Yıl: 2012

  • Evimizde İstişare Eksik

     

    Mehmet Bey, maçları daha iyi seyredebilmek için son model dev ekran bir televizyon alıp eve geliyor. Onun bu alışverişinden hanımı habersiz. Çünkü Mehmet Bey, eşine danışma ihtiyacı hissetmiyor. Merve Hanım beyine sormadan annesine akşam yemeği için söz veriyor.  Selim Bey, evin müsait olup olmadığına bakmadan arkadaşlarını eve davet ediyor. Gülsüm teyze, 40 yıllık eşinden gizli saklı kızına para gönderiyor. Muhsin amca, hanımına danışmadan sürüye 7 koyun daha alıyor. Bu şahısların ortak paydasının ne olduğunu sorsak fazla kafa yormanıza gerek yok değil mi? Zira cevap belli: Figüranlarımız, eşleriyle istişare etmiyor, dahası “Her meseleyi eşime danışmak zorunda mıyım?” şeklinde düşünüyor. Fakat eve alınacak bir eşyadan tutun da çağrılacak misafire kadar her konuda hayatı paylaştığımız kişilerle meşveret etmek gerekiyor. Zaten birbirine danışma hali esas değilse evlilikler erozyona uğruyor, bir süre sonra en basit sorunlarda bile çiftlerin aklına boşanma geliyor. Bu da ailenin kontrol mekanizmalarının zayıflamış olduğunu gösteriyor ki istişare bu mekanizmanın asıl güç kaynağını teşkil  ediyor.

      Aile hayatı üzerine pek çok kitap kaleme alan eğitimci yazar Vehbi Vakkasoğlu,  ailelere her konuda istişare yapmalarını tavsiye ediyor. Zira karşılıklı fikir teatisi, insana verilen değerin bir göstergesi. Kaldı ki Allah dahi insanı yaratırken melekleriyle istişare ediyor. Mevlaâ-yı Müteâl, “Yeryüzünde emirlerimi yerine getirip varlıklar üzerinde tasarrufta bulunacak bir halife yaratacağım!” buyurduğunda melekler, “Yeryüzünde fesat çıkarıp kan dökecek birisini mi yaratacaksın? Hâlbuki biz Seni hamd ile tesbih eder, Seni her türlü noksandan yüce tutarız!” der. Rahman, görüş bildiren melekleri kınamaz, itham etmez. İtirazlarına açık bir beyanla, insanı yaratma muradındaki hikmeti bildirir. Bedîüzzaman Said Nursî, bu ayeti ‘İşârâtü’l-İ’câz’ adlı eserinde tefsir ederken Allah’ın insanlara müşavere üslubunu benimsetmek istediğini anlatır. Melekleriyle istişarede bulunan Allah, Kur’an-ı Kerim’in birçok yerinde olduğu gibi Allah Resûlü’ne Al-i İmran Sûresi’nde de “İşlerinde onlarla istişare et.” buyurarak meşvereti emreder.

       İstişare etmeyi hayatın bir parçası yapmak aynı zamanda, Peygamberimiz’in sünnetine de uymak demek oluyor. Ete Kemiğe Bürünmüş Kur’an olan Efendimiz’in ilk vahiyden sonra gördüklerini Hz. Hatice Validemiz’e açması, onun görüşüne başvurması, gece ibadet etmek için Hz. Ayşe’den müsaade istemesi, Hudeybiye Sulhu sırasında zevcesi Ümmü Seleme’nin tavsiyesine uyması ya da ifk (iftira) hadisesinde Hz. Ayşe hakkında tahkikat açması ve Hz. Ali’den tutun da Hz. Ayşe’nin cariyesi Berire’ye kadar birçok insanın düşüncesini alması istişarenin sünnetteki fiilî örneklerinden sadece birkaçı.

       Yazar Vakkasoğlu, meşveret emrinin aile hayatının bütününe tatbik edilmesi gerektiği görüşünde. Zira istişare yapan ailelerde tüm akıllar istifadeye yarar görüldüğünden evde huzur hâkim oluyor. Anne-baba ve çocukların birbirinin düşüncelerine önem vermesi, saygı duyması, sorunlara çözüm odaklı yaklaşması yuvanın temelini sağlamlaştırıyor. Hz. Ali (ra), “7 yaşına kadar çocuğunuzla oynayın, 15 yaşına kadar arkadaşlık ediniz, 15’inden sonra da istişare ediniz.” diyerek ailede istişare meclisinin sadece anne-babadan ibaret olmadığını ortaya koyuyor. Ayrıca kimse kendi aklına güvenmediği için şahsi menfaatlerden arınmış ve mütevazı bir tavır ortaya çıkıyor.

       Vakkasoğlu’na göre meşveretsiz hareket etmek, ailenin bütünlüğünü bozuyor. Eşler tek ruh olarak yaşarsa mutluluk yakalanıyor. Biri, herkes adına kararlar alıp müşavereden uzak bir hayat sürdüğünde aileyi teke indirmiş oluyor. Bu da çeşitli sorunlara yol açıyor.

    Tabii eşe danışma konusunda, tıpkı anne-babaya itaat meselesinde olduğu gibi bazı istisnai durumlar da söz konusu. Zira “Allah’a isyan olan yerde kula itaat olmaz.” hadisi bu istisnaları açıklıyor. Allah’ın emirlerine ve Efendimiz’in sünnetine aykırı bir konuda ısrar varsa istişareden ziyade dinin çizdiği çerçeveye uymak gerekiyor. ‘aile reisi’nin her dediği olmaz!

    Bir yerde istişare yapılacaksa orda bir danışma makamı da olmalı değil mi? Peki, aile ortamında bu makam baba mı olmalı, anne mi? Yoksa her ay birisi mi bu görevi devralmalı?

      Evlilik ve iletişim uzmanı İnci Yeşilyurt, aile reisi kavramının hukuken varlığını kaybettiğini hatırlatıyor. Malumunuz yeni Medeni Kanun ile “Aile reisi kocadır.” ibaresi değiştirilerek “Evlilik birliğini eşler beraber yönetirler.” ibaresi getirildi. Ancak kökenini dinden alan geleneksel anlayışımız itibarıyla aile reisi deyince akla ilk ‘baba’ geliyor. İslâm’da da öncelikli sorumluluk erkeğin üzerinde. Allah, “Allah’ın bazısını bazısına üstün kılma ve onların kendi mallarından harcaması nedeniyle erkekler kadınlar üzerinde sorumlu-gözeticidir. (Nisa, 4/34)” ayetiyle onu reis tayin ediyor.

