Yıl: 2013

  • İsmi Fail ve Çekimi

    İsmi Fail ve Çekimi

    arapca-fail

    Söz gelimi sırasıyla “Yazdı, denetledi, örtündü” anlamlarına gelen “ , كَتَبَ

    فَتَّشَ, تَسَتَّرَ ” fiillerinin ism-i fâilleri aynı sırayla “yazan, denetleyen, örtünen”

    anlamındaki “ كَاتِب, مُفَتِّش, مُتَسَتِّر ” kelimeleridir.

    a. Yapılışı

    1. Sülâsî (Üç harfli) fiillerde ( (كَتَبَ  كَاتِب؛ نَصَرَ  نَاصِر؛ جَذَبَ  جَاذِب

    örneklerinde olduğu gibi فَاعِل vezninde gelir.

    2. Dört veya daha fazla harften oluşan fiillerde (rubâî mücerred ve mezîd

    fiillerde) muzâri fiilin ma‘lûmunun (etgen formunun) muzâraât harfi atılır,

    yerine zammeli bir mim getirilir. Sondan bir önceki harfin harekesi kesra

    değilse kesra yapılır.

    Örnek: ( ← حَدَّثَ  يُحَدِّثُ  مُحَدِّث؛ جَاهَدَ  يُجاهِدُ  مُجَاهِد؛ تَفَكَّرَ  يَتَفَكَّرُ

    (مُتَفَكِّر

     

    “İsm-i Fâil”in Çekimine Örnekler :

    Cemi Tesniye Müfred

    نَاصِرُونَİsm-i fâil, cemi’, müzekker, musahhah.Manası: Yardım edici cemi’ erkekler.

    نَاصِرَانِ

     

    İsm-i fâil, tesniye, müzekker. Manası:Yardım edici iki erkek.

    نَاصِرٌİsm-i fâil, müfred, müzekker. Manası:Yardım edici bir erkek.
    نَصَرَةٌİsm-i fâil, cemi’, müzekker, mükesser.Manası: Yardım edici cemi’ erkekler. نُصَّرٌİsm-i fâil, cemi’, müzekker, mükesser.Manası: Yardım edici cem’i erkekler. نُصَّارٌİsm-i fâil, cemi’, müzekker, mükesser.Manası: Yardım edici cemi’ erkekler.
    نَاصِرَاتٌİsm-i fâil, cemi’, müennes, musahhaha.Manası: Yardım edici cemi’ kadınlar. نَاصِرَتَانِİsm-i fâil, tesniye, müennes. Manası:Yardım edici iki kadın. نَاصِرَةٌİsm-i fâil, tesniye, müennes. Manası:Yardım edici bir kadın.
    NOT : 1- Cemi’ musahhah (veya sahîh); çoğul hâlinde, ismin müfret hâlindeki yapısı değişmeyen ancak cem-i müzekker hâlinde sonuna, vav–nun veya ya-nun; cem-i müennes hâlinde, elif-te ilâve edilerek yapılan çoğul şeklidir.2- Cemi’ mükesser (veya teksîr) : İkiden daha çok şeyi bildiren ve çoğul hâlinde müfredinin binası (yapısı) değişen çoğul şeklidir. وَنَوَاصِرُİsm-i fâil, cemi’, müennes, mükessere.Manası: Yardım edici cemi’ kadınlar
     

     

     

    İsmi Fâil ve Sıfat-ı Müşebbehe, Hakkında Derlenen Bilgiler :

    İsmi Fâil ve Sıfat-ı Müşebbehe, lafzî kıyasi âmil olarak amel eder.  İsmi Fâil, bir hadesin kendisi ile kâim olduğu kişi için, fiilden türetilen isim (Fâil’e geçici olarak yüklenilen isim) dir. ( ضَارِبٌ döven kişi) gibi. Bu nedenle ismi fâilde, hudus mânası vardır ve Yapanı değil, yaptıranı gör atasözünün anlamı saklıdır. (Hudus mânası: Fiilin; sadece hüküm (emir) anında meydana gelmesi, geçici olması, kalıcı olmaması, devamlı olmaması, fâildeki hâlin fiilin sonlanması ile kaybolması demektir.) 

    İsmi Fâil, hadesin vucudunun o zat için yenilenerek vaki olması ve hadesin o zat ile kâim oluşu ve üç zamandan biri ile kayıtlı olmasıdır. Cümledeki görevine göre tercüme edilir. Mâlum mânasındadır ve meçhûlü yoktur. İsm-i Fâil’in vezni kıyâsidir (Sarf âlimlerinin ittifakı ile bir kaideye bağlanmıştır).

    • İsm-i Fâil, malüm_fiilin amelini yapan bir lafzî kıyâsi âmildir. Bunun anlamı;
    • (a) Türetildiği fiil lâzım ise ism-i fâil, fâili REF eder.
    • (b) Türetildiği fiil müteaddi ise ism-i fâil, fâili REF eder ve mefulün bihi NASB eder.
    • (c) İsm-i Fâil, âmil olarak görev yaptığı zaman, mef’ul sevinci de – üzüntüyü de taşıyamaz ve durumunu REKLAM eder.
    • (d) Şayet ismi fâilin türetildiği fiil birden fazla mefule geçiş yaparsa, ismi fâilde aynı sayıdaki mefule geçiş yapar. (NOT: İsm-i fâil, türetildiği fiilinin amelini aşağıdaki altı şart bulunduğu zaman yapar. Aksi halde lafzî kıyasi âmil görevi yoktur. Örnekler aşağıda verildi.)
    •  

    İsm-i Fâiltüretildiği fiilinin amelini aşağıdaki altı şart bulunduğu zaman yapar.

    Şart1. İsmi Fâil bir mübtedanın haberi ise, lafzî kıyasi âmil olarak görev yapar. Konuşma dilinde muzari gibi tercüme edilir. Kur’an-ı Kerim dilinde ise, temel cümle ve diğer yan cümleler dikkate alınarak isim cümlesinin haberi olarak tercüme edilir. İsim cümlesinin haberindeki saklı bilgiler, hüküm niteliğindedir. Bu nedenle sorumluluklarımızı bildirir. Haber, ism-i fâil kalıbında geldiği için, hükmün anlattığı sıfatı veya vasfı sergileyen hakkında bilgi verir.

    Örnek_Konuşma dilinde:  هُوَ ضَارِبٌ “O döver veya O dövüyor.” İsim cümlesinin mübdedâ’sı ( هُوَ ) dir ve haberi ( ضَارِبٌ döver) muzari gibi tercüme edilir. Duyana (muhatabına), bir sorumluluk yüklemez. (NOT: Bu örnek ve açıklama bir sarf kitabından alındı.)

     

    Örnek_Kur’an-ı Kerim dilinde, 15/23 :  وَإِنَّا لَنَحْنُ نُحْيِي وَنُمِيتُ وَنَحْنُ الْوَارِثُونَ   “Gerçekten biziz – biz diriltiriz ve öldürürüz – ve gerçek vârisler biziz” Ayet-i Kerimesinde bir yan cümle olan   وَنَحْنُ الْوَارِثُونَ … isim cümlesi,   الْوَارِثُونَ … mârife cemî müzekker ism-i fâil’in REF hâli (haber), lafzî kıyâsi âmildir.  … وَنَحْنُ …  mübtedâ ve  … وَإِنَّا لَنَحْنُ نُحْيِي وَنُمِيتُ   temel cümlesi dikkate alınarak tercüme edilir. Dinleyene (muhatabına), ömür_boyu sorumluluk yükler. Bir örnek :

     

      الْوَارِثُونَ … haber’deki saklı hükmün nasıl yaşanacağına ışık tutan bir Hadis-i Şerif : Bir sahabe-i kirâm, Hz. Rasûlullah (s.a.v)’e “Yâ Rasûlullah, babama borç para verdim, geri ödemiyor.” der. Hz. Rasûlullah (s.a.v)’de cevaben : “Sen de, malın da babanınsın.” buyurur.

     

    Şart2. İsmi Fâil bir bir mevsufa sıfat olmuşsa, lafzî kıyasi âmil olarak görev yapar ve sıfat gibi tercüme edilir. İsm-i Fâilin bildirdiği bu sıfat kalıcı değil, geçicidir. Sıfatın REF ettiği fâil, bu işleri istediği zaman yapar ve istediği zaman yapmaz bilgisi saklıdır.

    • Örnek_Konuşma dilinde:  جَائَنِى رَجُلٌ ضَارِبٌ غُلاَمُهُ عَمْراً  “Bana bir adam geldi ki, kölesi Amr’ı dövücüdür.” Terkibinde:  (  رَجُلٌ  ),  mevsûfdur. Sıfat gibi tercüme edilen (  ضَارِبٌ dövücü ) cümlenin fiili olarak; fâili (غُلاَمُهُ ), REF ve mefulü, (عَمْراً) NASB etmiştir.  Duyan (muhatab), bilgilenir.
    • Örnek_Kur’an-ı Kerim dilinde, 16/51 :  وَقَالَ اللَّهُ لَا تَتَّخِذُوا إِلَهَيْنِ اثْنَيْنِ إِنَّمَا هُوَ إِلَهٌ وَاحِدٌ فَإِيَّايَ فَارْهَبُونِ   “Ellah buyurdu ki: – iki ilâh edinmeyin – O ancak bir ilâhdır – yalnız benden korkun.”  Ayet-i Kerimesinde ( وَاحِدٌ  ) ismi fâili,  lafzî kıyâsi âmildir ve nekre olan (  إِلَهٌ  ) mevsufunun sıfatıdır. Sıfat tamlaması olan (  إِلَهٌ وَاحِدٌ  ) ise, isim cümlesinin haberidir.  Dinleyen (muhatab) “Her ne söylersen, Ellah için söyle. Her ne yaparsan, Ellah için yap.” hükmünden (emrinden) sorumludur.

    Şart3. İsmi Fâilin önüne mevsul olan bir “elif-lam” gelmişse, lafzî kıyasi âmil olarak görev yapar ve isim gibi tercüme edilir.

    1. Örnek_Konuşma dilinde:  جَائَنِى الضَّارِبُ أَبُوهُ عَمْراً “Babası Amr’ı döven kişi bana geldi.”. Burada mevsul, ismi fâilin üzerine Elif_lâm suretinde dahil olmuştur. ( الضَّارِبُ döven o kişi ki ) ismi fâili, sıla_fiil cümlesinin fiili olarak ( أَبُوهُ ) lafzını kendisine fâil yapmış, ( عَمْراً) lafzını da kendisine meful almıştır. Duyana (muhataba), olayın bir-kaç sahnesini bildirir.
    2. Örnek_Kur’an-ı Kerim dilinde, 17/81 :  وَقُلْ جَاءَ الْحَقُّ وَزَهَقَ الْبَاطِلُ إِنَّ الْبَاطِلَ كَانَ زَهُوقًا     “De ki: Hak geldi, bâtıl zail oldu – gerçekten bâtıl daima zeval bulur.” Ayet-i Kerimesinde (  الْبَاطِلُ  bâtıl o şey ki ) ismi fâili,  lafzî kıyâsi âmildir.  Çünkü, önüne mevsul olan bir Elif_lâm alarak sıla_fiil cümlesinin fiili olmuştur. Fâil ise, tahtında müstetir ( أَنْتَ ) zamiridir. Ayrıca  dinleyene (muhatabına), teheccüd namazına devam ettiğin takdirde (17/78 – 82) bâtıl alışkanlıkların zâil olur, şifâya kavuşursun ve rahmete bürünürsün gibi, saklı olarak teşvik eder.

     

    Şart4. İsmi Fâil nekre bir isimden sonra hâl olarak gelmişse, lafzî kıyasi âmil olarak görev yapar ve hâl gibi tercüme edilir.

    • Örnek_Konuşma dilinde:  جَائَنِى زَيْدٌ رَاكِباً فَرَسَهُ “Zeyd bana atına binerek (biner olduğu halde) geldi.”.  Burada ( رَاكِباً binerek) ismi fâili; hem hâl sahibi olan “zeydun” lafzının hâli olmuş, hem de fiil cümlesinin fiilidir. İsmi fâil, tahtında müstetir (هُوَ) zamirini, kendisine fâil etmiş ve (فَرَسَ) lafzını da kendisine meful almıştır.  Duyana (muhatabına), hâl sahibindeki değişikliği bildirir.
    • Örnek_Kur’an-ı Kerim dilinde, 27/43 :  (وَصَدَّهَا مَا كَانَتْ تَعْبُدُ مِنْ دُونِ اللَّهِ إِنَّهَا كَانَتْ مِنْ قَوْمٍ كَافِرِينَ ) “Ellah’dan başka tabdığı şeyler onu (Belkıs’ın müslüman olmasını) engellemişti – çünkü o kâfir bir kavimden idi.” Ayeti Kerimesi “Kimlerle birlikte olduğunu bilmekle sorumlusun” ikâzını yapar. Çünkü İman ile küfür bir arada olmaz. Birinin var olduğu yerde,  diğeri yoktur.

    Şart5. İsmi Fâilin önüne bir soru edatı gelmişse, lafzî kıyasi âmil olarak görev yapar.

    • Örnek_Konuşma dilinde:  أَقَائِمُ الزَّيْدَانِ ؟ “İki Zeyd de ayakta mıdırlar.”  Burada (أَقَائِمُ ayakta mıdır) ismi fâile, istifham dahil olmuş ve (الزَّيْدَانِ) lafzını, fâil almıştır.
    • Örnek_Kur’an-ı Kerim dilinde, ??? :

     

    • Şart6. İsmi Fâilin önüne bir nefyi edatı gelmişse, lafzî kıyasi âmil olarak görev yapar.
    •  
    • Örnek_Konuşma dilinde: (مَا ضَارِبٌ زَيْدٌ “Zeyd dövmedi.”).  Burada (مَا ضَارِبٌ dövmedi) ismi fâiline, nefyi edatı dahil olmuş ve (زَيْدٌ) lafzını, kendisine fâil almıştır. Kâide-1 : Nefyi edatı olan ( مَا ) isimden önce geldiğinde ( لَيْسَ ) gibi, isim ve haber alır. İsmini REF eder ve haberini NASB eder. Bu kâideye göre  lafzî kıyasi âmil olarak görev yapan ( مَا ضَارِبٌ dövmedi ) lafzı, ismini ( زَيْدٌ ) REF etmiş ve haberini de hazf etmiş (saklamış).
    •  
    • Örnek_Kur’an-ı Kerim dilinde, 27/75 :  وَمَا مِنْ غَائِبَةٍ فِي السَّمَاءِ وَالْأَرْضِ إِلَّا فِي كِتَابٍ مُبِينٍ “Göklerde ve yerde hiç bir gâib (gizli) yok ki – açık bir kitab’da olmasın”)  Kâide-2 : Nefyi edatı olan ( مَا ) isimden önce gelerek ( لَيْسَ ) gibi görev yapabilmesi için, ismiyle haberinin yer değiştirmemesi ve olumsuzluğunun ( إِلَّا ) ile bozulmaması gerekir. Bu şartlardan birinin bulunması halindei isim cümlesi üzerinde hareke etkisi kalmaz. Yanız olumsuzluğu kalır. Anlamı iki durumda da “”Değil” demektir. (NOT : Bu kâidelere uygun bir örnek olduğu için yazıldı.  ( غَائِبَةٍ ) ism-i fâili, lafzî kıyâsi âmil olarak görev yapmıyor. Ancak Ayet-i Kerime’nin anlamına ” … ibretle seyreden, … hayretle Kitab-ı Mübîn’i okuyan gibidir.” bilgisini yüklüyor.)

     

     

    Sülasi mücerred haricindeki fiillerden ismi fâil yapmak için

     muzari fiilin başındaki muzaraat harfi atılıp yerine ötreli bir “mim” harfi getirilir, son harften bir önceki harfin harekesi kesre yapılır ve son harf tenvinlenir. İsmi fâilin başına Elif_Lâm gelirse, sonuna tenvin gelmez ve cümledeki görevine göre hareke (üstün, ötre, kesre) alarak isimlenen hakkında saklı bilgiler verir. Şöyle ki :

