Yıl: 2012

  • Misal Fiil İlletli Fiiller Arapça Dersleri

     

    II) İLLETLİ FİİLLER

    A) MİSAL FİİL

    İlk harfi illet harflerinden  و ya da ي  ile başlayan fiildir. Fiilin başında vâv (و) bulunursa misâl-i vâvî denir.

    وَجَدَ

    buldu

    وَضَعَ

    koydu

    وَهَبَ

    bağışladı, verdi

    وَعَدَ

    vaadetti

    وَدَعَ

    bıraktı, ayrıldı

    وَقَعَ

    vaki oldu

    Fiilin başında  ي   bulunursa misâl-i yâî denir.

    يَبِسَ

    kurudu

    يَقِظَ

    uyandı

    يَسُرَ

    kolay oldu    
             

    Misâl-i vâvî olan  وَجَدَve misâl-i yâî olan يَسُرَ  nın mâzî çekimleri aynen sahih fiil çekimi gibidir.

    a) Misâli vâvîlere muzaraat harfi eklenince başındakiوَ   ler kalkar. Örneğin; وَجَدَ den يَجِدُ olur. Aynı şekilde bu vâvlar masdarından da düşer:

    وَعَدَ  يَعِدُ  عِدَةٌ

    vaad etti, söz verdi

    وَعَظَ  يَعِظُ  عِظَةٌ

    vaaz verdi, nasihat etti

    Mâzî meçhûlü ve çekimi bildiğimiz diğer fiiller gibidir: (وَجَدَ) buldu, (وُجِدَ) bulundu.

    Muzâri meçhûlünde ise kalkmış olan وlar geri gelir. Dile kolaylık olsun diye cezmi söylenmez: (يَجِدُ) bulur (يُوجَدُ) bulunur  gibi. Mâzî çekimi sahihden farklı olmayan bu fiilin şimdi de muzâri çekimlerini inceleyelim:

     
    Misâl-i vâvî Muzâri Meçhûl Çekimi
     

    Misâl-i vâvî  Muzâri Malûm Çekimi

     

    يُوجَدُ   يُوجَداَنِ   يُوجَدُونَ

    يَجِدُ  يَجِدَانِ  يَجِدُونَ

     
     

    تُوجَدُ   تُوجَدَانِ    يُوجَدْنَ

    تَجِدُ  تَجِدَانِ  يَجِدْنَ

     
     

    تُوجَدُ   تُوجَدَانِ   تُوجَدوُنَ

    تَجِدُ  تَجِدَانِ   تَجِدُونَ

     
     

    تُوجَدِينَ  تُوجَدَانِ  تُوجَدْنَ

    تَجِدِينَ  تَجِدَانِ  تَجِدْنَ

     
     

    أُوجَدُ    نُوجَدُ     نُوجَدُ  

    أَجِدُ      نَجِدُ     نَجِدُ      

     
           

    Not: (و) ile başlayan misâl fiillerin aynel fiili muzâride esre ise muzâriye çevrilince (و) düşer. Aynel fiil muzâride fethalı ya da zammeli ise düşmez (ancak وَضَعَ يَضَعُ، وَقَعَ يَقَعُ، وَهَبَ يَهَبُ، وَدَعَ يَدَعُ gibi birkaç fiilde aynel fiil fethalı olduğu hâlde و düşer):

    وَهِمَ يَوْهَمُ

    vehmetti

    وَجُهَ يَوْجُهُ

    şan şeref sahibi oldu

    Bu fiillerin sâlim çekimden farkı yoktur.

    b) Misâl-i Yâîler muzâriye çevrilince baştaki ي kalkmaz.  Aynen sahihler gibi çekilir.

    يَسُرَ

    kolay oldu (mâzî)

    يَيْسُرُ

    kolay olur (muzâri)

    Meçhûlünde ise kelimenin aslından olan ي harfi muzaraat harfinin ötre okunmasından dolayı (dilde kolaylık olması bakımından) و ‘a çevrilir.

    يُوسَرُ

    kolaylaşır (muzâri meçhûl)

    يَيْسُرُ

    kolay olur (muzâri)
                  Misâl-i yâî  Muzâri Meçhûl Çekimi           Misâl-i yâî  Muzâri Malûm Çekimi  
     

    يُوسَرُ  يُوسَراَنِ  يُوسَروُنَ

    يَيْسُرُ  يَيْسُراَنِ  يَيْسُروُنَ

     
     

    تُوسَرُ  تُوسَراَنِ  يُوسَرْنَ

    تَيْسُرُ  تَيْسُرَانِ  يَيْسُرْنَ

     
     

    تُوسَرُ  تُوسَرَانِ  تُوسَروُنَ

    تَيْسُرُ  تَيْسُراَنِ  تَيْسُروُنَ

     
     

    تُوسَرِينَ تُوسَرَانِ تُوسَرْنَ

    تَيْسُرِينَ تَيْسُراَنِ تَيْسُرْنَ

     
     

    اوُسَرُ    نُوسَرُ     نُوسَرُ    

    اَيْسُرُ  نَيْسُرُ   نَيْسُرُ        

     
                     

    Misâli vâvîlerin emr-i hâzırı: Muzâri harfi kalkar.  Sonuna cezim getirilir.  Cezim getirildiğinde diğerlerindekiن  lar düşer. Muzaraat harfinden sonraki harf harekeli olduğu için başa hemze getirilmez. Okunabilmesi için hemzeye ihtiyacı yoktur.

    يَجِدُ

    bulur

    جِدْ

    bul
           Emr-i Hâzır Çekimi

    جِدُوا

    جِداَ

    جِدْ

     

    جِدْنَ

    جِداَ

    جِدِي

     

    Misâli yâî’lerin emr-i hâzırında ise muzâri harfinden sonraki harf cezimli olduğu için okunabilmesi açısından başa ötreli أُ eklenerek يَيْسُرُ  dan اُيْسُرْ  kalır.  Okunuşu zor olduğundan ي   harfi  و ‘a değiştirilir.  Böylece:  اُوسُرْ  olur[1].

    يَيْسُرُ  kolay olur   اُيْسُرْ  dan   اُوسُرْ  kolay ol

    İsm-i Fâilleri  (وَجَدَ) den (واَجِدٌ) bulan / (يَسُرَ)dan (يَاسِرٌ)  kolay olan

    İsm-i Mef’ûlleri  (وَجَدَ) den (مَوْجوُدٌ)   bulunan, varolan

                               (يَسُرَ)  dan (مَيْسوُرٌ) kolaylaştırılan, kolaylaştırılmış

     

    Cümle Örnekleri:

    1- وَعَدْتُ[2] بِفِعْلِ الْخَيْرِ – وَعَدْناَ بِفِعْلِ الْخَيْرِ .

    2- أَعِدُ بِفِعْلِ الْخَيْرِ – نَعِدُ بِفِعْلِ الْخَيْرِ .

    3- وَعَدَتِ الْبِنْتاَنِ بِفِعْلِ الْخَيْرِ  – اَلْبِنْتاَنِ وَعَدَتاَ بِفِعْلِ الْخَيْرِ.

    4- تَعِدُ الْبِنْتاَنِ بِفِعْلِ الْخَيْرِ  – اَلْبِنْتاَنِ تَعِداَنِ بِفِعْلِ الْخَيْرِ.

    5- وَعَدَ الْأَغْنِياَءُ بِفِعْلِ الْخَيْرِ – الْأَغْنِياَءُ وَعَدُوا بِفِعْلِ الْخَيْرِ.

    6- يَعِدُ الْأَغْنِياَءُ بِفِعْلِ الْخَيْرِ – اَلْأَغْنِياَءُ يَعِدُونَ بِفِعْلِ الْخَيْرِ.

    7- وَعَدَتِ الْغَنِياَّتُ بِفِعْلِ الْخَيْرِ – اَلْغَنِياَّتُ وَعَدْنَ بِفِعْلِ الْخَيْرِ .

    8- تَعِدُ الْغَنِياَّتُ بِفِعْلِ الْخَيْرِ – اَلْغَنِياَّتُ يَعِدْنَ بِفِعْلِ الْخَيْرِ .

    9- لاَ أَسْتَطِيعُ أَنْ أَجِدَ حَقِيبَتِي – رُبَّماَ تَجِدُ حَقيِبَتَكَ فيِ الْمَكْتَبَةِ.

    10- لاَ تَقِفْ وَسَطَ هَذاَ الشاَّرِعِ الْمُزْدَحِمِ بِالسَّياَّراَتِ – صِفْ[3] ماَ شاَهَدْتَ فِي دَقِيقَتَيْنِ.

    11- مَهْماَ تَفْعَلْ تَجِدْ ثَواَبَهُ عِنْدَ اللَّهِ – أَجْلِسُ فِي الْمَقْعَدِ الَّذِي أَجِدُهُ خاَلِياً .

    12- يَجْلِسُونَ فِي الْمَقْعَدِ الَّذِي يَجِدُونَهُ خاَلِياً – يَجْلِسُونَ فِي الْغُرْفَةِ الَّتِي يَجِدُونَهاَ خاَلِيَةً.

     

    Tercüme:

    1- Hayırlı işe söz verdim. Hayırlı işe söz verdik.

    2- Hayırlı işe söz veriyorum. Hayırlı işe söz veriyoruz.

    3- İki kız hayırlı iş (için) söz verdi. (Aynı manada isim cümlesi).

    4- İki kız hayırlı işe söz veriyor. (Aynı manada isim cümlesi).

    5- Zenginler hayır yapacaklarına söz verdiler.  

    6- Zenginler hayır yapacaklarına söz veriyorlar.

    7- Zengin (bayanlar) hayır yapacaklarına söz verdiler.

    8- Zengin (bayanlar) hayır yapacaklarına söz veriyor.

    9- Çantamı bulamıyorum. Çantanı belki kütüphanede bulursun.

    10- Arabalarla dolu bu caddenin ortasında durma. Gördüğün şeyleri iki dakikada anlat (vasfet).

    11- Her ne yaparsan sevabını Allah katında bulursun. Boş bulduğum koltuğa oturuyorum.

    12- Boş buldukları koltuğa oturuyorlar. Boş buldukları odaya oturuyorlar.

  • Mehmuz Fiil Aksam-ı Seba Arapça Dersleri

     

    B) MEHMÛZ FİİL

    İçinde hemze ( أ ء   ) bulunan fiile denir.

    Hemze fiilin başında (yani fâu’l-fiilinde) ise mehmûze’l-fâ,    أَكَلَ yedi, أَخَذَ aldı

    Hemze fiilin ortasında (yani ayne’l-fiilinde) ise mehmûze’l-ayn,  سَأَلَ  sordu

    Hemze fiilin sonunda (yani lâme’l-fiilinde) ise mehmûze’l-lâm denir: قَرَأَ okudu gibi

    Mehmûz fiiller daha ziyade birinci ve üçüncü babtan gelir.

    1) MEHMÛZE’L-FA

     

    Muzâri Meçhûl

    Muzâri Malûm

    Mâzî Meçhûl

    Mâzî Malûm

     

     
     

    يُؤْكَلُ

    يَأْكُلُ

    أُكِلَ

    أَكَلَ

    1. bab

     
     

    yenilir

    yer

    yenildi

    yedi

     

     
     

    يُؤْذَنُ

    يَأْذَنُ

    أُذِنَ

    أَذِنَ

    4. bab

     
     

    izin verilir

    izin verir

    izin verildi

    izin verdi

       
     

     

     

     

     

       
      Emr-i Hâzır           İsm-i Mef’ûl        İsm-i Fâil  

     (يَأْكُلُ)  den  كُلْ(ye)

    (أَكَلَ)den (مَأْكُولٌ)(yenilen)

    (أَكَلَ)den (آكِلٌ)(yiyen)

    (يَأْذَنُ)  den إِيذَنْ (izin ver)

    (أَذِنَ)den (مَأْذُونٌ)( izin verilen)

    (أَذِنَ)den (آذِنٌ) (izin veren)

                           

    Hemzeli fiillerin mâzi muzâri ve meçhûllerinin çekim örneklerini daha önceki derslerimizde yapmıştık. Sahih fiillerden pek farkı yoktur. Örnekte verilen ism-i fâil ve mef’ûllere bilindiği gibi tâ-i merbûta eklersek müennesini yapmış oluruz: (آكِلٌ ث آكِلَةٌ) (مَأْكُولٌ ث مَأْكُولَةٌ) gibi. Örnek teşkil etmesi açısından yalnız müfred müzekker  kalıpları verilmiştir. Dikkat edilmesi gereken diğer noktalar:

    a) Muzâri mütekellim vahde; يَأْكُلُ  dan (أَاْكُلُ) değil, iki hemzenin yanyana gelişinden dolayı آكُلُ (ben yerim) şeklinde söylenir.

    b) Emir fiili de aynı şekilde (أُاْكُلْ) şeklinde söylenmez. İki hemzenin okunuşu dile ağır geldiği için hemzeli kısım atılır. Geriye kalanın çekimi yapılır. Hatırlanacağı üzere fiili muzâri ya da emirlerde fiilin sonunda hareke değişikliği ya da cezm yapılacağı zaman fiil çekiminde yer alan nunlar düşer:

    Emr-i Hâzır Çekim Örneği:

    كُلوُا

    كُلاَ

    كُلْ

    Muhatap

    كُلْنَ

    كُلاَ

    كُلىِ

    Muhâtaba

    siz yeyin

    ikiniz yeyin

    sen ye

     

    (يَأْذَنُ)  den إِيذَنْ (izin ver) kalıbında ise, görüldüğü gibi emr-i hâzır (إِأْذَنْ) şeklinde olacaktı. O da dile ağır geldiği için zamanla (إِيذَنْ) şeklini almıştır. Çekimi şöyledir:  

    إِيذَنُوا

    إِيذَناَ

    إِيذَنْ

    Muhatap

    إِيذَنَّ

    إِيذَناَ

    إِيذَنِي   

    Muhâtaba

    siz izin verin

    ikiniz izin verin

    sen izin ver

     

    2) MEHMÛZE’L-AYN

    Orta harfi hemze (أ  ء) olan fiildir.

    Muzâri Meçhûl

    Muzâri Malûm

    Mâzî Meçhûl

    Mâzî Malûm

     

    يُسْئَلُ

    sorulur

    يَسْأَلُ

    sorar

    سُئِلَ

    soruldu

    سَأَلَ

    sordu, istedi

     

    Emr-i Hâzır

    İsm-i Mef’ûl   İsm-i Fâil

    يَسْأَلُ dan إسْأَلْ  (ya da kısaca  سَلْ)

    sor

    مَسْؤُولٌ ث مَسْؤُولَةٌ

    sorulan, istenen

    سَائِلٌ ث ساَئِلَةٌ

    isteyen, soran

     

     

     

                   

    Emr-i Hâzır çekimi:

    اِسْأَلُوا

    اِسْأَلاَ

    اِسْأَلْ

    Muhâtab  

    اِسْأَلْنَ

    اِسْأَلاَ

    اِسْأَلِي

    Muhâtaba

    sorun

    ikiniz sorun

    sor

       

    Ayet Örnekleri:

    1- …لِلرِّجَالِ نَصِيبٌ مِمَّا اكْتَسَبُوا وَلِلنِّسَاء نَصِيبٌ مِمَّا اكْتَسَبْنَ وَاسْأَلُوا اللّهَ مِنْ فَضْلِهِ …

    Erkeklerin kendi kazandıklarından bir payı var, kadınların da kendi kazandıklarından bir payı vardır. (İsteklerinizi) Allah’ın fazlından (kereminden) isteyin  (Nisâ, 32).

    2- واَسْأَلْهُمْ عَنِ الْقَرْيَةِ الَّتِي كَانَتْ حَاضِرَةَ الْبَحْرِ …

    (O Yahudilere) deniz kenarındaki kasaba halkının (başına gelen felaketi) sor (A’râf, 163).

    3- سَلْ بَنِي إِسْرَائِيلَ كَمْ آتَيْنَاهُمْ مِنْ آيَةٍ بَيِّنَةٍ …

    İsrailoğullarına sor: Biz onlar(ın ataların)a ne kadar açık mucizeler vermiştik (Bakara, 211).

    4- سَلْهُم أَيُّهُم بِذَلِكَ زَعِيمٌ .

    Onlara sor: İçlerinden hangisi buna kefildir? (Kalem, 40)

    3) MEHMÛZE’L-LÂM

    Son harfi hemze (أ ء) olan fiildir.

     

    Muzâri Meçhûl

    Muzâri Malûm

    Mâzî Meçhûl

    Mâzî Malûm
     

    يُقْرَأُ

    okunuyor

    يَقْرَأُ

    okuyor

    قُرِئَ

    okundu

    قَرَأَ

    okudu

     

    Emr-i Hâzır

    İsm-i Mef’ûl

    İsm-i Fâil

     

    يَقْرَأُ dan   إقْرَأْ 

    oku

    مَقْرُوءٌ

    okunan, okunmuş

    قَارِئٌ  (قَرَأَ)

    okuyan

     
                     

    Emr-i Hâzır Çekimi:

    إقْرَأُوا

    إقْرَآ

    إقْرَأْ

    إقْرأْنَ

    إقْرَآ

    إقْرَئيِ

    siz okuyun

    ikiniz okuyun

    oku

     

    Cümle Örnekleri:

    1- واَلِدَتيِ تَأْكُلُ السَّمَكَ كَثيِراً – سَأَلَكَ الْمُدَرِّسُ لِأَنَّكَ قَرَأْتَ الدَّرْسَ جَيِّداً.

    2- اِنْتَظَرْتُكَ طَويِلاً لِأنَّكَ تَأَخَّرْتَ كَثيِراً – سَتَبْدَأُ الْعُطْلَةُ فيِ الْأُسْبوُعِ الْقاَدِمِ .

    3- اَلتِّلْميِذَةُ قَرَأَتْ قَليلاً – هُوَ يأْخُذُ مِنْ واَلِدِهِ رِياَلاً كُلَّ يَوْمٍ وَ يَشْتَرِي كِتاَباً جَديِداً كُلَّ أُسْبوُعٍ.