      Yeşilyurt’un tabiriyle aile reisliği kişiye özgürlük değil, temsil ve sorumluluk yüklüyor. Bu noktada aile reisinin “İstediğim kararı alırım. Herkes buna uymak zorunda.” yaklaşımı içinde olmayıp ev ahalisinin istek ve beklentilerine önem veren, çözüm üretme yolunda onların görüşlerine de başvuran bir tavra sahip olması gerekiyor. Ailede darbe olmayacağına göre diktatör de olamaz. Kaldı ki meşveret kabiliyeti olan ailelerin mutluluğu diğer ailelere göre daha fazla. Çünkü aile bireyleri fikirlerine önem verildiğini hissettiklerinde kendini güvende hissediyor, hayatın diğer alanlarında karşısına çıkan sorunlara da çözüm odaklı yaklaşmayı öğreniyor. Ortak karara teslimiyet kolaylaşıyor. En önemlisi aile bireylerinin değersiz hissetmesini engelliyor.

      “Eşim bana hiç sormaz. Benim düşüncemin zaten önemi yok” şikâyetleri ise o ailede ciddi bir yönetim sıkıntısı olduğunu ortaya koyuyor. Yeşilyurt’a göre aile reisi, sormaktan, danışmaktan, kararları ortaklaşa almaktan korkan değil, istişare kabiliyeti ile kendine duyduğu güveni ailesine yansıtabilen ve bu yüzden saygıda kusur edilmemesi gerekilen kişinin ta kendisi. Her şeyi kendi kendine halleden bir aile reisine alışanlar ise bir açıdan risk altında. Zira sevk ve idareyi üstlenen kişinin ani vefatı karşısında, o güne kadar hiçbir problemin çözümüne katkısı olmamış, problemleri hep ailenin diğer bireyi tarafından çözülmüş kişi, adeta ‘sudan çıkmış balığa’ dönüyor. Bu durum evin faturalarını halletmeye çalışan kadınların “Ah eşim sağken hep bu işleri kendi hallederdi. Ben şimdi nasıl üstesinden geleceğim bu işlerin?” yakınmasında bile kendisini gösteriyor. Aslında bu serzeniş geçmişte yapılmayan istişarelerin eksikliğini ve sorumluluk paylaşımındaki dengesizliği yansıtıyor.

      Özellikle çiftlerden sadece birinin çalıştığı ailelerde maddi harcamalar konusunda da sorun yaşanıyor. Çalışmayan aile bireyleri, para kazananların yanında kendilerini güvensiz ve  her an terk edilebilir hissettiklerinden ona içten içe kızıyor. Bu kızgınlık, aşırı harcama isteği veya ailenin ihtiyaçlarına karşı duyarsız olmayı beraberinde getiriyor. Ve nihayetinde ‘mutsuzluk’ kapıyı çalıyor. Hâlbuki ailenin bir ferdi, tüm ihtiyaçları karşılamak için canını dişine takıp çalışsa dahi bu, parayı harcama konusunda tek yetkili olduğu anlamına gelmiyor. İki tarafın da kendini iyi hissetmesi için bütçeyi çiftlerin birlikte planlaması lazım. Erkeğin ve kadının çalıştığı ailelerde de maddi konularda istişare yapılmayabiliyor. “Sen kirayı öde, ben faturaları yatırayım.” gibi yaklaşımlar ev arkadaşlığına benziyor. Evlilik ise hayat yolunda birlikte yürüme başarısını gösterme anlamını taşıyor ve bu yolda yürürken gidilecek güzergâha beraber karar vermek gerekiyor.

      Aynı zamanda Aile Yaşamını Koruma Derneği başkanı da olan İnci Yeşilyurt, istişare etmekle onay almanın birbirine karıştırılmaması gerektiğini vurguluyor. Ona göre istişare, ‘Akıl akıldan üstündür.’ niyetiyle fikir alma yolunda kullanılmalı ki amaca ulaşılsın. Üstelik kararlarımız sadece ‘onay alma’ şekline dönüşürse farza ve sünnete uymanın feyzinden faydalanamayız değil mi? Örneğin Gönüller Sultanı, Uhud Savaşı’nda Medine’de kalıp müdafaa harbi yapmak gerektiğini savunur. Fakat ashabıyla yaptığı istişarede Medine’nin dışına çıkılarak taarruz harbi yapılmasına karar verilir. Allah Resulü, kendi fikrini dayatmak yerine meşveretin sonucuna uyar, sonuç ise malum. Hiç şüphesiz Nebiler Serveri bu şartlarda bile meşverete uyarak bizlere büyük bir ders verir.

    DÖNÜŞÜMLÜ AİLE MECLİSİ

    İster aile, isterse devlet mekanizması olsun ortak hareket edilmesi gerekilen her yerde bir yöneticiye de ihtiyaç olduğu yadsınamaz. Dolayısıyla bir yönetici eşliğinde ve ortak akılla sorunlara çözüm üretmek gerekiyor. Eğitimci yazar Vehbi Vakkasoğlu ailelere, meclis kurmalarını öneriyor. Nitekim bu aile meclisi, demokrasi ortamını beraberinde getiriyor. Aile meclisinde, görüşmeleri karara bağlayan makamın her zaman baba olması gerekmiyor. Mesela istişareyi bir ay baba yönetiyorsa, diğer ay anne yönetebilir. Hatta evin diğer bireyleri de bu ortamı idare edebilir. Hem böylece idare sorumluluğunun ne demek olduğunu öğrenmiş hem de yönetene uymanın gerekliliğini kavramış olur. Ama mühim olan istişareden çıkan karara uymak. Tabii verilen karara itaat edildikten sonra “Ben demiştim, benim dediğim doğru.” havalarına girmemek icap ediyor. Şahsiyeti küçülten, kişiyi rencide eden ya da aklının üstünlüğü konusunda gereksiz iddiaya girenler istişarenin feyzini ve bereketini kaçırıyor. Meşveret sonrasında “İstişarenin dediği olmuştur.” deyip sen-ben meselesini ortadan kaldırmak lazım ki farklı fikirlere kapı aralayan gönüllere kilit vurmayalım.