    •  
    •  Muzari anlatımda, hudus mânası yoktur ama benlik mânası vardır. “Yapanı değil, yaptıranı gör” atasözünün anlamı, muzari anlatımda yoktur.
    • İsmi fâil ile anlatımda ise, benlik mânası yoktur ama hudus mânası vardır.
    •  
    • Örnek: Dört harfli olan Mufâale BAB’ındaki ( قَاتَلَ ) fiilinden, ismi fâil almak istendiğinde ; bunun fiil-i muzari malûmu olan ( يُقَاتِلُ ) fiilindeki muzâarat harfi olan “ya” atılıp yerine ötreli bir mim getirilir ve sondan bir önceki harf de kesrelenir. Elif_lâmsız, munsarif bir isim olduğu için de sonuncu harfin harekesinden sonra bir tenvin konur. Böylece ( مُقَاتِلٌ ) şeklinde bir ism-i fâil meydana gelmiş olur.
    •  
    • Kâide: Muzâarat harfinin yerine getirilen mim harfi, bazen şaz olarak kesrelenir. ( مِبِينٌ ) ve ( مِغِيرٌ ) ve ( مِعِينٌ ) gibi. Bu ism-i fâillerdeki mim harfi, kendisinden sonra gelen harflerin harekesine uygunluk için kesrelenmiştir.
    •  
    • NOT: Yerine göre bazı masdarlar, ism-i fâil mânasını verir. Örnek :  ( عَدَلَ ) fiilinin masdarı, ( عَدْلٌ ) dır. Ancak ( زَيْدٌ عَدْلٌ ) denildiği zaman, bu terkipteki ( عَدْلْ ) masdarından, ( عَادِلٌ ) ism-i fâilin mânası kastedilir.
    •  
    • Üç harfden fazla harfli fiillerden alınan ism-i fâilin emsile-i muttaridesi :
    •  
    • Müzekker: ( مُقَاتِلِينَ nasb ve cer,    مُقَاتِلُونَ ref),    (مُقَاتِلَيْنِ nasb ve cer,    مُقَاتِلاَنِ ref),    (مُقَاتِلٍ cer,    مُقَاتِلاً nasb,    مُقَاتِلٌ ref)
    •  
    • Müennes: ( مُقَاتِلاَتٍ nasb ve cer,    مُقَاتِلاَتٌ ref),    (مُقَاتِلَتَيْنِ nasb ve cer,    مُقَاتِلَتَانِ ref),    (مُقَاتِلَةٍ cer,   مُقَاتِلَةً nasb,   مُقَاتِلَةٌ ref)
    •  
    •  
    • Sülasi mücerred fiillerden ismi fâil yapmak için, mazinin aynel fiiline bakılır. Şayet;
    •  
    • Aynel fiil meftuh (üstün) ise (Sülasi mücerred fiilin; 1,2,3.BAB’ı ise), müteaddî ve lâzım fiillerin ismi fâil’i, ( فَاعِلٌ ) vezninde gelir. Şöyle de söylenebilir : Fâ’ul fiilinden sonra getirilen Elif, “Lâmsız” munsarif_ isimolduğu için, sonu tenvinlenir. “Yapanı değil, yaptıranı gör” atasözü de, bu nedenle söylenmiş olabilir.
    •  
    • NOT : Munsarif_isim ( ا ), “İnsiraf ET” ilâhi emrini duyan ve munsarif olunca da hayrette kalan akıl sahibinin ismi’dir. bilgisi saklıdır. Bu akl’ın 9 adet kabiliyetini ve 10 adet görevini bildiren Hadis-i Kutsî için bakınız : Mamuller sayfasındaki fâil dosyasına.
    •  
    • Örnek : Sülasi mücerred fiilden yapılan (كَاتِبٌ  yazan, yazıcı) ismi fâilinin emsile-i muttaridesi :
    •  
    • Müzekker: ( كَاتِبِينَ nasb ve cer,    كَاتِبُونَ ref),    (كَاتِبَيْنِ nasb ve cer,    كَاتِبَانِ ref),    (كَاتِبٍ cer,    كَاتِباً nasb,    كَاتِبٌ ref)
    •  
    • Müennes: ( كَاتِبَاتٍ nasb ve cer,    كَاتِبَاتٌ ref),    (كَاتِبَتَيْنِ nasb ve cer,    كَاتِبَتَانِ ref),    (كَاتِبَةٍ cer,   كَاتِبَةً nasb,   كَاتِبَةٌ ref)
    •  
    • NOT-1: İsm-i fâil‘in, cemî – müzekker – mükesser sîgaları : نُصَّارٌ       نُصَّرٌ        نُصَرَةٌ olmak üzere üç adettir. Ref, nasb ve cer hâllerindeki durumu, müfred müzekkerin durumu gibidir.
    •  
    • NOT-2: İsm-i fâil‘in, cemî – müennes – mükesser sîgaları : Ref hâli  نَوَاصِرٌ    ile Nasb ve cer hâli  نَوَاصِرَ  olmak üzere bir adettir.  Mükesser, müfredinin kalıbı bozulan cemî demektir.
    •  
    • Aynel fiil mazmum ise (Sülasi mücerred fiilin; 5.BAB’ı ise), kıyâsi ismi fâili olmaz. Çünkü 5.BAB’daki lâzım fiiler sabit / kalıcı mânasını saklarlar. Ancak, semâî ismi fâili olur. Örnek: Lâzım fiil olan ( طَهُرَ ) fiilinden alınan ( طَاهِرٌ ) ismi fâili semâî’dir ve Lügattan öğrenilir.
    •  
    • Aynel fiil mazmum ise (Sülasi mücerred fiilin; 5.BAB’ı ise), sıfatı müşebbehesi olur ve aşağıdaki vezinlerinde gelir fakat, ism-i fâil gibi amel eder. Kâide: Sıfatı müşebbehenin ifade ettiği mâna, fâilinde daima mevcuttur. (NOT: Farklı sarf kitaplarından derlenmiştir ve bazı kitablarda mübalâgalı ism-i fâil olarak verilmektedir.)
    • (  فَعْلٌ   veznine örnek : Büyük, iri   ضَخْمٌ )
    • (  فَعِلٌ     veznine örnek : Sert, katı   خَشِنٌ )
    • (  فَعِيلٌ     veznine örnek : Zeki   ظَرِيفٌ )
    • (  فُعْلٌ   veznine örnek : Tecrübesiz    غُمْرٌ )
    • (  فُعُلٌ   veznine örnek : Cenabet olan     جُنُبٌ )
    • (  فِعْلٌ   veznine örnek : Becerikli, yiğit    عِفْرٌ )
    • (  فَعَالٌ   veznine örnek : Korkak    جَبَانٌ )
    • (  فُعَالٌ   veznine örnek : Yiğit    شُجَاعٌ )
    • (  فَعُولٌ   veznine örnek : İffetli     حَصُورٌ )
    • (  فُعَّالٌ   veznine örnek : Güzel    وُضَّاءٌ )
    • (  فَعَلٌ   veznine örnek : Güzel    حَسَنٌ )
    • (  أَفْعَلٌ   veznine örnek : Sert    أَحْرَشٌ )
    • (  فَيْعَلٌ   veznine örnek : ….    صَيْرَفٌ )
    • (  فُعْلاَنٌ   veznine örnek : ….    عُرْيَانٌ )
    •  

    Aynel fiili meksur ise (Sülasi mücerred fiilin; 4 ve 6.BAB’ı ise); (A) müteaddi fiilerin ismi fâili ( فَاعِلٌ ) vezninde gelir. (B) Lâzım fiilin kıyâsi ismi fâili olmaz, fakat semâî ismi fâili olur. Örnek : Lâzım fiil olan ( سَلِمَ ) fiilinden alınan ( سَالِمٌ ) ismi fâili semâî’dir. Sülasi mücerred fiilin; 4 ve 6.BAB’ındaki lâzım fiilden, bir ismi fâilin gelip – gelmediği, lügattan öğrenilir. Aynel fiili meksur olan sülasi mücerredin sıfatı müşebbehesi dört vezinde gelir. Bunlar:

    • 1) Renk, şekil ve aza noksanlığını ifade eden fiilin sıfatı müşebbehesi;
    •  
    • (A) Salim_müzekkerlerinde ( اَفْعَلُ ) vezninde ve müenneslerinde ( فَعْلاَءَ ) vezninde gelir. Emsile-i muttaridesi şöyledir:
    •  
    • Gaib’in müfred, tesniye ve cemisi (kırmızı): اَحْمَرُ  اَحْمَرَانِ  حُمْرٌ      Gaibe’nin müfred, tesniye ve cemisi (kırmızı):حَمْرَاءَ  حَمْرَاوَانِ  حُمْرٌ
    •  
    • (B) Ecvefi yâi_ müzekkerinde (aynel fiili “ye” olursa), cemisi ( فِعْلٌ) vezninden gelir. Emsile-i muttaridesi şöyledir:
    •  
    • Gaib’in müfred, tesniye ve cemisi: اَبْيَضُ  اَبْيَضَانِ  بِيْضٌ     Gaibe’nin müfred, tesniye ve cemisi: بَيْضَاءَ  بَيْضَائَانِ  بِيْضٌ
    •  
    • 2) İç duyguları ifade eden bir fiilin sıfatı müşebbehesi; müzekkerlerinde ( فَعْلاَنُ) vezninde ve müenneslerinde ( فَعْلَى) vezninde gelir.
    •  
    • Bir zata arız olan doymak – susamak – iç hararete delalet eden ( فَعِلَ) veznindeki (4. ve 6. BAB) sülâsi mücerred lâzım fiilin sıfat-ı müşebbehesi ( فَعْلاَنُ) vezninde gelir. Örnek: ( عَطْشَانَ susuz kişi). Emsile-i muttaridesi şöyledir:
    • Gaib’in müfred, tesniye ve cemisi (kırmızı): عَطْشَانَ  عَطْشَانَانِ  عِطَاشٌ     Gaibe’nin müfred, tesniye ve cemisi (kırmızı):عَطْشَى  عَطْشَيَانِ  عِطَاشٌ
    •  
    • Bir zata arız olan bir duyguya (sevindi, gibi) delalet eden ( فَعِلَ) veznindeki (4. ve 6. BAB) sülâsi mücerred lâzım fiilin sıfat-ı müşebbehesi ( فَعِلٌ) vezninde gelir. Örnek: ( فَرِحٌ sevinen)
    •  
    • Bir zata arız olan hastalığa delalet eden ( مَرِضَ)  fiilinden ( مَرِيضٌ) şeklindeki sıfat-ı müşebbehe şaz’dır. Kıyâsi olan sıfat-ı müşebbehesi ( مَرِضٌ ) şeklindedir.
    •  

    Sıfat-ı Müşebbehe  hakkında derlenen bilgiler :

    (1) Sülasi Lâzım fiillerden türetilen ve sahibinde devamlı kalıcı olan sıfatları veya varlığı gösterir ve kendi fiilinin ameli gibi amel eder..

    (2) Bazı duygular gibi görünmeyen sıfatlar bu kalıpta gelirler

    (3) Renk, güzellik, çirkinlik, kusur, sakatlık gibi görünürdeki sıfatlar bu kalıpta gelir.

    (4) Sıfat-ı müşebbehe ve ism-i tafdil, gayri munsariftir. Bu nedenle, zamana ve mekana bağlı olarak değişmez.

    (5) Bazı kalıbları, Mübalağalı ism-i fail’in bazı kalıbları ile ortaktır. Misal: ( فَعِيلٌ ) kalıbındaki sıfat-ı müşebbehe / mübalağalı ismi fail, gibi.

    (6) Bir mânâ fâil ve bir mânâ mef’ûl olup, fâil iken tezkîr kesbeder ve mef’ûl iken te’nîs kesbeder. (Sohbetler), Aziz Mahmut Hüdâyî, sayfa 176.

    7) Sülasi fiillerin dışındaki fiillerin sıfat-ı müşebbeheleri, kendi ism-i fâilleridir.

    (8) Sıfat- müşebbehe ve gayr-i munsarifin mânaları, mânevi mîras gibidir. O’nu taşıyan (mevsuf) ölünce, mânası bir başkasına geçer. Meselâ: Merkez Efendi (k.s)’nin imtihan sorusuna verdiği cevapta “…. bir sarhoş ölürse, yerine bir sarhoş getiririm …. ” demesi gibidir.

    (9) Sıfat- müşebbehede, İsmi fâildeki gibi hadesin yenilenmesi mânasında olmayıp, “hades devamlı ve lâzım olma” mânasındadır. Yani o hades, o zattan hiç ayrılmaz.

     

    Sülâsî (üç harfli) fiillerden türemiş ism-i fâiller aşağıdaki gibi çekilir.

    Cemi (Çoğul) Müsennâ (İkil) Müfred (Tekil)

    كَاتِبُونَ/ كُتَّابٌ/ كُتَّبٌ/ كَتَبَةٌ

    yazanlar (çoğul)

    كَاتِبَانِ

    yazanlar (ikil)

    كَاتِب

    yazan

    Müzekker

    (eril)

    كَاتِبَاتٌ/ كَوَاتِبُ

    yazanlar (çoğul)

    كَاتِبَتَانِ

    yazanlar (ikil)

    كَاتِبَةٌ

    yazan

    Müennes

    (dişil)

    Dört veya daha fazla harfli fiillerden türemiş ism-i fâiller ise şu şekilde

    çekilir:

    Cemi (Çoğul) Müsennâ (İkil) Müfred (Tekil)

    مُعَلِّمُونَ

    öğretenler (çoğul)

    مُعَلِّمَانِ

    öğretenler (ikil)

    مُعَلِّم

    öğreten

    Müzekker

    (eril)

    مُعَلِّمَاتٌ

    öğretenler (çoğul)

    مُعَلِّمَتَانِ

    öğretenler (ikil)

    مُعَلِّمَةٌ

    öğreten

    Müennes

    (dişil)

    mübalagalı ismi fail

  • Camid ve Müştak İsimler – AÖF İlahiyat Arapça Dersleri (10)

     

    TÜREYİŞ YÖNÜNDEN İSİMLER

    Arapçada isimler, türemişlik bakımından ikiye ayrılır.

    1. Câmid İsimler: Konulduğu özgün biçimini koruyan ve başka bir

    kelimeden türememiş olan isimlere bu ad verilir.

    Sözgelimi مَاء، شَجَرَة، فَرْع، أَرْض، عَيْن isimleri biçimsel yönden özgün, yani

    başka bir kelimeden türememiş câmid isimlerden birkaçıdır.

    2. Müştak İsimler: Konuluş itibariyle özgün olmayıp, başka bir

    kelimeden türetilen isimlere bu ad verilir.

    Sözgelimi مَجْلِس، كَاتِب، نَادِر، مُعَلِّم، مُسْتَهْلِك kelimeleri özü itibariyle özgün

    olmayıp, başka bir kelimeden türetilmiş müştak isimlerden birkaçıdır.

    Fiilin zamandan bağımsız biçimi olan mastar, Arap dilbilimcilerin çoğunluğuna

    göre asıl, o kökten gelen fiil ve isimler ise müştaktır.

    Câmid ismin müsennâ ve cemi biçimleri de câmid sayılır. Bir başka deyişle bir

    ismi müsennâ veya cemi kılmak onu câmid olmaktan çıkarmaz.

    Aşağıdaki cümlelerde altı çizili isimleri türeyiş yönünden sınıflandırınız.

    1. يَعِيشُ السَّمَكُ فِي الْمَاءِ.

    2. تَطَايَرَ الْعَصَافِيرُ بَيْنَ الْأَغْصَانِ.

    3. هَزَمَ الْمُجَاهِدُونَ الْكُفَّارَ، وَطَرَدُوهُمْ مِنَ الْأَرَاضِي الْمُحْتَلَّةِ.

    Câmid isimleri tespit için konulmuş belirli kural ya da kurallar bütünü

    mevcut değildir. Onlar ancak, müştak isimler hakkında netleşmiş bir zihin

    tarafından “diğerleri” biçiminde bir sınıflandırmaya konu olabilir.

    Dolayısıyla bu ünite kapsamında daha ziyade müştak isimler, kalıpları ve

    türeyiş biçimleri üzerinde durulacaktır.

    MÜŞTAK (TÜREMİŞ) İSMİN ÇEŞİTLERİ

    Müştak isimler Arapçada türedikleri kelimeler bazında ikiye ayrılırlar.

    Fiilden Türeyen İsimler

    “İsm-i fâil”, İsm-i mef‘ûl, “Sıfat-ı müşebbehe”, “İsm-i zaman, ism-i mekân”,

    “Mimli mastar”, “İsm-i âlet”, “Mübâlağa siygası” ve “İsm-i tafdîl” olmak

    üzere toplam sekiz çeşittir.

    Kelimeler ve Deyimler

    egzoz : اَدِم (ج) عَوَادِم

    ( meslek edinmek(bir işi : اِمْتَهَنَ – يَمْتَهِنُ – اِمْتِهَانًا

    kiralamak : اِسْتَأْجَرَ – يَسْتَأَجِرُ – اِسْتِيجَارًا

    uzatmak : أَطَالَ – يُطِيلُ – إِطَالَةً

    bolluk : السَّرَّاءِ

    acı vermek : آلَمَ – يُؤْلِمُ – إيلاَمًا

    yetinen : المكُْتَفِي

    aldırmak :… بَالَى – يُبَالِي – مُبَالاَةً ب

    göl : بُحَيْرَةَ

    birkaç : بِضْعَة (ج) بِضَع

    bağlılık : تَعَلُّقِ

    ötüş, cıvıltı : تَغْرِيد (ج) تَغَارِيد

    tarla : حَقْل (ج) حُقُول

    umarak : رَاجِيًا

    darlık : ضَّرَّاءِ

    gürültü : ضَوْضَاء

    ömür : عُمْر (ج) أَعْمَار

    gurur duyan : فَخُورَةٌ

    Tercih etmek, yeğlemek : فَضَّلَ – يُفَضِّلُ – تَفْضِيلاً

    bağlı, tutkun : مُتَمَسِّك

    saban : مِحْرَاثَ

    uyan, tabi olan, örnek edinen : مُمْتَثِلَةٌ

    korna : مُنَبِّه

    sevgi : مَوَدَّة

    canla başla : نَشِيطًا

     

    Özet

    Arapça isimleri türeyiş yönünden sınıflandırabilmek

    Arapçada isimler türemiş olup olmamaları yönünden ikiye ayrılır. Başka bir

    kelimeden türememiş olup, özgün biçimini muhafaza edenlere câmid, bir fiil

    ya da isimden türemiş olanlara ise müştak isim adı verilir.

    Söz gelimi بَحْر kelimesi câmid bir isim iken, مِفْتَاح kelimesi فَتَحَ fiilinden türemiş

    müştak bir isimdir.

    Türemiş isimleri kendi aralarında kategorize edebilmek

    Türemiş isimler fiilden ve isimden türeyenler olmak üzere ikiye ayrılır.

    Fiilden türeyenler “İsm-i fâil”, “İsm-i mef‘ûl”, “Sıfat-ı müşebbehe”, “İsm-i

    mekân, ism-i zaman, “mimli mastar”, “İsm-i âlet”, “Mübalağa sıygası” ve

    “İsm-i tafdîl” olmak üzere sekiz tanedir. İsimden türeyenler ise “İsm-i tasğîr”

    ve “İsm-i mensûb” olmak üzere iki adettir.

    Fiilden isim türetebilmek

    Ek almamış üç harfli bir fiilden aşağıdaki kalıplarda isimler türetilir:

    Sıyga Anlam Örnek Vezin

    اِسْمُ الْفَاعِل Yazan فَاعِل كَاتِب

    اِسْمُ الْمَفْعُول Yazılı, yazılan مفْعُول مَكْتُوب

    اِسْمُ الْمَكَان والزَّمَان،

    والْمَصدَرُ الْمِيمِيُّ

    Yazma yeri;

    yazma zamanı;

    yazmak

    مَفْعَل مَكْتَب

    اِسْمُ الْآلَة Yazı aleti مِفْعَل مِكْتَب

    صِيغَةُ الْمُبَالَغَة Çok yazan, yazıcı فَعَّال كَتَّاب

    اِسْمُ التَّفْضِيل Daha yazan, أَفْعَلُ أَكْتَبُ

    En yazan

    الصِّفَةُ الْمُشَبَّهَةُ Büyük فَعِيل كَبِير

    اِسْمُ التَّفْضِيل Daha büyük,

    En büyük أَفْعَلُ أَكْبَرُ

    İsimden isim türetebilmek

    Bir isim üzerinde ya küçültme (tasğîr) işlemi yapılır, ya da kendisine nisbet

    yâ’sı ulanır.

    Tasğîr işlemine tabi tutulacak isim üç harfli ise فُعَيْل ; dört harfli ise فُعَيْعِل ; beş

    veya altı harften oluşuyorsa ilk dört harfi فُعَيْعِل ; beş harfli olup da sondan bir

    önceki harfi illetli ise فُعَيْعِيل vezinlerine nakledilir.

    İsm-i mensûb yapılacak ismin sonuna ise öncesi kesralı müşedded yâ ( (يّ

    ilave edilir. Söz gelimi دِمَشْق ismi, دِمَشْقِيٌّ biçiminde ism-i mensûb yapılır.

    Türemiş kelimelerin kökenine inebilmek

    Bir ismin kökenini bilmek onun nereden türetildiğine vakıf olmakla

    mümkündür. Söz gelimi مِفْتَاح kelimesini sözlükten bulabilmek için onun

    hangi fiilden türediğini tespit etmek gerekir. Adı geçen kelime فَتَحَ fiilinden

    türemiş ism-i âlettir. Dolayısıyla onu ancak فَتَحَ fiilinin alt başlıkları arasında

    bulabiliriz.

