Yıl: 2012

  • Diyanetten İmsak Açıklaması

     

    Başkanlık Basın ve Halkla İlişkiler Müşavirliği’nden yapılan yazılı açıklamada, son günlerde bazı yayın organlarında yer alan imsak vakti tartışmalarının ardından Başkanlık’a sorular iletildiği, bunun üzerine açıklama yapma gereği duyulduğu belirtildi.

    Açıklamada, öteden beri İslam astronom ve muvakkitlerinin imsak vaktini belirlerken en az 18 dereceyi esas aldığı belirtilerek, “Bu vakit, ‘ilk anda çıplak gözle fark edilemese dahi’ sabah şafağının başlama vaktidir. Halkımız, Başkanlığımızın büyük bir hassasiyetle üzerinde durduğu namaz vakitleri konusunda hiçbir tereddüt yaşamadan ibadetlerini gönül huzuru içerisinde yapmaya devam edebilir” denildi.

    İKİ ELEŞTİRİYE CEVAP

    Diyanet İşleri Başkanlığı’ndan yapılan yazılı açıklamada, imsak vakti ile ilgili çıkan haberler dolayısı ile yazılı bir açıklama yapılmasına lüzum görüldüğü belirtildi. Son zamanlarda özellikle imsak vakitlerine ilişkin olarak Başkanlığın, ‘İmsak vakitlerinden temkini kaldırarak imsaki vaktinden daha sonraya bıraktığı ve böylece imsak vakti girmiş olmasına rağmen insanların yemeye içmeye devam etmelerine yol açarak oruçlarını tehlikeye attığı’ ve ‘İmsaki vaktinden öne alarak insanları daha vakit varken bir saat öncesinden oruca başlattığı ve sabah namazını vaktinden önce kılmalarına yol açtığı ve böylece namazlarının batıl hale gelmesine sebebiyet verdiği’ yönünde iki tür eleştiriye muhatap olduğu kaydedildi.

    ANKARA ÜNİVERSİTESİ GÖZLEM YAPTI

    Diyanet İşleri Başkanlığı’nın, imsak ve yatsı vakitleri ile ilgili hesaplarının yerindeliğini ölçmek ve muhatap olduğu iddiaların doğruluk derecesini tespit etmek üzere geçen yıl Ramazan ayının hemen akabinde yatsı ve sabah vakitlerinin tespitine yönelik yeni bir gözlem çalışması yapmaya karar verdiği kaydedilen açıklamada; bu karar çerçevesinde Ankara Üniversitesi ile bir protokol imzalandığı belirtildi. 2011 yılı Eylül ayında başlatılan projede gözlemlerin hem gelişmiş astronomik aletler, hem de göz ile (denek gözlemcilerle) olmak üzere iki yöntemle gerçekleştirildiği ifade edildi.

     

    İNCELETTİK BİZİM SONUÇLARIMIZLA ÖRTÜŞÜYOR

    Başkanlık halen devam eden proje ile ilgili ulaşılan sonuçları şöyle sıraladı: “Hata payları da göz önünde bulundurularak değerlendirildiğinde aletle yapılan gözlemlerden kabaca elde edilen sonuçlar, Başkanlığımız takvimlerinde verilen akşam/yatsı ve imsak/sabah vakitleriyle örtüşmektedir. Gözlem yeri, şehir ışıklarının yansıması, havanın berraklık durumu, gözlemci denek sayısı, insan gözü ile aletin algılama gücü farkı vb. etkenlerden kaynaklandığı düşünülen sebeplerle gözle yapılan gözlemler ile Başkanlığımız takviminde verilen akşam/yatsı ve imsak/sabah vakitleri arasında bir miktar farlılıklar izlenmiştir. Ancak bu farklılıklar büyük ölçüde temkin payları kapsamında değerlendirilebilecek niteliktedir.”

    MEKKE-İ MÜKERREME VE MEDİNE-İ MÜNEVVERE’DEKİ UYGULAMA DA BÖYLEDİR

    Diyanet’in imsak vaktini belirlerken güneşin 18 derece ufka yaklaşmasını esas alan ölçüsünün, bütün İslam dünyasında imsak vakitlerinin belirlenmesinde esas alınan en düşük derece olduğu belirtilen açıklamada şu ifadelere yer verildi: “Bazı İslam ülkeleri ve Müslüman topluluklar daha ihtiyatlı hareket etmek için güneşin 19 derece ufka yaklaşmasını esas almaktadırlar. İslam dünyasında imsak vakitlerinin belirlenmesinde 18 dereceden daha düşük bir ölçüyü esas alan herhangi bir ülke bulunmamaktadır. Mekke-i Mükerreme ve Medine-i Münevvere’deki uygulama da böyledir.