      Vakkasoğlu, çekirdek ailelerde birbirine danışmanın bir nebze daha kolay olduğunu geniş ailelerde ise işin renginin değiştiğini düşünüyor. Nitekim büyükler, ‘Bizim tecrübemiz, fikrimiz varken istişare de nereden çıktı?’ algısına kapılabiliyor. Bilhassa babalar, “Ben babayım, söz ağzımdan bir kere çıkar.” deyip istişare yollarını tıkayabiliyor. Bu durumda onlara “Of” demeden, saygıdan taviz vermeden, münakaşa etmeden ikna yoluna gitmek gerekiyor. Hiç şüphesiz ikna ederken meşveretin dindeki yerine dikkat çekmek, İslamî argümanları kullanmak etkili bir yol. Tabii anne-babaların da kendi kararında diretmek yerine ortak akla başvurması gerekiyor. Böylece evlatlarını da asiliğe itmemiş oluyorlar.  

      İstişare için sabit bir gün ve saat belirlemek en güzeli elbette. Belirtilen saatte televizyonu, bilgisayarı kapatıp sıcak çaylar eşliğinde bir iki sayfa kitap okumak, Allah kelamı konuşmak, sonra halledilmesi gereken konuları bir bir açmak ve hep birlikte çözüm üretmek o yuvayı bereketlendirmez mi? Hepsinden önemlisi ev alışverişlerinden tutun da evdeki duvarları karalayan çocuğunuza vereceğiniz cezaya kadar her şeye ailecek karar vermek Efendimiz’in (sallallahu aleyhi ve sellem) kutlu hanelerinden yuvalarımıza nefhalar getirmez mi?

    Hemra Köse

    Yenibahar

  • Uhudda Çarpışan Anne Yüreği

     

     

    Medine’de İslâm’la şereflenen ilkler Mekke’nin karanlığında İnsanlığın İftihar Tablosu’yla bir araya gelmenin heyecanını yaşar. Onlar, Akabe tepelerinde gerçekleşen bu buluşmada bundan sonra hayatlarını şekillendirecek önemli bir söz verirler. Efendimiz’in (sallallahu aleyhi ve sellem) huzurunda canlarını, mallarını, evlâd-ü iyallerini muhafaza ettikleri gibi, Allah’ın Elçisi’ni muhafaza edeceklerine yemin ederler. Ve Âlemlerin Efendisi’ni Yesrib’e davet ederler. Bu daveti yapan kutlu insanlar arasında iki kadın da vardı. Bunlardan biri, dine hizmeti ile asırlarca kadınlık âlemine örnek olacak Ümmü Umâre Nesibe binti Ka’b’tır.

    Yesrib’e İslâm’ı anlatmak için giden Mus’ab bin Umeyr’in gayretleriyle kısa zamanda birçok aile Müslümanlıkla şereflenir. Bunlar arasında Peygamber Efendimiz’in (sallallahu aleyhi ve sellem) anne tarafından akrabaları Necefoğulları da vardır. Bu kabile içerisinde İslâm’a ilk adım atanlar ise Hz. Zeyd, hanımı Hz. Nesibe ve iki oğlu Abdullah ile Habib olur. Onlar Medine’nin ilk Müslüman ailesi olmakla birlikte, davayı omuzlayan ilk fedakârlar arasına isimlerini yazdırır.

    Peygamber Efendimiz Medine’ye hicret edince Medine’nin ilk Müslüman ailesi İslâm davası için elinden gelen bütün gayreti gösterir. Hz. Nesibe, Akabe’de verdiği söze oldukça sadık davranır ve oğulları Abdullah ile Habib’i de bu doğrultuda yetiştirir. Bu sebepledir ki Hz. Nesibe’nin en mutlu günlerinden biri, oğlu Abdullah’ı Bedir’e çarpışmaya göndermesidir.

    Sıra Uhud Savaşı’na geldiğinde ise bu kahraman aile, İslâm orduları arasındaki yerini alır. Hz. Nesibe de yaralıları tedavi etmek ve su dağıtmak için muharebeye gider. Uhud’da galibiyet heyecanı yaşandığı sırada okçuların yerlerinden ayrılmasıyla müşrikler arkadan saldırır ve Müslümanlar iki ateş arasında kalır. Fırsattan istifade ederek Efendimiz’in (sallallahu aleyhi ve sellem) etrafını çevirmeye başlarlar. Sahabe Efendilerimiz, Allah Resûlü’nün etrafında etten kale oluşturur. Ok yağmuru ve kılıç darbeleri altındaki bu mukaddes hâlenin içinde Hz. Nesibe de yer alır.

    Allah Resûlü (sallallahu aleyhi ve sellem), üzerine gelmekte olan bir grup gözü dönmüşü göstererek, “Bunlara karşı kim çıkacak?” deyince Hz. Nesibe, “Ben yâ Resûlallah!” diye haykırır ve müşriklerin yaptığı hamleleri püskürtmeye çalışır. Bu büyük kadın Efendimiz’i hedef alan kılıç, ok ve mızrak darbelerine vücudunu siper eder. Nebiler Serveri, onun Uhud’daki kahramanlıklarını daha sonra şöyle anlatır: “Hangi tarafa döndü isem onu orada kıyasıya savaşırken gördüm.”

    ‘ARTIK DÜNYANIN HİÇBİR MUSİBETİNE ALDIRMAM’

    Hz. Nesibe, Allah Resûlü’nün (sallallahu aleyhi ve sellem) önünde mücadelesini devam ettirirken bir ara oğlu Abdullah’ın kolunun bir kılıç darbesiyle kesildiğini görür. Anne şefkatiyle hemen yanına koşar ve evladının kanayan yerini sarar. Ardından elini oğlunun sırtına vurarak, “Haydi oğlum şimdi git, Resûlullah’ın önünde savaş!” der ve kendisi de savaş mevkiine döner. Bu sözleri duyan Kâinatın Efendisi: “Ey Ümmü Umâre, senin yaptığını kim yapabilir ki?” der. Bu fırsatı iyi değerlendiren Hz. Nesibe, “Ya Resûlallah, dua et Cennet’te seninle beraber olayım!” der. Efendimiz, hiçbir duanın geri çevrilmeyeceği o makamda ellerini kaldırıp, “Allah’ım, bu aileyi benimle Cennet’te komşu yap!” diye niyaz eder. Ümmü Umâre Nesibe binti Ka’b, istediğini elde etmenin sevinci içerisinde Uhud Dağı’nda şu sözleri söyler: “Artık dünyanın hiçbir musibetine aldırmam.”