  • Muzaaf Muzaafun İleyh – AÖF İlahiyat Arapça Dersleri (8)

     

    oluşmaktadır. İster fiil ister isim cümlesi olsun, bunları oluşturan unsurlar fiil,

    isim ya da harf türlerinden birine girer. Yine, kullandığımız isim türündeki

    sözcükler, cümlelerde, değişik terkipler şeklinde karşımıza çıkabilir. Bu

    terkiplerden yaygın olarak kullanılan ikisi “Sıfat” ve “İzâfet” terkipleridir.

    Bunlardan “Sıfat Terkibi” konusu, Onuncu Ünite’de ele alınacaktır.

    Konumuz olan İzâfet terkibine gelince, dilimizde bunu karşılayan uygun

    terim “İsim Tamlaması”dır. Türkçemiz’deki “Tamlanan” sözcüğü ile

    Arapça’daki “Muzâf” kavramı; “Tamlayan” sözcüğü ile de “Muzâfun ileyh”

    kavramı anlaşılır.

    Terkipteki öğe dizilimi açısından Arapça ile Türkçe arasındaki farklılık –

    sıfat tamlamasında olduğu gibi- isim tamlamasında da kendisini gösterir. Bir Arapça izafet terkibini oluşturan ögelerin sıralaması ile Türkçe’deki isim

    tamlamasını oluşturan ögelerin sıralaması birbirinin tam tersidir. Sözgelimi,

    Türkçemizde, “Okulun müdürü” dediğimizde asıl vurgulanan öğeyi

    (tamlananı) ikinci sırada zikretmiş oluyoruz. Halbuki Arapça’da asıl

    vurgulanan öğe yani muzâf, terkibin daima ilk öğesini oluşturmaktadır:

    مُدِيرُ الْمَدْرَسَةِ

    Konuya ilişkin dikkat edilmesi gereken bir diğer önemli nokta da şudur:

    İsim tamlamasında, irap bakımından, öğelerden biri (muzâfun ileyh) daima

    sabit kalırken, diğerinin (muzâfın) irabı cümle içindeki yerine göre

    değişkenlik arz eder.

     

     

    İsim Tamlaması

     

    İSİM TAMLAMASI

    Tanım: Biri ‘Tamlanan’ (muzâf) diğeri ‘Tamlayan’ (muzâfun ileyh) adındaki

    iki sözcükten oluşan tamlamadır. Bir isim tamlaması; “tamlanan” kelimenin

    a. kime ve neye ait olduğunu هَذِهِ سَيَّارَةُ عَلِيٍّ (Bu Ali’nin arabasıdır)

    b. hangi şeyden yapıldığını هَذَا قَمِيصُ حَرِيرٍ (Bu bir ipek gömlektir)

    c. neye benzediğini امَلْتُهُ مُعَامَلَةَ الصَّدِيقِ (Ona arkadaş gibi davrandım)

    belirtmek suretiyle “tamlanan kelimenin anlamındaki bir kapalılığı”

    giderme amacı taşır. Bir isim tamlamasını oluşturan muzâf ve muzâfun ileyh

    ile ilgili olarak şunlar söylenebilir:

    1. Bir isim tamlaması yapılırken, muzâfın başındaki harf-i tarif ( ال ) veya

    sonundaki tenvin kaldırılır.

    2. İsim tamlamasının bir parçası durumundaki muzâf, içinde yer aldığı

    cümlede fâil, mefûl, mübteda, haber gibi çok önemli dilbilgisel roller üstlenir.

    Dolayısıyla muzâf olan bir sözcük, daima, yukarıda sıraladığımız bu rollerin

    gerektirdiği harf veya hareke değişikliklerine maruz kalır.

    3. Muzâfun ileyh daima mecrûrdur. Dolayısıyla; -muzâfun ileyh olmaları

    durumunda- tekil, cem-i teksir ve cem-i müennes sâlim sözcüklerin sonları

    meksurdur (esrelidir).

    4. Muzâf’ın aksine, muzâfun ileyh, bir cümlenin temel öğelerinden kabul

    edilen mübteda, haber, fâil, mefûl gibi müstakil bir öğe görevi üstlenemez.

    Muzâfun ileyhin cümlede oynadığı tek rol, kendisinden önceki sözcüğü

    (muzâfı) bir biçimde tamlayarak ondaki anlamsal kapalılığı gidermeye

    çalışmaktan ibarettir. Bu nedenle bir Arapça cümleyi analiz ederken muzâfun

    ileyh olan bir sözcüğe ‘muzâfun ileyh olmak’ dışında bir görev

    yüklenmemelidir.

    5. Muzâfun ileyh marife bir kelime ise muzâf da ondan marifelik kazanarak

    marife bir kelime haline gelir. Şayet muzâfun ileyh nekre ise muzâf

    ondan dolayı marifelik değil tahsis kazanmış (bir miktar daha belirgin hale

    gelmiş) olur.

    Muzâf (tamlanan) cümlede şu unsurlardan biri olarak yer alır:

     

     

    1. Muzâf Öğesinin Cümlede Mübteda Oluşu

    Altıncı Ünitede izah edildiği gibi bir isim cümlesi mübteda ve haberden

    oluşur. Mübteda, cümleye kendisiyle başlanan isim, haber de, mübteda ili

    ilgili olarak hüküm ifade eden kısımdır. Mübteda ve haber daima merfû‘dur

    (yani mübteda; müfred, cem-i teksir ve cem-i müennes sâlim sınıfına giren

    isimlerden biri ise irabı zamme (ötre) ile; tesniye ise irabı elif harfiyle; cem-i

    müzekker sâlim ise irabı vav harfiyle yapılır). Muzâf, isim cümlesinde

    mübteda öğesi olduğunda, hem başındaki harfi tarif ( ال ) hem de varsa

    sonundaki tenvin ( ) kaldırılır.

    Örnek: رَئِيسُ الْعَائِلَةِ مُهَنْدِسٌ فِي الْمَصْنَعِ (Ailenin reisi fabrikada mühendis(tir)).

    Bu cümle, isimle başladığı için isim cümlesidir. Mübteda olan isim رَئِيسُ

    kelimesidir. Bu kelime muzâf olduğu için başında harfi tarif, sonunda da

    tenvin yoktur. Harekesinin merfû‘ (ötreli) oluşu mübteda olmasındandır. الْعَائِلَةِ

    kelimesi de muzâfun ileyh olduğu için mecrûrdur (esreli). عَامِلٌ cümlenin

    haberi olduğu için merfû‘dur.

    Aşağıdaki cümlelerde mübteda öğesini, muzâf olacak biçimde düzenleyiniz.

    اَلْبَابُ الْبَيْتُ جَدِيدٌ جِدًّا

    اَلْبَابُ الْكُلِّيَّةُ مُغْلَقٌ يَوْمَ اْلأَحَدِ.

     

     

     

     

    2. Muzâfın Cümlede Haber Oluşu

    Muzâf, bir isim cümlesinde haber öğesi olarak görev yapabilir.

    Örnek: هُنَا مَدْخَلُ الْكُلِّيَّةِ (Burası fakültenin girişidir). Bu cümle isimle

    başladığı için isim cümlesidir. هُنَا kelimesi cümlenin mübtedasıdır. Haber ise

    مَدْخَلُ lafzıdır, muzâf olduğu için başında harfi tarif, sonunda da tenvin

    yoktur. Harekesinin merfû‘ (ötreli) oluşu haber olmasındandır. الْكُلِّيَّةِ lafzı da

    muzâfun ileyh olduğu için mecrûrdur (esreli).

    Aşağıdaki cümlelerde haberi muzâf olacak şekilde düzenleyerek yeniden

    yazınız.

    هَذِهِ القَوَاعِدُ الصَّرْفُ

    مُحَمَّدٌ الرَّسُولُ اللهُ

     

     

    3. Muzâfın Cümlede Fâil Oluşu

    Yedinci Ünitede izah edildiği gibi bir fiil cümlesi, asgari bir fiil ve bir fâilden

    oluşur. Fiil cümlesinde fiil daima başta bulunur. Bu cümlede eylemi

    gerçekleştirene de fâil ismi verilir. Mübteda ve haberde olduğu gibi fâil de

    daima merfû‘dur. Fâil muzâf olarak geldiğinde başında bulunan harfi tarif

    ال) ) ve varsa sonundaki tenvin ( ) kaldırılır.

    Örnek: خَرَّجَتْ كُلِّيَّةُ اْلاِقْتِصَادِ مِائَةَ طَالِبٍ هَذَا الْعَامَ (İktisat Fakültesi bu yıl yüz öğrenci

    mezun etti). Bu cümle fiil ile başladığı için fiil cümlesi adını alır. رَّجَتْ ◌َ fiil

    olup onu takip eden كُلِّيَّةُ kelimesi de fâildir. Bu lafız muzâf olduğu için

    başında harfi tarif, sonunda da tenvin yoktur. Merfû‘ oluşu fâil

    olmasındandır. اْلاِقْتِصَادِ kelimesi de muzâfun ileyh olduğu için mecrûrdur.

    Aşağıdaki fiil cümlelerini fâilin muzâf olabilmesi için yeniden şekillendirip

    yazınız.

    يَزْدَادُ الْعَدَدُ الطُّلاَّبُ يَوْمًا بَعْدَ يَوْمٍ

    يَمُرُّ الْقِطَارُ الصَّبَاحُ بِدُونِ تَوَقُّفٍ

     

     

    4. Muzâfın Cümlede Mef’ûlün Bih Oluşu

    Yedinci Ünitede izah edildiği gibi bir fiil cümlesi fiil, fâil ve -icap ettiğindefâilin

    doğrudan tesir ettiği bir mef’ûlün bih öğesinden oluşur. Mef’ûlün bih

    daima mansûbtur. Mef’ûlün bih muzâf olarak geldiğinde başında bulunan

    harfi tarif ( ال ) ve varsa sonundaki tenvin ( ) kaldırılır.

    Örnek: اِشْتَرَيْتُ سَاعَةَ الْيَدِ مِنَ الْيَابَانِ (Kol saatini Japonya’dan aldım). Bu cümle fiil

    ile başladığı için fiil cümlesi adını alır. اِشْتَرَيْتُ fiil olup onu takip eden تُ

    zamiri fâildir. سَاعَةَ kelimesi fâilin yaptığı işten doğrudan etkilendiği için

    mef’ûlün bihtir. Muzâf olduğu için de başında harf-i tarif, sonunda da tenvin

    yoktur. Mansûb oluşu mef’ûlün bih olmasındandır. الْيَدِ kelimesi de muzâfun

    ileyh olduğu için mecrûrdur.

    Aşağıdaki fiil cümlelerinde mef’ûlün bihi, isim tamlaması kurallarını dikkate

    alarak muzâf olarak getiriniz.

    قَابَلَ النَّزِيلُ المدُِيرُ الْفُنْدُقُ

    سَأَلْتُ الموَُظَّفُ اْلاِسْتِعْلاَمَاتُ مَكَانَ الْمُتْحَفِ

     

     

    5. Muzâfın Başında Harf-i cer Bulunması

    Sekizinci Ünitede izah edildiği gibi harf-i cer adı verilen harflerden sonra

    gelen isimler daima mecrûr olur. Bu harfler muzâf olan bir ismin başına

    gelecek olursa bu ismi mecrûr yaparlar.

    Örnek: سَلَّمْتُ جَوَازَ سَفَرِي لِمُوَظَّفِ اْلاِسْتِقْبَالِ (Pasaportumu resepsiyon

    görevlisine teslim ettim). Bu fiil cümlesinde bulunan سَلَّمْتُ fiil olup onu takip

    eden تُ zamiri fâildir. جَوَازَ kelimesi fâilin yaptığı işten doğrudan etkilendiği

    için mef’ûlün bih olup ayrıca muzâf, سَفَرِي kelimesi de muzâfun ileyhtir.

    Harf-i cer ise ل dır. مُوَظَّف kelimesi muzâf, اْلاِسْتِقْبَالِ de muzâfun ileyhdir.

    Aşağıdaki cümlelerde harf-i cerle mecrûr olan isimleri izafet kurallarını dikkate

    alarak muzâf yapın.

    أُعْجِبْتُ بِاللَّوْنُ السَّيَّارَةُ

    لاَ أَخَافُ مِنْ الظَّلاَمُ اللَّيْلُ

     

     

    6. Muzâf’ın Cümlede Tesniye (Müsennâ= İkil) İsim Oluşu

    Üçüncü Ünitede isimlerin ikil yapılma kuralları ayrıntılı bir şekilde izah

    edilmişti. Kurala göre bir isim ikil yapılmak istendiğinde merfû‘ durumda

    ismin sonuna انِ eki, mansûb ve mecrûr durumda da يْنِ eki getirilir. İşte bu

    ikil isimler başka bir isme muzâf yapılacak olursa sonlarındaki نِ harfi

    mutlaka düşürülerek yazılır.

    Örnek: اِشْتَرَيْتُ كِتَابَيِ التَّارِيخِ مِنْ تِلْكَ الْمَكْتَبَةِ (İki tarih kitabını şu kitapçıdan

    aldım). Bu fiil cümlesinde bulunan اِشْتَرَيْتُ fiil olup onu takip eden تُ zamiri

    fâildir. كِتَابَيْ kelimesi fâilin yaptığı işten doğrudan etkilendiği için mef’ûlün

    bih olup mansûbtur, nasb alameti de ikil olması sebebi ile ي dir. Muzâf olan

    isim tesniye olduğu için de kural gereği sonundaki نِ harfi düşmüştür, التَّارِيخِ

    kelimesi ise muzâfun ileyhtir ve mecrûrluk alameti de sonundaki kesra

    harekesidir.

    İzah edildiği gibi tesniyeler muzâf olduğunda sonlarındaki nun harfleri düşer.

    Ancak mansûb veya mecrûr durumda olan tesniyeden nun harfi düştükten

    sonraki يْ harfi sakin olmasına rağmen kendisinden sonraki isme

    birleşebilmesi için bu harf يِ kesre ile harekelenir, o şekilde okunur ve

    yazılır. Örnek: أَخَذْتُ قَلَمَيِ الطَّالِبِ (Öğrencinin iki kalemini aldım)

    Aşağıdaki cümlelerde tesniye (ikil) isimleri gerekli değişikliği yaparak, isim

    tamlamasının muzâf öğesine dönüştürün.

    يَدَانِ الطِّفْلُ نَظِيفَتَانِ دَائِمًا

    تَلْمَعُ عَيْنَانِ الْقِطُّ فِي اللَّيْلِ

     

     

    7. Muzâfın Cümlede Cem-i Müzekker Sâlim (Kurallı Eril

    Çoğul) Oluşu

    Üçüncü Ünitede isimlerin çoğul yapılma konusunda ayrıntılı bir şekilde

    anlatıldığı üzere cem-i müzekker sâlim yapılacak ismin sonuna merfû‘

    durumda ونَ eki, mansûb ve mecrûr durumda da ينَ eki getirilir. İşte bu çoğul

    isimler başka bir isme muzâf yapılacak olursa bunların sonlarındaki نَ harfi

    mutlaka düşürülerek yazılır ve geriye hangi harfler kalıyorsa onlar olduğu

    gibi bırakılır.

    Örnek: يَجْلِسُ مُعَلِّمُو الْمَدْرَسَةِ فِي قَاعَةِ اْلاِجْتِمَاعِ (Okulun öğretmenleri toplantı

    salonunda oturuyorlar). Bu fiil cümlesinde bulunan يَجْلِسُ fiil olup onu takip

    eden مُعَلِّمُو kelimesi de fâildir. Bu arada muzâf olduğu için de sonundaki نَ

    harfi düşmüştür. الْمَدْرَسَةِ kelimesi ise muzâfun ileyh olduğu için mecrûrdur ve

    mecrûrluk alameti de kesradır.

    Aşağıdaki cümlelerde cem-i müzekker sâlim isimleri kurallara uygun bir

    şekilde muzâf öğesine dönüştürün.

    قَطَعَ الْفَلاَّحُونَ الْقَرْيَةُ أَشْجَارَ الْغَابَةِ

    سَلَّمْتُ عَلَى الْمُهَنْدِسُونَ الْمَصْنَعُ

    Bir ismin sonuna zamir birleşmiş ise bu isim muzâf ve zamir de muzâfun ileyh

    olur. Bu konu ileride zamirler bahsinde ele alınacaktır. Muzâfun ileyh mecrûr

    olmasına rağmen bu zamirlerin harekesinin hiç değişmediği (mebnî)

    unutulmamalıdır. Fakat zamire bitişen isim muzâf olduğu için başında harfi

    tarif ve sonunda tenvin asla bulunmaz.

    Örnek: كِتَابُهُ ، قَلَمُكَ ، سَيَّارَتُهَا bu tamlamalarda bulunan ilk kelimeler muzâf,

    zamirler ise muzâfun ileyhtir. Sözgelimi birinci örnekte, كِتَابُ muzâf ve onu

    takibeden هُ zamiri de muzâfun ileyhtir.

    Bazı isimler ve zarflar da genellikle isim tamlaması şeklinde kullanıldığı için

    bunlardan sonra gelen isimler de muzâfun ileyh olur. Şimdi bunlardan

    bazılarına değinelim.

    Örnekler:

    (İnsanların çoğu) مُعْظَمُ النَّاسِ

    (Öğrencilerin hepsi) كُلُّ الطُّلاَّبِ

    (Öğrencilerin bir kısmı) بَعْضُ الطُّلاَّبِ

    (Dersten sonra) بَعْدَ الدَّرْسِ

    (Dersten önce) قَبْلَ الدَّرْسِ

    (Evin önünde) أَمَامَ الْبَيْتِ

    (Okulun arkasında) خَلْفَ الْمَدْرَسَةِ

    İsim tamlaması bazen ikiden fazla isimle de yapılır. Bu tür tamlamalara

    zincirleme isim tamlaması adı verilir. Bu şekilde yapılan isim tamlamalarında

    harf-i tarif veya tenvin en sondaki isimde bulunur. Bu tamlamalarda baştaki

    isim muzâf, sondaki isim de muzâfun ileyhtir. Arada kalan isim veya isimler ise

    hem muzâf hem de muzâfun ileyh olur.

    Örnekler:

    (İlim talebesinin kitabı) كِتَابُ طَالِبِ الْعِلْمِ

    Bu tamlamada كِتَابُ lafzı muzâf, طَالِبِ kelimesi hem muzâfun ileyh hem de

    muzâf, الْعِلْمِ sözcüğü de sadece muzâfun ileyhtir.

