Yıl: 2012

  • İmam-Hatiplere Kayıt İlk Günde 1000i Geçti!

     

    Bursa İmam Hatip Liseleri Mezunları ve Mensupları Derneği (BİHMED) Başkanı Halil Eldemir, 23 Temmuz – 17 Ağustos tarihleri arasında kayıtların yapılacağı imam hatip ortaokullarına velilerin yoğun ilgi gösterdiğini söyledi. Kayıtların ilk gününde Bursa merkezinde toplam 700 öğrencinin ön kayıt yaptırdığını dile getiren Eldemir, ilçe merkezlerindeki kayıtlarla İmam hatip ortaokullarına kayıt yaptıranların sayısının bini geçtiğini vurguladı. 

    Velilerin, merkezde 15, diğer ilçelerde 11 imam hatip ortaokuluna kayıt yaptırabileceğini belirten Eldemir, talebin fazla olması halinde yeni okulların tahsis edileceğini sözlerine ekledi.

     

  • CarrefourSAdan Çağdışı Bağnazlık

     

    KIZILAY’LA PROTOKOL İMZALADI

    Yeni Şafak’ın haberine göre; CarrefourSA’nın protokol imzaladığı Kızılay’ın kampanyasında başörtülü bir yardımseveri çalıştırmasına karşı çıkması büyük tepki aldı. Alınan bilgiye göre Kızılay ile CarrefourSA, Kızılay’a kumanya bağışını içeren bir protokol imzaladı. Protokole göre CarrefourSA Ramazan Kumanyası hazırlayacak, bu kumanyayı satın alan yardımseverler de ihtiyaç sahiplerine ulaştırması için mağazanın bahçesine kurulacak Yardım Çadırı’nda Kızılay’a bağışlayacaklardı. Kızılay Ataşehir Şubesi, protokole dayanarak Kozyatağı CarrefourSA’nın girişine yardım çadırı kurdu.

    GENEL MÜDÜR KAMERADAN İZLEDİ: İZİN VEREMEYİZ

    Vatandaşlar Kızılay yardım çadırına yoğun ilgi gösterdi. Bu ilgi özellikle tatil olan Pazar günü daha da arttı. Kızılay Ataşehir şubesi de talebe yetişemeyince Elif Demirci isimli gönüllü çalışanını görevlendirdi. Yardım çalışmaları devam ederken CarrefourSA’dan bir yetkili gelerek başörtülü olduğu için Demirci’nin çalışmasına izin veremeyeceklerini bildirdi. Yetkili, “Genel müdürümüz çadırı kameralardan izledi. Elif Demirci’nin başörtülü çalıştığını gördü. Buna izin veremeyiz” diye uyardı.

     

    O KIZ KONUŞTU

    Demirci, olayı şöyle anlattı: “Carrefour’un önündeki Kızılay standında gönüllü çalışan birimiz başı açık iki kişiydik. Çalışmaya başladıktan sonra CarrefourSA yetkilileri yanıma geldiler ve ‘sizin burada başörtülü olduğunuz için çalışma izniniz yok, ya başörtünüzü çıkarın ya da buradan gidin’ dediler. Ben de başörtümü çıkarmayacağımı gideceğimi söyledim. Bunun üzerine bana eğer istersem içeride müşteri olarak alışveriş yapabileceğimi ancak çalışan olarak başörtülü duramayacağımı belirttiler.”

    “İNANCIMA BÜYÜK SAYGISIZLIK”

    Yaşadığı olay sebebiyle çok üzüldüğünü, müslüman bir ülkede yaşamasına rağmen, böyle bir muameleye maruz kalmanın inancına büyük saygısızlık olduğunu belirten Elif Demirci, kendisinin de bu zamana kadar hep CarrefourSA’dan alışveriş yaptığını ifade etti.

    CARREFOURSA YETKİLİSİNDEN NET CEVAP ALAMADIK

    Konuyla ilgili ulaştığımız CarrefourSA yetkilileri ise net cevap vermedi. Görüştüğümüz basın-halkla ilişkiler sorumlusu konuyla ilgili yetkili kişinin yurtdışında olduğunu, öğleden sonra Türkiye’ye dönüp bir açıklama yapacağını ifade etti. Şimdi kamuoyu, iddia edilen ayrımcılıkla ilgili CarrefourSA yetkililerinin yapacağı açıklamayı merakla bekliyor.

    STK’LAR PROTESTO EDECEK

    Personelin sözleri karşısında büyük şaşkınlık yaşayan Kızılay Ataşehir Şube Başkan Yardımcısı Süleyman Akın, CarrefourSA genel müdürlüğünü aradığını, ancak muhatap bulamadığını kaydetti. Akın, “Sabah akşam demeden bize gönüllü hizmet veren yardımsever arkadaşımıza yapılanlar bizi çok üzdü. Bu olayın peşini bırakmayız” diye konuştu. Konudan haberdar olan Ataşehir Dernekler Platformu da bugün CarrefourSA Kozyatağı şubesi önündü bir protestoya hazırlanıyor.