    Hz. Nesibe, Uhud Savaşı’ndan ayrılırken vücudunda 13 yara vardır. Biri o kadar derindir ki, iki yumruk girecek kadar derin bir yara olarak tarif edilir. Yaralarının tedavisi tam bir yıl sürer. Ancak bu süre zarfında herhangi bir şikayet izhar etmez. Şefkat Peygamberi (sallallahu aleyhi ve sellem) de bu mübarek kadının tedavisiyle yakından ilgilenir.

    Tesettür âyeti nazil olduktan sonra Müslüman kadının cihadı, örtüsü altında ve evinde olacaktır. Hz. Nesibe, İslâm ordularıyla birlikte savaşlara katılamamaktan büyük üzüntü duyar. Ancak Allah’ın emrine uymakta tereddüt etmez. Kendisindeki cihad aşkını ise iki oğluna devamlı aşılar. Annelik şefkati, onları savaş meydanlarına göndermeye engel teşkil etmez.

    Efendimiz’in (sallallahu aleyhi ve sellem) ruhunun ufkuna yürümesiyle yalancı peygamberlik iddia edenler zuhur eder. Bu zorlu günlerde bu mübarek aile bir kurban daha verir. Hz. Nesibe’nin küçük oğlu Habib, yalancı peygamber Müseylemet-ül Kezzab’a, Hz. Ebubekir’in mektubunu götürdüğü sırada şehid edilir. Acılı anne, 60’ı aşan yaşına rağmen yalancı peygamberle mücade eden İslâm ordusuyla birlikte Yemâme önlerine gider. Savaşın sonlarına doğru oğlu Abdullah’ın, aralarında Vahşi’nin de bulunduğu Ensar’dan birkaç kişi ile birlikte Müseyleme’nin üzerine yürüdüklerini görünce eline bir kılıç alarak savaş meydanına atılır. Bu sırada kolu hain bir kılıç darbesiyle kopar. Ama o hiç aldırmadan mücadelesine devam eder, Müseyleme’ye bir öldürücü darbe de o vurur.

    Hz. Nesibe Medine’ye tek koluyla ve ağır hasta olarak geri döner. Hz. Ebubekir, onu devlet başkanı sıfatıyla evinde ziyaret eder. Ümmü Umâre, aldığı ağır yaradan kurtulamaz ve şehid olur. Cennet-i Bakî’ye, şehidler ve sıddıkların yanına defnedilir. 

    Cihan Yenilmez

    Yenibahar

  • İSAM Nedir? Neresidir Ne İş Yapar Biliyor Musunuz ?

     

    İşte bu kısa röportajımızda sizlere, bu ansiklopedilerin hazırlandığı, yanı sıra kütüphane ve akademik hizmetlerin verildiği bir ilim yuvası olan İslami Araştırmalar Merkezi’ni, kısa adıyla İSAM’ı tanıtmak istedik. Bunun için İSAM Başkan Yardımcısı Dr. Tuncay Başoğlu’ndan bilgi aldık.

    İslâmi Araştırmalar Merkezi ne zaman ve hangi amaçla kuruldu?
    Türkiye Diyanet Vakfı’nca, İslâm Ansiklopedisi’nin hazırlanma kararı alındığında, bu çalışmalar sürerken araştırmacılar yurt dışına gönderildi. Bu araştırmacıları bir yerde organize etme ihtiyacı doğdu ve işte 1988 yılında merkezimiz kuruldu. Kurulduğundan bu yana üç ana birimi var:

    1- Ansiklopedi birimi.
    2- Kütüphane birimi: İhtisas kütüphanesidir. Akademik değeri olan eserler mevcıttur. 250 bin adet kitap bulunmaktadır.
    3- Araştırmalar birimi: Yurt içi ve yurt dışında doktora yapan araştırmacılar görev yapmaktadır. Fakültelerin artmasıyla eski araştırmacılardan 7-8 araştırmacı kaldı. Fakat önümüzdeki dönem yeni araştırmacılar almaya devam edeceğiz.

    İSAM bünyesinde (kitap, dergi vs.) alanında ne tür çalışmalar yapılıyor?
    Bizim kütüphane dışında iki hizmetimiz var:

    1- Eğitim: Çeşitli araştırmacıları organize ederek verdiğimiz eğitimlerdir.
    2- Eserler: Süreli yayınlar ve kitaplar.
    Şu an İslam Araştırmaları dergisi ve Osmanlı Araştırmaları dergisi çıkarılmaktadır.
    Kitap olarak akademik eserler yayınlamaya yönelik eğilimimiz var. Buranın varlık sebebi, dışarıda yapılamayan işleri yapmak.
    Bu arada doktora tezleri serimiz var. İlk çalışmada 35 eser yayınladık. Şimdi ikinci seriye başlıyoruz.
    Arapça tahkik edilmiş eserler var. Bunlar Lübnan’da basılıyor ve bizim adımızla yayınlanıyor.
    “Temel Kültür” dizisi var ki, bunları genel okuyucular da okuyabilir.
    Kadı sicillerimiz var. Şu ana kadar on binden fazla defter toplandı. Bunlardan seçme yaparak 40 ciltlik defter yayınladık. Bu çalışmaları, başkanımız Prof. Dr. Mehmet Akif Aydın bey yürüttü.
    Bunlar dışında Türkçe eserler Latinize edildi. Temel İslam Ansiklopedisi projemiz var. Rusya için hazırlanıyor. Orada yaşayan dostlarımızın, akrabalarımızın faydalanmasına sunulacaktır. Rusya’da basılacaktır. Bunu takiben de Çince’ye çevrilecektir.

