Yıl: 2013

  • Esmaul Hamse ve İrabı – Beş İsim ve İrabı AÖF İlahiyat Arapça Dersleri (19)

    أَبٌ “baba”, أَخٌ “erkek kardeş”, حَمٌ “kayınpeder”, فَمٌ “ağız”, ذُو “Sahip”

    kelimelerinden oluşan beş ismin i‘râbının özel durumuna geçmeden önce

    i‘râb konusunda daha önceki ünitelerde verilmiş olan bazı bilgileri

    hatırlatmamız yararlı olacaktır.

    İ‘râb: Kelime sonlarındaki hareke veya harflerin, kelimenin başına gelen

    âmillerin değişmesi sebebiyle değişmesine i‘râb denir. Sonlarındaki hareke veya harfleri değişen kelimeler mu’rabdır.

    Örnekler:

    öğrenciyi gördüm رأيْتُ الطَّالبَ ،öğrenci geldi جاءَ الطَّالبُ

    öğrenciye selam verdim سلّمْتُ على الطَّالبِ

    iki öğrenciyi gördüm رأيْتُ الطَّالِبَيْنِ ،iki öğrenci geldi جاءَ الطَّالِبَانِ

    iki öğrenciye selam verdim سلّمْتُ على الطَّالِبَيْنِ

    İrab; Ya hareke, ya harf ya da hazifle olur.

    Aslî i‘râb alameti olan harekeler üç tanedir:

    1. Zamme ( ـُ): Ref alâmetidir. جاءَ طالِبٌ

    2. Fetha ( ـَ) : Nasb alâmetidir. رَأَيْتُ طالِباً

    3. Kesra ( ـِ) : Cer alâmetidir. سَلَّمْتُ على طالِبٍ

    Bir de hareke kategorisinde yer alan ve harekesizlik olarak

    adlandırabileceğimiz bir i‘râb alâmeti daha vardır. Sükûn (cezm) ( ـْ) adı

    verilen bu i‘râb alameti fiillere özgüdür. Örnek: لمَْ يَكْتُبْ، اكُْتُبْ

    Fer’î i‘râb alametleri olan harfler dört tanedir:

    1. Vav: Cemi müzekker sâlim ve beş isimde zamme yerindedir: – جاءَ المُسْلِمُونَ

    جاءَ أَبُوك

    2. Elif: Tesniye isimlerde zamme جاءَ مُسْلِمَانِ , beş isimde fetha yerindedir. رَأَيْتُ

    أبَاكَ

    3. Yâ: Beş isimde kesra مَرَرْتُ بِأَبِيكَ , tesniye ve cemi müzekker sâlimde fetha ve

    kesra yerindedir. نَصَرْتُ فَقِيرَيْنِ – مَرَرْتُ بِفَقِيرَيْنِ / رَأَيْتُ مُسْلِمِينَ – سَلَّمْتُ على مُسْلِمِينَ

    4. Nûn: Ef’âl-i hamse’de (beş fiil) zamme yerindedir: ، يَكْتُبَانِ، يَكْتُبُونَ، تَكْتُبَانِ

    تَكْتُبُونَ، تَكْتُبِينَ

    Hazf de üç çeşittir:

    1. Harekenin hazfi: لَمْ يَكْتُبْ، اكُْتُبْ، لِيَكْتُبْ، لاَ تَكْتُبْ

    2. Son harfin hazfi: لَمْ يَرْمِ، لَمْ يَدْعُ، اُدْعُ، اِرْمِ

    3. Nûn’un hazfi: لَمْ يَكْتُبَا، لَمْ يَكْتُبُوا، لَمْ تَكْتُبَا، لَمْ تَكْتُبُوا، لَمْ تَكْتُبِي

    Her üç şekliyle de hazf fiillere ait bir i‘râb alametidir.

    Harekelerle İ’râb Edilen Kelimeler

    Harekeyle i‘râb edilen dört kelime grubu vardır. Bunların ref hali zamme,

    nasb hali fetha, cer hali kesra, cezm hali ise sükûn ile gösterilir.

    1. Müfred İsimler

    Eril veya dişil bir tek varlığı gösteren isimlerdir.

    Bir adama uğradım مَرَرْتٌ بِرَجُلٍ -Bir adam gördüm رَأَيْتُ رَجُلاً -Bir adam geldi جَاءَ رَجُلٌ

    Birinci cümlede رَجُلٌ kelimesi fâil olduğu için ref konumundadır. Ref

    konumunda bulunan kelimeler merfu‘dur. رَجُلٌ kelimesinin merfu‘olduğunu

    gösteren i‘râb alâmeti zammedir.

    İkinci cümlede رَجُلاً kelimesi mef’ûl olduğu için nasb konumundadır.

    Nasb konumunda bulunan kelimeler mansûbdur. رَجُلاً kelimesinin mansûb

    olduğunu gösteren i‘râb alâmeti fethadır.

    Üçüncü cümlede رَجُلٍ kelimesinin başında harfi cer bulunduğu için cer

    konumundadır. Cer konumunda bulunan kelimeler mecrûrdur. رَجُلٍ kelimesinin mecrûr olduğunu gösteren i‘râb alâmeti kesradır.

    2. Mükesser Cemîler (kırık çoğullar)

    Tekil ismin yapısı bozularak (kırılarak) yapılan kuralsız çoğul türüdür.

    جَاءَ رِجَالٌ / رَأَيْتُ رِجَالاً / مَرَرتٌ بِرِجَالٍ

    Birinci cümlede رِجَالٌ fâildir. Zamme ile merfu’dur.

    İkinci cümlede رِجَالاً mef’uldür. Fetha ile mansûbdur.

    Üçüncü cümlede رِجَالٍ başında harfi cer bulunduğu için kesra ile

    mecrûrdur.

    3. Cem-i Müennes Sâlim

    Müfred müennes ismin yapısı bozulmadan yapılan kurallı çoğul türüdür.

    -2 رَأَيْتُ الطَّالِبَاتِ. 3- مَرَرتٌ بِالطَّالِبَاتِ Kız öğrenciler geldi -1 جَاءَتْ الطَّالِبَاتُ

    Birinci cümlede الطَّالِبَاتُ fâildir. Zamme ile merfu’dur.

    İkinci cümlede الطَّالِبَاتِ mef’uldür. Kesra ile mansûbdur. Cemi müennes

    sâlimin nasb ve cer hali kesra ile olur.

    Üçüncü cümlede الطَّالِبَاتِ başında harfi cer bulunduğu için kesra ile

    mecrûrdur.

    4. Muzâri fiil

    Mebnî olan cem-i müennes siygaları ( يَفْعَلْنَ – تَفْعَلْنَ ) ile ef’âl-i hamse dışındaki

    muzâri fiil harekeyle i‘râb edilir. Örnek: يَكْتُبُ، أَنْ يَكْتُبَ، لمَْ يَكْتُبْ

    Harflerle İ’râb Edilen Kelimeler

    1. Tesniye İsimler

    Tesniye isimlerde zammenin yerini elif ( ا), fetha ve kesranın yerini yâ ( (ي

    harfleri alır

    Ref halinde elif ( ا): جاءَ الوَلَدَانِ , nasb ve cer halinde yâ ( – ي): رَأَيْتُ الوَلَدَيْنِ

    سَلَّمْتُ عَلَى الوَلَدَيْنِ

    2. Cem-i Müzekker Sâlim

    Zammenin yerini vav ( و), fetha ve kesranın yerini yâ ( ي) alır.

    Ref halinde vav ( و): جاءَ المسُْلِمُونَ , nasb ve cer halinde yâ ( – ي): رَأَيْتُ المسُْلِمِينَ

    سَلَّمْتُ عَلَى المسُْلِمِينَ

    3. Ef’âl-i Hamse (Beş Fiil)

    Muzâri fiilin sonunda nun bulunan mu’rab siygalarıdır. ، يَكْتُبَانِ، يَكْتُبُونَ، تَكْتُبَانِ

    تَكْتُبُونَ، تَكْتُبِينَ . Ef’âl-i hamse’nin irabı nun ( ن) harfiyle olur. Zamme yerine

    nunûn sabit kalmasıyla merfu’, fetha yerine nun’un hazfedilmesiyle mansûb,

    cezm yerine yine nun’un hazfedilmesiyle mecrûr olur. Detaylı bilgi için 3.

    ünitenin “Muzâri Fiil” konusuna bakınız.

    4. Esmâ-i Hamse (Beş İsim)

    Harflerle i‘râb edilen isimlerden küçük bir grup vardır ki bunlara “Beş İsim”

    adı verilir. Bu isimlerin vav ( و) ile merfu’, elif ( ا) ile mansûb ve yâ ( ي) ile

    mecrûr olmaktadır.

    Bu beş isim şunlardır: sahip ذُو – ağız فَمٌ – kayınpeder حَمٌ – erkek kardeş أَخٌ

    – baba أَبٌ

    Beş ismin irabının harflerle olabilmesi için şu şartların oluşması

    gerekmektedir:

    1. Müfred olmalı. Tesniye veya cemî olmamalı.

    2. Mütekellim yâ’sı dışında herhangi bir isme veya zamire muzâf olmalı.

    3. Musaggar olmamalı. Yani küçültme vezninde (ism-i tasgir) olmamalı.

    Bu şartları taşıyan beş ismin ref hali vav ( و), nasb hali elif ( ا) cer hali ise

    yâ ( ي) ile olmaktadır.

    Beş İsmin Muzâf Olarak Kullanılması

    1. Beş İsmin Ref Hali:

    Baban işten döndü. 1. رَجَعَ أَبُوكَ مِنَ العَمَلِ

    Kardeşi Ankara’ya gitti. . 2. سَافَرَ أَخُوهُ إِلَى أَنْقَرَةَ

    Ağzın dert görmesin. . 3. لاَ فُضَّ فُوكَ

    Kayınpederi çok zengindir. . 4. حمَُوهُ غَنِيٌّ جِدًّا

    Edep sahibi sevilir. . 5. ذُو الأَدَبِ مَحْبُوبٌ

    Babamız ahlaklı bir şofördür. . 6. أَبُونَا سَائِقٌ ذُو خُلُقٍ

    Ebû Bekir iyi bir adamdır. . 7. أَبُو بَكْرٍ رَجُلٌ طَيِّبٌ

    Kardeşi ilim sahibiydi. . 8. كَانَ أَخُوهُ ذَا عِلْمٍ

    Örnekleri incelediğimizde beş ismin ismi tasgir vezninde olmadığını,

    müfred olarak mütekellim yâ’sı dışında bir zamir veya isme muzâf olduğunu

    görmekteyiz. Beş isim örnek cümlelerde ref konumunda bulunduğu için vav

    ile merfu‘dur. Birinci ve ikinci cümlelerde fâil, üçüncü cümlede nâibu’l-fâil,

    dört, beş, altı ve yedinci cümlelerde mübteda, sekizinci cümlede ise كَانَ ’nin

    ismi olarak gelmiştir.

    ذُو sadece isme muzâf olabilir. Diğerleri hem isme hem de zamire muzâf

    olabilirler. Ağız anlamına gelen فُو , ayrıca mim harfiyle de kullanılmaktadır .فَمٌ

    Mim ile kullanıldığında muzâf dahi olsa irabı harekeyle olur. Misal: – فَمُهُ – فَمَهُ

    فَمِهِ

    Aşağıdaki cümleleri Arapçaya çeviriniz. Cümlelerde geçen beş ismin i‘râb

    alametini söyleyiniz.

    1. Kayınpederi meşhur bir sanatçıdır. 2. Kardeşin dün okula gelmedi.

    3. Babamız emekli bir imamdır. 4. Ali, büyük bir servet sahibidir.

    2. Beş İsmin Nasb Hali

    Babam, kayınpederini akşam yemeğine davet ediyor . 1. أَبِي يَدْعُو حمََاكَ إِلَى العَشَاءِ

    2. طَلَبَ طَبِيبُ الأَسْنَانِ مِنَ المرَِيضِ أَنْ يَفْتَحَ فَاهُ.

    Diş doktoru hastadan ağzını açmasını istedi.

    Kim olursa olsun hak sahibine hakkını ver. . 3. آتِ ذَا الحَقِّ حَقَّهُ كَائِنًا مَنْ كَانَ

    Hangimiz rahmetli babanı tanımayız ki! . 4. مَنْ مِنَّا لاَ يَعْرِفُ أَبَاكَ المرَْحُومَ

    Müdür, Ali’nin kardeşini sınıftan attı. . 5. طَرَدَ المدُِيرُ أَخا عَلِيٍّ مِنَ الصَّفِّ

    Edepliyi herkes sever. . 6. يُحِبُّ الجَمِيعُ ذَا أَدَبٍ

    Fırtınalı havada ağzını açma. . 7. لاَ تَفْتَحْ فَاكَ فِي الجَوِّ العَاصِفِ

    Kayınpederini çarşıda gördüm. . 8. رَأَيْتُ حمََاكَ فِي السُّوقِ

    Beş isim istenen şartları taşıdığı için örnek cümlelerde harfle i‘râb

    olmuştur. Zira müfred olarak mütekellim yâ’sından başka bir isme veya

    zamire muzâf olmuş, musaggar olarak kullanılmamıştır. Cümlelerde nasb

    konumunda bulunan beş isim elif ( ا) ile mansûbdur.

    3. Beş İsmin Cer Hali

    1. فِي فَمِي مَاءٌ وَهَلْ يَنْطِقُ مَنْ فِي فِيهِ مَاءٌ.

    Ağzımda su var, ağzında su olan kimse konuşabilir mi?

    ( 2. إِذْ قَالَ لِأَبِيهِ يَا أَبَتِ لِمَ تَعْبُدُ مَا لَا يَسْمَعُ وَلَا يُبْصِرُ وَلَا يُغْنِي عَنْكَ شَيْئًا ( 42

    Babasına demişti ki: “Babacığım, işitmeyen görmeyen ve sana hiçbir yararı

    olmayan şeylere niçin tapıyorsun?” (Meryem 42)

    Esnerken elini ağzına koy. . 3. اِجْعَلْ يَدَكَ عَلَى فِيكَ عِنْدَ التَّثَاؤُبِ

    Her kız babasına hayrandır. (Cahiliye atasözü) .( 4. كُلُّ بِنْتٍ بِأَبِيهَا مُعْجَبَةٌ (مَثَلٌ جَاهِلِيٌّ

    Güzel sözle anne ve babana iyilikte bulun. . 5. أَحْسِنْ إِلَى أُمِّكَ وَأَبِيك بِالقَوْلِ الحَسَنِ

    Kardeşine söyle bir daha benle konuşmasın. . 6. قُلْ لِأَخِيكَ لاَ يَتَكَلَّمْ مَعِي ثَانِيَةً

    Kötü ahlaklı kişiden uzak dur. . 7. اِبْتَعِدْ عَنْ شَخْصٍ ذِي خُلُقٍ سَيِّئٍ

    Dersten sonra kayınpederine uğrayacağım. . 8 .سَأَمُرُّ بِحَمِيكَ بَعْدَ الدَّرْسِ

    Yukarıdaki örneklerde istenilen şartları taşıyan beş isim cer konumunda

    bulunduğu için yâ ile mecrûr olmuştur.

    فُو isminin cer halini, harfi cer olan فِي ile karıştırmamak gerekir. Yukarıdaki

    birinci cümleyi dikkatlice inceleyiniz. Bu cümlede مَنْ ’den sonra gelen فِي harfi

    cerdir, daha sonra gelen ve ( ه) zamirine muzâf olan فِي “ağız” anlamında beş

    isimden biridir.

    Aşağıdaki cümleleri Arapçaya çeviriniz. Cümlelerde geçen beş ismin i‘râb

    alametini söyleyiniz.

    1. Senin kardeşin benim kardeşimden küçüktür.

    2. Babam babana selam söylüyor. 3. Kayınpederin bu serveti nasıl elde etti?

    4. Çıkar ağzındakini kardeşim.

    Beş İsmin İsim veya Zamire Muzâf Olmadan Kullanılması

    Beş isim bir zamir veya isme muzâf olmadan kullanılırsa diğer isimlerde

    olduğu gibi harekelerle i‘râb alırlar. Ref halleri zamme, nasb halleri fetha, cer

    halleri ise kesra alır.

    Baba çocuklarına “okula geç kalmayın” dedi. . قَالَ الأَبُ لِأَوْلاَدِهِ: لاَ تَتَأَخَّرُوا عَنِ الدَّرْسِ

    الأَبُ fâildir. Bir isim veya zamire muzâf olmadığı için zamme ile

    merfu‘dur.

    أنْتَ حَمٌ غَنِيٌّ فَلِمَ لاَ تُسَاعِدُ زَوْجَ بِنْتِكَ الفَقِيرَ.

    .Sen zengin bir kayınpedersin, peki niçin fakir damadına yardım etmiyorsun

    حَمٌ haberdir. Muzâf olmadığı için zamme ile merfudur

    رُبَّ أَخٍ لَكَ لمَْ تَلِدْهُ أُمُّكَ.

    (Annenin doğurmadığı nice kardeşin vardır. (Cahiliye atasözü (

    أَخٍ muzâfun ileyhtir. Bir isim veya zamire muzâf olmadığı için kesra ile

    mecrûrdur.

    Beş İsmin Mütekellim Yâ’sına Muzâf Olması

    Beş isim mütekellim yâ’sına muzâf olursa, takdîri harekelerle i‘râb alırlar. Bu

    durumda i‘râb alâmetleri açıkça görülmez. Mütekellim yâ’sına muzâf olan

    tüm isimlerin son harekesi dâima kesra olur. Mütekellim yâ’sına muzâf olan

    bir isim, fâil konumunda dahi bulunsa harekesi kesra olmaktan kurtulamaz.

    Örnek:

    – Kardeşimi gördüm رَأَيْتُ أَخِي – Kardeşim geldi جَاءَ أَخِي

    Kardeşime uğradım مَرَرْتُ بِأَخِي

    Dikkat edilecek olursa أَخٌ isminin sonu ref, nasb ve cer durumlarında

    değişmemiş, üç halde de aynen kalmıştır. Oysa birinci cümlede fâil, ikinci

    cümlede mef’ûl, üçüncü cümlede ise harfi cerle mecrûrdur. İrab konumları

    farklı olduğu için farklı i‘râb alametleri alması gerekiyorken mütekellim

    yâ’sına muzâf olduğu için i‘râb alametleri açıkça görülmemiştir. Ref halinde

    yâ’dan önceki harf olan ( خ) üzerine zamme takdir edilmekte, orada var

    olduğu kabul edilmektedir. Aynı şekilde nasb halinde fetha, cer halinde kesra

    harekeleri ( خ) üzerine takdir edilmektedir.

    Bu durum beş isme özgü değildir. Mütekellim yâ’sına muzâf olan tüm

    isimler için aynı durum geçerlidir. Örnek:

    – Çocuğumu gördüm رَأَيْتُ وَلَدِي – Çocuğum geldi جَاءَ وَلَدِي

    Çocuğuma uğradım مَرَرْتُ بِوَلَدِي

    Beş İsmin Tesniye Olarak Kullanılması

    Beş isim tesniye olarak kullanıldığında diğer tesniyeler gibi ref halinde elif

    ا) ), nasb ve cer halinde yâ ( ي) harfleri ile i‘râb edilir. Beş ismin tesniyeleri

    aşağıda verilmiştir.