     

  • Bilgisayar Orucu

     

    Bir gün kendime böyle bir ceza vereceğim hiç aklıma gelmezdi. Neden verdiysem? Ama artık tutmalıyım: hafta sonu bilgisayar yasağı sözümü. Bilgisayarsız ama onurluyum ne de olsa. Of off günler, saatler bir türlü geçmiyor. Şimdi patlayacağım. Hâlbuki iki adım ötemde, işte kanepenin üstünde o güzel varlık. Yo yo olmaz pes edemem. Kitap mı okusam, ama zaten sabahtan beri kitap okuyorum. Canım bilgisayar dışında hiçbir şey istemiyor.

     

    İşte böyle bir süre bunalım içinde geçirdim saatlerimi. Ancak akşam yemeğinden sonra fark edebildim kendimi bilgisayarla sınırlayanın kendim olduğunu ve Pazar günü için harika planlar hazırladım.

     

    Sabahın ilk ışıkları yüzüme vurur vurmaz kalktım. Ezber yapmaya başladım. Kahvaltıdan sonra Kur’ân çalıştım. Hadis, ilmihal, Arapça derken günün sonunda hiç bilgisayar aramadığımı fark ettim. Tabii bu çalışmalarımla bazılarını da kıskandırmıştım. Yaşasın bilgisayarsız hayat! Diyorum. Tabii bu Pazartesi günü bilgisayara sarılmayacağım anlamına gelmiyor.

     

    SELCEN BETÜL ARABACI

    İzdüşünce

  • Peygamberimizin Dilinden Ramazan

     

    Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellembize Şaban ayının son günü bir hutbe irâd etti ve şöyle buyurdu:

    “Ey müslümanlar!

    Büyük ve mübarek bir ayın gölgesi üzerinize düştü. Bu, içinde ‘bin aydan daha hayırlı olan’ Kadir Gecesi’nin bulunduğu bir aydır.

    Bu ay; Allah Teâlâ’nın, gündüzlerinde orucu farz, gecelerinde teravih namazını nafile olarak meşru kıldığı (mübarek) bir aydır.

    Bu ayda kim bir hayr işlerse başka zamanlarda bir farzı yerine getiren kimse gibi sevap kazanır. Bir farzı eda eden de başka aylarda yetmiş farzı yerine getiren gibi sevap kazanır.

    Bu ay sabır ayıdır. Sabrın karşılığı da cennettir.

    Bu ay ihsan, yardım ve eşitlik ayıdır.

    Bu ay müminin rızkının arttığı bir aydır.

    Kim bir oruçluyu iftar ettirirse bu, onun günahlarının bağışlanmasına ve cehennemden kurtulmasına sebep olur. İftar ettirdiği müslümanın aldığı sevaptan bir şey eksilmeksizin onun kazandığı kadar da ayrıca sevap kazanır.”

    – Bizim hepimiz bir oruçluyu iftar ettirecek imkana sahip değildir… dediler.

    Bunun üzerine Rasûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem;

    “Allah Teâlâ bu sevabı bir oruçluyu bir hurma veya bir yudum su ya da bir içim süt ile iftar ettirene de verir” buyurduktan sonra hutbesine şöyle devam etti:

    “Bu ay, evveli rahmet, ortası mağfiret, sonu cehennemden kurtuluş olan bir aydır. Kim (bu ayda) emri altındakilerin yükünü hafifletirse Allah onu bağışlar ve cehennemden azad eder.

    Bu ayda dört şeyi çok yapınız. Bunların ikisi ile Rabbinizi hoşnud edersiniz; ikisinden de zaten uzak kalamazsınız. Rabbinizi hoşnud edecek iki işiniz; lâ ilâhe illellah diyerek Allah’ın birliğine şehadet etmeniz ve bağışlanma dilemenizdir. Uzak kalamayacağınız öteki iki şeye gelince, onlar da Allah’dan cenneti isteyip cehennemden kurtulmayı dilemenizdir.

    Kim bir oruçluyu doyuracak olursa Allah onu benim havuzumdan sulayacak, o da cennete girinceye kadar bir daha susuzluk çekmeyecektir.”[1]

     

    Her Müslüman, kavuştuğu Ramazan ayından mutlaka kendisi için bir şeyler bekleyecektir. Bu beklentiler de elbette onun dünya hayatı ile ilgili olduğu kadar hatta belki de daha çok ahiret hayatına yönelik olacaktır. Çünkü mümin için gerçek istikbal, ahirettir.

    Birkaç Nokta

    Peygamber Efendimiz’in hutbesi -eğer yansıtabildiysek- pek açık ve nettir. Ancak biz yine de dikkatimizi çeken bir kaç nokta üzerinde bilhassa durmakta yarar görmekteyiz.