    İslam Ansiklopedisi’nin hazırlık süreci ve çalışmaların nasıl sürdürüldüğü hakkında bilgi verir misiniz?
    İlk çıkan ansiklopediden bahsedeyim. 1988’de çıkarıldı. Merkez kurulduğunda. Bunun için beş yıl gibi uzun bir süre hazırlık safhası geçirildi. Ansiklopedide maddeler vardır. Bu maddeler tespit edildi, bunlarla ilgili dokümantasyonlar tespit edildi ve kaynaklar araştırıldı. 17 bin tane madde var ve 17 bin tane klasörümüz vardır.

    Maddelerle ilgili yirmi ilim heyeti var. Her heyetin başkanı var. Bazı maddeler birkaç heyetle incelenir. Uzun bir süreçten geçer. İlmî ve teknik süreç önemli olmakla beraber on beşten fazla basamaktan geçer. Bu süreçlerden geçtikten sonra baskıya girer. Altı ayda bir cilt oluşturulur. Maddenin hazırlanması için ise 5 yıl hatta daha öncesinden sipariş verilir. Ansiklopedi bir aynadır, dünyanın birikimini yansıtır. Dolayısıyla uzun bir çalışmadan geçer. Ansiklopediye iki bine yakın müellif katkı yaptı. Arap dünyasından, Avrupa’dan vs. bir çok müellifler katıldı. 41 cilt yayınlandı şu ana kadar. 42. cilt basımda. 43 ve 44. ciltlerin ise hazırlık süreci bitmek üzere. Basımını Diyanet Vakfı üstlenmektedir.

    İSAM’ın geleceğe dönük farklı hedef ve projeleri var mı?
    Kütüphane bünyesinde başlattığımız veri tabanları var. Türkiye’deki bütün makalelerin künyesi var. Şu ana kadar yirmi bin makalenin Pdf’sine ulaşılabiliyor.

    Tezler veri tabanı var. İlahiyat alanında çalışma yapacak olanlar o veri tabanına girerek faydalanabilirler.
    Kitap olarak da tezler yayınladık. 1953 yılından 2010 yılına kadar olan tezler katalog olarak hazırlandı. Bunlar veri tabanında görülebilir. İleride popüler çalışmaların ansiklopedilerini de yapmayı düşünüyoruz.
    Elektronik Ansiklopedi düşüncemiz var. Mevcut olan Ansiklopediyi elektronik ortama açacağız. Bunun yanısıra araştırmacılar yetiştirme projemiz var. İkinci klasik dönem projemiz var ki, çok ağırlıklı ve önemli bir projedir. Fahreddin Râzî döneminden 19. yüzyıla kadar ilmî eserlerin ve düşüncelerin erişilebilir olmasına çalışacağız. Bu proje akademik olarak çok faydalı olacaktır.

    Kütüphanenizden kimler faydalanmaktadır?
    Lisans üstü, mastır ve doktora yapan araştırmacılar faydalanmaktadır. Buraya gelenler hocalarla görüşüp, tartışırlar. İlmî bir atmosfer oluşuyor. Bir çok ortak projenin gerçekleştirilmesi açısından iyi bir ortam sağlıyor kütüphanemiz.

    Vakit ayırıp bizi bilgilendirdiğiniz için teşekkür ederiz. 
    Biz teşekkür ederiz ilginiz için. Umarız faydalı oluruz.

     

    ARZU KONAN- MERVE COŞKUN

    Yeniasya

  • İmam Hatipler Tekrar Yükselişte

     

    Bakanlığın tespitlerine göre, katsayı kararından önce öğrencilerinin yüzde 75’ini 4 yıllık fakültelere yerleştiren Anadolu İmam Hatip liseleri, katsayı kararının uygulandığı dönemde bu oranı yüzde 25’e düşürdü.

    Katsayı kararının kaldırılması ve devamında 4+4+4 sisteminin devreye girmesiyle birlikte bakanlığın yaptığı analiz çalışmalarına göre, katsayı kararı öncesinde öğrencilerinin yüzde 75’ini 4 yıllık fakültelere yerleştirmeyi başaran Anadolu İmam Hatip liseleri, katsayı kararıyla bu oranı yüzde 25’e düşürdü.

    Katsayının kaldırıldığı yeni dönemde lisans bölümlerine yerleşen öğrencilerin oranı yeniden arttı ve yüzde 70’lere ulaştı. İmam Hatip okullarına ilişkin 3 kırılma noktası

    Anadolu İmam Hatip okullarının ilk dönemi, katsayı kararının öncesi, 1990-1998 yılları arası dönemde bu okuldan mezun olanların yüzde 75’i 4 yıllık fakültelere yerleşirken, sadece yüzde 25’i açıköğretim ve meslek yüksekokullarına geçiyordu. Öğrencilerin yüzde 22’si İktisadi ve İdari Bilimler, yüzde 11’i Fen-Edebiyat, yüzde 7’si ise İlahiyat ve Mühendislik bölümlerini kazanıyordu. Hukuk fakültelerini kazananların oranıysa yüzde 6’ydı.

    Ardından 1999-2008 yılları arasında uygulanan katsayı kararı alındı. O dönemde Anadolu İmam Hatip liselerinin başarı oranı düştü. Öğrencilerinin sadece yüzde 25’i 4 yıllık fakültelere yerleşebildi. Geriye kalan yüzde 75’i ise açıköğretim veya meslek yüksekokullarına geçti.

    2009-2011 yılları arasında katsayı kararının kaldırılmasıyla birllikte Anadolu İmam Hatip okulları bir kez daha yükselişe geçti. Öğrencilerinin yüzde 34’ü İlahiyat Fakültelerine, yüzde 35’i ise 4 yıllık fakültelere yerleşti. Açıköğretim ve meslek yüksekokullarına yerleşenlerin oranı da yüzde 30’lara geriledi.

    Bakanlığın analizine göre, sınavsız girilen İmam Hatip Liseleri ise Yükseköğretime geçişte hiçbir zaman ciddi bir başarı gösteremedi. Ne katsayı öncesinde ne de sonrasında 4 yıllık fakültelere girenlerin oranı yüzde 50’lere bile ulaşamadı.

  •  
  • Dövme abdest bozar mı?