    أَبٌ – أَبَوَانِ – أَبَوَيْنِ / أَخٌ – أَخَوَانِ – أَخَوَيْنِ / حَمٌ – حمََوَانِ – حمََوَيْنِ / ذُو – ذَوَا – ذَوَيْ

    / iki baba gördüm رَأَيْتُ أَبَوَيْنِ / iki baba geldi جَاءَ أَبَوَانِ

    iki babaya selam verdim سَلَّمْتُ عَلى أَبَوَيْنِ

    Diğerlerinden farklı olarak فُو isminin tesniyesi فَمَانِ – فَمَيْنِ şeklinde vav

    yerine mim harfi ile kullanılmaktadır.

    Tüm tesniyelerde olduğu gibi beş isim tesniye olarak muzâf olursa, nunları

    düşer.

    جَاءَ أَبَوَاكُمَا / رَأَيْتُ أَبَوَيْكُمَا / سَلَّمْتُ عَلى أَبَوَيْكُمَا

    أَبَوَاكُمَا fâildir. Ref alâmeti tesniye elifidir ( .(ا

    أَبَوَيْكُمَا mef’ûldür. Nasb alâmeti meczûm yâ’dır ( .(يْ

    عَلى أَبَوَيْكُمَا harfi cerle mecrûrdur. Cer alâmeti meczûm yâ’dır ( .(يْ

    Çalışkan iki kardeş geldi. ؟ جَاءَ الأَخَوَانِ المجُْتَهِدَانِ

    الأَخَوَانِ fâildir. Ref alâmeti tesniye elifidir ( .(ا

    İlim sahibi iki kişi geldi. . جَاءَ ذَوَا عِلْمٍ

    ذَوَا fâildir. Ref alâmeti tesniye elifidir ( .(ا

    İlim sahibi iki kişiyi gördüm. . رَأَيْتُ ذَوَيْ عِلْمٍ

    ذَوَيْ mef’ûldür. Nasb alâmeti meczûm yâ’dır ( .(يْ

    أَبَوَانِ – أَبَوَيْنِ iki baba anlamına geldiği gibi, anne-baba, ebeveyn anlamında da

    kullanılmaktadır.

    Beş İsmin Cemi Olarak Kullanılması

    Beş isimden أَبٌ، أَخٌ، حَمٌ، فَمٌ kelimelerinin çoğulları mükesser cemi (kırık

    çoğul) şeklindedir. Diğer kırık çoğullarda olduğu gibi i‘râb alametleri

    harekelerdir.

    أَبٌ – آبَاءٌ / أَخٌ – إِخْوَةٌ وَ إِخْوَانٌ / حَمٌ – أَحمَْاء، فَمٌ – أَفْوَاهٌ

    Müminler kardeştir. . المؤُْمِنُونَ إِخْوَةٌ

    إِخْوَةٌ haberdir. Zamme ile merfudur‘.

    بِسَبَبِ تَصَرُّفَاتِهِ المتَُهَوِّرَةِ قَدْ صَارَ خَالِدٌ مُضْغَةً فِي أَفْوَاهِ النَّاسِ.

    Düşüncesiz davranışları sonucu Halit insanların ağzına sakız olmuştu.

    أَفْوَاهِ harf-i cer sebebiyle mecrûrdur. Cer alameti kesradır.

    Babalar çocuklarının eğitiminden sorumludurlar. . الآبَاءُ مَسْؤُولُونَ عَنْ تَرْبِيَةِ أَوْلاَدِهِمْ

    الآبَاءُ mübtedadır. Zamme ile merfudur‘.

    Kardeşler birbirlerine yardım ederler. . الإِخْوَانُ يُسَاعِدُ بَعْضُهُمْ بَعْضًا

    الإِخْوَانُ mübtedadır. Zamme ile merfudur‘.

    شَارَكَ أَبِي فِي اجْتِمَاعِ الأَحمَْاءِ الَّذِي يُقَامُ مَرَّةً كُلَّ عامٍ.

    Babam her yıl bir kere düzenlenen kayınpederler toplantısına katıldı.

    الأَحمَْاءِ muzâfun ileyhtir. Kesra ile mecrûrdur.

    ذُو ise cemi müzekker sâlim şeklinde cemilenmektedir. Ref hali vav, nasb

    ve cer hali yâ ile olmaktadır. ذُو – ذَوُو– ذَوِي

    İhtiyaç sahipleri geldi. . جَاءَ ذَوُو الحَاجِاتِ

    ذَوُو fâildir. Vav ile merfudur‘.

    İhtiyaç sahiplerini gördüm. . رَأَيْتُ ذَوِي الحَاجِاتِ

    ذَوِي mef’ûldür. Yâ ile mansûbdur.

    İhtiyaç sahiplerine selam verdim. . سَلَّمْتُ عَلَى ذَوِي الحَاجِاتِ

    ذَوِي harfi cerle mecrûrdur. Cer alâmeti yâ’dır.

    ( …وَآتَى الْمَالَ عَلَى حُبِّهِ ذَوِي الْقُرْبَى وَالْيَتَامَى وَالْمَسَاكِينَ وَابْنَ السَّبِيلِ… (

    … sevdiği malını yakınlara, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışlara,

    dilencilere… verdi. (Bakara/177)

    ذَوِي mef’ûldür. Yâ ile mansûbdur.

    Beş İsmin Musaggar Olarak Kullanılması

    Beş isim, ism-i tasgir vezninde kullanılırsa harekelerle i‘râb edilir. Ref

    halinde zamme, nasb halinde fetha, cer halinde ise kesra alır. Örneğin أَبٌ ismi

    küçültülürse أُبَيٌّ “küçük baba, babacağız” şeklini alır. أَخٌ isminin de أُخَيٌّ

    “kardeşceğiz” şeklinde ism-i tasgîri yapılır. Örnek:

    جَاءَ أُبَيٌّ – رَأَيْتُ أُبَيًّا – سَلَّمْتُ عَلى أُبَيٍّ / ذَهَبَ الأُخَيُّ – رَأَيْتُ الأُخَيَّ – سَلَّمْتُ عَلى الأُخَيِّ

     

  • Arapçanın Kısımları – Arap Hocadan Arapça Gramer Video 1

     yer aldığı kategoridesiniz. Sitemizin bu kategorisinde yer alan dersler daha çok İlahiyat ve Aöf ilahiyat öğrencilerine yöneliktir. Ayrıca bu dersler sayesinde arapça dinleme anlama yeteneğinizi de geliştirebilirsiniz.

    Arap Hocadan Arapça Gramer Dersleri İlahiyat Arapçası

  • Arapça Atasözleri Sözlüğü

          Atasözleri ve Vecizeler    الأمثال والحكم     Atasözlerinin ve vecizelerin hayatımızda önemli bir yeri vardır. Bir çok cümle ile ve dakikalar sürecek bir anlatımı bir iki kelimeyle ifade eder bu sözler… En önemlisi de, yılların birikimini ve hayatın gerçeklerini yansıtmasıdır. Arap atasözlerini ve vecizelerini okurken, çoğu zaman aynı sözlerin değişik ifadelerle de olsa bizim dilimizde de bulunduğunu ve bir çoğunun aslında evrensel bir kültür ürünü olduğunu göreceksiniz.              لِلَّهِ دَرُّهُ Bir insanın iyiliği çok olursa onu övmek için söylenir.   
     
        “İki tavşanın peşinden koşan kurt, onlardan hiç birini tutamayacaktır.”     الذِّئْبُ الذي يَجْرِي وَراءَ أَرْنَبَيْنِ لَنْ يَمْسِكَ بِأَيٍّ منهما  
     
       قَبْلَ الرِّماءِ تُمْلاُ الكَنائِنُ Sıkıntılı anlar ve zor zamanlar gelmeden önce ve yine bir işe başlamadan önce hazırlık yapmak gerektiğini ifade etmede kullanılır.  
     
       الحَدِيثُ ذُو شُجُونٍ   “Söz dallanıp budaklanır”, “Konu konuyu açar” anlamındadır.  
     
       الحَقُّ أَبْلَجُ والباطِلُ لَجْلَج “Hak açık ve nettir. Gizli bir yanı yoktur. Batıl ise, belirsizdir ve net değildir.”  
     
       الحَدِيدُ بِالْحَدِيدِ يُفْلَحُ “Demir, demirle yarılır.” Zorluğun ancak zorlukla, sabır ve kararlılıkla aşılacağını, zorluğu yenmek için direnç göstermek gerektiğini ifade etmede kullanılır.    
     
       أَجْهَلُ من حِمَارٍ “Eşekten daha cahil”. Aşırı derecede cahilliği ifade etmede kullanılır.        جَعَلْتُهُ نَصْبَ عَيْنِي “Gözümün önüne koydum.” Yani, onu hiçbir  zaman unutmuyorum. Bir şeye gereken ilgiyi gösterdiğini ifade etmede kullanılır.    
     
     جَاؤُوا قَضُّهُمْ بِقَضِيضِهِمْ “Hiç kimse kalmadan hepbirlikte geldiler”, “Küçüğü büyüğü hepsi toplanıp geldi” anlamındadır.     
     
     لِكُلِّ جَوَادٍ كَبْوَةٌ   Her iyi ve eğitimli atın bir tökezlemesi olur. Yani ne kadar iyi ve eğitimli olursa olsun, o da bazen tökezler. İyi insanın da hata yapabileceğini ifade etmede kullanılır.    
     
     جَزَاءَ سِنِّمار   İyiliğe kötülükle karşılık vermeyi ifadede kullanılır. Rivayete göre Rum Sinnimâr, iyi bir inşaat ustasıdır. Nu’man b. İmruu’lKays, ondan kendisi için bir saray yapmasını ister.  
     
       التَّمْرُ في الْبِئْرِ   Yani, hurma ağaçlarının bol ve iyi ürün vermesini istiyorsan, sulama mevsiminde kuyudan çokça su çıkarıp onları sulamalısın.              تَرَكَهُ أَنْقَى من الرَّاحَةِ   “Onu avuç ortasından daha temiz bıraktı”. Yani bütün varını yoğunu aldı ve hiçbir şeyini bırakmadı.
     
         تَمْشِي رُوَيْداً وتَكُونُ الأَوَّلاَ     “Yavaş yürü ki birinci olasın!” Kişinin gayesine acele etmeden varabileceğini, acele etmenin hedefe çabuk ulaşmada yararı olmadığını ifade etmede kullanılır.    
     
           اِخْتَلَطَ الْحَابِلُ بِالنَّابِلِ     “Her şey birbirine karıştı,işler karman çorman oldu” anlamında kullanılır.
       بِالسَّاعِدِ تَبْطِشُ الْكَفُّ       “El / avuç içi , kolla / kolun yardımıyla vurur.” Yani, “Gücüm ve kuvvetim olursa istediğimi yapabilirim; oysa benim gücüm yok” anlamındadır.
    رِضَا النَّاسِ غَايَةٌ لا تُبْلَغُ     “İnsanların rızasını elde etmek erişilmesi imkansız bir hedeftir” anlamında, kişinin ne yaparsa yapsın yine de bir takım kimseler tarafından beğenilmeyeceğini ve bütün insanları memnun etmenin imkansızlığını ve herkesi memnun etmeye çalışmanın gereksiz bir şey olduğunu ifade etmede kullanılır.
         أَحْلَى مِنَ الْعَسَلِ     “Baldan daha tatlı” anlamında, bir şeyin hoş ve tatlı olduğunu ifade etmede kullanılır.
     
       رُبَّ أَخٍ لَمْ تَلِدْهُ أُمُّك     “Annenin doğurmadığı, yani öz kardeşin olmayan ama gerçekte öz kardeşin gibi olan nice kardeşin vardır” anlamında samimi arkadaşlığı, iyiliği, fedakarlığı ve kardeşliği ifade etmek için kullanılır.    
           بَلَغَ السَّيلُ الزُّبَى   Haddi aşan kişi veya olay için söylenir.
       أَلْقِ دَلْوَكَ فِي الدِّلاءِ     Kazanç elde etmek üzere çalışmaya, tembelliği bırakmaya ve üzerine düşeni yapmaya teşvik için kullanılır.  
                            أَعْطِ الْقَوْسَ بَارِيَهَا   “İşi ehline ver” anlamında kullanılır. 
     
           أَحَشَفاً وَسُوءَ كِيلَةٍ!؟     İki kötü özelliği bir arada bulunduran kişiye söylenir.
    سِرُّكَ أَسِيرُكَ إِذا تَكَلَّمْتَ بِه صِرْتَ أسِيرَهُ
    Sırrın senin esirindir, fakat onu konuşmaya başladığın zaman sen onun esiri olursun.
    لبَعيدُ عنِ العيْنِ، بَعيدٌ عَنِ القلْبِ
    Gözden ırak olan, gönülden de ırak olur
    Kaybetmemek için kaydetmek lazım  العِلْمُ صَيْدٌ وَ الكِتَابَةُ قَيْدٌ
    إما اُبدُ كما كنت أو كن كما تبدو
    “ya olduğun gibi görün ya göründüğün gibi ol” القناعة كنز لايفني
    KANAT TÜKENMEZ HAZİNEDİR
    إذا لم تعلم أين تذهب , فكل الطرق تفي بالغرض 
    Nereye gideceğini bilmiyorsan tüm yollar seni götürür
    يوجد دائماً من هو أشقى منك , فابتسم
    Gülümse çünkü her zamanda sende daha bahtsız olanlar vardır
    خير من دجاجة الغدا
    BUGÜNÜN YUMURTASI YARININ TAVUĞUNDAN DAHA HAYIRLIDIR ان كنت ريحا فقدلا قيت اعصارا 
    RÜZGAR OLURSAN FIRTINAYLA KARŞILAŞIRSIN المؤمن بشرة في وجهه و حزنه في قلبه 
    MÜMİN SEVİNCİ
     
    يظل الرجل طفلاً , حتى تموت أمه , فإذا ماتت ، شاخ فجأة
    Erkek hep bebek kalır ta ki annesi ölünceye kadar…annesi ölünce hemen ihtiyarlar
     
    عندما تحب عدوك , يحس بتفاهته
    Düşmanını sevince önemsizliğini anlar
    إذا طعنت من الخلف , فاعلم أنك في المقدمة
    Eğer arkadan bıçaklanırsan bilki en öndesin 
    الكلام اللين يغلب الحق البين
    Yumuşak söz açık ve net olan hakı yener
    (Türkiye’deki karşılığı: Tatlı söz yılanı deliğinden çıkarır)
    كلنا كالقمر .. له جانب مظلم
    Hepimiz ay gibiyiz…hep bir karanlık yanımız vardır
     
    لا تتحدى إنساناً ليس لديه ما يخسره
    Kaybedecek bişeyi olmayan kimseye meydan okuma
     
    العين التي لا تبكي , لا تبصر في الواقع شيئاً
    Ağlamayan göz aslında bir şey görmüyor
     
    المهزوم إذا ابتسم , افقد المنتصر لذة الفوز
    Yenilenin gülümsemesi yenene kazanma sarhoşluğunu yittirir 
     
    لا خير في يمنى بغير يسار
    Solu olmayan sağda hayır yoktur
     
    الجزع عند المصيبة , مصيبة أخرى
    Musibette pes etmek başka bir musibettir
     
    الابتسامة كلمة معروفه من غير حروف
    Gülümseme harfsiz kelimedir
     
    اعمل على أن يحبك الناس عندما تغادر منصبك , كما يحبونك عندما تتسلمه
    Öyle çalış ki koltuğunu bıraktığında insanlar o seni koltuğa geldiğin gün sevdikleri gibi sevsinler
    Acıkan doymam, susayan kanmam sanır.
     
    يظن الجائع نفسه أنه لن يشبع، والظمآن يظن أنه لن يرتوي
    Acıkan yanağından, susayan dudağından belli olur.
     
    يبان الجائع من خدّه، والظمآن من شفتاه
    Acındırırsan arsız, acıktırırsan hırsız olur.
     
    إذا أوجعته كثيراً يقل حياؤه، وإذا حرمته كثيراً تكون قد علمته على السرقه Aç ayı oynamaz.
     
    الدب الجائع لا يستطيع اللعب Aç bırakma hırsız edersin, çok söyleme arsız edersin.
     
    لا تتركه جائعاً فتعلمه على السرقة، ولا تتحدث كثيراً فتقل هيبتك
    Aç gözünü, açarlar gözünü.
     
    افتح عينك، وإلا فتحها الآخرون
     
    Aç kuzunun yanında azık fazla durmaz.
     
    لا تبقى الزوادة طويلاً لدى الخاروف الجائع
    Aç köpek fırın delermiş.
     
    الكلب الجائع يقتحم الفرن
    الكلب الجائع يهدم الفرن
     
     
    Aç kurt insana saldırır. 
     
    الذئب الجائع، يهاجم الإنسان
     
     
    Aç tavuk rüyasında kendini darı ambarında görürmüş.
     
    الدجاجة الجائعة ترى في منامها أنها في مستودع الذرة
     
     
    Aça dokuz yorgan örtmüşler, yine uyuyamamış.
     
    دثروا الجائع بتسعة أغطية، لكنه لم يستطع النوم
     
    Açık yaraya kurt düşmez.
     
    لا يأتي الدود على الجرح المفتوح
     
    Açın imanı olmaz. 
     
    لا يلتقي الجوع والإيمان Açın karnı doyar gözü doymaz.
     
    يشبع بطن الجائع، لكن عينه لا
    Açlık ile tokluğun arası bir dilim ekmek.
     
    بين الجوع والشبع قطعة خبز
    Adam adamdır olmasa da pulu, eşek eşektir olmasa da çulu.
     
    الرجل رجلٌ حتى لو لم يمتلك المال، والحمار حمارٌ حتى لو امتلك الدنيا
    Adam eşeğinden, kadın döşeğinden belli olur.
     
    يعرف الرجل من حماره، والمرأة من فراشها
    Adam olana bir söz yeter
     
    يكفي الرجل كلمة واحدة
    Adamak kolay, ödemek güçtür.
     
