمْ يَفْعَلاَ (ا) 2 لَمْ يَفْعَلْ (هُوَ) 1

    Gâib / الْغَائِبُ
    III. Şahıs Eril

     لَمْ يَفْعَلْنَ (نَ) 3  لَمْ تَفْعَلاَ (ا) 2  لَمْ تَفْعَلْ (هِيَ) 1

    Gâibe / الْغَائِبَةُ
    III. Şahıs Dişil

    لَمْ تَفْعَلُوا (و) 2 لَمْ تَفْعَلاَ (ا) 2  لَمْ تَفْعَلْ (أَنْتَ) 1

    Muhâtab / الْمُخَاطَبُ
    II. Şahıs Eril

     لَمْ نَفْعَلْ (نَحْنُ) 1

    لَمْ أَفْعَلْ (أَنَا) 1

    Mütekellim / الْمُتَكَلِّمُ
    I. Şahıs Eril/Dişil

     

    (1) rakamı ile gösterilen beş siyga sükûn ile meczûmdur.

     

    (2) rakamı ile gösterilen yedi siyga nunların hazfedilmesi ile meczûmdur. Bu siygalar “ef’âl i hamse” olarak adlandırılmakta, nasb ve cezm durumları nunların hazfedilmesi ile olmaktadır.
    (3) rakamı ile gösterilen iki siyga mebnîdir. Mebnî kelimelerin irâbı mahalli olduğundan, bu iki siyga mahallen meczûmdur.

     

    Aşağıdaki cümlelerde geçen meczûm muzâri fiilleri inceleyiniz.

     

    Çocuklar odadan çıkmadılar. . الأَطْفَالُ لمَْ يَخْرُجُوا مِنَ الغُرْفَةِ  لَمْ يَخْرُجُوا nun harfinin hazfedilmesiyle meczûm muzâri fiil, لمَْ cezm edatı, merfu muttasıl zamir olan cemi vâvı ( و) fâildir.
    İlk anda nasıl davranacağını bilemedi. ؟ فِي اللَّحْظَةِ الأُولَى لَمْ يَعْرِفْ كَيْفَ يَتَصَرَّفُ لَمْ يَعْرِفْ sükûn ile meczûm fiili muzâri, لمَْ cezm edatı, muzâri fiilin altında müstetir (gizli) zamir olan هُوَ fâildir.
    Geçen hafta köye gitmedik. . لَمْ نَذْهَبْ إِلَى القَرْيَةِ فِي الأُسْبُوعِ الماَضِي لَمْ نَذْهَبْ sükûn ile meczûm fiili muzâri, لمَْ cezm edatı, muzâri fiilin altında müstetir (gizli) zamir olan نَحْنُ fâildir.

     

     

     

     

    Son Harfi Sahih Olan Emri Gâibin İrâbı

     

    Aşağıdaki tabloda son harfi sahih olan فَعَلَ fiilinin emr i gâib çekimi verilmiş, fâil olan merfu zamirler parantez içerisinde gösterilmiş, mebnîlik durumu da rakamlarla ifade edilmiştir.

     

    Cemi
    الجَْمْع
    (Çoğul)
    Müsennâ
    الْمُثَنَّى
    (İkil)
    Müfred
    الْمُفْرَدُ
    (Tekil)
     
    لِيَفْعَلُوا (و) 2 لِيَفْعَلاَ (ا) 2 لِيَفْعَلْ (هُوَ) 1 Gâib / الْغَائِبُ
    III. Şahıs Eril
    لِيَفْعَلْنَ (نَ) 1 لِتَفْعَلاَ (ا) 2 لِتَفْعَلْ (هِيَ) 1 Gâibe / الْغَائِبَةُ
    III. Şahıs Dişil

     

    (1) rakamı ile gösterilen üç siyga sükûn üzere mebnîdir.