    DÖVME YAPTIRANIN ABDESTİ KABUL OLMAZ MI?

    Vatandaşın en çok merak ettiği ve Diyanet’e en çok sorulan konuların başında gelen ve toplum içinde en çok tartışmalara neden olan, ‘Dövme yaptıranın abdesti kabul olmaz mı?’ sorusunu, Diyanet İşleri Başkanlığı çok net ve kesin bir bilgiyle yanıtladı.

    Diyanet uzmanlarının abdestle ilgili yöneltilen sorulara yanıtları şöyle: 

    DÖVME: Deri üzerinde suyun alta ulaşmasına engel olacak bir tabaka oluşturmadığı için gusül ve abdeste engel değildir. Yapıştırma yöntemi ile deri üstüne yapılan geçici dövme ise suyun deriye ulaşmasına engel olacağından gusül ve abdeste engel olur. 

    OJE: Vücut üzerinde boya, oje gibi tabaka oluşturup suyun bedene ulaşmasına mani olan maddelerin bulunması halinde abdest ve gusül geçerli olmaz. Abdest veya gusülden önce giderilmesi gerekir. 

    KINA VE JÖLE:
     Deri üzerinde tabaka oluşturmayan saç boyası, jöle, kına gibi maddeler abdest ve gusüle engel olmaz. 


    LENS:
     Abdest ve gusülde gözün iç kısmının yıkanması farz değildir. Zira gözlerin iç kısmını yıkamakta meşakkat vardır, gözlere de zarar verebilir. 


    DİŞ KAPLAMA:
     Tedavi amacıyla diş doldurmak veya kaplatmak caiz olup abdest ve gusülün sıhhatine engel teşkil etmez. Ancak çıkarılıp takılabilen dişlerin gusül abdesti esnasında ağız yıkanırken çıkarılması gerekir. 


    GÜNEŞ ENERJİSİ:
     Güneş altında ısıtılan su ile abdest almanın uygun bulunmayışının gerekçesi bir hastalığa neden olmasıdır. Ancak günümüzde güneş enerjisi ile ısıtılan suyu kullanmanın bir sakıncası bilinmemektedir. 


    KÜPE:
     Yıkanmasında güçlük ve zahmet olan göz, tıkanmış küpe deliği gibi yerleri yıkamak farz değildir. Gusül esnasında kadının küpelerini ve dar olan yüzüğünü oynatması gerekir. Kulak deliğinde küpe yoksa kulağı yıkarken deliğe su girmesi yeterlidir. 


    KOL VE BACAK:
     Abdestte, kol ve bacakları olmayan kişiden bu organları yıkama yükümlülüğü düşer. Ancak bu özürden dolayı namaz yükümlülüğü düşmez. 


    MERHEM: 
    Yıkanması gereken bir organın üzerine merhem gibi bir madde sürülmüşse ve su zarar vermiyorsa abdest alırken bu organın yıkanması gerekir. Yoksa üzerine bastırıp mesh edilir.

  • Hangi Ürünler İçin Helal Gıda Sertifikası Alındı ?

    Türk Standardları Enstitüsü’nün (TSE) Diyanet İşleri Başkanlığı ile başladığı helal gıda sertifikası uygulmasının ilk yılında helal ürünün sınırları ve hedef kitlesi de genişledi.

    Milliyet’in haberine göre, ilk başta ağırlıklı olarak halkın tükettiği kırmızı ve beyaz et ürünlerinde verilmeye başlanan sertifika, somon, karides ve kalamar gibi “daha üst tabakaların” tükettiği gıdaları da kapsamaya başladı. Alarko-Leröy’ün suşi yapımında da kullanılan somon balığına, Superfresh’in karides ve kalamara helal sertifikası almasıyla helal üründe yelpaze deniz ürünlerine doğru genişledi.

    Bir yıllık süreçte çay, küp şeker, tuz, çorba, makarna, mantı gibi ürünlere de helal sentifikası alındı.
    Alarko-Leröy, Türkiye’de helal gıda sertifikası alan ilk somon balığı ürünleri firması olarak Norveç somonunu helal gıdalar arasına kattı. Firmanın şu ürünleri helal olarak tescillenmiş oldu:

    “Somon füme, sıcak somon füme, somon füme kırıntı, baharatlı sıcak somon füme, baharatlı somon fleto, somon fleto, somon dilim, somon marine, somon lakerda, alabalık füme, alabalık fleto, denizalası fleto, denizalası füme, halibut füme, halibut fleto, cod fleto, uskumru füme, baharatlı uskumru füme, uskumru fleto, saithe fleto, fener fleto.”

    ‘YABANCI TERCİH EDİYOR’
    Alarko-Leröy Genel Müdürü Bülent Işık, “Helal gıda sertifikası, ürünün sadece helal yasası gereklerine uygunluğunu değil, aynı zamanda üretimde gıda güvenliği ve hijyen uygulamalarının da titiz bir şekilde uygulandığını göstermektedir. Bu nedenle Helal gıda sertifikalı ürünler yabancı tüketiciler tarafından da tercih ediliyor. Çünkü onlar biliyor ki bu belgeye sahip ürünü gönül rahatlığı ile tüketebilirler” dedi.

    ‘TÜRK KAHVESİ’ TESCİL SIRASINDA
    Uzunca bir süredir devam eden coğrafi işaretler uygulamasında da yerel ürünler tescilleniyor. Özellikle belli ürünleri sahiplenmek isteyen kentler arasında büyük rekabete neden olan bazı coğrafi işaret başvuruları şöyle: “Antep çiğköfte, Antep içli köfte, Anzer balı, Ayder balı, Balıkesir höşmerim tatlısı, Çakallı menemeni, Çanakkale domatesi, Çarşamba ayakkabısı, Erzurum Oltu taşı, Gaziantep ezogelin çorbası, Hatay künefe peyniri, Munzur sarımsağı, Ordu incir reçeli, Ordu tostu, Safranbolu lokumu, Samsun simidi, Türk kahvesi, Urfa haşhaş kebabı, Van kahvaltısı, Van otlu peyniri.”