     

    4- هَلْ تَقْرَأُ الْعَرَبِيَّةَ جَيِّداً ؟ نَعَمْ ، أَقْرَأُ الْعَرَبِيَّةَ جَيِّداً .

    5- ماَذاَ تَفْعَلُ الْمُمَرِّضاَتُ كُلَّ صَباَحٍ؟ يَبْدأْنَ عَمَلَهُنَّ. كَيْفَ تَبْدَأُ الْمُمَرِّضاَتُ عَمَلَهُنَّ ؟ تَبْدَأُ الْمُمَرِّضاَتُ عَمَلَهُنَّ فِي نَشاَطٍ. أَلاَ تَبْدَأُ الْمُمَرِّضاَتُ عَمَلَهُنَّ فِي نَشاَطٍ؟ بَلَى، تَبْدَأُ عَمَلَهُنَّ فِي نَشاَطٍ .

    6- هَلْ تَبْدَأُ عَمَلَكَ فِي نَشاَطٍ ؟ نَعَمْ ، أَبْدَأُ عَمَلِي فِي نَشاَطٍ .

    7- سَيَقْرَؤُونَ شَيْئاً مِنَ الْقُرْآنِ – سَأَذْهَبُ إِلَى الْمَكْتَبَةِ لِقِراَءَةِ الْكِتاَبِ .

    8- لِماذاَ سَأَلَ عَنْ ذَلِكَ ؟ – عَلَى الْمُسْلِمِ أَنْ يَأْمُرَ بِالْمَعْرُوفِ وَ يَنْهَى عَنِ الْمُنْكَرِ.

    9- أَذِنَ اللَّهُ لِرَسُولِهِ بِالْهِجْرَةِ مِنْ مَكَّةَ إِلَى الْمَدِينَةِ – تَبْدَأُ الْحِصَّةُ الْأُولَى فِي الساَّبِعَةِ صَباَحاً. 

    Tercüme:

    1- Annem balığı çok yer. Dersi iyi okuduğun için öğretmen sana sordu.

    2- Çok geciktiğin için seni uzun (süre) bekledim. Gelecek hafta tatil başlayacak.

    3- Öğrenci biraz okudu. O hergün babasından bir riyal alır ve her hafta yeni bir kitap satın alır.

    4- Arapça’yı iyi okur musun? Evet, Arapça’yı iyi okurum.

    5- Hemşireler her sabah ne yapar? İşlerine başlarlar. Hemşireler işlerine nasıl başlarlar? Hemşireler işlerine neşe içinde başlarlar. Hemşireler işlerine neşe içinde başlamazlar mı? Bilakis, işlerine neşe içinde başlarlar.

    6- İşine neşe içinde mi başlarsın? Evet, işime neşe içinde başlarım.

    7- Kur’ân’dan birşey okuyacaklar. Kitap okumak için kütüphaneye gideceğim.

    8- Niçin onun hakkında sordu? Müslümanın iyiliği emretmesi, kötülükten nehyetmesi gerekir.

    9- Allah Mekke’den Medîne’ye hicret etmesi için Rasûlüne izin verdi. İlk ders sabah yedide başlıyor.

  • Sülasi Mezid Fiiller

     SÜLASİ MEZÎD FİİLLER

    MÜCERRED VE MEZÎD FİİLLER

    Arapça’da fiiller kök harfleri bakımından ikiye ayrılır:

    1. Mücerred fiiller : Asıl kökleri 3 veya 4 harften oluşan fiiller.

    2. Mezîd fiiller: Aslı 3 veya 4 harften oluşan mücerred fiillere harf eklenmesiyle oluşan fiiller.

    Kuruluşu üç harften oluşan fiillere sülâsi mücerred denir.

    نَصَرَ  عَلِمَ   فَتَحَ   gibi.

    Kuruluşu dört harften oluşan fiillere rübâi mücerred denir.

    (yuvarladı) gibi.   دَحْرَجَ – يُدَحْرِجُ – دَحْرَجَةً

    Asıl kök harfleri üç harften oluşan sülâsî mücerred fiillere harf eklenerek meydana getirilen fiillere sülâsi mezîd fiiller denir.

    A) SÜLASİ MÜCERREDE TEK HARF İLAVESİYLE KURULAN MEZİD FİİLLER

    Sülâsî mücerred’e bir harf ilavesiyle kurulan fiiller 3 şekilde gelir. Örnekleriyle birlikte şöyledir:

     

    Masdar

    Muzâri

    Mâzî

     

    إِفْعَالاً

    يُفْعِلُ

    أَفْعَلَ

     

    إِعْلاَماً

    يُعْلِمُ

    أَعْلَمَ

     

    bildirmek

    bildiriyor

    bildirdi

     

    وَ تَفْعِيلَةً

    تَفْعِيلاً

    يُفَعِّلُ

    فَعَّلَ

    وَ تَعْلِيمَةً

    تَعْلِيماً

    يُعَلِّمُ

    عَلَّمَ

     

    öğretmek

    öğretiyor

    öğretti

     

    وَ فِعاَلاً

    مُفَاعَلَةً

    يُفَاعِلُ

    فَاعَلَ

    وَكِتاَباً

    مُكاَتَبَةً

    يُكَاتِبُ

    كَاتَبَ

     

    yazışmak

    yazışıyor

    yazıştı

                 

    Şimdi bunları sırasıyla inceleyelim:

    1) IF’ÂL  (إفْعَالٌ) BÂBI

    Masdar

    Muzâri

    Mâzî

    إِفْعَالاً

    يُفْعِلُ

    أَفْعَلَ

    إِعْلاَماً

    يُعْلِمُ

    أَعْلَمَ

    bildirmek

    bildiriyor

    bildirdi

    Sülâsî fiilin kökünün başına bir hemze (أ) ilavesiyle kurulur. Arttırılmış fiiller genellikle masdarının adıyla anılır, üçlü fiiller bu grubun kalıbına girer yani mâzî muzâri ve masdar harekeleri girdiği kalıbın aynısı olur.

    Gayesi: Üç harfli bir fiilin bu kalıba alınmasından gaye (جَلَسَ خاَلِدٌ) (Hâlit oturdu) gibi lâzım (mef’ûl almayan) bir fiilse, (أَجْلَسَ خاَلِدٌ عاَدِلاً) (Hâlit Adil’i oturttu) şeklinde müteaddî yapmaktır. Şayet söz konusu fiil geçişli ise bu defa onu ikinci kattan müteaddî yapar. Esas manaları bir işin olmasını sağlamak, bir fiilin anlamının bir nesne üzerindeki etkisini belirtmektir:

    عَلِمَ مُحَمَّدٌ الْخَبَرَ.

    Muhammed haberi öğrendi.

    أَعْلَمَ مُحَمَّدٌ خاَلِداً الْخَبَرَ.

    Muhammed Halit’e haberi bildirdi.

    Örnekler:

    نَزَلَ

    indi

    إِنْزاَلاً

    يُنْزِلُ

    أَنْزَلَ

    indirdi (birşeyin inmesini sağladı)

    خَرَجَ

    çıktı

    إخْرَاجاً

    يُخْرِجُ

    أَخْرَجَ

    çıkardı (birşeyin çıkmasını sağladı)

    ذَهَبَ

    gitti

    إِذْهاَباً

    يُذْهِبُ

    أَذْهَبَ

    giderdi (gitmesini sağladı)

    عَلِمَ

    bildi

    إِعْلاَماً

    يُعْلِمُ

    أَعْلَمَ

    bildirdi

    كَثُرَ

    çoğaldı

    إِكْثاَراً

    يُكْثِرُ

    أَكْثَرَ

    çoğalttı

    فَهِمَ

    anladı

    إِفْهاَماً

    يُفْهِمُ

    أَفْهَمَ

    anlattı

     

    أعْلَمَ خَالِدٌ عَلِيّاً جَمَالاً فَاضِلاً.

    Halit, Ali’ye Cemal’in faziletli olduğunu bildirdi.

    خَرَجَ الطُّلاَّبُ مِنَ الْمَدْرَسَةِ.

    Öğrenciler okuldan çıktı.

    أَخْرَجَ الْمُعَلِّمُ الطُّلاَّبَ مِنَ الْمَدْرَسَةِ.

    Öğretmen öğrencileri okuldan çıkardı.

    خُرِجَ مِنَ الْمَدْرَسَةِ.

    Okuldan çıkıldı.

    إفْعَال  bâbının çekimi aynen sülâsî mücerredler gibidir: أَخْرَجَ çıkardı يُخْرِجُ  çıkarıyor

                           Mâzî Malûm Çekimi    
     

    أَخْرَجُوا

    أَخْرَجَا

    أَخْرَجَ

    Gâib  
     

    أَخْرَجْنَ

    أَخْرَجَتَا

    أَخْرَجَتْ

    Gâibe  
     

     

    …

    أَخْرَجْتَ

    Muhâtab  
     

                         

    Muzâri Malûm Çekimi

     
     

    يُخْرِجُونَ

    يُخْرِجَانِ

    يُخْرِجُ

    Gâib  
     

    يُخْرِجْنَ

    تُخْرِجَانِ

    تُخرِجُ

    Gâibe  
     

     

    …

    تُخْرِجُ

    Muhâtab  
                     

     

    Meçhûl hali için mâzîdeki hemze ötre, sondaki ikinci harf esre yapılır: (أُخْرِجَ  çıkarıldı). Muzâri meçhûlde ise, muzaraat harfi ötre, sondan bir önceki harf de üstün hale getirilir: (يُخْرَجُ çıkarılıyor)

     

          Mâzî Meçhûl

     

    أُخْرِجُوا

    أُخْرِجَا

    أُخْرِجَ

    Gâib

    أُخْرِجْنَ

    أُخْرِجَتَا

    أُخْرِجَتْ

    Gâibe

     

    …

    أُخْرِجْتَ

    Muhâtab
                                                         Muzâri Meçhûl

    يُخْرَجُونَ

    يُخْرَجَانِ

    يُخْرَجُ

    Gâib

    يُخْرَجْنَ

    تُخْرَجَانِ

    تُخْرَجُ

    Gâibe

     

    …

    تُخْرَجُ

    Muhâtab
                   

    Emr-i Hâzırı: Mezîd fiiller içinde yalnızca if’âl bâbının emrindeki hemze üstündür.

    يُخْرِجُ

    dan

    أَخْرِجْ

    çıkar

            يُرْسِلُ

    dan

    أَرْسِلْ

    gönder

    Emr-i Hâzır Çekimi

    أَخْرِجْ     أَخْرِجَا   أَخْرِجُوا

    Muhâtab

    أَخْرِجيِ   أَخْرِجَا   أَخْرِجْنَ  

    Muhâtaba

    İsm-i Fâili:  Muzârisinin يـُ    harfini مُ   ya çevirmekle elde edilir.

    يُخْرِجُ

    dan

    مُخْرِجٌ

    çıkaran

    يُرْسِلُ

    dan

    مُرْسِلٌ

    gönderen

    İsm-i Mef’ûlü: İsm-i fâilinin sondan bir önceki harfinin üstün yapılmasıyla olur:

    مُخْرِجٌ

    çıkaran

    مُخْرَجٌ

    çıkarılan

    مُرْسِلٌ

    gönderen

    مُرْسَلٌ

    gönderilen

     

     

     

     

     

    Not: If’âl bâbındaki fiillerin mâzî, emir ve masdarlarındaki hemzeler, diğer fiillerin aksine (hemze-i kat’ olduğundan) geçiş halinde atılmaz ve her durumda okunurlar:

    وَأَرْسَلَ – وَأَكْرَمَ – فَأَخْرِجْ – وَإِخْرَاجُهُ

    Mezîd fiiller de diğer üç harfli fiiller gibi şeddeli harf, hemze ve illet harfi taşıyabilirler:

    Muza’af İf’âl Bâbının Çekimi: Mehmûz İf’âl Bâbının Çekimi:
    تَمَّ (tamam oldu)أَتَمَّ (tamamladı) أَمِنَ  (emin oldu)آمَنَ  (iman etti, inandı)
    Mâzî أَتَمَّ Mâzî آمَنَ
    Muzâri يُتِمُّ Muzâri يُؤْمِنُ
    Mansûb يُتِمَّ Emir  آمِنْ
    Meczûm يُتِمَّ – يُتْمِمْ İsm-i Fâil مُؤْمِنٌ
    Emir  أَتِمَّ İsm-i Mef’ûl  مُؤْمَنٌ
    İsm-i Fâil مُتِمٌّ Masdar إِيماَنٌ
    İsm-i Mef’ûl  مُتَمٌّ Mâzî Meçhûl أُومِنَ
    Masdar إِتْماَمٌ Muzâri Meçhûl  يُؤْمَنُ
    Mâzî Meçhûl أُتِمَّ    
    Muzâri Meçhûl  يُتَمُّ    

    Not: Görüldüğü gibi (آمَنَ) fiilinin mâzi malûm ve meçhûl çekiminde fiilin birinci kök harfine if’âl bâbının elifi gelince uzatma yapılır:

    (أَمِنَ) den     آمَنَ  (iman etti)     أُومِنَ(iman edildi)

     Muzâri 1. şahıs ve emirde de aynı uzama olur:

    آمِنْ (iman et)   أُومِنُ (iman ediyorum)

    Masdarda da aynı tip ses uzaması olur:  إِيماَنٌ –   îmânun (iman etmek)

    Misâl If’âl Bâbının Çekimi:

    وَرِثَ – أَوْرَثَ (mirasçı kıldı)

    يَقِنَ  – أَيْقَنَ (gerçekten bildi)

    Mâzî أَوْرَثَ Mâzî أَيْقَنَ  
    Muzâri يُورِثُ Muzâri يُوقِنُ  
    Emir  أَوْرِثْ Emir  أَيْقِنْ  
    İsm-i Fâil مُورِثٌ İsm-i Fâil مُوقِنٌ  
    İsm-i Mef’ûl  مُورَثٌ İsm-i Mef’ûl  مُوقَنٌ  
    Masdar إِيراَثاً Masdar إِيقاناً  
    Mâzî Meçhûl أُورِثَ Mâzî Meçhûl أُوقِنَ  
    Muzâri Meçhûl  يُورَثُ Muzâri Meçhûl  يُوقَنُ  

     

    Nâkıs İf’âl Bâbının Çekimi: Ecvef İf’âl Bâbının Çekimi:

    أَلْقَى (attı)

    أَماَتَ (öldürdü)

    Mâzî أَلْقَى Mâzî أَماَتَ
    Muzâri يُلْقِي Muzâri يُمِيتُ
    Emir  أَلْقِ Emir  أَمِتْ
    İsm-i Fâil مُلْقٍ İsm-i Fâil مُمِيتٌ
    İsm-i Mef’ûl  مُلْقىً İsm-i Mef’ûl  مُماَتٌ
    Masdar إِلْقاَءً Masdar إِماَتَةٌ
    Mâzî Meçhûl أُلْقِيَ    
    Muzâri Meçhûl  يُلْقَى    
    Mansûb Meçhûl يُلْقَى    
    Meczûm Meçhûl يُلْقَ    

    Not: Orta harfi illetli (ecvef) olan if’âl ve istif’âl bâbı fiillerin masdarları tâ-i merbûtalı gelir (إِمَاتَةٌ، إِقَامَةٌ، اِسْتِقَامَةٌ). Nâkıs if’âl fiillerinin masdarı ise tâsızdır (إِلْقَاءٌ); ancak aşağıdaki أَرَى fiilinin masdarı, orta harfi (hemze) düştüğü için ecvef gibi tâ-i merbûtalı gelir (إِرَاءَةٌ).

    Çok kullanılan أَرَى (gösterdi) fiilinin çekimi esasen nâkıs fiil gibidir:

    Mâzî أَرَى Masdar إِراَئَةٌ
    Muzâri يُرِي Mâzî Meçhûl أُرِيَ
    Emir  أَرِ Muzâri Meçhûl  يُرَى
    İsm-i Fâil مُرٍ Meçhûl Mansûb يُرَى
    İsm-i Mef’ûl  مُرىً Meçhûl  Meczûm يُرَ

    SÜLASİ MEZİD FİİLLER VE ANLAM DEĞİŞİKLİKLERİ

    إفعال İf’al Babı

    Sülasi fiilin başına fethalı bir hemze getirilerek yapılır.
    أَفْعَلَ ـ يُفْعِلُ ـ إفْعَالٌ

    Özellikleri:

    Lazım (geçişsiz) olan fiil, müteaddi (geçişli) olur. Fiil eğer müteaddi ise çift müteaddi (iki meful alan) fiil olur.

    قَرُبَ (yaklaştı) — أَقْرَبَ (yaklaştırdı)                           رَكِبَ (bindi) —- أَرْكَبَ (bindirdi)

     

    Olmak, vücud bulmak, mübalağa, arz, zamanın gelmesi gibi anlamlar katar.