    (Bir ticari taksinin tekerleği) عَجَلَةُ سَيَّارَةِ أُجْرَةٍ

     

     

    Kelimeler ve Deyimler

    gitmek 🙁 ذَهَبَ – يَذْهَبُ – ذَهَابًا (إلَى

    ders, konferans vermek 🙁 أَلْقَى – يُلْقِي – إِلْقَاءًا (مُحَاضَرَةً

    başlamak : بَدَأَ – يَبْدَأُ – بَدْءًا

    ulaşmak 🙁 وَصَلَ – يَصِلُ – وُصُولاً (إلَى

    etrafına bakmak 🙁 نَظَرَ – يَنْظُرُ – نَظَرًا (حَوْلَهُ

    …..a bakmak 🙁 نَظَرَ – يَنْظُرُ – نَظَرًا (إِلَى

    çıkarmak : أَخْرَجَ – يُخْرِجُ – إِخْرَاجًا

    kaldırmak, yükseltmek : رَفَعَ – يَرْفَعُ – رَفْعًا

    bulmak : وَجَدَ – يَجِدُ – وُجُودًا

    duymak, dinlemek : سَمِعَ – يَسْمَعُ – سمَْعًا

    görmek : رَأَى – يَرَى – رُؤْيَةً

    şaşırmak : تَعَجَّبَ – يَتَعَجَّبُ – تَعَجُّبًا

    kalmak : بَقِيَ – يَبْقَى – بَقَاءًا

    …e devam etmek 🙁 اِسْتَمَرَّ – يَسْتَمِرُّ – اِسْتِمْرَارًا (فِي

    konuşmak : تَكَلَّمَ – يَتَكَلَّمُ – تَكَلُّمًا

    geçmek : مَرَّ – يَمُرُّ – مُرُورًا

    bitirmek 🙁 اِنْتَهَى – يَنْتَهِي – اِنْتِهَاءًا (مِنْ

    yönelmek 🙁 أَقْبَلَ – يُقْبِلُ – إِقْبَالاً (عَلى

    selam vermek 🙁 سَلَّمَ – يُسَلِّمُ – تَسْلِيمًا (عَلى

    ……e söylemek 🙁 قَالَ – يَقُولُ – قَوْلاً (ل

    teşekkür etmek 🙁 شَكَرَ – يَشْكُرُ – شُكْرًا (عَلَى

    zannetmek : ظَنَّ – يَظُنُّ – ظَنًّا

    anlamak : فَهِمَ – يَفْهَمُ – فَهْمًا

    ummak : رَجَا – يَرْجُو – رَجَاءًا

    susmak : سَكَتَ – يَسْكُتُ – سُكُوتًا

    konuşmak : نَطَقَ – يَنْطِقُ – نُطْقًا

    bilmek, tanımak : عَرَفَ – يَعْرِفُ – عِرْفَانًا

    belirmek, ortaya çıkmak : ظَهَرَ – يَظْهَرُ – ظُهُورًا

    cevap vermek : أَجَابَ – يُجِيبُ – إِجَابَةً

    istemek : طَلَبَ – يَطْلُبُ – طَلَبًا

    taşımak : نَقَلَ – يَنْقُلُ – نَقْلاً

    temizlemek : نَظَّفَ – يُنَظِّفُ – تَنْظِيفًا

    ses : صَوْتٌ (ج) أَصْوَاتٌ

    öğretim yılı : اَلْعَامُ الدِّرَاسِيُّ

    genç : شَابٌّ (ج) شُبَّانٌ

    öğrenci : طَالِبٌ (ج) طُلاَّبٌ

    sıkılarak, çekinerek : فِي اضْطِرَابٍ

    sandalye, sıra : مَقْعَدٌ (ج) مَقَاعِدُ

    oda : غُرْفَةٌ (ج) غُرَفٌ

    otelde konaklayan müşteri : نَزِيلٌ (ج) نُزَلاَءُ

    eczacılık fakültesi : كُلِّيَّةُ الصَّيْدَلَةِ

    ekili : مَزْرُوعٌ

    elma suyu : عَصِيرُ التُّفَّاحِ

    radyo programları : بَرَامِجُ الإِذَاعَةِ

    son derece, oldukça : لِلْغَايَةِ

    sınav : اِخْتِبَارٌ (ج) اِخْتِبَارَاتٌ

    maaş : رَاتِبٌ (ج) رَوَاتِبُ

    dekan : عَمِيدٌ (ج) عُمَدَاءُ

    kayıp, yitik : ضَالَّةٌ

    yaşlılık : هَرَمٌ

    öz kız kardeş : شَقِيقَةٌ (ج) شَقِيقَاتٌ

    çocuk bakımı : رِعَايَةُ الأَطْفَالِ

    müdür yardımcısı : وَكِيلُ الْمُدِيرِ

    açılışını yapmak : اِفْتَتَحَ – يَفْتَتِحُ – اِفْتِتَاحًا

    rektör : رَئِيسُ الجَْامِعَةِ

    akmak : جَرَى – يَجْرِي – جَرَيَانًا

    eğitim bakanı : وَزِيرُ التَّرْبِيَةِ

    içişleri bakanı : وَزِيرُ الدَّاخِلِيَّةِ

    çöktü : ِيَارًا

  • Harfi Cerler – AÖF İlahiyat Arapça Dersleri (7)

    Harf grubuna girerler. Bu harflerin kendi başlarına anlamları yoktur ve

    söz ifade etmesi amacıyla tek başlarına kullanılmamaktadırlar. Çünkü hiçbir

    nesne veya harekete işaret etmemektedirler. Ancak cümlenin oluşumunu

    sağlayan temel unsurlardan biridirler. Anlamı olan kelimelerle birlikte

    kullanılarak onları birbirlerine bağlarlar ve bir gramer görevi görürler.

    Kelimeler bu harfler vasıtasıyla birbirleriyle kenetlenerek yeni bir anlam

    oluştururlar. Fiil ve fâilden, mübteda ve haberden oluşan temel cümle yapıları

    harf-i cerler vasıtasıyla genişleyip büyük cümlelere dönüştürülür, böylece

    anlam dallanıp budaklanır. 

     

    Harfi cerler isimleri fiillerden ayıran özelliklerden biridir. Zira isimler

    başlarına harf-i cer alır, fiiller ise harf-i cer almazlar. İsimler başlarına gelen

    harf-i cerler sebebiyle mecrûr olurlar, fiiller ise hiçbir zaman mecrûr olmaz,

    temel cer alameti olan kesrayı hiç almazlar.

    Harf-i cerlerin tek başlarına anlamları olmamakla birlikte cümle içinde

    kelimelerle birlikte kullanılırken anlam kazanırlar. Bunlar isim ve fiilleri

    birbirlerine kenetleyen yardımcı kelimelerdir. Harfi cerlerin bağlı

    bulundukları, anlamlarını isimlere ulaştırdıkları kendilerinden önce gelen bir

    fiile, şibih fiile veya mana fiile ihtiyaçları vardır.

    Bazı fiiller mef’ullerini alırken bu mef‘ulleri doğrudan alamaz harfi cer

    vasıtasıyla alabilirler. Bu fiillerin yararlandıkları harf-i cerlere göre anlamları

    değişir. Bu sebeple sözlüklerde filler birlikte kullanıldıkları harfi cerlerle

    anlamlandırılmışlardır. Sözlüklerden yararlanırken buna dikkat etmek

    gerekmektedir.

     

     

     

    Harf-i Cerler

    حُرُوفُ الجَرِّ

    DİLBİLGİSİ

    HARF-İ CERLER

    Harf-i Cer, Câr-Mecrûr 

    Harf-i cere câr, kendisinden sonra gelen isme ise mecrûrdenir.

    Mecrûr isim, harf-i cerin etkisi ile irâbı değişmiş ve mecrûr olmuş kelime

    anlamına gelmektedir. Harf-i cerler önüne geldikleri isim soylu kelimeleri

    mecrûr yapmaktadırlar. Mecrûr olma ismin yapısına göre farklı işaretlerle

    (alamet) olmaktadır. Bu hususa Mecrûr İsimlerin İrâbıbölümünde

    değinilecektir.

    Klasik Arapça dilbilgisi eserlerinde yirmi kadar harf-i cerin adı ve

    kullanımından bahsedilmiştir. Bunlar şu harflerden oluşmaktadır:

     بِ ، مِنْ ، إلى ، عَنْ ، عَلَى ، فِي ، كَ ، لِ ، حَتّى ، رُبَّ ، حَاشَا ، خَلاَ ، عَدَا ، مُذْ ، مُنْذُ ، وَاوُ القَسَمِ، تَاءُ

    القَسَمِ، كَيِمَه، لَوْلا، لَعَلَّ 

    Ancak günümüz Arapçasında on iki kadar harf-i cer sıklıkla kullanılmaktadır:

    (بِ ، مِنْ ، إلى ، عَنْ ، عَلَى ، فِي ، كَ ، لِ ، حَتّى ، رُبَّ ، مُذْ-مُنْذُ ، واوُ القَسَمِ)

    Bu harfi cerlerden ( كَ ، حَتّى ، رُبَّ ، مُذْ-مُنْذُ ، وَاوُ القَسَمِ ) sadece açık (zâhir)

    isimlerin başına gelir zamirlerin başına gelmezler; ، ◌ِ (بِ ، مِنْ ، إلَى ، عَنْ ، عَلَى ، لَ

    فِي) harf-i cerleri ise hem açık isimlerin hem de zamirlerin başına gelirler.

    Aşağıdaki cümlelerde harf-i cerleri ve önüne geldikleri isimlerin türlerini (açık isim/zamir) belirtiniz:

    1. ذَهَبَتْ زَيْنَبُ إلى الْمَدْرَسَةِ.

    2. رَأى أحمَْدُ سَلِيماً وسَلَّمَ عَلَيْهِ.

    3. أخَذْتُ الكِتَابَ مِنْ سَمِيرٍ.

    4. رَأي أحمَْدُ كَلْبَاً وابْتَعَدَ عَنْهُ.

     

     

    Harf-i Cerler ve Cümleye Kattıkları Anlamlar

    Harfi cerlerin tek başlarına anlamları olmamakla birlikte cümle içinde

    kullanıldıklarında cümleye bazı anlamlar kazandırırlar. Burada kısaca

    cümlelere kazandırdıkları bu anlamlar üzerinde durulacaktır.

    بِ  : Müte‘allakını mecrûruna bağlama, bitiştirme; vasıta ve araç olma;  

    sebep-neden anlamlarını ifade eder; fiili geçişli yapar; yer ve zaman zarfı gibi anlamlara gelir. Arapça cümleyi Türkçeye çevirirken bu harf genellikle ile, için, sebebiyle, -e, -a, -de, -da, vasıtasıyla, -den, için, -den dolayı gibi gibi eklerle çevrilir:

    (Dün fakülteye uğradım). مَرَرْتُ أمسِ بِالْكُلِّيَّةِ

    (Dersi bilgisayarla(vasıtasıyla) yazdım). كَتَبْتُ الدرسَ بالحاسوبِ

    (Öğrenciler yaz tatiline (nedeniyle) sevindiler). فَرِحَ الطلابُ بالعطلةِ الصّيْفيّةِ

    (Hasta kliniğe gitti). ذهب المريض إلى العيادَةِ

    (Hastayı kliniğe götürdüm). ذهبْتُ بالمرَِيض إلى العيادة

    (Mescitte oturdum. -Mekân zarfı anlamında-). جلستُ بالمسَْجِدِ

    الدّيْنُ هَمٌّ بالليلِ وذُلٌّ بالنّهارِ.

    (Borç gece vaktinde tasa, gündüz ise zillettir. -Zaman zarfı anlamında-)

    مِن) ) : Bu harfi cer zaman ve mekân yönünden fiilin başlaması; bir

    bütünden bir miktar bildirme; sebep bildirme; tür bildirmede kullanılır.

    Mecrûr isme –den, -dan, -in, -un, -nin, -nun, -nın bazısı, -den bazısı, -e

    mahsus, -e ile ilgili, -den itibaren, -den dolayı, -ın yüzünden anlamlarını

    kazandırır:

    (Öğrenci fakülteden eve kadar yürüdü). مَشَى الطالِبُ مِنْ الكُلِّيةِ إلى بَيْتِهِ

    (Ahmet Cuma günü hasta oldu). مَرِضَ أحمدُ مِنْ يَومِ الجُمعَةِ

    (Zenginliğin bir miktarını fakirliğe sakla). اِدَّخِرْ مِنْ غِناكَ لِفَقْرِكَ

    (Çocuk karnındaki ağrı sebebiyle ağladı). بكَى الوَلَدُ مِنْ الوَجَعِ في بَطْنِهِ

    (Ahmet annesine altın(dan) bir yüzük aldı). اِشْتَرَى أحمدُ لِأُمِّهِ خَاتَماً مِنْ ذَهَبٍ

    إلَى) ) : Zaman ve makân açısından bitişi; yönelme; parçalara ayırma; ait,

    mahsus, yanında anlamlarından kullanılır. Çevirirken kelimeye –e, -a, -ye, -ya, -e doğru, -e kadar, ile, beraber, göre, nezdine anlamlarını ifade eder:

    (Bu gece güneş doğana kadar uyudum). نِمْتُ هذه الليلةَ إلى طُلُوعِ الفَجْرِ

    (Seni akşama kadar bekledim). اِنتَظَرْتُكَ إلى الْمَسَاءِ

    (Ahmet çarşıya doğru yürüdü). سَارَ أحمَدُ إلى السُّوقِ

    (Kitap bir takım bölümlere ayrılıyor). يَنْقَسِمُ الكِتابُ إلى فصولٍ

    (Koca ailenin çobanıdır, işi ona aittir). الزَّوجُ راعي الأُسْرَةِ وأمْرُها إليهِ

    (Dinlenmek için ağacın yanına gittim). ذَهَبْتُ إلى الشجَرَةِ لِأَسْتَرِيحَ

    عَنْ) ) : Uzaklaşma, ayrılma; bir şeyin kaynağı, çıkışı; sebep, neden

    anlamlarına kullanılır. Mecrûra –den, -dan, tarafından, -e dair, -e nazaran,

    yoluyla, -nin nakliyle, sonra, -den dolayı anlamlarını kazandırır:

    (Öğrenciler okuldan uzaklaştılar). ابْتَعَدَ الطُّلابُ عَن المدَرَسَةِ

    (Haberi öğrencilerden duydum). سَمِعْتُ الخَبَرَ عن الطلابِ

    (Sana beni istediğin için geldim). حَضَرتُ إليكَ عَنْ طَلَبٍ مِنك

    عَلَى) ) : Üstünde, üzerinde; uzaklık; sebep bildirir. Mecrûra üzerinde,

    üstünde, içinde, -e, -a, -de, -da durumunda, sebebiyle anlamlarını katar:

    (Baba kanepenin üstünde oturuyor). يجلِسُ الأبُ على الأريكةِ

    (Orman beşyüz metre uzaktadır) . تَقَعُ الغابةُ على خمَْسِمِائةِ مِتْرٍ

    (İyilik yapana iyiliği için teşekkür ediyorum). أشْكُرُ المحُْسِنَ عَلَى إِحْسانِهِ

    لِ) ) : Sahiplik; ait olma, ona özel olma; sebep, neden anlamlarını ifade

    eder. Mecrûra için, adına, sebebiyle, -den dolayı, maksadıyla anlamlarını

    katar:

    (Hocanın birçok kitabı vardır) . لِلأُسْتاذِ كُتُبٌ كَثِيرَةٌ

    (Hamd, Allah’a mahsustur) . الحَمْدُ لِلهِ

    (Kazanmak ihtiyacı karşılamak için zorunludur) . الاِكْتِسابُ ضَرُورِيٌّ لِدَفْعِ الحاجةِ

    فِي) ) : Mekan ve zaman zarfı; sebep; beraber ve birlikte anlamlarında

    kullanılır. İçinde, -de, -da, -e dair, ile ilgili, için, uğruna, birlikte anlamlarını

    kazandırır:

    (Hoca odasında oturuyor). يَجْلِسُ الأستَاذُ في غُرْفَتِهِ

    (Sabahleyin bürosuna gitti) . ذَهَبَ إلى مَكْتَبِهِ في الصباحِ

    (Adam hapse hırsızlık yüzünden girdi.). دَخَلَ الرجُلُ السِّجْنَ في السَّرِقَةِ

    (Başkan maiyetiyle birlikte çıktı). خرَجَ الرئيسُ في مَوْكِبِهِ

    كَ) ) : Benzetme ve detaylandırma için kullanılır. Gibi, benzer, şekilde,

    şeklinde gibi anlamları kazandırır:

    (Halit aslan gibi atıldı) . وَثَبَ خالدٌ كَالأَسَدِ

    الفَواكِهُ كالعِنَبِ والبرُتُقالِ والتُّفَاحِ مُفِيدَةٌ لِلصِّحَةِ.

    (Üzüm, portokal, elma gibi meyveler sağlığa yararlıdır)

    حَتَّى) ) : Zaman ve mekânda bitişi, sona varışı bildirir. Genellikle –e, -a, –

    de, -da, -e kadar, -ıncaya kadar, -ene dek gibi anlamlar kazandırır:

    (Sabaha kadar maçı izledik) . شاهَدْنا الْمُباراةَ حتّى الصُبحِ

    (Tepeye kadar yürüyeceğim) . سَأَمْشِي حَتَّى الرَّبْوَةِ

    رُبَّ) ) : Çokluk veya azlık bildirir. Belki, nice, birçok, pek az, nadiren gibi

    anlamları kazandırır:

    (Çok az faziletli adamla karşılaştım.) . رُبَّ رَجُلٍ فاضِلٍ لَقِيْتُهُ

    (Nice ilim sahibine fayda vermemiştir.) . رُبَّ عِلمٍ لم يَنْفَعْ صاحِبَهُ

    مُذ، مُنْذُ) ) : Bu iki harf-i cer –den beri, -den bu yana, itibaren anlamlarında

    kullanılırlar:

    (Cuma gününden beri onu görmedim) . ما رَأيْتُهُ مُذْ يَوْمِ الجُْمعَةِ

    (Onunla üç günden beri konuşmadım) . لَمْ أُكَلِّمْهُ مُنْذُ ثَلاَثَةِ أَيَّامٍ

    واوُ القَسَمِ) ) : Yemin vavıdır, vallahi, andolsun, yemin ederim ki gibi

    anlamlar içerir:

    (Vallahi mektubu okumadım) . واللهِ ما قَرَأتُ الرِّسَالَةَ

    Harf-i cerlerin önlerindeki isimlere etkide bulunup mecrûr yapabilmeleri için

    harf-i cerle mecrûr isim arasına başka bir kelimenin girmemesi gerekir. Harf-i

    cerle ismi arasına başka bir kelime girdiği zaman harf-i cerler o isme etkide

    bulunup mecrûr yapamazlar.