    NAMAZDA DA ORUÇDA DA TEREDDÜT ETMEYİN

    Ancak yaz aylarında yatsı ve imsak vakitlerinin oluşmadığı ileri enlemler bunun dışındadır. Öteden beri İslam astronom ve muvakkitleri de imsak vaktini belirlerken en az 18 dereceyi esas almışlardır. Bu vakit, -ilk anda çıplak gözle fark edilemese dahi- sabah şafağının başlama vaktidir. Diğer taraftan dört mezhebin de dâhil olduğu İslam âlimlerinin büyük bir çoğunluğuna göre yatsı vakti ile sabah namazı/imsak vakti arasında mühmel bir vakit yoktur. Yatsı vakti çıkar çıkmaz sabah namazı vakti girer. Dolayısıyla imsakin sabah tanının bilimsel olarak başlangıç vaktinden daha sonraya bırakılması, yatsı namazı vaktinin sonu konusunda başka tereddütler ortaya koyacaktır. Netice itibariyle bu saatten sonra kılınan sabah namazı ve başlanan oruçlara ilişkin olarak herhangi bir tereddüt uyandırılması doğru değildir. Halkımız, Başkanlığımızın büyük bir hassasiyetle üzerinde durduğu namaz vakitleri konusunda hiçbir tereddüt yaşamadan ibadetlerini gönül huzuru içerisinde yapmaya devam edebilirler.”

  • Diyanetten Camide Sandalye Fetvası

    DİYANET İşleri Başkanlığı Din İşleri Yüksek Kurulu, hasta ve engelli kimselerin bile, zorunlu olmadıkça namazlarını sandalyede değil, yere oturarak kılmalarının uygun olduğunu açıkladı. New York’ta 5 Minare filminin bir sahnesinde de ünlü ABD’li oyuncu Danny Glover sandalye üzerinde namaz kılmıştı.

    ”Namazı normal şekli ile ayakta kılmaya gücü yetmeyen kimse için asıl olan, namazını oturarak kılmaktır. Böyle bir kişi namazını kendi durumuna göre diz çökerek veya bağdaş kurarak yahut ayaklarını yana ya da kıbleye doğru uzatarak kılar. Nitekim Hz. Peygamber (s.a.v.) nasıl namaz kılacağını soran hasta bir sahabeye ’Namazını ayakta kıl. Eğer gücün yetmezse oturarak, buna da gücün yetmezse yan üzere kıl’ (Buhari, Taksiru’As-Salat, 19) buyurmuştur. Ayakta durabilen ve yere oturabildiği halde secde edemeyen kimse namaza ayakta başlar, rükudan sonra yere oturarak secdeleri ima ile yapar. Ayakta durabildiği halde oturduktan sonra ayağa kalkamayan kişi namaza ayakta başlar, secdeden sonra namazını oturarak tamamlar. Ayakta durmaya ve rüku yapmaya gücü yettiği halde yere oturamayan kimse namaza ayakta başlar rükudan sonra secdeyi tabure ve benzeri bir şey üzerine oturarak ima ile eda eder. Ayakta durmaya gücü yetmeyen, yere de oturamayan kimse namazı tabure, sandalye ve benzeri bir şey üzerine oturarak rüku ve secdeleri ima ile yerine getirir. Namazını tabure, sandalye ve benzeri şeyler üzerinde kılan müminin ileri sürdüğü mazeretleri kendisini vicdanen rahatlatacak boyutta olmalıdır. Namazı asli şekline uygun olarak kılmaya engel olmayacak hafif bedeni rahatsızlıklar, bu konuda meşru mazeret olarak görülmemelidir. Dini açıdan zorunlu ve meşru bir sebep bulunmadıkça camilerde sandalyede namaz kılmak, göze hoş gelmeyen bir görüntü ortaya çıkarmakta ve cemaat arasında tartışmalara sebep olmaktadır. Özellikle üzerinde namaz kılmak amacı ile camilerde sıralar halinde sabit oturakların yapılması, cami doku ve kültürüyle bağdaşmamaktadır. Bu sebeple hastalık ve özürlülük gibi herhangi bir rahatsızlığı bulunan kimselerin, zorunlu olmadıkça namazlarını sandalyede değil, yere oturarak kılmaları uygundur.”

  • Bir İlahiyat Fakültesi Daha Yıkılıyor

    Uludağ Üniversitesi İlahiyat Fakültesi binası, depreme dayanıklı olmadığı için yıkılıyor.

     

     

    Yıkım işleminin Ramazan ayına denk gelmesi dikkat çekerken, Dekan Prof. Dr. Yaşar Aydınlı binanın artık yükü taşımayacak hale geldiğini söyledi.

    Van’ın Erciş ilçesindeki 7,2 büyüklüğündeki depremin ardından Bursa’daki kamu binaları bir bir güçlendiriliyor. 1982 yılında inşa edilen Uludağ Üniversitesi İlahiyat Fakültesi de tamamen yıkılarak yenilenecek. Bursa’da yaklaşık 30 yıldır Fethiye’de eğitim veren Uludağ Üniversitesi İlahiyat Fakültesi, yenileme çalışmaları kapsamında yıkılıyor. Türkiye’nin köklü ilahiyat fakültelerinden biri olan eğitim kurumunun 30 yıllık binasının yeni baştan inşa edilmesi için rektörlükten karar çıktı. Son deprem yönetmeliğine uygun olmadığı tespit edilen binanın yıkım çalışmaları birkaç gündür sürüyor.