    ليست المروءة في النذر، بل المروءة في دفعه
    Adamakla mal tükenmez.
    لا ينفذ المال من النذر 
     
     
    الحِكَم والأمْثَال في اللّغة العَرَبِية (ARAPÇA ATASÖZLERİ)
     
    نُصرَةُ الحَقِّ شَرَف 
    HAKKA YARDIM ETMEK ŞEREFTİR.
    ـ لا تَكنْ صَلْباً فتُكسرْ ولا ليّناً فتُعْصَر .
    PEK YAŞ OLMA SIKILIRSIN, PEK’ DE KURU OLMA KIRILIRSIN.
    مَنْ تدخّلَ فيما لا يعنيهِ لقيَ ما لا يرضيهِ.
    KİM İLGİLENDİRMEDİĞİ İŞE KARIŞIRSA, RAZI OLMADIĞI
    ŞEYLERLE KARŞILAŞIR.
    مَن دَقَّ دُقَّ .
    ÇALMA KAPIM, ÇALINIR KAPIN. (ÇALAMA ELİN KAPISINI;
    ÇALARLAR KAPINI)
    وَغَيرُ تَقيٍّ يَأمرُ النّاسَ بالتُّقى.
    TAKVA SAHİBİ OLMAYAN KİŞİ BAŞKASINA TAKVALIK
    EMREDER.
    إنْ كُنتَ كَذوباً فكُنْ ذّكوراً.
    YALANCI DA OLSAN, SÖYLEDİĞİNİ HATIRLA.
    المَرءُ عَدوُّ مَا جَهِل.
    ZAMANI AYIPLARIZ HALBUKİ AYIP BİZDEDİR.
    حِيلةُ مَنْ لا حِيلة لهُ الصّبرُ.
    ÇARESİZ OLANIN ÇARESİ SABIRDIR.
    إنْ كُنتَ رِيْحَاً فَقَد لاَقَيْتَ إعْصَاراً.
    EĞER RÜZGÂR İSEN FIRTINA İLE KARŞILAŞIRSIN. (RÜZGAR
    EKEN, FIRTINA BİÇER.)
    في التّأني السّلامة وفي العَجلة النّدامة / مَنْ تأنّى أدْرَكَ ما تمنَّى.
    İTİDALDE SELAMET, ACELEDE NEDAMET VARDIR
    İHTİYATLI DAVRANAN UMDUĞUNA ULAŞIR.
    أفَةُ العِلمِ النِّسيَان.
    İLİMİN BELASI UNUTMAKTIR.
    الإنتِظار أشَدُّ من النَّار
    BEKLEMEK ATEŞTEN BETERDİR.
    الإنسَانُ عَبْدُ الإحْسَان.
    İNSAN İHSANIN ESİRİDİR.
    حُسنُ الأخْلاق كُنوزُ الأَرزَاق
    GÜZEL AHLAK RIZK HAZİNELERİDİR.
    رُبَّ قَولٍ أنْفَذُ مِن صَولٍ.
    NİCE SÖZ VARDIR Kİ, YİĞİTÇE SALDIRIDAN ETKİLİDİR.
    لا تَجرِ فيما لا تَدرِي. 
    BİLMEDİĞİN BİR ŞEYİN ARDINDAN KOŞMA.
    مَن حَفَرَ لأخيِهِ حُفرَةً وقَعَ فيها.
    BAŞKASINA KUYU KAZAN İÇİNE DÜŞER.
    الضِّحكُ مِن غَيرِ عَجَب مِن قِلَّةِ الأدَب.
    İLGİNÇ OLMAYAN BİR ŞEYE GÜLMEK TERBİYENİN AZ
    OLMASI DEMEK.
    المُؤمِنُ بِشرُهُ في وَجهِهِ وَحُزنُهُ في قَلبِهِ.
    MÜMİNİN SEVİNCİ YÜZÜNDE, ÜZÜNTÜSÜ KALBİNDEDİR.
    الإنسانُ في التّفكير واللهُ في التّقدير .
    İNSANIN DÜŞÜNCESİ VE ALLAH’IN TAKDİRİ İLE OLUR
     
     
    SIRRIN SENİN ESİRİNDİR,FAKAT ONU KONUŞMAYA BAŞLADIĞIN ZAMAN SEN ONUN ESİRİ OLURSUN.
    سِرُّكَ أَسِيرُكَ إِذا تَكَلَّمْتَ بِه صِرْتَ أسِيرَهُ
    GÖZDEN IRAK OLAN, GÖNÜLDEN DE IRAK OLUR
    لبَعيدُ عنِ العيْنِ، بَعيدٌ عَنِ القلْبِ
    KAYBETMEMEK İÇİN KAYDETMEK LAZIM
    العِلْمُ صَيْدٌ وَ الكِتَابَةُ قَيْدٌ
    “YA OLDUĞUN GİBİ GÖRÜN YA GÖRÜNDÜĞÜN GİBİ OL”
    إما اُبدُ كما كنت أو كن كما تبدو
    KANAAT TÜKENMEZ HAZİNEDİR
    القناعة كنز لايفني
    BUGÜNÜN YUMURTASI YARININ TAVUĞUNDAN DAHA HAYIRLIDIR
    بيضة اليوم خير من دجاجة الغدا
    RÜZGAR OLURSAN FIRTINAYLA KARŞILAŞIRSIN
    ان كنت ريحا فقدلا قيت اعصارا
    İNSANLARIN EN HOŞNUDU AHLAKI GÜZEL OLANDIR.
    رْضَى النَّاس مَنْ كانَتْ أخْلاقُهُ رَضِيَّةً
    GÜLÜMSE ÇÜNKÜ HER ZAMANDA SENDE DAHA BAHTSIZ OLANLAR VARDIR.
    يوجد دائماً من هو أشقى منك , فابتسم
    ERKEK HEP BEBEK KALIR TA Kİ ANNESİ ÖLÜNCEYE KADAR…ANNESİ ÖLÜNCE HEMEN İHTİYARLAR
    يظل الرجل طفلاً , حتى تموت أمه , فإذا ماتت ، شاخ فجأة
    DÜŞMANINI SEVİNCE ÖNEMSİZLİĞİNİ ANLAR
    عندما تحب عدوك , يحس بتفاهته
    EĞER ARKADAN BIÇAKLANIRSAN BİL EN ÖNDESİN
    إذا طعنت من الخلف , فاعلم أنك في المقدمة
    TATLI SÖZ YILANI DELİĞİNDEN ÇIKARIR
    الكلام اللين يغلب الحق البين
    HEPİMİZ AY GİBİYİZ…HEP BİR KARANLIK YANIMIZ VARDIR.
    كلنا كالقمر .. له جانب مظلم
    KAYBEDECEK BİR ŞEYİ OLMAYAN KİMSEYE MEYDAN OKUMA!
    لا تتحدى إنساناً ليس لديه ما يخسره
    AĞLAMAYAN GÖZ ASLINDA BİR ŞEY GÖRMÜYOR.
    العين التي لا تبكي , لا تبصر في الواقع شيئاً
    YENİLENİN GÜLÜMSEMESİ YENENE KAZANMA SARHOŞLUĞUNU YİTTİRİR.
    المهزوم إذا ابتسم , افقد المنتصر لذة الفوز
    SOLU OLMAYAN SAĞDA HAYIR YOKTUR.
    لا خير في يمنى بغير يسار
    MUSİBETTE PES ETMEK BAŞKA BİR MUSİBETTİR.
    الجزع عند المصيبة , مصيبة أخرى
    GÜLÜMSEME HARFSİZ KELİMEDİR.
    الابتسامة كلمة معروفه من غير حروف
    ÖYLE ÇALIŞ Kİ KOLTUĞUNU BIRAKTIĞINDA İNSANLAR O SENİ KOLTUĞA GELDİĞİN GÜN SEVDİKLERİ GİBİ SEVSİNLER.
    اعمل على أن يحبك الناس عندما تغادر منصبك , كما يحبونك عندما تتسلمه
    EŞİNİN ZEVKİNİ ELEŞTİRME, İLK O SENİ SEÇTİ.
    لا تطعن في ذوق زوجتك , فقد اختارتك أولا
    NEREYE GİDECEĞİNİ BİLMİYORSAN TÜM YOLLAR SENİ GÖTÜRÜR.
    إذا لم تعلم أين تذهب , فكل الطرق تفي بالغرض
     
     
    البُعْدُ جَفَاءٌ
    GÖZDEN IRAK OLAN GÖNÜLDEN IRAK OLUR
     
     
    جَزَاهُ جَزَاءَ سِنِّمارٍ
    KOYNUMUZADA YILAN BESLEMİŞİZBESLE KARGAYI OYSUN GÖZÜNÜ
     
     
    لا يَجْمَعُ سَيفانِ فِي غِمْدٍ
    İKİ CANBAZ BİR İPTE OYNAMAZ
     
     
    لِكُلِّ جَوادٍ لَبْوَةٌ
    HATASIZ KUL OLMAZ
     
     
    إِيّاكَ أَعْنِي وَاسْمَعِي يَا جَارَّة
     
     
    KIZIM SANA SÖYLÜYORUM! GELİNİM SEN ANLA
     
     
    حِبْرٌ عَلَى وَرَقٍ
     
     
    (KAĞIT ÜZERİNDE MÜREKKEP) HİÇBİR ETKİSİ YOK
     
     
    سَعَى إِلى حَتْفِهِ بِظُلْفِهِ
     
     
    KENDİ KUYUSUNU KENDİSİ KAZDI
     
     
    لا يَمْنَعُ حَذَرٌ مِنْ قَدَرٍ
     
     
    TEDBİR TAKDİRİ BOZMAZ
     
     
    لِكُلِّ حَسَنٍ عَائِبٌ
     
     
    HER GÜZELİN BİR KUSURU VARDIR
     
     
    كُلُّ مَرَّةٍ تَسْلَمُ الْجَرَّةُ
     
     
    KEDİ GİBİ DÖRT AYAK ÜZERİNE DÜŞÜYOR
     
     
    DÜNYA YALANCIDIRYALANCI DÜNYA
     
     
    نِصْفُ العِلْمِ أَخْطَرُ مِنْ الجَهْلِ
     
     
    YARIM HOCA DİNDEN,YARIM HEKİM CANDAN EDER
     
     
    إِخْتَلَطَ الحَابِلُ بِالنَّابِلِ
     
     
    HER ŞEY BİRBİRİNE KARIŞTI
     
     
    الدَّرَاهِيمُ بِالدَّرَاهِيمِ تُكْسَبُ
     
     
    PARA PARAYI ÇEKER
     
     
    مَنْ يَدْفَعُ يَأْمُرُ
     
     
    PARAYI VEREN DÜDÜĞÜ ÇALAR
     
     
    HAVANDA SU DÖVÜYOR ( BOŞ VE NETİCESİZ İŞLE UĞRAŞIYOR)
     
     
    جَهْلٌ مُرَكَّبٌ
     
     
    KİŞİNİN BİRŞEYİ BİLMEMESİ VE BİLMEDİĞİNİDE BİLMEMESİ(KATMERLİ CAHİL)
     
     
    أَنْتَ تَنْفُخُ فِي رَمَادٍ
     
     
    BOŞA KÜREK ÇEKİYORSUN(VAKTİNİ BOŞ İŞLERLE GEÇİRİYORSUN)
     
     
    كَالْمُسْتَجِيرِ مِنْ الرَّمْضاءِ بِالنَّارِ
     
     
    YAĞMURDAN KAÇARKEN DOLUYA TUTULDU
     
     
    الإِنْسانُ رَهْنُ عَمَلِهِ
     
     
    İNSAN YAPTIĞINDAN SORUMLUDUR
     
     
    SUKUT İKRARDAN GELİR
     
     
    سَمِّنْ كَلْبَكَ يَأْكُلَكَ
     
     
    BESLE KARGAYI OYSUN GÖZÜNÜ
     
     
    أُرِيهَا السُّهَا وتُرِينِي القَمَرَ
     
     
    BEN DİYORUM ÇANAKKALE HAFTASI, SEN DİYORSUN MANGAL TAHTASI
     
     
    أَشْأَمُ كُلُّ امْرِئٍ بَيْنَ لِحْيَيْهِ
     
     
    İNSANIN BAŞINA NE GELİRSE DİLİNDEN GELİR
     
     
    DOST KÖTÜ GÜNDE BELLİ OLUR
     
     
    بِئْسَ الضَّجِيعُ الجُوعُ
     
     
    AÇLIK EN KÖTÜ ARKADAŞTIR(NE KÖTÜ ARAKADAŞTIR)
     