    Cer harflerinin anlamları ile ilgili geniş bilgi almak için Mustafa Kurt’un Arap

    Dilinde Cer Harfleri adlı kitabını okuyunuz.

     

     

    Müte‘allak

    Harf-i cerler kendilerinden önce gelen fiil, fiil soylu isimler ve mana fiilleri

    kendilerinden sonra gelen isimlere bağlarlar. Harf-i cerin bağlı bulunduğu

    fiil, fiilden türemiş kelime (şibih fiil) veya mana fiile müte‘allak denir.

    Müte‘allak almayanlar dışında her harf-i cere muhakkak bir müte‘allak

    lazımdır. Müte‘allaka ihtiyaç duyan harf-i cerlere aslî harf-i cerler denir.

    Müte‘allakın harf-i cerden önce gelmesi asıldır. Bunu örnekler üzerinde

    gösterelim:

    (Kalemle yazdım). 1. كتَبْتُ بِالْقَلَمِ

    (Ben kalemle yazıyorum). 2. أنا كاتِبٌ بالقلمِ

    (Tembellere yazıklar olsun). 3. أُفٍّ لِلْكُسَالَى

    Birinci örnekte yazmanın kalemle gerçekleştirildiği belirtilmiştir. Burada

    بِ) ) harf-i cerinin müte‘allakı ( كَتَبَ ) fiilidir, harf-i cer, yazma fiilinin kalemle

    gerçekleştirildiğini ifade etmek için fiil ile isim arasında irtibatı sağlamıştır.

    İkinci örnekte ( بِ ) harf-i ceri ( كاتِبٌ ) kelimesinin anlamını ( القلم ) ile bağlantılı kılmış (kalemle yazan) anlamını ortaya çıkarmıştır. ( كاتِبٌ ) kelimesi fiilden

    türemiş bir isim olup ism-i fâildir, ( بِ ) harf-i cerinin müteallakıdır. Üçüncü

    örnekte ( أفٍّ ) kelimesi mana-i fiildir. Bu tür fiiller şahıs zamirleri ve zaman

    kiplerine göre çekimi olmayan tek yapı üzerinde (câmid) kullanılan fiillerdir.

    Fiil “öf, vah, yazık” anlamındadır. Bu fiilin anlamını ( لِ ) harfi ceri ( (الكسالى

    ismiyle bağlantılı kılmıştır, harf-i cerin müte‘allakı ( أفٍّ ) mana fiilidir.

    Bazı cümlelerde harf-i cerlerin müte‘allakları cümlenin anlamı içinde

    bulunsa bile açık olarak cümlede yer almazlar. ) (كائنٌ ، حاصِلٌ ، مَوْجُودٌ ، ثابت

    مُسْتَقِرّ .“Olan, meydana gelen, bulunan, sabit olan” gibi umumi anlam taşıyan

    bu tür müte‘allaklar cümleden düşmüştür (mahzûfturlar). Bu tür câr ve

    mecrûrlara zarf-ı müstakar denmektedir. . الطلابُ في الحَدِيقَةِ cümlesinde ( في) harf-i cerinin müte‘allakı düşmüştür, cümle içinde kullanılmamaktadır, ancak anlam verirken cümlede müte‘allak varmış gibi الطلابُ مَوْجُودُون في لحدِيقةِ şeklinde anlamlandırılmaktadır. Cümlenin anlamı “Öğrenciler bahçededirler.(bahçede mevcutturlar) şeklindedir. Şu örneklere de dikkat ediniz.

    Mü’min cennettedir (olur). ( 1. المؤُْمِنُ في الجَْنّةِ. (المؤُْمِنُ كائِنٌ في الجنةِ

    Kalem kitabın üzerindedir.( 2. القَلَمُ على الكِتابِ (القلمُ ثابِتٌ على الكتابِ

    Kitap çantadadır. ( 3. الكِتاُبُ في الحَقِيبةِ (الكتابُ موجُودٌ في الحقيبةِ

    Harf-i cerlerden ( بِ ، مِنْ ، كَ ) harfleri bazen cümlelerde fiil ve fiilden türemiş

    kelimeleri isimlere bağlamak için değil de cümlede anlamı kuvvetlendirmek

    için kullanılırlar, bu harf-i cerlere “zâit harf-i cer” denir. Çünkü bunlar

    cümleden düşürüldükleri zaman cümlenin anlamında her hangi bir

    bozulmaya sebep olmamaktadırlar. Zâit harf-i cerlerin müte‘allakları yoktur,

    sadece cümlede anlamı pekiştirme görevi görürler. Genellikle bu harfi cerler

    olumsuz cümlelerde ve ( هَلْ ) soru edatından sonra gelirler; zait harf-i cerlerden

    بِ) ) harf-i cerinin mecrûru nekre olur. Aşağıdaki örneklere dikkat ediniz.

    Parantez içinde harf-i cerlerin cümleden düşürülmesinden sonra cümlelerin

    durumları da gösterilmiştir:

    Bize kimse gelmedi. ( 1. ماجَاءَنا مِنْ أحَدٍ (ما جاءنا أحَدٌ

    Kaçmak cesaret değildir.( 2. لَيسَ الهرُُوبُ بِشَجاعَةٍ (ليسَ الهرُُوبُ شَجاعَةً

    Hiçbir şey onun benzeri değildir. .( 3. ليسَ كَمِثْلِهِ شيءٌ (ليس مِثْلَهُ شيءٌ

    4. هَلْ رَأيْتَ مِنْ أحَدٍ؟ (هَلْ رأيْتَ أحَداً)

    5. لا تُدْخِلْ عَلّيَ مِنْ أحدٍ (لا تُدْخِلْ عليّ أحداً)

    Harf-i cerlerin müte‘allakları ile ilgili olarak M. Meral Çörtü (İstanbul:2009)

     

     

    Harf-i Cerlerin Geçişsiz Fiilleri Geçişli Yapması

    Bazı harf-i cerler geçişsiz fiilleri (lâzım) geçişli fiillere (müteaddi)

    dönüştürmektedirler. Geçişsiz fiiller özneleri ile anlamları tamam olan,

    mef‘ûle ihtiyaç duymayan fiilerdir. Bazı harf-i cerler geçişsiz fiilleri geçişli

    hale getirmektedir. ( ذَهَبَ أحمدُ ) “Ahmet gitti” cümlesinde ( ذَهَبَ ) fiili geçişsiz bir

    fiildir. (. ذهَبَ أحمَْدُ بِالْمَرِيضِ إلى الطبيب ) “Ahmet hastayı doktora götürdü”

    dediğimizde ise ( بِ) cer harfi fiilin anlamını “götürdü” şeklinde değiştirmekte

    yani fiili geçişli hale getirmektedir.

    Aşağıdaki örnekte de yine geçişsiz fiil harf-i cer vasıtasıyla geçişli hale

    gelmektedir:

    Ahmet geldi. . أتَى أحمدُ

    Ahmet kitaplarını getirdi.. أتى أحمدُ بِكُتُبِهِ

    Fiiller birlikte kullanıldıkları harf-i cerlere göre farklı anlamlar

    kazanmaktadırlar. Bu sebeple fiillerin anlamlarına bakarken kullanıldığı harfi

    cerle birlikte kazandığı anlama dikkat edilmelidir. Sözlüklerde fiiller

    kullandıkları harf-i cerlere göre anlamlandırılmıştır.

    Sıra Sizde 3: Aşağıdaki cümlelerde boş bırakılan yerlere gelebilecek uygun

    harf-i cerleri listeden seçiniz. Harf-i cerleri seçerken sözlükten yararlanınız.

     

     

    Mecrûr İsimlerin İrâbı

    Harf-i Cerler her türlü ismin başına gelip onları mecrûr yaparlar. İsimlerin

    mecrûr olma şekilleri farklı farklıdır. İsimler yapılarına göre farklı şekillerde

    mecrûr olurlar. Burada isim türlerine göre mecrûr oluş biçimleri üzerinde

    durulacaktır.

    1. Müfred müzekker ve müennes (tekil eril ve dişil) isimler, cem-i

    teksirler (kuralsız/kırık çoğullar), cem-i müennes sâlimler (kurallı dişil

    çoğullar) kesra ile mecrûr olurlar. Bu isimlerin başlarına gelen harf-i cer

    sebebiyle sonları kesra ile harekelenir:

    (Ali nehirde yüzdü.). سَبَحَ عَلِيٌّ في النَّهْرِ

    (Tarlada iki çiftçi vardır.) . في الْمَزْرَعَةِ فَلاَّحانِ

    (Adam kumların üzerine uzandı.) . رَقَدَ الرّجُلُ على الرِّمالِ

    ألْقَى الْمُدِيرُ الخطابَ على الْمُوَظَّفاتِ.

    (Müdür bayan memurlara konuşma yaptı.)

    Birinci örnekte ( النَّهْرِ ) kelimesi müfred müzekker, ikinci örnekte ( (الْمَزْرَعَةِ

    kelimesi müfred müennes, üçüncü örnekte ( الرِّمالِ ) kelimesi cem-i teksir,

    dördüncü örnekte ( الْمُوَظَّفاتِ ) kelimesi cem-i müennes salim olup bu isimlerin

    hepsi başlarına gelen harf-i cerler sebebiyle kesra ile mecrûr olmuşlardır.

    2. Tesniye müzekker ve müennes (eril ve dişil ikil) isimler cezimli “ya- ” يْ

    ile mecrûr olurlar:

    (Ödül iki kazanana verildi) . قُدِّمَتْ الجائزةُ لِلفائِزَيْنِ

    سَلَّمْتُ على الطالِبَتَيْنِ في الحَدِيقةِ.

    (Bahçedeki iki bayan öğrenciye selam verdim)

    Birinci örnekte yer alan ( لِلفائِزَيْنِ ) kelimesi tesniye müzekker, ikinci

    örnekteki ( الطالِبَتَيْنِ ) kelimesi tesniye müennes yapısında isim olup her iki isim

    başlarına gelen harf-i cer sebebiyle cezimli ( يْ) ile mecrûr olmuşlardır.

    3. Cem-i müzekker sâlimler (kurallı eril çoğullar) sakin “ya- ي ” ile

    mecrûr olurlar:

     (Avukat sanıkları savunuyor). يُدَافِعُ الْمُحامِي عَنِ الْمُتَّهَمِين

    (Müdür yeni memurları övdü). أَثنَى المدُِيرُ على الموَُظَّفِين الجُدُدِ

    Birinci örnekte ( المتَُّهَمِين ) kelimesi ( المتَُّهَم ) kelimesinin çoğuludur, cem-i

    müzekker sâlimdir, başına gelen ( عَنْ ) harf-i ceri sebebiyle sakin “ye” ( (ي

    harfi ile mecrûr olmuştur. İkinci örnekteki ( الموَُظَّفِين ) kelimesi ( (الموَُظَّف

    kelimesinin çoğuludur, cem-i müzekker sâlimdir, sakin “ye” ( ي) ile mecrûr

    olmuştur.

    4. İsm-i mevsuller, zamirler, ism-i işaretler, soru isimleri (esmâu’listifhâm)

    gibi mebnî isimler, son harekeleri üzerine mebnî (harekesi hiç

    değişmeyen) oldukları için başlarına harf-i cer geldiği zaman mahallen mecûr

    olurlar.

    (Ailem ziyaretine gelene sevinir.) 

  • Sigorta yaptırmanın dinen sakıncası var mı?

     

    Son yıllarda sigortacılık hizmetleri hemen her alanda uygulanıyor. Ancak bazı durumlarda konunun dinî hükmü gözardı ediliyor. Bu konuda ilahiyatçıların ortak görüşü, parayı faizle işleten kurumlarla diğerlerinin ayırt edilmesi.

    Sigorta sistemi, aynı tehlikelere maruz kalan kimseler arasındaki yardımlaşmanın sigorta işletmesi aracılığıyla organize edilerek zararın sigortalılar topluluğuna dağıtılması olarak tanımlanıyor. İsteyen kişiler sözleşme imzalayarak bu organizasyona dâhil olabiliyor. Bu konuda ilahiyatçıların ortak görüşü parayı faizle işleten kurumlarla diğerlerinin ayırt edilmesi. Zira paranızın faizle işlediği kurumlardan alınan sigorta hizmeti, kendisi hükmen caiz olsa da kaynak bakımından sakıncalı görülüyor. İlahiyatçılar ayrıca devletin kurduğu ve yürüttüğü kurumlardan emekli olmaya da müsaade edildiği görüşünde hemfikir. Devletin çalışanlardan kestiği sosyal güvenlik primlerinde bir sakınca görülmüyor. Faizle işleyen banka ve sigorta şirketlerinin yaptıkları ‘emeklilik’ ve ‘hayat sigortası’ ise caiz kabul edilmiyor.

    Hayat sigortası paradan para kazandırıyor

    Birçok fıkıh uzmanı, hayat sigortasının hasar ve zararı ortaklaşa telafiyle ilgisi olmadığı görüşünde. Bu sigorta çeşidi, para verip karşılığında para alma esası olduğu için faizcilik olarak kabul ediliyor. Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nden Doç. Dr. Hasan Hacak, sigorta tartışmalarının orijinal manası ile içtihat faaliyetinin ortadan kalktığı dönemde ortaya çıktığını hatırlatıyor. Bu yüzden tartışmalar önceden yaşanmış meselelerde sunulan kalıplar üzerinden, benzerlikler kurarak çözülmeye çalışılıyor. Hacak’a göre hayat sigortasında da önemli olan sigorta şirketinin yatırılan primlerle ne yaptığı.

    Kaza ve sağlık sigortaları caiz görülüyor

    Hacak, İslam hukuku âlimlerine göre kaza ve sağlık gibi sigortaların caiz olduğunu söylüyor. Caiz görülen sigorta hizmetleri için de, kooperatif teşekküllü kurulan ve üyelerine maliyetine sigorta hizmeti vermeyi planlayan kuruluşların tercih edilmesini öneriyor. Sigorta sözleşmesini bir çeşit bahis gibi görmenin ise yanlış olduğu kanaatinde. Bahis ve kumarda taraflar tehlikeye attıkları parayı kaybetmeye razı olduklarından kazanç ve kayıp şansı mevcut. Sigortada ise sigortacının ödediği tazminat riziko edilmiş bir para olarak düşünülemez. Çünkü sigortacının zarar etmemesi kuraldır.

    Devletin emeklilik sistemi bir çeşit vergi

    Devletin emeklilik sisteminin hayat sigortasından ayrı olduğunu vurgulayan Hasan Hacak, sigorta sisteminin özel ve sosyal şeklinde ikiye ayrıldığını söylüyor. Buna göre devlet tarafından konulan ve kurulan sigortalar olan sosyal sigortalar günümüz fıkıh âlimlerinin fikir birliğiyle caiz görülüyor. Zira yaşlılık, hastalık, işsizlik ve emeklilik gibi konularda devlet vatandaşlardan iradesi dışında prim alıyor. Hacak, bunun bir çeşit vergi gibi görülebileceğini söylüyor.

    İslam’da ticaret hukuku üzerine araştırmalar yapan ve bu konuda fıkıh bilginlerinin görüşleri hakkında makale kaleme alan Hasan Hacak, fıkıhçıların prensip olarak sigorta sisteminin caiz ve gerekli olduğu konusunda görüş birliği içinde olduğunu söylüyor. Öte yandan özellikle ticari hayat sigortası olmak üzere günümüzde geçerli olan diğer sigorta uygulamalarında düzeltilmesi gereken hususlar olduğuna dikkat çekiliyor.

    HAYAT SİGORTASI FAİZE GİRİYOR

    Prof. Dr. Hayrettin Karaman (İlahiyatçı):“İslam’a uygun olan bir sigorta kurumu oluşturmak mümkün. Malezya’da böyle bir kurum var ve başarıyla işletiliyor. Bu sigortanın esası şudur: Malını sigorta ettirmek isteyenler sigorta kurumuna gelip ‘üye’ olur ve belli bir yıllık, aylık bedel öderler. Bu para onların namına kaydedilir, toplanan paraların belli bir miktarı hasarları ödemek için ayrılır, geri kalan ile yatırım ve ticaret yapılır, buna da bütün üyeler ortaktır. Bu ticaretin geliri bazen o kadar olur ki, hem bütün üyelerin ‘bu şekilde sigortalı’ hasarları ödenir, hem de üstüne para kazanırlar. Gelir fazla olmazsa hasarlar fondan (toplanan paradan) ödenir. Kurumun giderleri de yine fondan ve ticari, gelirden karşılanır.

    Türkiye’de böyle bir sigorta kurumuna izin verilmedi. Bu sebeple -yani İslam’a uygun olan sigorta kurumu bulunmadığı için- ve Müslümanların da araba, ev, dükkan, mal, sağlık gibi değerlerini hasar ve zarara karşı yardımlaşarak korumaya ihtiyaçları olduğu için, mevcut sigorta şirketlerine bunları sigorta ettirmeleri -fıkıhta zaruret sayılan bu ihtiyaç sebebiyle- caizdir. Kasko da böyledir. Hayat sigortasının hasar, zarar ve ortaklaşa telafi ile bir ilgisi yoktur; hayat sigortası para verip karşılığında para alma esasına göre işler, bu sebeple faizciliğe girer ve caiz değildir.”

  • Diyanet, tüm şef-nakil davalarını kaybetti

     

    Diyanet, tüm şef-nakil davalarını kaybetti

    – Diyanet İşleri Başkanlığı, Atama ve Yer Değiştirme Yönetmeliğinde yaptığı değişiklik sonrasında, son görev yaptıkları yerde azami hizmet süresi bilfiil 5 yıl ve daha fazla olan vaiz, şube müdürü ve şeflerin görev yelerinin zorunlu olarak değiştirileceğini öngörmüştür.

    – Yönetmelikte, tayin dilekçelerinin her yıl 1 Mart -31 Mart tarihleri arasında alınacağı ve yer değişikliklerinin ise 1 Haziran- 1 Temmuz arasında yapılacağı belirtilmiştir.

    Ancak, bu belirlemeye rağmen, Diyanet kış ortasında, 2012 yılı Aralık ayında, personelden tercih yapmasını istemiş ve tercih yapmayanları da boş kadrolara naklen atamıştır.

    – Yönetmelikte belirtilen tarihlere aykırı olarak yapılan naklen atama işlemlerinin bir çoğu dava edilmiş ve bu davaların neredeyse tümü kazanılmıştır. Bu sonuç, Diyanet İnsan Kaynakları Birimi ve Hukuk Müşavirliği açısından büyük bir öngörüsüzlüktür. Bu öngörüsüz işlemden dolayı devlet binlerce lira dava masrafı ödemek zorunda kalmıştır.