    أَحْصَدَ الزَّرْعُ (ekini biçme zamanı geldi)

    أَشْغَلْتُهُ (onunla gereğinden fazla meşgul oldum)

    أباعَ العَبْدَ (Köleyi satmak için arz etti)

     

    2.تفعيل Tef’il Babı

     

    Sülasi fiilin orta harfinin şeddelenmesiyle yapılır.
    فَعَّلَ ـ يُفَعِّلُ ـ تَفْعِيلٌ

    Özellikleri:

    Lazım fiili müteaddi yapar. Müteaddi fiili iki meful alacak şekle getirir. (Çift müteaddi)

    فَرِحَ (sevindi) ——- فَرَّحَ (sevindirdi)

    عَلِمَ (bildi) —— عَلَّمَ (bildirdi/öğretti)

     

    Bir işin çok, aşırı veya şiddetli yapıldığını bildirir

    ضَرَبَ (dövdü) ————- ضَرَّبَ (çok dövdü)      

    مَزَقَ (yırttı) ——— مَزَّقَ (paramparça yaptı, parçaladı)

     

    مفاعلة Mufa’ale Babı

    Sülasinin birinci harfiyle ikinci harfinin arasına bir elif eklenerek yapılır.
    فَاعَلَ ـ يُفَاعِلُ ـ مُفَاعَلَةٌ

     

    Özellikleri:

    Müşareket (bir işte/eylemde ortaklık bildirir)

    ضَرَبَ (vurdu) ——– ضارَبَ (vuruştu)

    كَتَبَ (yazdı) ———-كاتَبَ (yazıştı)

    Bir işi yapmakta gayret ve devamlılık bildirir

    طَلَبَ (istedi) ——– طالَبَ (devamlı istedi)          

     سَبَقَ ( geçti) ———- سابَقَ (geçmeye çalıştı)

     

    إنفعال İnfi’al Babı

    Sülasi fiilin başına kesralı elif ve sakin nun harfi getirilerek yapılır.
    اِنْفَعَلَ ـ يَنْفَعِلُ ـ اِنْفِعَالٌ

     

    Özellikleri:

     

    Mutavaat (dönüşlülük) ifade eder.

    كَسَرَ (kırdı) ——– اِنْكَسَرَ (kırıldı)

    Lazım (geçişsiz)dır.

    قَطَعَ (kesti) ———– اِنْقَطَعَ (kesildi)

    إفتعال İfti’al Babı

    Fiilin başına kesralı elif, ikinci harfinden önce fethalı te getirilerek yapılır.

    اِفْتَعَلَ ـ يَفْتَعِلُ ـ اِفْتِعَالٌ

     

    Özellikleri:

     

    Mutavaat (dönüşlülük) ifade eder.

    جَمَعَ (topladı) ———- اِجْتَمَعَ (toplandı)                           نَشَرَ (yaydı) ——- اِنْتَشَرَ (yayıldı)

    Failinin gayretini ifade eder.

    جَهَدَ (çalıştı) ——– اِجْتَهَدَ (çok çaba sarfetti, cehtetti)

    Müşareket (ortaklık) bildirir.

    خَصَمَ (hasım oldu) ——— اِخْتَصَمَ (münakaşa/kavga etti)

    إفعلال İf’ilal Babı

    Fiilden önce kesralı elif getirilerek son harf şeddelenir.
    اِفْعَلَّ ـ يَفْعَلُّ ـ اِفْعِلاَلٌ

     

    Özellikleri:

     

    Renkle ifade edilen kusurları/değişimleri                           gösterir.

    أَصْفَرُ (sarı) ——— اِصْفَرَّ (sarardı) أسْوَدُ (siyah) ———                           اِسْوَدَّ (karardı, siyahlaştı)

    Bedensel kusurları/değişimleri                           ifade etmekte kullanılır.

    أحْدَبُ (kambur) ——— اِحْدَبَّ (kamburlaştı)

    Bu babın meçhulü yoktur.

     

    تفعّل Tefa’ul Babı

    Fiilin başına fethalı te getirilerek orta harfi şeddelenir.

    تَفَعَّلَ ـ يَتَفَعَّلُ ـ تَفَعُّلٌ
    Özellikleri:

     

    Tekellüf (zorla olmak/elde etmek) manası kazandırır.

    كَبُرَ (büyük oldu) ——— تَكَبَّرَ (büyüklük tasladı, büyüklendi)

    شَجُعَ (cesur oldu) ———– تَشَجَّعَ (kahramanlık tasladı)

    Tef’il babından gelen bazı fiillerin mutâvaatını ifade eder, yani onları geçişsiz yapar.

    كَسَّرَ (kırdı) ———– تَكَسَّرَ (kırıldı)

    تفاعل Tefâ’ul Babı

    Fiilin başına fethalı te getirilerek, ikinci harften önce elif eklenir.

    تَفَاعَلَ ـ يَتَفَاعَلُ ـ تَفَاعُلٌ

    ,
    Özellikleri:

    Müşareket (ortaklık) bildirir.

    تَكَالَمَ ( karşılıklı konuştu) تَضَارَبَ (karşılıklı vuruştu/dövüştü)

    Bir işi yapar gibi görünmeyi, yahut kendinde olmayan birşeyi varmış gibi göstermeyi bildirir.

    تَمَارَضَ (hastaymış gibi yaptı)

    تَبَاكَى (yalancıktan ağladı)

    تَنَاوَمَ (uyur gibi yaptı)

     

     

    9. إستفعال İstif’al Babı

    Sülasi fiilin başına kesralı elif, sakin sin ve fethalı te getirilerek yapılır.

    اِسْتَفْعَلَ ـ يَسْتَفْعِلُ ـ اِسْتِفْعَالٌ

     

    Özellikleri:

     

    Talep / istek bildirir.

    اِسْتَأْذَنَ (izin istedi) اِسْتَرْحَمَ (merhamet diledi)            

                  اِسْتَغْفَرَ (af diledi)

    Bulmak, öyle saymak manalarına gelir.

    اِسْتَحَلَّ (helal saydı)                        

      اِسْتَخَفَّ (hafif buldu)                        

      اِسْتَقْبَحَ (çirkin buldu)

    Değişikliği ifade eder.

    حَجَر (taş) —– اِسْتَحْجَرَ (taşlaştı)

     

    Cümle Örnekleri:

    1- وَقَفَ الرَّجُلُ – أَوْقَفَ الرَّجُلُ السَّياَّرَةَ – دَخَلَ الْوَلَدُ فِي الْغُرْفَةِ – أَدْخَلَ الْوَلَدُ الْحَقِيبَةَ فِي الْغُرْفَةِ.

    2- غَضِبَتْ لَيْلَى أَمْسِ. أَغْضَبَتْ لَيْلَى أُخْتَهاَ أَمْسِ  – فَرِحَتِ الْأُمُّ بِزِياَرَةِ الْكَعْبَةِ. أَفْرَحَتِ الْأُمُّ بِنْتَهاَ بِزِياَرَةِ الْكَعْبَةِ .

    3- أَغْلَقَ الْأَوْلاَدُ الناَّفِذَةَ – أُغْلِقَتِ النَّواَفِذُ – كَانَ الرَّجُلُ كَثِيرَ السُّؤاَلِ وَلَكِنَّ أَحَداً لَمْ يُعْطِهِ[1] شَيْئاً.

    4- يُقِيمُ[2] بَيْنَ أَهْلِهِ . يَعِيشُ سَعِيداً . مَنْ يُقِمْ بَيْنَ أَهْلِهِ يَعِشْ سَعِيداً – يُعِينُ[3] مُسْلِماً . يُعِينُهُ اللَّهُ . مَنْ يُعِنْ مُسْلِماً يُعِنْهُ اللَّهُ.

    5- اَلْأَئِمَّةُ الْأَرْبَعَةُ الَّذِينَ أَنْشَأُوا الْمَذاَهِبَ الْفِقْهِيَّةَ هُمْ : أَبُو حَنِيفَةَ وَ ماَلِكٌ وَ الشاَّفِعِيُّ وَ ابْنُ حَنْبَلٍ.

    6- أَنْزَلَ اللَّهُ الْقُرْآنَ فيِ شَهْرِ رَمَضاَنَ وَ نَصَرَ الْمُسْلِمِينَ فيِ مَوْقِعَةِ بَدْرٍ- يُرْسِلُ بَعْضُ الْآباَءِ أَوْلاَدَهُمْ لِدِراَسَةِ الطِّبِّ – مِنَ الْآباَءِ مَنْ يُرْسِلُ أَوْلاَدَهُ لِدِراَسَةِ الطِّبِّ .

    7- أَ كُنَّ يُرِدْنَ  أَنْ يَكْتُبْنَ الرَّساَئِلَ ؟ لاَ ، لَمْ يَكُنَّ يُرِدْنَ كِتاَبَتَهاَ.

    8- أَ كاَنَ يُرِيدُ أَنْ يَشْتَرِيَ السَّياَّرَةَ ؟ لاَ ، لَمْ يَكُنْ يُرِيدُ شِراَءَهاَ-  هَلْ أَعْجَبَتْكَ تِلْكَ الْحِكاَيَةُ ؟ – هَلْ أَعاَنَ الرَّجُلُ عَدُوَّهُ ؟ – لاَ ، لَمْ يُعِنْ.

    9- أَعْطَى ساَلِمٌ الْفُقَراَءَ مِماَّ أَعْطاَهُ اللَّهُ – إِذاَ وَجَدَ الْمُسْلِمُ أَذىً[4] فِي الطَّرِيقِ أَزاَلَهُ[5].

    10- قَتَلَ الطاَّلِبُ الْوَقْتَ فِيماَ لاَ يُفِيدُ[6] – أَجاَبَ[7] أَحْمَدُ عَنْ كُلِّ الْأَسْئِلَةِ الصَّعْبَةِ .

    11-كاَنَ يُثِيرُ[8] الْفُقَراَءَ عَلَى الْأَغْنِياَءِ – أَكْمَلَ أَحْمَدُ الْمَدْرَسَةَ – أَتْقَنَ أَحْمَدُ اللُّغَتَيْنِ الْعَرَبِيَّةَ وَ الْفاَرِسِيَّةَ.

    12- هَذِهِ رِحْلَةٌ طَوِيلَةٌ وَ أَخْشَى أَنْ تَكُونَ مُتْعِبَةً وَ مُمِلَّةً . بِالْعَكْسِ سَتَكُونُ رِحْلَةً مُمْتِعَةً.

    13- أَلْقاَهُ[9] فِي النَّهْرِ وَ غاَصَ فِي الْماَءِ. هَلْ أُغْلِقَ باَبُ الْمَلْعَبِ ؟ نَعَمْ ، أَغْلَقَ الْمُشْرِفوُنَ باَبَ الْمَلْعَبِ.

    14- عَبْدُ اللَّهِ مُؤْمِنٌ بِاللَّهِ – ماَزاَلَ عَبْدُ اللَّهِ مُؤْمِناً بِاللَّهِ – أَنْتِ تُطِيعِينَ[10] واَلِدَيْكِ – أَسْرَعْتُ إِلَى رَجُلٍ يَطْلُبُ الْمُساَعَدَةَ .

    15- لاَ يُحِبُّ أَبُوكِ إِلاَّ إِياَّكِ ياَ زَيْنَبُ – أَعْطِهِمُ الطَّعاَمَ -كاَنَتْ واَلِدَتيِ تُعِدُّ[11] طَعاَمَ الْفَطوُرِ.

    16- أَخْرَجَ الْمُدَرِّسُ الدَّفْتَرَ – أَخْرَجَ التِّلْميِذُ دَفْتَرَ الْحِساَبِ- لِيُعْطِكَ كُتُبِي. أَراَنِي[12] الشُّرْطِيُّ إِياَّهُ.

    17- أَنْتَ سَتُعِدُّ الْعَشاَءَ – أَحْضَرَتْ عاَئِشَةُ الدَّواَءَ والْماَءَ – سَأَذْهَبُ إِلَى الْمَطْبَخِ وَ أُعِدُّ الطَّعاَمَ سَريِعاً.

    18- لِماَذاَ ذَهَبَتِ الْبِنْتُ إِلَى الْمَطْبَخِ ؟ ذَهَبَتِ الْبِنْتُ إِلَى الْمَطْبَخِ لِتُعِدَّ الطَّعاَمَ – أَحْضَرَ الْأَبُ سَحوُرَ الْأُسْرَةِ.

    19- أَلاَ يُجِيبُ أَحْمَدُ عَنِ الْأَسْئِلَةِ فِي سُرْعَةٍ ؟ بَلَى ، يُجِيبُ عَنِ الْأَسْئِلَةِ فِي سُرْعَةٍ .

     أَلاَ  تُجِيبُ عَنِ الْأَسْئِلَةِ فِي سُرْعَةٍ ؟ بَلَى ، أُجيِبُ عَنِ الْأَسْئِلَةِ فِي سُرْعَةٍ  .

    Tercüme:

    1- Adam durdu. Adam arabayı durdurdu. Çocuk odaya girdi. Çocuk çantayı odaya soktu.

    2- Dün Leylâ kızdı. Dün Leylâ kızkardeşini kızdırdı. Anne kâbe ziyaretiyle sevindi. Anne kızını Kâbe ziyaretiyle sevindirdi.

    3- Çocuklar pencereyi kapattı. Pencereler kapatıldı. Adamın çok isteği vardı fakat kimse ona birşey vermedi.

    4- Ailesinin arasında ikamet ediyor. Mutlu yaşıyor. Kim ailesinin arasında ikamet ederse mutlu yaşar. Müslümana yardım ediyor. Allah ona yardım ediyor. Kim müslümana yardım ederse Allah (da) ona yardım eder.

    5- Fıkhî mezhepleri inşa eden dört imam Ebû Hanife, Mâlik, Şâfii ve İbn Hanbel’dir.  

    6- Allah Kur’ân’ı Ramazan ayında indirdi ve Bedir savaşında müslümanlara yardım etti. Bazı babalar çocuklarını tıp tahsili için gönderiyor. Çocuklarını tıp tahsili için gönderen babalar vardır.

    7- Mektupları yazmak istiyorlar mıydı? Hayır, onları yazmak istemiyorlardı.

    8- Arabayı satın almak istiyor muydu? Hayır, onu satın almak istemiyordu. O hikaye hoşuna gitti mi? Adam düşmanına yardım etti mi? Hayır, yardım etmedi.

    9- Sâlim Allah’ın kendisine verdiklerinden fakirlere verdi. Müslüman yolda bir eza gördüğü zaman onu izâle eder (giderir).

    10- Öğrenci kendisine fayda vermeyen şeylerde vakti öldürdü. Ahmet tüm zor sorulara cevap verdi.

    11- Fakirleri zenginlere karşı ayaklandırıyordu. Ahmet okulu tamamladı. Ahmet Arapça ve Farsça iki dili sağlamlaştırdı.

    12- Bu uzun bir yolculuktur ve ben onun yorucu ve sıkıcı olmasından korkuyorum. Bilakis zevkli bir yolculuk olacak.

    13- Onu nehre attı o da suyun içine çöktü. Oyun sahasının kapısı kapandı mı? Evet yöneticiler oyun sahasının kapısını kapattılar.

    14- Abdullah Allah’a iman etmektedir. Abdullah hâlâ Allah’a iman etmektedir. Sen ana-babana itaat ediyorsun. Yardım isteyen adama koştum.

    15- Baban yalnızca seni seviyor Ey Zeynep! Onlara yemek ver. Annem kahvaltı yiyeceğini hazırlıyordu.

    16- Öğretmen defteri çıkardı. Öğrenci matematik defterini çıkardı. Kitaplarımı sana versin. Polis onu bana gösterdi.

    17- Akşam yemeğini sen hazırlayacaksın. Aişe ilacı ve suyu getirdi. Mutfağa gidip çabucak yemek hazırlayacağım.

    18- Kız niçin mutfağa gitti. Kız yemek hazırlamak için mutfağa gitti. Baba ailenin sahur yemeğini getirdi.

    19- Ahmet sorulara süratle cevap vermiyor mu? Bilakis, sorulara süratle cevap veriyor. Sen sorulara süratle cevap vermiyor musun? Bilakis, sorulara süratle cevap veriyorum.

    ¯¯¯¯¯¯¯¯¯¯¯¯

    İF’ÂL BÂBI İLE İLGİLİ AYETLER

    1- يَعْلَمُ خَائِنَةَ الْأَعْيُنِ وَمَا تُخْفِي الصُّدُورُ .

    (40/MÜ’MİN, 19). (Allah) gözlerin hain bakışını ve kalplerin gizlediğini bilir.

     

    göğüs, kalp اَلصَّدْرُ ج اَلصُّدُورُ gizledi أَخْفَى يُخْفِي إِخْفاَءً

    2- مَنْ يُطِعِ الرَّسُولَ فَقَدْ أَطَاعَ اللّهَ وَمَنْ تَوَلَّى فَمَا أَرْسَلْنَاكَ عَلَيْهِمْ حَفِيظًا .

    (4/NİSÂ, 80). Kim Resûl’e itaat ederse Allah’a itaat etmiş olur. Yüz çevirene gelince, seni onların başına bekçi göndermedik!

     

    yüz çevirdi     تَوَلَّى يَتَوَلَّى تَوَلِّياً gözetici, koruyucu حَفِيظًا itaat etti أَطاَعَ يُطِيعُ إِطاَعَةً

    3- … فَلْيَحْذَرِ الَّذِينَ يُخَالِفُونَ عَنْ أَمْرِهِ أَنْ تُصِيبَهُمْ فِتْنَةٌ أَوْ يُصِيبَهُمْ عَذَابٌ أَلِيمٌ .

    (24/NÛR, 63). …Bu sebeple, onun emrine aykırı davrananlar, başlarına bir belâ gelmesinden veya kendilerine çok elemli bir azap isabet etmesinden sakınsınlar.

     

    sakındı, korundu حَذِرَ يَحْذَرُ حَذَراً isabet etti أَصاَبَ يُصِيبُ إِصاَبَةً
    muhalefet etti, aykırı davrandı خاَلَفَ يُخَالِفُ مُخاَلَفَةً

    4- يَسْأَلُونَكَ مَاذَا يُنْفِقُونَ قُلْ مَا أَنْفَقْتُمْ مِنْ خَيْرٍ فَلِلْوَالِدَيْنِ وَالأَقْرَبِينَ وَالْيَتَامَى وَالْمَسَاكِينِ وَابْنِ السَّبِيلِ وَمَا تَفْعَلُوا مِنْ خَيْرٍ فَإِنَّ اللّهَ بِهِ عَلِيمٌ .

    (2/BAKARA, 215). Sana (Allah yolunda) ne harcayacaklarını soruyorlar. De ki: Maldan harcadığınız şey, ebeveyn, yakınlar, yetimler, fakirler ve yolcular için olmalıdır. Şüphesiz Allah yapacağınız her hayrı bilir.

