Yıl: 2012

  • Diyanet Atamaları Yarın Açıklanıyor


    Diyanet İşleri Başkanlığı taşra teşkilatında imam-hatip ve müezzin-kayyım ihtiyacının karşılanması amacıyla,  657 sayılı Devlet Memurları Kanununun 4’üncü maddesinin (B) bendi ile 6/6/1978 tarihli ve 7/15754 sayılı Bakanlar Kurulu Kararında belirtilen “Sözleşmeli Personel Çalıştırılmasına İlişkin Esasların” “Sınav Şartı” başlıklı Ek Madde2/b çerçevesinde sözleşmeli 5660 imam-hatip ve 734 müezzin-kayyım alımı için e-başvuruları sona ermesinin ardından, ATAMALAR YARIN AÇIKLANIYOR. 

     


    5660 imam-hatip ve 734 müezzin-kayyıma atama açıklamaları Diyanet İşleri Başkanlığı ile haber sitemizde eş zamanlı olarak yayımlanacaktır. 

  • Kuran Kursuna Talep 2 Milyonu Aştı

     

    Yılmaz, AA muhabirine yaptığı açıklamada, önceki yıllarda mevzuat gereği Kur’an kurslarına 5. sınıfı bitiren çocukların katılabildiğini, geçen yıl çıkarılan kanun hükmünde kararnameyle yaş sınırının kaldırıldığını ifade etti.

    Düzenleme sayesinde okul öncesi ve ilkokul çağındaki çocukların Kur’an kurslarına gitmelerinin önünün açıldığını anımsatan Yılmaz, ”Kur’an kursları için geçtiğimiz yıllarda 1,5 milyon civarında olan kayıt sayısı, şu anda 2 milyonu geçmiş durumda. Yüzde 20-30 civarında bir artış olduğunu ifade edebiliriz” dedi.

    Çocuklarının dini eğitim almasını arzu eden vatandaşlar için yaz tatillerinin önemli bir fırsat sunduğuna dikkati çeken Yılmaz, şunları kaydetti:

    ”Kurslarımız, Haziran’ın 2. haftasından sonra başlıyor, Eylül’e kadar devam ediyor. Kurslarda, Kur’an-ı Kerim’in dışında dini bilgiler, Siyer-i Nebi ve ahlak gibi dersler veriliyor. İbadet ile ilgili ilmihal bilgileri, itikat bilgileri anlatılıyor. Hazreti Peygamber’in hayatı ile temel ve dini ahlak çocukları sunuluyor. Esas amaç, çocuklarımızın daha sonraki hayatlarında düzgün ibadet yapmalarını, namaz surelerini ezberlemelerini, dini bilgi bakımından bir Müslümanın bilmesi gereken farzları bilecekleri seviyeye gelmelerini sağlamaktır.

    Kur’an kurslarımız okul gibi değildir, okulda olduğu gibi devam zorunluluğu yok. Tamamen velilerin ve çocukların kendi iradeleriyle gerçekleşen hadisedir, buna rağmen çok güzel bir tempoda çocukların devam ettiğini görüyoruz. Çocuklar ve aileleri ihtiyaç hissederek kurslara geldikleri için okul ortamından daha rahat ortamda eğitim verilmeye çalışıldığı için çocuklar devam ediyorlar. Hocalarımızın da gayretleriyle çocuklarımız çok iyi meşgul ediliyor. Piknik ve geziler düzenlenerek kursalar cazip hale getiriliyor.”

    Yılmaz, kurslarda ayrıca caminin fiziki unsurlarının tanıtıldığını dile getirerek, ”Çocuklara mümkün mertebe oyun havası içerisinde camiyi, cemaati sevdirmek önemli. Bu sene sloganımız da ‘camilerimiz çiçek açacak, camilerimiz çocuk açacak’ şeklindeydi. Çocukların camide oynamasını ama onu tanımasını amaçlıyoruz” diye konuştu.

    Dini bilgilerin çocuk yaşta öğretilmesinin kalıcı olduğunu anlatan Yılmaz, dini eğitim yönteminin de sevgiye dayalı olması gerektiğini söyledi.

     

    -Hafızlık eğitimi-

     

    Yılmaz, hafızlık eğitiminin de kamuoyunda ”4 4 4” olarak bilinen değişiklikle ikinci 4 yılda mümkün hale geldiğini anımsattı.