     

    (2) rakamı ile gösterilen üç siyga ise nunların hazfedilmesi üzere mebnîdir.

     

    Son Harfi İlletli Olan Emri Gâibin İrâbı

     

    Sonu illetli olan fiillerin emri gâibinde:

     

    Müfred gâib ve gâibe siygaları illet harfinin hazfi üzere mebnîdir.

     

    يَدْعُو، لِيَدْعُ – تَدْعُو، لِتَدْعُ / يَرْمِي، لِيَرْمِ – تَرْمِي، لِتَرْمِ

     

    Efâli hamse siygaları nunların hazfedilmesi üzere mebnîdir:

     

    يَدْعُوَانِ، لِيَدْعُوَا – يَدْعُونَ، لِيَدْعُوا – تَدْعُوَانِ، لِتَدْعُوَا/ يَرْمِيَانِ، لِيَرْمِيَا  يَرْمُونَ، لِيَرْمُوا – تَرْمِيَانِ، لِتَرْمِيَا

     

    Cemî gâibe siygasi sükûn üzere mebnidir: يَدْعُونَ – لِيَدْعُونَ / يَرْمِينَ – لِيَرْمِينَ

     

    Aşağıdaki cümlelerde geçen emri gâibleri inceleyiniz.

     

    Halite söyle okula gitsin. . قُلْ لخَِالِدٍ لِيَذْهَبْ إِلَى المدَْرَسَةِ لِيَذْهَبْ sükûn üzere mebnî emri gâib, müstetir zamir olan هُوَ fâildir. Oyuncu (futbolcu) topu atsın. . لِيَرْمِ اللَّاعِبُ الكُرَةَ لِيَرْمِ illet harfinin hazfi üzere mebnî emri gâib, müstetir zamir olan هُوَ fâildir.

     

     

    Son Harfi İlletli Olan Muzâri Fiillerin İrâbı

     

    Son harfi illetli muzârinin يَدْعُو، تَدْعُو، أَدْعُو، نَدْعُو/يَرْمِي، تَرْمِي، أَرْمِي،نَرْمِي siygalarında:

     

    Ref alâmeti olan zamme son harf üzerine takdir edilir. Mukadder bir ötre ile merfudur denilir.
    Nasb hali sahih fiiller gibi fetha iledir.

     

    أَنْ يَدْعُوَ – أَنْ تَدْعُوَ – أَنْ أَدْعُوَ – أَنْ نَدْعُوَ / أَنْ يَرْمِيَ، أَنْ تَرْمِيَ، أَنْ أَرْمِيَ، أَنْ نَرْمِيَ

     

    Cezm alâmeti olarak illet harfi hazfedilir.

     

    لَمْ يَدْعُ – لَمْ تَدْعُ – لَمْ أَدْعُ – لَمْ نَدْعُ / لمَْ يَرْمِ، لَمْ تَرْمِ، لمَْ أَرْمِ، لمَْ نَرْمِ

     

    Efâl i hamse (beş fiil) siygaları aynen son harfi sahih muzâri fiil gibidir.

     

    Ref hali nunların sabit kalmasıyla:

     

    يَدْعُوَانِ  يَدْعُونَ – تَدْعُوَانِ – تَدْعُونَ – تَدْعِينَ

     

    يَرْمِيَانِ  يَرْمُونَ – تَرْمِيَانِ – تَرْمُونَ  تَرْمِينَ

     

    61Nasb ve cezm halleri nunların hazfedilmeyledir.

     

    أَنْ يَدْعُوَا  أَنْ يَدْعُوا – أَنْ تَدْعُوَا – أَنْ تَدْعُوا – أَنْ تَدْعِي

     

    أَنْ يَرْمِيَا  أَنْ يَرْمُوا – أَنْ تَرْمِيَا – أَنْ تَرْمُوا  أَنْ تَرْمِي

     

    لَمْ يَدْعُوَا  لمَْ يَدْعُوا – لمَْ تَدْعُوَا – لَمْ تَدْعُوا  لَمْ تَدْعِي

     

    لَمْ يَرْمِيَا  لَمْ يَرْمُوا – لَمْ تَرْمِيَا – لَمْ تَرْمُوا  لمَْ تَرْمِي

     

    Mebnî olan iki siyganın irâbı (cemi müennes siygaları), sahih fiillerde olduğu gibi mahallidir.