     

    en yakın, akraba أَقْرَبُ ج أَقْرَبُونَ infak etti, harcadı أَنْفَقَ يُنْفِقُ إِنْفاَقاً
    fakir اَلْمِسْكِينُ ج اَلْمَسَاكِينُ yolcu اِبْنُ السَّبِيلِ
             

    5- قَالُوا إِنَّا كُنَّا قَبْلُ فِي أَهْلِنَا مُشْفِقِينَ {52/26} فَمَنَّ اللَّهُ عَلَيْنَا وَوَقَانَا عَذَابَ السَّمُومِ {52/27} إِنَّا كُنَّا مِن قَبْلُ نَدْعُوهُ إِنَّهُ هُوَ الْبَرُّ الرَّحِيمُ .

    (52/TÛR, 26, 27, 28). Derler ki: “Daha önce biz, aile çevremiz içinde bile (ilâhî azaptan) korkardık. Allah bize lütfetti de bizi vücudun içine işleyen azaptan korudu. Gerçekten biz bundan önce O’na yalvarıyorduk. Çünkü iyilik eden, esirgeyen ancak O’dur.”

     

    lutfetti مَنَّ يَمُنُّ مَناًّ korktu, sakındı أَشْفَقَ يُشْفِقُ إِشْفاَقاً
    sıcak, kavurucu rüzgar سَمُومٌ iyilik eden اَلْبَرُّ

    6- قُلْ يَا عِبَادِيَ الَّذِينَ أَسْرَفُوا عَلَى أَنْفُسِهِمْ لاَ تَقْنَطُوا مِنْ رَحْمَةِ اللَّهِ إِنَّ اللَّهَ يَغْفِرُ الذُّنُوبَ جَمِيعًا إِنَّهُ هُوَ الْغَفُورُ الرَّحِيمُ .

    (39/ZÜMER, 53). De ki: Ey kendi nefisleri aleyhine haddi aşan kullarım! Allah’ın rahmetinden ümit kesmeyin! Çünkü Allah bütün günahları bağışlar. Şüphesiz ki O, çok bağışlayan, çok merhametli olandır.

     

    ümit kesmek قَنِطَ يَقْنَطُ قَنَطاً israf etti, haddi aştı أَسْرَفَ يُسْرِفُ إِسْراَفاً

    7- أَلْهَاكُمُ التَّكَاثُرُ ¯ حَتَّى زُرْتُمُ الْمَقَابِرَ ¯ كَلاَّ سَوْفَ تَعْلَمُونَ ¯ ثُمَّ كَلاَّ سَوْفَ تَعْلَمُونَ ¯ كَلاَّ لَوْ تَعْلَمُونَ عِلْمَ الْيَقِينِ .

    (102/TEKASÜR, 1, 2, 3, 4, 5). Çokluk kuruntusu sizi o derece oyaladı ki, Nihayet kabirleri ziyaret ettiniz. Hayır! Yakında bileceksiniz! Elbette yakında bileceksiniz! Gerçek öyle değil! Kesin bilgi ile bilmiş olsaydınız!

     

    kabir اَلْقَبْرُ ج اَلْمَقَابِرُ ziyaret etti زاَرَ يَزُورُ زِياَرَةً oyaladı, meşgul etti أَلْهَى يُلْهِي إِلْهاَءً
    (çok mal, vs. hususunda) çokluğuyla övünmek اَلتَّكَاثُرُ  
                   

    8- وَمَا خَلَقْتُ الْجِنَّ وَالْإِنْسَ إِلاَّ لِيَعْبُدُونِ ¯ مَا أُرِيدُ مِنْهُمْ مِنْ رِزْقٍ وَمَا أُرِيدُ أَنْ يُطْعِمُونِ .

    (51/ZÂRİYÂT, 56, 57). (Allah buyurdu ki:) Ben cinleri ve insanları, ancak bana kulluk etsinler diye yarattım. Ben onlardan rızık istemiyorum. Beni doyurmalarını da istemiyorum.

     

    doyurdu. (لِيَعْبُدُونِ) (يُطْعِمُونِ) fiillerindeki nûnlar nûnu vikaye sondaki esreler de düşen mütekellim yâ’sının işaretidir. أَطْعَمَ يُطْعِمُ إِطْعاَماً

    9- اَلَّذِينَ يُنْفِقُونَ فِي السَّرَّاءِ وَالضَّرَّاءِ وَالْكَاظِمِينَ الْغَيْظَ وَالْعَافِينَ عَنِ النَّاسِ وَاللّهُ يُحِبُّ الْمُحْسِنِينَ .

    (3/ÂL-İ İMRÂN, 134). O takvâ sahipleri ki, bollukta da darlıkta da Allah için harcarlar; öfkelerini yutarlar ve insanları affederler. Allah da güzel davranışta bulunanları sever.

     

    darlık اَلضَّرَّاءُ (öfkelerini) yenen, gamlı اَلْكَاظِمُ sevinç veren hayır ve nimet اَلسَّرَّاءُ
      öfke اَلْغَيْظُ affetti عَفَا يَعْفُو عَفْواً
                       

    10- إِنَّ اللّهَ يَأْمُرُ بِالْعَدْلِ وَالإِحْسَانِ وَإِيتَاءِ ذِي الْقُرْبَى وَيَنْهَى عَنِ الْفَحْشَاءِ وَالْمُنْكَرِ وَالْبَغْيِ يَعِظُكُمْ لَعَلَّكُمْ تَذَكَّرُونَ .

    (16/NAHL, 90). Muhakkak ki Allah, adaleti, iyiliği, akrabaya yardım etmeyi emreder, çirkin işleri, fenalık ve azgınlığı da yasaklar. O, düşünüp tutasınız diye size öğüt veriyor.

     

    iyilik اَلْإِحْسَانُ vermek آتَى يُؤْتِي إِيتاَءً adalet اَلْعَدْلُ
    azgınlık اَلْبَغْيُ yasaklamak نَهَى يَنْهَى نَهْياً yakınlık اَلْقُرْبَى
    öğüt vermek, va’z etmek وَعَظَ يَعِظُ وَعْظاً çirkin işler اَلْفَحْشَاءُ
                 

    11- يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا أَطِيعُوا اللّهَ وَأَطِيعُوا الرَّسُولَ وَأُولِي الأَمْرِ مِنْكُمْ …

    (4/NİSÂ, 59). Ey iman edenler! Allah’a itaat edin. Peygamber’e ve sizden olan ülülemre (emir sahiplerine; idarecilere) de itaat edin. ….

    12- … وَأَوْفُوا بِالْعَهْدِ إِنَّ الْعَهْدَ كَانَ مَسْؤُولاً .

    (17/İSRÂ, 34). … Verdiğiniz sözü de yerine getirin. Çünkü verilen söz, sorumluluğu gerektirir.

     

    eksiksiz yapmak أَوْفَى يُوفِي إِيفاَءً ahdi eksiksiz yapın أَوْفُوا بِالْعَهْدِ

    13- وَأَوْفُوا بِعَهْدِ اللّهِ إِذَا عَاهَدْتُمْ …

    (16/NAHL, 91). Antlaşma yaptığınız zaman, Allah’ın ahdini yerine getirin …

     

    (karşılıklı) anlaşma yapmak, ahitleşmek   عَاهَدَ يُعاَهِدُ مُعاَهَدَةً

    14- إِنَّ الَّذِينَ قَالُوا رَبُّنَا اللَّهُ ثُمَّ اسْتَقَامُوا تَتَنَزَّلُ عَلَيْهِمُ الْمَلاَئِكَةُ أَلاَّ تَخَافُوا وَلاَ تَحْزَنُوا وَأَبْشِرُوا بِالْجَنَّةِ الَّتِي كُنْتُمْ تُوعَدُونَ .

    (41/FUSSİLET, 30). Şüphesiz, Rabbimiz Allah’tır deyip, sonra dosdoğru yolda yürüyenlerin üzerine “Korkmayın, üzülmeyin, size vâdolunan cennetle sevinin!” diye melekler iner.

     

    dosdoğru olmak اِسْتَقَامَ يَسْتَقِيمُ اِسْتِقاَمَةً üzülmek, hüzünlenmek حَزِنَ يَحْزَنُ حَزَناً
    verilen müjdeye sevinmek أَبْشَرَ يُبْشِرُ إِبْشاَراً indi تَنَزَّلَ يَتَنَزَّلُ تَنَزُّلاً

    15- اُدْعُوا رَبَّكُمْ تَضَرُّعًا وَخُفْيَةً إِنَّهُ لاَ يُحِبُّ الْمُعْتَدِينَ .

    (7/A’RÂF, 55). Rabbinize yalvara yakara ve gizlice dua edin. Bilesiniz ki O, haddi aşanları sevmez.

     

    gizlice خُفْيَةً haddi aşan اَلْمُعْتَدِي yalvarıp yakarmak تَضَرَّعَ يَتَضَرَّعُ تَضَرُّعاً

    16- وَالَّذِينَ هُمْ عَنِ اللَّغْوِ مُعْرِضُونَ .

    (23/MÜ’MİNÛN, 3). Onlar ki, boş ve yararsız şeylerden yüz çevirirler;

     

    yüz çevirmek أَعْرَضَ يُعْرِضُ إِعْراَضاً عَنْ boş şey (faydasız söz ve iş) اَللَّغْوُ

    17- وَإِذَا رَأَيْتَ الَّذِينَ يَخُوضُونَ فِي آيَاتِنَا فَأَعْرِضْ عَنْهُمْ حَتَّى يَخُوضُوا فِي حَدِيثٍ غَيْرِهِ وَإِمَّا يُنْسِيَنَّكَ الشَّيْطَانُ فَلاَ تَقْعُدْ بَعْدَ الذِّكْرَى مَعَ الْقَوْمِ الظَّالِمِينَ .

    (6/EN’ÂM, 68). Ayetlerimiz hakkında ileri geri konuşmaya dalanları gördüğünde, onlar başka bir söze geçinceye kadar onlardan uzak dur. Eğer şeytan sana unutturursa, hatırladıktan sonra artık o zâlimler topluluğu ile oturma.

     

    oturmak قَعَدَ يَقْعُدُ قُعُوداً …se, sa إِمَّا görmek رَأَى يَرَى رُؤْيَةً
    söz, kelâm اَلْحَدِيثُ ج اَلْأَحاَدِيثُ dalmak, girmek, girişmek خاَضَ يَخُوضُ خَوْضاً
    hatırlama, hatırlamak اَلذِّكْرَى unutturdu (sondaki tekit nûnudur) أَنْسَى يُنْسِي
                     

    18- وَأَقِيمُوا الصَّلاَةَ وَآتُوا الزَّكَاةَ وَارْكَعُوا مَعَ الرَّاكِعِينَ .

    (2/BAKARA, 43). Namazı tam kılın, zekâtı hakkıyla verin, rükû edenlerle beraber rükû edin.

     

    verdi آتَى يُؤْتِي rukua varmak رَكَعَ يَرْكَعُ رُكُوعاً yerine getirdi, ikame etti أَقاَمَ يُقِيمُ إِقاَمَةً

    19- يَوْمَئِذٍ يَصْدُرُ النَّاسُ أَشْتَاتًا لِيُرَوْا أَعْمَالَهُمْ .

    (99/ZİLZÂL, 6). O gün insanlar amellerini görmeleri (karşılığını almaları) için darmadağınık geri dönüp gelirler.

     

    dağınık, ayrı ayrı   شَتٌّ ج أَشْتَاتٌ geri dönmek صَدَرَ يَصْدُرُ صَدْراً

    20- وَأَوْحَيْنَا إِلَى أُمِّ مُوسَى أَنْ أَرْضِعِيهِ فَإِذَا خِفْتِ عَلَيْهِ فَأَلْقِيهِ فِي الْيَمِّ وَلاَ تَخَافِي وَلاَ تَحْزَنِي إِنَّا رَادُّوهُ إِلَيْكِ وَجَاعِلُوهُ مِنَ الْمُرْسَلِينَ .

    (28/KASAS, 7). Musa’nın anasına: Onu emzir, kendisine zarar geleceğinden endişelendiğinde onu denize (Nil nehrine) bırakıver, hiç korkup kaygılanma, çünkü biz onu sana geri vereceğiz ve onu peygamberlerden biri yapacağız, diye vahyettik (bildirdik).

     

    korkmak خاَفَ يَخاَفُ خَوْفاً emzirmek أَرْضَعَ يُرْضِعُ إِرْضاَعاً
    deniz  اَلْيَمُّ atmak, bırakmak أَلْقَى يُلْقِي إِلْقاَءً
        geri çevirici, dönderici رَادٌّ (رَدَّ يَرُدُّ)
             

    21- وَمَا أُمِرُوا إِلاَّ لِيَعْبُدُوا اللَّهَ مُخْلِصِينَ لَهُ الدِّينَ حُنَفَاءَ وَيُقِيمُوا الصَّلاَةَ وَيُؤْتُوا الزَّكَاةَ وَذَلِكَ دِينُ الْقَيِّمَةِ .

    (98/BEYYİNE, 5). Halbuki onlara ancak, dini yalnız O’na has kılarak (ihlâslılar olarak) ve hanifler olarak Allah’a kulluk etmeleri, namaz kılmaları ve zekât vermeleri emrolunmuştu. Sağlam din de budur.

     

     

    أَمَرَ يَأْمُرُ أَمْراً

    emretmek

    أَقاَمَ يُقيِمُ إِقاَمَةً

    yerine getirmek

    عَبَدَ يَعْبُدُ عُبُودِيَّةً

    kulluk etmek  

    حَنِيفٌ ج حُنَفاَءُ

    Hanif: Allah’ın emrine teslim olup, Allah’ın emrinden cayma yapmayan ihlâslı kişi
      اَلْقَيِّمَةُ kıymetli, istikamet ve adalet yolunu takip eden  
                     

     

  • Muzaaf Fiil Aksam-ı Seba

     

    C)  MUZAAF FİİL

     

    Şeddeli fiil demektir. Yani fiilin son iki harfi (olan aynel fiil ile lâmel fiil) aynı cinsten olup şeddeli okunur.

    مَدَّ يَمُدُّ  uzattı (aslı 1. bab: مَدَدَ يَمْدُدُ)              فَرَّ يَفِرُّ  kaçtı (aslı 2. bab:فَرَرَ  يَفْرِرُ )

    Görüldüğü gibi gibi iki harfi birbirine katma işine idgam denir.

    Muzâri Malûm Fiil Çekim Örneği

    (يَمُدُّ  uzatıyor)

    Mâzî Malûm Fiil Çekim Örneği 

     (مَدَّ  uzattı)

    يَمُدُّ   يَمُدَّانِ   يَمُدُّونَ

    مَدَّ    مَدَّا    مَدُّوا

    تَمُدُّ   تَمُدَّانِ   يَمْدُدْنَ

    مَدَّتْ   مَدَّتَا   مَدَدْنَ

    تَمُدُّ    …      …

              مَدَدْتَ  …    …

    Görüldüğü gibi muzaaf fiillerin idgâmı (şeddesi) mâzide gâibe cemi müennesden itibaren çözülmüştür. Diğerinde de gâibe cemi müennesden itibaren (فَرَرْنَ) şeklinde bağlanır. Muzârilerinde de meselâ gâibe cemi müennesler (يَمْدُدْنَ) ve (يَفْرِرْنَ) şeklinde çözülürler.

    Meçhûlleri:      ( يَمُدُّ) denيُمَدُّ     uzatılıyor        (مَدَّ) denمُدَّ      uzatıldı 

    Muzâri Meçhûl Fiil Çekimi

    Mâzî Meçhûl Fiil Çekimi

    يُمَدُّ   يُمَدَّانِ   يُمَدُّونَ

    مُدَّ     مُدَّا   مُدُّوا

    تُمَدُّ   تُمَدَّانِ   يُمْدَدْنَ

    مُدَّتْ  مُدَّتَا   مُدِدْنَ

    تُمَدُّ    …     …

    مُدِدْتَ  …   …

                            ( يَفِرُّ) danيُفَرُّ     kaçılıyor        (فَرََّ) danفُرَّ      kaçıldı

    Gâibe cemi müennesleri: Muzâride: (يُفْرَرْنَ) …    Mâzîde:     (فُرِرْنَ)   …

    Emr-i Hâzırı:

    (يَمُدُّ ) den (مُدَّ) (مُدِّ) ya da (أُمْدُدْ) (uzat)  

    (يَفِرُّ) dan    (فِرَّ) (فِرِّ) ya da (إِفْرِرْ) (kaç)               

    Görüldüğü gibi şeddeli fiillerin emr-i hâzırları fiilin açılıp son harfinin cezm yapılmasıyla olabileceği gibi daha pratik olan şedde ile de yapılmaktadır. Son harekenin üstünle ya da esre ile de verileceğini unutmayınız. Birinci tarz çekimin (أُمْدُدْ) normal çekimlerden farkı olmadığı için  aşağıda ikinci tarz çekim örneği verilmiştir:

     

    Emr-i Hâzır Çekimi:

     

     

    مُدَّ            مُدَّا       مُدُّوا

    مُدِّي           مُدَّا      أُمْدُدْنَ

     

     

    *

    **

     

     

    فِرَّ (فِرِّ-إِفْرِرْ)  فِرّاَ          فِرُّوا

    فِرِّي           فِرّاَ         إِفْرِرْنَ 

     

    İsm-i Fâil

    مَدَّ  den    مَادٌّ (uzatan), (فَرَّ) dan (فاَرٌّ) (kaçan)

    İsm-i Mef’ûl

    مَدَّ   den   مَمْدُودٌ (uzatılmış, uzatılan), (فَرَّ) dan (مَفْرُورٌ) (kaçılan)[1]

     

     

           

    Muzaaf fiillerin ism-i fâillerine çeşitli örnekler:

     (دَلَّ) den  (داَلٌّ ج داَلُّونَ) delâlet eden, yol gösteren

     (ضَلَّ) den (ضاَلٌّ ج ضاَلُّونَ) sapıtan, şaşıran

    (مَرَّ) den  (ماَرٌّ ج ماَرُّونَ) geçen, uğrayan

    Muzaaf Fiillerin İsm-i Mef’ûllerine örnek:

    (دَلَّ) den  (مَدْلُولٌ) delâlet edilmiş, yol gösterilen

    (عَدَّ) den  (مَعْدُودٌ) sayılan, sayılmış

    Cümle Örnekleri:

    1- ظَنَنْتُ النَّجاَحَ سَهْلاً – قَصَصْناَ عَلَيْهِمُ الْحِكاَيَةَ.