    İmam hatip liseleri ile ilahiyat fakültelerinde eğitim görecekler için hatipliğin önemli olduğuna işaret eden Yılmaz, şöyle konuştu:

    ”Hafızlıkla beraber ilahiyat tahsili gören kişinin mesleki yetenekleri çok daha fazla oluyor. O bakımdan biz özendiriyoruz. MEB Din Öğretimi Genel Müdürlüğüyle müştereken ‘100 Hafız Kur’an Kursu’ diye bir proje başlattık. Diyanet Vakfı’nın da destekleriyle bu Kur’an kurslarında okuyan çocuklara burs vermek, özendirmek suretiyle lise çağında onların hafız olmasını sağlayacak bir ortam tesis etmeye çalışıyoruz. Böylece kabiliyetli ve hevesli çocukların hafız olmalarını sağlayacak hem maddi imkanı hem manevi ortamı sunmayı hedefliyoruz. 100 Kur’an kursumuz önümüzdeki seneden itibaren çalışmaya başladığında burada 1-1,5 senede hafız olan gençlerimiz özel, butik imam hatip okullarımızda eğitim alacaklar. Bunlar sadece ilahiyat fakültelerine yönlendirilecekler, aldıkları hafızlık eğitimi zayi olmasın diye. Hafız yaptığımız çocuklarımızı özellikle ilahiyata teşvik edeceğiz, özendireceğiz, burs vereceğiz. Bu suretle ilahiyat mezunlarının belli oranda hafız olarak hayata atılmalarını sağlayacak bir altyapıyı hazırlamayı hedefliyoruz.”

  • İslamda Din Eğitimi Kategorisi Yoktur!

     

    Doğrusunu söylemek gerekirse, ‘İkinci Said’ dönemimi yaşıyorum: Kendi kozamı örmekle, fikrî dünyamı ikmalle meşgulüm.

    Ne ki, bu durum, güncel gibi görünen bazı hayatî, varoluşsal meselelere kayıtsız kalmamı gerektirmiyor. Zira pratiğe aktarılamayan teorinin hayatta hiç bir kıymeti harbiyesi olmadığını düşünüyorum.

    Aslına bakılırsa, benim ‘güncel’ diye ilgilendiğim, kayıtsız kalamadığım meseleler, pek de güncel, dolayısıyla günübirlik meseleler değil: Bu ülkenin, Müslümanların veya insanlığın daha köklü, daha esaslı varoluşsal meseleleriyle ilişkili meseleler bunlar çoklukla.

    * * *

    Güncel gibi görünen ama gerçekte bu ülkenin geçmişten hâl’e ve istikbale yaptığı inişli çıkışlı yolculukla, dolayısıyla geleceğiyle, geleceğinin alacağı şekille yakından irtibatlı meselelerden biri, adına yanlış bir şekilde ‘din eğitimi’ denen meselesidir.

    İşte bu mesele, İmam Hatip Liseleri (İHL) üzerinden son birkaç haftadır Zaman gazetesi yazarlarından Mümtazer Türköne tarafından ‘ortada fol yok, yumurta yok’ken yeniden gündeme getirildi.

    Meseleye girmeden önce, bir hakkı teslim etmem gerekiyor: Mümtazer Türköne, herhangi bir yazar değil: Analitik kabiliyeti ve gözlem gücü yüksek bir akademisyen. Bu iki özelliği, Türköne’nin yazılarını, entelektüel derinliği ve vaatlerinin yüksekliği bakımından pek çok köşe yazarının yazılarından ayırıyor. Benim Türköne’nin bu meselede yazdıklarını tartışmaya niyetlenmenin bir nedeni biraz da bu aslında.

    * * *

    Türköne’nin yazdığı 4-5 yazıda İHL’ler konusunda üzerinde/n yürüdüğü temel argüman şu: İHL’ler, ‘din eğitimi’ veren kurumlardır; Kur’ân ve siyer derslerinin seçmeli de olsa müfredata konulmasından sonra ‘din eğitimi’ veren bu kadar İHL’ye ne gerek var?

    Bu söylemi ‘bir yerlerden’ tanıyor olmalısınız: Evet, özelde CHP’nin, genelde ise laik çevrelerin onyıllardır dillendirdikleri ayartıcı bir söylem bu.

    Yani yeni bir şey söylemiyor Türköne. Seküler çevrelerin seküler bakış açılarını bu kez ‘sağ-muhafazakâr’ bir entelektüelin dillendirmesine tanık oluyoruz: Yeni olan bu! Ve bu ‘yenilik’ de yenilir yutulur cinsten bir şey midir, düşünmekte fayda var.