    SERTİFİKA LİSTESİ UZUYOR
    Superfresh’in de deniz ürünlerindeki helal ürünleri, ayçiçek yağında ton balığı konservesi, dondurulmuş karides kaplama (hanefi mezhebi hariç) dondurulmuş karides (hanefi mezhebi hariç), dondurulmuş mezgit, dondurulmuş kalamar (hanefi mezhebi hariç) ve dondurulmuş kaplamalı mezgit balığı oldu. Superfresh, mantı, mısır konservesi, bezelye konservesi, mantar konservesi, közlenmiş biber, brüksel lahanası, brokoli, enginar, havuç, taze fasulye, dondurulmuş soğan, bamya, dondurulmuş vişne, hamburger köfte için de helal sertifikası aldı.

    TUZUN BİLE ‘HELALİ’ VAR
    1 yıllık süreçte helal sertifikası alan diğer bazı markalar ve ürünler şöyle oldu:
    * Saray (Sınıf 1, tip 2 iyotsuz yemeklik sofra tuzu, sınıf 1, tip 1 iyotlu yemeklik sofra tuzu)
    * Bizim mutfak (Makarna)
    * Altınmarka (Kakao yağı, kakao kitlesi, kakao tozu)
    * İtimat (Yoğurt, labne peyniri, eritme, kaşar, dil peyniri, beyaz peynir, hellim, lor peyniri, tulum peyniri, tereyağı, krema, ayran, çiğ süt, pastörize süt, uht süt)

    ÜLKER’DEN İŞKEMBE ÇORBASI
    * IFFCO (Ayçiçek yağı, mısır yağı, margarin)
    * Ülker (Ezogelin, domates, mercimek, tavuk, işkembe, kremalı, tarhana, yayla, sebze, yüksük, domates, mantar, mercimek çorbası, tavuk bulyon, et bulyon)
    * Penkon (Çilek, vişne, kayısı, şeftali, erik, elma, nar, ayva, armut püre ve suları)

    ÇAY İLE ŞEKER DE HELAL LİSTESİNDE
    * ÇAYKUR (Siyah çay, yeşil çay, Süzen poşet siyah çay, Süzen poşet yeşil çay)
    * Konya şeker (Standard kristal beyaz şeker, kesmeşeker, sıvı şeker)
    * Stelliferi (İç fındık, işlenmiş iç fındık, fındık püresi)
    * Cici (Hazır kek)

  • Diyanetten Zekat Açıklaması

    Din İşleri Yüksek Kurulu, vatandaşların zekat vermek için ille de Ramazan ayını beklemelerine gerek olmadığını, zekat vermekle yükümlü olanların bunu en kısa sürede verebileceklerini belirtti. Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından zekatla ilgili olarak sorulan sorulara şu yanıt verildi:

    “Zekat konusunda aslolan kişinin üzerine düşen zekatın ödenmesidir. Bu itibarla zekat bir defada ödenebileceği gibi, taksitle de ödenebilir. Zekat vermenin belli bir zamanı olmayıp, farz olduğu andan itibaren verilmesi gerekir. Bunun için belli bir ay veya Ramazanı beklemeye gerek yoktur. Zekat vermekle yükümlü olanların, yükümlü
    oldukları andan itibaren en kısa zamanda zekatlarını vermeleri uygun olur.”

    TİCARİ KAZANCIN KRIRKTA BİRİ ZEKAT OLARAK VERİLMELİ

    Vatandaşların zekat konusunda sıkça sorduğu sorular arasında, ticaret erbabının nasıl zekat vereceği konusunda ise, şöyle denildi:

    “Ticaret malının zekatının kar amacıyla alınan ve satılan malları kapsadığı, borç ve asil ihtiyaçlardan fazla 80.18 gram değerinde ticaret malına sahip olan kişinin bu malın elde edilmesinin üzerinden bir yıl geçtikten sonra kırkta biri yani yüzde 2.5 ’u oranında zekat vermesi gerekir.”’

    ALACAKLAR ZEKATA SAYILABİLİR

    Ticaret mallarının zekatının gerek para gerekse mal açısından da ödenebileceği ifade edilirken, Din İşleri Yüksek Kurulu, bu arada alacakların zekata mahsup edilip edilemeyeceği yolundaki bir başka soruya da, “Ödeme güçlüğü çeken borçlu kişi kendisine zekat verilebilecek kişilerden ise, böylesinde alacağı bulunan kişi ondaki alacaklarını zekata mahsup edebilir” diye görüş bildirildi.

    Gazetevatan

  • Öğretmen Yerine İmam-Hatipler Derse Girecek

     

     

    8 bin din kültürü ve ahlak bilgisi öğretmeni istihdam edilemezse, devlet okullarında çocuklara imamlar ders anlatacak. 

    Milli Eğitim Bakanlığı (MEB), ağustos ayının ikinci yarısında yapacağı öğretmen atamasında yaklaşık 8 bin din kültürü ve ahlak bilgisi öğretmeni açığını kapatamazsa, seçmeli dersler dahil tüm din derslerinde, ilahiyat fakültesi mezunu olmak şartıyla müftüleri, imamları ve Kuran kursu eğiticilerini ücretli öğretmen olarak kullanacak. Yani artık imamlar devlet okulunda 9 yaşındaki çocuklara ders anlatabilecek. 

    4+4+4 yasası ile ilkokul ve ortaokul müfredatına seçmeli Kuranıkerim, temel dini bilgiler ve Hz. Peygamber’in hayatı dersleri eklendi. MEB Talim ve Terbiye Kurulu, hangi öğretmenin hangi derse gireceğini belirleyen 80 sayılı kararda değişiklik yaparak seçmeli din derslerini din kültürü ve ahlak bilgisi öğretmenlerinin vermesini kararlaştırdı. Bu durumda MEB’in din kültürü ve ahlak bilgisi öğretmeni ihtiyacı da arttı. Bakanlık 2023 yılına kadar en çok ihtiyaç duyulacak branşlar listesinde din dersi öğretmenlerini 3. sıraya yerleştirdi. 

    Son verilere göre bakanlığın 8 binden fazla din kültürü ve ahlak bilgisi öğretmeni açığı var. Ağustos ayında yapılacak 40 bin öğretmen atamasında bu açığın kapanamaması durumunda, tüm branşlarda olduğu gibi bu alanda da ücretli öğretmenlik sistemi devreye girecek. 