     

    Ref halinde mahallen merfudur. يَدْعُونَ – تَدْعُونَ / يَرْمِينَ  تَرْمِينَ

     

    Nasb halinde mahallen mansûbdur. أَنْ يَدْعُونَ – أَنْ تَدْعُونَ / أَنْ يَرْمِينَ  أَنْ تَرْمِينَ

     

    Cezm halinde mahallen meczûmdur. لَمْ يَدْعُونَ – لَمْ تَدْعُونَ / لمَْ يَرْمِينَ  لمَْ تَرْمِينَ

     

    Aşağıdaki cümlelerde geçen muzâri fiilleri inceleyiniz.

     

    Müslüman Allaha dua eder. . المسُْلِمُ يَدْعُو اللهَ

     

    يَدْعُو vav üzerine takdir edilen zamme ile merfudur. Muzâri fiilin altında müstetir zamir olan هُوَ fâildir.

     

    Allahtan sağlık ve afiyette olmanı dilerim. . أَرْجُو مِنَ اللهِ أَنْ تَكُونَ فِي الصِّحَّةِ وَالعَافِيَةِ أَرْجُو vav üzerine takdir edilen zamme ile merfudur. Muzâri fiilin altında müstetir zamir olan أَنَا fâildir.

     

    Sizi köyümüze davet etmek istiyoruz. . نُرِيدُ أَنْ نَدْعُوَكُمْ إِلَى قَرْيَتِنَا

     

    أَنْ نَدْعُوَ fetha ile mansûb muzâri fiil, أَنْ nasb ve mastar harfi, muzâri fiilin

     

    altında müstetir zamir olan نَحْنُ fâildir.

     

    O, bizi partiye davet etmedi. . هُوَ لمَْ يَدْعُنَا إِلَى الحَفْلِ

     

    لَمْ يَدْعُ illet harfinin hazfedilmesi ile meczûm muzâri fiil, muzâri fiilin

     

    altında müstetir zamir olan هُوَ fâildir.

     

    Niçin ağlıyorsun Zeynep? ؟ لِمَاذَا تَبْكِينَ يَا زَيْنَبُ

     

    تَبْكِينَ nûnun sâbit kalması ile merfu muzâri fiil, merfu muttasıl zamir olan muhâtaba yâsı ( ي) fâildir.

     

    Dün dedeler torunlarına hikâyeler anlatmadılar. . الأَجْدَادُ لمَْ يَحْكُوا قِصَصًا لِأَحْفَادِهِمْ أَمْسِ لَمْ يَحْكُوا nûnun hazfedilmesi ile meczûm muzâri fiil, merfu muttasıl zamir olan cemi vâvı ( و) fâildir.

     

    Senle yürüyebilir miyim? ؟ هَلْ يُمْكِنُنِي أَنْ أَمْشِيَ مَعَكَ

     

    أَنْ أَمْشِيَ fetha ile mansûb muzâri fiil, müstetir (gizli) zamir olan أَنَا fâildir.

    Kız öğrenciler tatili Kahirede geçiriyorlar. . الطَّالِبَاتُ يَقْضِينَ العُطْلَةَ فِي القَاهِرَةِ

     

    يَقْضِينَ sükûn üzere mebnî mahallen merfu muzâri fiil, merfu muttasıl zamir olan nûnu nisve ( نَ) fâildir.