    * * *

    Türköne’nin yazılarına Hayrettin Karaman Hoca, Ali Bulaç ve Eser Karakaş cevâbî yazılar yazdılar. Eser Hoca, o kendine özgü latif üslubuyla Türköne’ye katıldığını söyledi özetle. Ali Bulaç, İHL’lerin iki dünyayı (Batı’yı ve İslâm’ı) aynı anda öğrettiğine dikkat çekti; ki, bu, önemli bir nokta.

    Hayrettin Karaman Hoca da, İHL’lerin kurulmasında, geliştirilmesinde, müfredatının hazırlanmasında birinci derecede rol alan bir ilim adamı olarak İHL’lerin Türk eğitim sistemi içindeki ve toplumdaki konumunu tartıştı bir kaç yazıyla.

    * * *

    Gerek Türköne’nin yazılarında, gerekse diğer yazarların ‘eleştirel metinler’inde gözden kaçırıldığını düşündüğüm asıl mesele, meselenin püf noktası aslında. Şu: ‘Din eğitimi’ ne demek? Müslüman bir toplumda ‘din eğitimi’nden sözediyor olmak hangi zihin yapısının, nasıl bir hâlet-i rûhiyenin, sosyo-kültürel travmanın, şizofrenin ve yaralı bilincin ürünüdür acaba? İHL’ler gerçekte ‘din eğitimi’ veren eğitim kurumları mıdır?

    Öncelikle şu temel ilkeyi hatırlatmak isterim: İslâm’ın eğitim ‘teori’sinde de, ‘pratiği’nde de, bilim tarihinde de, ilimler tasnifinde de ‘din eğitimi’ diye bir kategori yoktur: Bu algı biçimi, seküler dünyanın ve toplumların bölmeli / parçalı zihin yapılarının ve dünyalarının ürünüdür.

    ‘Din eğitimi’ denen ‘şey’in, seküler / Batı toplumlarında elbette bir karşılığı vardır. Ama ‘Müslüman toplum’larda yoktur. Ve daha da kötüsü, bu algı biçimi, Müslüman zihin yapısını tarumar eden, marazîleştiren, tıkayan, donduran, simülatifleştiren seküler bir ‘hayat-dünya’ algısıdır.

    Gazalî, İbn Sina, İbn Arabi, Sinan, Itrî gibi öncü kişiler, ‘din eğitimi’ veren okullardan yetiştikleri için mi öncü kişiler olmuşlardır; yoksa hayatın bütününü kuşatan, fizikle metafiziği, dış dünya’yla iç dünya’yı, bu dünya ile öte’yi buluşturan bütüncül bir Tanr ı, âlem ve insan tasavvuruna dayanan âlemşümûl bir ‘aura’da, habitus’ta / ‘vasat’ta yetiştikleri için mi?

    * * *

    Türkiye’nin en temel, en varoluşsal sorunu eğitim sorunudur: Türkiye’de, sömürgecilik deneyimi yaşamaMamıza rağmen kendi kendini sömürgeleştiren; bu yüzden de çocuklarımıza, -farklılıkları birlikte ama kendi olarak yaşatma tecrübesinin pek çok bakımdan henüz aşılamamış, en gelişmiş modelini ortaya koyan- bizim medeniyet tecrübemizi, iddialarımızı, bilincimizi, ruhumuzu ve ideallerimizi kazandırmak yerine, bu ruhu, bilinci, iddiaları unutturan, hatta yok eden; çocuklarımızın özgüvenlerini, dolayısıyla öz-eleştirel yeteneklerini yerle bir eden; pergelini şaşırmış, Arşimet noktasını yitirmiş ‘sömürgeci’ bir eğitim sistemi hükümfermadır.

    Oysa her bakımdan, her düzlemde gerçek anlamda yaşayan tek uygarlık olduğu için Batı uygarlığına mensup toplumlarda, bizdeki gibi, temel varoluşsal iddialarını, medeniyet ideallerini ve ruhunu yok sayan, tarumar etmeye kalkışan bir eğitim sisteminin varlığını düşünmek bile tahayyül edilemeyecek bir şeydir. Batı toplumlarının istisnasız her birinin Arşimet noktası bellidir; dolayısıyla bu Arşimet noktası, Batı toplumlarının eğitim sistemlerinin temel yapıtaşlarını oluşturur.

    * * *

    İHL’ler, ‘din eğitimi’ veren kurumlar değildir. İHL’leri, ‘din eğitimi’ veren kurumlar olarak görmek, meselenin püf noktasını görememek, varlık nedenlerini kaçırmak demektir.