    Gerçek İstikbal

    Peygamber Efendimiz, Ramazan-ı Şerif’i müminlerin ferdî hayatları ve ahirete yönelik olarak kendilerine kazandıracağı neticeler açısından tanıtmıştır. Çünkü her Müslüman, kavuştuğu Ramazan ayından mutlaka kendisi için bir şeyler bekleyecektir. Bu beklentiler de elbette onun dünya hayatı ile ilgili olduğu kadar hatta belki de daha çok ahiret hayatına yönelik olacaktır. Çünkü mümin için gerçek istikbal, ahirettir.

    Öte yandan bilinen bir gerçektir ki kişileri fert fert iyileşmeye teşvik etmek, toplumu belli bir iyileşmeye sevketmektir. Çünkü cemiyetler, fertlerden teşekkül etmektedir. Çünkü sevinçler ve güzellikler paylaşıldıkça büyür. Ramazan sevinci de paylaşıldığı ölçüde toplumu sarar.

    Baha Değil Bahane

    Sevgili Peygamberimiz aleyhissalâtü ve’s-selâm Efendimiz, Ramazan’dan yararlanmak için ille de belli ölçüde maddi imkanlara sahip olmak gerekmediğini açıklamıştır. O, bu beyanı ile sanki “Allah Teâlâ rahmeti için baha değil bahane ister” demek istemiştir. Bir yudum su bile “bahane” niteliğini hâizdir. Zira iyilik kadar iyilik niyeti de önemlidir. O halde hiç kimse maddi imkânlarına bakıp bu ayda ümitsizliğe düşmemelidir. Peygamber Efendimiz’in“Allah’ı hoşnud edecek iki iş” olarak takdim ettiği, tevhid ikrarı ve mağfiret dileği, dikkat edilirse her müminin diliyle yapabileceği bir kolaylıktadır.

    Tevhid inancı ve şuuru Ramazan’da bilhassa kelime-i tevhid’i sık sık tekrarlamak suretiyle yüreklerde güçlendirilmeli, kökleştirilmelidir. Zaten “Kalbler Allah’ı anmakla tatmin olur.“[2]

    Gerek “Bin aydan daha hayırlı Kadir Gecesi” gerekse Ramazan’da yapılacak iyilik ve ibadetlerin başka zamanlarda yapılanlardan farklı karşılık göreceğine dair açıklama, “Ramazanın fevkalade bir imkân” olduğunu göstermektedir. Herkesin bildiği bir gerçektir ki fevkalde imkânlar, fevkalade sorumlulukları beraberinde getirir.

    Nimet de Sorumluluk da

    Gerek “Bin aydan daha hayırlı Kadir Gecesi” gerekse Ramazan’da yapılacak iyilik ve ibadetlerin başka zamanlarda yapılanlardan farklı karşılık göreceğine dair açıklama, “Ramazanın fevkalade bir imkân” olduğunu göstermektedir. Herkesin bildiği bir gerçektir ki fevkalde imkânlar, fevkalade sorumlulukları beraberinde getirir. Sevgili Peygamberimiz bir taraftan Ramazan ayında yapılacak işlerin kıymetini anlatırken bir taraftan da bu konulara ilgisiz kalacakların her zamankinden çok daha büyük kayıplara, zararlara uğrayacaklarını anlatmış olmaktadır.

    Olumlu Bakmak

    Söz bu noktaya gelmişken, Ramazan’a duyulan saygıdan dolayı yapılacak her hareketin mutlaka bir kıymeti olacağını vurgulamakta fayda görmekteyiz. “Ramazan dolayısıyla” diye başlayan levhalarla durdurulduğu bildirilen bazı faaliyetlerin, alınan tedbirlerin her birinin ayrı bir değeri vardır. Umulur ki bu tür davranışlar, Ramazandan bir şeyler bekleyen sahiplerinin önceki yanlışlarına kefaret olur. Toplumu din konusunda, dinî hayatın gereği hakkında bilinçlendirmeye yarayan her şeyi takdirle karşılamak, bu kabil teşebbüslerin yaygınlaşması açısından uygun olacaktır. Yılda bir ay süre ile de olsa toplumun dinî havayı daha yoğun şekilde teneffüs etmesine yardımcı olacak her girişimi, -kimden ve nereden gelirse gelsin- olumlu karşılamak, onlara, asıl olumluluklar sistemine çıkarılmış birer davetiye gözüyle bakmak herhalde daha iyidir.

    Asıl acınacak olanlar, eski yaşayışlarında ve duygularında en küçük bir gelişme ve kıpırdama olmayanlardır. Bundan da kötüsü, Ramazan dolayısıyla güzelleşen günlük hayatı ve bunun topluma yayılışını hazmedememek, bundan rahatsızlık duymaktır.

    Peygamberî Gerçeklik

    Peygamberimiz’in Ramazan’ı “sabır ayı” olarak tavsif etmesi onun gerçekçiliğinin açık delilidir. Din ve ibadet disiplinine daha sıkı bir şekilde girmenin; bunun hisler-hevesler, çevre ve fiziki bünyede meydana getireceği değişikliklerin baskısına, saygısızlıklara, hasılı bütünüyle günlük hayata karşı sabrın en çok gerektiği ay Ramazan’dır. Bunu herkes kendi tecrübeleriyle bilir.