     
    يَضْحَكُ كَثِيراً مَنْ يَضْحَكُ أَخِيراً
     
     
    SON GÜLEN İYİ GÜLER
     
     
    إِنَّكَ تَضْرِبُ فِي حَدِيدٍ بَارِدٍ
     
     
    SEN HAVANDA SU DÖVÜYORSUN
    Pek yaş olma sıkılırsın, pek de kuru olma kırılırsın. (Ne yavuz ol asıl ne yaş ol basıl).
    ـ كَيفَمَا كَان الإنْسَانُ في السَّبعِ فَهُوَ فِي السّبعين أيضًا. (يُقَال لِغيرِ المٌتَّقِي مِن النَّاس).
    İnsanlar yedisinde ne ise yetmişinde o’dur. (Takvalı olmayan kişiler için kullanılır).
    ـ مَنْ تدخّلَ فِيمَا لاَ يَعنيهِ لَقيَ مَا لاَ يَرضيهِ.
    Kim ilgilendirmediği işe karışırsa, razı olmadığı şeylerle karşılaşır.
    ـ مَن دَقَّ دُقَّ .
    Çalma kapımı, çalınır kapın.
    ـ وَغَيرُ تَقيٍّ يَأمرُ النَّاسَ بالتُّقى. (طَبِيْبٌ يُدَاوِي النَّاسَ وَهُوَ عَلِيْلٌ). / بِالتُّركِي ( لَو كَانَ لِلأَقْرَعِ عِلاَجٌ (مَرْهَمٌ) لَمسَحَ عَلَى رَأسِهِ وَعَالَجَهُ). (لاَ يَسْتَطِيعُ أنْ يَحِيكَ لِنَفْسِهِ حَصِيرًا، وَيَقُومُ بِحيَاكَةِ الَّسجَّادَ لِغَيرِهِ).
    Türkçesi: Takva sahibi olmayan başkasına takvayı emreder. Türkçesi (Doktor hastayı tedavi eder kendini iyileştirmeye gücü yetmez). / Türkçe karşılığı: (Kelin ilacı merhemi olsa kendi başına sürer anlamı). Türkçe karşılığı: (Kendine kilim dokuyamayan başkasına halı dokumaya kalkar).
    ـ قَولُ الحَقِّ لمْ يَدعْ لي صَدِيقًا.
    Doğru söylemek, bana arkadaş bırakmadı. Türkçe karşılığı: (Doğru söyleyeni dokuz köyden kovalar).
    ـ إنْ كُنتَ كَذوبًا فكُنْ ذَكورًا.
    Yalancı da olsan söylediğini hatırla.
    ـ مَنْ طلبَ أخًا بِلاَ عَيبٍ بَقِيَ بِلاَ أخٍ.
    Kusursuz dost arayan dostsuz kalır.
    ـ مّنْ اسْترعَى الذّئبَ فَقَد ظَلَمَ.
    Kurda güvenen haksızlık eder.
    0ـ  نَعِيبُ زَمَانَنَا وَالعَيْبُ فِينَا… وَمَا لِزَمَانِنَا عَيْبٌ سِوَانَا (لِلْإمَام الشَافِعِي).
    Zamanımızı ayıplıyoruz, hâlbuki ayıp bizde…. Ayıp yok zamanımızın bizden özge.
    ـ المَرءُ عَدوُّ مَا جَهِل. / النَّاسُ أعْدَاءُ مَا جَهِلوا.
    Kişiler bilmedikleri şeyin düşmanıdırlar.(İnsanlar bilmedikleri şeyin düşmanıdırlar).
    ـ كلُّ إناءٍ يَنضَحُ بِمَا فِيهِ. / يُقَابِلُهُ المَثَلُ التُّركِي: يُعَبِّرُ الدَّرويش بِمَا فِي ذِهْنهِ، وَيُعِيدَ الذِّكرَ نَفسَهُ.
    Küp içindekini sızdırır. Türkçe karşılığı: (Dervişin fikri ne ise, zikri odur).
    ـ المَرءُ عَلَى دِينِ خَليلهِ.
    Kişi arkadaşın dinindendir. Türkçe karşılığı: (Adam ahbabından bellidir).
    ـ إعْطِ القَوسَ بَارِيْهَا.
    Yayı okçuya ver. Türkçe karşılığı: (İşi ehline ver).
    ـ إِعْطِ الخُبزَ لِلخَبَّازِ، وَلَو حَرَقَ نِصفَهُ. / مَثَل عِرَاقي.
    Ekmeyi fırıncıya ver, ekmeğin yarısını yaksa bile. (Ekmeği ekmekçiye ver, bir ekmek de üste ver).
    ـ إذا تَخاصَمَ اللِّصَان ظَهرَ المَسرُوق. فِي العَامِّيَّة (مَا شَافُوهُمُش وَهُمَا بِيسْرُقُوا، شَافُوهُم وَهُمَا بِيِتْخَانَقوا).
    İki hırsız dövüşünce çalıntı bulunur.
    ـ إذا اِفْتَقَرَ اليَهُوديُّ نظرَ في حِسَابهِ العَتِيق. فِي العَامِّيَّة (التّاجر لَمَّا يفَلِّس يُقَلِّبُ فِي دَفَاترِهِ القَدِيمَة).
    Yahudi fakirleşince eski hesaplarına bakar.
    ـ بَيضةُ اليَوم خَيرٌ من دَجاجة الغَدِ.(عُصْفُورٌ بِاليَدِ خَيْرٌمِنعَشرَةٍ عَلى الشَّجَرَةِ).
    Bugünün yumurtası yarının tavuğundan iyidir.(Eldeki bir kuş, daldaki on kuştan iyidir).
    ـ حِيلةُ مَنْ لا حِيلة لهُ الصّبرُ.
    Çaresiz olanın çaresi sabırdır.
    0ـ إنْ كُنتَ رِيْحًا فَقَد لاَقَيْتَ إعْصَارًا.
    Eğer rüzgâr isen fırtına ile karşılaşırsın.
    ـ في التّأني السّلامة وفي العَجلة النّدامة / ـ مَنْ تأنّى أدْرَكَ ما تمنَّى.
    İtidalde selamet, acelede nedamet vardır. / – İhtiyatlı davranan umduğuna ulaşır).
    ـ لا تُؤخّرْ عَملَ اليَومِ لِغَدٍ. (لاتُؤَجّل عَملَ اليَومِ إلى غَدٍ).
    Bugünün işini yarına bırakma.
    ـ اِسأل الجَار قَبلَ الدّار.
    Evden önce komşuyu sor. (Ev alma komşu al).
    ـ مُو (ما) كلّ أصَابِعِكَ سَوى (سَواء). / مَثَل عِرَاقي.
    Beş parmağın beşi bir değildir.
    ـ النّقدُ (القِرشُ) الأبيضُ يَنفعُ في اليَومِ الأسْودِ.
    Ak akçe kara gün içindir.
    ـ إذا حَانَ القَضَاءُ ضَاقَ الفَضَاءُ.
    Kaza gelince feza daralır
    ـ  حَبْلُ الكَذِبِ قَصِيرٌ.
    Yalancının ipi kısadır. Türkçe karşılığı: (Yalancının mumu yatsıya kadar yanar).
    ـ اِسْأَل عَنِ الرَّفِيق قَبلَ الطَّريق.
    Yoldan önce arkadaşı sor.
    ـ آفَةُ العِلمِ النِّسيَان.
    İlimin belası unutmaktır. (Hafıza i beşer nisyan ile maluldür)
    0ـ الانتِظار أشَدُّ من النَّار.
    Beklemek ateşten beterdir.
    ـ الإنسَانُ عَبْدُ الإحْسَان.
    İnsan ihsanın esiridir.
    ـ إنَّ العَصَا مِنَ العُصْيَةِ. مَعْنَاُهُ: الأَمْرُ العَظِيمُ يَهِيجُهُ الأَمْرُ الصَّغِيرُ.  (الحَرِيقُ الكَبِيرُ يَبْدَأُ مِنْ شَرَارَةٍ صَغِيرَةٍ). (كُلُّ الحَوَادِثِ مَبْدَأُهَا مِنَ النَّظَرِ *** وَمُعْظَمُ النَّارِ مِنْ مُسْتَصْغَرِ الشَّرَرِ).
    Sopa sopacıktan meydana gelir. Türkçe karşılığı: (Hiç bir şeyi küçümsemeçünkü: ’’Her yangın bir kıvılcımla başlar!’’.
    (Bir bakış ile olmuştur her olayın başlangıcı… Küçükbirkıvılcımla tutuşur her büyükateş).
    ـ إنَّ مِنَ البَيانِ لَسِحرًا.
       Anlatımda büyüleyicilik vardır.
    ـ بَعضُ العَفوِ ضَعْفٌ.
    Bazı af zaaftır.
    ـ حُسْنُ الأخْلاق كُنوزُ الأَرزَاق.
     Güzel ahlak, rızkınhazineleridir.
    ـ الحَريْصُ مَحرُومٌ.
    Çok isteyen mahrum kalır.
    ـ رُبَّ قَولٍ أنْفَذُ مِن صَولٍ.
    Nice söz vardır ki, yiğitçe saldırıdan etkilidir.
    ـ خَيرُ الكَلامِ مَا قَلَّ ودَلَّ.
    Sözün hayırlısı kısa ve anlaşılır olanıdır.
    ـ ظَنُّ العَاقِل خَيرٌ مِن يَقينِ الجَاهِل.
    Akıllının zannı cahilin bilgisinden daha hayırlıdır.
    0ـ الصَّبرُ مِفتاحُ الفَرَج. /مَنْصَبَرَظَفَرَ. / مَنْ رَضِيَ بِالقَضَاءِ صَبَرَ عَلَى البَلآءِ.
    Sabır kurtuluşun anahtarıdır. / Kimki sabır eder meramına nail olur.  ‘’Sabreden derviş,muradına ermiş’’. / Kazaya razı olan kimse belaya sabreder
    ـ القَناعَةُ كَنزٌ لا يَفْنَى.
    Kanaat tükenmez bir hazinedir.
    ـ كُلُّ رأسٍ بِهِ صُداعٌ.
    Her başın bir ağrısı vardır.
    ـ كُنْ جَميلاً تَرى الوُجُودَ جَميلاً.
    Sen güzel ol mevcudatı güzel görürsün.
    ـ أكَاذِيبُكَ لاَ تَنْطَلِي عَليّ.
    Yalanların bana söz kesmez.  
    ـ لا تَأكُل خُبزكَ على مَائِدَةِ غَيرِك.
    Kendi ekmeğini başkasının sofrasında yeme.
    ـ لا تَجْرِ فِيْمَا لاَ تَدْرِي.
    Bilmediğin bir şeyin ardından koşma.
    ـ لا تَغُرَّكَ المَظاهِرُ.
    Görünüşe aldanma.
    ـ لاَ يَضُرُّ السَّحَابَ نُباحَ الكِلابِ.
    Köpeklerin havlaması bulutlara zarar vermez.
    ـ لاَ يَنفعُ النَّدم بَعدَ العَدَم.
    Son pişmanlık fayda vermez.
    0ـ اِسأل المُجرِّب ولا تَسألِ الحَكيم / ـ  لِسانُ التَّجرُبة أصدَق.
    Tecrübeliden sor hâkimden (akıllıdan) sorma.  / – Tecrübenin sözü daha doğrudur.
    ـ إِيَّاكَ أَعنِي وَاسْمَعِي يَاجَارَة.
    Kızım sana söylüyorum gelinim sen işit.
    ـ كُنْ وَسَطًا واِمشِ جَانِبًا.( خَيْرُ الأمُورِ أًوْسَطُهَا).
    Orta ol, kenardan yürü. (İşlerin en hayırlısı orta olanıdır).
    ـ مَن حَفَرَ لأخيِهِ حُفرَةً وقَعَ فيها. (حَدِيثٌ صَحِيحٌ)، عَنْ ابْنُ عَبَّاسٍ أنَّ كَعَبًا قَالَ لَهُ: إنِّي وَجَدْتُ هَذَا الحَدِيثِ فِي التَّوْرَاةِ. وَقَالَ تَعَالَى(وَمَكْرَ السَّيِّئِ وَلَا يَحِيقُ الْمَكْرُالسَّيِّئُإِلَّا بِأَهْلِهِ) فَاطِر، (يَاأَيُّهَا النَّاسُ إِنَّمَا بَغْيُكُمْ عَلَى أَنْفُسِكُمْ ) يُونُس، .
     Kim kardeşiiçinkuyu kazarsaonakendi düşer (Başkasına kuyu kazan içine düşer).
    İbn Abbas Ka’b’tan rivayet ederek der ki: ben bu hadisi Tevrat’ta gördüm:
    Allah u Teâlâ diyor ki: (Kötü tuzak kurmak için (böyle davranıyorlardı). Oysa kötü tuzak, ancak sahibini kuşatır). )Ey İnsanlar! Sizin taşkınlığınız, sırf kendi aleyhinizedir(.
    ـ كَما تَزرَع تَحصُد.
    Ne ekersen onu biçersin.
    ـ نُصرَةُ الحَقِّ شَرَفٌ. وَقالَ نَبيُّنَا مُحمد (ص) (السَّاكِتُ عَنِ الحَقِّ شَيطَانٌ أَخرَسٌ).
    Hakka yardım etmek şereftir. Peygamberimiz Muhammed  (s.a.v) diyor ki: (Haksızlıkkarşısında susandilsiz şeytandır).
    ـ بَعضُ الكَلامِ أقطَعُ من الحِسَام.
    Bazı sözler kılıçtan daha keskindir.
    ـ مَا رَأيتُ نِعمَةً مَوفُورَةً إلاَ وإلى جَانِبِها حَقٌّ مَضيعٌ.
    Bol nimetin olduğu yerde, ancak haksız kazancın olduğu görünür.
       Türkçe karşılığı:  (Helal kazanç ile yağlı pilav yenmez).
    ـ الضِّحكُ مِن غَيرِ عَجَب مِن قِلَّةِ الأدَب./ أو (الضحك من غير سبب قلة أدب) . وَقِيلَ أيضًا: )إذَا عُرِفَ السَّبَبُ بَطُلَ العَجَبُ(.
    İlginç olmayan bir şeye gülmek terbiyenin az olması demek.
    ـ الحَياءُ مِنَ الإيْمَانِ./ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: (…وَالْحَيَاءُ شُعْبَةٌ مِنْ الْإِيمَانِ) .
    Hayâ etmek imandandır.
    0ـ كُلّ مَمنُوع مَتبوعٌ (مَرْغُوبٌ).
    Her yasak izlenir (Arzulanır).
    ـ اِختَلَطَ الحَابِل بالنَّابِل.
    Her şey birbirine karıştı.
    ـ أَجْوَعُ مِن ذِئبٍ.
    Kurttan daha aç.
    ـ المُؤمِنُ بِشرُهُ في وَجهِهِ وَحُزنُهُ في قَلبِهِ.
    Mümin’in sevinci yüzünde, üzüntüsü kalbindedir.
    ـ  لا يَشكُر اللهَ مَن لا يَشكُر النَّاسَ.
    İnsanlara şükür etmeyen Allah’a da şükür etmez. 
    ـ لكُلِّ عَالِمٍ هَفوَة، ولِكُلِّ جَوادٍ كَبوَة، ولِكُلِّ صَارِمٍ نَبوَة.
    Her âlimin, bir dil sürçme, her atın, tökezlemesi ve her keskin kılıcın, bir kör tarafı vardır.
    ـ كُلُّ سِرٍّ جَاوّزَ الاثنينِ شَاعَ.
    Her sır iki kişiyi aşarsa yayılır.
    ـ كُلُّ كَلبٍ بِبَابهِ نَبَّاح وكُلُّ دِيكٍ على مَزبلتهِ صَيّاح.
    Her köpek kapısında havlar ve her horoz çöplüğünde öter.
    ـ لا يَجْمَعُ سَيفانِ فِي غِمْدٍ. / ـ بِالتُّركِي (لاَ يَلْعَبُ بَهْلَوَانَانِ عَلَى حَبلٍ وَاحِدٍ).
    İki kılıç bir kına girmez. /Türkçe karşılığı: (İki cambaz bir ipte oynamaz).
    ـ عِندَ الشّدائِد تُعرفُ الإخْوَان (الأَصْدِقَاء).
    Dost kara günde belli olur.
    0ـ كلّ شاةٍ تُناطُ (تُعلّقُ) بِرجليها.
    Her koyun kendi bacağından asılır.
    ـ بَلَغَ السّكينُ العَظمَ.
    Bıçak kemiğe dayandı.
    ـ كُلُّ شَيءٍ وَثَمنُهُ.
    Her şeyin bir değeri vardır.
    ـ لاَ تَلِدُ الذِّئبةُ إلاّ ذِئبًا.
    Kurt ancak kurt doğar.
    ـ أنْفُهُ فِي السَّماءِ وَاَستهُ فِي المَاءِ.
    Burnu göklerde kıçı suda
    ـ صِرْنَا مُضْغَةً فِي أفْوَاهِ النَّاسِ.
    İnsanların ağzına sakız olduk.
    ـ  الطّيرُ بالطّيرِ يُصطادُ. أَو(الحَدِيدُبِالحَدِيْدِيُفلَحُ).
    Kuş kuşla avlanır. (Demiri demirle dövdüler).
    ـ  لَيسَ (مُو) كُلّ مُدَعْبَلٍ جُوز. /  مَثَل عِرَاقي.
    Her yuvarlanan ceviz değildir. Türkçe karşılığı: (Her kuşun eti yenmez).
    ـ عَلَّمْتُهُ الرِّمَايَةَ فَلَمَّا إِشتَدَّ سَاعِدَهُ رَمَانِي. (سَمِّنْ كَلْبَكَ يَأْكُلَكَ).
     Ona ok atmayı öğrettim güçlenince döndü beni vurdu. (köpeğini besle seni yesin).
    ـ إتَّقِ شَرَّ مَنْ أَحسَنتَ إِلَيه. (يُقَالُ هَذَا الكَلاَم لِغَيرِ المُتَّقِين).
    İyilik yaptığın kişinin şerrinden korun.  (Takva sahibi olmayanlar için ifade edilir). Türkçe karşılığı (İyilikten maraz doğar).
    ـ  لِكُلِّ دَاءٍ دَواءٌ إلاّ الحَماقَةَ.
    Ahmaklık dışında her derdin bir devası vardır.
    ـ قَالَ الشَّاعِرُ فِي الحَمَاقَةِ: لِكُلِّ دَاءٍ دَوَاءٌ يُسْتَطبُّ بِهِ ـــــ  إلاَّ الحَمَاقَةَ أَعْيَتْ مَن يُداوِيها!  أَعيَتْ بِمعْنَى: عَجَزَ عَنْهُ فَلَمْ يَستَطِعْ بَيَانَ مُرَادِهِ مِنهُ. وَقَال الإمَامُ الغَزَالِي رَحِمَهُ اللهُ فِي الحَمَاقَةِ: (الرِّجَالُ أَرْبعَةٌ: رَجُلٌ لاَ يَدْرِي وَيَدْرِي أَنَّهُ لاَ يَدْرِي فَذَلِكَ هُوَ الجَاهِلُ فَعَلِّمُوهُ. وَرَجُلٌ يَدْرِي وَيَدْرِي أنَّهُ يَدْرِي فَذَلِكَ هُوَ العَالِمُ فَاسْأَلُوهُ. وَرَجُلٌ يَدْرِي وَلاَ يَدْرِي أنَّهُ يَدْرِي فَذَلِكَ هُوَ النَّاسِي فَذَكِّرُوهُ. وَرَجُلٌ لاَ يَدْرِي وَلاَ يَدْرِي أنَّهُ لاَ يَدرِي فَذَلِكَ هُوَ الأحْمَقُ فَاجْتَنِبُوهُ!).
     Aptalla ilgili şair diyor ki: Her derdin devası vardır tedavi edilir…. Ahmaklık hariç, tedavi eden kişi tedavisinde aciz kalmıştır.
    İmam gazali diyor ki: İnsanlar dört çeşittir: – O kişi biliyor ve bilmediğini de biliyor, o cahildir, ona bilmediğini öğretiniz. – O kişi biliyor ve bildiğini de biliyor, o âlimdir, ona sorunuz. O kişi biliyor ve bildiğini bilemiyor, o unutmuştur, ona hatırlatınız. – O kişi bilmiyor ve bilmediğini de bilmiyor, o ahmaktır, ondan kaçınınız!
    ـ مَنْ اِعْتَمَدَ عَلَى مَالِه قَلَّ، وَمَنْ اِعْتَمَدَ عَلَى سُلْطَانِهِ ذَلَّ، وَمَنْ اِعْتَمَدَ عَلَى عَقْلِهِ اِخْتَلَّ، وَمَنْ اِعْتَمَدَ عَلَى عِلْمِهِ ضَلَّ، وَمَنْ اِعْتَمَدَ عَلَى النَّاسِ مَلَّ،  وَمَنْ اِعْتَمَدَ عَلَى الله ِفَلاَ قَلَّ وَلاَ ذَلَّ وَلاَ مَلَّ وَلاَ ضَلَّ وَلاَ اِخْتَلَّ مِنْ خُطَبِ العَلاَّمَةِ عَبدُ الحَمِيد كُشْك.
    Kim malına güvenirse malı azalır, kimde makamına güvenirse zelil olur; kim aklına güvenirse akıl hata yapar, kimde bilgisine güvenirse doğru yoldan sapar, kim insana güvenirse insan da bıkar, kimde Allah’a güvenirse ne parası azalır, ne zelil olur, ne sapar, ne bıkar ve ne de hata yapar. Âlim Abdülhamit kuşuk un hutbelerinden.
    ـ  لِكُلِّ مَقَامٍ مَقَالٍ وَلِكُلِّ زَمَانٍ رِجَالٍ. (مَثَل عَرَبِي).
    Her yere yakışan ayrı bir söz vardır ve her sözü söylemeye layık kişiler vardır.
    ـ يُوصِي لُقمَان الحَكِيم اِبنَهُ وَيَقُول يَا بُنَيَّ :  إِذَا أَرَدْتَّ أَنْ تُصَاحِبَ رَجُلاً فَأَغْضِبْهُ.. فَإنْ أَنْصَفَكَ مِنْ نَفْسِهِ فَلاَ تَدَعْ صُحْبَتَهُ.. وَإلاَّ فَاحْذَرْهُ. 
    Eğer bir kişiyle Arkadaş edinmek istiyorsan onu öfkelendir. O kimse öfkeli iken adil ve insaflı davranıyorsa arkadaşlığını bırakma. Böyle bir durum da Adil ve insaflı davranmıyorsa öyle dost edinmekten sakın.
     
     
     
    Şeyh uçmaz, müridi uçurur. / Bende diyorum ki: Münafık şeyh kendini uçurur birde fili ve deve iyide uçurur.
    لاَ يَطِيرُ الشَّيخُ، وَإنِّمَا يُطَيِّرهُ مُرِيدُيِه. / مَثَلٌ تُركِيٌّ. // وَاَنَا أَقُولُ: يُطَيِّرُ الشَّيخُ المُنَافِقُ نَفسَهُ، وَيُطَيِّرُ الفِيلَ وَالجَمَلَ أَيضًا.
    Kişi vezir olmakla adam olmaz.
    المَرْءُ عِندَ كَونِهِ وَزِيرًا، لاَ يُمْكِنُ أَنْ يَكُونَ إنسانًا. / مَثَلٌ تُركِيٌّ. أو (إِذَا كُنتَ وَزِيرًا، فَلاَ يَعْنِي هَذَا أَنَّكَ أَصبَحَتَ إِنسَانًا).
     
    Her ağacın kurdu kendinden olur. Anlamı (Problemlerin ortaya çıkma sebebi insanın kendisidir).
    دُودَةُ الشَّجَرَةِ تَكُونُ فِي دَاخِلِهِ. / مَثَلٌ تُركِيٌّ. وَمَعْنَاه (سَببُ نُشُوءِ المَشَاكِلِ، هَوَ الإنسَان نَفسُهُ).
    Güvenme varlığa düşersin darlığa
    لاَ تَعْتَمِد عَلى أمْوَالِكَ، قَدْ تُوقِعُكَ فِي الضِّيق. / مَثَلٌ تُركِيٌّ.
     
    Mezarı bedava bulursan hemen gir.
    إذا وَجَدتَ القَبرَ مَجّانًا فأدخِلْ فِيهِ مُبَاشَرةً. / مَثَلٌ تُركِيٌّ. فِيهَا تَوبِيخ عَلَى عَدمِ المَيلِ الكَثير أَو الذَّهَاب وَرَاءَ الأشياء التَّي تُوزَّع مَجَّانًا دَائِمًا.
    (Aç insana balık vereceğine balık tutmayı öğret). (Bana Balık verme, Bana Balık tutmayı öğret).  
    أَنْ تُعَلِّمَ الفَقِيرَ صَّيدُ السَّمَكِ،أَفْضَلُ مِنْ أَنْ تُعْطيهِ كُلَّ يَوْمٍ سَمَكَةً. (عَلِمْهُ الصَّيْدَ خَيْرٌ مِنْ أَنْ تُعْطِيهِ سَمَكَةً) / مَثَلٌ تُركِيٌّ وَقيلَ أيضًا أنه مَثَل صِيني.
     
    Taşın büyüğü yakından gelir. (Ağaca balta vurmuşlar ‘’sapı benden’’ demiş(. Arapçadaki şiir diyor ki: (Düşmandan bir kez dikkatli ol’ dostundan biz kez.
    الحِجَارةُ الكَبِيرَةُ  تَأتِي مِنَ الجَارِ القَرِيب. ترجمة التركي (ضَربَ الفأسُ الشَّجَرَةَ ، فَقَالَ إنَّ عَصَاهُ بِيَدِي) يَعنِي أَنَّ العَصَا الَّذي مِنَ الخَشَبِ هِي الضَّارب/ مَثَلٌ تُركِيٌّ.  وَيَقُولُ الشَّاعِرُ العَرَبِي: (إِحْذَرْ عَدُوّكَ مَرّةً ــ وَإِحْذَرْ صَدِيْقَكَ ألْفَ مَرَّةٍ).
     
    Avrat (kadın) malı kapı tokmağı gibidir. Anlamı (Hanımın malı için evlenirsen sonucun kapı tokmağı gibi olur). 
    مَالُ المَرْأةِ كَمَطْرَقَةِ البَابِ. / مَثَلٌ تُركِيٌّ. (يُرِيدُ أَنْ يَقُول: عَلَيكَ أَن لاَ تَنِكِحَ المَرأةَ لَمَالِهَا فَيَكُونُ مَصيرُكَ كَمِطرَقَةِ البَابِ).
    Bir işi anlamadan Arnavut barutu gibi parlama.
    لاَ تَلمَع كَالَبارُود، قَبلَ أَنْ تَفهَم المَوْضُوع./ مَثَلٌ تُركِيٌّ.
     
    0 Çok sitem dostları birbirinden ayırır.
    كَثرَةُ العِتَابِ تُفَرِّقُ بَينَ الأَحبَابِ. / مَثَلٌ تُركِيٌّ.
     
    Zengin olunca, bütün insanlar akraban olur.
    إذَا أَصَابَكَ الغِنَى، فَكُلُّ النَّاسِ أَقَارِبُكَ. / مَثَلٌ تُركِيٌّ.
      ‘’Tarih’i tekerrürdiye tarif ediyorlar. Hiç ibret alınsaydı tarih tekerrür mü ederdi’’Türk Şairi Mehmet Akif Ersoy.
    يُعَرِّفُونَ التَّارِيخَ بِاَنَّهُ يُعِيدُ نَفْسَهُ…. فَلو تَمَّ أَخْذُ العِبَر، فَهَلْ كَانَ التَّارِيخُ يُعِيدُ نَفْسَهُ؟!  لِلشَّاعِر التُّركِي مُحَمَّد عَاكِف.
    Besle kargayı oysun gözünü. / Arapça Atasözün tercümesi: (köpeğini besle seni yesin). (Ona ok atmayı öğrettim döndü beni vurdu ‘güçlenince beni vurdu’).
    رَبِّ غُرَابَكَ يَقلَعُ عَينَيكَ. / بِالعَرَبِي (سَمِّنْ كَلْبَكَ يَأْكُلَكَ). (عَلَّمْتُهُ الرِّمَايَةَ فَلَمَّا إِشتَدَّ سَاعِدَهُ رَمَانِي).
     