    – Bir personel ise dava yoluna başvurmamış ancak çok sayıda dava kazanılması karşısında Kamu Denetçiliği Kurumuna (KDK) başvurmuştur. KDK da, yine yönetmelikte öngörülen sürelere uyulmayarak Aralık ayında naklen atama işlemi yapılmasındaki yanlışlığa dikkat çekerek, Diyanet İşleri Başkanlığına şikayetçi ve bu şekilde haklı gerekçelerini belgeleyen kişilerin naklen atama işlemlerinin geri alınması yolunda tavsiye kararı yazmıştır.

    Karar metni için tıklayınız.

  • Mübteda Haber – AÖF İlahiyat Arapça Dersleri (6)

     

    Ögeleri

    عَناصِرُ الجُمْلَةِ الاِسمِْيّةِ (المبُْتدَأ وَالخَبَرُ)

    İSİM CÜMLESİNİN ÖGELERİ

    Arapçada isimle başlayan cümleye isim cümlesi denir. İsim cümlesinin iki

    unsuru vardır: Mübtedâ ( مبتدأ ) ve haber ( . (خبر

     

     

    Mübteda ve Haber

    Mübteda, sözün kendisiyle başlayıp hükmün üzerine kurulduğu öznedir.

    Haber ise mübtedaya dayandırılan ve ondan bahseden unsurdur, yüklemdir.

    Mübteda genellikle marife (belirli, özel isim), haber ise genellikle nekre

    (belirsiz) isimden olur. Bunu bir örnek üzerinde gösterelim:

    (Ali öğrencidir.) عليٌّ طالبٌ

    Bu cümle bir isim cümlesidir, isimle başlamıştır, Ali’nin öğrenci

    olduğundan bahsedilmiştir. Cümlede عَلِيٌّ mübteda (özne) ve marifedir çünkü

    özel isimdir, طَالِبٌ kelimesi haberdir (yüklem) ve nekredir. Cümlenin her iki

    unsuru da merfû‘dur, burada mübteda ve haberin her ikisi tekil isim oldukları

    için son harflerinin harekesi olan zamme ile merfû‘ olmuşlardır. Şu

    örneklerde mübteda ve haberin yapısına ve irabına dikkat ediniz:

    (Kitap arkadaştır.) الكتابُ صَدِيقٌ

    (Yağmur yağmaktadır.) . المطََرُ نَازِلٌ

    (Fiyatlar yüksektir.) . الأَسْعَارُ مُرْتَفِعَةٌ

    (Spor yararlıdır.). الرِّيَاضَةُ مُفِيدَةٌ

    Haberin birden fazla kelimeden oluşması (taadüdü) mümkündür. Örnek

    olarak, “Muhammet, şairdir yazardır hikâyecidir” anlamındaki şu sözü

    verebiliriz: ( مُحَمَّدٌ شاعِرٌ كاتِبٌ قاصٌّ ) Şu ayette geçen habere dikkat ediniz:

    هُوَ الغَفُورُ الوَدُودُ ذوالعَرشِ المجَِيدِ.

    “O bağışlayandır, sevendir, Arş’ın sahibidir, yücedir.”(Buruc/85, 14-15)

    İsim cümlesi hakkında geniş bilgi edinmek için M. Meral Çörtü’nün Arapça

    Dilbilgisi (Nahiv) adlı kitabına bakınız.

    Bir cümlenin oluşması için özne ile yüklemin (mübteda-haber) birbirlerine

    dayandırılması (isnadı), kurallar çerçevesinde birbirleriyle ilişkilendirilmesi

    gerekmektedir. Bu ilişkinin kurallı olması gerektiği gibi anlamlı olması da

    gerekmektedir. Çünkü cümle bir anlamı ortaya koyan sistemli bir yapıdır. Her

    kelime bir birine dayandırılarak cümle oluşturulamaz, oluşturulsa bile anlamsız

    bir söz dizimi olur. Zira kelimeler cümle içinde anlam kazanırlar.

     

     

    Mübteda-Haberin Yapısı

    A. Mübteda genellikle marife (belirli) bir isim, haber de genellikle nekre

    (belirsiz) isimden oluşur. Mübteda konumundaki kelimeler genellikle şu

    kelime türlerinden olur:

    1. Belirlilik takısı (harf-i tarif; ال ) alan isimler.

    (Bahçe güzeldir). الحَدِيقَةُ جمَِيلةٌ . (Cadde kalabalıktır) .ٌ الشّارِعُ مُزْدَحِم

    2. Zamirler. Zamirler marife hükmündedir. Ancak zamirler son harekeleri

    üzerine mebni olup harekeleri hiçbir surette değişmedikleri için mahallen

    (cümledeki konumunun gereği) merfû‘ olurlar.

    (O, öğrencidir). هِيَ طالبَةٌ (O, öğrencidir) هُوَ طالبٌ

    Birinci örnekte ( هُوَ ), ikinci örnekte ( هِي ) zamirleri mübteda konumunda yer

    aldıkları için mahallen merfûdurlar.

    3. Özel isimler (alemler).

    (Selma yazardır). سَلْمَى كَاتِبَةٌ (İbrahim yazardır) ابراهيمُ كَاتِبٌ

    (Mekke mübarek bir şehirdir) مَكَّةُ مَدِينَةٌ مُبارَكَةٌ

    4. İşaret isimleri (ism-i işaretler). İşaret isimlerinin ikilleri (tesniye) hariç

    tümü mebnî oldukları için mahallen merfû‘ olurlar.

    (Bu meşhur bir adamdır) هذا رَجُلٌ مَشْهُورٌ

    (Bu, meşhur bir kadındır). هَذِهِ امرأةٌ مَشْهورَةٌ

    Bu iki örnekte ( هذا، هذِهِ ) işaret isimleridirler ve mebnîdirler, mübteda

    konumunda yer aldıkları için mahallen merfû olmuşlardır.

    5. İlgi zamirleri (ism-i mevsul). İlgi zamirlerinin ikilleri (tesniye) hariç tümü

    mebnîdirler, mübteda konumunda yer aldıkları zaman mahallen merfû

    olurlar. İlgi zamirinden sonra ona zamirle bağlı ve onu açıklayıcı bir cümle

    gelir, bu cümleye sılâ cümlesi denmektedir, sıla cümlesinin irabta yeri yoktur.

    (Gelen mühendistir). الّذِي جاءَ مُهَنْدِسٌ. الّتِي جاءتْ مُهَنْدِسَةٌ

    اللّتَانِ نَجَحَتَا في الامْتِحانِ فاطِمَةُ ومَرْيَمُ.

    (İmtihanda başarılı olan iki kız, Fatma ve Meryem’dir.)

    اَللّاتِي تَزَوَّجْنَ الرَّسُولَ أمّهاتُ المؤُْمِنِينَ.

    (Allah’ın Elçisi ile evlenen kadınlar mü’minlerin anneleridirler.)

    Yukarıdaki cümlelerde ( اللاتي،التي،الذي ) ilgi zamirleri mübteda olup

    mahallen merfû‘durlar. Ancak ( اللتانِ ) ikil olduğu için elif ( ا) ile merfû‘dur. Bu ilgi zamirlerinden sonra gelen ( (تَزَوَّجْنَ الرّسُولَ ، نَجَحَتا في الامتِحانِ ، جاءَ ، جاءَتْ

    cümleleri ilgi zamirlerini açıklayan sıla cümleleridir.

    6. Muzaf (tamlanan). Belirtili isim tamlamalarında irabta tamlanana (muzaf)

    bakılır, tamlayan (muzafun ileyh) daima mecrûr olur. Tekil eril ve dişil

    (müfred müzekker ve müennes) tamlananlar, kırık çoğullar (cem-i teksîr),

    kurallı dişil çoğullar (cem-i müennesler) mübteda olduklarında zamme ile

    merfû olurlar; ikil yapısında (tesniye) olurlarsa elif ( ا) ile merfû olurlar;

    kurallı çoğul eril (cem-i müzekker sâlim) olurlarsa vav ( و) merfû olurlar.

    (Halit’in Okulu evinden uzaktır.) . مَدْرَسَةُ خالِدٍ بَعِيدَةٌ عَنْ بَيْتِهِ

    (Fakültenin yemekhanesi temizdir.) . مَطْعَمُ الكُلِّيَّةِ نَظِيفٌ

    (Fakültenin kız öğrencileri terbiyelidirler.) . طالِباتُ الكُلِّيَّةِ مُهَذَّبَاتٌ

    (Okulun ağaçları çoktur.) . أشْجارُ الْمَدْرَسَةِ كَثِيرَةٌ

    (Okulun iki erkek öğrencisi gidiyorlar.) . طالِبا الْمَدْرَسَةِ ذاهِبانِ

    (Şirketin erkek mühendisleri çalışkandırlar). مُهَنْدِسُو الشّرِكَةِ مُجْتَهِدُونَ

    Bu örneklerde ( أشجارُ، طالِباتُ، مَطْعَمُ، مَدْرَسَةُ ) kelimeleri tamlanandır (muzaf),

    mübtedadırlar ve zamme ile merfû‘ olmuşlardır. ( طالِبَا ) kelimesi de

    tamlanandır, ikildir ve elif ( ا) ile merfû olmuştur. ( مُهَنْدِسُو ) kelimesi

    tamlanandır, cem-i müzekker sâlimdir (kurallı eril çoğul) ve vav ( و) ile merfû

    olmuştur.

    7. Soru isimleri (esmâu’l-istifhâm). Soru isimleri ( أَيُّ ) hariç hepsi mebnîdirler,

    mübteda konumunda oldukları zaman mahallen merfû olurlar, ( أَيُّ ) ise

    mübteda konumunda zamme ile merfû olur.

    (Yarışta kim kazandı?) ؟ مَنْ فَازَ في السِّباقِ

    (Hangi öğrenci geldi?) ؟ أيُّ طالِبٍ جاءَ

    Birinci örnekte geçen ( من ) soru ismi mübtedadır, mebnî kelimelerden

    olduğu için mahallen merfûdur. İkinci örnekte ( أيُّ ) kelimesi mübtedadır,

    murâb (cümle içindeki yerine göre sonu değişen) soru isimlerindendir, burada

    zamme ile merfû olmuştur..

    8. Te’villi mastarlar (masdar-ı müevvel). Fiili muzârinin başına ( أَنْ ) harfi

    geldiği zaman onu nasbettiği gibi anlamını da mastara çevirmekte, bu tür

    mastarlara da mastar anlamını içerdikleri için te’villi mastar denmektedir.

    Te’villi mastar fiilden türetildiği için mastarı tüm şahıs zamirlerine göre

    anlamlandırmak mümkümdür. Te’villi mastarlar mübteda konumunda yer

    aldıkları zaman mahallen merfû kabul edilmektedirler.

    (Oruç tutmanız sizin için hayırlıdır) أَن تَصُومُوا خَيرٌ لَكُمْ

    أنْ تَشرَبَ الشايَ ساخِناً مُضِرٌّ لِصِحَّتِكَ.

     (Çayı sıcak içmen sağlığına zararlıdır)

    Birinci cümlede ( أَن تَصُومُوا ) te’villi mastardır, ( صَوْمُكُمْ ) şeklinde açık mastar

    hükmündedir, mübtedadır, “oruç tutmanız” anlamındadır. İkinci örnekte

    mübteda konumunda olan ( أنْ تَشْرَبَ ) kelimesi te’villi mastardır, ( شُرْبُكَ ) şeklinde

    açık mastar hükmündedir, mübtedadır, “içmen” anlamındadır.

     

    Aşağıdaki isim cümlelerinde mübtedaları belirleyiniz, irablarını yapınız ve

    hangi isim türü olduklarını belirtiniz.

    1. المطََرُ غَزِيرٌ.

    2. هذِهِ الوَرْدَةُ جمَِيلَةٌ.

    3. مُدَرِّسُو الْمَدْرَسَةِ عَائِدُون إلى بِلادِهِمْ.

    4. ما عِندَ اللهِ خَيْرٌ وأبْقَى

    5. هما طَبِيبَتَان بِمُسْتشْفى الأطْفَالِ.

    6. فَيْصَل طَبِيبٌ مَشْهُورٌ.

    7. أنْ تَصْبِرُوا خَيرٌ لَكُمْ.

     

     

    B. Mübtedanın marife haberin nekre olarak gelmesi asıl ise de bazen mübteda

    nekre olarak gelebilir. Bu durum şu hallerde olur:

    1. Mübteda nekreye muzaf (tamlanan) olursa;

    (İş adamı geliyor.) . رجلُ أعمالٍ قادمٌ

    (Gümüş yüzük ucuzdur.) . خَاتَمُ فِضَّةٍ رَخِيصٌ

    Birinci cümlede ( رَجُلُ ) kelimesi muzaftır (tamlanan), ( أعمالٍ ) muzafun

    ileyhtir (tamlayan), nekredir, her iki kelime belirtisiz tamlama oluşturmuştur.

    İkinci örnekteki ( خاتَمُ فِضّةٍ ) örneği de birinci örnek gibidir.

    2. Mübteda nekre (belirsiz) kelimelerden oluşan sıfat tamlamasında mevsuf

    olursa;

    (Yoğun bir yağmur yağıyor.) . مَطَرٌ غَزِيرٌ نَازِلٌ

    (Hızlı bir otomobil pahalıdır.) ◌ٌ. سيّارَةٌ سريعَةٌ غَالِيَة

    Birinci örnekte ( مَطَرٌ ) kelimesi mevsûf (tamlanan), ( غَزِيرٌ ) kelimesi ise

    sıfattır (tamlayan). Her iki kelime de nekre (belirsiz) kelimeden oluşmuştur.

    İkinci örnek de birinci örnek gibi belirsiz kelimelerden oluşmuştur.

    3. Mübteda nekre olup kendisinden önce olumsuzluk edatı (nefi) ve soru

    (istifham) edatı varsa:

    (Kimse yolcu değildir.) . ما أحَدٌ مسافرٌ

    (Yanımızda cahil yoktur) . ما جَاهِلٌ عِنْدَنَا

     (Alanda kimse var mıdır?) ؟ هل أحدٌ في الساحة

    (Allah’la birlikte (başka) bir tanrı var mıdır?) ؟ أإلهٌ مَعَ اللهِ

    Yukarıdaki örneklerde ( إلهٌ، أحَدٌ، جاهِلٌ، أحدٌ ) kelimeleri nekre (belirsiz)

    isimlerden oluşmuştur, her biri mübtedadır, olumsuzluk edatı (nefi) ve soru

    (istifham) edatlarndan sonra gelmiştir.

    4. Mübteda nekre olup haber câr-mecrûr ve zarftan oluşurşa mübteda

    haberden sonra gelir; bu tür cümlelerde anlam verilirken “vardır”,

    “mevcuttur” anlamları eklenir.

    (Odada bir çocuk var.). في الغُرْفةِ طِفْلٌ

    (Masanın üzerinde bir kitap var). على المِنْضَدَةِ كِتَابٌ

    (Ağaçların üzerinde birkaç kuş var). فَوْقَ الأشْجَارِ طُيُورٌ

    Bu örneklerde ( طِفْلٌ، كِتَابٌ، طُيُورٌ ) kelimeleri mübtedadır, haberleri câr-mecrûr

    ve zarftan oluştuğu mübtedalar da nekre oldukları için haberden sonra

    gelmiştir

    5. Mübteda türün genelini içerirse;

    (Herkes ona itaatkârdır.) . كُلٌّ لهُ مُطِيعُونَ

    (İnsan hayvandan daha üstündür.) . ِيمَةٍ

  • İrab Merfu-Mansub-Mecrur – AÖF İlahiyat Arapça Dersleri (5)

    إعْرَابُ الأسمْاءِ

     

     

    İ‘RÂB YÖNÜNDEN İSİMLER

    İki, üç ve dördüncü ünitelerde isimler cinsiyet, sayı ve belirlilik yönlerinden

    ele alınmıştı. Bu ünite kapsamındaysa onlar, cümledeki yerlerine göre

    sonlarında meydana gelen değişikler bağlamında mercek altına alınacaklar.

    Bilindiği üzere insanlar kavramlar aracılığıyla düşünürler. Bir konunun en

    ince ayrıntısına kadar anlaşılması onun kavramsal çerçevesinin kusursuz

    çizilmesine bağlıdır. Söz konusu amaç doğrultusunda konuya ilişkin

    kavramların inceden inceye sınırlarının çizilmesini yararlı görüyoruz.

     

     

     

    Kavramlar ve Tanımları

    1. İ‘râb: Kelime sonlarında meydana gelen hareke veya harf değişimleridir.

    Tanımdan da anlaşılacağı üzere i‘râbın gerçekleşmesi iki değişkenliğin

    varlığına bağlıdır.

    a. Hareke değişkenliği: Kelimenin son harfi üzerindeki harekenin cümledeki

    yeri veya başındaki etkin öge (amil) dolayısıyla değişebilir olmasıdır.

    Sözgelimi المسُْلِمُ kelimesinin son harfi, cümlede fâil (özne) görevindeyken

    المسُْلِمُ biçiminde zamme, mef’ûl (nesne) görevindeyken المسُْلِمَ biçiminde fetha,

    cer harfinden sonra geldiğinde ise المسُْلِمِ biçiminde kesra ile okunur.

    b. Harf değişkenliği: Kelimenin sabit son harfinin cümledeki yeri veya

    başındaki amil (etkin öge) dolayısıyla değişebilir olmasıdır.

    Sözgelimi المسُْلِمُ kelimesinin müsennâ (ikil) formu olan المسُْلِمَانِ sözcüğünün

    son harfi “nûn” kimi durumlarda düşebildiği için değerlendirmeye alınmaz.

    Onun yerine sabit son harfi “elif”te değişkenlik olup olmadığına bakılır.

    Görülür ki anılan kelime cümlede örneğin özne görevindeyken المسُْلِمَانِ

    biçiminde elif, mef‘ûl (nesne) gibi görevlerdeyken de المسُْلِمَيْنِ biçiminde ile

    gelmektedir.

    Özne görevinde المسُْلِمُونَ biçiminde vâv, mef‘ûl (nesne) gibi

    görevlerdeyken المسُْلِمِينَ biçiminde ile yazılan cem-i müzekker sâlim

    isimlerde de değişim aynı şekilde sabit son harf üzerinde gerçekleşmektedir.

    2. Mu‘rab: İ‘râb özelliğine sahip, yani duruma göre sonu değişebilir olan

    kelimelerin ortak adıdır. المسُْلِمُ، المسُْلِمَ، الْمُسْلِمِ örneklerinde olduğu gibi.

    3. Mebnî: İ‘râb özelliğine sahip olmayan, yani durum ne olursa olsun sonu

    asla değişmeyen kelimelerin ortak adıdır. هَذِهِ، هِيَ، هُوَ örneklerinde olduğu

    gibi.

    Aşağıdaki cümlelerde altı çizili isimlerden hangisinin mu‘rab, hangisinin mebnî

    olduğunu belirtiniz.