    “Uzak kalamayacağınız iki iş, cenneti istemek, cehennemden kurtulmayı temenni etmek” tespiti de Peygamberimiz’in gerçekçiliğinin bir başka ifadesidir. Çünkü hiç kimse mutluluk ülkesi cenneti reddetmez yine aklı başında kimse de cehennemde azab çekmeyi istemez.

    Cihad Ayı Ramazan

    Efendimiz’in hutbesinden anlaşıldığına göre Ramazan, en tabii isteklerimizden en önemli görevlerimize kadar her şeyin değerinin çok büyük ölçüde arttığı bir mevsim olmaktadır. Bu, arzuların gerçekleşmesi için gösterilecek gayretlerin zamanı olmak bakımından Ramazan’ın “cihad ayı” olduğu anlamına gelir. Zaten bayram da cihadla kazanılan zafer sevincinin adıdır.

     

    Dipnotlar:

    [1] İbn Huzeyme, Sahih, III, 191-192,(Thk. M.M.A’zamî), Beyrut, 1975

    [2] er-R’ad (13), 28

     
    Prof. Dr. İsmail Lütfi Çakan
    Sonpeygamber
  • İlmihal Yazarları Biraz Empati Yapmalılar

     
    İmam Hatibe ilk başladığımız 1968 yılında oruç için sahura kalktığımızda yiyecek olarak tek bir portakalın olduğunu şimdiki gibi hatırlıyorum. O zamanlar yaygın bir yokluk vardı galiba. Köyden gelen bazlama ve çörek türü yiyecekler hemen bitiverirdi. Ama yufka ekmek dayanıklı olurdu. Onun sulanması ve bir süre üzerinin bastırılarak kapatılması ve beklenmesi gerekiyor. Ekmeği hatırlamıyorum ama tek bir portakal ile sahur yaptığımı çok iyi hatırlıyorum. Demek ki mevsim kış ve günler de haliyle kısa imiş.
     
    Fakültede okuduğum ilk yıllarda birkaç sene tatilde İstanbul’a çalışmaya geldim. Harçlığımı kazanabilmek için tabii. Bu kez mevsim yaz ve havalar çok sıcaktı. Cennet mahallesinde yeni yapılmakta olan bir binada sıvacılar yanında amelelik yapıyordum. O gün yeni bir inşaatın sıva işini almak üzere başka bir binaya gitmişler ve cephe sıvama işi yapacaklardı. Beş tane usta vardı. Bir iki tanesi benim okul arkadaşımdı ve okulu bırakmış usta olmuşlardı. Hiç biri oruç tutmuyordu. Sadece ben oruçluydum.  El arabasıyla getirdiğim harcı tekneye dökme şansım yoktu; çünkü cephe sıvıyorlardı ve harç teknesi dışarıda iskele üzerindeydi. Ben harcı kürekle arabadan alıp kaldırıp, pencereden dışarı uzatıp tekneye ancak öyle koyabiliyordum. Dökülmemesi için dikkatli olmak gerekiyordu ve oldukça yorucu idi.  Ustalar kendilerini göstermek için normalin üzerinde bir tempo ile çalışıyorlar ve o oradan bu buradan var güçleriyle “Haaarç!” diye bağırıyor ve ben onların buyruklarını yerine getirmek için canhıraş çabalıyordum. İnce, zayıf, güçsüz bir yapım vardı, iş takatimi aşıyordu.
     
    O gün öğle molası verildiğinde bidondaki suyu tepeme diktim, benim de orucu bozacağımı sandılar. Ama ben inat ettim tutacaktım. Su ile ağzımı çalkaladım, tepemden aşağı boca ettim, serinlemeye çalıştım. İnsanın bir tahammül gücü var, ben o sınıra dayanmıştım… Vücudumun sınırı zorlama sonucu sarsıldığını ve titrediğini hissediyordum. Ama pes etmedim ve tuttum.
     
    Şimdi geriye doğru düşünüyorum da, benim gibi tahammül gücü  sınırına dayanmış, harçlık kazanmak zorunda olduğu için gurbet elde doğru dürüst yataksız-yorgansız bin bir sıkıntı içinde çalışmak zorunda kalan bir öğrencinin, sırf oruç tutacağım diye bunca sıkıntıya katlanması Allah’ın oruçtan muradı olabilir miydi?
     
    Hem o geçimlerini kazanmak zorunda oldukları için normal ahvalde oruçlarını tutan bu insanların çalışmaya sebep oruçlarını tutamamaları dindarlıklarının azlığına mı yorulmalıydı. İçinde bulundukları durum (çalışma zorunluluğu) kendileri için geçerli bir mazeret olamaz mıydı?
     