    Türkiye’nin yanı sıra dünyanın birçok yerinden gelen öğrencilerin fakültede eğitim gördüğünü dile getiren İlahiyat Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Yaşar Aydınlı, binanın artık yükünü taşıyamayacak hale geldiğini ifade ederek, “Bina 1980’li yılların başında yapıldı. Artık yükünü taşıyamayacak duruma geldi. Biz güçlendirmeyi düşünüyorduk, yıkım yararı çıktı. 2013 yılı Eylül ayına kadar yenisi yapılacak. 2013’de eğitime başlayacak. Şu anda fakültede 2 bin 500 öğrenci var. Bunların 250-260’ı yabancı öğrenci. Şu anda yaz öğretimini, Görükle yerleşkesindeki bize tahsis edilen bir binada yapıyoruz. Bir yıl burada misafir olacağız. Yerleşme sürecimiz devam ediyor. Rektörlüğümüzün bu binaların güçlendirilmesinde önemli hassasiyeti var” dedi.
    İlahiyat Fakültesi’nin Fethiye’de yakın bölgedeki dekanlık binası ise bir süre önce güçlendirilmişti

  • MEB Hafızlık Eğitimine İzin Verdi

    MEB İlköğretim Kurumları Yönetmeliği’ndeki değişiklikle hafızlık eğitiminin yolunu açtı.

     
    Okula Geç Gelme
    Madde 30 — Okula geç gelmeyi veya izinsiz olarak sınıftan ya da okuldan ayrılmayı alışkanlık hâline getiren öğrencilerin bu durumlarının önlenmesi için veli, öğretmen, okul rehberlik ve psikolojik danışma hizmetleri servisi ve okul yönetiminin iş birliği ile gerekli önlemler alınır.
     
    İlişik Kesme
    Yeni madde: MADDE 15 – Aynı Yönetmeliğin 31 inci maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi yürürlükten kaldırılmış, (a) ve (ç) bentleri aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
     
    “a) Sağlık durumu nedeniyle okula devam etmesinin uygun olmadığına ilişkin sağlık kurulu raporu alanlar ile imam-hatip ortaokuluna kayıt yaptıran veya devam eden ve hafızlık eğitimine başladığını belgelendirenlerden o eğitim ve öğretim yılı için devam zorunluluğu aranmaz. Sağlık raporu alanlar raporları süresince, hafızlık eğitimi alanlar bu eğitimleri süresince eğitim ve öğretim yılı başından itibaren en fazla bir eğitim ve öğretim yılı okula devam etmeyebilirler. Bu sürenin bitiminde okula devamları sağlanır. Bu öğrenciler okula döndüklerinde devam edemedikleri eğitim ve öğretim yılına ait derslerden okul müdürünün sorumluluğu ve koordinesinde alan öğretmenlerinden oluşturulacak komisyonca sınava alınırlar. Başarılı olanlar bir üst sınıfa devam ettirilirler.”
  • İmam Hatipliler Artık Diğer Alanları Tercih Ediyor

     

     

    Milli Eğitim Bakanlığı’nın (MEB) ortaöğretimden yükseköğretime geçiş analizine göre imam hatip liselerinden (İHL) fen-edebiyat ve eğitim fakültelerine yerleşenlerin oranı 2009 yılındaki katsayı düzenlemesinin ardından yüzde 2’den yüzde 6’ya çıktı. Buna göre İHL’de okuyan her 16 öğrenciden 1’i alanları dışındaki fakültelere yerleşmeye başladı. Ortaöğretimde erkek öğrenciler kız öğrencilerden daha fazlayken, İHL’lerde ise 2006 yılından sonra erkekleri geçen kız öğrencilerin sayısının düzenli bir şekilde arttığına dikkat çekildi.

    MEB, “Milli Eğitimde İzleme ve Değerlendirme” adı altında ilköğretimden ortaöğretime, ortaöğretimden yükseköğretime geçişlerin analizinin yapıldığı bir çalışmayı milletvekillerine gönderdi. Meslek lisesi statüsünde olmasına karşın İHL’lere ilişkin veriler de ayrı bir başlık altında incelendi.

    Çalışmada, 2006-2007 öğretim yılında İHL’lerdeki kız öğrenci sayısının erkek öğrenci sayısını geçtiğine dikkat çekildi. Kız öğrencilerin okul içinde türban takabildiği İHL’lerdeki söz konusu sebebi olarak “erkek öğrencilerin Anadolu liselerine yönelmeleri” ve “kız öğrencilerin İHL’leri tercih etme eğilimi” gösterildi. Çalışmada ortaöğretimden yükseköğretime geçişe ilişkin yapılan analizde katsayı uygulaması yürürlükteyken İHL’lerde okuyan öğrencilerden fen-edebiyat ve eğitim fakültelerine yerleşenlerin oranı yüzde 2 olarak hesaplandı. Çalışmada, YÖK’ün 2009 ve 2010 yıllarındaki katsayıya ilişkin kararlarının ardından söz konusu oranın yüzde 6’ya çıktığı belirtildi. Buna göre İHL’de okuyan her 16 öğrenciden biri yeni sistemde alanı dışındaki fen-edebiyat ve eğitim fakültelerine giriyor. Çalışmada, “Katsayı eşitsizliğin giderilmesiyle İHL’lerin ilahiyat ve diğer fakülteleri kazanma oranları yükselmeye başlamıştır” denildi.