    سَاجِدٌ إِمَامٌ فِي مَسْجِدِ الحَْيِّ، وَهُوَ يُؤَدِّي هَذِهِ الْمِهْنَةَ مُنْذُ سَنَوَاتٍ. وَلَهُ أُسْرَةٌ تَتَكَوَّنُ مِنْ زَوْجَةٍ وَابْنَيْنِ

    وَبِنْتٍ. يَوْمَ بَدَأَ اْلإِمَامَةَ، وَعَدَ نَفْسَهُ بالصِّدْقِ، وَاْلإِخْلاَصَ، وَرِعَايَةَ حُقُوقِ النَّاسِ أَكْثَرَ مِنْ مَوَاقِفِهِ الْقَدِيمَةِ.

    لأَنَّه تَعَلَّمَ مِنْ مُدَرِّسِيهِ أَنَّهَا مِهْنَةٌ مِنْ مِهَنِ الْمُرْسَلِينَ. وَحَقًّا صَدَقَ وَعْدَهُ هَذَا، حَيْثُ لَمْ يَبْتَعِدْ عَنِ الصِّدْقِ

    وَاْلإِخْلاَصِ، وَلَمْ يَضَعْ لُقْمَةً حَرَامًا لاَ فِي فَمِهِ ولاَ فِي أَفْوَاهِ أُسْرَتِهِ.

     

     

     

     

    4. İ‘râb alâmetleri: Kelimelerin cümlede hangi konumda olduklarını ya da

    hangi amilin peşi sıra gelip ondan etkilendiklerini kendisiyle gösterdikleri

    hareke, harf veya haziflere i‘râb alâmeti denir. İsimlerde i‘rab alametleri

    şunlardır:

     

    Harekeler:

    a. Zamme: Harflerin üstüne konan ( ُ) işareti olup, Türkçe kısa “u” sesine

    karşılık gelir. Kültürümüzde “Ötre” adıyla bilinir.

    b. Fetha: Harflerin üstüne konan (َ ) işareti olup, Türkçe kısa “e” veya “a”

    sesine karşılık gelir. Kültürümüzde “Üstün” adıyla bilinir.

    c. Kesra: Harflerin üstüne konan (ِ ) işareti olup, Türkçe kısa “i” sesine

    karşılık gelir. Kültürümüzde “Esre” adıyla bilinir.

     

    Harfler:

    a. Elif: Tesniye isimlerin sondan bir önceki harfidir. Harekelerden

    zammeye eşdeğerdir.

    b. Vâv: Cem-i müzekker sâlim isimlerin sondan bir önceki harfidir.

    Harekelerden zammeye eşdeğerdir.

    c. Yâ: Tesniye ve cem-i müzekker sâlim isimlerin sondan bir önceki

    harfidir. Harekelerden fijetha ve/veya kesraya eşdeğerdir.

    d. Nûn: Fiillere özgü bir i‘râb alâmetidir. Fiillerin i‘râbı sonraki ünitelerde

    ele alınacaktır

     

    İ‘râb Yönünden İsimler

    Arapçada isimler, i‘râb bakımından üçe ayrılır: Merfû‘, Mansûb, Mecrûr.

    A. Genel Hükümler

    Arapçada merfû‘, mansûb ve mecrûr denilince ilk akla gelen i‘râb

    alâmetlerini taşıyan isimler bu başlık altında ele alınacaktır.

    1. Merfû‘ İsimler: Son harekesi zamme olan isimlerdir. Genellikle cümlede

    özne (fâil veya mübteda) veya yüklem (haber) konumunda bulunurlar.

    Örnek 1:

    هَذَا كِتَابٌ (Bu bir kitaptır) cümlesindeki كِتَابٌ ismi, haber yani yüklemdir.

    Merfû‘dur, ref‘ alâmeti (merfû‘luk göstergesi) zammedir.

    Örnek 2:

    يَشْتَغِلُ الرَّجُلُ بِالتِّجَارَةِ (Adam ticaretle uğraşıyor) cümlesindeki الرجلُ ismi, fâil

    yani öznedir. Merfû‘dur, ref‘ alâmeti (merfû‘luk göstergesi) zammedir.

    Örnek 3:

    العُمَّالُ فِي الْمَصْنَعِ (İşçiler fabrikada) cümlesindeki العُمَّالُ ismi, mübteda yani

    öznedir. Merfû‘dur, ref‘ alâmeti (merfû‘luk göstergesi) zammedir.

    2. Mansûb İsimler: Son harekesi fetha olan isimlerdir. Genellikle cümlede

    nesne (mef‘ûlün bih) konumunda bulunurlar.

     

    Örnek 1:

    قَرَأَ عَلِيٌّ كِتَابًا عَنْ سِيرَةِ النَّبِيِّ (Ali, Hz. Peygamberin (s.a.) hayatı hakkında bir

    kitap okudu) cümlesindeki كِتَابًا ismi, mef‘ûlün bih yani nesnedir. Mansûbdur,

    nasb alâmeti (mansûbluk göstergesi) fethadır.

    Örnek 2:

    أَغْضَبَ الْوَلَدُ الرَّجُلَ (Çocuk adamı kızdırdı) cümlesindeki الرَّجُلَ ismi, mef‘ûlün

    bih yani nesnedir. Mansûbdur, nasb alâmeti (mansûbluk göstergesi) fethadır.

    Örnek 3:

    تَنْقُلُ الحَْافِلاَتُ الْعُمَّالَ إِلَى الْمَصْنَعِ (Otobüsler işçileri fabrikaya taşıyor)

    cümlesindeki الْعُمَّالَ ismi, mef‘ûlün bih yani nesnedir. Mansûbdur, nasb

    alâmeti (mansûbluk göstergesi) fethadır.

    3. Mecrûr İsimler: Son harekesi kesra olan isimlerdir. Genellikle cümlede

    dolaylı tümleç (mef‘ûlün bih gayru sarih) veya isim tamlamasında

    muzâfun ileyh (tamlayan) konumunda bulunurlar.

    Örnek 1:

    اِسْتَفَدْتُ مِنْ كِتَابٍ قَدِيمٍ عِنْدَ إِعْدَادِ أُطْرُوحَتِي (Tezimi hazırlarken eski bir kitaptan

    yararlandım) cümlesindeki كِتَابٍ ismi, mef‘ûlün bih gayru sarih yani dolaylı

    tümleçtir. ( مِنْ ) harfi ceri dolayısıyla mecrûrdur, cer alâmeti (mecrûrluk

    göstergesi) kesradır.

    Örnek 2:

    سَلَّمَ الْمُوَظَّفُ الطَّرْدَ إِلَى الرَّجُلِ (Görevli koliyi adama teslim etti) cümlesinde son

    öge konumundaki الرَّجُلِ ismi, mef‘ûlün bih gayru sarih yani dolaylı tümleçtir.

    إِلَى) ) harfi ceri dolayısıyla mecrûrdur, cer alâmeti (mecrûrluk göstergesi)

    kesradır.

    Örnek 3:

    زَادَتِ الحُْكُومَةُ رَوَاتِبَ الْعُمَّالِ (Hükümet işçilerin ücretlerini artırdı) cümlesindeki

    الْعُمَّالِ ismi, isim tamlamasında tamlayan yani muzafun ileyh konumundadır.

    Mecrûrdur, cer alâmeti (mecrûrluk göstergesi) kesradır.

    B. Özel Hükümler

    Yukarıdaki genel nitelik taşıyanlarından ayrı olarak bir takım özel hükümlere

    tabi isimlere ilişkin i‘râbı konu alır.

     

     

     

     

    1. Tesniye (Müsennâ) İsimlerde İ‘râb: Bu adla bilinen ikil isimlerin

    sonundaki nûn ( نِ) sabit bir harf değildir. Kimi durumlarda düşebilir. O

    nedenle kendisinden önceki harfe bakılır. Söz konusu harf;

    – Ya öncesi fethalı elif ( (َا

    Örnek: كِتَابَانِ، الرَّجُلاَنِ، الْوَلَدَانِ، غُرْفَتَانِ

    – Ya da öncesi fethalı cezimli yâ ( يْ )’dır.

    Örnek: كِتَابَيْنِ، الرَّجُلَيْنِ، الْوَلَدَيْنِ، غُرْفَتَيْنِ

    Bunlardan elif zamme; yâ ise, fetha veya kesra karşılığıdır. İlgili durum

    kısaca şu şekilde formüle edilebilir:

    a. elif = zamme

    رَجُلٌ – رَجُلاَنِ gibi.

    Örnek 1

    هَذَانِ كِتَابَانِ (Bunlar iki kitaptır) cümlesindeki كِتَابَانِ ismi, haber yani

    yüklemdir. Merfû‘dur, ref‘ alâmeti (merfû‘luk göstergesi) zamme yerine

    eliftir. Çünkü müsennâdır.

    Örnek 2:

    يَشْتَغِلُ الرَّجُلاَنِ بِالتِّجَارَةِ (İki adam ticaretle uğraşıyor) cümlesindeki الرَّجُلاَنِ ismi,

    fâil yani öznedir. Merfû‘dur, ref‘ alâmeti (merfû‘luk göstergesi) zamme

    yerine eliftir. Çünkü müsennâdır.

    b. yâ= fetha

    رجلاً – رجلَيْنِ gibi.

    Örnek 1:

    قَرَأَ عَلِيٌّ كِتَابَيْنِ عَنْ سِيرَةِ النَّبِيِّ (Ali Peygamberin hayatı hakkında iki kitap okudu)

    cümlesindeki كِتَابَيْنِ ismi, mef‘ûlün bih yani nesnedir. Mansûbdur, nasb

    alâmeti (mansûbluk göstergesi) fetha yerine dır. Çünkü müsennâdır.

    Örnek 2:

    اِخْتَارَ الرَّئِيسُ الرَّجُلَيْنِ مِنَ الجُْمْهُورِ (Başkan topluluk içerisinden iki adam seçti)

    cümlesindeki الرَّجُلَيْنِ ismi, mef‘ûlün bih yani nesnedir. Mansûbdur, nasb

    alâmeti (mansûbluk göstergesi) fetha yerine dır. Çünkü müsennâdır.

    Örnek 3:

    مَلأَ الْعُمَّالُ الحَْافِلَتَيْنِ (İşçiler iki otobüsü doldurdu) cümlesindeki الحَْافِلَتَيْنِ ismi,

    mef‘ûlün bih yani nesnedir. Mansûbdur, nasb alâmeti (mansûbluk göstergesi)

    fetha yerine dır. Çünkü müsennâdır.

    c. yâ = kesra

    رَجُلٍ – رَجُلَيْنِ gibi.

    Örnek 1:

    اِسْتَفَدْتُ مِنْ كِتَابَيْنِ قَدِيمَيْنِ عِنْدَ إِعْدَادِ أُطْرُوحَتِي (Tezimi hazırlarken iki eski kitaptan

    yararlandım) cümlesindeki كِتَابَيْنِ ismi, mef‘ûlün bih gayru sarih yani dolaylı

    tümleçtir. ( مِنْ ) cer harfi dolayısıyla mecrûrdur, cer alâmeti (mecrûrluk

    göstergesi) kesra yerine dır. Çünkü müsennâdır.

    Örnek 2:

    سَلَّمَ الْمُوَظَّفُ الطَّرْدَ إِلَى الرَّجُلَيْنِ (Görevli koliyi iki adama teslim etti) cümlesinde

    son öge konumundaki الرَّجُلَيْنِ ismi, mef‘ûlün bih gayru sarih yani dolaylı

    tümleçtir. ( إِلَى ) cer harfi dolayısıyla mecrûrdur, cer alâmeti (mecrûrluk

    göstergesi) kesra yerine dır. Çünkü müsennâdır.

    Örnek 3:

    زَادَ رَبُّ العَمَلِ رَاتِبَ الْعَامِلَيْنِ (Patron iki işçinin ücretini artırdı) cümlesindeki

    الْعَامِلَيْنِ ismi, isim tamlamasında tamlayan yani muzafun ileyh konumundadır.

    Mecrûrdur, cer alâmeti (mecrûrluk göstergesi) kesra yerine dır. Çünkü

    müsennâdır.

     

    Özetle;

    Müsennâ (tesniye/ikil) isimler; elif ile merfû‘, yâ ile mansûb, yâ ile mecrûr

    olurlar.

     

     

    2. Cem-i Müzekker Sâlim İsimlerde İ‘râb: Bu adla bilinen kurallı eril

    çoğul isimlerin sonundaki nûn ( نِ) sabit bir harf değildir. Kimi durumlarda

    düşebilir. O nedenle kendisinden önceki harfe bakılır. Söz konusu harf;

    – Ya öncesi zammeli vâv ( (وُ

    Örnek: مُسْلِمُونَ، مُشْرِكُونَ، الصَّابِرُونَ، الْمُخْلِصُونَ

    – Ya da öncesi kesralı harekesiz yâ ( ِي )’dır.

    Örnek: مُسْلِمِينَ، مُشْرِكِينَ، الصَّابِرِينَ، الْمُخْلِصِينَ

    Bunlardan vâv zamme; yâ ise, fetha veya kesra karşılığıdır. İlgili durum

    kısaca şu şekilde formüle edilebilir:

    a. vâv = zamme:

    مُسْلِمٌ – مُسْلِمُونَ gibi.

    Örnek 1:

    هَؤُلاَءِ مُهَنْدِسُونَ (Bunlar mühendislerdir) cümlesindeki مُهَنْدِسُونَ ismi, haber

    yani yüklemdir. Merfû‘dur, ref‘ alâmeti (merfû‘luk göstergesi) zamme yerine

    vâvdır. Çünkü cem-i müzekker sâlimdir.

    Örnek 2:

    يَصَفِّقُ الْمُشَاهِدُونَ اللاَّعِبِينَ (Seyirciler oyuncuları alkışlıyor) cümlesindeki

    الْمُشَاهِدُونَ ismi, fâil yani öznedir. Merfû‘dur, ref‘ alâmeti (merfû‘luk

    göstergesi) zamme yerine vâvdır. Çünkü cem-i müzekker sâlimdir.

    Örnek 3:

    يَشْكُو الْمُشْتَرِكُونَ مِنْ زِيَادَةِ أُجْرَةِ الاِشْتِرَاكِ (Aboneler abonelik ücretinin artmasından

    yakınıyor) cümlesindeki الْمُشْتَرِكُونَ ismi, fâil yani öznedir. Merfû‘dur, ref‘

    alâmeti (merfû‘luk göstergesi) zamme yerine vâvdır. Çünkü cem-i müzekker

    sâlimdir.

    b. yâ = fetha:

    مُسْلِمًا – مُسْلِمِينَ gibi.

    Örnek 1:

    كَافَأَ الْمُدِيرُ الْمُدَرِّسِينَ الْمُتَقَاعِدِينَ (Müdür emekli hocaları ödüllendirdi)

    cümlesindeki الْمُدَرِّسِينَ ismi, mef‘ûlün bih yani nesnedir. Mansûbdur, nasb

    alâmeti (mansûbluk göstergesi) fetha yerine dır. Çünkü cem-i müzekker

    sâlimdir.

    Örnek 2:

    وَظَّفَ الرَّئِيسُ مُهَنْدِسِينَ لِلْمَشْرُوعِ الجَْدِيدِ (Başkan yeni proje için mühendisler

    görevlendirdi) cümlesindeki مُهَنْدِسِينَ ismi, mef‘ûlün bih yani nesnedir.

    Mansûbdur, nasb alâmeti (mansûbluk göstergesi) fetha yerine dır. Çünkü

    cem-i müzekker sâlimdir.

    Örnek 3:

    يُحَاوِلُ الْمَلِكُ الجَْائِرُ أَنْ يُسْكِتَ الْمُخَالِفِينَ (Zorba kral muhalifleri susturmaya

    çalışıyor) cümlesindeki الْمُخَالِفِينَ ismi, mef‘ûlün bih yani nesnedir. Mansûbdur,

    nasb alâmeti (mansûbluk göstergesi) fetha yerine dır. Çünkü cem-i

    müzekker sâlimdir.

    c. yâ = kesra:

    مُسْلِمٍ – مُسْلِمِينَ gibi.

    Örnek 1:

    كُونُوا مِنَ الشَّاكِرِينَ (Şükredenlerden olun) cümlesindeki الشَّاكِرِينَ ismi, mef‘ûlün

    bih gayru sarih yani dolaylı tümleçtir. ( من ) cer harfi dolayısıyla mecrûrdur,

    cer alâmeti (mecrûrluk göstergesi) kesra yerine dır. Çünkü cem-i müzekker

    sâlimdir.

    Örnek 2:

    سَلَّمَ الْمُوَظَّفُ الطَّرْدَ إِلَى مُنْدُوبِي الشَّرِكَةِ (Görevli koliyi şirket temsilcilerine teslim

    etti) cümlesinde son öge konumundaki مُنْدُوبِي ismi, mef‘ûlün bih gayru sarih

    yani dolaylı tümleçtir. ( إِلَى ) cer harfi dolayısıyla mecrûrdur, cer alâmeti

    (mecrûrluk göstergesi) kesra yerine dır. Çünkü cem-i müzekker sâlimdir.

    Örnek 3:

    الحَْمْدُ للهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ (Hamd alemlerin rabbi Allah’a özgüdür) cümlesindeki

    الْعَالَمِينَ ismi, isim tamlamasında tamlayan yani muzafun ileyh konumundadır.

    Mecrûrdur, cer alâmeti (mecrûrluk göstergesi) kesra yerine dır. Çünkü

    cem-i müzekker sâlimdir.

    Aşağıdaki cümlelerde altı çizili isimlerin cümledeki yerlerini belirterek i‘râbını

    yapınız.

    1. يَطُوفُ الْمُسْلِمُونَ حَوْلَ الْكَعْبَةِ سَبْعَةَ أَشْوَاطٍ.

    2. الْمُسَافِرُونَ اِجْتَمَعُوا فِي صَالَةِ الْمَطَارِ.

    3. الطُّلاَّبُ نَاجِحُونَ فِي الاِمْتِحَانِ.

    4. اِبْتَلَعَ الْبَحْرُ السَّابِحِينَ عِنْدَ الْعَاصِفَةِ الأَخِيرَةِ.

    5. جمََعَتْ هَذِهِ النَّدْوَةُ الْمُرَاسِلِينَ فِي الشَّرْقِ الأَوْسَطِ.

    6. يُدْخِلُ اللهُ الْمُؤْمِنِينَ جَنَاتٍ تَجْرِي مِنْ تَحْتِهَا الأنْهَارُ.

    7. أعَدَّ اللهُ للكَافِرِينَ عَذَابًا أَلِيمًا.

    8. إنَّ اللهَ اشْتَرَى مِنَ الْمُؤْمِنِينَ أَنْفُسَهُمْ وَأَمْوَالهَمُْ بِأَنَّ لهَمُُ الجَْنَّةَ.