    Tatlı söz, yılanı deliğinden çıkarır. / Arapça Atasözün tercümesi:. (Tatlı söz, gerçeği açıklayan söze galip gelir)
    الكَلاَمُ اللِّين تُخرِجُ الحّيَّةَ مِنْ جُحرِهَا. / مَثَلٌ تُركِيٌّ. بِالعَرَبِي (الكَلاَمُ اللَّيِّن يَغْلِبُ الحَقَّ البَيِّن).
    Âlim; yanan bir mum gibidir, uzağı aydınlatır, yakınlarda karartır. (mum dibini aydınlatmaz).
    العَالِمُ كَالشَّمْعَةِ المُنِيرَةِ، تُنِيرُ البَعِيدَ وَتُظَلِّلُ القَرِيبَ.  (مثَل أجنَبي).
    Halk içinde mu’teber bir nesne yok devlet gibi….Olmaya devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi. Kanuni Sultan Süleyman.
    لاَ شَيءَ يَسْتحِقُّ إعْتِبَارُهُ  عِنْدَ النَّاسِ مِثْلَ التَّمَتُعِ بِخَيْرَاتِ الدَّوْلَةِ….وَلَكِنْ لاَ تَتُمُّ السَّعَادَةُ فِي الدُّنِيَا مِثَلَ تَنَفُسِّنَا مِنْ أجْلِ الصِّحَّةِ. لِلشَاعِر السُّلطَان مُحَمَّد الفَاتِح.
    – Hapı yuttu.
    فِي مَثَل عَرَبي يَشبَهُ التُّركِي (إِبْتَلَعَ الطُّعْمَ).
     
    Damdan düşenin halini, damdan düşen  bilir. Bende diyorum ki: (Hastanın halinden, Ancak hasta bilir).
    الوَاقِعُ مِنَ السُّلَّمِ يَعْرِفُ مِنْ حَالِ الَّذِي وَقَعَ مِنَ السُّلَّمِ. / مَثَلٌ تُركِيٌّ. وَأَنَا أَقُول: (لاَيَعْرِفُ مِن حَالِ المَرِيضِ إلاَّ المَرِيض).
    Bir musibet bin nasihatten iyidir
    مُصِيبَةٌ وَاحِدَةٌ أَفْضَلُ مِنْ أَلفِ نَصِيحَةٍ. (مَثَلٌ تُركِي).
    0 Küçük bir mumu yakıp aydınlatmanız; ömrünü karanlığa lanet okuyarak harcamaktan daha hayırlıdır.
    أنْ تُضِيءَ شَمْعَةً صَغِيرَةً خَيْرٌ لَكَ مِنْ أَنْ تُنْفِقً عُمْرُكَ تَلْعَنُ الظَّلاَمَ. (مَثَلٌ أجنبي).
    Çok istersiniz istediğiniz azı elde edersiniz.
    أُطلُبْ الكثِيرَ لِتَحْصُلَ عَلَى القَلِيلِ. (مِن أَقْوَالِ الاسْتِعْمَار).
    د.  نظام الدين إبراهيم اوغلو ـ تركيا  
     
     
    ARAPÇA HİKMETLİ SÖZLER ARAPÇA ÖZLÜ SÖZLER
    ARAPÇA ÖZLÜ HİKMETLİ SÖZLER
     Âdemoğlu, kendisine yasaklanan şeylere karşı çok hırslıdır.
    إبْنُ آدَمَ حَريصٌ عَلَى ماَ مُنِعَ مِنْهُ
     Sen kötülüğü terket ki, o da seni terk etsin.
    اُتْرُكِ الشَّرَّ يَتْرُكْهُ
     Dilin seni hapsetmemesi için, sen onu hapset!
    إحْبِسْ لِساَنَكَ لِئَلاَّ يَحْبِسَكَ
     Susan (sessiz) köpekten ve durgun akan sudan sakın!
    إحْذَرِ الْكَلْبَ الصَّامِتَ وَالْمَاءَ الرَّاكِدَ
     İhsan, dili keser. (İhsan, iyilik; dille gelecek zararları engeller)
    الإحْسَانُ يَقْطَعُ اللِّسَانَ
     Edeb, altından daha değerlidir.
    الأدَبُ خَيْرٌ مِنَ الذَّهَبِ
     Bedava sirke, baldan tatlıdır.
    أحْلَى مِنَ الْعَسَلِ الْخَلُّ بِلاَ شَئٍ
    (Bu ifadede, Mübteda ile Haber arasında takdîm te’hîr vardır. Mübteda i Muahhar الْخَلُّ kelimesidir, Haber deأحْلَى kelimesidir.)
     Tavuk, horoz gibi öterse kesilir!
    إذَا صَاحَتِ الدَّجَاجَةُ صِيَاحَ الدِّيكِ فَلْتُذْبَحُ
     Hastalık teşhis edilirse, tedavi kolaylaşır.
    إذَا عُرِفَ الدَّاءُ سَهُلَ الدَّوَاءُ
    0  Kapın alçaksa, eğilmek zorundasın.
    إذَا كَانَ بَابُكَ قَصِيرًا فَلاَ مَقَرَّ لَكَ مِنَ الإنْحِنَاءِ
     Kimsenin olmadığı vadide tilki vali olur.
    إذَا كَانَ الْوَادِى خَالِيًا يَكُونُ الثَّعْلَبُ وَالِيًا
     İnsanların en akıllısı, onlardan (en güzel şekilde) özür dileyendir.
    أعْقَلُ النَّاسِ أعْذَرُهُمْ لِلنَّاسِ
     Evden önce komşu al.
    إشْتَرِ الْجَارَ قَبْلَ الدَّارِ
     İnsan, (kendisine yapılan) iyiliğin kuludur.
    الإنْسَانُ عَبْدُ الإحْسَانِ
     Yerin kulağı vardır.
    إنَّ لِلْحِيطَانِ آذَانًا
    ( حِيطَانِ kelimesi, حَائِط kelimesinin çoğul şeklidir; “duvar” anlamına gelir. Motamot anlamı; “Hiç şüphesiz duvarların kulakları vardır” şeklindedir. Atasözü olarak bu ifade, “yerin kulağı var” şeklindedir)
     Hayâsız kadın, tuzsuz yemek gibidir.
    إمْرَأةٌ بِلاَ حَيَاءٍ كَطَعَامٍ بِلاَ مِلْحٍ
     İnsaf, dinin yarısıdır.
    الإنْصَافُ نِصْفُ الدِّينِ
     Belâ, söylemeye bağlıdır.
    إنَّ الْبَلاَءَ مُوَكَّلٌ بِالْمَنْطِقِ
    (Çok belâ okuyan/söyleyen, belâya uğrar)
     İlmin başı acı, sonu tatlıdır.
    أوَّلُ الْعِلْمِ مُرٌّ وَآخِرُهُ حُلْوٌ
    0  Sinirlenmenin başı delilik, sonu da pişmanlıktır.
    أوَّلُ الْغَضَبِ جُنُونٌ وَآخِرُهُ نَدَمٌ
     Gözden ırak olan, gönülden de ırak olur.
    الْبَعِيدُ عَنِ الْعَيْنِ بَعِيدٌ عَنِ الْبَالِ
     Güneş giren eve doktor girmez.
    الْبَيْتُ الَّذِى تَدْخُلُهُ الشَّمْسُ لاَ يَدْخُلُهُ الطَّبِيبُ
     Bir şeyi erteleme, zamandan çalmadır.
    التَّأجِيلُ لِصُّ الزَّمَانِ
     Bilgisiz tecrübe, tecrübesiz bilgiden daha hayırlıdır.
    التَجْرِبَةُ بِدُونِ تَعَلُّمٍ خَيْرٌ مِنَ التَّعَلُّمِ بِدُونِ تَجْرِبَةٍ
     Câhile cevap vermemek, bir cevaptır.
    تَرْكُ الْجَوَابِ عَلَى الْجَاهِلِ جَوَابٌ
     Ağaç, meyvesiyle tanınır.
    تُعْرَفُ الشَّجَرَةُ مِنْ ثَمَرِهَا
     Senin hürriyetin, başkalarının hürriyeti başladığı an biter.
    تَنْتَهِى حُرِّيَّتُكَ حِينَ تَبْدَأ حرِّيَّةُ الآخَرِينَ
     Sebât, başarının yoludur.
    الثَّبَاتُ طَرِيقُ النَّجَاحِ
     Ahmaka cevap, sükûttur.
    جَوَابُ الأحْمَقِ السُّكُوتُ
    Bu cümleyi aşağıdaki şekilde de ifade edebiliriz.
    جَوَابُ السَّفِيهِ السُّكُوتُ عَنْهُ 
    0  Hür kişi, tamah ettiğinde köle; köle, kanaat ettiğinde hür kişi olur.
    الْحُرُّ عَبْدٌ إذَا طَمَعَ وَالْعَبْدُ حُرٌّ إذَا قَنَعَ
     Sırrın esirindir. Konuşursan, sen onun esiri olursun.
    سِرُّكَ أسِيرُكَ إذَا نَطَقْتَ بِهِ فَأنْتَ أسِيرُهُ
     Sükût, razı olmanın kardeşidir. (Sükût, ikrardandır)
    السُّكُوتُ أخُو الرِّضَا
     Sükût, âlim için süs; câhil için bir örtüdür.
    السُّكُوتُ لِلْعَالِمِ زِينَةٌ وَلِلْجَاهِلِ سَتْرٌ
     Zayıfların silahı, şikâyettir.
    سِلاَحُ الضُّعَفَاءِ الشِّكَايَةُ
     Adaletsiz sultan, susuz bir nehir gibidir.
    سُلْطَانٌ بِلاَ عَدْلٍ كَنَهْرٍ بِلاَ مَاءٍ
     Kimi davranışlar, konuşmaktan daha anlamlıdır.
    رُبَّ حَالٍ أفْصَحُ مِنْ لِسَانٍ
     Kişinin davranışları, karakterini yansıtır.
    سِيرَةُ الْمَرْءِ تُنْبِئُ عَنْ سَرِيرَتِهِ
     İlimsiz düşünce, sapıklık; amelsiz ilim, vebaldir.
    الرَّأىُ بِغَيْرِ عِلْمٍ ضَلاَلٌ وَالْعِلْمُ بِغَيْرِعَمَلٍ وَبَالٌ
     Kimi uzaktakiler, yakındakilerden daha faydalıdır.
    رُبَّ بَعِيدٍ أنْفَعُ مِنْ قَرِيبٍ
    0  Yalancının mumu, yatsıya kadar yanar.
    شَمْعَةُ الْكَذَّابِ لاَ تَشْتَغِلُ إلاَّ إلَى وَقْتِ الْعِشَاءِ
     Kötü kimselerle arkadaşlık kurmak, şeytanın tuzağıdır.
    صُحْبَةُ الأشْرَارِ مَصِيدُ الشَّيْطَانِ
     Sabır, en iyi ilaçtır.
    الصَّبْرُ أحْسَنُ دَوَاءٍ
     Dil yarası, kılıç yarasından daha ağırdır.
    ضَرْبُ اللِّسَانِ أشَدُّ مِنْ طَعْنِ السِّنَانِ
     Akıllının zannı, câhilin yakînen bilmesinden daha iyidir.
    ظَنُّ الْعَاقِلِ خَيْرٌ مِنْ يَقِينِ الْجَاهِلِ
     Yüksek ses, boş karından çıkar.
    الصَّوْتُ الْعالِى مِنَ الْبَطْنِ الْخَالِى
     Arkadaşın, sana doğruyu söyleyendir; seni tasdik eden değil.
    صَدِيقُكَ مَنْ صَدَقَكَ لاَ مَنْ صَدَّقَكَ
     Sağlık, sağlıklı olanların başında bir taçtır. Onu ancak hastalar görür.
    الصِّحَّةُ تَاجٌ عَلَى رُؤُوسِ الأصِحَّاءِ لاَ يَرَاهُ إلاَّ الْمَرْضَى
     İhtiyaç sahibi, kördür.
    صَاحِبُ الْحَاجَةِ أعْمَى
     İnsanların sana nasıl davranmasını istiyorsan öyle davran.
    عَامِلِ النَّاسَ كَمَا تُحِبُّ أنْ يُعَامِلُوكَ
    0  Akıllı kişi, diline sahip olandır.
    الْعَاقِلُ مَنْ أمْسَكَ لِسَانَهُ
     
    آفَة الإنسانِ  في اللِّسانِ
    İnsanın  âfeti dilindedir.
    آفَةُ العِلْمِ النِّسيانُ
    İlmin âfeti unutmaktır.
    أُتْركْ الشَّرَّ يَتْرُكْكَ
    Sen kötülüğü terk et ki, oda seni terk etsin.
    اَلأدبُ خَيْرٌ مِنْ الذَّهَبِ.
    Edep altından daha hayırlıdır.
    إذا ذَهَبَ الحَياءِ حَلَّ الْبَلاءِ
    Hayâ gidince ,bela gelir.
    إذا طَرَقَ الحظُّ بَابَكَ فسارِعْ  لإستِقبالِهِ .
    Şans (bir gün) kapını çalarsa (durma)karşıla.
    إذا وَجَدَ الشّيطانُ رَجُلاً بلاعَمَلٍ يَفْعله أو جدله ما يُثْغِلُهُ
    Şeytan,işiz biriyle karşılaştığında,ona bir iş bulur veya yaptırdığı işte onun sonunu getirir.
    السَّعيدُ مَنْ وُعِظَ بِغَيْرِهِ
    Mutlu kişi ,başkalarının tecrübelerinden ibret alandır.
    الإعتِرَفُ بالْخَطأ فَضِيلَةٌ
    Hatayı itiraf etmek fazilettir.
    الذي يَسْرِقُ البَيْضَ يَسْرِقُ الْجَمَلَ
    0 Yumurta çalan, deve de çalar.
    أغْنىَ الغِنى العقْلُ و أكْبَرُ الفَقْرِ الحُمْقُ.
    En büyük zenginlik akıl,en büyük fakirlik ahmaklıktır.
    أكْثَرُ النَّاسِ كلاماً أقَلُّهُمْ عَمَلاً.
    İnsanların en çok konuşanı, en az iş yapanıdır.
    أوَّلُ العِلْمِ مُرٌّ و آخِرُهُ حُلْوٌ.
    İlmin başı acı sonu tatlıdır.
    بلاءُ الإنسانِ جاءَ منَ اللِّسانِ.
    Kişinin belası dilindendir.
    البَيْتُ الذي تَدخُلُهُ الشَّمسُ لاَ يَدْخُلُهُ الطَّبِيبُ.
    Güneş giren eve doktor girmez.
    تَاجُ المُروءَةِ  التَّواضُعُ.
    İnsanlığın tacı tevâzudur.
    جَوَابُ الأحْمَقِ السُّكوتُ.
    Ahmak’a (en güzel)cevap ,sükûttur.
    الحُبُّ أعْمىَ .
    Aşkın gözü kördür.
    حُبُّ الوَطَنِ مِنَ الإيمَانِ
    Vatan sevgisi imandandır.
    الحِكمَةُ ضَالَّةُ المؤْمِنِ.
    0 Hikmet, müminin yitik malıdır.
       
        الحَياةُ مَدْرَسَةٌ و أستَاذِها الزَّمانُ.
    Hayat okuldur,öğretmeni ise zamandır.
    خَيْرُ الكَلاَمِ ما نَاسَبَ الحَلَّ.
    sözün iyisi,yerinde söylenendir.
    الخَلُّ بِلاَ ثَمَنٍ أَحْلي مِنَالْعَسَلِ
    Bedava sirke baldan tatlıdır.
    خَيْرُ الكََلاَمِ ماَ قَلَّ وَ دَلَّ.
    Sözün iyisi ,az ve öz olanıdır.
    خَيْرُ النَّاسِ أَنْفَعُهُم للنَّاسِ
    İnsanların en değerlisi onlara faydalı olandır.
    دَوَاءُ الدَّهْرِ الصَّبْرُ عَلَيْهِ
    Zamanın ilacı , ona sabretmektir.
    رُبَّ حالٍ أفْصَحُ مِنْ لِساَنٍ .
    Kimi davranışlar, konuşmaktan daha anlamlıdır.
     
     سَيِّدُ القَوْمِ  خَادِمُهُمْ.               
    Bir toplumun efendisi ,onların hizmetçisidir.
     الشَّمْسُ لا تَتغَطَّي  بِغِرْبالٍ
    Güneş, balçıkla sıvanmaz.
    الصَّبْرُ مِفْتَاحُ الفَرَحِ.
    0 Sabır kurtuluşun anahtarıdır.
    الصَّدِيقُ عِنْدَ الضِّيقِِ.
    Dost kara günde belli olur.
    الضَّيْفُ إذَا نَزَلَ نَزَلَ بِرِزْقِهِ
    Misafir, rızkıyla beraber gelir.
    عامِلْ النَّاسَ كَمَا تُحِبُّ أنْ يُعامِلُوكَ.
    İnsanlara, sana nasıl davranmalarını istiyosan öyle davran.
    العَدْلُ أسَاسُ المُلْكِ
    Adalet ,mülkün temelidir.
    عَدَمُ الْعِلْمِ لَيْسَ عَيْبًا أمَّا عَدَمُ طَلَبُ العِلْمِ عَيْبٌ.
    Bilmemek ayıp değildir.ilmi talep etmemek ayıptır.
    عَدُوٌّ عَاقِلٌ خَيْرٌ مِنْ صَديقٍ جَاهِلٌ.
    Akıllı düşman,cahil dosttan daha iyidir.
    اَلْعَقْلُ السَّالِيمُ فِي الْجِسْمِ السَّلِيمِ.
    Sağlam kafa , sağlam vücutta bulunur.
    عِنْدَمَا تَتَكَلَّمُ النُّقُودُ يَصْمُتُ كُلُّ شَيْءٍ.
    para konuştuğu zaman her şey susar.
    غِنيى النَّفْسِ أفْضَلُ مِنْ غِنَى المَالِ
    Ruh zenginliği,mal ve para zenginliğinden daha değerlidir.
    اَلْقُوَّةُ فى الإتِّحادِ
    0 Birlikten kuvvet doğar.
    كُلِّ شَيْءٍ فِي أوَّلِهِ صَعْبٌ.
    Her şey, başlangıçta zordur.
    مَا تَزْرَعْ تَحْصُدُْ
    Ne ekersen onu biçersin.
    لاَ تَتْرُكْ عَمَلَ الْيَوْمِ الي الغَدِ.
    Bu günün işini yarına bırakma.
    ما لا يُدْرَكُ كُلُّهُ لا يُدْرَكُ  كُلُّهُ
    Tamamı idrak edilmeyenin,tamamı tarkedilmez.
    مَنْ لاَ أمَلَ لَهُ لاَ حَيَاةَ لَهُ
    İdeali olmayan ölü insan gibidir
    مَنْ لايَرْحَمْ لاَيُرْحَمْ
    Merhamet etmeyene merhamet olunmaz.
    مَنْ يَزْرَعْ الشُّوَكَ يَحْصُدُ الشُّوَكَ.
    Diken eken, Diken biçer.
    الوَقْتُ الَّذى يُوَلَّي لا يَعُودُ
    Geçen zaman geri gelmez.
    الوَقْتُ كاالسَّيْفِ إنْ لَمْ  تَقْطَعْهُ  قَطَعَكَ.
    Zaman kılıç gibidir kullanmazsan seni keser.
    مِنَ القَلْبِ اليَ القَلْبِ سَبِيلٌ
    0 Kalpten kalbe yol vardır.
    سِرُّكَ أَسِيرُكَ إِذا تَكَلَّمْتَ بِه صِرْتَ أسِيرَهُ
    Sırrın senin esirindir,fakat onu konuşmaya başladığın zaman sen onun esiri olursun.
    لبَعيدُ عنِ العيْنِ، بَعيدٌ عَنِ القلْبِ
    Gözden ırak olan, gönülden de ırak olur
    Kaybetmemek için kaydetmek lazım
    العِلْمُ صَيْدٌ وَ الكِتَابَةُ قَيْدٌ
    إما اُبدُ كما كنت أو كن كما تبدو
    “ya olduğun gibi görün ya göründüğün gibi ol”
    القناعة كنز لايفني
    KANAT TÜKENMEZ HAZİNEDİR
    بيضة اليوم خير من دجاجة الغدا
    BUGÜNÜN YUMURTASI YARININ TAVUĞUNDAN DAHA HAYIRLIDIR
    ان كنت ريحا فقدلا قيت اعصارا
    RÜZGAR OLURSAN FIRTINAYLA KARŞILAŞIRSIN
    المؤمن بشرة في وجهه و حزنه في قلبه
    MÜMİN SEVİNCİ YÜZÜNDE ÜZÜNTÜSÜ KALBİNDE OLANDIR
    إذا لم تعلم أين تذهب , فكل الطرق تفي بالغرض
    Nereye gideceğini bilmiyorsan tüm yollar seni götürür
     