    Kur’an’da yüce Allah “Eğer hasta ya da yolcu olursa, tutamadığı günler adedince başka günlerde tutar” buyururken kullarına olan bu merhametini sadece hasta ve yolcu olanlara mı hasretti ki bizim ulema bunun bir “illet-i kâsıra” olduğundan dem vurarak hastalık ve yolculuktan başka mazeret kabul etmezler.
     
    Üç bin santigrat derece gibi yüksek ısılı fırınlar karşısında çalışmak zorunda olan işçilerin içinde bulunduğu zorluk, yerine göre konfor sayılabilecek bir ortamda yolculuk yapan kimsenin sıkıntısı kadar sayılmaz mı? Yolcu olmayan ama akşama kadar şehir içinde direksiyon başında günlerini geçirmek zorunda olan şoförlerin durumu daha az bir sıkıntı mı…
     
    Yaz mevsiminde çalışmak ve ekmeğini kazanmak zorunda olan insanların içinde bulundukları durum dikkate alınmamalı mı?
     
    Bizim şeriatımız, ibadetlerin ifası sırasında karşılaşılan meşakkat normalin üzerine çıktı mı hemen ruhsat hükümleri devreye sokuyor. Prensip budur. Ama bu prensibin uygulanması konusunda ulemamız yeterince merhametli ve şefkatli oluyorlar mı, bilemiyorum.
     
    Benim vaktiyle yaşadığım o zorluğun benzeri bir zorluğu göğüsleyerek oruç tutmak durumunda kalan birine ben “Evet, buna rağmen tutmalısın!” diyemem. O işçiye “İşinden ayrılma pahasına oruç tutmalısın!” diyemem. Yani bunu ondan Allah’ın istediğini söyleyemem. O tutar veya tutmaz… Ama ben Allah adına bunu isteyemem. Çünkü benim bildiğim Allah ibadeti kullarına onların yararına olsun diye koydu; bedenen ya da ruhen tükensinler, bitsinler, iş-güçlerinden olsunlar ve buna sebep büyük sıkıntıların altına girsinler ve altından kalkamayıp helak olup gitsinler… diye değil.
    İlgililer, ilmihal yazarları biraz empati yapmalılar.
     
     Allahın eşsiz rahmeti cümlemiz üzerine olsun!
    Sevgi ve saygıyla!
     
    GARİBCE
  • İftar Misafirine Diş Kirası

    Prof. Dr. Yazıcı, AA muhabirine yaptığı açıklamada, rahmet, bereket ve paylaşım ayı ramazanda, gerek peygambere sevginin gerekse bin yıldır yoğrulan kültürün göstergesi olarak iftar sofralarında mutlaka misafir ağırlanmasının önemine değindi.
    Geçmişin sevilen gelenekleri arasında yer alan “diş kirası”nın sürdürülmesinin gerektiğini belirten Yazıcı, Hz. Muhammed’in sünneti olan hediyeleşmenin, insanlar arasındaki muhabbeti de artırdığını vurguladı.
    “Büyük veya küçük fark etmez, iftarda ağırladığınız misafirinize o özel iftarın hatırası hediye vermek çok güzel bir şey” diyen Yazıcı, hediye seçiminde, misafirin özelliklerinin de dikkate alınmasını tavsiye etti.

  • Taraf: 1400 Yıldır Aynı Şeyler Orucu Bozuyor

  • Ramazan’ın başlamasıyla sorular da başladı. Ramazan programları, gazetelerin ramazan sayfaları mesaisini “orucu bozan haller” ile ilgili soruları yanıtlayarak geçiriyor. Taraf yazarı Ramazan Rasim, bugünkü köşesinde bu konuya değindi. “1400 yıldır aynı şeyler orucu bozuyor. Aynı şeyler sakatlıyor. Aynı şeyler de bozmuyor.” diyen Rasim, durumu “Çin işkencesi” diye açıkladı.

    BİZİM MİLLET SIKILMADI
    İşim gereği sabahtan akşama iftardan sahura Ramazan programlarını izliyorum. Gazetelerin Ramazan özel sayfalarını karıştırıyorum. Hıristiyan âlemi meleklerin cinsiyetini tartışmaktan sıkıldı. (Tabii bu onlara bizim tarihçilere göre bir İstanbul’a mal oldu.) Bizim millet orucu bozan şeyler mevzuundan sıkılmadı.

    1400 YILDIR AYNI ŞEYLER ORUCU BOZUYOR
    Kardeşim CERN’de “tanrı parçacığı” deneyi değil ki bu? 1400 yıldır aynı şeyler orucu bozuyor. Aynı şeyler sakatlıyor. Aynı şeyler de bozmuyor. Tırnaklara oje sürmek gibi 1400 sene önce olmayan, nispeten yeni bir konu da yıllar önce hâlledildi. Helena Rubinstein öleli kaç sene oldu yahu?