    İHL’ler, bütün eksikliklerine, yetersizliklerine, kuruluş gerekçelerinin (sistemin kutsallarını meşrulaştırmayı, seküler yani ‘aydın imamlar yetiştirmeyi’ hedefleyen) traji-komikliğine ve üstüne üstlük de sürgit hedef tahtası hâline getirilmelerine, itilip kakılmalarına rağmen, Mevlânâ’nın pergel metaforu çerçevesinde, pergelin sabit ayağını nereye basması gerektiğini az çok bilen, pergelin diğer ayağıyla da başka dünyalara, medeniyetlere, düşünce geleneklerine şu ya da bu şekilde de olsa uzanabilen kuşaklar yetiştirmeyi amaç edinen ve Arşimet noktasını iyi kötü bulmuş eğitim kurumlarıdır. Bu anlamda, Batı’daki bütün eğitim kurumlarının temel mantığının İHL’leri andırdığını söylemek bile gerekmiyor aslında.

    Elbette ki, İHL’lerin niteliği, çapı, son dönemlerde yaşadığı -her tür- dekadans, İslâmî ilim, düşünce ve hayat tasavvuruyla ilişkilerinin son derece zayıf ve yetersiz olması gibi eksikliklerinin, sorunlarının nasıl giderilebileceği tartışılabilir, tartışılmalıdır da. Aslında İHL’ler etrafında yapılacak tartışmaların bu çerçevede yapıldığı zaman hem İHL’lere, hem de eğitim sistemimizin temel, varoluşsal zaaflarının görülmesine ve giderilmesine katkısı daha iyi fark edilebilir.

    İHL’leri abartmanın da, yok saymanın ve bilip bilmeden ‘öcü’ olarak görmeye kalkışmanın da bu ülkeye hiçbir katkısı yoktur ve olamaz da.

    * * *

    Oysa ülkemizde zorla yaşatılmaya çalışılan, hem genelde içeriği / müfredatı açısından, hem de daha önemlisi ise, bütün derslerde benimsediği oryantalistleştirici, bizim tarihimize, kültürümüze, sanatımıza, toplumumuza bile Batılı perspektiflerle bakan, şaşı-bakan, metamorfozlaştırıcı, çocuklarımızı kültürel şizofrenin eğiğine fırlatarak bilinçlerini yaralayan, zihinlerini tam ortadan ikiye yaran, özgüvenlerini yerle bir eden, pergelini şaşırmış, Arşimet noktasını yitirmiş, o yüzden de hastalıklı genel perspektif açısından mevcut sömürgeci eğitim sistemimizin temel açmazının nerede olduğunun ipuçlarını barındıran, en temel düzlemde de olsa eğitim sistemimizin asıl yaratıcı kaynağının nerede gizli olduğunu belli belirsiz gösteren, gelecekte, eninde sonunda izini sürmek zorunda kalacağımız, geleceğimizin model eğitim kurumlarının iyi kötü örneğini sunan eğitim kurumlarıdır İHL’ler. Bütün zaaflarına ve sorunlarına rağmen üstelik de.

    Ayrıca bu kurumların, eğitim kalitesi, çapı ve kaynakları gerektiği ölçüde geliştirildiğinde, nitelikli ve düzeyli önaçıcı kişiler yetiştirmesi işten bile değildir. Mesela Kartal İHL, böyle bir yerdir, deyim yerindeyse Robert Kolej’in muadili konumundadır ve her alanda çaplı insanlar yetiştiren öncü bir okuldur. Bilenler bilir bunu; bilmeyenler de bilsin, araştırıp öğrensinler.

    Batı’daki bütün eğitim kurumları, tıpkı İHL’ler gibi ve tabiî İHL’lerden çok daha belirgin şekillerde Batı ülkelerinin çocuklarına medeniyet ruhu, bilinci, ideali veren kurumlardır.

    * * *

    Bir ülkenin eğitim sistemi, üç sütun üzerinden geliştirildiği zaman, büyük atılımların, açılımların ve yaratıcılıkların da önü açılmış olur. Bu üç sütun, ortaya konan bütün insanlık birikiminin -kendi Arşimet noktanız ekseninde, pergelin sabit ayağını nereye basacağınızı belirledikten sonra- hayata ve harekete geçirilerek aktarılmasını, tartışılmasını, özümsenmesini ve içselleştirilmesini öngören TEVARÜS (birikimi aktarma veya biliş), TEMELLÜK (birikimi kendine maletme veya oluş ya da buluş) ve TEMESSÜL (birikimi içselleştirme, kendinde ve kendini varetme veya bulunuş ya da varoluş) sütunlarıdır. Bunu, eğitimde 3 T modeli ya da formülü olarak adlandırıyorum.