    يوجد دائماً من هو أشقى منك , فابتسم
    Gülümse çünkü her zamanda sende daha bahtsız olanlar vardır
     
    يظل الرجل طفلاً , حتى تموت أمه , فإذا ماتت ، شاخ فجأة
    Erkek hep bebek kalır ta ki annesi ölünceye kadar…annesi ölünce hemen ihtiyarlar
     
    عندما تحب عدوك , يحس بتفاهته
    Düşmanını sevince önemsizliğini anlar
     
    إذا طعنت من الخلف , فاعلم أنك في المقدمة
    Eğer arkadan bıçaklanırsan bilki en öndesin
     
    الكلام اللين يغلب الحق البين
    Yumuşak söz açık ve net olan hakı yener
    (Türkiye’deki karşılığı: Tatlı söz yılanı deliğinden çıkarır)
     
    كلنا كالقمر .. له جانب مظلم
    Hepimiz ay gibiyiz…hep bir karanlık yanımız vardır
     
    لا تتحدى إنساناً ليس لديه ما يخسره
    Kaybedecek bişeyi olmayan kimseye meydan okuma
     
    العين التي لا تبكي , لا تبصر في الواقع شيئاً
    Ağlamayan göz aslında bir şey görmüyor
     
    المهزوم إذا ابتسم , افقد المنتصر لذة الفوز
    Yenilenin gülümsemesi yenene kazanma sarhoşluğunu yittirir
     
    لا خير في يمنى بغير يسار
    Solu olmayan sağda hayır yoktur
     
    الجزع عند المصيبة , مصيبة أخرى
    Musibette pes etmek başka bir musibettir
     
    الابتسامة كلمة معروفه من غير حروف
    Gülümseme harfsiz kelimedir
     
    اعمل على أن يحبك الناس عندما تغادر منصبك , كما يحبونك عندما تتسلمه
    Öyle çalış ki koltuğunu bıraktığında insanlar o seni koltuğa geldiğin gün sevdikleri gibi sevsinler
  • İsmi Tasgir – AÖF İlahiyat Arapça Dersleri (18)

     

    “İsm-i tasğîr” ve “İsm-i mensûb” olmak üzere toplam iki çeşittir.

    1. İsm-i tasğîr: Türkçedeki küçültme isminin karşılığıdır. Acıma, sevimlilik

    katma ya da aşağılama amacıyla isimler tasğîr işlemine tabi tutulur.

    Sözgelimi “Çocuk” yerine “Çocukcağız” dendiğinde ona karşı acıma ve

    merhamet, “Bebek” yerine “Bebecik” dendiğinde ona sevimlilik katma,

    “Adam” yerine “Adamcık” dendiğinde ona karşı aşağılama ve hakaret hisleri

    ifade edilmiş olur.

    ismi tasgir

    a. Yapılışı

    1. Üç harfli isimler ( جُنْدٌ  جُنَيْدٌ؛ رَجُلٌ  رُجَيْلٌ؛ عَبْدٌ  عُبَيْدٌ ) örneklerinde

    olduğu gibi فُعَيْلٌ veznine aktarılarak ism-i tasğîr yapılır.

    2. Dört harfli isimler ( (زَوْرَقٌ  زُوَيْرِقٌ؛ عَسْكَرٌ  عُسَيْكِرٌ؛ مَسْجِدٌ  مُسَيْجِدٌ

    örneklerinde olduğu gibi فُعَيْعِلٌ veznine aktarılarak ism-i tasğîr yapılır.

    3. Beş veya üzeri harften oluşan isimler ( ؛ إِصْطَبْل  أُصَيْطِب؛ عَنْدَلِيب  عُنَيْدِل

    سَفَرْجَل  سُفَيْرِج ) örneklerinde olduğu gibi, ilk dört harfi فُعَيْعِلٌ veznine

    aktarılarak ism-i tasğîr yapılır.

    4. Beş harfli olup da dördüncü harfi illetli olanlar ( عُصْفُور  عُصَيْفِير؛ مِفْتَاح

    مُفَيْتِيح ) örneklerinde olduğu gibi فُعَيْعِيلٌ veznine aktarılarak ism-i tasğîr

    yapılır.

    İkinci harfi “Elif” olan isimler küçültme işlemine tabi tutulurken, söz

    konusu “Elif” harfi “Vâv” harfine çevrilir.

    Örnek: ( (شَاهِدٌ  شُوَيْهِدٌ؛ خَالِدٌ  خُوَيْلِدٌ؛ بَابٌ  بُوَيْبٌ

     

    Aşağıdaki isimleri ism-i tasğîr yapınız.

    مَالٌ، رَبٌّ، تِينٌ، زَيْتُونٌ، نَحْلٌ، كَاتِبٌ، مَجْلِسٌ، مِفْتَاحٌ، زَبَرْجَدٌ، يَاقُوتٌ، عَسْجَدٌ

    2. İsm-i mensûb: Bir yere, bir millete, bir topluluğa veya bir aileye aidiyet

    bildiren isimlerdir. Türkçedeki “-li” yapım ekine karşılık gelen öncesi kesralı

    şeddeli yâ ( يّ)’nın isimlerin sonuna eklenmesiyle türetilir.

    Örnek: ( (تُرْكٌ  تُرْكِيٌّ؛ عَرَبٌ  عَرَبِيٌّ؛ هِنْدٌ  هِنْدِيٌّ

    İsm-i mensûb ikinci sınıf kitaplarında geniş olarak ele alınacağından,

    burada bu kadar bir bilgi vermekle yetiniyoruz.

     

  • İsmi Tafdil – AÖF İlahiyat Arapça Dersleri (17)

     

    derecelendiren ve anlamlarının önüne “daha” ve “en” ifadelerinin gelmesini

    sağlayan müştak isim tipidir. Türkçede büyültme ismi olarak da bilinir.

    Şartlara uygun, ek almamış üç harfli (Sülâsî mücerred) fiillerden doğrudan,

    dört ve daha fazla harfe sahip fiillerden ise dolaylı olarak türetilir.

    a. Yapılışı

    1. Sülâsî Mücerred Fiiller: Adı geçen fiiller أَفْعَلُ veznine nakledilerek elde

    edilir. Örneğin sırayla “Bildi, büyüdü ve cesaretlendi” anlamlarına gelen ( عَلِمَ

    كَبُرَ  شَجُعَ fiilleri, ( أَعْلَمُ  أَكْبَرُ  أَشْجَعُ ) biçiminde ism-i tafdîl yapılarak

    aynı sırayla “Daha bilen-en bilen, daha büyük-en büyük, daha cesur-en

    cesur” anlamlarını ifade eder hale getirilmiştir.

    2. Diğer Fiiller: Mansûb ve nekra biçimindeki mastarının önüne ، أَحْسَنُ

    أَكْثَرُ، أَشَدُّ gibi yardımcı ism-i tafdîl kalıpları getirilerek yapılır. Sözgelimi

    sırasıyla “israf etti, kibirlendi, tüketti” anlamlarına gelen (  أَسْرَفَ  تَكَبَّرَ

    اِسْتَهْلَكَ ) fiilleri, yine aynı sırayla ( (أَكْثَرُ إِسْرَافًا  أَكْثَرُ تَكَبُّرًا  أَكْثَرُ اسْتِهْلاكًَا

    kalıplarına nakledilerek “daha israfçı-en israfçı, daha kibirli-en kibirli, daha

    tüketici-en tüketici” anlamlarını ifade eder hale getirilmişlerdir.

    b. Çekimi

    İsm-i tafdîller aşağıdaki gibi çekilir:

    Cemi (Çoğul) Müsennâ (İkil) Müfred (Tekil)

    أَكْبَرُونَ/ أَكَابِرُ

    daha büyükler

    en büyükler (çoğul)

    أَكْبَرَانِ

    daha büyükler

    en büyükler

    (ikil)

    أَكْبَرُ

    daha büyük,

    en büyük

    Müzekker

    (eril)

    كُبْرَيَاتٌ/ كُبَرُ

    daha büyükler

    en büyükler (çoğul)

    كُبْرَيَانِ

    daha büyükler

    en büyükler

    (ikil)

    كُبْرَى

    daha büyük

    en büyük

    Müennes

    (dişil)

    İsm-i tafdîl öncesindeki ismi niteleyen ( ال ) takılı sıfat konumunda olması hariç,

    diğer tüm hallerde müfred müzekker olarak gelir.

    Aşağıdaki fiillerden ism-i tafdîl türetiniz.

    بَطَلَ، تَبِعَ، ثَبَتَ، جمَُلَ، حَكَمَ، رَذُلَ، كَرُمَ، مَجَدَ، نَدَرَ، حَسُنَ، لَزِمَ

    • İsmi Tafdil Hakkında Derlenen Bilgiler :
    • İsmi Tafdil, lafzî kıyasi âmilaşağıdaki beş şart bulunduğu zaman; zahiri fâili REF eden ve mefulün bihi NASB etmeyen bir lafzî kıyasi âmil
    • Örnek : مَا رَأَيْتُ رَجُلاً اَحْسَنَ فِي عَيْنِهِ الْكُحْلُ مِنْهُ فِي عَيْنِ زَيْدٍ  Zeyd’in gözündeki sürmeden, kendi gözündeki sürme daha güzel olan hiç bir adam görmedim. çümlesinde; 
    • 1.ŞART: İsmi tafdil olan ( اَحْسَنَ  ) lafzı, lafız cihetinden ( رَجُلاً  )lafzının sıfatıdır. (KAİDE: İsmi tafdil, Bir ŞEY’in sıfatı veya haberi veya hâli olmalıdır.)
    • 2.ŞART: İsmi tafdil olan ( اَحْسَنَ  ) lafzı, hakikatte ( الْكُحْلُ  o sürme) lafzının sıfatıdır. (KAİDE: hakikatte ise, o ŞEY müteallıkın sıfatı olmalıdır.)
    • 3.ŞART: Müteallık olan ( الْكُحْلُ  ) adamın gözü ile Zeyd’in gözü arasında müşterek olup, adamın gözüne itibarla üstündür.
    • 4.ŞART: Müteallık olan ( الْكُحْلُ  ) Zeyd’in gözüne itibarla, mufaddalun aleyh’dir. (NOT: 3. ve 4. maddeler, nefy edadı dahil olmadan önceki durumu anlatır. Nefy’den sonra ise durum, aksine dönecektir.)
    • 5.ŞART: İsmi tafdil olan ( اَحْسَنَ  ) lafzı, ( مَا  ) edadıyla menfi oldu ve nefy, ismi tafdilin belirttiği ziyadeliği ortadan kaldırdı. Bu nedenlerle de ( اَحْسَنَ  ) ismi tafdili, ( حَسُنَ  ) fiili mânasında oldu ve ( الْكُحْلُ  o sürme) lafzını, fâil alıp REF etti.
    • İsmi Tafdil,   mazi fiilden türetilen bir isimdir. ( أَفْضَلُ daha faziletli kişi) gibi. Ancak mazi fiilin;
    • İsmi Tafdil, fâilde amel etmez. Yani, fiili gibi amel edemediğinden dolayı fâili REF etmez. Çünkü, ziyadelikte onunla eşit olan bir fiil yoktur. Fakat müstetir zamirde, hâl’de ve temyiz’de şartsız olarak amel eder. Şöyle de söylenebilir : İsm-i Fâil, kesbidir (çalıştım demen gibi.) ve fiilleri herkes tarafından görülür, bilinir ve takdir edilir. İsm-i Tafdil ise, vehbîdir (çalıştırıldım demen gibi) ve fiilleri herkes tarafından görülemez, bilinemez ama bilen takdir eder.
    • İsmi Tafdil; sülasi olmayan, nâkıs, câmid (mazisi çekilip, muzarisi çekilmeyen), menfi ve meçhul fiilden türemez. İsmi Tafdil; ancak fiili teaccübün alındığı fiillerden üretilir. Kendisinden ism-i tafdil alınmayan fiilin masdarı, temyiz olmak üzere NASB edilerek, uygun görülen bir lafızdan sonra zikredilir. Örnek: ( أكْرَمَ ) fiilinden ism-i tafdil türetilmez. Ancak, bu fiilin masdarı olan ( إِكْرَامٌ ) lafzı NASB edilerek uygun görülen bir lafızdan sonra zikredilir. Bu uygulamadan sonra ( أَحْسَنُ إِكْرَاماً ) şeklinde ism-i tafdili elde edilir. 
    • İsmi tafdil elde etmek için uygun görülen lafızlar; ( أَشَدُّ daha şiddetli)  ve  ( أَقَلُّ daha az)  ve  ( أَكْثَرُ daha çok)  ve  ( أَعَزُّ daha güçlü)  ve  ( أَعْظَمُ daha büyük)  ve  ( أَحَبُّ daha sevgili)  ve  ( أَضْعَفُ daha zayıf)  ve  (أَقْوَى daha kuvvetli)  ve  ( أَحْسَنُ daha güzel) … gibi bir kelimeden sonra, sülasi dışındaki fiilin masdarı getirilir. Nekre ve mansub olan bu masdar  (isim), kıyaslama veya en üstünlük hâlinin neye nisbetle ifade edildiğini gösterir. Bundan dolayı bu mansub isim “TEMYİZ” adını alır. Aynı şekilde bu durum, üstünlük kalıbına giremeyen diğer sıfatları ifade etmede de geçerlidir.
    • İsmi Tafdil vezninde gelen ve renk, şekil, uzuv noksanlığı mânası bulunan kelimeler ismi tafdil olmayıp sıfatı müşebbehedir ( اَزْرَقُ mavi) gibi.
    • Mazi fiilden üretilen ismi tafdil’de
    • Muzari fiilden üretilen emirde
    • İsmi Tafdilin müzekkeri ( اَفْعَلُ ) veznindedir (NOT: Bu vezin gayri münsarif olduğu için, muzaf ve marife olmaları haricinde ESRE almazlar).
    • İsmi Tafdilin müennesi ( فُعْلَى ) veznindedir ve kıyaslamada bu vezin kullanılmaz. Sıfat tamlamasında ise, ( اَلْبِنْتُ الْكُبْرَى  en büyük kız. .. gibi) sıfat olarak geldiği için mevsufuyla, cinsiyet ve sayı olarak uyumludur. Bu da “en üstünlük” anlamını verir, ancak bir HÜKÜM içermez, sadece bir tesbiti anlatır.
    • İsmi Tafdilin cümlede kullanılışı hk’da derlenen bilgiler:
    • (a) Müzekkerleri:  ( كَبِيرٌ  büyük), ( أَكْبَرُ مِنْ  …den daha büyük), ( اَلْأَكْبَرُ  en büyük) ve
    • (b) Müennesleri: ( كَبِيرَةٌ  büyük), ( أَكْبَرُ مِنْ  …den daha büyük), ( اَلْأَكْبَرى  en büyük).
    • Kâide: Karşılaştırma yapılmadığı zaman, en üstünlük anlamını verir ve haber olarak görev yapar. Örnek-1 ( اللهُ أَكْبَرُ Ellah en büyüktür.)   
    • Müteallik : Bir yere bağlı, bir şeye mensub demektir. Bir cümlenin mânasını açıklayan veya tamamlayan kelimelerdir.)
    • Kâide: Kıyas yapılırken ( مِنْ  ) harfi ceri ile birlikte kullanılır, kıyaslananların cinsiyetine ve sayısına bakılmaz.  Kıyaslama yapılmadığı zaman ise, “en üstünlük” anlamını verir ve bir HÜKÜM içerir.
    • Kâide: İsmi tafdil, bir isim tamlamasında muzaf olduğu takdirde de, “en üstünlük” anlamını verir. Örnek: ( أَكْثَرُهُمْ  onların en çoğu)
    • Kâide: İsmi tafdil, müfred ve nekre bir isimle, sıfat tamlaması yaptığı takdirde de, “en üstünlük” anlamını verir. Örnek: ( أَكْبَرُ وَلَدٍ لَهُ  onun en büyük oğlu)
    • Kâide: ( خَيْرٌ  ) ve ( شَرٌّ  ) kelimeleri ( مِنْ  ) ile kıyas yapıldığında, ismi tafdil anlamını verirler. Bu durumda; müzekker, müennes ayırımı olmadığı gibi sıfat uyuşması da göstermezler. Örnekler: 
    • 7/12 : ( أَنَا خَيْرٌ مِنْهُ خَلَقْتَنِي مِنْ نَارٍ وَخَلَقْتَهُ مِنْ طِينٍdan daha hayırlıyım – beni ateşten yarattın – onu topraktan yarattın.”
    • 5/60 : ( … قُلْ هَلْ أُنَبِّئُكُمْ بِشَرٍّ مِنْ ذَلِكَdan daha şerrini size haber vereyim mi?”  5/59-63 deki Ayet-i Kerimelerden ;
    • (a) Fâsıklardan daha şer’li olanlar, Ellah Teala’nın lânet ettikleridir. Bunlar gazaba uğramış ve onlardan maymunlar, domuzlar ve tâğuta tapanlar yapmıştır. İşte bunlar mevkice daha şer’li olup, düz yoldan daha çok sapmışlardır.
    • (b) Fâsıklar, mü’minden hoşlanmazlar ( تَنْقِمُونَ  ) Ayıplamak, çekememek, beğenmemek, hoşlanmamak, cezâlandırmak veya intikam isteği duymak anlamarını kapsar). Lânetliler
    • Kâide: ( خَيْرٌ  ) ve ( شَرٌّ  ) kelimeleri nekre müfred bir isim veya marife çoğul bir isimle “isim tamlaması” yaptıklarında, isimi tafdil anlamını verirler. Örnek: ( هُوَ شَرٌّ الْكَافِرِينَ  O kafirlerin en kötüsüdür.)
    • Kâide: ( قَلِيلٌ  az) ve ( شَدِيدٌ  şiddetli) gibi iki harfin arasında illet harfi olan fiiller ismi tafdil veznine girince, illet harfi atılıp son iki harf şeddelenir. Örnek: ( أَقَلُّ  daha az) ve ( أَشَدُّ  daha şiddetli) gibi.
    • İsmi Tafdilin sayı bakımından çekimleri:
    • (a) Müzekkerleri: ( أَكْبَرُ  daha büyük), (REF hali: أَكْبَرَانِ  (iki) daha büyük),  (NASB hali: أَكْبَرَيْنِ  (iki) daha büyük), ( أَكْبَرُونَ  daha büyükler) ve
    • (b) Müennesleri: ( كُبْرَى  daha büyük), (REF hali: كُبْرَيَانِ  (iki) daha büyük),  (NASB hali: كُبْرَيَيْنِ  (iki) daha büyük), ( كُبْرَيَاتٍ  daha büyükler).
    • İsmi Tafdilin müfred – müzekker sîgası, tesniyelenmez cemilenmez ve müenneslenmez. (Kaynak: Muvazzah Sarf İlmi) Elif_Lâm’lı olan ism-i tafdilin sekiz sîgası vardır. Bunlar:
    • Müfred Müzekker : (  اَلْأَنْصَرُ  ) gibi.
    • Tesniye Müzekker : (  اَلْأَنْصَرَانِ  ) gibi.
    • Cemî Müzekker Musahhah : (  اَلْأَنْصَرُونَ  ) gibi.
    • Cemî Müzekker Mükesser : (  اَلْأَنَاصِرُ  ) gibi.
    • Müfred Müennes : (  أَلنُّصْرَى  En-nusrâ) gibi.
    • Tesniye Müennes : (  أَلنُّصْرَيَانِ  En-nusrayâni) gibi.
    • Cemî Müennes Musahhah: (  أَلنُّصْرَيَاتُ  En-nusrayâtu) gibi.
    • Cemî Müennes Mükesser : (  أَلنُّصَرُ  En-nusaru) gibi.