     

    Emir Fiili: Emir, bir işin yapılmasını, bir şeyin olmasını istemektir. İki kısma
    ayrılır: 1. Emr i hâzır. 2. Emri gâib.
    Emri Hâzır: İkinci şahıslara (muhâtab ve muhâtaba) yapılan emirdir.

     

     

    Son Harfi Sahih Olan Emri Hâzırın İrâbı

     

    Emri hâzır mebnîdir, sonu değişmez. Muzârinin muhâtab ve muhâtaba siygalarından elde edilen emri hâzır, muzârisinin cezm alameti üzere mebnîdir.

     

    Aşağıdaki tabloda son harfi sahih olan فَعَلَ fiilinin emri hâzır çekimi  verilmiş, fâil olan merfu zamirler parantez içerisinde gösterilmiş, mebnîlik durumu da rakamlarla ifade edilmiştir.

     

    Cemi
    الجَْمْع
    (Çoğul)
    Müsennâ
    الْمُثَنَّى
    (İkil)
    Müfred
    الْمُفْرَدُ
    (Tekil)
    اِفْعَلُوا (و) 2 اِفْعَلاَ (ا) 2 اِفْعَلْ (أَنْتَ) 1

    Muhâtab / الْمُخَاطَبُ
    II. Şahıs Eril

    اِفْعَلْنَ (نَ) 1 اِفْعَلاَ (ا) 2 اِفْعَلِي (ي) 2

    Muhâtaba / الْمُخَاطَبَةُ
    II. Şahıs Dişil

     

    (1) rakamı ile gösterilen iki siyga sükûn üzere mebnîdir.

     

    (2) rakamı ile gösterilen dört siyga nunların hazfedilmesi üzere mebnîdir.

    Son Harfi İlletli Olan Emri Hâzırın İrâbı

    Sonu illetli olan fiillerin emri hâzırında: Müfred muhatab siygası illet harfinin hazfi üzere mebnîdir. ، تَدْعُو، اُدْعُ / تِرْمِي اِرْمِ

    Efâli hamse siygaları nunların hazfedilmesi üzere mebnîdir:

    تَدْعُوَانِ، اُدْعُوَا – تَدْعُونَ، اُدْعُوا – تَدْعِينَ، اُدْعِي / تَرْمِيَانِ، اِرْمِيَا  تَرْمُونَ، اِرْمُوا / تِرْمِينَ، اِرْمِي

    Cemî muhataba siygasi sükûn üzere mebnidir: تَدْعُونَ – اُدْعُونَ / تَرْمِينَ – اِرْمِينَ

    Aşağıdaki cümlelerde geçen emr i hâzırları inceleyiniz.

    Pencereyi aç. . اِفْتَحِي النَّافِذَةَ Adını buraya yaz. . أُكْتُبْ اِسمَْكَ

    sükûn üzere mebnî emri hâzır. Müstetir zamir olan أَنْتَ fâildir. اِفْتَحِي nunların hazfedilmesi ile mebnî emr i hâzır, merfu muttasıl zamir olan muhâtaba yâsı fâildir.

    Buradan yürüyün. . اِمْشِينَ مِنْ هُنَا Silahını yere at. . اِرْمِ سِلاَحَكَ عَلَى الأَرْضِ اِرْمِ illet harfinin hazfedilmesi üzere mebnîdir. Müstetir zamir olan أَنْتَ fâildir.

    اِمْشِينَ sükûn üzere mebnî emri hâzır, merfu zamir olan nûnu nisve ( (ن fâildir.

    Emri Gâib: Muzâri fiilin gâib ve gâibe siygalarının başalarına “lâmulemr” denilen kesralı bir lâm ( لِ) getirilip sonları cezm edilerek yapılır. Bu nedenle emri gâib, muzârisinin cezm alameti üzere mebnîdir. Örnek: çıksın – خَرَجَ يَخْرُجُ – لِيَخْرُجْ / açsın فَتَحَ – يَفْتَحُ  لِيَفْتَحْ