    28 Şubat sonrası düşmüştü

    Çalışmada ortaöğretim okullarındaki öğrencilerin okul türlerine göre dağılım oranlarına da yer verildi. Buna göre İHL’lerin 1997-1998 döneminde yüzde 8.46 olan oranı 28 Şubat’ın ardından 2002 yılına kadar yüzde 2.5’e kadar geriledi. AKP’nin iktidara gelmesinin ardından İHL’lerde okuyan öğrencilerin genel oran içindeki payı 2011 yılı itibarıyla 5.47’ye çıktı. İHL’lerin 1990-1999 yılları arasında normal bir süreçte olduğu,1998 yılında sonra 8 yıllık kesintisiz eğitime geçişle birlikte keskin bir düşüş yaşandığı, 2002 yılından sonra da İHL’lere geçişte tekrar artış gösterdiği belirtildi. Çalışmada, YÖK’ün katsayı değişikliğinin ardından İHL’lerin 2010 yılında 1997 seviyesine çıktığı belirtildi.

  • Diyanet TV Sonunda Yayında

     

    Özafşar, AA muhabirine yaptığı açıklamada, TRT Anadolu ile ortak yayın yapan ve Miraç kandilinde Bursa Ulu Camisi’nden test yayın ile yayın hayatına başlayan Diyanet TV’nin ramazan ayı süresince 12 saat süreyle izleyiciyle buluştuğunu da dile getirdi.

    Diyanet TV’nin ramazan ayı boyunca TRT Anadolu kanalında saat 15.00’den itibaren “DTV” logosu ile yayın yaptığını anımsatan Özafşar, yayının ramazan dolasıyla hatimle başladığını, kadınlara ve çocuklara yönelik programlarla iftara kadar sürdüğünü kaydetti.

    Özafşar, saat 19.00’dan itibaren de Topkapı Sarayı’ndan canlı yayınla iftar programı yapıldığını anlatarak, iftarın ardından Fatih Camisi’nden canlı enderun usulü teravih yayını yapıldığını belirtti.

    Sahura kadar çeşitli programların izleyiciye sunulduğunu ve canlı sahur programı yapıldığını ifade eden Özafşar, yanının yine hatimle kapandığını söyledi.
    Diyanet TV’nin çocuk, genç ve kadınlara büyük önem verdiğini de dile getiren Özafşar, “Çocukları çok önemsiyoruz. Çocukların yetiştirilmesi, bilgi ile buluşturulması, kitapla, toplum hayatıyla tanıştırılmasına önem veriyoruz” dedi.

    Özafşar, zamanla çizgi filmlerin de olacağını ifade ederek, çocuk programlarına ilişkin hazırlıkların sürdüğünü de kaydetti.

    Kanala özgü, ramazandan sonra da devam edecek bir kıraat programı da olduğunu belirten Özafşar, Kur’an-ı Kerim’in okunuş yöntemleri, metodu, ekolleriyle ilgili bir program olduğunu da dile getirdi.

    Özafşar, dini musiki programlarının yer aldığını anlatarak, “Diyanet TV’nin avantajlarından bir tanesi de insan kaynağı çok geniş. Din alanındaki en geniş insan kaynağına sahip” diye konuştu.

    Diyanet TV’yi izleyenlerin tepkilerinin kendilerini cesaretlendirdiğini de ifade eden Özafşar, Fatih Camisi’nden yapılan canlı teravih namazının büyük ilgi gördüğünü de söyledi.

    Özafşar, ramazan ayından sonra Diyanet TV’nin farklı saatlerde yayında olacağını da kaydederek, yayınların sabah namazında başlayacağını 6 saat sürdükten sonra, akşama doğru tekrar yeni bir kuşağın yayına gireceğini dile getirdi.

    TV’den Kur’an öğretimi yapılacak

    Diyanet İşleri Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Mehmet Emin Özafşar, “Kur’an öğretimini çok önemsiyoruz. Her yaştan, çocukların, gençlerin, ev kadınlarının Kur’an öğrenmesini çok önemsiyoruz. TV izleyerek çok kolay öğrenebilecekler. Hiçbir çevre baskısı olmadan kendi kendilerine oturup öğrenecekler” diye konuştu.
    Kur’an öğretimine ilişkin çok özel programlar hazırlayacaklarını da ifade eden Özafşar, “Kur’an öğretim kuşakları olacak. Kadın kuşağı olacak. Dini soruların cevaplandırıldığı programlar olacak” dedi.

    Din kültüründen ve tarihinden de programların olacağını anlatan Özafşar, İslam ile Türk kültürü ve medeniyetine ilişkin programların da yer alacağını söyledi.
    Gençlere ilişkin “Genç İletişim” diye bir programın da izleyici ile buluşacağını dile getiren Özafşar, “Bu program şaşırtıcı, belki de kamuoyunda yaygın olan Diyanet algısının sınırlarını da zorlayacak bir içerikte bir program olacak. Alışılmış kalıp yargılar var ‘Diyanet, cami, imam’ denildiğinde ona bir çerçeve çiziliyor, onun dışında bir ufuk alanı tanınmıyor. Ama bu program gösterecek ki, hakikaten din, Diyanet camiası üzerinden de, dini bilgi üzerinden de çok farklı, insanları heyecanlandıran, onlara aydınlık ufuklar sunan içerikler sunulabilir” şeklinde konuştu.