    9. وَمَكَرُوا وَمَكَرَ اللهُ واللهُ خَيْرُ الْمَاكِرِينَ.

    Özetle;

    Cem-i müzekker sâlim (kurallı eril çoğul) isimler; elif ile merfû‘, yâ ile

    mansûb, yâ ile mecrûr olurlar.

     

     

    3. Cem-i Müennes Sâlim İsimlerde İ‘râb: Bu künyeyle anılan ‘kurallı dişil

    çoğul’ isimler fetha almazlar. O nedenle i‘râbları iki hareke ile sınırlıdır:

    Zamme ve kesra.

    Bunlardan zamme, zammenin; kesra ise, fetha veya kesranın karşılığıdır.

    İlgili durum kısaca şu şekilde formüle edilebilir:

    a. zamme = zamme:

    مُسْلِمَةٌ – مُسْلِمَاتٌ gibi.

    Örnek 1:

    هَؤُلاَءِ مُهَنْدِسَاتٌ (Bunlar bayan mühendislerdir) cümlesindeki مُهَنْدِسَاتٌ ismi,

    haber yani yüklemdir. Merfû‘dur, ref‘ alâmeti (merfû‘luk göstergesi)

    zammedir. Çünkü cem-i müennes sâlimdir.

    Örnek 2:

    ِنَّ فِي الْمَنْزِلِ

  • Marife Nekre – AÖF İlahiyat Arapça Dersleri (4)

    Belirlilik Yönünden İsimler

    (Marife-Nekre)

    المعَْرِفَة والنَّكْرَة

     

    DİLBİLGİSİ

    BELİRLİLİK YÖNÜNDEN İSİMLER

    (MARİFE-NEKRE)

    Arapçada isimler değişik açılardan ayırıma tabi tutularak incelenebilir.

    Cinsiyet bakımından yapılan müennes-müzekker ayırımı, sayı bakımından

    yapılan müfred-tesniye-cemi ayırımı… vb. ayırımların temel amacı isimleri

    daha iyi tanıyabilmektir.

    İsimlerin tabi olduğu önemli ayırımlardan birisi de belirlilik bakımından

    yapılan marife-nekre ayırımdır. Öncelikle bu terimleri tanımlayalım.

    Marife: Belirli bir nesneyi gösteren isimlere marife denir. Belirli bir şey için

    konulmuş isimdir şeklinde de tanımlanabilir.

    المعرفة: ما وُضِعَ لِشَيْءٍ بِعَيْنِهِ

    Nekre: Belirsiz bir nesneyi gösteren isimlere nekre denir. Belirsiz bir şey için

    konulmuş isimdir şeklinde de tanımlanabilir.

    النَّكِرَةُ: ما وُضِعَ لِشَيْءٍ لا بِعَيْنِهِ

    Marife ve nekre terimlerinin Türkçede doğrudan karşılıkları olmadığından

    Türk öğrenciler tarafından anlaşılmalarında zorluklar tabii olarak yaşanabilmektedir. Terimlerin daha iyi kavranabilmesi açısından örnekler

    üzerinden açıklamakta yarar vardır.

     

    Örneğin: ( شجرةٌ ) kelimesi nekre (belirsiz) bir isimdir ve “bir ağaç” şeklinde

    Türkçeye çevrilebilir. Belirli, bilinen bir ağaç değil herhangi bir ağaç

    kastedilmektedir. Başına ( ال ) takısı ekleyerek ( الشّجَرَةُ ) dediğimizde ise bilinen,

    belirli bir ağacı kastetmiş oluruz. Buna göre; ( في الحديقةِ شجرةٌ ) “Bahçede bir

    ağaç var” dediğimizde belirli bir ağaçtan değil sadece bahçede bir adet ağaç

    bulunduğundan söz etmekteyiz. Konuyla ilgili ikinci bir cümle söyleyip

    الشجرةُ جميلةٌ) ) “Ağaç güzel” dediğimizde ise artık herhangi bir ağaçtan değil

    bahçedeki o tek ağaçtan bahsetmekteyiz. Yani artık söz konusu olan sıradan

    bir ağaç değil bir önceki cümlemizde bahsi geçen (marife/belirli bir) ağaçtır.

    Bir başka örnek de şöyle olabilir: Birbirlerine ( ف) atıf harfiyle bağlanmış

    iki cümleden oluşan ( رأيْتُ في الطَرِيقِ رَجُلا فسَلّمْتُ على الرّجُلِ ) “Yolda bir adam

    gördüm ve (gördüğüm o) adama selam verdim.” ifadesinde birinci cümle

    olan ( رأيْتُ في الطَرِيقِ رَجُلا ) cümlesinde geçen ( رَجُلا ) kelimesi nekredir. Zira daha

    öncesi itibariyle bilinmeyen herhangi bir adamdan söz edilmektedir. İkinci

    cümledeki ( الرّجُلِ ) kelimesi ise marifedir. Zira artık bahsettiğimiz herhangi bir

    adam değil de konuşan kişinin az önce görüp de kendisine selam verdiği

    belirli (marife) bir adamdır.

    Yukarıda da temas ettiğimiz üzere marife ve nekre terimlerinin Türkçede

    birebir karşılıkları yoktur. Türkçede isimler yalın halde söylendiklerinde

    belirli sayılmaktadırlar. “Öğrenci geldi” denildiğinde “öğrenci” belirli bir

    isimdir. Türkçemizde Arapçadaki ( ال ) takısı veya İngilizcedeki (The) gibi

    isimleri belirli hale getirmek için kullanılan bir ek yoktur. “Bir öğrenci”

    dediğimizde ise “öğrenci” kelimesini belirsiz isim yapmış oluruz zira

    kastettiğimiz herhangi bir öğrencidir.

     

     

     

    Marife İsimlerin Çeşitleri

    Arapçada marife isim denilince genellikle akla ( ال ) takılı kelimeler

    gelmektedir. Oysa Arapçadaki marife isimler bunlardan ibaret değildir.

    Aşağıda sayacağımız altı tür isim marife olarak kabul edilmektedir. Ayrıca

    sonunda tenvin bulunan bütün isimlerin nekre olduğu da doğru değildir.

    Aşağıda yer alacağı üzere ( عَلِيٌّ ) gibi özel isimler başlarında ( ال ) takısı

    bulunmamasına ve sonunda tenvin olmasına rağmen marifedir.

    Arapçada marife olarak kabul edilen isimler şunlardır:

    ال) . 1 ) Takılı Kelimeler

    Arapçada marife denilince ilk akla gelen ve aynı zamanda en çok örneğin yer

    aldığı grup ( ال ) takılı (harf-i tarifli) kelimelerdir.

    Aşağıdaki cümlelerde ( ال ) takısı ile marife olmuş kelimeleri inceleyiniz.

    الضدانِ لا يَجْتَمعانِ. “İki zıt asla bir araya gelmez.”

    صامَ المسْلِمونَ شهْرَ رَمَضانَ. “Müslümanlar Ramazan’da oruç tuttular.”

    البيتُ مُطِلّ على البُحَيرَةِ. “Ev göle nâzırdır.”

    زَرَعَ الفَلاحُ الذّرَةَ. “Çiftçi mısır ekti.”

    لا تُؤخّرْ عَمَلَ اليوْمِ إلى الغدِ. “Bugünün işini yarına bırakma.”

    جاعَ الطِّفْلُ فبَكَى. “Çocuk acıktı ve (bu yüzden) ağladı.”

    الرِّياضَةُ مُفِيدةٌ للعَقْلِ والجِسْمِ. “Spor vücut ve zihin için yararlıdır.”

    Arapçada ( ال ) takısı (harf-i tarif), marife (belirli) isimlerle, bu marife

    (belirli) isimleri nitelendiren sıfatların başına gelir. ( ال ) takısı her zaman aynı

    anlamı ifade etmez. Bu tarif harfinin cins, istiğrak, ahd-i harici ve ahd-i zihni

    olmak üzere dört çeşit anlamı bulunmaktadır. Şimdi bu kavramları biraz

    açıklayalım:

    a. Cins: ( ال ) takısı (harf-i tarif), bir şeyin cinsini ifade etmek için

    getirilebilir. Örneğin: ( الرجلُ قَوِيٌّ ) “Erkek güçlüdür” dediğimiz zaman ( (الرجلُ

    kelimesinin başındaki ( ال ) takısı belirli bir erkeği ifade etmek için değil erkek

    cinsi anlamını belirtmek için getirilmiştir yani teknik terim olarak “cins”

    manasındadır. Anlatılmak istenen erkek cinsinin özelliğinin güçlü olmak

    olduğudur. Bu cümlede belirli herhangi bir erkekten söz edilmediği gibi

    bütün erkekler de kastedilmemektedir. Yani cümle “Bütün erkekler

    güçlüdür” diye tercüme edilemez.

    b. İstiğrak: ( ال ) takısı (harf-i tarif), kelimenin kapsamının tümünü ifade

    etmek için de getirilir. Bu durumda “bütün hepsi” manasına gelir. Teknik

    terimle “istiğrak” manası ifade ettiği söylenir. Örneğin: ( للناسِ رِجْلانِ ) “(Bütün)

    insanların iki ayağı vardır” dediğimiz zaman ( الناسِ ) kelimesinin başındaki ( (ال

    takısı, “bütün” anlamına gelmektedir.

    c. Ahd-i Harici: ( ال ) takısı (harf-i tarif), daha önce bahsi geçtiğinden

    dolayı bilinen, belirli bir varlığı ifade etmek için de kullanılır. Harf-i tarifin

    ifade ettiği bu anlama teknik terim olarak “ahd-i haricî” denir. Örneğin: ( جاءني

    رجلٌ فأكرمتُ الرجُلَ ) “Bana bir adam geldi ben de (o gelen) adama ikramda

    bulundum” ifadesi birbirine ( ف) atıf harfiyle bağlanmış iki cümleden

    oluşmaktadır. ( جاءني رجلٌ ) cümlesindeki ( رجلٌ ) kelimesi nekredir. Zira bu söz

    söylendiği anda söz konusu olan herhangi bir adamdır. Oysa ikinci cümledeki

    الرجُلَ) ) kelimesi marifedir. Zira artık belirli bir adamdan yani bu sözü

    söyleyene gelmiş bulunan adamdan söz edilmektedir.

    d. Ahd-i Zihni: ( ال ) takısı (harf-i tarif), konuşmada önceden bahsi

    geçmemiş olsa da sözü söyleyen ve muhatap tarafından zihinlerinde mevcut

    bulunan bilgiler açısından belirli olan kelimelerin başına da gelebilir.

    Örneğin: ( ذهبْتُ إلى السوق واشتريتُ اللحمَ ) “Çarşıya gittim ve et satın aldım”

    ifadesinde ( اللحمَ ) kelimesi ( ال ) takılı olarak getirilmiştir. Zira et denildiğinde

    gerek sözü söyleyenin ve gerekse de muhatabın zihnindeki ön bilgi bunun

    “kırmızı et” olduğu şeklindedir. Her ne kadar tavuk ve balık etleri de et olsa da mutlak olarak et denildiği zaman akla gelen kırmızı ettir. Dolayısıyla

    örneğimizdeki ( اللحمَ ) kelimesi zihnimizdeki bu ön bilgiler dikkate alınarak

    ال) ) takılı olarak söylenmiştir. Bu lâm-ı tarife teknik terim olarak zihinlerde

    bulunan bilgileri yansıttığı için ahd-i zihnî lam’ı denmiştir.

    Şemsî ve kamerî harfler: ( ال ) takısındaki lâm harfi kendisinden sonraki

    harfe göre okunmakta veya okunmamaktadır. Kamerî harfler dediğimiz ( ، أ، ب

    ج… ) harflerinden birisi ile başlayan bir kelimenin başına ( ال ) takısı gelirse

    اَلْ) ) “el” şeklinde okunur. Aksine şemsî harfler denilen ( … (ت، ث، د

    harflerinden birisi ile başlayan bir kelimenin başına ( ال ) takısı gelirse yazılışta

    bulunmakla birlikte telaffuzda lâm harfi okunmayıp elif harfi kelimenin ilk

    harfine eklenerek o ilk harf şeddeli olarak okunur. Aşağıdaki şemsî ve kamerî

    harfler tablosunu inceleyiniz.

    Kamerî harfler Şemsî harfler

    harf örnek okunuşu Harf örnek okunuşu

    الأرْضُ أ el-arzu التّلميذُ ت et-tilmîzu

    البابُ ب el-bâbu الثّمرة ث es-semeratu

    الجَدُّ ج el-ceddu الدّينُ د ed-diynu

    الحليبُ ح el-halîbu الذّكرُ ذ ez-zikru

    الخالِقُ خ el-hâliku الرّسالةُ ر er-risâleu

    العِلْمُ ع el-Ilmu الزّيتونُ ز ez-zeytûnu

    الغَنِيُّ غ el-ganiyyu السّنُّ س es-sinnu

    الفلكُ ف el-feleku الشّمسُ ش eş-şemsu

    القَلَمُ ق el-kalemu الصّدقةُ ص es-sadakatu

    الكتابُ ك el-kitâbu الضّد ض ez-zıddu

    المسطرةُ م el-mistaratu الطّالبُ ط et-tâlibu

    الهواءُ ه el-Hevâu الظّالمُ ظ ez-zâlimu

    الولدُ و el-veledu اللّيلُ ل el-leylu

    اليسْرُ ي el-yusru النّبيل ن en-nebiylu

    Şemsî harfler-kamerî harfler ayırımının anlama yönelik bir etkisi olmayıp

    sadece telaffuza (okunuşa) etkisi söz konusudur.

    Nekre-i maksûde olan yani şeklen nekre olarak söylenilen ancak

    kendileriyle muhatabın karşısındaki belirli kişi veya kişilerin kastedildiği

    nida üslubunda münada olan kelimeler de marife olarak kabul edilmektedir.

    Konuşan kişi, ( يا رَجُلُ ) “Ey Adam!” dediğinde karşısındaki belirli bir adamı

    kastetmektedir. Öğretmenin sınıfta adlarını bilmediği bir öğrenciye) ( (يا طالِبُ

    “Ey öğrenci!” şeklinde seslenmesi de buna örnek teşkil eder. ( طالِبُ ) kelimesi

    şeklen nekre olsa da ortamda bulunanlar tarafından bilinen bir öğrenciye

    seslenilmiş olduğundan marife sayılmaktadır.

    2. Zamirler

    Bilindiği üzere zamirler, ismin yerini tutan kelimelerdir. Arapçada zamirlerin

    tamamı belirli (marife) kelimeler olarak kabul edilmektedir.

     Zamirler Arapça

     

     

    Zamir çeşitleri

    a. Merfu‘ muttasıl zamirler: Fiillere bitişik olarak yazılan ve cümle

    içerisinde fâil (özne) konumunda olan zamirlerdir. Bunları fiil çekimleri

    esnasında fiillere eklenen zamirler olarak da nitelendirebiliriz. Mâzî fiillere

    eklenen (…. ت، نا، و ) zamirleri (örneğin: … كتبتَ، كتبْنَا، كَتَبُوا ), muzâri fiillere

    eklenen (… ا، و ) zamirleri (örneğin: … يكتبانِ، يكتبون ), emir fiillere eklenen ( ، ا

    و… ) zamirleri (örneğin: … اكتبا، اكتبوا ) bu tür zamirlerdir.

    b. Merfu‘ munfasıl zamirler: Herhangi bir kelimeye bitişmeksizin ayrı

    olarak yazılan ve cümle içerisinde mübteda veya merfu‘ bir kelimenin tekidi

    konumunda olduklarından dolayı (mahallen) merfu‘ olan (… (هو، هُما، هُم، هِيَ

    zamirleri merfu‘ muttasıl zamirlerdir.

    c. Mansûb muttasıl/mecrûr muttasıl zamirler: Bitişik olarak yazılan ve

    fiiller bitiştiklerinde mef’ûl konumunda olmak üzere mansûb ve isimlere

    bitiştikleri zaman muzâfun ileyh (tamlayan) konumunda olmak üzere veya

    cer harflerinde sonra geldikleri için mecrûr olan ( ، …ه، …هما، …هم، …ها، …هما

    هُنّ، …ك، …كما، …. …) zamirleri bu tür zamirlerdir. Şu örneklerdeki bu tür

    zamirlere dikkat ediniz. ما، مِحْفَظَتُهُنَّ، ضَرَبَكُنَّ، اكُْتُبْها، رَآنَا

  • Arapça Otel Diyaloğu -28 / Arapça Türkçe

    Arapça Otel Diyaloğu -28 / Arapça Türkçe

     

    28 [yirmi sekiz]

    28 [ثمانية وعشرون]

    Otelde – şikâyetler

    في الفندق ــ شكاوى

    Duş arızalı.

    الدُش لا يعمل.

    aldosh la iyml

    Sıcak su gelmiyor.

    لا يوجد ماء ساخن.

    la iugd may’ saxn

    Bunu tamir ettirebilir misiniz?

    أيمكنكم أن تكلفوا أحداً يصلحه؟

    a’imknkm a’n tklfua a’xhdaan’ is’lxhx

    Odada telefon yok.

    لا يوجد تلفون في الغرفة.

    la iugd tlfun fi alghrfah

    Odada televizyon yok.

    لا يوجد تلفزيون في الغرفة.

    la iugd tlfziun fi alghrfah

    Odanın balkonu yok.

    لا يوجد بلكون [ شرفة] للغرفة.

    la iugd blkun [ shrfah] llghrfah

    Oda fazla gürültülü.

    الغرفة صاخبة.

    alghrfah s’axbah

    Oda fazla küçük.

    الغرفة صغيرة جداً.

    alghrfah s’ghirah gdaan

    Oda fazla karanlık.

    الغرفة معتمة جداً.

    alghrfah mytmah gdaan

    Kalorifer çalışmıyor.

    التدفئة لا تعمل.

    altdfj’ah la tyml

    Klima çalışmıyor.

    المكيف لا يعمل.

    almkif la iyml

    Televizyon bozuk.

    التلفزيون متعطل.

    altlfziun mtyt’l

    Bu hoşuma gitmiyor.

    هذا لا يعجبني.

    x’dha la iygbni

    Bu benim için fazla pahalı.

    السعر عالي جداً عليّ.

    alsyr yali gdaan’ yli2

    Daha ucuz bir şeyiniz var mı?

    أعندكم ما هو أرخص؟

    a’yndkm ma x’u a’rxs

    Buralarda yakında gençler için bir misafirhane var mı?

    هل يوجد بيت شباب بالقرب من هنا؟

    x’l iugd bit shbab balqrb mn x’na

    Burada yakında bir pansiyon var mı?

    هل يوجد بنسيون بالقرب من هنا؟

    x’l iugd bnsiun balqrb mn x’na

    Burada yakında bir restoran var mı?

    هل يوجد مطعم بالقرب من هنا؟

    x’l iugd mt’ym balqrb mn x’na