     

     

     

  • Mübalagalı İsmi Fail – AÖF İlahiyat Arapça Dersleri (16)

     mübalagalı ismi fail

    Türeyen, sıfat cinsinden isimlerdir. Mübalağa siygasına “mübâlaga-i ism-i

    fâil” de denilir.

    Kalıpları

    Belli başlı mübalağa kalıpları şunlardır:

     

    Türediği fiil Anlam Örnek Kalıp

    ضَحِكَ Çok gülen فَعَّال ضَحَّاك

    عَلِمَ Çok bilen فَعَّالَة عَلاّمَة

    هَمَزَ Çok alay eden فُعَلَة هُمَزَة

    قَدِمَ Çok gayretli مِفْعَال مِقْدام

    صَدَقَ Şartsız destekçi فِعِّيل صِدِّيق

    سَكَنَ Zavallı مِفْعِيل مِسْكِين

    غَفَرَ Çok bağışlayan فَعُول غَفُور

    فَرَقَ Net olarak ayıran فاعُول فَارُوق

    عَلِمَ Çok bilen فَعِيل عَلِيم

    Bu kalıplar içerisinde ne sık kullanılanı ( فَعَّال ) veznidir.

    Mübalağa siygaları semâî olup bir fiilin eğer varsa mübalağa siygasının hangi

    kalıpla yapılacağı ezber yoluyla veya sözlüklere bakılarak bilinebilir.

    Aşağıdaki fiillerden mübalağa siygaları türetiniz. Gerekirse sözlükten yardım

    alınız.

    حَكَمَ، مَدَحَ،كَذَبَ، رَحِمَ، فَهِمَ، وَهَبَ، تابَ، نَامَ، ظَلَمَ، جَهِلَ

    mübalagalı ismi fail

    • Mübalâgalı İsm-i Fâil,
    • (1) Semaî olanlar, onüç semâî vezni vardır.
    • (2) Maziden türeyenler, bir işi sık sık yapanı veya aşırı yapanı veya bir özelliği çokca göstereni tanımlar. ( ضَرَّابٌ  çok döven) gibi.
    • (3) Sıfattan türeyenler, kalıcı bir sıfatlanmayı ve geçici bir isimlenmeyi bildirir, buna da “Hâl” denir ( ضَرِيبٌ  dövücü)  gibi.
    • (4) İsimden türeyenler, bir kimsenin o işle meşgul olduğunu bildirir ( مَلِكٌ  hükümdar) gibi. Mühennesleri sonuna te_merburata alır.
    • Mübalâgalı İsm-i Fâil,beş kıyâsi vezinden birine nakledilerek, mübalâgalı ism-i fâil elde edilir. Kâide:İsm-i fâili olmayan bir kelimenin, mübalâgalı ism-i fâili de olmaz. Örnek :  ( ظَارِفٌ ) şeklinde bir ism-i fâil mevcut değildir. Bu nedenle ( ظَرِيفٌ ) lafzı, mübalâgalı ism-i fâil değildir ama, sıfat-ı müşebbehedir.
    • Mübalâgalı İsm-i Fâilin 1.veznibaşka bir isimle ortak kullanılmaz.  örnek :  ( ضَارِبٌ ) ism-i fâilinde türetilen ( ضَرَّابٌ ) lafzı, mübalâgalı ism-i fâildir.
    • فَعَّالٌ ) veznine örnek Ayet-i Kerime 3/8: ( رَبَّنَا لَا تُزِغْ قُلُوبَنَا بَعْدَ إِذْ هَدَيْتَنَا وَهَبْ لَنَا مِنْ لَدُنْكَ رَحْمَةً إِنَّكَ أَنْتَ الْوَهَّابُbütün dilekleri karşılıksız lütfu kereminle fazlasıyla verensin (hibe edensin, bağışlayansın, verdiğinin karşılığını istemeyen ve sitem etmeyensin).”
    • NOT: “Hibe etmede birine üstün gelen” anlamına gelen ( وَاهَبٌ ) ism-i fâilinin, ( فَعَّالٌ ) veznine nakledilmesiyle kıyâsi mübalâgalı ism-i fâil olmuştur. SORU: Burada isim cümlesinin ( أَنْتَ الْوَهَّابُالْوَهَّابُlafzî kıyâsi âmil
    • Mübalâgalı İsm-i Fâilin 2.veznisıfat-ı müşebbehe ile ortak kullanılır.  Örnek : ( ضَارِبٌ ) ism-i fâilinde türetilen ( ضَرُوبٌ ) lafzı, mübalâgalı ism-i fâildir. ( زَهُوبٌ  derin ) lafzı ise, sıfat-ı müşebbehedir. Çünkü, ism-i fâili mevcut olmadığı için mübalâgalı ism-i fâili yoktur.
    • Açıklama :
    • فَعُولٌ ) veznine örnek Ayet-i Kerime  42/33: ( إِنْ يَشَأْ يُسْكِنِ الرِّيحَ فَيَظْلَلْنَ رَوَاكِدَ عَلَى ظَهْرِهِ إِنَّ فِي ذَلِكَ لَآيَاتٍ لِكُلِّ صَبَّارٍ شَكُورٍ
    • Mübalâgalı İsm-i Fâilin 3.vezniismi âlet ile ortak kullanılır.  Örnek : ( ضَارِبٌ ) ism-i fâilinden türetilen ( مِضْرَابٌ ) lafzı, mübalâgalı ism-i fâildir. ( مِفْتَاحٌ  anahtar ) lafzı ise, ism-i âletdir.
    • مِفْعَالٌ ) veznine örnek Ayet-i Kerime : ( *)
    • Mübalâgalı İsm-i Fâilin 4.veznisıfat-ı müşebbehe ile ortak kullanılır.  Örnek : ( ضَارِبٌ ) ism-i fâilinde türetilen ( ضَرِيبٌ ) lafzı, mübalâgalı ism-i fâildir. ( ظَرِيفٌ  zarif ) lafzı ise, sıfat-ı müşebbehedir. Çünkü, ism-i fâili mevcut olmadığı için mübalâgalı ism-i fâili yoktur. 
    • فَعِيلٌ ) veznine örnek Ayet-i Kerime 2/29 : ( هُوَ الَّذِي خَلَقَ لَكُمْ مَا فِي الْأَرْضِ جَمِيعًا ثُمَّ اسْتَوَى إِلَى السَّمَاءِ فَسَوَّاهُنَّ سَبْعَ سَمَوَاتٍ وَهُوَ بِكُلِّ شَيْءٍ عَلِيمٌ)  “O ki sizin için yarattı – arzın üzerinde ne varsa hepsini – sonra semayı istiva etti – sonra onları yedi sema olarak tanzim etti – O her şeyi bilendir” Ayet-i Kerimesindeki, ( عَالِمٌ ) ism-i fâilinden türetilen ( عَلِيمٌ ) lafzı, Sarf-Nahiv kitaplarında : “Mübalâgalı ism-i fâildir, ama sıfat-ı müşebbehe değildir.” bilgisi mevcut.
    • Ancak, 51/28  ( وَبَشَّرُوهُ بِغُلَامٍ عَلِيمٍ ) “Melekler, Hz.İbrâhim (a.s) mı alîm bir oğul ile müjdelediler.”   Ayet-i Kerimesinde Hz. İsmâil (a.s) ın, doğuştan ( عَلِيمٌ ) olduğunu haber veriyor. Bu nedenle ( فَعِيلٌ ) vezni, sıfat-ı müşebbehe nin de veznidir.
    • Mübalâgalı İsm-i Fâilin 5.veznisıfat-ı müşebbehe ile ortak kullanılır.  Örnek : ( ضَارِبٌ ) ism-i fâilinde türetilen ( ضَرِبٌ ) lafzı, mübalâgalı ism-i fâildir. ( أَشِرٌ  şımarık ) lafzı ise, sıfat-ı müşebbehedir.
    • فَعِلٌ ) veznine örnek Ayet-i Kerime 18/79 : ( أَمَّا السَّفِينَةُ فَكَانَتْ لِمَسَاكِينَ يَعْمَلُونَ فِي الْبَحْرِ فَأَرَدْتُ أَنْ أَعِيبَهَا وَكَانَ وَرَاءَهُمْ مَلِكٌ يَأْخُذُ كُلَّ سَفِينَةٍ غَصْبًا) “Gelelim o gemiye – denizde çalışan yoksul kişilerdendi – onu kusurlamak istedim – peşinde bir hükümdar vardı – bütün gemileri gasp yolu ile zorla almaktaydı.” Ayet-i Kerimesindeki, ( مَالِكٌ ) ism-i fâilinden türetilen ( مَلِكٌ ) lafzı, mübalâgalı ism-i fâildir ve sıfat-ı müşebbehe değildir. Yukarıdaki Açıklama paragrafına bakınız.
    • Mübalâgalı İsm-i Fâil’in
    • Örnek soru-1 :
    • Örnek soru-2 :
    • Semâî vezin-1çok doğru ) ve ( فِسِّيقٌ  çok fâsık ) ve Ayet-i Kerime : ( )
    • Semâî vezin-2çok büyük ) ve ( عُجَاجٌ  çok şaşılacak şey ) ve
    • 25/66: ( إِنَّهَا سَاءَتْ مُسْتَقَرًّا وَمُقَامًا) “Gerçekten o (azâbı dâim olan cehennem) ne kötü bir durak ve makam (mekân) dır.”
    • Semâî vezin-3çok uzun ) ve ( جُهَّالٌ  çok câhil ). Bu vezinde cemî mükesser ve sıfat-ı müşebbehe sîgaları da vardır.  Cemî mükesser sîgasına örnek ( نُصَّارٌ ) ve sıfat-ı müşebbehe sîgasına örnek ( وُضَّاءٌ ).  Ayet-i Kerime : ( )
    • Semâî vezin-4çok bilen ) ve ( نَسَّابَةٌ  nesebleri çok iyi bilen ) ve Ayet-i Kerime : ( )
    • Semâî vezin-5çok gülen ) ve ( لُعَنَةٌ  çok lâlenleyen ) ve Ayet-i Kerime : ( )
    • Semâî vezin-6çok kılıç taşıyan ) ve ( مِجْزَمٌ  çok dolu ) ve Ayet-i Kerime : ( )
    • Semâî vezin-7çok koku süren ) ve ( مِكْثِيرٌ  çok konuşan ) ve Ayet-i Kerime : ( )
    • Semâî vezin-8çok gâfil ) Bu vezinde sıfatı müşebbehe sîgası da vardır ( صُلْبٌ  sert şey ) gibi.
    • 26/83: ( رَبِّ هَبْ لِي حُكْمًا وَأَلْحِقْنِي بِالصَّالِحِينَ) Hz. İbrahim a.s : “Yâ Rabbî! Bana bir hikmet ihsân et – beni sâlihlerin arasına kat.”
    • Semâî vezin-9çok zeki ) ve
    • 2/207: ( وَمِنَ النَّاسِ مَنْ يَشْرِي نَفْسَهُ ابْتِغَاءَ مَرْضَاةِ اللَّهِ وَاللَّهُ رَءُوفٌ بِالْعِبَادِ) “Nâs’dan bazıları nefislerini satarlar – Ellah rızasına ermek için – Ellah kullarına karşı çok şefkatlidir.”
    • Semâî vezin-10çok rivâyet eden ) ve
    • 25/32: ( وَقَالَ الَّذِينَ كَفَرُوا لَوْلَا نُزِّلَ عَلَيْهِ الْقُرْءَانُ جُمْلَةً وَاحِدَةً كَذَلِكَ لِنُثَبِّتَ بِهِ فُؤَادَكَ وَرَتَّلْنَاهُ تَرْتِيلًا) “Kâfirler dedi – Kur’an ona toptan tek olarak indirilseydi ya! – Biz onu senin kalbine yerleşip sabitleşsin diye böyle indirdik – ve onu ağır ağır okuttuk.”
    • Semâî vezin-11çok ayırt eden ) ve Ayet-i Kerime : ( )
    • Semâî vezin-12çok hasta ) ve Ayet-i Kerime : ( )
    • Semâî vezin-13çok gülen ) ve
    • 25/32: ( وَقَالَ الَّذِينَ كَفَرُوا لَوْلَا نُزِّلَ عَلَيْهِ الْقُرْءَانُ جُمْلَةً وَاحِدَةً كَذَلِكَ لِنُثَبِّتَ بِهِ فُؤَادَكَ وَرَتَّلْنَاهُ تَرْتِيلًا) “Kâfirler dedi – Kur’an ona toptan tek olarak indirilseydi ya! – Biz onu senin kalbine yerleşip sabitleşsin diye böyle indirdik – ve onu ağır ağır okuttuk.” 
    • NOTLAR :
    • (1) Bu onüç vezindeki isimleri bazı âlimler mübalâgalı ism-i fâil kabul etmememişler ve sıfat-ı müşebbehe olduklarını ileri sürmüşler.
    • (2) Kendisinde te-merbuta bulunan lafzın müfred sîgası, müzekker ve müennes arasında müşterektir.
    • (3) Masdarlar, mecâzi olarak ism-i meful mânasında kullanılabilir, ancak masdar müfret olarak zikredilir, tesniye ve cemî’si yapılmaz.
    • (4) Mübalâgalı ism-i fâil, bir işle aşırı derecede meşgul olanlar için kullanılır. Ancak olaylardan sonra başlangıçta lüzumsuz gibi görülen işin, o kişiye kazandırdığı; bilgi, tecrübe, pratiklik ..vb’lerinin Cn.Hakk’ın irâdesi ile kazandırıldığına şahidlik edilir. Şöyle de söylenebilir : Seçilen kişi, bir sonraki hadesi başarabilmesi için, bir önceki işin veya işlerin mübalâgalı ism-i fâili kılınır.

     

  • İsmi Alet – AÖF İlahiyat Arapça Dersleri (15)

    eden isimlerdir. Sadece ek almamış üç harfli (sülâsî mücerred) fiillerden elde

    edilirler.

    a. Kalıpları

    Bu isim kalıbı, ek almamış üç harfli (sülâsî mücerred) fiiller, ، مِفْعَلٌ، مِفْعَالٌ

    مِفْعَلَةٌ vezinlerine nakledilerek türetilir.

    Aşağıdaki tabloda her bir kalıptan üçer örnekle karşılaşacaksınız:

    Türediği fiil Anlam Örnek Kalıp

    بَرَدَ Törpü مِفْعَل مِبْرَد

    ثَقَبَ Matkap ” مِثْقَب

    صَعَدَ Asansör ” مِصْعَد

    فَتَحَ Anahtar مِفْعَال مِفْتَاحٌ

    صَبُحَ Lâmba ” مِصْبَاحٌ

    نَشَرَ Testere ” مِنْشَارٌ

    سَطَرَ Cetvel مِفْعَلَةٌ مِسْطَرَةٌ

    طَرَقَ Çekiç ” مِطْرَقَةٌ

    مَسَحَ Silgi ” ممْسَحَةٌ

    b. Çekimi

    Müzekker müennes ayrımı olmayan bu türemiş isim grubu aşağıdaki gibi

    çekilir:

    Cemi (Çoğul) Müsennâ (İkil) Müfred (Tekil)

    مَلاَعِقُ

    kaşıklar

    مِلْعَقَتَانِ

    iki kaşık

    مِلْعَقَةٌ

    kaşık

    Uyarı: Modern dönemlerde ( فَعَّالَة ) vezni de ism-i âlet olarak kullanılmaya

    başlamıştır.

    Aşağıdaki tabloda bu kalıba ait üç örnekle karşılaşacaksınız:

    Türediği fiil Anlam Örnek Kalıp

    نَظَرَ Gözlük فَعَّالَة نَظَّارَة

    سَمِعَ Kulaklık ” سَمَّاعَة

    غَسَلَ Çamaşır makinesi ” غَسَّالَة

    Aşağıdaki fiillerden ism-i âlet türetiniz.

    شَرِبَ، بَرَى، نَقَلَ، حَرَثَ، خَلَبَ، وَزَنَ، جَهَرَ، حَفَرَ، سَارَ

     

  • İsmi Zaman İsmi Mekan – AÖF İlahiyat Arapça Dersleri (14)

     

    fiilden türemiş isimdir.

    a. Kalıpları

    Ek almamış üç harfli (sülâsî mücerred) fiillerden, مَفْعَل، مَفْعِل vezinlerine

    nakledilerek türetilir. Misâl, ecvef-i yâî ve lafif-i mefrûk fiillerle diğer

    fiillerden muzâri kök ikinci harfinin harekesi kesra olanlar ( (مَفْعِل

    vezninde/kalıbında, lefif-i makrûn, nâkıs ve ecvef-i vâvilerle diğer fiillerden

    muzâri kök ikinci harfinin harekesi fetha veya zamme olanlar ( (مَفْعَل

    vezninde/kalıbında ism-i zaman ve ism-i mekan yapılırlar. İstisnâi olarak

    kural dışına çıkılan örnekler de mevcuttur.

    Türediği fiil Anlam Örnek Kalıp

    كَتَبَ Yazıhane مَفْعَل مَكْتَب

    سَكَنَ Mesken ” مَسْكَن

    عَبَدَ Mabet ” مَعْبَد

    رَعَى Otlak ” مَرْعًى

    كانَ Mekan ” مَكان

    سَجَدَ Mescit مَفْعِل مَسْجِد

    جَلَسَ Meclis ” مَجْلِس

    نَزَلَ Ev ” مَنْزِل

    بَاتَ Gece kalınan yer ” مَبِيت

    Bu kalıpların sonuna mübalağa (o işin o mekanda sıklıkla yapıldığını)

    ifade etmek amacıyla yuvarlak tâ getirilerek yapılan ism-i mekanlar da

    vardır: ( مَدْرَسَة، مَحْكَمَة، مَذْبَحَة ) örneklerinde olduğu gibi.

    b. Çekimi

    Müzekker müennes ayrımı olmayan bu türemiş isim grubunun tüm

    kalıpları aşağıdaki gibi çekilir:

     

    Cemi (Çoğul) Müsennâ (İkil) Müfred (Tekil)

    مَسَاكِنُ

    meskenler (çoğul)

    مَسْكَنَانِ

    meskenler (ikil)

    مَسْكَنٌ

    Mesken

    Dört veya daha fazla harften oluşan fiillerin ism-i zaman, ism-i mekân siygaları

    onların ism-i mef‘ûl kalıplarıyla aynıdır.