    Ramazan sonrasına bir tartışma programı hazırlandığını da kaydeden Özafşar, açık üniversite tadı verecek bir program olacağını, Türkiye’nin yetkin sosyologları, felsefecileri, din bilimcileri, kelamcılarının konuk edileceğini, hayata dokunacak meselelerin ele alınacağını kaydetti.

    “Mezhebi bir kanal değil”

    Prof. Dr. Mehmet Emin Özafşar, şunları dile getirdi:

    “Kanalımızın ilkeleri var. En başta gelen, sağlıklı ve doğru bilgi. Manipüle edilmemiş, çarpıtılmamış, insanların duygusal zafiyetlerini, eksikliklerini istismar ederek onları farklı yönlere kanalize etmeyen, şeffaf, açık, dürüst, yalın, kurmacadan uzak bir yayın anlayışı benimsiyoruz. Propaganda dili olmayan, insanlara manevi baskı uygulamayan, Türkçemizi en iyi kullanan, kullanmaya gayret eden, özgürlükçü, her türlü, her türlü düşünce, fikir ve inanca saygı duyan, topluma ayna tutan, toplumla dini bilgi arasına mesafe koyan değil, bir anlamda dini soluduğumuz hava gibi insanların hayatının içerisinde olmasını sağlayan, hayatının akışı ile birlikte yürüyen bir anlayışı benimsiyoruz.

    Öyle olduğu için de Diyanet İşleri Başkanlığı’nın bu kanalı, Diyanet TV, topluma ayna tutacak, toplumun realitesiyle çatışmayacak, topluma bir özel ajanda dayatmayacak, politik hiçbir ajandası olmayacak. Her halde ve şartta gündelik siyasetin fevkinde olacak, üstünde olacak, dışında olacak, hikmetin ve hakikatin dili olacak. İnsanlara insani yetkinliklerde, insani sahalarda rol modeller sunan, insanlardaki yüksek duyguları harekete geçiren etik ve estetik bir anlayışa sahip olacak. Böyle bir hedef kendisine koyuyor. Öyle olduğu içinde insanların izlediği her programı kapattığında gönül huzuruyla koltuğundan kalkacağını umuyoruz, bekliyoruz. Bir ezilmişlik, baskı, bunalmışlık hissi değil, daha çok kendisiyle buluşan, kendisiyle yüzleşen insan iradesine saygı, hukukun üstünlüğünün önceliğini her hal ve şartta vurgulayan, insan haklarına, hayvan haklarına, çevre haklarına (ki bu alanda bizim kültürümüz zengindir) sürekli vurgu yapan, bölmeyen, bölücü bir dil kullanmayan bir kanal.”

    Toplum içinde sosyal bir olgu olan Aleviliğin de, Yezidiliğin de, toplum için de var olan her şeyin Diyanet TV’de ele alınacağını ifade eden Özafşar, şöyle devam etti:

    “Burada kendisine yer bulacaktır. Bir özel ajandası yok. Toplumdaki bütün fenomenler, tabii ki din ve Diyanetin kendi tabiatıyla uyumlu bir formatta yer alacaktır. Dolayısıyla bütün Türkiye’deki inanışlar, kültürler, Anadolu inanışları hatta Balkanlar’da, Kafkaslar’da bulunan inanışlar, insanımızın sosyal realitesi kendisine yer bulacaktır. Bu kanal bir sekter kanal olmadığı için, mezhebi bir kanal değildir.”

    Kanalın insanlara bir form empoze etmeyi düşünmediğini de kaydeden Özafşar, insanlara bir ayna tutmayı hedeflediğini anlattı.

    Özafşar, “Bu ayna tutmanın din, diyanet çerçevesinde ve toplumun zihinlerinde oluşan, tarihten bu güne gelen, kendi kalıplarının formunu bulmuş, insanları inanan, inanmayan diye ayırmadan, insanların dini hassasiyetlerini de örselememeye özen göstererek” yapılacağını da belirterek, yayınların algılanışının ve yorumlanışının farklı olabileceğini, bunları da anlayışla karşılayacaklarını kaydetti.

    Orta ve uzun vadede Diyanetin içten ve samimi yaklaşımının toplumun geniş kesimleri tarafından hissedileceğini ve Diyanet TV’nin aranan, özlenen, tavsiye edilen bir kanal olacağını ifade eden Özafşar, Diyanet TV’nin sağduyunun sesi olacağını da vurguladı.

    Özafşar, “Toplum eğer lütfeder ilgi gösterirse, bizi de izlemeye değer bulursa, tenkitlerini, eleştirilerini, önerilerini bize iletirlerse biz bütün bunlardan istifade etmeye, ona göre kendimizi yenilemeye hazırız. Biz toplumu izliyoruz, toplum da bizi izlemeye devam etsin” dedi.

  • İmam-Hatiplere Kayıt İlk Günde 1000i Geçti!

     

    Bursa İmam Hatip Liseleri Mezunları ve Mensupları Derneği (BİHMED) Başkanı Halil Eldemir, 23 Temmuz – 17 Ağustos tarihleri arasında kayıtların yapılacağı imam hatip ortaokullarına velilerin yoğun ilgi gösterdiğini söyledi. Kayıtların ilk gününde Bursa merkezinde toplam 700 öğrencinin ön kayıt yaptırdığını dile getiren Eldemir, ilçe merkezlerindeki kayıtlarla İmam hatip ortaokullarına kayıt yaptıranların sayısının bini geçtiğini vurguladı. 