    Bütün esaslı, özgün, yaratıcı eğitim sistemleri, bu üç olmazsa olmaz sütun üzerinde/n yükselebilir. Dün de böyleydi bu; yarın da böyle olacak… İşte İHL’ler, bu üç sütun üzerine kurulan ama hem ülkenin sarsak ve kendi kendini sömürgeleştirici zihin yapısı ve zihniyeti açısından, hem de itilip kakılmaları, sürgit hedef tahtasına yatırılmaları ve bu yüzden ite kaka, düşe kalka yol alma çilesine ve Çin işkencesine maruz bırakılmaları nedeniyle bu sütunların imajinatif şekillerde nasıl harekete geçirilebileceğinin örnek modelini yeterince ortaya koyamamış da olsa, bu sütunların farkında olan model eğitim kurumlarımızdır.

    Özetle, temel sorunumuz, Müslüman bir toplumda ‘din eğitimi’ algısının sorunlu olduğunu görmek ve sözünü ettiğim üç sütun üzerinden sömürgeci eğitim sisteminden kurtulmanın yollarını araştırmaktır.

    İHL’leri kapatmak veya salt ‘din eğitimi’ veren, seküler, ne idüğü belirsiz absürd kurumlara dönüştürmek yerine, İHL’lerin eksikliklerini, arızalarını ve önündeki engelleri gidermenin yollarını araştırmak ve bunun da ötesinde, daha imajinatif, daha özgün, dolayısıyla Arşimet noktasını yitirmemiş, pergelini şaşırmamış öncü eğitim kurumlarının nasıl geliştirilebileceği ve hayata geçirilebileceği varoluşsal meselesi üzerinde kafa yormak zorundayız

    Yusuf Kaplan

    Yenişafak

  • Hz. Ömer Dizisi Tartışma Yarattı

     

    Ramazan ayının yaklaşmasıyla Arap dünyasında hazırlanan dini içerikli dizilerin arasında, Hazreti Ömer’in tasvir edilerek çekildiği ‘Ömer’ dizisi tartışmalara neden oldu.

    MÜSLÜMANLARA ÇAĞRI

    Arap kanalı MBC’de yayımlanacak ‘Ömer’ dizisi, sosyal paylaşım sayfalarında gündem olurken, Hz. Ömer’in tasvir edilerek canlandırılması büyük eleştiri aldı. Facebook ve Twitter sayfalarında diziyle ilgili özel başlıklar açılırken, dizinin yayına sokulmaması için Müslümanlara çağrıda bulunuldu.

    HALİFELERİN TASVİR EDİLMESİ CAİZ DEĞİL

    Yapım aşaması tamamlanan dizi, Endonezya ve Türkiye’de dublajı tamamlanarak Ramazan ayı içerisinde yayına girecek. Filmle ilgili görüş bildiren Suudi alimler, halifelerin filmde tasvir edilmesinin caiz olmadığı görüşünü dile getiriyor.

    İslam aleminin fetva konusunda önem atfettiği El Ezher’e bağlı İslami Araştırmalar Merkezi adına açıklamada bulunan Ahmed El Hatip de, filmin yayımlanmasına karşı olduklarını açıkladı.

    HAYRETTİN KARAMAN: ÇOK SAKINCALI

    Diziyi izlemediğini ve içeriğini bilmediğini söyleyen Prof. Dr. Hayrettin Karaman ise, eğer dizide Hz. Ömer’in saygınlığını zedeleyecek bir husus olursa bu konunun tartışmaya gerek olmadan sakıncalı olacağını söyledi. Karaman aykırı içerik, gönülleri incitecek bir durum olmazsa dizinin faydalı bile olabileceğini söyledi. Prof. Karaman 70’li yıllarda İslam dünyasının önemli isimlerinin canlandırıldığı bazı tiyatro eserlerinin oynandığını söyledi.

    ÇAĞRI FİLMİNİ ÖRNEK GÖSTERDİ

    Kendisinin de seyrettiği bir tiyatroda Hz. Ebubekir’in canlandırıldığını anlatan Hayrettin Karaman ‘Çağrı’ filmini de hatırlattı. Filmde Hz. Hamza’nın Anthony Quinn tarafından canlandırıldığını hatırlatan Karaman, dizide sahabenin bir artist tarafından canlandırılmasının sakıncalı olmadığını belirtti.

    Karaman ‘Çağrı filmi çok beğeni kazandı. Çok iyi tesir etti. Müziği birçok insanın telefonlarındadır. O dönemde El Ezher alimleriyle görüşüldü. Film hakkında olumsuz müteala olmadı’ dedi.