    2- اَلرَّجُلاَنِ يَمُراَّنِ بِالْحَدِيقَةِ – هُمْ مَرُّوا بِالسُّوقِ.

    3- دُقِّي الْباَبَ ياَ عاَئِشَةُ – قُصاَّ الْحِكاَيَةَ عَلَى صاَحِبِكُماَ.

    4- أَنْتَ مَرَرْتَ بِالسُّوقِ – مَرَّ الْأَوْلاَدُ بِالْحَدِيقَةِ – اَلْأَوْلاَدُ مَرُّوا بِالْحَدِيقَةِ.

    5- أَنْتِ صَبَبْتِ الْماَءَ – هُنَّ صَبَبْنَ الْماَءَ.

    6- حَثَّ الْآباَءُ أَوْلاَدَهُمْ عَلَى الْاِجْتِهاَدِ – اَلْآباَءُ حَثُّوا  أَوْلاَدَهُمْ عَلَى الْاِجْتِهاَدِ.

    7- تَقُصُّ الْمُدَرِّساَتُ بَعْضَ الْقَصَصِ عَلَى التِّلْمِيذاَتِ – اَلْمُدَرِّساَتُ يَقْصُصْنَ بَعْضَ الْقَصَصِ عَلَى التِّلْمِيذاَتِ.

    8- صَبَّ الْوَلَداَنِ الْماَءَ عَلَى الْأَرْضِ –  اَلْوَلَداَنِ صَبَّا الْماَءَ عَلَى الْأَرْضِ.

    9- شَكَّ الْمُدَرِّسُونَ فِي الْأَمْرِ – اَلْمُدَرِّسُونَ شَكُّوا فِي الْأَمْرِ. 

    10- لاَ تَأْكُلْ كَثِيراً فَالْأَكْلُ الْكَثِيرُ يَضُرُّ الْمَعِدَةَ – ظَنَنْتُكَ إِياَّهُ.

    11- لاَ تَمُرَّ بَعْدَ هَذاَ الْخَطِّ.

    Tercüme:

    1- Başarıyı kolay sandım. Onlara hikaye anlattık.

    2- İki adam bahçeden geçiyor. Onlar çarşıya uğradılar.

    3- Kapıyı çal ey Aişe! İkiniz hikayeyi arkadaşınıza anlatın.

    4- Sen çarşıya uğradın. Çocuklar bahçeye uğradı. (Aynı anlam isim cümlesi)

    5- Suyu sen döktün. Suyu onlar (müe.) döktüler.

    6- Babalar çocuklarını çalışmaya teşvik etti.(Aynı anlam isim cümlesi).

    7- Öğretmenler öğrencilere bazı hikayeler anlatıyor. (Aynı anlam).

    8- İki çocuk suyu yere döktü.

    9- Öğretmenler mesele hakkında şüpheye düştü.

    10- Çok yeme, çok yemek mideye zarar verir. Seni o sandım.

    11- Bu hattan sonrasına geçme.

    ¯¯¯¯¯¯¯¯¯¯¯¯

    MUZAAF FİİL İLE İLGİLİ AYETLER

    1- … فَإِنْ تَنَازَعْتُمْ فِي شَيْءٍ فَرُدُّوهُ إِلَى اللّهِ وَالرَّسُولِ إِنْ كُنْتُمْ تُؤْمِنُونَ بِاللّهِ وَالْيَوْمِ الْآخِرِ ذَلِكَ خَيْرٌ وَأَحْسَنُ تَأْوِيلاً .

    (4/NİSÂ, 59). …Eğer bir hususta anlaşmazlığa düşerseniz Allah’a ve ahirete gerçekten inanıyorsanız onu Allah’a ve Resûl’e götürün (onların talimatına göre halledin); bu hem hayırlı, hem de netice bakımından daha güzeldir.

    تَناَزَعَ  يَتَناَزَعُ  تَناَزُعاً

    anlaşmazlığa, ihtilafa düşmek

    رَدَّ  يَرُدُّ  رَداًّ  مَرَدّاً

    döndürmek, çevirmek

    أَحْسَنُ

    daha güzel

    اَلتَّأْويِلُ

    yorumlama, (murad edilen manayı) beyân etmek

     

                   

    2- فَفِرُّوا إِلَى اللَّهِ إِنِّي لَكُمْ مِنْهُ نَذِيرٌ مُبِينٌ .

    (51/ZÂRİYÂT, 50). O halde Allah’a kaçın. Çünkü ben, size O’nun katından (gelmiş) açık bir uyarıcıyım.

    فَرَّ يَفِرُّ فَراًّ فِراَراً مَفَراًّ

    kaçmak

     

     

    3- وَإِذَا حُيِّيتُمْ بِتَحِيَّةٍ فَحَيُّوا بِأَحْسَنَ مِنْهَا أَوْ رُدُّوهَا إِنَّ اللّهَ كَانَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ حَسِيبًا .

    (4/NİSÂ, 86). Bir selâm ile selâmlandığınız zaman siz de ondan daha güzeli ile selâmlayın; yahut aynı ile karşılık verin. Şüphesiz Allah, her şeyin hesabını arayandır.

    حَيَّ يُحَيِّ تَحِيَّةً

    selâmlamak

    تَحِيَّةٌ

    bir selâm

    حُيِّيَ

    selâmlandı

    إِذَا حُيِّيتُمْ

    selâmlandığınız zaman

    رُدُّوهاَ (رَدَّ  يَرُدُّ)

    (ona misliyle) karşılık verin

    حَسِيبٌ

    hesaba çeken (mübâlağalı ism-i fâil)

     

     

                     

    4- … فَخَلُّوا سَبِيلَهُمْ إِنَّ اللّهَ غَفُورٌ رَحِيمٌ .

    (9/TEVBE, 5). ..(Müşrikler eğer tevbe eder, namazı dosdoğru kılar, zekâtı da verirlerse) artık yollarını serbest bırakın. Allah yarlığayan, merhamet edendir.

    خَلَّى السَّبِيلَ

    serbest bırakmak, salıvermek

    5- ياَ أَيُّهَا النَّاسُ إِنَّ وَعْدَ اللَّهِ حَقٌّ فَلاَ تَغُرَّنَّكُمُ الْحَيَاةُ الدُّنْيَا وَلاَ يَغُرَّنَّكُمْ بِاللَّهِ الْغَرُورُ .

    (35/FÂTIR, 5). Ey insanlar! Allah’ın vâdi gerçektir, sakın dünya hayatı sizi aldatmasın ve o aldatıcı (şeytan) da Allah hakkında sizi kandırmasın!

    غَرَّ يَغُرُّ غُرُوراً

    aldatmak, kandırmak

    فَلاَ يَغُرَّنَّكُمْ

    sakın sizi aldatmasın

    (sondaki şeddeli nûnlar tekit içindir)

  • Salim Fiil Sahih Fiiller Aksam-ı Seba

     

    AKSAM-I SEB’A (YEDİ KISIM)

    Arapça’da fiiller, içinde illet harfi (و ي ا) bulunup bulunmaması bakımından iki kısma ayrılır: Sahih fiiller, illetli fiiller.

    Sahih fiiller üç çeşittir:   a) Sâlim  b) Mehmûz  c) Muzaaf

    İlletli fiiller dört çeşittir:  a) Misâl  b) Ecvef   c) Nâkıs  d) Lefîf

    Fiil sembol olarak 3 harfli (فَعَلَ) kelimesinde gösterilir. Fiilin birinci harfine bu sembolden yola çıkılarak fâu’l-fiil denir. Ortadaki (ع) fiilin ikinci harfini temsil eder ve ayne’l-fiil denir. (ل) harfi de fiilin üçüncü harfini temsil eder ve lâme’l-fiil adını alır. Aşağıdaki konularda bu lafızlar sık sık kullanılacaktır. Şimdi bu fiilleri ve çekimlerini sırayla görelim:

    I) SAHİH FİİLLER

    A) SÂLİM FİİL

    Kuruluşunda harf-i illet denen ي  و ا harflerinden biri bulunmazsa veya aynı cins iki harf (şeddeli olarak) yanyana gelmemişse yahut harfleri arasında hemze ( أ  ء ) yoksa bu fiile sâlim fiil denir.

    fiilleri gibi  جَلَسَ -كَتَبَ – فَتَحَ – عَلِمَ

    Sâlim fiille ilgili çekimleri daha önce gördüğümüz için burada tekrar etmiyoruz. Örnekleri:

    جَلَسَ الْأَوْلاَدُ فِي الْحَدِيقَةِ.

    Çocuklar bahçede oturdu.

    اَلْأَوْلاَدُ جَلَسُوا  فِي الْحَدِيقَةِ.

    Çocuklar, bahçede oturdu.

  • 20 -100 1000 ve Sonrası Sayılar

     

    20 VE SONRASI SAYILAR

    Arapça’da sayıya adet (اَلْعَدَدُ), sayılana ma’dûd (اَلْمَعْدُودُ) dendiğini ve 1-20 arası sayılar ile özelliklerini daha önce görmüştük. Sayılar konusu Arapça’nın en çok kural taşıyan karmaşık konularından biridir. Ancak tekrar ve bol örnek sayesinde zihne yerleşir. İ’rab kaideleri zamanla unutulsa da yazılı metinlerde görülünce tekrar hatırlanır. Bu nedenle umutsuzluğa kapılmamalıdır. Şimdi de 20 sonrası sayılara ve ma’dûdlarına bakalım.

    20-100 ARASINDAKİ SAYILAR

    a) 20 den 99 un sonuna kadar olan sayılarda, sayılan isim (ma’dûd); müfred ve son harfi üstün tenvinlidir. Sayıların harekesi ise cümledeki ötre, üstün ve esre oluşlarına göre değişir. Nasb ve cer halinde “on”un katlarında vâv-nûn (ون), yâ-nûn (ين) haline gelir: (أَرْبَعُونَ =أَرْبَعِينَ) ( ثَلاَثُونَ =ثَلاَثِينَ)

           Müennes

     

                    Müzekker

     

    إِحْدَى وَعِشْرُونَ امْرأَةً

    21 kadın

    وَاحِدٌ وَعِشْرُونَ بَاباً

    21 kapı

    اِثْنَتَانِ وَثلاثُونَ امْرأَةً

    32 kadın

    اِثْنَانِ وَثلاثُونَ باَباً

    32 kapı

    ثَلاَثٌ وَأَرْبَعُونَ امْرأَةً

    43 kadın

    ثَلاَثَةٌ وَأَرْبَعُونَ رَجُلاً

    43 adam

    أرْبَعٌ وَخَمْسُونَ بِنْتاً

    54 kız

    أَرْبَعَةٌ وَخَمْسُونَ وَلَداً

    54 çocuk

    خَمْسٌ وَ سِتُّونَ تِلْميِذَةً

    65 talebe

    خَمْسَةٌ وَسِتُّونَ تِلْمِيذاً

    65 talebe

    سِتٌّ وَسَبْعُونَ لَيْلَةً

    76 gece

    سِتَّةٌ وَسَبْعُونَ نَهَاراً

    76 gün

    سَبْعٌ وَثَمَانُونَ مُعَلِّمَةً

    87 öğretmen

    سَبْعَةٌ وَثَمَانُونَ مُعَلِّماً

    87 öğretmen

    ثَمَانٍ وَتِسْعُونَ صُورَةً

    98 resim

    ثَمَانِيةٌ وَتِسْعُونَ دَفْتَراً

    98 defter

    تِسْعٌ وَتِسْعُونَ امْرَأةً

    99 kadın

    تِسْعَةٌ وَتِسْعُونَ رَجُلاً

    99 adam

               

    جَاءَتْ إِحْدَى وَعِشْروُنَ امْرَأَةً.

    21 kadın geldi. *Fâil*

    ذَهَبَ تِسْعَةٌ وَتِسْعُونَ رَجُلاً إِلىَ الْمَدْرَسَةِ.

    99 adam okula gitti. *Fâil*

    فَتَحْتُ وَاحِداً وَعِشْرِينَ بَاباً.

    21 kapı açtım. *Mef’ûl*

    رَأَيْنَا تِسْعاً وَتِسْعِينَ امْرأَةً فِي السُّوقِ.

    Çarşıda 99 kadın gördük. *Mef’ûl*

    b) 20 ile 100 arasındaki sonu sıfırlı olan onluk başlarında müzekkerlik-müenneslik aranmaz. Müzekker ve müennes için ortak olarak kullanılır. Ma’dûd gene üstün tenvinli ve tekildir. Onluk sayılara ukûd (اَلْعُقُودُ) sayılar denir.

    عِشْروُنَ

    20

    سِتُّونَ

    60

    ثَلاَثُونَ

    30

    سَبْعُونَ

    70

    أرْبَعُونَ

    40

    ثَمَانُونَ

    80

    خَمْسُونَ

    50

    تِسْعُونَ

    90

     

    Müennes

     

    Müzekker

     

    عِشْروُنَ لَيْلَةً

    20 gece

    عِشْروُنَ قَلَماً

    20 kalem

    أرْبَعُونَ صُورَةً

    40 resim

    ثَلاَثُونَ يَوْماً

    30 gün

    تِسْعُونَ هِرَّةً

    90 kedi

    خَمْسُونَ قَلَماً

    50 kalem

    سِتُّونَ غُرْفَةً

    60 oda

    سَبْعُونَ حِصَاناً

    70 at

    أَرْبَعُونَ امْرأَةً

    40 kadın

    تِسْعُونَ رَجُلاً

    90 adam

     

    Cer

    Nasb

    Ref’

    سَلَّمْتُ عَلَى أَرْبَعِينَ رَجُلاً.

    رَأَيْتُ أَرْبَعِينَ رَجُلاً.

    جاَءَ أَرْبَعُونَ رَجُلاً.

     

     

    ساَفَرَ سِتُّونَ طاَلِباً.

    60 öğrenci gitti (yolculuk yaptı).

     

    فِي الساَّعَةِ سِتُّونَ دَقِيقَةً.

    Saatte 60 dakika vardır.

     

    بَنَى الْمَدْرَسَةَ ثَماَنُونَ عاَمِلاً.

    Okulu 80 işçi bina etti (yaptı).

     

    وَصَلَتِ الْحاَفِلَةُ فِي عِشْرِينَ دَقِيقَةً.

    Otobüs 20 dakikada geldi.

    سَتَبْدَأُ الْعُطْلَةُ الصَّيْفِيَّةُ بَعْدَ عِشْرِينَ يَوْماً.

    Yaz tatili 20 gün sonra başlayacak.

         

     

    100 VE SONRASI SAYILAR

    مِائَةٌ (yüz) sayısı yazıldığı gibi okunmayan bir kelimedir.

    a) Yüzden sonra sayılan isimler bin ve sonrası da dahil olmak üzere müfredtir (tekildir) ancak muzafun ileyh durumunda olarak son harfi esre tenvinlidir.

    مِائَةُ حَطَبٍ

    Yüz odun

     

    مِائَةُ سَمَكٍ

    Yüz balık

     

    رَأَيْنَا مِائَةَ امْرأَةٍ.

    Yüz kadın gördük.

     

    سَلَّمْنَا عَلَى مِائَةِ رَجُلٍ.

    Yüz adamı selâmladık.

    b)  مِائَتاَنِ – مِائَتَيْنِ sayısı madûd (sayılan şey) ile birlikte yazıldığında nûn harfi düşer.

    Ref Hali: مِائَتاَ طاَلِبٍ  ikiyüz öğrenci

    Nasb ve Cer Hali: مُنْذُ مِائَتَيْ يَوْمٍ ikiyüz günden beri

    c) Yüz’ün katları iki sayının birleşmesinden oluşur. Yüz ve bin’in katlarında da müzekkerlik ve müenneslik yoktur. Hem müzekker hem müennes için ortak kullanılır.

    ثَلاَثُمِائَةِ طاَلِبٍ (طاَلِبَةٍ)

    مِائَتاَ طاَلِبٍ (طاَلِبَةٍ)

    مِائَتَيْ طاَلِبٍ (طاَلِبَةٍ)

    مِائَةُ طاَلِبٍ (طاَلِبَةٍ)

    300 öğrenci

    200 öğrenci[1]

    100 öğrenci

    سِتُّمِائَةِ طاَلِبٍ (طاَلِبَةٍ)

    خَمْسُمِائَةِ طاَلِبٍ (طاَلِبَةٍ)

    أَرْبَعُمِائَةِ طاَلِبٍ (طاَلِبَةٍ)

    600 öğrenci

    500 öğrenci

    400 öğrenci

    تِسْعُمِائَةِ طاَلِبٍ (طاَلِبَةٍ)

    ثَماَنِمِائَةِ طاَلِبٍ (طاَلِبَةٍ)

    سَبْعُمِائَةِ طاَلِبٍ (طاَلِبَةٍ)

    900 öğrenci

    800 öğrenci

    700 öğrenci

    İ’râbı (harekesi) birinci sayının sonunda görülür. İkinci sayı daima mecrûr olur:

    قُطِعَ سَبْعُمِائَةِ شَجَرَةٍ فِي الْحَدِيقَةِ.

    Bahçedeki 700 ağaç kesildi.

    رَأَيْتُ سَبْعَمِائَةِ شَجَرَةٍ فِي الْحَدِيقَةِ.

    Bahçede 700 ağaç gördüm.

    عَلَى خَمْسِمِائَةِ رَجُلٍ سَلَّمْتُ.