    Velilerin, merkezde 15, diğer ilçelerde 11 imam hatip ortaokuluna kayıt yaptırabileceğini belirten Eldemir, talebin fazla olması halinde yeni okulların tahsis edileceğini sözlerine ekledi.

     

  • CarrefourSAdan Çağdışı Bağnazlık

     

    KIZILAY’LA PROTOKOL İMZALADI

    Yeni Şafak’ın haberine göre; CarrefourSA’nın protokol imzaladığı Kızılay’ın kampanyasında başörtülü bir yardımseveri çalıştırmasına karşı çıkması büyük tepki aldı. Alınan bilgiye göre Kızılay ile CarrefourSA, Kızılay’a kumanya bağışını içeren bir protokol imzaladı. Protokole göre CarrefourSA Ramazan Kumanyası hazırlayacak, bu kumanyayı satın alan yardımseverler de ihtiyaç sahiplerine ulaştırması için mağazanın bahçesine kurulacak Yardım Çadırı’nda Kızılay’a bağışlayacaklardı. Kızılay Ataşehir Şubesi, protokole dayanarak Kozyatağı CarrefourSA’nın girişine yardım çadırı kurdu.

    GENEL MÜDÜR KAMERADAN İZLEDİ: İZİN VEREMEYİZ

    Vatandaşlar Kızılay yardım çadırına yoğun ilgi gösterdi. Bu ilgi özellikle tatil olan Pazar günü daha da arttı. Kızılay Ataşehir şubesi de talebe yetişemeyince Elif Demirci isimli gönüllü çalışanını görevlendirdi. Yardım çalışmaları devam ederken CarrefourSA’dan bir yetkili gelerek başörtülü olduğu için Demirci’nin çalışmasına izin veremeyeceklerini bildirdi. Yetkili, “Genel müdürümüz çadırı kameralardan izledi. Elif Demirci’nin başörtülü çalıştığını gördü. Buna izin veremeyiz” diye uyardı.

     

    O KIZ KONUŞTU

    Demirci, olayı şöyle anlattı: “Carrefour’un önündeki Kızılay standında gönüllü çalışan birimiz başı açık iki kişiydik. Çalışmaya başladıktan sonra CarrefourSA yetkilileri yanıma geldiler ve ‘sizin burada başörtülü olduğunuz için çalışma izniniz yok, ya başörtünüzü çıkarın ya da buradan gidin’ dediler. Ben de başörtümü çıkarmayacağımı gideceğimi söyledim. Bunun üzerine bana eğer istersem içeride müşteri olarak alışveriş yapabileceğimi ancak çalışan olarak başörtülü duramayacağımı belirttiler.”

    “İNANCIMA BÜYÜK SAYGISIZLIK”

    Yaşadığı olay sebebiyle çok üzüldüğünü, müslüman bir ülkede yaşamasına rağmen, böyle bir muameleye maruz kalmanın inancına büyük saygısızlık olduğunu belirten Elif Demirci, kendisinin de bu zamana kadar hep CarrefourSA’dan alışveriş yaptığını ifade etti.

    CARREFOURSA YETKİLİSİNDEN NET CEVAP ALAMADIK

    Konuyla ilgili ulaştığımız CarrefourSA yetkilileri ise net cevap vermedi. Görüştüğümüz basın-halkla ilişkiler sorumlusu konuyla ilgili yetkili kişinin yurtdışında olduğunu, öğleden sonra Türkiye’ye dönüp bir açıklama yapacağını ifade etti. Şimdi kamuoyu, iddia edilen ayrımcılıkla ilgili CarrefourSA yetkililerinin yapacağı açıklamayı merakla bekliyor.

    STK’LAR PROTESTO EDECEK

    Personelin sözleri karşısında büyük şaşkınlık yaşayan Kızılay Ataşehir Şube Başkan Yardımcısı Süleyman Akın, CarrefourSA genel müdürlüğünü aradığını, ancak muhatap bulamadığını kaydetti. Akın, “Sabah akşam demeden bize gönüllü hizmet veren yardımsever arkadaşımıza yapılanlar bizi çok üzdü. Bu olayın peşini bırakmayız” diye konuştu. Konudan haberdar olan Ataşehir Dernekler Platformu da bugün CarrefourSA Kozyatağı şubesi önündü bir protestoya hazırlanıyor.

     

  • Bilgisayar Orucu

     

    Bir gün kendime böyle bir ceza vereceğim hiç aklıma gelmezdi. Neden verdiysem? Ama artık tutmalıyım: hafta sonu bilgisayar yasağı sözümü. Bilgisayarsız ama onurluyum ne de olsa. Of off günler, saatler bir türlü geçmiyor. Şimdi patlayacağım. Hâlbuki iki adım ötemde, işte kanepenin üstünde o güzel varlık. Yo yo olmaz pes edemem. Kitap mı okusam, ama zaten sabahtan beri kitap okuyorum. Canım bilgisayar dışında hiçbir şey istemiyor.