    ÇİN İŞKENCESİ GİBİ TANE TANE SORULUR
    Artık şundan eminim: Ramazan bir gelse, hoca efendi “Sorunuz var mı?” dese de orucu bozan şeyler sorusunu bir sorsam diye bütün sene bekleyen bir kadın/erkek tipi var.
    Dikkat ediniz. Soruyu da tek bir seferde soran, aslanlar gibi çıkıp “Hocam orucu bozan şeyleri sırasıyla sayar mısınız?” diyen yoktur. Çin işkencesi gibi tane tane sorulur.

    O NOHUDU YUTACAKSIN DA BAŞIN GÖĞE Mİ ERECEK
    “Hocam yanlışlıkla su içsek orucumuz bozulur mu” ile başlayan sorular “Hocam tam içerken fark ettik ama fark ettiğimiz anda bir kısmı içeri kaçtı. Şimdi ne yapacağız?”şeklinde zorlaşarak devam eder.
    “Hocam, dolgusu düşmüş dişimin boşluğuna sahurda nohut parçası girmiş. Şimdi bu nohudun hükmü nedir? İçimde mi yoksa dışımda mı? Ağzımın içi midemin içi hükmündeyse yutabilirim, yani o manada soruyorum” diyene o kadar nohudu yutacaksın da başın göğe mi erecek demek istiyor insan.
    Dodo Beach’te güneşlenirken telefonla programlara bağlanıp “Az sonra çivileme atlayacağım, orucum bozulur mu” soruları sormak ise bir tür yaz eğlencesidir artık.

    BU YIL FAVORİ: SAKIZ ÇİĞNEYİP ORUÇ TUTMAK İSTEYENLER
    Bu yılın favorisi ise hem sakız çiğneyip hem oruç tutmak isteyenler. Su içmekten bile vazgeçip, sakız çiğnemekten vazgeçemeyen bir kul nefsi tarafından cak cak çiğnendiğini, hatta arada balon yapılıp patladığının herhâlde farkında değildir.
    Televizyon ezanıyla orucunu erken açanlar, oturup bir kazan yemek yiyip oruçlu olduğunu hatırlamayacak kadar meselenin manasından kopuklar şapşallıklarını bir fetvayla meşrulaştırmanın telaşıyla yerel televizyonlardaki mahalle imamlarından bile fetva dilenirler.

    GİRENLER BOZAR, ÇIKANLAR BOZMAZ
    Aslında bu sorulardan bunalan muhtemelen Oflu hocanın biri “girenler bozar, çıkanlar bozmaz” diye genel bir kural koymuş; olayı kökünden bitirmiş. Ama bizim muzır, niyeti kötü halkımıza bu iki fiili barındıran cümle kurmayacaksın. İyice kurcalamak ister. Sonra gelsin +18 sorular. Kanal bile kapattırırlar.
    Neyse bu mevzuu fazla uzatmayalım. İşte bu orucu bozabilir.
    Bu arada unutmayın. Herkesi kandırabilirsiniz ama Allah’ı asla.
    Allah’ı “sakız çiğneyeceğim ama orucumu bozmasından çok korkuyorum”, “öyle hassasım ki ya dişimim arasına kaçan o nohut orucuma halel getirirse” gibi sahte kaygılarla kandıramazsınız.
    Merak etmeyim, Allah boğazınıza kaçan bir nohudun, üç damla suyun hesabını yapmaz. Yeter ki niyetler halis olsun. İşte Allah onu en iyi bilendir.

    Ramazan Rasim

    Taraf

  • İmam Hatiplere Kayıt Engeli Kaldırılsın

     

    İmam Hatip Liseleri Mezunları ve Mensupları Derneği (ÖNDER) yönetimi, Genel Yayın Yönetmenimiz Nuh Albayrak’a nezaket ziyaretinde bulundu. ÖNDER Genel Başkanı Dr. Hüseyin Korkut, dernek Başkan Yardımcıları Ali Akkaya, Ekrem Torun ve Fahrettin Postacı’dan oluşan heyet, İmam Hatip okullarındaki son durumu anlattı. Başkan Hüseyin Korkut, katsayı engelinin kaldırılmasına sevindiklerini ancak şimdi de İmam Hatip Ortaokullarına kayıt işlemleriyle ilgili sıkıntı yaşadıklarını söyledi. Korkut yaşanan sıkıntıyı şöyle anlattı: “e-okul kayıt sisteminde İmam Hatip Ortaokulu tercih hakkı sağlanmamış, veliye dilekçe verme şartı konarak uygulama vatandaş aleyhine zorlaştırılmıştır. Ayrıca kanunla isteyen herkese İmam Hatip Ortaokuluna kaydolma hakkı sağlanırken 5. sınıfa gitmek isteyen öğrenciler için fazla talep oluşması durumunda noterden belirlenecek kontenjan sınırı getirilmiştir. Buna ek olarak İmam Hatip Ortaokullarının ara sınıflarına öğrenci alınması imkânı da sağlanmamıştır. Söz konusu bu hukuksuz uygulamalara son verilerek isteyen bütün öğrencilerin İmam Hatip Ortaokuluna gidebilme imkânı sağlanmalı, öğrenciye e-okul kayıt sisteminde İmam Hatip Ortaokulunu tercih etme hakkı verilmelidir.” Korkut, birçok velinin e-kayıt sisteminde İHL ortaokullarının bulunmaması sebebiyle çocuklarını kaydettiremediğini belirterek bu durumun biran önce düzeltilmesini, diğer okullara getirilen kayıt kolaylığının İHL’lere de getirilmesini istedi. Nuh Albayrak da, misafir heyetine ziyaretlerinden dolayı teşekkür ederken, İmam Hatip camiasına haberleriyle desteklerini sürdüreceklerini belirtti. 