    Örnek: ( (أَخْرَجَ  مُخْرَج؛ اِنْطَلَقَ  مُنْطَلَق؛ اِجْتَمَعَ  مُجْتَمَع

    Aşağıdaki fiillerden ism-i zaman, ism-i mekân türetiniz.

    بَلَغَ، صَنَعَ، عَمِلَ، شَغَلَ، شَعَلَ، رَكِبَ، نَطَقَ، طَعِمَ، ذَهَبَ، سَلَكَ، لَعِبَ

  • Sıfatı Müşebbehe- AÖF İlahiyat Arapça Dersleri (13)

    güzellik, çirkinlik, sakatlık ve kusurluluk gibi sıfatlarda ve bazı duygularda

    devamlılık ifade eden müştak (türemiş) bir kelimedir. Genellikle lâzım

    (geçişsiz) fiillerden yapılırlar. Türetilen bu kelime formlarına “ism-i fâile

    benzeyen sıfat” anlamında “es-sıfatu’l-müşebbehe bi’smi’l-fâil” veya kısaca

    “es-sıfatu’l-müşebbehe” adı verilir.

    a. Kalıpları

    Sıfat-ı müşebbeheler, dört veya daha fazla harften müteşekkil fiillerden

    ism-i fâil kalıbında elde edilirken, ek almamış üç harfli (sülâsî mücerred)

    fiillerden birçok kalıpta türetilir.

    Aşağıdaki tabloda başlıca sıfat-ı müşebbehe kalıplarını örnekleri,

    anlamları ve türediği fiillerle birlikte görmektesiniz:

     

    Türediği fiil Anlam Örnek Sıfat Kalıp

    فَسَدَ Bozuk فَاعِلٌ فَاسِدٌ

    سَهُلَ Kolay فَعْلٌ سَهْلٌ

    مَرَّ Acı فُعْلٌ مُرٌّ

    نَدَّ Denk فِعْلٌ نِدٌّ

    خَطِئَ Yanlış فَعَلٌ خَطَأٌ

    ضَجِرَ Kızgın فَعِلٌ ضَجِرٌ

    جَبُنَ Korkak فَعَالٌ جَبَانٌ

    شَجُعَ Cesur فُعَالٌ شُجَاعٌ

    كَرُمَ Cömert فَعِيلٌ كَرِيمٌ

    حمَِرَ Kırmızı (Müz.) أَفْعَلُ أَحمَْرُ

    حمَِرَ Kırmızı (Müe.) فَعْلاَءُ حمَْرَاءُ

    شَبِعَ Tok (Müz.) فَعْلاَنُ شَبْعَانُ

    شَبِعَ Tok (Müe.) فَعْلَى شَبْعَى

    Sıfat-ı müşebbehe kalıpları semâî olup bir fiilin eğer varsa sıfat-ı

    müşebbehesinin hangi kalıpla yapılacağı tecrübe yoluyla veya sözlüklere

    bakılarak bilinebilir.

    b. Çekimi

    Aşağıdaki iki formu dışında kullanımı yaygın sıfat-ı müşebbeheler,

    normal ve düzenli bir çekime tabidir. O nedenle sıra dışı bir çekim formatına

    sahip aşağıdaki iki sıfat-ı müşebbehe kalıbına ait çekimleri vermekle

    yetiniyoruz.

    Renk, engellilik ve şekil bildiren fiillerin sıfatları أَفْعَلُ vezninde gelir ve

    aşağıdaki gibi çekilir:

    Cemi (Çoğul) Müsennâ (İkil) Müfred (Tekil)

    عُرْجٌ

    Topallar (çoğul)

    أَعْرَجَانِ

    topallar (ikil)

    أَعْرَجُ

    topal

    Müzekker

    (eril)

    عَرْجَواتٌ/ عُرْجٌ

    Topallar (çoğul)

    عَرْجَاوَانِ

    topallar (ikil)

    عَرْجَاءُ

    topal

    Müennes

    (dişil)

    Bedenin iç isteklerini belirten fiillerin sıfatları فَعْلاَنُ vezninde gelir ve

    aşağıdaki gibi çekilir:

     

    Cemi (Çoğul) Müsennâ (İkil) Müfred (Tekil)

    شِبَاعٌ

    Toklar (çoğul)

    شَبْعَانَانِ

    toklar (ikil)

    شَبْعَانُ

    Tok

    Müzekker

    (eril)

    شَبْعَياتٌ / شِبَاعٌ

    Toklar (çoğul)

    شَبْعَيَانِ

    toklar (ikil)

    شَبْعَى

    Tok

    Müennes

    (dişil)

    Aşağıdaki fiillerden sıfat-ı müşebbehe türetiniz. Gerekirse sözlüklerden yardım

    alınız.

    كَبُرَ، رَخُصَ، بَطَلَ، صَفِرَ، حَدِبَ، صَعُبَ، فَشِلَ، مَرِضَ، حَلاَ، اِنْكَسَرَ، ضَعُفَ


    • Sıfat-ı Müşebbehe  hakkında derlenen bilgiler :
    • (1) Sülasi Lâzım fiillerden türetilen ve sahibinde devamlı kalıcı olan sıfatları veya varlığı gösterir ve kendi fiilinin ameli gibi amel eder..
    • (2) Bazı duygular gibi görünmeyen sıfatlar bu kalıpta gelirler.
    • (3) Renk, güzellik, çirkinlik, kusur, sakatlık gibi görünürdeki sıfatlar bu kalıpta gelir.
    • (4) Sıfat-ı müşebbehe ve ism-i tafdil, gayri munsariftir. Bu nedenle, zamana ve mekana bağlı olarak değişmez.
    • (5) Bazı kalıbları, Mübalağalı ism-i fail’in bazı kalıbları ile ortaktır. Misal: ( فَعِيلٌ ) kalıbındaki sıfat-ı müşebbehe / mübalağalı ismi fail, gibi.
    • (6) Bir mânâ fâil ve bir mânâ mef’ûl olup, fâil iken tezkîr kesbeder ve mef’ûl iken te’nîs kesbeder. (Sohbetler), Aziz Mahmut Hüdâyî, sayfa 176.
    • (7) Sülasi fiillerin dışındaki fiillerin sıfat-ı müşebbeheleri, kendi ism-i fâilleridir.
    • (8) Sıfat- müşebbehe ve gayr-i munsarifin mânaları, mânevi mîras gibidir. O’nu taşıyan (mevsuf) ölünce, mânası bir başkasına geçer. Meselâ: Merkez Efendi (k.s)’nin imtihan sorusuna verdiği cevapta “…. bir sarhoş ölürse, yerine bir sarhoş getiririm …. ” demesi gibidir.
    • (9) Sıfat- müşebbehede, İsmi fâildeki gibi hadesin yenilenmesi mânasında olmayıp, “hades devamlı ve lâzım olma” mânasındadır. Yani o hades, o zattan hiç ayrılmaz.

  • İsmi Meful – AÖF İlahiyat Arapça Dersleri (12)

    sıfat-fiile “ism-i mef‘ûl” denir.

    Söz gelimi sırasıyla “Yazdı, denetledi, örtündü” anlamlarına gelen “ , كَتَبَ

    فَتَّشَ، تَسَتَّرَ ” fiillerinin ism-i mef‘ûlleri aynı sırayla “yazılan, denetlenen,

    örtünülen” anlamındaki “ مَكْتُوب، مُفَتَّش، مُتَسَتَّر ” kelimeleridir.

    a. Yapılışı

    1. Sülâsî (Üç harfli) fiillerde ( (كَتَبَ  مَكْتُوب؛ نَصَرَ  مَنْصُور؛ جَذَبَ  مَجْذُوب

    örneklerinde olduğu gibi مَفْعُول vezninde gelir.

     

    2. Dört veya daha fazla harften oluşan fiillerde (rubâî mücerred ve mezîd

    fiillerde) muzâri fiilin ma‘lûmunun (etgen formunun) muzâraât harfi atılır,

    yerine zammeli bir mim getirilir. Sondan bir önceki harfin harekesi fetha

    değilse fetha yapılır.

    Örnek: (  حَدَّثَ  يُحَدِّثُ  مُحَدَّث؛ جَاهَدَ  يُجاهِدُ  مُجَاهَد؛ تَفَكَّرَ  يَتَفّكَّرُ

    (مُتَفَكَّر

    Aşağıdaki fiillerden ism-i mef‘ûl türetiniz.

    بَلَغَ، ثَقَبَ، جمََعَ، عَلَّمَ – يُعَلِّمُ، أَكْرَمَ – يُكْرِمُ، شَاهَدَ – يُشاهِدُ، تَكَلَّمَ – يَتَكَلَّمُ، تَشَابَهَ – يَتَشابَهُ،

    اِحْتَرَصَ – يَحْتَرِصُ، اِسْتَهْلَكَ – يَسْتَهْلِكُ، تَرْجَمَ – يُتَرْجِمُ

    b. Çekimi

    Sülâsî (üç harfli) fiillerden türemiş ism-i mef‘ûl aşağıdaki gibi çekilir.

    Cemi (Çoğul) Müsennâ (İkil) Müfred (Tekil)

    مَكْتُوبُونَ / مَكَاتِبُ

    Yazılanlar (çoğul)

    مَكْتُوبَانِ

    yazılanlar (ikil)

    مَكْتُوبٌ

    yazılan

    Müzekker

    (eril)

    مَكْتُوبَاتٌ

    Yazılanlar (çoğul)

    مَكْتُوبَتَانِ

    yazılanlar (ikil)

    مَكْتُوبَةٌ

    yazılan

    Müennes

    (dişil)

    Dört veya daha fazla harfli fiillerden türemiş ism-i mef‘ûller ise şu şekilde

    çekilir:

    Cemi (Çoğul) Tesniye (İkil) Müfred (Tekil)

    مُعَلَّمُونَ

    Öğretilenler (çoğul)

    مُعَلَّمَانِ

    öğretilenler

    (ikil)

    مُعَلَّمٌ

    Öğretilen

    Müzekker

    (eril)

    مُعَلَّمَاتٌ

    öğretilenler (çoğul)

    مُعَلَّمَتَانِ

    öğretilenler

    (ikil)

    مُعَلَّمَةٌ

    Öğretilen

    Müennes

    (dişil)

      • İsm-i Mef’ul, Hakkında Derlenen Bilgiler :
      • İsm-i Mef’ul : وَذَاكَ مَنْصُورٌ  Yardım edilmiş, yardım olunmuş (zahiren, meçhul ve batınen, seyirci gibi olmak) : İsmi mef’ulün durumu, NASB ameli yapmak hususunda ismi fâilin durumu ve hâli gibidir.
      • Hadesin vâki olduğu zata delâlet etmek için, meçhul bir fiili muzariden türetilen isme, İsm-i Mefûl denir. Şöyle de tarif edilir:
      • (1) Sülasi mücerred fiilden alınan ve yapılan işten etkilenen kişi veya nesneyi gösteren kelimeye ism-i mef’ul denir. Lâzım fiillerin ism-i mef’ulu olmaz.
      • (2) İsmi mef’ul, fiil kendisi üzerine vâki olduğu durumda, hadesten türetilen bir isimdir.
      • Örnek, 7/201  ( إِنَّ الَّذِينَ اتَّقَوْا إِذَا مَسَّهُمْ طَائِفٌ مِنَ الشَّيْطَانِ تَذَكَّرُوا فَإِذَا هُمْ مُبْصِرُونَ )  “Şüphesiz sakınan o kimseler – kendilerine şeytandan bir tâife dokunduğu zaman – tezekkür ederler – hemen o vakit onlar basiretleriyle bakarlar.”
      • Bu Ayeti Kerimedeki ( مُبْصِرُونَ ) kelimesinde ; “Onlar bakarken, ism-i meful olur ama, ism-i fâil olamazlar. Çünkü onlara GÖSTERİLDİĞİ an GÖRÜRLER,  gösterilmez ise görmezler ve görmediğini de idrak edemezler. Tezekkür etmeyen sakınana (takva ehline) ise, gösterilmez.” anlamları saklıdır. Şöyle de söylenebilir : Tezekkür eden takvâ ehli basiretle bakar ve tezekkür etmeyenin görmediklerini görür, bilir ve idrâk eder. Çünkü o an için, bir “Mubsirûn” dur.
      • İsm-i mef’ul, meçhul mânasındadır ve kendisinden türetildiği meçhul fiilin amelini yapan bir lafzî kıyasi âmildir. Bu ifadenin bir anlamı da: İsmi meful,  nâibi fâili REF eder fakat, mefulün bihi NASB etmez demektir. Çünkü; İsmi meful, nâibi fâili ile bir cümle olmayan mükerreb bir lafızdır, lafzen merfudur ve mübtedanın haberidir. Şöyle de söylenebilir; nâibi fâili bulunmayan meful, lafzî kıyasi âmil görevini yapamaz.
      • Sülasi mücerred fiillerin KIYASİ_ ism-i mef’ulu, (A) Sülasi mücerred den ise ( مَفْعُولٌ ) veznindedir.  Fiil-i mazinin malumunun; (a) evveline meftuf bir “mim” getirilir, (b) fael fiili cezimlenir, (c) aynel fiili çeken “ism-i mef’ul vav’ı getirilir ve (d) isim alameti olarak, lamel fiili tenvin’lenir. Şayet, ismin evvelinde “lamı tarif” konulmuş ise, tenvin yerine “ötre” gelir. (B) Sülasi mücerredin gayrısından olduğu halde ismi mef’ul, son harften bir önceki harfi fethalı olduğu halde, ismi fâil sigası üzeredir.
      • Sülasi mücerred fiillerin SEMÂİ_ism-i mefulu, ( كَثِيرٌ ) veznindedir. (Örnek: Nur Suresi, 26.) Bu vezin ; hem semâi ism-i meful, hem mübalağalı ism-i fâilin, hemde sıfat-ı müşebbehenin veznidir. Ayet-i Kerimenin mânasını tefekkür ederken bu husus, mutlaka dikkate alınmalıdır. Yani “Bu vezinde gelen kelime, cümlede hangi görevi yapıyor ?” diye incelenmeli ve düşünülmelidir. Çünkü mübteda, hem zahiren (zahiri beş duyu ile algılanan) fâil görevini yapar, hem de batınen (manevi beş duyu ile algılanan) mef’ul görevini yapar.
      • Diğer fiillerin ism-i mefulu, ( مُسْتَخْرَجٍ ) lafzında görüldüğü gibi; (a) evveline meftuh bir “mim” getirilir, (b) son harften önceki harf FETHA yapılır.
      • Sülasi mücerred fiillerinden alınan KIYASİ_ ism-i mef’ulün sîgaları:
      • Müfred – Müzekker – REF hâli : ( مُخْلوُقٌ ) gibi.
      • Tesniye – Müzekker – REF hâli : ( مُخْلوُقَانِ ) gibi.
      • Cemî  – Müzekker –  REF hâli  : ( مُخْلوُقوُنَ ) gibi.
      • Müfred – Müennes – REF hâli : (مُخْلوُقَةٌ) gibi.
      • Tesniye – Müennes – REF hâli :  (مُخْلوُقَتَانِ) gibi.
      • Cemî  –  Müennes –  REF hâli : (مُخْلوُقَاتٌ) gibi.
      • Müfred – Müzekker – NASB ve CER hâli : ( مُخْلوُقًا ) gibi.
      • Tesniye – Müzekker – NASB ve CER hâli : ( مُخْلوُقَيْنِ ) gibi.
      • Cemî – Müzekker – NASB ve CER hâli : ( مُخْلوُقِينَ ) gibi.
      • Müfred – Müennes – NASB ve CER hâli : (مُخْلوُقَة) gibi.
      • Tesniye – Müennes – NASB ve CER hâli : (مُخْلوُقَتَيْنِ) gibi.
      • Cemî – Müennes – NASB ve CER hâli : (مُخْلوُقَاتٍ) gibi.
      • Cemi Müzekker Mükesser vezinleri: ( مَكَاتِبٌ    مَكَاتِيبٌ )
      • Üç harften fazla harfli fiillerinden alınan KIYASİ_ ism-i mef’ulün sîgaları:
      • Üç harften fazla harfli fiillerden alınan ism-i mef’ul, o fiilin fiil-i muzarilerinin meçhullerinden alır. Örnek : ( يُقَاتَلُ )’nin muzaraat harfi atılır ve yerine ötreli bir “mim” getirilir. Elif Lâm’sız munsarif bir isim olduğu için de sonuncu harfin harekesinden sonra bir tenvin getirilir. Bu işlemden sonra, ism-i mef’ul sîgası ( مُقَاتَلٌ ) hâsıl olur.
      • Müfred – Müzekker : ( مُقَاتَلٌ ) gibi.
      • Tesniye – Müzekker : ( مُقَاتَلاَنِ )  gibi.
      • Cemî – Müzekker Musahhah : ( مُقَاتَلوُنِ )  gibi.
      • Müfred – Müennes : ( مُقَاتَلَةٌ )  gibi.
      • Tesniye – Müennes : ( مُقَاتَلَتَانِ )  gibi.
      • Cemî – Müennes Musahhah : ( مُقَاتَلاَتٌ )  gibi.
      • Sülasi Mücerredden Alınan İsm-i Mef’ul Mânasındaki Semâî Sîgalar : Bu vezinler beş tanedir.
      • Masdarlar, mecâzi olarak ism-i mef’ul mânasında kullanılabilir. Bu takdirde, böyle bir masdardan ism-i mef’ulün tesniye, cemî ve müennes mânası irade edilse bile, bu masdar müfred olarak zikredilir. Örnek :
      • 31/11 : ( هَذَا خَلْقُ اللَّهِ فَأَرُونِي مَاذَا خَلَقَ الَّذِينَ مِنْ دُونِهِ بَلِ الظَّالِمُونَ فِي ضَلَالٍ مُبِينٍ ) “İşte Alla’ın yarattığı bu – gösterin bana O’ndan başkaları ne yaratmış – hayır! o zâlimler açık bir sapıklık içindeler.” Ayet-i Kerimesindeki ( خَلْقُ ) lafzı, ( خَلَقَ ) fiilinin masdarıdır. ( هَذَا خَلْقُ اللَّهِ ) Kelâm ile de ( هَذَا مَخْلُوقُ اللَّهِ ) “Şu, Ellah’ın mahlûkudur.” terkibinin mânası kastedilir.
      • Birincisi (فَعِيلٌ) veznidir. (قَتِيلٌ) “öldürülmüş” gibi.
      • İkincisi (فَعُولٌ) veznidir. (حَلُوبٌ) “sağılmış” gibi.
      • Üçüncüsü (فِعْلٌ) veznidir. (ذِبْحٌ) “boğazlanmış” gibi.
      • Dördüncüsü (فَعَلٌ) veznidir. (قَنَصٌ) “avlanan av” gibi.
      • Beşincisi (فُعْلَةٌ) veznidir. (غُرْفَةٌ) “avuçla alınan su” gibi.