     

    İşte böyle bir süre bunalım içinde geçirdim saatlerimi. Ancak akşam yemeğinden sonra fark edebildim kendimi bilgisayarla sınırlayanın kendim olduğunu ve Pazar günü için harika planlar hazırladım.

     

    Sabahın ilk ışıkları yüzüme vurur vurmaz kalktım. Ezber yapmaya başladım. Kahvaltıdan sonra Kur’ân çalıştım. Hadis, ilmihal, Arapça derken günün sonunda hiç bilgisayar aramadığımı fark ettim. Tabii bu çalışmalarımla bazılarını da kıskandırmıştım. Yaşasın bilgisayarsız hayat! Diyorum. Tabii bu Pazartesi günü bilgisayara sarılmayacağım anlamına gelmiyor.

     

    SELCEN BETÜL ARABACI

    İzdüşünce

  • Peygamberimizin Dilinden Ramazan

     

    Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellembize Şaban ayının son günü bir hutbe irâd etti ve şöyle buyurdu:

    “Ey müslümanlar!

    Büyük ve mübarek bir ayın gölgesi üzerinize düştü. Bu, içinde ‘bin aydan daha hayırlı olan’ Kadir Gecesi’nin bulunduğu bir aydır.

    Bu ay; Allah Teâlâ’nın, gündüzlerinde orucu farz, gecelerinde teravih namazını nafile olarak meşru kıldığı (mübarek) bir aydır.

    Bu ayda kim bir hayr işlerse başka zamanlarda bir farzı yerine getiren kimse gibi sevap kazanır. Bir farzı eda eden de başka aylarda yetmiş farzı yerine getiren gibi sevap kazanır.

    Bu ay sabır ayıdır. Sabrın karşılığı da cennettir.

    Bu ay ihsan, yardım ve eşitlik ayıdır.

    Bu ay müminin rızkının arttığı bir aydır.

    Kim bir oruçluyu iftar ettirirse bu, onun günahlarının bağışlanmasına ve cehennemden kurtulmasına sebep olur. İftar ettirdiği müslümanın aldığı sevaptan bir şey eksilmeksizin onun kazandığı kadar da ayrıca sevap kazanır.”

    – Bizim hepimiz bir oruçluyu iftar ettirecek imkana sahip değildir… dediler.

    Bunun üzerine Rasûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem;

    “Allah Teâlâ bu sevabı bir oruçluyu bir hurma veya bir yudum su ya da bir içim süt ile iftar ettirene de verir” buyurduktan sonra hutbesine şöyle devam etti:

    “Bu ay, evveli rahmet, ortası mağfiret, sonu cehennemden kurtuluş olan bir aydır. Kim (bu ayda) emri altındakilerin yükünü hafifletirse Allah onu bağışlar ve cehennemden azad eder.

    Bu ayda dört şeyi çok yapınız. Bunların ikisi ile Rabbinizi hoşnud edersiniz; ikisinden de zaten uzak kalamazsınız. Rabbinizi hoşnud edecek iki işiniz; lâ ilâhe illellah diyerek Allah’ın birliğine şehadet etmeniz ve bağışlanma dilemenizdir. Uzak kalamayacağınız öteki iki şeye gelince, onlar da Allah’dan cenneti isteyip cehennemden kurtulmayı dilemenizdir.

    Kim bir oruçluyu doyuracak olursa Allah onu benim havuzumdan sulayacak, o da cennete girinceye kadar bir daha susuzluk çekmeyecektir.”[1]

     

    Her Müslüman, kavuştuğu Ramazan ayından mutlaka kendisi için bir şeyler bekleyecektir. Bu beklentiler de elbette onun dünya hayatı ile ilgili olduğu kadar hatta belki de daha çok ahiret hayatına yönelik olacaktır. Çünkü mümin için gerçek istikbal, ahirettir.

    Birkaç Nokta

    Peygamber Efendimiz’in hutbesi -eğer yansıtabildiysek- pek açık ve nettir. Ancak biz yine de dikkatimizi çeken bir kaç nokta üzerinde bilhassa durmakta yarar görmekteyiz.

    Gerçek İstikbal

    Peygamber Efendimiz, Ramazan-ı Şerif’i müminlerin ferdî hayatları ve ahirete yönelik olarak kendilerine kazandıracağı neticeler açısından tanıtmıştır. Çünkü her Müslüman, kavuştuğu Ramazan ayından mutlaka kendisi için bir şeyler bekleyecektir. Bu beklentiler de elbette onun dünya hayatı ile ilgili olduğu kadar hatta belki de daha çok ahiret hayatına yönelik olacaktır. Çünkü mümin için gerçek istikbal, ahirettir.

    Öte yandan bilinen bir gerçektir ki kişileri fert fert iyileşmeye teşvik etmek, toplumu belli bir iyileşmeye sevketmektir. Çünkü cemiyetler, fertlerden teşekkül etmektedir. Çünkü sevinçler ve güzellikler paylaşıldıkça büyür. Ramazan sevinci de paylaşıldığı ölçüde toplumu sarar.