    500 adama selâm verdim.

    d) 25, 115, 675.. gibi sayılar birbirlerine atıf harfi olan vâv’la bağlandıkları için bunlara ma’tûf (اَلْمَعْطُوفُ) sayılar denir.

    سِتُّمِائَةٍ وَ خَمْسَةٌ وَ سَبْعُونَ

    675

    خَمْسَةٌ وَ عِشْرُونَ

    25

     

     

     

     

    تِسْعُمِائَةٍ وَ سِتَّةٌ وَ تِسْعُونَ

    996

    مِائَةٌ وَ خَمْسَةَ عَشَرَ

    115

    Sayılan şeyin durumu ise son sayıya göredir:

    مِائَةٌ وَ خَمْسَةُ أَقْلاَمٍ

    105 kalem

    سَبْعُمِائَةٍ وَ ثَلاَثَةَ عَشَرَ قَلَماً

    713 kalem[2]

    تِسْعُمِائَةٍ وَ أَرْبَعَةٌ وَ خَمْسُونَ قَلَماً

    954 kalem

    BİNLER BASAMAĞI

    أَلْفٌ kelimesi ma’dûd olduğunda مِائَةُ sayısından farklı olarak ma’dûd kurallarına uyar. 3-10 sayılarının ma’dûdu olduğunda آلاَفٌ (nadir olarak  أُلُوفٌ ), 11-99 arasındaki sayılarda أَلْفاً, yüzler basamağındaki sayılardan sonra da أَلْفٍ şeklinde gelir.

    أَلْفاَنِ – أَلْفَيْنِ

    iki bin

    أَلْفٌ

    bin

    خَمْسَةُ آلافٍ

    beşbin

    ثَلاَثَةُ آلاَفٍ

    üç bin

    خَمْسُمِائَةِ أَلْفٍ

    500 bin

    خَمْسُونَ أَلْفاً

    50 bin

    أَلْفٌ (bin) sayısından sonraki ma’dûd aynı مِائَةٌ (yüz) sayısından sonra gelen ma’dûd gibi müfred nekre ve mecrûrdur.

    أَلْفُ سَنَةٍ “bin yıl”

    قَبْلَ أَلْفِ عاَمٍ “bin yıl önce”

    *Ayrıntı arzu edenlere de aynen yüz sayısı ve sonrasında olduğu gibi şu bilgiler sunulabilir:

    ثَلاَثَةُ آلاَفِ طاَلِبٍ (طاَلِبَةٍ)

    أَلْفاَ طاَلِبٍ (طاَلِبَةٍ)

    أَلْفُ طاَلِبٍ (طاَلِبَةٍ)

    3 bin öğrenci

    2 bin öğrenci

    Bin öğrenci

    عَشَرَةُ آلاَفِ طاَلِبٍ (طاَلِبَةٍ)

    ثَماَنِيَةُ آلاَفِ طاَلِبٍ(طاَلِبَةٍ)

    أَرْبَعَةُ آلاَفِ طاَلِبٍ (طاَلِبَةٍ)

    10 bin öğrenci

    8 bin öğrenci

    4 bin öğrenci

    تِسْعُونَ أَلْفَ طاَلِبٍ(طاَلِبَةٍ)

    خَمْسُونَ أَلْفَ طاَلِبٍ(طاَلِبَةٍ)

    عِشْرُونَ أَلْفَ طاَلِبٍ(طاَلِبَةٍ)

    90 bin öğrenci

    50 bin öğrenci

    20 bin öğrenci

    ثَلاَثُمِائَةِ أَلْفِ طاَلِبٍ (طاَلِبَةٍ)

    مِائَتاَ أَلْفِ طاَلِبٍ (طاَلِبَةٍ)

    مِائَةُ أَلْفِ طاَلِبٍ (طاَلِبَةٍ)

    300 bin öğrenci

    200 bin öğrenci

    100 bin öğrenci

    مِلْياَرُ (مِلْياَراَتُ) طاَلِبٍ (طاَلِبَةٍ)

    أَلْفُ أَلْفِ ( مِلْيُونُ ج مَلاَيِينُ ) طاَلِبٍ (طاَلِبَةٍ)

    Bir milyar öğrenci

    Bir milyon öğrenci

           

      

    Binler hanesinin ma’tûf şekli:

    أَلْفٌ وَ تِسْعُمِائَةٍ وَ تِسْعَةٌ وَ ثَماَنُونَ

    1989 (١٩٨٩)

    أَلْفٌ وَ تِسْعُمِائَةٍ وَ أَرْبَعَةٌ وَ سِتُّونَ

    1964[3] (١٩٦٤)

    ثَلاَثَةُ آلاَفٍ وَ خَمْسُمِائَةٍ وَثَلاَثَةٌ وَ أَرْبَعُونَ طاَلِباً

    3543 (٣٥٤٣)

    عَشَرَةُ آلاَفٍ وَ خَمْسُمِائَةٍ وَثَلاَثٌ وَ أَرْبَعُونَ طاَلِبَةً

    10.543 (١٠٥٤٣)

    Binli ifadeler bazen “min (mini’l-beyâniye-açıklama harfi)” kullanılarak yapılır:

    ثَلاَثَةُ آلاَفٍ مِنَ الْمَلاَئِكَةِ

    üçbin melek

    عَشَرَةُ آلاَفٍ مِنَ الْمُجاَهِدِينَ

    onbin mücâhid

    Rakamların Yazılışı:

    ١

    1

    ٢

    2

    ٣

    3

    ٤

    4

    ٥

    5

    ٦

    6

    ٧

    7

    ٨

    8

    ٩

    9

    ١٠

    10

    ١١

    11

    ١٨

    18

    ١٠٠

    100

    ١٢٣

    123

    ١٠٠٠

    1000

    ١٩٨٩

    1989

    ٤٥٨

    458

     

     

    *** Şimdiye kadar geçen sayılarla ilgili önemli özet bilginin ayetlerle örneklemesi şudur:

    a) 1 ve 2 sayıları sayılanın sıfatı olur ve sayılandan sonra gelir:

    يَوْمٌ واَحِدٌ

    bir gün

    يَوْماَنِ اثْناَنِ

    iki gün

    وَإِلَهُكُمْ إِلَهٌ وَاحِدٌ.

    İlâhınız bir tek ilahtır (Bakara, 163) .

    هُوَ الَّذِي خَلَقَكُمْ مِنْ نَفْسٍ واَحِدَةٍ.

    O, sizi tek bir candan yaratandır (A’râf, 189) .

             

    b) 3-10 arasındaki sayıların ma’dûdu cemi, kesre tenvinli olup cinsiyet olarak tam tersinedir:

    أَرْبَعَةُ أَياَّمٍ

    dört gün

    أَرْبَعُ لَياَلٍ

    dört gece

    قَالَ آيَتُكَ أَلاَّ تُكَلِّمَ النَّاسَ ثَلاَثَةَ أَيَّامٍ.

    “Senin için işaret, insanlara üç gün, söz söylememendir” dedi (Âl-i İmrân, 41).

    آيَتُكَ أَلاَّ تُكَلِّمَ النَّاسَ ثَلاَثَ لَيَالٍ سَوِيًّا.

    Sana işaret, sapasağlam olduğun halde üç gece insanlarla konuşamamandır (Meryem, 10).

     

    c) 11-99 arasındaki sayıların ma’dûdu müfred fetha tenvinli olur:

     

    خَمْسَةَ عَشَرَ يَوْماً

    onbeş gün

     

     

    خَمْسَةٌ وَ عِشْرُونَ يَوْماً

    yirmibeş gün

     

     

    إِذْ قَالَ يُوسُفُ لِأَبِيهِ يَا أَبتِ إِنِّي رَأَيْتُ أَحَدَ عَشَرَ كَوْكَبًا وَالشَّمْسَ وَالْقَمَرَ رَأَيْتُهُمْ لِي سَاجِدِينَ.

    Bir zamanlar Yusuf babasına demişti ki: Babacığım! Ben rüyamda onbir yıldızla güneşi ve ayı gördüm; onları bana secde ederlerken gördüm (Yusuf, 4).

     

    إِنَّ عِدَّةَ الشُّهُورِ عِنْدَ اللّهِ اثْنَا عَشَرَ شَهْرًا.

    Allah katında ayların sayısı on ikidir..(Tevbe, 36)

     

    فَانْفَجَرَتْ مِنْهُ اثْنَتَا عَشْرَةَ عَيْناً.

    Derhal (taştan) on iki kaynak fışkırdı (Bakara, 60).

     

    وَوَاعَدْنَا مُوسَى ثَلاَثِينَ لَيْلَةً وَأَتْمَمْنَاهَا بِعَشْرٍ فَتَمَّ مِيقَاتُ رَبِّهِ أَرْبَعِينَ لَيْلَةً.

    Mûsâ’ya otuz gece vade verdik ve ona on gece daha ilave ettik; böylece Rabbinin tayin ettiği vakit kırk geceyi buldu (A’râf, 142).

     

    إِنَّ هَذَا أَخِي لَهُ تِسْعٌ وَتِسْعُونَ نَعْجَةً.

    Bu, kardeşimdir. Onun doksan dokuz koyunu var.. (Sâd, 23)

    وَاخْتَارَ مُوسَى قَوْمَهُ سَبْعِينَ رَجُلاً لِّمِيقَاتِنَا.

    Musa tayin ettiğimiz vakitte kavminden yetmiş adam seçti (A’râf, 155).

     

             

    d) 100 ve 1000 sayıları ile katlarının ma’dûdu müfred kesre tenvinli olur:

    مِائَةُ يَوْمٍ

    yüz gün

    سَبْعَةُ آلاَفِ يَوْمٍ

    yedibin gün

     

    مَثَلُ الَّذِينَ يُنْفِقُونَ أَمْوَالَهُمْ فِي سَبِيلِ اللّهِ كَمَثَلِ حَبَّةٍ أَنبَتَتْ سَبْعَ سَنَابِلَ فِي كُلِّ سُنبُلَةٍ مِئَةُ حَبَّةٍ.

    Allah yolunda mallarını harcayanların örneği, yedi başak bitiren bir dane gibidir ki, her başakta yüz dane vardır (Bakara, 261).

    وَلَقَدْ أَرْسَلْنَا نُوحًا إِلَى قَوْمِهِ فَلَبِثَ فِيهِمْ أَلْفَ سَنَةٍ إِلاَّ خَمْسِينَ عاَماً.

    Andolsun ki biz Nuh’u kendi kavmine gönderdik de o bin yıldan elli yıl eksik bir süre onların arasında kaldı (Ankebût, 14) .

  • Kem-i İstifhamiyye ve Kem-i Haberiyye Arapça Dersleri

     

    KEM’İL-İSTİFHAMİYYE VE KEM’İL -HABERİYYE

    (كَمْ) edatının iki türlü kullanılışı vardır:

    a) Kemi’l-İstifhâmiye: كَمْ soru edatı olarak “kaç …”  anlamındadır. Adedini öğrenmek istediğimiz isim bu edattan sonra müfred, mansûb ve nekre olarak gelir. Adedi verilen nesne temyiz olarak ifade edilir.

    كَمْ سَنَةً ؟

    Kaç yıl?

    كَمْ قَلَماً ؟

    Kaç kalem?

    كَمْ سُورَةً فِي الْقُرْآنِ الْكَرِيمِ ؟

    Kur’ân-ı Kerîm’de kaç sûre var?

    كَمْ آيَةً فِي سُورَةِ الْفاَتِحَةِ ؟

    Fâtiha sûresinde kaç ayet var?

    كَمْ سَطْراً كَتَبْتِ ؟

    Kaç satır yazdın ?

    *(كَمْ) in başına ( بِكَمْ kaça) gibi harf-i cer gelirse; temyizi mansûb da okunabilir, mecrûr da okunabilir.

    بِكَمْ دِرْهَماً اشْتَرَيْتَ هَذاَ ؟

    Bunu kaç dirheme satın aldın?

    بِكَمْ دِرْهَمٍ اشْتَرَيْتَ هَذاَ ؟

    Bunu kaç dirheme satın aldın?

    إِلَى كَمْ قِسْمٍ (قِسْماً) قَسَّمَ الْكاَتِبُ الداَّرِسِينَ؟

    Kâtip ders yapanları kaç kısma taksim etti?

    *(كَمْ) ile temyizi arasına zarf, harf-i cerli isim ya da fiil girebilir.

    كَمْ عِنْدَكَ كِتاَباً؟

    Kaç kitabın var?

    كَمْ فِي الداَّرِ رَجُلاً ؟

    Evde kaç adam var?

    كَمْ جاَءَكَ رَجُلاً؟

    Sana kaç adam geldi?

    b) Kemi’l-Haberiyye: (كَمْ) çokluk edatı olarak kullanılması durumunda “Kemi’l Haberiye” adını alır ve “ne kadar (çok), nice” manasını verir. Bu durumda yani çokluk ifadesi için kullanıldığında; çokluğu verilecek nesne (temyiz) muzâfun ileyh durumunda müfred veya cemi mecrûr olarak gelir. Genelde müfred, bazen de cemi olarak gelir. Çok defa başında مِنْ harf-i ceri bulunur.  (كَمْ) ile temyizinin arası genellikle başka bir kelime ile ayrılmaz.

    كَتَبْتُ! سُطُورٍ  كَمْ مِنْ

    كَمْ مِنْ سَطْرٍ كَتَبْتُ!

    (Ben ne satırlar yazdım!)

    كَمْ كُتُبٍ قَرَأْتُ!

    كَمْ كِتاَبٍ قَرَأْتُ!

    (Ben ne kitap(lar) okudum!)

    *  كَمْ bazen isim cümlesinin önünde hiçbir irab değişikliği olmaksızın da gelebilir:

    ياَ لَيْتَ قَوْمِي يَعْلَمُونَ كَمْ أَرْضُ اللَّهِ واَسِعَةٌ وَ كَمْ رَحْمَتُهُ واَسِعَةٌ!

    Keşke kavmim Allah’ın arzının ne kadar geniş olduğunu ve (yine) rahmetinin ne kadar geniş olduğunu bilselerdi!

     

    Ayet Örnekleri:

    ..كَمْ مِنْ فِئَةٍ قَلِيلَةٍ غَلَبَتْ فِئَةً كَثِيرَةً بِإِذْنِ اللَّهِ..

    ..Nice az bir topluluk çok topluluğa galib gelmiştir.. (Bakara, 249).

    … كَمْ أَهْلَكْناَ[1] قَبْلَهُمْ مِنَ الْقُرُونِ أَنَّهُمْ إِلَيْهِمْ لاَ يَرْجِعُونَ

    (Müşrikler görmüyorlar mı ki, ) onlardan önce nice kavimler helâk ettik. Onlar kendilerine dönmezler (Yâsin, 31).

     

    Not: Onun kadar kullanılmasa da (كَمْ) yerine (كَأَيِّنْ -كَأَيٍّ ) kelimesi de aynı işleme ve manaya tabidir. Onun da temyizi (مِنْ) ile mecrûr olur:  كَأَيٍّ مِنْ داَبَّةٍ(Nice hayvanlar)(Ankebût, 60)

    Ayet Örnekleri:

    فَكَأَيِّنْ مِنْ قَرْيَةٍ أَهْلَكْنَاهَا وَهِيَ ظَالِمَةٌ …

    Nice memleketler vardı ki, zulüm yapıyorlarken biz onları helâk ettik… (Hacc, 22)

    وَكَأَيِّنْ مِنْ قَرْيَةٍ أَمْلَيْتُ لَهَا وَهِيَ ظَالِمَةٌ ثُمَّ أَخَذْتُهَا وَإِلَيَّ الْمَصِيرُ

    Zulmedip dururlarken kendilerine mühlet verdiğim nice memleket halkı vardı ki, ben onları azabımla yakaladım. Dönüş banadır (Hacc, 48). 

    وَكَأَيِّنْ مِنْ نَبِيٍّ قَاتَلَ مَعَهُ رِبِّيُّونَ كَثِيرٌ فَمَا وَهَنُوا لِمَا أَصَابَهُمْ فِي سَبِيلِ اللّهِ…

    Nice Peygamberler vardı ki, beraberlerinde birçok âlimler savaştı da Allah yolunda başlarına gelenlerden dolayı ümitsizliğe düşmediler…(Âl-i İmran, 146)

    وَكَأَيِّنْ مِنْ قَرْيَةٍ هِيَ أَشَدُّ قُوَّةً مِنْ قَرْيَتِكَ الَّتِي أَخْرَجَتْكَ أَهْلَكْنَاهُمْ فَلاَ نَاصِرَ لَهُمْ

    Seni, memleketinden (Mekke’den) çıkaran halktan daha kuvvetli nice memleketler (halkı) vardı ki, onları (türlü azablarla) helâk ettik de kendilerine yardım eden olmadı. (Muhammed, 13)

     

    Genel Cümle Örnekleri:

    1-كَمْ رِساَلَةً كَتَبَ إِلَى وَلَدِهِ ؟ كَمْ داَرِساً ساَفَرَ إِلَى أَوْرُباَّ ؟

    2- بِكَمْ لُغَةٍ يَتَكَلَّمُ الناَّسُ فِي بَلَدِكَ؟ – بِكَمْ لُغَةً يَتَكَلَّمُ الناَّسُ فِي بَلَدِكَ؟

     

    3-كَمْ كِتاَبٍ قَرَأْتُ فِي الْعُطْلَةِ –كَمْ صَدِيقٍ ساَعَدْتُهُ.

    4-كَمْ مِنْ غَزَواَتٍ انْتَصَرَ فِيهاَ الْمُسْلِمُونَ – كَمْ مِنْ ساَعاَتٍ قَضَيْتُهاَ مَعَهُمْ.