    Yeni Şafak
  • Diyanet İşleri Başkanı İlk 5 te Yer Alacak

     

    Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, Moritanya İletişim ve Parlamentoyla İlişkiler Bakanı Hamdi Ould Mahjoub’la birlikte TRT ile Moritanya Televizyonu ve Radyosu arasında işbirliği protokol törenine katıldı. Başbakanlık Merkez Bina’daki basın salonunda gerçekleşen imza töreninin ardından gazetecilerin gündemdeki konulara ilişkin sorularını cevaplayan Başbakan Yardımcısı Arınç, bir gazetecinin, CHP Tunceli Milletvekili Hüseyin Aygün’ün TBMM’de cemevi açılmasına ilişkin talebinin, TBMM Başkanlığı tarafından “Alevilik din değildir” gerekçesiyle reddedildiğini hatırlatması üzerine şöyle konuştu : 
      “Aleviliğin bir din olduğunu sayın milletvekilimiz söylüyorsa, Türkiye’de, ‘ben Aleviyim’ diyen milyonlarca insan var. Onlar Aleviliğin bir din olmadığını, İslam’ın içinde olduğunu söylüyorlar. Biz burada sayın milletvekilinin ne söylediğine değil yüzyıllardır belki bin yıldır Alevilik konusunda bir inanç manzumesinin İslam içinde yer aldığını söyleyen bugüne kadar gelmiş öğretileri kabul etmek noktasındayız.” 
      
      -Diyanet’in protokoldeki yeri- 
      
      Diyanet İşleri Başkanlığı’nın, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün ilk kurduğu Cumhuriyet kurumlarının başında geldiğine dikkati çeken Arınç, “Atatürk, Diyanet İşleri Başkanı’nı her zaman sağ tarafında bulundurmuştur. Protokolde ilk 5’in içinde bulundurmuştur. Şimdi 52’inci sırada olduğuna bakmayın. İnşallah yeni yapılacak protokol düzenlemesiyle aynı Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün Diyanet İşleri Reisi’ne verdiği önem, bugün de yine protokolde en önde yerini koruyacaktır, korumalıdır” dedi. 
      “Diyanet İşleri Başkanlığı, bu konuda anayasada tarif edilen görevi içinde bir kabulde bulunmuşsa, bunu kabul etmemiz gerekir” diyen Arınç, sözlerini şöyle sürdürdü : 
      “Bunu kabul ederken de Tunceli Milletvekili’nin düşüncesinden daha çok değer vermemiz gerekir. Tunceli Milletvekilimiz kendi alanı içinde böyle bir kabulde bulunabilir. O zaman, Alevilik onun dini ise o dinin ibadetine göre hareket etmesi gerekir. Unutmayalım birbirinden farklı düşünceye sahip Aleviler var ve büyük bir ekseriyet Aleviliğin ayrı bir din olmadığını, yüzyıllardır İslam’ın içinde kabul edildiğini hem gören, hem itiraf eden, hem de ona göre yaşayan insanlardır.” 
      
      -“Şimdi konuşması gerekenler konuşsun”- 
      
      Başbakan Yardımcısı Arınç, “tutuklu milletvekilleri” tartışmalarına yönelik düşüncesinin sorulması üzerine, “Kimsenin ağzını açmadığı zamanda, kimsenin bir şey söylemediği zamanda bu konuda en çok konuşan, fikrini açıklayan bir insanım. Bir yıl öncesinden bugüne kadar, seçildikleri günden şu ana kadar tutuklu milletvekilleriyle ilgili tek konuşan benim. Konuştuğumu tekrar etmek durumunda da değilim. Şimdi konuşması gerekenler konuşsun” ifadesini kullandı. 
      
      -BDP’nin tavrı medeni”- 
      
      Arınç, yeni anayasa konusunda Meclis’te oluşturulan komisyonun çalışmalarında yaşanan gerilimi hatırlatan bir gazetecinin, BDP’nin “anadil” konusundaki talebi nedeniyle “masadan kalkmayı” düşündüğünü söylemesi üzerine Arınç, şunları söyledi: “Sayın Meclis Başkanı’na soracaksınız bu soruyu çünkü onun başkanlığında bu çalışmalar yürüyor. Bugüne kadar komisyonun yaptığı çalışmalardan memnunum. Bir anlayış içinde bu süreci götürüyor. Şüphesiz farklı düşünen partiler olabilir ama hiçbir parti anlaşmadan masadan kalkmamak üzere sözleşmişlerdi. BDP’nin tavrı da esasen bunu öngörüyor. ‘Her konuda bazı şeyleri öne sürmek suretiyle BDP’nin düşüncelerine izin ve imkan verilmiyor; biz bunu şikayet ediyoruz’ diyorlar. Bu, bence medeni bir davranış. Bu konuyu da Anayasa Komisyonu’nun görevine devam ederek, kendi içinde çözümlemesi gerekir. Ben hiçbir partinin millete verdiği söz karşısında masadan kalkmayacağını, Türkiye’nin ihtiyacı olan yeni, çağdaş ve sivil bir anayasaya yıl sonuna kadar kavuşmak için tüm güçleriyle çalışacağına inanıyorum.”