    Baha Değil Bahane

    Sevgili Peygamberimiz aleyhissalâtü ve’s-selâm Efendimiz, Ramazan’dan yararlanmak için ille de belli ölçüde maddi imkanlara sahip olmak gerekmediğini açıklamıştır. O, bu beyanı ile sanki “Allah Teâlâ rahmeti için baha değil bahane ister” demek istemiştir. Bir yudum su bile “bahane” niteliğini hâizdir. Zira iyilik kadar iyilik niyeti de önemlidir. O halde hiç kimse maddi imkânlarına bakıp bu ayda ümitsizliğe düşmemelidir. Peygamber Efendimiz’in“Allah’ı hoşnud edecek iki iş” olarak takdim ettiği, tevhid ikrarı ve mağfiret dileği, dikkat edilirse her müminin diliyle yapabileceği bir kolaylıktadır.

    Tevhid inancı ve şuuru Ramazan’da bilhassa kelime-i tevhid’i sık sık tekrarlamak suretiyle yüreklerde güçlendirilmeli, kökleştirilmelidir. Zaten “Kalbler Allah’ı anmakla tatmin olur.“[2]

    Gerek “Bin aydan daha hayırlı Kadir Gecesi” gerekse Ramazan’da yapılacak iyilik ve ibadetlerin başka zamanlarda yapılanlardan farklı karşılık göreceğine dair açıklama, “Ramazanın fevkalade bir imkân” olduğunu göstermektedir. Herkesin bildiği bir gerçektir ki fevkalde imkânlar, fevkalade sorumlulukları beraberinde getirir.

    Nimet de Sorumluluk da

    Gerek “Bin aydan daha hayırlı Kadir Gecesi” gerekse Ramazan’da yapılacak iyilik ve ibadetlerin başka zamanlarda yapılanlardan farklı karşılık göreceğine dair açıklama, “Ramazanın fevkalade bir imkân” olduğunu göstermektedir. Herkesin bildiği bir gerçektir ki fevkalde imkânlar, fevkalade sorumlulukları beraberinde getirir. Sevgili Peygamberimiz bir taraftan Ramazan ayında yapılacak işlerin kıymetini anlatırken bir taraftan da bu konulara ilgisiz kalacakların her zamankinden çok daha büyük kayıplara, zararlara uğrayacaklarını anlatmış olmaktadır.

    Olumlu Bakmak

    Söz bu noktaya gelmişken, Ramazan’a duyulan saygıdan dolayı yapılacak her hareketin mutlaka bir kıymeti olacağını vurgulamakta fayda görmekteyiz. “Ramazan dolayısıyla” diye başlayan levhalarla durdurulduğu bildirilen bazı faaliyetlerin, alınan tedbirlerin her birinin ayrı bir değeri vardır. Umulur ki bu tür davranışlar, Ramazandan bir şeyler bekleyen sahiplerinin önceki yanlışlarına kefaret olur. Toplumu din konusunda, dinî hayatın gereği hakkında bilinçlendirmeye yarayan her şeyi takdirle karşılamak, bu kabil teşebbüslerin yaygınlaşması açısından uygun olacaktır. Yılda bir ay süre ile de olsa toplumun dinî havayı daha yoğun şekilde teneffüs etmesine yardımcı olacak her girişimi, -kimden ve nereden gelirse gelsin- olumlu karşılamak, onlara, asıl olumluluklar sistemine çıkarılmış birer davetiye gözüyle bakmak herhalde daha iyidir.

    Asıl acınacak olanlar, eski yaşayışlarında ve duygularında en küçük bir gelişme ve kıpırdama olmayanlardır. Bundan da kötüsü, Ramazan dolayısıyla güzelleşen günlük hayatı ve bunun topluma yayılışını hazmedememek, bundan rahatsızlık duymaktır.

    Peygamberî Gerçeklik

    Peygamberimiz’in Ramazan’ı “sabır ayı” olarak tavsif etmesi onun gerçekçiliğinin açık delilidir. Din ve ibadet disiplinine daha sıkı bir şekilde girmenin; bunun hisler-hevesler, çevre ve fiziki bünyede meydana getireceği değişikliklerin baskısına, saygısızlıklara, hasılı bütünüyle günlük hayata karşı sabrın en çok gerektiği ay Ramazan’dır. Bunu herkes kendi tecrübeleriyle bilir.

    Uzak kalamayacağınız iki iş, cenneti istemek, cehennemden kurtulmayı temenni etmek” tespiti de Peygamberimiz’in gerçekçiliğinin bir başka ifadesidir. Çünkü hiç kimse mutluluk ülkesi cenneti reddetmez yine aklı başında kimse de cehennemde azab çekmeyi istemez.

    Cihad Ayı Ramazan

    Efendimiz’in hutbesinden anlaşıldığına göre Ramazan, en tabii isteklerimizden en önemli görevlerimize kadar her şeyin değerinin çok büyük ölçüde arttığı bir mevsim olmaktadır. Bu, arzuların gerçekleşmesi için gösterilecek gayretlerin zamanı olmak bakımından Ramazan’ın “cihad ayı” olduğu anlamına gelir. Zaten bayram da cihadla kazanılan zafer sevincinin adıdır.

     

    Dipnotlar:

    [1] İbn Huzeyme, Sahih, III, 191-192,(Thk. M.M.A’zamî), Beyrut, 1975

    [2] er-R’ad (13), 28

     
    Prof. Dr. İsmail Lütfi Çakan
    Sonpeygamber