    5- بِكَمْ رِياَلٍ هَذِهِ الساَّعَةُ ؟– كَمْ امْرَأَةً ساَعَدَتْ زَوْجَهاَ ؟

    6-كَمْ يَوْماً قَضَيْتَ فِي قَرْيَتِكَ- بِكَمْ دِيناَراً اشْتَرَيْتَ الساَّعَةَ ؟

    7- قاَلَ رَسُولُ اللَّهِ :”كَمْ مِنْ صاَئِمٍ لَيْسَ لَهُ مِنْ صِياَمِهِ إِلاَّ الْجُوعُ وَ الْعَطَشُ “.

    8- كَمْ طاَلِباً اشْتَرَكُوا فِي الرِّحْلَةِ ؟ بِكَمِ اشْتَرَيْتَ الْقَلَمَ ؟

    9- كَمْ مَسْجِداً فِي الْمَدْرَسَةِ؟ فِي كَمْ ساَعَةٍ وَصَلَتِ الطاَّئِرَةُ ؟

    10- كَمْ مِنْ زَمِيلٍ ساَعَدْتُ فِي الْعَمَلِ – كَمْ طاَلِباً يَدْرُسُونَ الْعَرَبِيَّةَ فِي الْمَعْهَدِ ؟

    11- كَمْ مِنْ طاَلِبٍ يَدْرُسُونَ الْعَرَبِيَّةَ فِي الْمَعْهَدِ.

    Tercüme:    

    1- Oğluna kaç mektup yazdı? Kaç okuyan Avrupa’ya yolculuk yaptı?

    2- İnsanlar ülkende kaç dil konuşuyor? (Aynı anlam).

    3- Tatilde ne kitap(lar) okudum? Nice arkadaşa yardım ettim!

    4- Müslümanların galib geldiği nice gazveler vardır! Onlarla nice saatler geçirdim!

    5- Bu saat kaç riyal? Eşine kaç kadın yardım etti?

    6- Köyünde kaç gün geçirdin? Saati kaç dinara satın aldın?

    7- Allah’ın Rasûlü şöyle buyurdu: “Nice oruçlu vardır ki onun için oruçtan açlık ve susuzluktan başka birşey yoktur”.

    8- Geziye kaç öğrenci iştirak etti? Kalemi kaça satın aldın?

    9- Okulda kaç mescid var? Uçak kaç saatte geldi?

    10- İşte nice arkadaşa yardım ettim! Kursta kaç öğrenci Arapça okuyor?

    11- Kursta nice öğrenci Arapça tahsil ediyor!

     

  • Yeterlilik Fiili

     

    YETERLİLİK FİİLİ

    اِسْتَطَاعَ    يَسْتَطِيعُ

    …e bildi, ….a bildi -…e bilir, ….a bilir

    قَدَرَ  يَقْدِرُ

    …e bildi, …a bildi – …e bilir, …a bilir (gücü yeter)

    Bunlardan en çok kullanılanı (اِسْتَطَاعَ) fiilidir.

    اِسْتَطاَعَ أَنْ يَكْتُبَ

    yazabildi

    يَسْتطِيعُ أَنْ يَكْتُبَ

    yazabilir

    Arapça’da mâzî yeterlilik  yapılacağı zaman  اِسْتَطاَعَ fiilinin mâzî çekimiyle birlikte  أَنْ يَكْتُبَ  fiilinin çekimi ilave edilir ya da aynı vazifeyi gören masdar kullanılır.

     

    Mâzî Yeterlilik Çekim Tablosu

    Cemi

    Tesniye

    Müfred

     

    اِسْتَطَاعُوا أَنْ يَكْتُبوُا

    اِسْتَطَاعَا أَنْ يَكْتُبَا

    اِسْتَطَاعَ أَنْ يَكْتُبَ

    Gâib

    (Onlar) yazabildiler

    (İkisi) yazabildi

    (O) yazabildi

     

    اِسْتَطَعْنَ أَنْ يَكْتُبْنَ

    اِسْتَطَاعَتاَ أَنْ تَكْتُبَا

    اِسْتَطاَعَتْ أَنْ تَكْتُبَ

    Gâibe

     

    اِسْتَطَعْتُمْ أَنْ تَكْتُبوُا

    اِسْتَطَعْتُمَا أَنْ تَكْتُبَا

    اِسْتَطَعْتَ أَنْ تَكْتُبَ

    Muhatap

    (Sizler) yazabildiniz

    (İkiniz) yazabildiniz

    (Sen) yazabildin

     

    اِسْتَطَعْتُنَّ أَنْ تَكْتُبْنَ

    اِسْتَطَعْتُمَا أَنْ تَكْتُبَا

    اِسْتَطَعْتِ أَنْ تَكْتُبِي

    Muhâtaba

     

    اِسْتَطَعْناَ أَنْ نَكْتُبَ

    اِسْتَطَعْنَا أَنْ نَكْتُبَ

    اِسْتَطَعْتُ أَنْ أكْتُبَ

    Mütekellim

    (Bizler) yazabildik

    (İkimiz) yazabildik

    (Ben) yazabildim

       
               

      

    Not: Burada unutulmaması gereken uzatmadan sonra cezm geldiği zaman illet harfinin düşeceği kaidesidir. Gâibe cemî müennes nûnu’nda uzatan eliften sonra cezm geldiği için  illet harfi düşmüş geriye kalanda aynı seyri takip etmiştir. İlletli ve mezîd fiillerde bunun örnekleri bol bol gelecektir. Şimdilik (اِسْتَطاَعَ) fiilinin bu haliyle ezberlenmesi gerekir.

    Muzâri yeterlilikte de; (يَسْتَطِيعُ ) fiilinin muzâri çekimiyle birlikte  أَنْ يَكْتُبَ  fiilinin çekimi ilave edilir ya da aynı vazifeyi gören masdar kullanılır, ..abilir, …ebilir, …abiliyor manasını verir:

    يَسْتَطِيعُ أَنْ يَكْتُبَ(=يَسْتَطِيعُ الْكِتاَبَةَ)

    yazabilir, yazabiliyor  

    يَسْتَطِيعَانِ أَنْ يَكْتُبَا

    ikisi yazabilir

    يَسْتَطِيعُونَ أَنْ يَكْتُبُوا

    yazabiliyorlar, yazabilirler

     

    Muzâri Yeterlilik Çekim Tablosu

     

    Cemi

    Tesniye

    Müfred

       

    يَسْتَطِيعوُنَ أَنْ يَكْتُبُوا

    يَسْتَطِيعَانِ أَنْ يَكْتُبَا

    يَسْتطِيعُ أَنْ يَكْتُبَ

    Gâib  

    (Onlar) yazabilirler

    (İkisi) yazabilir

    (O) yazabilir, yazabiliyor

       

    يَسْتَطِعْنَ أنْ يَكْتُبْنَ

    تَسْتَطِيعَانِ أَنْ تَكْتُبَا

    تَسْتَطِيعُ أَنْ تَكْتُبَ

    Gâibe  
                           

     

    تَسْتَطِيعوُنَ أَنْ تَكْتُبُوا

    تَسْتَطِيعَانِ أَنْ تَكْتُبَا

    تَسْتَطِيعُ أَنْ تَكْتُبَ

    Muhatap

    (Sizler) yazabilirsiniz

    (İkiniz) yazabilirsiniz

    (Sen) yazabilirsin

     

    تَسْتَطِعْنَ أنْ تَكْتُبْنَ

    تَسْتَطِيعَانِ أَنْ تَكْتُبَا

    تَسْتَطِيعيِنَ أَنْ تَكْتُبيِ

    Muhâtaba

     

     

     

     

    نَسْتَطِيعُ أَنْ نَكْتُبَ

    نَسْتَطِيعُ أَنْ نَكْتُبَ

    أَسْتَطِيعُ أَنْ أَكْتُبَ

    Mütekellim

    (Bizler) yazabiliriz

    (İkimiz) yazabiliriz

    (Ben) yazabilirim

     

             

    Not: Gâibe ve muhâtaba cemi müenneslerde uzatma harfinden sonra cezm geldiği için aradaki uzatan illet harfi elif düşmüştür.

    Olumsuz Şekilleri:

     

    مَا اسْتَطَاعَ أَنْ يَكْتُبَ  _ لَمْ يَسْتَطِعْ أَنْ يَكْتُبَ

     

    yazamadı

     

    لاَ يَسْتَطِيعُ أَنْ يَكْتُبَ

    yazamıyor

    لَنْ يَسْتَطِيعَ أَنْ يَكْتُبَ

    asla yazamayacak

    لَمَّا يَسْتَطِعْ أَنْ يَكْتُبَ

    henüz yazamadı
           

    Ayet Örnekleri:

    1- …مَا كَانُوا يَسْتَطِيعُونَ السَّمْعَ وَمَا كَانُوا يُبْصِرُونَ .

    …Onlar ne kulak verebiliyor, ne de (gerçeği) görebiliyorlardı (Hûd, 20).

    2- فَمَا اسْطَاعُوا[4] أَنْ يَظْهَرُوهُ وَمَا اسْتَطَاعُوا لَهُ نَقْبًا[5] .

    Bu sebeple (Ye’cüc ve Me’cûc) onu (seddi) ne aşmaya muktedir oldular ne de onu delebildiler (Kehf, 97).

    3- إِذْ قَالَ الْحَوَارِيُّونَ يَا عِيسَى ابْنَ مَرْيَمَ هَلْ يَسْتَطِيعُ رَبُّكَ أَن يُنَزِّلَ عَلَيْنَا مَآئِدَةً مِنَ السَّمَاءِ …

    Hani Havariler “Ey meryem oğlu İsâ, Rabbin bize gökten, donatılmış bir sofra indirebilir mi?.. demişlerdi (Mâide, 5).

    4- وَلاَ يَسْتَطِيعُونَ لَهُمْ نَصْرًا وَلاَ أَنْفُسَهُمْ يَنْصُرُونَ.

    Halbuki (putlar) ne onlara bir yardım edebilirler ne de kendilerine bir yardımları olur (A’râf, 192).

    5- فَلاَ يَسْتَطِيعُونَ تَوْصِيَةً وَلاَ إِلَى أَهْلِهِمْ يَرْجِعُونَ .

    İşte (ölüm anında) onlar ne bir vasiyette bulunabilirler, ne de ailelerine dönebilirler (Yâsin, 50).

    *  إسْتَطَاعَ   يَسْتَطِيعُ ile yapılan yeterlilik fiili قَدَرَ   يَقْدِرُ  )gücü yetti, kadir oldu) fiili ile de yapılabilir.يَسْتَطِيعُ   إسْتَطَاعَ   yerine قَدَرَ  يَقْدِرُ  )gücü yetti, kâdir oldu) fiilinin çekimi getirilir, geri kalan durumda herhangi bir değişiklik olmaz.

    Mâzî Yeterlilik Çekim Tablosu

    Cemi

    Tesniye

    Müfred

     

    قَدَروُا أَنْ يَكْتُبُوا

    قَدَرَا أَنْ يَكْتُباَ

    قَدَرَ أَنْ يَكْتُبَ

    Gâib

    (Onlar) yazabildiler

    (İkisi) yazabildi

    (O) yazabildi

     

    قَدَرْنَ  أَنْ  يَكْتُبْنَ

    قَدَرَتاَ أَنْ تَكْتُباَ

    قَدَرَتْ أَنْ تَكْتُبَ

    Gâibe
             

     

    قَدَرْتُمْ أَنْ تَكْتُبُوا

    قَدَرْتُمَا أَنْ تَكْتُبَا

    قَدَرْتَ أَنْ تَكْتُبَ

    Muhatap

    (Sizler) yazabildiniz

    (İkiniz) yazabildiniz

    (Sen) yazabildin

     

    قَدَرْتُنَّ أَنْ تَكْتُبْنَ

    قَدَرْتُمَا أَنْ تَكْتُبَا

    قَدَرْتِ أَنْ تَكْتُبِي

    Muhâtaba

     

     

    قَدَرْنَا أَنْ نَكْتُبَ

    قَدَرْنَا أَنْ نَكْتُبَ

    قَدَرْتُ أَنْ أَكْتُبَ

    Mütekellim  
     

    (Bizler) yazabildik

    (İkimiz) yazabildik

    (Ben) yazabildim

       
     

      

    Muzâri Yeterlilik Çekim Tablosu

     
     

    Cemi

    Tesniye

    Müfred

       

    يَقدِروُنَ أَنْ يَكْتُبُوا

    يَقدِرَانِ أَنْ يَكْتُباَ

    يَقْدِرُ أَنْ يَكْتُبَ

    Gâib

    (Onlar) yazabilirler

    (İkisi) yazabilir

    (O)yazabilir, yazabiliyor

     

    يَقدِرْنَ أَنْ يَكْتُبْنَ

    تَقْدِرَانِ أَنْ تَكْتُبَا

    تَقْدِرُ أَنْ تَكْتُبَ

    Gâibe
                         

     

    تَقْدِرُونَ أَنْ تَكْتُبُوا

    تَقْدِرَانِ أَنْ تَكْتُبَا

    تَقْدِرُ أَنْ تَكْتُبَ

    Muhatap

    (Sizler) yazabilirsiniz

    (İkiniz) yazabilirsiniz

    (Sen) yazabilirsin

     

    تَقْدِرْنَ أَنْ تَكْتُبْنَ

    تَقْدِرَانِ أَنْ تَكْتُبَا

    تَقْدِرِينَ أَنْ تَكْتُبيِ

    Muhâtaba
             

     

    نَقْدِرُ أَنْ نَكْتُبَ

    نَقْدِرُ أَنْ نَكْتُبَ

    أَقْدِرُ أَنْ أَكْتُبَ

    Mütekellim

    (Bizler) yazabiliriz

    (İkimiz)yazabiliriz

    (Ben) yazabilirim

     
               

    Muzâri olan  يَقْدِرُfiilinin başına  سَ     ya da  سَوْفَ   getirilerek gelecek zaman yapılır:

    سَاَقْدِرُ أَنْ أَكْتُبَ.

    yazabileceğim

    سَوْفَ تَقْدِرُونَ أَنْ تَكْتُبُوا.

    yazabileceksiniz

    سَنَقْدِرُ أَنْ نَكْتُبَ دَرْسَنَا مَسَاءً.

    Dersimizi akşam yazabileceğiz.

    يَقْدِرُ الأَطْفَالُ أَنْ يَكْسِرُوا الْكُرْسِيَّ.

    Çocuklar sandalyeyi kırabilirler.

    وَمَا قَدَرُوا اللّهَ حَقَّ قَدْرِهِ …

    Allah’ı gereği gibi tanıyamadılar…(En’âm, 91)

    …لاَ يَقْدِرُونَ مِمَّا كَسَبُوا عَلَى شَيْءٍ …

    Kazandıklarından hiçbirşeyi elde edemezler… (İbrâhim, 18)

    Not: (إسْتَطَاعَ   يَسْتَطِيعُ) fiili yerine (أَمْكَنَ يُمْكِنُ) (mümkün, mümkün oldu) fiili konularak da yaklaşık mana elde edilebilir. (يُمْكِنُ) fiili sabit kalmak suretiyle sonuna gerekli zamirler eklenerek kullanılır. Araplar bu fiili oldukça sık kullanmaktadırlar.

    هَلْ تَسْتَطِيعُ أَنْ تَعْرِفَ السُّوقَ ؟

    Çarşıyı bilebilir misin?

    نَعَمْ ، يُمْكِنُنِي أَنْ أَعْرِفَهاَ.

    Evet, onu bilmem mümkün.

    هَلْ تَسْتَطِيعُونَ أَنْ تَأْخُذُوا هَذِهِ الْكُتُبَ مِنْ هُناَ؟

    Bu kitapları buradan alabilir misiniz?

    نَعَمْ ، يُمْكِنُناَ أَخْذُهاَ.

    Evet, onları almamız mümkün.

    هَلْ تَسْتَطِيعِينَ أَنْ تَحْفَظِي هَذاَ الْواَجِبَ ؟

    Bu ödevi ezberleyebilir misin?

     

     

    نَعَمْ ، يُمْكِنُنِي حِفْظُهُ.

    Evet, onu ezberlemem mümkün.

    هَلْ تَسْتَطِيعاَنِ أَنْ تُشاَهِداَ هَذِهِ الصُّورَةَ ؟

    (İkiniz) bu resmi görebiliyor musunuz?

    نَعَمْ ، يُمْكِنُناَ مُشاَهَدَتُهاَ.

    Evet, onu görmemiz mümkün.

    Cümle Örnekleri:

    1- هَلِ اسْتَطاَعَ أَنْ يَفْتَحَ الْباَبَ ؟ نَعَمْ أَمْكَنَهُ فَتْحُهُ. هَلْ تَسْتَطِيعُ أَنْ تَفْتَحَ هَذِهِ الْخِزاَنَةَ؟

    2- اِسْتَطاَعَ أَخِي حِفْظَ الْقُرْآنِ الْكَرِيمِ فِي سَنَتَيْنِ – اِسْتَطاَعَ الصَّدِيقاَنِ أَنْ يُشاَهِداَ تِلْكَ الْأَماَكِنَ الْبَعِيدَةَ بِالْمِنْظاَرِ .

    3- آسِفٌ[6] ياَ صَدِيقِي ، لاَ أَسْتَطِيعُ أَنْ آكُلَ مَعكَ الْعَشاَءَ لاَنَّ واَلِدِي مَرِيضٌ وَ يَجِبُ أَنْ أَذْهَبَ مَعَهُ إِلَى الطَّبِيبِ .

    4- اِسْتَطاَعَ خاَلِدٌ أَنْ يُنْقِذَ[7] الْوَلَدَ مِنَ الْغَرَقِ – هَلْ يَسْتَطِعْنَ أَنْ يَكْتُبْنَ الرَّساَئِلَ ؟ نَعَمْ يُمْكِنُهُنَّ كِتاَبَتُهاَ.

    5- هَلْ يَسْتَطِيعُونَ أَنْ يُشاَهِدُوا الْوَزِيرَ ؟ نَعَمْ ، يُمْكِنُهُمْ مُشاَهَدَتُهُ .