    Türkiye Gazetesi

  • İlahiyat Araştırmaları Ödülleri Sahiplerini Buldu

     

    İlahiyat alanında yapılan ilmi araştırmaları ve akademik çalışmaları teşvik etmek amacıyla, Akdeniz Üniversitesi Rektörlüğü İlahiyat Fakültesi Dekanlığı tarafından verilen Akdeniz İlahiyat Araştırmaları Ödülleri, incelemeden sonra sahiplerini buldu.

    İlahiyat alanında yapılan ilmi araştırmaları ve akademik çalışmaları teşvik etmek amacıyla, Akdeniz Üniversitesi Rektörlüğü İlahiyat Fakültesi Dekanlığı tarafından verilen Akdeniz İlahiyat Araştırmaları Ödülleri, incelemeden sonra sahiplerini buldu.

    İlahiyat Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Ahmet Yaman’ın verdiği bilgiye göre, kendi alanında bir ilk olan yarışmaya 45 eser katıldı. Eserler, İlahiyat alanının saygın isimlerinden oluşan 6 kişilik bir jüri tarafından konusunun özgünlüğü; araştırma yöntemi, düşünce ve meselelere yaklaşım tarzı bakımından İlahiyat alanına katkısı, değerlendirme derinliği ve yorumlama düzeyi, bilimsel araştırma yöntemlerine uygunluğu ve yazım üslûbunun niteliği ile alanının klasik ve modern kaynaklarından istifade düzeyi açılarından değerlendirildi.

    Yapılan incelemeler sonucunda “İslam Dünyasında İktisadi ve İlmi Hayatta Yahudiler” isimli eseriyle Doç. Dr. Nuh Arslantaş birincilik ödülüne layık bulundu. İkincilik ödülünü “Mecusi Geleneğinde Tek Tanrıcılık ve Düalizm İlişkisi” isimli doktora teziyle Dr. Mehmet Alıcı, üçüncülük ödülünü ise “Şafii’nin Kıyas Anlayışı” isimli kitabıyla Yrd. Doç.Dr. Soner Duman aldı.

    Yarışmada ayrıca “Dilbilimsel Tefsir ve Kur’an’ı Anlamaya Katkısı” adlı kitabıyla Dr. Mustafa Karagöz ve “Gazzali’nin Kıyas Anlayışında Münasebe Kavram”ı adlı kitabıyla ile Fatih Turay da mansiyon ödüllerine layık bulundu. Dekan Prof. Dr. Ahmet Yaman, birinciye 5 bin TL ve Akdeniz Üniversitesi Adrasan Eğitim ve Uygulama Merkezi’nde 5 gün ailece tatil, ikinciye 3 bin TL ve aynı yerde 5 gün ailece tatil, üçüncüye ise 2 bin TL ve 5 gün ailece tatil ödülü vereceklerini belirtti. Ayrıca mansiyon alanlara da biner lira ödül verileceğini açıkladı.

  • Üniversite İçerisinde Cami Projemiz De Bulunacak

     

     

    KÜ Rektörü Prof. Dr. Seyit Aydın, gazetecilere yaptığı açıklamada, üniversitelerinin merkez yerleşkesinde kütüphane, laboratuvar ve sosyal mekanların bulunduğunu belirterek, öğrencilerin bunlardan istifade ettiğini söyledi.

    Bu yıl üniversitelerinde İlahiyat Fakültesi’nin kurulduğunu aktaran Aydın, ”İnşallah yerleşke içerisinde cami projemiz de bulunacak. Osmanlı ve Selçuklu mimarisine uygun ve bin 500 kişinin aynı anda ibadet yapabileceği caminin yanında, kütüphane ve laboratuvar da olacak” diye konuştu.