    BAŞARILAR DİLEDİ 
    Genel Yayın Yönetmenimiz Nuh Albayrak’ı ziyaret eden ÖNDER Genel Başkanı Hüseyin Korkut, üniversite sınavlarına girişte getirilen katsayı engelinin kaldırılmasından sonra İmam Hatip Okulları’nın eski parlak günlerine dönmeye başladığını ifade etti. Korkut, “Okullarımızı yeniden birer eğitim markası yapacak çok önemli çalışmalar ve projeler üzerinde çalışıyoruz” dedi. Nuh Albayrak da, İHL’ler ile ilgili parlak projeleri hayata geçirmek isteyen ÖNDER heyetine başarılar diledi

     

  • İlahiyat Mezunlarına İyi Haber

     

    Milli Eğitim Bakanlığı (MEB), zorunlu eğitimi 12 yıla çıkara ”4 4 4 kanunu” gereği haftalık ders çizelgesine konulan derslerin hangi öğretmenlerce verileceğini belirledi. MEB Talim ve Terbiye Kurulu Başkanlığı, öğretmen olarak atanacakların atamalarına esas olan alanlar ile mezun oldukları yükseköğretim programları ve aylık karşılığı okutacakları derslere ilişkin esasları ve çizelgeyi yeniden düzenledi. Zorunlu eğitimin 12 yıla çıkarılmasının ardından bakanlık, ilkokul ve ortaokullarda okutulacak haftalık ders çizelgesinde değişikliğe gitmişti. Haftalık ders çizelgesinin zorunlu derslerine bazı dersler eklenirken, seçmeli dersler de çeşitlendirildi. Böylece yeni derslerin hangi alanlardan mezun olan öğretmenlerce verilmesinin de belirlenmesi ihtiyacı doğdu.

    Yapılan düzenlemeye göre, ortaokulda seçmeli okutulacak Spor ve Fiziki Etkinlikler Dersini Beden Eğitimi alanında atanacak, Beden Eğitimi ve Spor Öğretmenliği bölümünden mezun öğretmenler verecek. Bilişim Teknolojileri ve Yazılım dersi için Bilişim Teknolojileri alanında, bilgisayar öğretmenliği, bilgisayar mühendisliği, bilgi teknolojileri gibi bölümlerden mezun olan öğretmenlerden alım yapılacak.

    Fen bilimleri ve Matematik alanında seçmeli okutulacak Çevre Bilimi ile Bilim Uygulamaları derslerini Biyoloji, Biyoloji Öğretmenliği bölümü, Fen Bilgisi Öğretmenliği bölümü ile Fizik, Kimya, Biyoloji bölümlerinden mezun öğretmenler anlatacak.

    Ortaokulda zorunlu olarak verilecek Fen Bilimleri dersini de Fizik, Kimya, Fen Bilgisi Öğretmenliği bölümlerini bitiren öğretmenler verecek.

    Seçmeli ders olan Matematik Uygulamaları dersine ise İlköğretim Matematik Öğretmenliği bölümlerinden veya matematik öğretmenliği ile matematik bölümlerinden mezunlar alınacak.

    Okuma Becerileri dersi Türkçe öğretmenlerinden

    İlköğretim 1-4. sınıf dersleri ise yine Sınıf Öğretmenliği ile Üstün Zekalılar Öğretmenliği bölümlerinden mezun öğretmenlerce verilecek.

    Seçmeli derslerden Okuma Becerileri, Yazarlık ve Yazma Becerileri derslerini ise Türkçe Öğretmenliği ile Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmenliği, Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü, Çağdaş Türk Lehçeleri ve Edebiyatları bölümlerinden mezun öğretmenler okutacak.

    İlköğretim Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Öğretmenliği ve Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Öğretmenliği bölümleri ile İlahiyat Fakültesi’nden mezun olup Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi alanındaki öğretmenler yeni konulan seçmeli derslerden Kur’an-ı Kerim, Hazreti Muhammed’in Hayatı, Temel Dini Bilgiler derslerini anlatacak.

    İmam Hatip Lisesi Meslek Dersleri alanında ise İlahiyat Fakültesi’nden mezun öğretmenler Din, Ahlak ve Değerler alanındaki Kur’an-ı Kerim, Hazreti Muhammed’in Hayatı, Temel Dini Bilgiler dersini verecek.