    6- قاَلَ مُحَمَّدٌ : ياَ واَلِديِ لاَ أَسْتَطيِعُ النَّوْمَ وَ لاَ أَسْتَطيِعُ الْقِراَءَةَ .

    7- إِنَّهاَ تَسْتَطيِعُ أَنْ تُساَعِدَ عاَئِلَتَهاَ – أَسْتَطيِعُ الْآنَ أَنْ أُساَعِدَ أَخَواَتيِ .

    8- ماَذاَ اسْتَطاَعَ التاَّجِرُ أَنْ يَفْعَلَ ؟ إِسْتَطاَعَ التاَّجِرُ أَنْ يَبِيعَ[8] عَدَداً كَبِيراً مِنَ الدَّراَّجاَتِ . هَلْ باَعَ كُلَّ الدَّراَّجاَتِ ؟ لاَ، باَعَ عَدَداً كَبِيراً مِنْهاَ . لَقَدْ باَعَ دَراَّجاَتٍ كَثِيرَةً  .

    9- ماَذاَ اسْتَطاَعَ الْمُهَنْدِسُ أَنْ يَفْعَلَ ؟ إِسْتَطاَعَ الْمُهَنْدِسُ أَنْ يَبْنِيَ عَدَداً كَبِيراً مِنَ المَناَزِلِ. هَلْ بَنَى كُلَّ المَناَزِلِ ؟  لاَ ، بَنَى عَدَداً كَبِيراً مِنْهاَ . لَقَدْ بَنَى مَناَزِلَ كَثِيرَةً.

    Tercüme:

    1- Kapıyı açabildi mi? Evet, açması mümkün oldu. Bu dolabı açabilir misin?

    2- Kardeşim iki senede Kur’ân-ı Kerim’i ezberleyebildi. İki arkadaş o uzak yerleri dürbünle görebildi.

    3- Üzgünüm ey arkadaşım! Akşam yemeğini seninle birlikte yiyemeyeceğim. Çünkü babam hasta ve onunla birlikte doktora gitmem gerek.

    4- Halit çocuğu boğulmaktan kurtarabildi. Mektupları yazabilirler mi? Evet, (bayanların) onları yazması mümkün (olur).

    5- Bakanı görebilirler mi? Evet, onların onu görmesi mümkün.

    6- Muhammed şöyle dedi: “Ey babacığım! Uyuyamıyorum ve okuyamıyorum.

    7- Muhakkak ki o ailesine yardım edebilir. Şimdi kızkardeşlerime yardım edebilirim.

    8- Tüccar ne yapabildi? Tüccar çok sayıda bisiklet satabildi. Bütün bisikletleri sattı mı? Hayır, onlardan büyük sayıda sattı. Gerçekten çok bisiklet sattı.

    9- Mühendis ne yapabildi? Mühendis çok sayıda ev bina edebildi (yapabildi). Bütün evleri yapabildi mi? Hayır, onlardan büyük sayıda yaptı. Gerçekten çok ev yaptı.

  • Fiil-i Vücubi – Gereklilik Fiili Arapça Dersleri

     

    FİİL-İ VÜCUBİ

    (GEREKLİLİK FİİLİ)

    Türkçe’deki yaz-malı fiilindeki ..meli, ..malı takısı yerine Arapça’da kendine ait harf-i ceriyle birlikte aşağıdaki fiillerden biri getirilir.

    يَجِبُ عَلَى

    يَنْبَغِي لَـ..

     

    …meli, ..malı, gerekir

    uygun olur, yakışır

     

    يَجِبُ عَلَيْهِ أَنْ يَكْتُبَ

    yazması gerekir (yazmalı)

    يَنْبَغِي لَهُ أَنْ يَكْتُبَ

    yazması uygun olur (yazmalı)
           

    Bunlardan en fazla kullanılanı (يَجِبُ عَلَى) fiilidir.

    Fiile takılan يَجِبُ عَلَى ve يَنْبَغِي لَـ.. fiilleri daima müfred gâib halinde kalırlar. Şahıslara göre çekimi harf-i cerden sonra gelen zamirlerle ayarlanır.  Asıl fiilden önce أَنْ  getirilir.


      
             Çekim Tabloları
       

    Cemi

    Tesniye

    Müfred

     

    يَجِبُ عَلَيْهِمْ أَنْ يَكْتُبُوا

    يَجِبُ عَلَيْهِماَ أَنْ يَكْتُبَا

    يَجِبُ عَلَيْهِ أنْ يَكْتُبَ

    Gâib

    (Onlar) yazmalı

    (yazmaları gerekir)

    (O İkisi) yazmalı                  (yazmaları gerekir)

    (O) yazmalı

    (yazması gerekir)

     

    يَجِبُ عَلَيْهِنَّ أَنْ يَكْتُبْنَ

    يَجِبُ عَلَيْهِمَا أنْ تَكْتُباَ

    يَجِبُ عَلَيْهاَ أَنْ تَكْتُبَ

    Gâibe
               

     

    يَجِبُ عَلَيْكُمْ أَنْ تَكْتُبوُا

    يَجِبُ عَلَيْكُمَا أَنْ تَكْتُبَا

    يَجِبُ عَلَيْكَ أَنْ تَكْتُبَ

    Muhatap

    (Siz)yazmalısınız (yazmanız gerekir)

    (İkiniz) yazmalısınız

    (yazmanız gerekir)

    (Sen)yazmalısın (yazman gerekir)

     

    يَجِبُ عَلَيْكُنَّ أَنْ تَكْتُبْنَ

    يَجِبُ عَلَيْكُمَا أَنْ تَكْتُبَا

    يَجِبُ عَلَيْكِ أَنْ تَكْتُبِي

    Muhâtaba

     

    يَجِبُ عَلَيْنَا أَنْ نَكْتُبَ

    يَجِبُ عَلَيْنَا أَنْ نَكْتُبَ

    يَجِبُ عَلَيَّ أَنْ أَكْتُبَ

    Mütekellim

    (Biz)yazmalıyız (yazmamız gerekir)

    (İkimiz) yazmalıyız

    (yazmamız gerekir)

    (Ben) yazmalıyım

    (yazmam gerekir)

     

     

    Cemi

    Tesniye

    Müfred

     

    يَنْبَغِي لَهُمْ أَن يَكْتُبُوا

    يَنْبَغِي لَهُمَا أنْ يَكْتُبَا

    يَنْبَغِي لَهُ أَنْ يَكْتُبَ

    Gâib

    (Onların)

    yazması uygun olur

    (O ikisinin)

    yazması uygun olur

    (Onun)yazması uygun olur (yazmalı)

     

    يَنْبَغِي لَهُنَّ أَنْ يَكْتُبْنَ

    يَنْبَغِي لَهُمَا أنْ تَكْتُبَا

    يَنْبَغِي لَهاَ أَنْ تَكْتُبَ

    Gâibe

     

     

    يَنْبَغِي لَكُمْ أَنْ تَكْتُبُوا

    يَنْبَغِي لَكُماَ أَنْ تَكْتُبا

    يَنْبَغِي لَكَ أَنْ تَكْتُبَ

    Muhatap

    (Sizlerin)

    yazmanız uygun olur

    (İkinizin)

     yazması uygun olur

    (Senin)

    yazman uygun olur

     

    يَنْبَغِي لَكُنَّ أَنْ تَكْتُبْنَ

    يَنْبَغِي لَكُماَ أَنْ تَكْتُباَ

    يَنْبَغِي لَكِ أنْ تَكْتُبِي

    Muhâtaba

     

    يَنْبَغِي لَنَا أَنْ نَكْتُبَ

    يَنْبَغِي لَنَا أَنْ نَكْتُبَ

    يَنْبَغِي لِي أَنْ أَكْتُبَ

    Mütekellim

    (Bizlerin)

    yazmamız uygun olur

    (İkimizin)

    yazması uygun olur

    (Benim)

    yazmam uygun olur

     

    Olumsuz Şekli:

    يَجِبُ عَلَيْهِ أَنْ لاَ يَكْتُبَ

    يَنْبَغِي لَهُ أَنْ لاَ يَكْتُبَ

    yazmaması gerekir, yazmamalı

    yazmaması uygun olur, yazmamalı

    لا يَجِبُ عَلَيْهِ أَنْ يَكْتُبَ

    لاَ يَنْبَغِي لَهُ أَنْ يَكْتُبَ

    yazması gerekmez

    yazması uygun olmaz

    *Fiilin başına çekime göre değişmeyen  كاَنَgetirilebilir.     ..idi manasını verir:

    كَانَ يَجِبُ عَلَيْهِ أَنْ يَكْتُبَ

    yazması gerekirdi, yazmalıydı

    كَانَ يَجِبُ عَلَيْهِمْ أَنْ يَكْتُبوُا

    yazmaları gerekirdi, yazmalıydılar

    Olumsuz Şekli:

    مَا كَانَ يَجِبُ عَلَيْهِ أَنْ يَكْتُبَ

    مَا كَانَ يَجِبُ عَلَيْهاَ أَنْ تَكْتُبَ

    yazması gerekmezdi, yazmamalıydı

    Ayet Örnekleri:

    وَمَا يَنْبَغِي لِلرَّحْمَنِ أَنْ يَتَّخِذَ وَلَدًا.

    (Halbuki) çocuk edinmek Rahmân’ın şanına yakışmaz. (Meryem, 92)

    قَالُوا سُبْحَانَكَ مَا كَانَ يَنْبَغِي لَنَا أَنْ نَتَّخِذَ مِنْ دُونِكَ مِنْ أَوْلِيَاءَ …

    Onlar: “Seni tenzih ederiz. Seni bırakıp da başka dostlar edinmek bize yaraşmaz..” dediler… (Furkân, 18)

    لاَ الشَّمْسُ يَنْبَغِي لَهَا أَنْ تُدْرِكَ الْقَمَرَ وَلاَ اللَّيْلُ سَابِقُ النَّهَارِ وَكُلٌّ فِي فَلَكٍ يَسْبَحُونَ.

    Ne güneş aya yetişebilir, ne de gece gündüzü geçebilir. Her biri bir yörüngede yüzerler. (Yâsîn, 40)

    F   يَجِبُfiiliini kullanırken “gerekir” diye tercüme etmek daha doğru olur.

    يَجِبُ ve يَنْبَغِي  fiilleri olmadan da harf-i cerle devam eden geri kalanı aynı manayı ifade eder.

    عَلَيْهِ أَنْ يَكْتُبَ

    yazmalı, yazması gerekir

    لَهُ أَنْ يَكْتُبَ

    yazmalı, yazması uygun olur

    عَلَيَّ أَنْ أَكْتُبَ

    yazmalıyım

    لِي أَنْ أكْتُبَ

    yazmam uygun olur

     

     

    Olumsuz Şekli:

    عَلَيَّ أَنْ لاَ أَكْتُبَ

    yazmamalıyım

    لِي أَنْ لاَ أَكْتُبَ

    yazmam uygun olmaz

    Cümle Örnekleri:

    1- يَجِبُ أَنْ يَكُونَ الْمُسْلِمُ صاَدِقاً وَ أَمِيناً داَئِماً.

    2- يَجِبُ عَلَى كُلِّ مُسْلِمٍ أَنْ يَعْرِفَ دِينَهُ جَيِّداً – يَجِبُ أَنْ تَعْلَمُوا مُنْذُ الْآنَ .

    3- يَجِبُ أَنْ تَعْلَمْنَ مُنْذُ الْآنَ – يَجِبُ أَنْ يَذْهَباَ مُنْذُ الْآنَ.

    4- ماَذاَ يَجِبُ عَلَيْكَ أَنْ تَفْعَلَ الْآنَ لِيَكُونَ مُسْتَقْبَلُكَ عَظِيماً ؟

    5- يَجِبُ عَلَيَّ أَنْ أَدْرُسَ وَ أَنْجَحَ داَئِماً.

    6- مَتَى يَجِبُ الْغُسْلُ ؟ – يَجِبُ أَنْ يَحْتَرِمَ الصَّغِيرُ الْكَبِيرَ .

    7- يَجِبُ عَلَى الْأَوْلاَدِ طاَعَةُ[1] الْواَلِدَيْنِ.

    8- أُمِّي مَريِضَةٌ وَ يَجِبُ اَنْ أُساَعِدَهاَ – يَجِبُ أَنْ أُقاَبِلَهاَ.

    9- يَجِبُ أَنْ أَسْأَلَهُمْ – يَجِبُ أَنْ أَسْتَقْبِلَهُمْ[2] .

    Tercüme:

    1- Müslümanın daima sadık ve güvenilir olması gerekir.

    2- Her müslümanın dinini iyi bilmesi gerekir. Şu andan itibaren bilmeniz gerekir.

    3- Şu andan itibaren bilmeniz gerekir (müe.). Şu andan itibaren ikisinin gitmeleri gerekir.

    4- Geleceğinin büyük olması için şimdi ne yapman gerekir?

    5- Daima okumam ve başarmam gerekir.

    6- Gusul ne zaman vacib olur (gerekir)? Küçüğün büyüğe hürmet etmesi gerekir.

    7- Çocukların ana-babaya itaat etmesi gerekir.

    8- Annem hastadır ve ona yardım etmem gerekir. Onunla buluşmam gerek.

    9- Onlara sormam gerek. Onları karşılamam gerekir.

  • İbn – Ebi – Bint Arapça Şahıs İsimleri İfadeler

     

    ARAPÇA’DA ŞAHIS İSİMLERİ

    Örnek:   مُحَمَّدُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ

    1) Misâlde görüldüğü gibi Arapça’da isimler şu şekildedir:

    Şahsın adı + بِنْ (bayansa بِنْت) + baba adı

    Bu durumda;

    a-Şahıs ismi mu’rab ise sonundan tenvin kaldırılır (مُحَمَّدُ  gibi ),

    b-ابْن kelimesinin elifi düşürülür (بْن)

    c-(بْن) kelimesinin son harfi de şahıs adının harekesini alır. Baba adı muzâfun ileyh olarak mecrûr durumda olur:

    عَلِىُّ بْنُ أَبِي طاَلِبٍ  (Ebû Tâlib oğlu Ali)

    Not: Görüldüğü gibi unutulmaması gereken nokta; (بْنُ) kelimesinin son harekesidir. Kısaca; (بْنُ) kelimesi kendinden öncekine sıfat, kendinden sonrakine muzâf olur.

    *Bazan baba adları 4. ve 5. kuşak babaya kadar gider:

     جَعْفَرُ بْنُ مُحَمَّدِ بْنِ عَلِىِّ بْنِ حَسَنِ بْنِ عَلِىٍّCa’fer b. Muhammed b. Ali b. Hasan b. Ali (yani, Ali oğlu Hasan oğlu Ali oğlu Muhammed oğlu Cafer)

    *Kadınlar için baba adları بِنْت veya ابْنَة ile verilir:

    فاَطِمَةُ بِنْتُ (ابْنَةُ) مُحَمَّدٍ  (Muhammed kızı Fatıma)

    2) İsim ve baba adına künye de ilave edilebilir. Künye genellikle erkek için (أَبُو), kadın için (أُمُّ) kelimesini takiben şahsın en büyük oğlunun adıyla birlikte yapılır:

    أَبُو مُحَمَّدٍ

    Ebû Muhammed (Muhammed’in babası)

    أُمُّ مُحَمَّدٍ

    Ümmü Muhammed (Muhammed’in annesi)

    Künyeler genellikle şahsın adından evvel konur:

    أَبُو الْحَسَنِ عَلِىِّ بْنِ أَبِي طاَلِبٍ

    Ebu’l-Hasan Ali b. Tâlib

    (Ebû Tâlib oğlu, (ve) Hasan’ın babası Ali)

    3) Bir isim, baba adı ve künye ifadesine, bir lakab da ilave edilebilir. Lakab bazen bir mesleği de gösterir.

    أَبُو بَكْرٍ الصِّدِّيقُ

    Ebû Bekir-Sıddîk (doğru sözlü)

    أَبُو الْمُغِيثِ الْحُسَيْنُ بْنُ مَنْصُورِ الْحَلاَّجُ

    Ebu’l-Mugîs- el-Hüseyn b. Mansûr- el-Hallâc (pamuk işleyen)

     
         

     

    Lakablar bazen “Ebû” ile yapılan isimler olabilir:

    أَبُو هُرَيْرَةَ

    Ebû Hüreyre (Küçük kedi babası)

    أَبُو الْفَرَجِ

    Ebu’l-Ferec (Neş’e babası)

    *İsmin son kısmı “-يّ” ekiyle bir kimsenin kavmini veya doğum yerini belirtir.

    أَبُو بَكْرٍ الزُّبَيْرُ بْنُ بَكاَّرٍ الْقُرَشِيُّ

    Ebû Bekr – ez-Zübeyr b. Bekkâr – el-Kuraşî (Kureyş kabilesinden)

    أَبُو جَعْفَرٍ مُحَمَّدُ بْنُ جَرِيرِ بْنِ يَزِيدٍ الطَّبَرِيُّ

    Ebû Ca’fer – Muhammed b. Cerîr b. Yezîd – et-Taberî (Taberistanlı)

     Örneklerde görüldüğü gibi, bu şekilde yapılan nisbet, ya şahsın ismine bağlanarak yapılır ve ismin harekesini alır veya şahsın babasının veya dedesinin ismine bağlanır ve tamlanan (muzâf ileyh) harekesi alır.

    *Bir şahıs yukarıda bahsedilen isimlerinin birisi veya birkaçıyla tanınabilir.

    أَبُو الْفَرَجِ مُحَمَّدُ بْنُ أَبِي يَعْقُوبِ بْنِ اسْحاَقَ النَّدِيمِ الْوَراَّقُ البَغْداَدِيُّ

    Ebu’l-Ferec – Muhammed b. Ebî Ya’kûb b. İshâk en-Nedîm – el-Varrâk (Kağıtçı) – el-Bağdâdî

    Şahsın Adı: Muhammed, Baba Adı: Ebû Ya’kûb, Dede Adı: İshâk, Lakab: Ebu’l-Ferec[5]