    Milliyet

  • Görmez İlahiyat Lisesini Açtı

     

     

    Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Mehmet Görmez, Bulgaristan’ın Kırcali şehrine bağlı Mestanlı Belediyesi’nde Türkiye Diyanet Vakfı ve TİKA’nın desteğiyle yapımı tamamlanan İlâhiyat Lisesi hizmet binalarının açılışını yaptı. Açılıştan sonra binayı gezen Görmez, beyaz tahtaya Arap harfleriyle besmele yazdı.

    Diyanet İşleri Başkanı, daha sonra Selimiye Camii İmamı Süleyman Demiray’ın yönettiği ve bölge imamların katıldığı Tashih-i Huruf dersine iştirak etti. Öğrencileri dinleyen Görmez, “Sizleri tebrik ediyorum, bizden istediğiniz ne varsa biz her zaman sizin yanınızda olacağız. Biz sizin için varız.” diye konuştu.

    Görmez, ayrıca derse katılan bir öğrenciye kursun faydalı olup olmadığını sordu. Öğrenci, kendisinin buraya katılarak büyük bir mesafe kat ettiğini aktardı.

    İlahiyat fakültesi mezunlarının 8’inci geleneksel toplantısına da katılan Görmez, öğrencilerle sohbet etti.

    Açılış töreninde Türkiye’nin Sofya Büyükelçisi İsmail Aramaz, Bulgaristan Müslümanları Başmüftüsü Dr. Mustafa Hacı Aliş ve Bulgaristan Dinler Müdürü Emil Velinov ile Türkiye’den kalabalık bir heyet de hazır bulundu. 

  • Diyanet Fetvaları Sanal Aleme Taşıdı

     

    Diyanet İşleri Başkanlığı Din İşleri Yüksek Kurulunun merak edilen sorulara verdiği cevaplara artık internetten ulaşılabilecek. Uygulamayla yurt içinden ve yurt dışından mail, telefon, faks veya mektup yoluyla gelen sorulara verilen cevaplar, Diyanet İşleri Başkanlığının internet sayfasında sanal ortama aktarıldı. Bundan böyle güncel fetvalara “Dini Sorular” bölümünden ulaşılabilecek. 

    Yenilenen sistemle dinler, mezhepler, inanç, temizlik, namaz, oruç, zekât, hac, umre, kurban, adak, yemin, kefaret, dua, helaller ve haramlar, aile hayatı, Hz. Peygamberin hayatı, tasavvuf ve ahlak gibi konularda detaylı olarak arama yapmak mümkün olacak. Ayrıca,ilgili kelimenin geçtiği benzer fetvaları da görmek mümkün hale getirildi.

  • İlahiyat Kontejanları % 50 Arttı

    YÖK, ilahiyat fakültesi kontenjanlarında rekor bir artışa imza attı. 2010 yılında 6 bin 375 kişi olan ilahiyat kontenjanları, yüzde 25 oranında artarak 2011 yılında 8 bin 25’e olmuştu. Bu yıl kontenjanlar yüzde 50’ye yakın artarak, 12 bin 540 oldu. ÖSYM’nin yayınladığı “ön” kılavuza göre bu yıl 11 ilahiyat fakültesi ilk öğrencilerini alacak. İlahiyat fakültesine sahip mevcut 35 üniversite, yeni açılan fakültelerle birlikte 46’ya yükseldi. 46 üniversite arasında 5 vakıf üniversitesi de ilahiyat fakültesine yer verdi. 

    2003’te 920’deydi

    Fatih, Fatih Sultan Mehmet, İstanbul 29 Mayıs, İstanbul Şehir ve Yakın Doğru vakıf üniversitelerinde ilahiyat fakültesi bulunuyor. 41 devlet üniversitesinde de ilahiyat fakültesi bulunuyor.

    1997 yılında 23 üniversitede 3288 olan ilahiyat kontenjanları 28 Şubat sürecinin ardından azaltılmaya başlamış ve 1998 yılında 2400’e ve kademeli olarak 2003 yılında da 920’ye kadar düşmüştü. 2004 yılında 945’e yükseltilen kontenjanlar, Erdoğan Teziç döneminde en yüksek 1400’e kadar yükseltilmişti. 2007 yılında Prof. Yusuf Ziya Özcan’ın göreve gelmesiyle, 2008 yılından itibaren kontenjanlar artırılmaya başlanmış ve 2009 yılında 5 bini bulmuştu. 2010 yılında 6 bin olan kontenjanlar, geçen yıl da 8 bine yükseltilmişti.

    Gazete Vatan

Ücretsiz Arapça öğrenme araçlarıDerslerin yanında: seviyeni bul, kelime ezberle, okuyarak pekiştir.