    AA

  • Kıbrısta İlahiyat Koleji Açıldı

    Haspolat çemberi yanında bulunan arazide düzenlenen törende, kolejin temelini Başbakan İrsen Küçük ile Türkiye’nin Kıbrıs İşlerinden Sorumlu Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay birlikte attı. Atalay’ın, inşaatın yapımını üstlenen Tüfekçi Grup sahibinden aldığı söze göre, kolej, ikinci eğitim dönemi başlamadan önce 31 Ocak’ta tamamlanacak ve bakanlığa teslim edilecek. İlahiyat Kolejinin temel atma törenine, Başbakan İrsen Küçük ile Beşir Atalay’ın yanı sıra Türkiye Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri Mustafa İsen, Türkiye Cumhuriyeti Lefkoşa Büyükelçisi Halil İbrahim Akça, Milli Eğitim Gençlik ve Spor Bakanı Dürüst, bakanlar, Türkiye’den gelen temsilciler ve üst düzey yetkililer, devlet üst düzey yetkilileri ve vatandaşlar katıldı. Saygı duruşu ve İstiklal Marşının okunmasıyla başlayan temel atma töreni, konuşmalar, dua okunması ve temelin atılmasıyla tamamlandı.

    Eğitime bu yıl başlayacak olan İlahiyat Koleji, sınavla kabul ettiği öğrencilere, kolej binası tamamlanana kadar Lefkoşa’daki TED Kolejinde eğitim verecek.

    Türkiye Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay da, İlahiyat Kolejinin temelinin çok özel ve güzel bir günde atıldığını, bugün hem Cuma, hem 20 Temmuz, hem de Ramazan ayının ilk günü olduğunu anımsattı ve ülkeye hayırlı olmasını temenni etti.

    Atalay, bugünün, Kıbrıs Türk halkının her açıdan özgürlüğüne kavuştuğu gün olduğunu ifade ederek, bu özgürlüklerin içinde din özgürlüğünün de bulunduğuna dikkat çekti.

    KKTC’de bu güzel günde birçok güzel ve önemli adımın atıldığını, en önemli ve büyük proje olan su projesinin devam ettiğini, duble yolların açılışını yaptıklarını, temeller attıklarını anlatan Atalay, ülke olabilmek için tüm bunlara ihtiyaç duyulduğunu kaydetti. Atalay, ülkelerin kolay yaratılmadığını, altyapılar, insanlara yapılan yatırımlar ve kültür, örf adet, dinin yaşatılmasıyla büyük ülke olunabileceğini ifade ederek, bu coğrafyanın hep bu tip eserlerle dolu olduğuna dikkat çekti.

    “GEÇEN YIL KONUŞTUK”

    Adanın her yerinde türbeler, tarihi eserler, ilahiyat kolejine adının verildiği Hala Sultan Camisi, Hz. Ömer dergahı gibi nice eserlerin bulunduğunu, kendilerinin de bugün kolej temeli attıklarını ifade eden Atalay, geçen yıl Türkiye Başbakanı Recep Tayip Erdoğan ile KKTC’ye geldiklerinde bu konuları konuştuklarını, ardından YDÜ’de İlahiyat Fakültesi açıldığını, Eğitim Bakanlığının İlahiyat Bölümü açtığını, şimdi de İlahiyat Kolejinin temelinin atıldığını kaydetti. Kolejin yeni eğitim sezonuna yetişemeyeceğinin ortada olduğunu, ancak ikinci sömestre hazır olması için müteahhitle pazarlık yapacağını söyleyen Atalay, koleje öğrenci alındığını, ancak binanın eğitim dönemine yetişemeyeceğinden eğitimin ilk sömestrinin TED Kolejinde verileceğini anlattı.

    “DEĞERLERİMİZİ VE KİMLİĞİMİZİ KORUMALIYIZ”

    Atalay, değerlerine sahip çıkmayan ve kimliğini korumayan toplumların geleceklerinde sorun yaşadıklarını ifade ederek, kendilerinin değerlerine ve kimliklerine sahip çıkmaya devam edeceklerini vurguladı. Dini eğitimlerin devlet tarafından verileceğine, koleje girmenin zorunlu olmadığına, zaten koleje girişlerin sınavla olacağına işaret eden Atalay, “Dileyen gelecek” dedi. Beşir Atalay, bu eserin ortaya çıkmasında emeği geçen herkese teşekkür ederek, “Bugün açılan yol gibi çok mübarek bir temeli atıyoruz. Bahtiyar oldum… İnşallah açılışını da yapacağız, KKTC’nin geleceği için çok önemli bir adım, çok iyi nesiller yetişmesini temenni ederim” şeklinde konuştu.

    Konuşmaların ardından dua okundu ve kolejin temeli atıldı.

  • Ücretsiz Arapça öğrenme araçlarıDerslerin yanında: seviyeni bul, kelime ezberle, okuyarak pekiştir.