    İmama öğretmenlik fırsatı 

    Bakanlık yetkililerinin aktardığı bilgilere göre, ortaokullarda seçmeli Kuranıkerim, temel dini bilgiler ve Hz. Peygamber’in hayatı ve mevcut zorunlu din kültürü ve ahlak bilgisi derslerine girecek öğretmen bulunamaması durumunda ilahiyat fakültesi mezunları ücretli öğretmen olarak bu derslere girebilecek. 

    Ankara’da bile bazı ilçelerde birkaç okulda birden bu derslere girecek din kültürü ve ahlak bilgisi öğretmeni bulunamamasının yanında ilahiyatçının bile olmadığını aktaran yetkililer, “Böyle bir durumda o ilçenin müftüsü, imamı ilahiyat mezunu ise derslere girebilir. Kuran kurslarının yöneticileri ve eğiticileri de ücretli öğretmen olarak ders verebilir. Zaten Kuran kursları personelinin yüzde 90’ı artık üniversite mezunu” değerlendirmesini yaptılar.

  • İlahiyat Fakültesine Dekan Ataması Yapıldı

     

    YÖK’ten yapılan açıklamada Yükseköğretim Genel Kurulu’nun dün toplanarak, eğitim, kadro, mevzuat ve vakıf üniversiteleri koordinasyon komisyonları raporlarını görüştüğü ve bazı kararlar aldığı bildirildi.

    Açıklamaya göre, devlet üniversitelerinin 12 fakültesine dekan ataması yapıldı. Dekan ataması yapılan üniversiteler, fakülteleri ve dekan isimleri şöyle:

    ”Anadolu Üniversitesi Havacılık ve Uzay Bilimleri Fakültesi Prof. Dr. Mehmet Şerif Kavsaoğlu,
    Balıkesir Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Prof. Dr. Mehmet Bayyiğit,
    Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Prof. Dr. Mehmet Fuat Gürkan,
    Dokuz Eylül Üniversitesi Buca Eğitim Fakültesi Prof. Dr. Süleyman Başlar,
    Erciyes Üniversitesi Eğitim Fakültesi Prof. Dr. Ahmet Şahin,
    Kafkas Üniversitesi Veteriner Fakültesi Prof. Dr. Gürsoy Aksoy,
    Karamanoğlu Mehmetbey Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Prof. Dr. Turan Karataş
    , Kocaeli Üniversitesi Tıp Fakültesi Prof. Dr. Şükrü Hatun,
    Mersin Üniversitesi Turizm Fakültesi Prof. Dr. Abdulcelil Çakici,
    Ondokuz Mayıs Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Prof. Dr. Metin Eker,
    Ondokuz Mayıs Üniversitesi Havacılık ve Uzay Bilimleri Fakültesi Prof. Dr. Süleyman Tolun,
    Orta Doğu Teknik Üniversitesi Mimarlık Fakültesi Prof. Dr. Ali Cengizkan.”

    -3 vakıf üniversitesinin de rektörü belirlendi-

    Toplantıda 3 vakıf üniversitesinin mütevelli heyeti tarafından rektör adayı olarak Yükseköğretim Kurulu’na önerilen adaylarla ilgili olarak da kararlar alındı. Buna göre, Acıbadem Üniversitesi Prof. Dr. Ahmet Şahin, İstanbul Kültür Üniversitesi Prof. Dr. Sıddıka Semahat Demir, Maltepe Üniversitesi Prof. Dr. Kemal Köymen olumlu bulundu.

    Ayrıca 2 vakıf üniversitesinin mütevelli heyeti tarafından dekan adayı olarak YÖK’e önerilen adaylarla ilgili olarak da İstanbul Kültür Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Prof. Dr. Yusuf Hatay Önen, Yaşar Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Prof. Dr. Levent Kandiller için olumlu görüş bildirilmesi kararlaştırıldı.

    YÖK Genel Kurulu, 27-28-29 Ağustos 2012 tarihlerinde toplanacak.

  • İmam Hatiplerde Son 10 Gün

     

     

    Kayıtların devam ettiğini belirten Uzunköprü İmam Hatip Lisesi Okul Aile Birliği Başkanı Hüsnü Çelebi,İmam Hatip Liselerinin artık önünün açıldığını, bu okullardan mezun olan öğrencilerin üniversiteye girişte bundan böyle diğer okullarla aynı imkanlara sahip olacağını belirterek“İmam Hatip okullarında okumanın bir ayrıcalık olduğunu unutmamak lâzım.İmam Hatip öğrencileri normal ortaokul ve liselerde görülen derslerin dışında; Kur’an-ı Kerim, Arapça, Fıkıh ve Siyer gibi dersleri de alarak manevi bir kazanım elde etmektedirler” dedi.

    28 Şubat sürecinde önleri kesilen ve öğrenci sayıları azalan İmam Hatip Liselerine olan ilgi yeniden artıyor. Başta üniversiteye girişte uygulanan haksız katsayı yaptırımı olmak üzere önündeki tüm engeller kalkan İmam Hatip Liselerine ülke genelinde yoğun bir ilgi var.

    Konu ile ilgili olarak bir açıklama yapan Uzunköprü İmam Hatip Lisesi Okul Aile Birliği Başkanı Hüsnü Çelebi, İmam Hatip Liselerinde okumanın bir ayrıcalık olduğunu belirterek şunları söyledi: “Başbakanımız sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın da İmam Hatip Lisesi mezunu olduğunu özellikle hatırlatmak istiyorum. Modern çağın gerektirdiği ilmi değerlerin yanında milli ve manevi değerlerimizi de özümsemiş bir gençlik yetiştirmenin ülkemiz için çok önemli olduğunu unutmamak lâzım. İmam Hatip orta kısmında ve lisesinde diğer okullarda verilen tüm derslerin akışında, Kur’an-ı Kerim, Fıkıh, Hadis ve Siyer gibi derslerde görülmektedir. Bu çocuklarımız için artı bir değerdir. Tüm bu gerçekler ışığında velilerimize çocuklarını İmam Hatip Lisesine kayıt yaptırmaları için çağrıda bulunuyorum.”

  • Ücretsiz Arapça öğrenme araçlarıDerslerin yanında: seviyeni bul, kelime ezberle, okuyarak pekiştir.